Ummanın İncileri
 

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
10 Åžubat 2012, 08:27:16
12196 Mesaj 2632 Konu Gönderen: 1918 Üye
Son üye: isimbayz
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Önemli Åžahsiyetler  |  Yazılar  |  Ummanın İncileri 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1]
Gönderen Konu: Ummanın İncileri  (Okunma Sayısı 1049 defa)
_selma_
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1272



« : 26 Ocak 2010, 01:09:13 »

UMMANIN İNCİLERİ

Kara tren son duraÄŸa yaklaÅŸmıştı. GeldiÄŸini büyük bir gürültüyle haber verdi. Tiz tren çığlığı çok kiÅŸiyi birden uykusundan uyandırmıştı. BaÅŸarılı yirmi öğrencinin yan yana kaldığı kompartımanda hareketlenmeler baÅŸladı. BaÅŸlarındaki hocaları talebelerini sorunsuzca gitmek istedikleri yere ulaÅŸtırmak istiyordu. Yol boyunca sureler, dualar, güzel hatıralar onlara eÅŸlik etmiÅŸti. İhlâsın ve gayretin kiÅŸiliklerini süslediÄŸi bu masum, tertemiz gençler güzel bir karne hediyesi kazanmışlardı. Konya’dan baÅŸlayan yolculuk,  HaydarpaÅŸa’dan devam ediyordu.

Çamlıca’da sıcak bir çorba molası verecekler ve oradan Fatih`e geçeceklerdi. Sabahın erken saatinde iki tane araba, garın bahçesinde çoktan hazırlanmıştı. Herkes yabancıydı fakat sevgi dolu bakışlar insana bir çırpıda yılların dostluğunu aşılayabilirdi. Zamanla değişen, başkalaşan karmaşık bir şehirde sıcak bir tebessüm insanı güvende hissettiriyordu. Yavuz Bey Henüz öğrenci olan misafirleri evinde ağırlamak istemişti. Üst üstte binen on beşli yaşlardaki çocuklar neşelenmek için yeni bir bahane bulmuşlardı. Arabaya doluşup kahvaltı yapmaya gitmişlerdi. Her fırsatta gülecek bir şey buluyorlardı. Hepsinin saç kesiminden, ifadelerine, edepli çocuklar oldukları belliydi. Onlar bu durumu daha da ziyadeleştirmek istiyorlardı. Yedikleri her lokma sofraları bereketlendirdi. Börekler, kızartılmış ekmekler gençleri çok sevindirmişti. Uzun yolculuk sonunda herkes acıkmıştı.

Avukat bey evini açmaktan, yüzleri nurlu günahsızları ağırlamaktan dolayı memnundu. Şimdi sıra emanetleri asıl ziyaret noktasına iletmeye gelmişti. Çocukları karşıya vapurla geçirmek istediler. Martılar ellerindeki simitleri kaptıkça yolculuk zevklendi. Gençler, kuşların gümüş kanatlarından İstanbul’un aksini gördükçe, güzellik ruhlarında derin bir iz bıraktı. Sözleştikleri buluşmanın heyecanını, lacivert denizin dalgalarına gömmeye çalıştılar. Köpüren dalgalarla sevinçli gerilimleri arttı. Kendilerine doğru yaklaşan tarihi yarımadanın efsunu gözlerini büyüledi. Sinan’ın imzaladığı bir şehir karşılarında duruyordu. İslam’ın güzel mührü göğüslerini kabarttı. Eminönü’nden Fatih`e kadar başlarında bulunan ağabeyler, -hocalar- ziyaretin adabından ve sevabından bahsettiler.

Âlimlere hürmetin ayrıcalığından, benliklerine yapacağı katkıdan söz ettiler. Sıcak hava üzerlerine tutkal gibi yapıştı. Yollar bittikçe dingin ve talihli bir sokağa girdiler. Ihlamur çiçeklerinin tütsülediği, söğüt dallarının sessizce hışırdadığı, tüm seslerin Hakkı ve zikri çağrıştırdığı bir sokak. Algılarına bu kadar etki eden ve yürüdükleri caddeyi bu kadar anlamlı kılan hissiyatları bambaşkaydı. Sıradan ve ilgisiz gözüken her şey için şaşırabilirlerdi. Birazdan ummanından inciler saçan bir hazineyle karşılaşacaklardı. O denizin hikmetlerinde maharetle yüzmeyi öğreneceklerdi. Gönüller sultanı bir kutbun dizinin dibinde buluşmak üzere sözleşmişlerdi. Ucu Peygamberimize (sav) uzanan bir feyiz kaynağı.
               
Yüzünde nurun, cennetleri anımsattığı, gülünce dişlerinin sin gibi parladığı bir mübarek kimse. Mehmet Zahit Kotku. Onunla göz göze bakacaklardı. Diz dize Allah’ın büyüklüğünü tezekkür edeceklerdi. Ne ağır kimliklerin diz çöktüğü mekânda şimdi yirmi kişilik mütevazı bir rezervasyona, sözleşmeye sıra gelmişti. Mübarek insan, bambaşka parlıyordu gözlerinde. Yürüyüşü, onlara doğru ilerleyişi, selamı, tebessümü, tevazusu, kürsüye varışı, vakarı daha ders başlamadan hepsini etkisi altına almıştı.

Yorgunluk hissini Allah’ın yardımıyla gizleyerek tüm içtenliğiyle karşıladı konuklarını. Anadolu’nun değişik yerlerinden gelen bu talebeler belki de oraya gelen en kıymetli misafirlerdi. Böyle düşündüren tavırlarıyla Hoca Efendi, nasihatlerine başladı. Memnuniyetini defalarca tekrarlarken bir daha hiç akıllarından çıkmayacak güzel bir sohbet gerçekleştirdiler.

Kendilerine söz hakkı verilen talebeler dua isteğinden başka bir şey söyleyemediler. Ömürlerine yön verecek olan bu tarihi buluşma kendi doğallığında ilerlerken Hoca Efendi’nin önüne dilimlenmiş kocaman bir karpuz tepsisi konuldu. Kahvaltıda yenilenlerin harareti üzerine en çok da soğuk bir karpuz yakışırdı. Çocukların, yaz mevsiminin de etkisiyle içleri yanmaktaydı. Kabuklarındaki buğudan soğuk, buz gibi bir karpuz olduğu anlaşılıyordu. İçlerinde en zayıf olan Melih tarifsiz bir sevinç yaşamıştı. Tam da ihtiyacı olan şey işte bu serinlikti. Aklından en büyük dilimi afiyetle yemeyi geçirdi. Arka sıralara dağıtılana kadar sabredeceğinden emin değildi. Mecburen bekleyecekti. Çok özel ve daha fazla dikkat gerektiren bir ortamdaydı. Bunları zihninden uzaklaştırmaya çalışırken Hoca efendiyle göz göze geldiler.

Sesindeki şavk yıllar geçse de kulağında kalacaktı. Gözlerinden iliklerine, atar ve toplardamarlarına temas eden bir tonda Evladım! Dedi. —Sen biraz çelimsiz geldin benim gözüme, içimizde en ufak sen olmalısın, gel şu en büyük dilimi sen ye.
Deyiverdi. Melih ömründe hiç bu kadar şaşırmamıştı. Ne sevineceğini ne utanacağını bilememişti. Yüzü, karpuzun kırmızısı ile yarışmıştı. Herkesin en doğal haliyle algıladığı bu latifeyle genç Melih sarsılmıştı.

Oysa hocası büyük kişilerin yanında gönlünüze mukayyet olunuz diye az evvel uyarmıştı. Belki de bu çocuksu ve sevimli hatıra çok sağlam bir bağlılık için vesile olacaktı. Orada olanlardan daha fazla samimiyet göstermesi gereken bir hayat yaşayacaktı. Ve Hocasının merhameti, himmeti karpuzun serinliğini aracı kılmıştı. Hiç istemedikleri ayrılık saati çattığında, hürmetle sıraya geçtiler. Tek tek musaffaha ederlerken gençlerin ellerine Hoca Efendinin sıcaklığı siniverdi. Ve diş kirası niyetine usulca bırakılan cep harçlıkları avuçlarında bereketli birer hediye olarak kalmıştı. Dönerken gitmeyi hiç istemeyerek ve çok hisseler kazanarak ayrılmışlardı.

BETÜL ŞATIR
http://myakwa.wordpress.com/yazi-ve-hikayeler/ummanin-incileri/
Logged

Sayfa: [1]
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Önemli Åžahsiyetler  |  Yazılar  |  Ummanın İncileri « önceki sonraki »
    Gitmek istediÄŸiniz yer: