tebrizi
Aktif Üye
 
Offline
Mesaj Sayısı: 376
Onlar,boş söz (ve iş)lerden yüz çevirirler..(23/3)
|
 |
« : 07 Nisan 2010, 18:36:25 » |
|
Sabah namazının ardından yanına girdiğimde,onu yine uykusuz ve sabahın o kör aydınlığına alışmaya çalışırken buldum.""nerelerdeydin" diye sordu,sıkıntılı bir sesle..
Mahcubiyetimi gizleyebilmek için eğdim başımı, "uyuyakalmışım efendim"
"bütün gece mi?"
"maalesef hünkarım"
"o halde rüyanı anlat bana"
Şaşırdım ve zihnimi süratle yokladım, "herhangi bir rüya gördüğümü hatırlamıyorum efendimiz."
Bu defa o da şaşırmış göründü, " olacak iş mi yani; bir insan bütün gece uyusun da hiç rüya görmesin,olur mu hiç? İyi düşün hele bir şeyler görmüş olman gerekir.!"
"vallahi hiç hatırlamıyorum efendim"
"tuhaf" ............diyerek konuyu kapattı.Selim Han ve Kapıcıbaşı Hasan efendinin yanına varıp Veliaht şehzade Süleyman Han'ın emanet ettiği raporları alıp gelmemi istedi.
İkinci avludaki hanesine gittiğimde Hasan Efendi,rahlesinin üzerinde yığılı kağıtlarla boğuşuyordu......Hasan efendi'nin kanlı gözlerinin altında beliren mor halkalar dikkatimi çekti o an.....Raporları kadife bir kuşakla bağlamış uzatırken,ellerinin titrediğini farkettim, "hayırdır Hasan Efendi,bir hal vardır sende..? "
"seher vakti öyle bir rüya gördüm ki Hasan Can,mümkün olan ilk fırsatta sana anlatmak dilerim.."
"aman" dedim "rüya mı gördün? o halde düş peşime"
Şaşırdı, "yahu Hasan Can,ne dersin böyle?"
"Sultanım bu sabah bana rüya görüp görmediğimi sormuştu.Görmediğimi söyleyince,bütün geceyi uyuyarak geçirdiğimi bildiği için bu işe çok taaccüp etti.Şimdi bir başka Hasan gece onu sarsan bir rüya gördüğünü söylüyor.Var bu işte bir hikmet Hasan Ağa." ....
Selim Han bizi görünce halimizde bir başkalık olduğunu derhal anladı." hayırdır Hasan Can,sadece raporları getirecektin,Hasan Efendinin kendisini değil."
"sultanım,sorduğunuz rüyayı ben değil bu hasan görmüş.."
Selim Han yüzünde genişleyen tebessümüyle, "İyi ya,anlat Efendi,durma hele!"
"Hünkarım,gece Kur'an-ı Kerim okurken bir ara içim geçmiş.Kendimi bir anda seferde,otağ-ı hümayunun önünde nöbet tutarken buldum.Karanlık bir geceydi....Birden elleri nefti sancaklı dört atlı peyda oldu ayın kızıl ışıkları altında.Süratle üzerime doğru geldiler.Yaklaştıklarında yollarına çıkarak "kimsiniz?" diye sormaya niyetlenmiştim ki,o simsiyah,asil ve görkemli atların toynaklarının yere basmadığını görünce soluğum kesildi.Ancak beni asıl ürperten süvarilerin heybetli görünümleriydi..Fakat yine de tavırlarında ve ışıklı güzel yüzlerinde,onlara son derece sıcak bir hava veren deruni bir taraf seziliyordu...Esrarengiz ziyaretçiler Hünkarımı sordular.Çadırdan sızan ışığı işaret ederek, " şu an müsait değil "dedim ..En öndeki süvari "pekala " dedi."rahatsız etmeyesin,sabahleyin geldiğimizi söyle yeter,biz Server-i Kainat'ın ashabındanız.Efendimiz,Selim Han'a selam söyledi ve buyurdu ki,Harameyn'in hizmeti kendisine verildi!" Bunları söyledikten sonra geldikleri gibi uzaklaştılar.Ufukta kaybolurken sancakları geride ışıklı izler bırakıyordu.Tam bu muhterem zatlar kimdir ki diye düşünmeye başlamışken, bir ses, "nasıl tanımazsın,Öndeki Hz. Ebu Bekir di,yanındakiler ise yakın dostları ,Ömer,Osman ve Ali (ra) idiler."
Yavuz Selim Han bunları başı önünde dinledikten sonra,bana dönüp en az Hasan ağa kadar titreyen bir sesle: "Bilir misin Hasan Can,biz emir olunmadıkça kıpırdamayız.İşte beklediğimiz haber gelmiştir.Baharla birlikte yola çıkabiliriz."
Yavuz
|