Uhud Savaşı 1 -M.Asım KÖKSAL "İslam Tarihi)
 

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
25 Nisan 2014, 04:46:06
12256 Mesaj 2677 Konu Gönderen: 1923 Üye
Son üye: ukalaulema
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  İslam Tarihi  |  Yazılar  |  Uhud Savaşı 1 -M.Asım KÖKSAL "İslam Tarihi) 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1]
Gönderen Konu: Uhud Savaşı 1 -M.Asım KÖKSAL "İslam Tarihi)  (Okunma Sayısı 4334 defa)
ene_meczub
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1127



« : 25 Haziran 2009, 22:02:35 »

UHUD SAVAŞI

Uhud Savaşının Tarihi


Uhud savaşı; Buhran seferinden dönüldükten sonra,[1], Hicretin 3. yılında,[2] Recep, Şaban ve Ramazan ayları çıktıktan sonra,[3] Şevval ayında.[4] Cumartesi günü yapılmıştır.[5]



Savaşın Mevkii


Uhud; Medine şehrinin şimalinde, Medine'ye uzaklığı 1 mile yakın, kırmızımsı, mübarek bir dağdır.[6]



Uhud Savaşının Sebebi


Kureyş müşriklerinin ileri gelenlerinden Ebu Süfyan'ın Kureyş müşriklerine ait ticaret kervanını Bedir'den kaçırıp Mekke'ye ulaştırdığı, Müslümanlarla çarpışmak üzere Mekke'den gelen müşrik ulu­larından öldürülenler Bedir kuyusuna atıldıkları, kaçıp kurtulanlar da Mekke'ye döndükleri zaman,[7] Kureyş müşriklerinden:

1- Abdullah b. Ebu Rebia,

2- İkrime b. Ebu Cehil,

3- Safvan b. Ümeyye,[8]

4- Esved b. Muttalib,

5- Cübeyr b. Mut'im,

6- Haris b. Hişam,

7- Huvaytıb b. Abduluzzâ,

8- Huceyr b. Ebu İhab[9]

ve Kureyşlilerden babaları, oğulları ve kardeşleri Bedir'de öldürülmüş bulunan daha birtakım kişiler, Ebu Süfyan'ın yanına vardılar.

Kureyşlilerin ticaret kervanına aitolup[10] Dârü'n-Nedve'de tutulmakta olan[11] ticaret malları hakkın­da, Ebu Süfyan'la konuştular:

"Ey Ebu Süfyan! Senin Şam'dan getirip Dârü'n-N edve'de tuttuğun şu ticaret kervanındaki mallar, iyi bilirsin ki, Mekkelilerin, Kureyşlilerin ticaret kervanına aittir.

Onlar bu ticaret mallanyla Muhammed'e karşı büyük bir ordunun hazırlanmasını candan, gönülden arzu etmektedirler.

Babalarımızdan, oğullarımızdan, kabilelerimizden nice kimselerin öldürülmüş olduklarını görmüş bulunuyorsun" dediler.

Ebu Süfyan, onlara:

"Kureyşliler bu fedakârlığı göze alıyorlar mı? Buna gönüllü ve istekliler mi?" diye sordu.

"Evet!" dediler.[12]

Bunun üzerine, Ebu Süfyan:

"Zaten ben bunu özleyenlerin ve kabul edecek olanların ilkiyim!

Abdi Menaf oğulları da benimle birliktedir. [13]

Vallahi, asıl mahvolan ve öcü alınacak olan, benim: Oğlum Hanzale ve kabilemin en şerefli kişileri Bedir'de öldürüldü!" dedi.[14]

Yukarıda adları anılan Kureyş müşrikleri ticaret kervanında malları bulunan Kureyşlilerle de konuş­tular ve:

"Ey Kureyş topluluğu! Muhammed sizi büyük bir musibete uğratmış, sizin en hayırlılarınızı öldürmüş bulunmaktadır! Öyle ise, ona karşı yapılacak savaşta bu mal ile bize yardım ediniz. Umulur ki, bizden öldürdüğü kimselerin intikamını, ondan böylece alırız!" dediler.

Kureyşliler de, istenilen yardımı yaptılar.[15]

Ticaret malları 1000 deve yükü ve 50.000 dinar (altın) sermayeli idi.[16]

Ticaret malları altın karşılığında satılıp, bir altına bir altın kazanç sağlandı.

Peygamberimiz Aleyhisselamla yapılacak savaşa sadece kazancın bağışlandığı bildirildiği gibi, kazançla birlikte sermayenin de bağışlandığı da bildirilmektedir. [17]

Bazı ilim adamlarına göre bu sebeple nazil olan âyette,[18] şöyle buyurulmaktadır:

"Şüphe yok ki, Allah yolundan alıkoymak için mallarını sarfedenler, onu yine de sarfedecekler. Sonra, bu, onlara yürek acısı olacak! Nihayet, mağlup olacaklar. Küfürlerinde ısrar edenler, toplanıp Cehenneme sevk edilecek, sürüleceklerdir"![19]


Kureyş Müşriklerinin Peygamberimiz Aleyhisselamla Çarpışma Hazırlığına Girişmeleri


Ebû Süfyan'ın önderliğindeki Kureyş müşrikleri, Peygamberimiz Aleyhisselamla yapacakları savaşla ilgili malî gücü ticaret kervanından sağlayınca, Kinanelerden ve Tihame halkından da askerî destek sağlamak üzere harekete geçtiler.[20]

Amr b. Âs ile Hübeyre b. Ebi Vehb'i, Abdullah b. Zibârâyı ve Ebu Azze'yi, çevredeki Arapları yardı­ma çağırmaları için görevlendirdiler.[21]

Müsafi1 b. Abdi Menaf da, Benî Malik b. Kinanelere gidip, söylediği şiirlerle onları Peygamberimiz Aleyhisselamla savaşmaya davet ve teşvik etti.[22]

Ebu Azze, "Muhammed'in bana Bedir günü iyiliği var. Kendisine karşı hiçbir zaman düşmanlık yap­mamaya yeminliyim" diyerek, bir müddet kaçınıp, propaganda gezisine çıkmaya yanaşmadı.[23]

Ebu Azze Bedir'de alınan esirler arasında iken, Peygamberimiz Aleyhisselama:

"Benim fakir, çoluklu çocuklu, muhtaç olduğumu iyi bilirsin! Lütfet de, benden kurtulmalık akçesi isteme. Beni serbest bırak" diyerek yalvarmış, Peygamberimiz Aleyhisselam da onu kurtulmalık akçesi alınmaksızın serbest bırakmıştı.

Safvan b. Ümeyye, ona:

"Ey Ebu Azze! Sen şair bir adamsın! Bizimle birlikte propagandaya çık. Bize dilinle yardımcı ol" dedi.

Ebu toe:

"Muhammed'in bana iyiliği var. Ben onun karşısında görünmek istemem" dedi.

Safvan b. Ümeyye:

"Peki! Dilinle yardım etme. Fakat, yanımızda bulun, bize şahsınla, görüntünle yardımcı ol!

Eğer bu seferden sağ ve salim dönersem, seni zengin etmeyi, ölürsen senin kızlarını kendi kızlarım­la varlıkta ve bollukta aralarında fark gözetmeden geçindirmeyi, Allah boynumun borcu kılsın!" dedi.[24]

Ebu Azze yine yanaşmadı.

Ertesi günü, Safvan b. Ümeyye, Cübeyrb. Mut'im'le birlikte onun yanına vardılar.

Safvan, önceki sözünü tekrarladı.

Ebu Azze yine yanaşmadı.

Cübeyrb. Mut'im de, gerektiğinde kendisini geçindireceğine söz verince, Ebu Azıe dayanamadı ve "Çıkıyorum!" dedi.[25]

Tihameye giderek söylediği şiirlerle Benî Kinaneleri Peygamberimiz Aleyhisselamla savaşmaya davet ve teşvik etti.[26]

Bunların davet ve teşvikleri neticesinde Sakîflerden, Kinanelerve daha başkalarından birçok toplu­luklar Mekke'de toplandı.[27]

Cübeyr b. Mut'im; mızrak atmakta ve attığı yerden vurmakta mahir olan kölesi Vahşi'yi yanına çağırıp, ona:

"Halk ile birlikte savaşa çık! Muhammed'in amcası Hamza'yı, amcam Tuayme b. Adiyy'in yerine öldürürsen, sen azadsın" demişti.[28]

Ebu Süfyan'ın karısı Hind de, Vahşi'ye rastladıkça:

"Ey Ebu Deşme! Şifa ver, şifalan!" der,[29] Hz. Hamza'yı öldürmeye teşvik ederdi.[30]



Ebu Âmir'in Müşriklere Yardım Edişi


Peygamberimiz Aleyhisselam Medine'ye hicret edip geldiği zaman, Dubay'a oğullarından Ebu Âmir Abdi Amr b. Sayfî kıskançlık ve kızgınlığından dolayı ne yapacağını şaşırmış, Peygamberimiz Aleyhisselamdan uzak kalmış olmak için, Evs kabilesinden kendisine uyan elli kişiyle birlikte Mekke'ye çekip gitmiş.[31] müşriklerle işbirliği yapmaktan geri durmamış, onların yanından ayrılmamıştır.[32] Müşriklere:

"Ben, kavmimin [Ensarın] yanına varacak olursam, onlardan iki kişi bile bana aykırı davranmaz.[33]

İşte kavmimden şu yanımda bulunan kişiler söylesinler!" der, yanındaki elli kişi de onun sözünü doğrularlardı.

Bunun için Kureyşliler Ebu Âmir'in Uhud savaşında kendilerine büyük çapta yardımının dokunacağı umuduna düşmüşlerdi.[34]

O da, yanındaki elli kişiyle birlikte Uhud savaşına katıldı.[35]


Savaş İçin Toplananların Sayıları ve Teçhizatları


Savaş için toplanan müşriklerin sayısı üç bin idi ve daha da çoktu. Bunlardan yüzü Sakif kabilesin-dendi.

Atların sayısı ikiyüz idi.

Develerin sayısı üç bin idi.

Askerlerin yediyüzü zırhlı idi.[36]

Yanlarında pek çok silah ve askerî malzeme de mevcuttu.[37]



Kureyş Askerlerinin Yola Çıkışı


Kureyş müşrikleri EbuSüfyan'ın kumandası altıncia,[38] olanca savaş ve savunma güçleri, hiddet ve şiddetleriyle, kendilerine katılan Benî Kinanelerve Tihame halkıyla ve onlara tâbi olanlarla beraber yola çıktılar.

Erkeklerin savaştan kaçmamaları, onlara cesaret vermeleri için, bazı erkeklerde kadınlarını kendi­leriyle birlikte develer üstünde hevdeçler içinde yola çıkardılar.[39]

Nevfel b. Muaviye kadınların orduya katılmalarının sakıncalı olacağını ileri sürmüşse de, kabul edilmeyerek;

1- Ebu Süfyan b. Harb, kansı Hind binti Utbe ile,

2- İkrime b. Ebu Cehil, kansı Ümmü Hakim binti Harisle,

3- Haris b. Hişam b. Mugîre, kansı Fâtıma binti Velid b. Mugîre ile,

4- Salvan b. Ümeyye, karısı Bene binti Mes'ud ile,

5- Amr b. Âs, karısı Reyta[40] binti Münebbih ile,

6- Talha b. Ebi Talha, karısı Sülâfe binti Sa'd ile,

7- Mus'ab b. Umeyr'in annesi Hunas binti Malik, oğlu Ebu Aziz b. Umeyr ile,

8- Amre binti Alkame, yalnız başına,[41]

9- Haris b. Süfyan, kansı Remle binti Tarık'la,

10- Kinane b. Ali b. Rebia, karısı Ümmü Hakim binti Tânk'la,

11- Süfyan b. Uveyf, kansı Kuteyle binti Amr ile,

12-13- Numan ve Cabir kardeşler, anneleri Duğunniye ile,

14- Gurab b. Süfyan, kansı Amre binti Hâris'le[42] daha başkaları da, kanlarıyla birlikte yola çıktı lar.[43] Kureyş ordusuna katılan kadınların sayısı onbeş idi.[44] Kureyş ordusuna katılan bu kadınlar, yanlarına defler de almışlardı.[45]

Onlar Bedir'de öldürülmüş olanları anacak,[46] ağlayacak,[47] erkekleri çarpışmaya kışkırtacaklardı.[48]


Müşriklerin Sancaktarları


Dârü'n-NecVe'de bağlanan üç sancaktan birincisini Süfyan b. Uveyf,

Birisini Ehâbişten bir adam[49]

Birisini de Talha b. Ebi Talha taşımakta idi.[50]



Müşriklerin Tutum ve Davranışlarını Hz. Abbas'ın Peygamberimiz Aleyhisselama Bildirişi   


Peygamberimiz Aleyhisselamın amcası Hz. Abbas; Peygamberimiz Aleyhisselamın emriyle Mekke'de oturmakta, oradaki Müslümanlara kuvvet ve destek olmakta ve Mekke'de olup bitenleri Medine'ye bildirmekte idi.

Medine'ye gelmek istediği zaman, Peygamberimiz Aleyhisselam, ona:

"Sen bulunduğun yerde daha güzel cihad etmektesin. Senin Mekke'de oturman daha hayırlıdır" diye cevap yazdırmıştı.[51]

Hz. Abbas, Kureyş müşriklerinin çarpışmak için hazırlanıp Medine'ye yürüyecekleri sırada, durumu Peygamberimiz Aleyhisselama acele yazarak bildirdi.[52] Hz. Abbas, yazıp mühürlediği ve üç gün içinde Peygamberimiz Aleyhisselama yetiştirilmek şartıyla Gıfâr oğullarından kiraladığı bir adama teslim ettiği yazısında şöyle dedi:

"Kureyşliler senin üzerine yürümek üzere derlenip toplanmışlardır.[53] Üzerine yürüdükleri, geldikleri zaman, yapabildiğini, yapabileceğini yap![54] Hazırlanmakta onlardan öne geç, onlardan önce davran.[55]

Sana doğru yönelmiş bulunuyorlar. Üç bin kişidirler.

İkiyüz atlıları,

Yediyüz zırhlıları,

Üç bin develeri var.

Bütün silahlarını yanlarına almışlardır."

Hz. Abbas'ın gönderdiği adam Peygamberimiz Aleyhisselamı Medine'de bulamayınca, Küba'ya gidip, Küba mescidinin kapısından çıktığı ve merkebinin üzerinde bulunduğu sırada, yazıyı Peygamberimiz Aleyhisselama verdi.

Medineli Ensardan Übeyy b. Ka'b, yazıyı Peygamberimiz Aleyhisselama okudu.

Peygamberimiz Aleyhisselam yazı muhteviyatının gizli tutulmasını, hiç kimseye açıklanmamasını Übeyy b. Ka'b'a hatırlattıktan sonra, Ensardan Sa'd b. Rebi'in evine gitti ve ona:

"Evde yabancı kimse var mı?" diye sordu.

Sa'd b. Rebi': "Hiç kimse yoktur! İstediğini konuşalım" dedi.

Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam ona Hz. Abbas'ın yazısını haber verdi.

Sa'd b. Rebi':

"Yâ Rasûl ali ah! Vallahi, ben bunun hayırlı olacağını umuyorum!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam, bu haberi gizli tutmasını Sa'd b. Rebi'den de istedi ve acele Medine'ye döndü.

Peygamberimiz Aleyhisselam Sa'd b. Rebi'in evinden dışarı çıkınca, Sa'd b. Rebi'in zevcesi Amre içeri girdi ve:

"Resûlullah Aleyhisselam sana ne söyledi?" diye sordu.

Sa'd b. Rebi':

"Bu seni ilgilendirecek birşey değil!" dedi.

Kadın:

"Ben sizin bütün konuştuklarınızı dinledim!" dedi ve işittiklerini anlattı. Sa'd b. Rebi' "İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn" âyetini okuyup:

"Ben senin işini Resûlullah Aleyhisselama söylerim" dedi ve kadını sıkıca tutup köprüde Peygamberimiz Aleyhisselama kavuştu ve:

"Yâ Rasûlallah! Karım sordu. Ben senin bana söylediklerini ona söylemedim. Gizli tuttum. Fakat, o 'Resûlullahın söylediklerini işittim!' diyerek hepsini dile getirdi.

Yâ Rasûlallah! Bu yolda senin sımnı ben açığa vurmuş olduğumu sanıyor ve korkuyorum!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Bırak! Kadın evine gitsin!" buyurdu.[56]

Kureyş müşriklerinin Medine üzerine yürüdüğü haberi halk arasında birden yayılıverdi.

Medineli Yahudilerle münafıklar, korkularından titrediler ve sarsıldılar.[57]

"Muhammed'e, hiç de, istediği, hoşlandığı birşey gelmedi![58]

Mekke'den gelen şu adam, Muhammed'e hiç de iyi bir haber getirmedi!" dediler.[59]



Kureyş Müşrikleri Medine Yolunda


Kureyş müşriki erinin konakladıkları her yerde, kadınlar Bedir'de öldürülmüş olanları anmakta, yan­larındaki deflerle erkekleri çarpışmaya kışkırtmakta idiler. Her konak yerinde develer boğazlanıyor, yenilip içiliyordu.

Müşriklerin ordusu Ebvâ köyüne uğradıkları zaman, Kureyş müşrikleri birbirlerine:

"Siz kadınlarınızı yanınıza alarak çarpışmaya çıkmış bulunuyorsunuz. Biz kadınlarımızın hasım­larımıza esir düşmelerinden korkuyoruz.

Geliniz! Muhammed'in annesinin kabrini açıp kemiğini çıkaralım!

Çünkü kadın, en nazik, en esirgenilen bir varlıktır.

Eğer kadınlarımızdan herhangi birisi Muhammed'in eline esir düşerse, dersiniz ki: 'Bu, senin annenin çürük kemiğidir.'

Eğer dediğiniz gibi o annesi için hayırlı ise, size annesinin kemiği karşılığında kadınlarınızı geri verir.

Sizlerden birinin kadınını esir etmeye muvaffak olamadığı takdirde, annesine hayırlı, yararlı ise, annesinin kemiğini kurtarmak için size pek çok mal öder!" dediler.[60]

Ebu Süfyan'ın karısı Hind de:

"Eğer siz Muhammed'in annesinin kabrini açar, araştırır, onun kemiklerinden birer parça elde ede­cek olursanız, bunlar, sizlerden esir düşecek her insan için birer fidye (kurtulmalık akçesi) olur!" dedi.[61]

Ebu Süfyan, Kureyş müşriklerinin ileri gelenleriyle konuştu.[62]

Onlar:

"Sakın sen bu kapıyı üzerimize açma![63] Bundan hiçbir şey almayın! Eğer biz bunu yapacak olur­sak,[64] Bekir oğulları ,[65] Huzaalarda[66] ölülerimizin kabirlerini açarlar!" dediler.[67]


Evs b. Abdullah'ın, Kureyş Müşriklerinin Medine'ye Doğru Gelmekte Olduklarını Peygamberimiz   
Aleyhisselama Haber Vermek Üzere Kölesi Mes'ud'u Salışı   


Arc mevkiinde oturan Evs b. Abdullah el-Eslemî, Kureyş müşriklerinin Medine'ye doğru gelmekte olduklarını haber vermek üzere, kölesi Mes'ud b. Huneydeyi acele Peygamberimiz Aleyhisselama gön­derdi.[68]



Müşriklerin Uhud'daki Karargâhları


Kureyş müşrikleri, Medine hizasına geldiler. Kanatta Sebha vadisi kenarında, Medine karşısındaki Ayneyn diye anılan tepenin yanına kondular.[69]



Medine'de Bazı Tedbirler Alınışı


Evs ve Hazrec kabileleri liderlerinden Sa'd b. Muaz, Useyd b. Hudayr, Sa'd b. Ubâde ve daha başkaları müşriklerin Medine'ye bir baskın yapmalarından korkarak silahlandılar, Cuma gecesini Mescidde Peygamberimiz Aleyhisselamın kapısı önünde geçirdiler.

Medine'de, o gece sabaha kadar nöbet tutulup beklendi.[70]

Peygamberimiz Aleyhisselam Fadâle'nin oğulları Enesve Mûnis'i ve aynca Hubab b. Münzir'i gözcü olarak saldı, müşrikler hakkında bilgi edindi.[71]



Peygamberimiz Aleyhisselamın Gördüğü Rüyayı Anlatıp Savaş Hakkındaki Görüşünü Açıklayışı


Peygamberimiz Aleyhisselam, Cuma gecesinde bir rüya gördü.[72] Müslümanlara:

"Vallahi ben hayırlı bir rüya görmüş bulunuyorum: Boğazlanmış bir bakar (öküz) gördüm! Kılıcımın ağzında bir kırık, gedik gedilmiş olduğunu gördüm. Ben elimi korunulacak bir zırhın içine soktuğumu da gördüm!" buyurdu.[73]

Başka bir rivayete göre; Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Ben kendimi sağlam bir zırh içinde gördüm.

Kılıcım Zülfikar'ın ağzında bir gedik açıldığını gördüm!

Boğazlanmış bir sığır gördüm!

Arkasından da bir koç gördüm!" buyurdu.[74]

"Yâ Rasûlallah! Bunları nasıl yorumladın?" diye sordular.[75]

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Sağlam zırh giyinmemi, Medine'ye yordum!" buyurdu.[76]

"Bana ait bir öküzün boğazlandığını görmekliğim, ashabımdan bazı kişilerin öldürülmeleridir!

Kılıcımın ağzında bir gedik açıldığını görmekliğim de Ehl-i Beytimden bir zâtın öldürülmesidir" buy urdu.[77]

Peygamberimiz Aleyhisselamın:

"Rüyada kılıcımı yere çarptım, ağzı kırıldı.

Bu, Uhud günü mü'm ini erden bazılarının şehit olacaklarına işarettir!

Kılıcımı tekrar çarptım, eski düzgün haline döndü.

Bu da, Allah'tan bir fetih geleceğine, mü'minlerin toplanacağına işarettir!" buyurduğu da bildirilmektedir.[78]

Peygamberimiz Aleyhisselam, gördüğü rüyadan dolayı, Kureyş müşriki eriyle Medine dışında çarpışmayı uygun görmemekte idi.[79]

"Eğer müşrikleri kondukları yerde kendi hallerine bırakıp Medine'de müdafaada kalmanızı uygun görürseniz, onlar orada kalırlarsa, kötü ve zor bir durumda kalmış olurlar.[80]

Eğer üzerinize yürür, Medine'ye girerlerse onlarla şehir içinde savaşırız.[81] Çünkü sokaklarda çarpışma usulünü biz onlardan daha iyi biliriz.[82] Onlan kalelerin, yüksek köşklerin üzerinden de oka, taşa tutarız!" buyurdu.[83]

Gerçekten de, Medine'nin her köşesi, birbirine bitişik sık evlerle, birer kale gibi idi.[84]



Müslümanların Savaş Hakkındaki Görüşleri


Peygamberimiz Aleyhisselam, Müslümanlardan, müşriklerle savaş hususundaki görüşlerini kendi­sine bildirmelerini istedi.[85]

Bedir savaşına katılma fırsatını kaçırmış olanlardan Uhud'da ve başka savaşlarda Yüce Allah'ın kendilerini şehitlikle şereflendireceği bazı Müslümanlar

"Yâ Rasûlallah! Bizi düşmanlarımızın karşısına çıkar! Bizim onlardan korktuğumuzu ve zayıf olduğumuzu anlamasınlar!" dediler.

Abdullah b. Übeyy b. Selûl ise Peygamberimiz Aleyhisselamın görüşünde idi:

"Yâ Rasûlallah! Medine'de kal! Sakın onlara karşı çıkma!

Çünkü, vallahi, biz ne zaman Medine'den düşmanımıza karşı çıkmışsak, muhakkak musibete ve yenilgiye uğramışızdır.

Bilakis, ne zaman da düşmanımız Medine'ye girip bizimle çarpışmışsa, musibete ve yenilgiye uğramıştır.

O halde, yâ Rasûlallah! Sen onları kendi hallerine bırak!

Eğer üzerimize yürür, şehrimize girerlerse, erkekler onlarla yüzyüze çarpışırlar, kadınlar ve çocuk­lar da damlardan onların üzerlerine taş yağdırırlar.

Eğer Medine'ye saldırmadan dönüp giderlerse, umduklarına eremeden, birşey elde edemeden, geldikleri gibi dönüp geri gitmiş olurlar" dedi.[86]

Müslümanlardan bazıları da:

"Yâ Rasûlallah! Vallahi, onlar (müşrikler), Cahiliye devrinde bile üzerimize yürüyüp girememişlerdir. İslâmiyet devrinde nasıl girebiliri er?1" dediler.[87]

Muhacir ve Ensarın yaşlılarından bazıları ise, Peygamberimiz Aleyhisselamın görüşünde idiler.

Hz. Hamza ile Evs ve Hazrec'den Numan b. Malik, Sa'd b. Ubâde ve daha başkaları da, gençlerin düşmanı Medine dışında karşılama yönündeki görüşlerini benimsediler ve:

"Yâ Rasûlallah! Düşmanımızın karşısına çıkmazsak, onlar, bizim kendileriyle karşılaşmaktan kork­tuğumuzu sanırlar. Bu da, onlara bize karşı cür'et ve cesaret kazandırmış olur. Yüce Allah bizi Bedir günü üçyüz küsur kişilik bir cemaatle onlara muzaffer kıldı. Bugün ise, biz daha çok sayıda kişileriz!" dediler.

Ebu Saîd el-Hudrînin babası Malik b. Sinan da:

"Yâ Rasûlallah! Biz, vallahi, iki iyiliğin arasında bulunuyoruz. Bu iyiliklerden birisi; Allah, bizi onlara galip ve muzaffer kılarsa-ki, böyle olmasını dileriz-bu da Bedir vak'ası gibi birvak'a olur, onlardan kaçıp kurtulanlardan başkası kalmaz.

Yâ Rasûlallah! Bu iki iyilikten birisi de, Yüce Allah'ın bize şehitlik nasip etmesidir.

Vallahi, yâ Rasûlallah! Bence bu ikisinden hangisi olursa olsun, onda hayır vardır" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam sustu, cevap vermedi.

Hz. Hamza da:

"Sana Kitabı indirmiş olan Allah'a andolsun ki, şu kılıcımla Medine dışında Kureyş müşrikleriyle çarpışmadıkça birşey yemeyeceğim!" dedi.

Hz. Hamza o gün oruçlu bulunuyordu.[88]

Numan b. Malik de:

"Yâ Rasûlallah! Ben şehadet ederim ki; rüyada boğazlandığını gördüğün sığırın temsil ettiği ashabından birisi de benim![89] Beni Cennetten mahrum etme!

Kendisinden başka ilah olmayan o Allah'a yemin ederim ki; ben Cennete girsem gerektir!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Ne ile?" diye sordu.

Numan b. Malik:

"Çünkü ben, Allah'tan başka ilah olmadığına ve senin Resûlullah olduğuna şehadet eder, Allah'ı ve Resûlünü severim! Düşmanla karşılaştığım gün de, yüz çevirip kaçmam!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Doğru söyledin!" buyurdu.[90]

İyaz b. Evs[91] ve Sa'd'ın babası Hayseme de, müşriklerle şehir dışında çarpışıp şehit olmayı Peygamberimiz Aleyhisselamdan istedi.

Enes b. Muaz da:

"Yâ Rasûlallah! İki iyiliğin biri ister şehitlik olsun, ister zafer ve ganimet!" dedi.[92]



Müslümanların Israrları Üzerine Peygamberimiz Aleyhisselamın Silahlanışı


Kureyş müşrikleriyle karşılaşıp çarpışmak özlemini taşıyan Müslümanlar, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanından ayrılmıyorlardı. Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam evine girdi, zırhını giyindi.[93]

Hz. Ebubekir ile Hz. Ömer de Peygamberimiz Aleyhisselamla birlikte içeri girip, Peygamberimiz Aleyhisselamın sarığını sarmasına, zırhını giyinmesine yardım ettiler.

Peygamberimiz Aleyhisselam, zırhını, gömleğinin üzerine giyindi. Beline, kayıştan bir kılıç kemeri (palaska) bağladı ve boynuna kılıcını astı.[94] Kalkanını da sırtına yerleştirdi.[95]


Sa'd b. Muaz ile Useyd b. Hudayr'ın Müslümanları Uyarmaları


Sa'd b. Muaz ile Useyd b. Hudayr gelip de halkın saf saf dizilerek dikildiklerini ve Peygamberimiz Aleyhisselamın çıkmasını beklediklerini görünce, onlara:

"Medine'den çıkmak istemediği halde, siz çıkması için Resûlullah Aleyhisselama ısrar edip dur­dunuz!? Halbuki, ona emir gökten iner!

Siz bu işi ona bırakın. Onun emrettiği şeyi işleyin! Siz onun hakkında 'O kendiliğinden birşey söyle­mez1 [Necm: 3] buyurulduğunu görmediniz mi?

Siz onun emrine itaat edin" dediler.[96]

Peygamberimiz Aleyhisselam, zırhını giyinmiş, silahlanmış olarak evinden dışarı çıkınca, Müslümanlar yaptıklarına pişman oldular.[97] Kendi kendilerine:

"Resûlullah Aleyhisselama vahiy gelip dururken, biz ona görüşümüzü bildirmekle ne kötü bir iş yap­tık!" dediler.[98]

"Resûlullah Aleyhisselamın istemediği birşey yaptık. Böyle yapmamız bize yaraşmazdı" dediler ve Peygamberimiz Aleyhisselama da:

"Yâ Rasûlallah! Biz senin istemediğin birşeyi yaptık. Bizim sana karşı böyle davranmamamız gerekirdi. Eğer Medine'de kalmak istiyorsan, Medine'de kal![99] Sen istediğini yap!" dediler.[100]

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Birpeygamberzırhını giyindikten sonra,[101] müşriklerle karşılaşmadıkça,[102] savaşmadıkçal[103] ve Allah onunla düşmanları arasındaki hükmünü vermedikçe,[104] zırhını sırtından çıkarıp yere koyması lâyık olmaz![105]

Ben size ne buyurursam, onu işlemeye bakınız!

Haydi, Allah'ın ismiyle gidiniz![106] Sabır ve sebat ettiğiniz takdirde, Allah'ın yardımı sizinledir!" buyurdu.[107]



Malik b. Amr'ın Cenaze Namazının Kılınışı


Peygamberimiz Aleyhisselam zırhlanmış, silahlanmış olarak evinden dışarı çıktığı zaman, namazgaha bir cenaze konulmuş bulunuyordu.[108]

Bu, Neccar oğullarından Malik b. Amfin cenazesi idi.

Peygamberimiz Aleyhisselam, Cuma namazını kıldırdıktan sonra, cenaze namazını da kıldırdı.[109]



Amr b. Cemuh'un Uhud Seferine Katılışı


Amr b. Cemuh, çok topal ve aksaktı.

Kendisinin yetişmiş, arslan gibi dört oğlu olup, Peygamberimiz Aleyhisselamla birlikte savaşlara katılırlardı.

Peygamberimiz Aleyhisselam Uhud'a çıkacağı sırada Amr b. Cemuh da sefere katılmak istemiş,[110] oğullarına:

"Beni de sefere çıkarın!" demişti.

Oğullan ise:

"Sen cihadla mükellef değilsin![111] Yüce Allah seni mazeretli saydı.[112] Oğulların Peygamber Aleyhisselamla birlikte gidiyorlar işte!" dediler.[113]

Amr b. Cemuh, oğullarına:

"Siz benim Bedir savaşına çıkmama engel oldunuz! Uhud'a çıkmama da engel olmayınız![114] Siz, Bedir günü benim Cennete girmeme engel oldunuz! Vallahi, ben (bugün) sağ kalsam dahi, muhakkak, (birgün şehit olup) Cennete gireceğim!" dedi.[115]

Sonra, hanımına da:

"Bak hele! Cennete gidilirken, ben sizin yanınızda oturup duracağım ha!?" diyerek, hemen kalka­nını aldı ve:

"Ey Allah'ım! Beni aileme geri çevirme!" diyerek dua ettikten sonra, Peygamberimiz Aleyhisselam m yanına geldi:

"Oğullarım beni Medine'de bırakmak istiyorlar, seninle birlikte savaşa çıkmaktan men ediyorlar!

Vallahi, ben şu topallığımla Cennete ayak basmayı arzuluyorum!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"İyi ama, Yüce Allah seni mazur görmüştür. Sana cihad farz değildir" buyurdu.[116]

Amr b. Cemuh:

"Yâ Rasûlallah! Sen benim Allah yolunda ölünceye kadar savaşarak şehit olup Cennette şu topal ayağımla yürümemi uygun görmez misin?" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Evet, uygun görürüm!" buyurdu.[117]

Amr b. Cemuh'un oğullarına da:

"Sizin ona engel olmanız gerekmez.

Umulur ki, Allah onu şehitlikle nasiplendirir!" buyurdu.[118]



Amr b. Cemuh'un Duası


Amr b. Cemuh, kıbleye döndü ve:

"Allah'ım! Bana şehitlik nasip et![119] Mahrum veya me'yus olarak ev halkımın yanına döndürme!" diyerek dua etti.[120]

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Varlığım Kudret Elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki; onu Cennette topallayarak yürür gördüm!" buyurmuştur.[121]



İbn Ümmi Mektum'un Medine'de İmam Vekili Olarak Bırakılışı


Peygamberimiz Aleyhisselam; halka Mescidde namaz kıldırmak üzere, İbn Ümmi Mektium'u yerine vekil bıraktı.[122]



İslâm Ordusunun Mevcudu, Düzeni ve Uhud'a Hareket Edişi


İslâm ordusu, Medine'den Uhud'a hareket ettiği zaman, bin kişilikti.[123]

Peygamberimiz Aleyhisselam; üç mızrak getirtip onlara üç sancak bağladı.[124]

Evsîlerin sancağını Useyd b. Hudayfa verdi.

Hazrecîlerin sancağını Hubab b. Münzir'e veya Sa'd b. Ubâde'ye verdi.

Muhacirlerin sarıcığını da, Hz. Ali'ye veya Mus'ab b. Umeyr'e verdi.[125]

Bundan sonra, Peygamberimiz Aleyhisselam, atına bindi. Yayını omuzuna astı, mızrağını eline aldı.

İslâm askerleri de silahlandılar.[126]

Zırhları olanlar zırhlandılar ki, yüz kişi kadar idiler.[127]

İslâm ordusunda, biri Peygamberimiz Aleyhisselama, diğeri de Ebu Bürde b. Niyar'a ait olmak üzere, iki de at bulunuyordu.[128] Abdullah b. Cübeyr, piyadelerin başına geçirilmişti.[129]

Sa'd b. Muaz ile Sa'd b. Ubâde, zırhlarını giyinmiş olarak önde; diğer Müslümanlar da, Peygamberimiz Aleyhisselamın sağında ve solunda yer almışlardı.

Bedâyi'-Hasâ yoluyla Şeyheyn'e kadar ilerlediler.[130]



Çarpışamayacak Yaşta Olanların Şeyheyn'den Geri Çevrilişi


Peygamberimiz Aleyhisselam; Şeyheyn'de ordusunu gözden geçirdi.[131]

Savaşa katılmaya elverişli yaştaki gençlere izin verdi, elverişli olmayanları geri çevirdi.[132]

Semüre b. Cündüb ile Rafi b. Hadic, geri çevrilenler arasında idiler.

"Yâ Rasûlallah! Râfi1 iyi ok atıcıdır!" denilince, Peygamberimiz Aleyhisselam onun savaşa katıl­masına izin verdi.

"Yâ Rasûlallah! Semüre b. Cündüb, güreşte Râfi'i yıkar!" denildi, onun da savaşa katılmasına izin verdi.[133]

Peygamberimiz Aleyhisselamin geri çevirdiği gençler arasında:

1- Üsâme b. Zeyd b. Harise,

2- Abdullah b. Ömer b.Hattab

3- Zeyd b. Sabit,

4- Berâ1 b.Âzib,

5- Amr b. Hazm,

6- Useyd b.Zuheyr,[134]

7- Zeyd b. Erkam,[135]

8- Arabe b. Evs,

9- Ebu Saîd el-Hudrî,[136]

10- Numan b. Beşiri [137] ve daha bazıları da[138] bulunuyordu.

Peygamberimiz Aleyhisselam, Hendek savaşında, onbeş yaşında bulunmalarına rağmen, bunların savaşa katılmalarına izin vermiştir.[139]

Medine'ye geri çevrilenlerden Ebu Saîd el-Hudrî der ki:

"Uhud günü Peygamber Aleyhisselama arzolunduğum zaman, onüç yaşında idim.

Babam, elimden tutup:

'Yâ Rasûlallah! Bu, bumunun suyu akıyor olsa da, iri kemiklidir. İzin verirsen, benimle gelsin!' dedi.

Peygamber Aleyhisselam, beni tepeden tımağa kadar süzdükten sonra,

'Geri çevir onu!' buyurdu.

Babam da beni Medine'ye geri çevirdi."[140]



Ordudan Geri Çevrilen Gençlerin Medine'de Görevlendirilmeleri


İbn Asâkir'in Urve b. Zübeyr'den nakline göre; yaşları küçük görülüp Medine'ye geri çevirilenler, Medine'de çocukları ve kadınları beklemek ve korumakla görevlendirildiler.[141]



Şeyheyn'de Geceleyiş


İslâm ordusu, geceyi Şeyheyn'de geçirdiler.

Peygamberimiz Aleyhi sselam, orada, Müslümanlara ikindi, akşam ve yatsı namazlarını kıldırdı. Muhammed b. Mesleme'yi elli kişilik bir muhafız birliğinin başına geçirip, onları ordunun çevresinde dönüp dolaşmakla görevlendirdi.

Kureyş müşrikleri de, Peygamberimiz Aleyhisselamın Şeyheyn'e gelip konduğunu görünce, süvar­ilerini topladılar. İkrime b. Ebu Cehil'i süvarilerin başına geçirdiler. Keşif ve devriye kolu olmak üzere görevlendirdiler.

Müşrik süvarileri geceyi durup dinlenmeden geçirdiler. Harre'ye kadar sokuldular, fakat oraya çıka­madılar. Harre mevkiinin sarplığından ve Muhammed b. Mesleme'den korkup geri döndüler.[142]



Peygamberimiz Aleyhisselamın Gece Bekçisi


Peygamberimiz Aleyhisselam Şeyheyn'de yatsı namazını kıldırdığı zaman:

"Bu gece bizi kim bekler?" diye sordu.

Müslümanlar arasından bir zât ayağa kalkıp:

"Ben!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam, ona:

"Sen kimsin?" diye sordu.

O zât:

"Zekvan b. Abdi Kays'ım!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam, ona:

"Sen otur!" buyurdu.

Biraz sonra, Peygamberimiz Aleyhisselam, yine:

"Bu gece bizi kim bekler?" diye sordu.

Yine, Müslümanlar arasından bir zât ayağa kalkıp:

"Ben!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam, ona:

"Sen kimsin?" diye sordu.

O zât:

"Ben Ebu Seb'im!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam, ona:

"Sen otur!" buyurdu.

Peygamberimiz Aleyhisselam, yine:

"Bu gece bizi kim bekler?" diyerek sorusunu tekrarlayınca, Müslümanlar arasından bir zât ayağa kalkarak:

"Ben!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam, ona:

"Sen kimsin?" diye sordu.

O zât:

"Ben İbn Kays'ım!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam, ona:

"Sen otur!" buyurdu.

Aradan bir müddet geçtikten sonra:

"Üçünüz de ayağa kalkınız!" buyurdu.

Yalnız Zekvan b. Abdi Kays kalkınca, Peygamberimiz Aleyhisselam, ona:

"Öteki arkadaşların nerede kaldılar?" diye sordu.

Zekvan b. Abdi Kays:

"Geceleyin her üç soruna da cevap veren bendim!" dedi.

Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Git, sen bizi bekle, koru! Allah da seni korusun!" buyurdu.

Zekvan b. Abdi Kays, hemen zırhını giyindi, kalkanını aldı. O gece nöbet tuttu, bekledi.[143]

Peygamberimiz Aleyhisselamın, Zekvan b. Abdi Kays hakkında:

"Yarın sabahleyin Cennetin yeşilliklerine ayak basacak bir kimseye bakmak isteyen, buna baksın!" buyurduğu da rivayet edilir.[144]



Baş Münafık ile Ona Bağlı Kişilerin İslâm Ordusundan Ayrılıp Geri Dönmeleri


Baş münafık Abdullah b. Übeyy b. Selûl ile kendisine bağlı birtakım kimseler, İslâm ordusuna katılmışlardı.

Abdullah b. Übeyy'e adamları:

"Sen, ona (Peygamber Aleyhisselama) şehir dışında savaşmamak hususundaki görüşünü açık­ladın. Bunun, atalarından gelip geçmiş olanların görüşü olduğunu bildirdin. Onun görüşü de, senin görüşün gibi idi. O, neden ise, bu görüşünden vazgeçip yanında bulunan şu gençlerin görüşlerine uydu!" dediler.[145]

İslâm ordusunun içinde devekuşu gibi boynunu uzata uzata gelen Abdullah b. Übeyy b. Selûl;[146] Peygamberimiz Aleyhisselamın gençlerin sözünü dinlediğini bahane ederek[147] ve:

"Ey insanlar! Biz orada [Uhud'da] kendimizi ne için öldürecekmişiz, bilmiyoruz?!" diyerek, kavmin­den (Hazrecilerden) münafık olan ve kuşku içinde bulunan ve kendisine uyan insanlarla birlikte oradan geri döndü.

Benî Selâmenin kardeşi Abdullah b. Amr b. Haram, onlara:

"Ey kavmim! Ben size Allah'ı, O'ndan korkmanızı hatırlatırım.

Kavminizi ve peygamberinizi düşmanlarıyla karşılaştıkları zaman yardımsız bırakmamanız gerek­tiğini hatırlatın m.[148]

Size Allah'ı, dininizi ve peygamberinizi hatırlatırım.

O peygamberinizi ki, Medine'ye gelip sığındığı zaman, kendinizi, oğullarınızı koruyup savun­duğunuz gibi, onu da koruyacağınız, savunacağınız hakkındaki şartı size hatırlatırım" dedi.[149]

Onlar:

"Biz sizin muhakkak çarpışacağınızı bilsek, size tâbi olurduk, sizi bırakmazdık. Fakat, biz bir çarpış­ma olacağını sanmıyoruz!" diyerek çekip gittikleri zaman, Abdullah b. Amr b. Haram, onlara:

"Ey Allah düşmanları! Allah kahretsin sizi! Allah belanızı versin sizin!

Allah, peygamberini,[150] mü'minleri ,[151] sizin yardımınızdan müstağni kılacaktır!" dedi.[152]

Geri dönenler, İslâm ordusunun üçte biri kadardı.[153] Üçyüz civarındaydı.[154]

İslâm ordusunun mevcudu yediyüz kişiye düştü.[155]

Abdullah b. Übeyy b. Selûl, böyle, kendisine uyanlarla birlikte İslâm ordusundan ayrılıp geri döndüğü zaman, İslâm ordusundan iki zümrenin; Haz recilerden Selime oğulları ile Evsîlerden Harise oğullarının elleri yanlarına düştü, onlar da geri dönmeye meylettiler.[156] Abdullah b. Amr b. Haram dönüp geldiği zaman, Peygamberimiz Aleyhisselam Müslümanların saflarını düzeltmekte idi.[157]



İslâm Ordusundan Ayrılan Münafıklar Hakkında Âyetler İnişi


Münafıkların İslâm ordusundan ayrılıp Medine'ye dönmeleri üzerine nazil olan âyetlerde[158] şöyle buyuruIdu:

"İki ordu karşılaştığı gün size gelen musibetler, Allah'ın emriyle idi. Bu, mü'minleri ayırd etmesi, münafık olanları da açığa vurması içindi. Berikilere: 'Geliniz! Allah yolunda muharebe ediniz! Yahut, hiç olmazsa, düşmanın kendinize ve ailelerinize saldırmalarını önleyiniz!' denildi de, 'Biz muharebe ola­cağını bilseydik, elbette arkanızdan gelirdik!' dediler.

Onlar, o gün, imandan ziyade küfre yakın idiler. Ağızlarıyla, kalblerinde olmayanı söylüyorlardı.

Onlar ne gizlerlerse, Allah çok iyi bilicidir!"[159]



Mü'minlerden Başkasından Fayda Olmadığı


Münafıklar İslâm ordusundan ayrılıp Medine'ye döndükleri zaman, Ensar:

"Yâ Rasulallah! Yahudi müttefiklerimizden yardım istemeyelim mi?" diye sordular.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Bizim onlara ihtiyacımız yok!" buyurdu.[160]



Ebu Hayseme'nin Uhud'a Kadar Kılavuzluk Edişi


Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Bize kılavuz olup, müşriklere uğratmadan, yakın bir yoldan onların yanına kadar götürecek kim var?" diye sordu.

Ebu Hayseme:

"Ben varım yâ Rasûlallah!" dedi ve İslâm ordusunu Benî Hârise'nin arazisi içinden geçirip gözü kör ve kendisi münafık olan Mirba1 b. Kayzî'nin bahçesine uğratmıştı ki, Mirba1, Peygamberimiz Aleyhisselamla Müslümanların seslerini işitince, onların yüzlerine toprak atmak üzere kalktı ve:

"Eğer sen Resûlullah isen, sana benim bahçeme girmeni helâl etmiyorum!" dedi ve eline bir avuç toprak alıp:

"Vallahi ey Muhammedi Bu toprağı, senden başkasına isabet ettirmeyeceğimi bilseydim, muhakkak senin yüzüne atardım!" dedi.

Bunun üzerine ashab onu öldürmeye davranınca, Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Öldürmeyin bunu! Bunun gözleri de kördür, kalbi de kördür!" buyurdu.

Fakat, Sa'd b. Zeyd Peygamberimiz Aleyhisselamın onun öldürülmesini men etmesinden önce davranarak, yayla vurup Mirba'ın başını yaralamış bulunuyordu.[161]



Peygamberimiz Aleyhisselamın Uhud'da Karargâhını Kuruşu


Peygamberimiz Aleyhisselam, Ebu Hayseme'nin kılavuzluğu ile ilerleyip Uhud boğazına, vadinin dağa doğru olan yakasına kondu.

Arkasını Uhud dağına dayadı ve İslâm askerlerine:

"Sizden hiçbir kimse, biz kendisine çarpışmak için emir vermedikçe, çarpışmasın!" buyurdu.[162]



Peygamberimiz Aleyhisselamın Okçulara Direktifi


Peygamberimiz Aleyhisselam, Abdullah b. Cübeyfi elli kişilik okçular birliğinin üzerine kumandan tayin etti ve ona:

"Düşman atlılarını oklara tutup üzerimizden defet!

Durum ister lehimizde, ister aleyhimizde gelişsin, sen yerinde sabit kal ki, düşman atlıları arkamız­dan, senin bulunduğun taraftan bize gelemesinler![163]

Eğer bizim düşmanı yenip ganimet toplamaya koyulduğumuzu görseniz de, sakın bize katıImayın![164]

Eğer bizi kuşlar kapar görseniz de, gelmeniz için ben size haber göndermedikçe, sakın şu yeriniz­den ayrı İmayın[165]

Bizim onları bozguna uğratıp tepelediğimizi[166] görseniz de, ben size haber göndermedikçe, sakın bulunduğunuz yerden ayrılmayın.[167]

Onların bizi[168] yendiklerini,[169] öldürdüklerini görseniz de, yerinizden ayrılıp bize yardım etmeyin!" buyurdu.[170]

Buna göre; okçular İslâm ordusunun arkasından hiç kimsenin gelmesine meydan ve imkân ver­meyecek, gelmek isteyenleri oka tutacaklardı.[171]

Peygamberimiz Aleyhisselam, okçulara gereken emri verdikten sonra:

"Size yöneldikçe, düşman süvarilerini oka tutunuz! Çünkü süvariler atlan oklara doğru gelemezler!

Allah'ım! Onlara bunları tebliğ ettiğime seni şahit tutuyorum!" dedi.[172]



Peygamberimiz Aleyhisselamın İslâm Mücahidlerini Savaş Nizamına Koyuşu


Peygamberimiz Aleyhisselam, ordusunu saf nizamına koydu:

"Beri gel! Geri git!" diyerek safları düzeltti. Omuzlan bir hizaya getirdi. Müslümanlan oklar gibi dizdi.[173]

Ükkâşe b. Mıhsan'ı sağ kanada,

Ebu Seleme b. Abdulesed'i sol kanada,

Ebu Ubeyde b. Cerrah ile Sa'd b. Ebi Vakkas'ı öne,

Mikdad b. Amfi gerideki askerlerin başına,[174]

Hz. Hamza'yı da en öne, zırhsız askerlerin başına geçirdi.[175]

"Müşriklerin sancağını kim taşıyor?" diye sorup; "Abduddaroğulları!" denilince:

"Biz ahde onlardan daha çok bağlıyız! Mus'ab b. Umeyr nerededir?" diye sordu.

Mus'ab b. Umeyr

"Buradayım!" dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Al sancağı!" buyurdu.

Mus'ab b. Umeyr sancağı alıp Peygamberimiz Aleyhisselamın önüne geldi.[176]



İslâm Mücahidlerinin Uhud Savaşındaki Parolaları


Uhud savaşında Müslümanlar arasındaki parolalar: "Emit!=Öldür! Emit=Öldür!" sözleri idi.[177]



İslâm Mücahidlerinden Bazılarının Uhud Savaşındaki Alâmetleri


Çarpışmaya girmeden önce, Hz. Hamza devekuşu kanadından,

Hz. Ali beyaz yünden,

Zübeyr b. Avvam sarı bezden,

Ebu Dücâne kırmızı bezden,

Hubab b. Münzir yeşil bezden... kendilerine alâmet yapmışlardı.[178]



Yahudi Alimlerinden Muhayrık'ın Müslüman Olup Uhud'da Çarpışmaya Gidişi ve Şehit Oluşu


Muhayrık; Sa'lebe b. Fıtyevn oğullarından,[179] Benî Kaynuka veya Benî Nadîr Yahudiler[180] bilgin-lerindendi.[181]

Peygamberimiz Aleyhisselamı Tevrat'taki sıfatlarıyla tanırdı.

İlmen bulduğu şeyi, Uhud savaşına çıkılıncaya kadar, kendi dininin tesiri altında kalarak, açıklaya­madı.[182]

Peygamberimiz Aleyhisselam, Uhud savaşına çıktığı zaman, Yahudilere:

"Ey Yahudi topluluğu! Vallahi, siz Muhammed'in[183] peygamber olduğunu,[184] ona yardımın üzerinize düşen bir hak olarak gerektiğini pekâlâ biliyorsunuz!" dedi.

Yahudiler

"Bugün Cumartesi günüdür, hiçbir şeyle uğraşılmaz!" dediler.

Muhayrık:

"Sizin için Cumartesi diye birşey yoktur!" dedi.

Kılıcını ve harçlığını yanına alıp akrabalarından birisine:

"Eğer bugün öldürülürsem, bütün mallarım Muhammed'indir. O, onlar hakkında, Allah'ın kendisine gösterdiği şekilde, dilediğini yapar!" diyerek vasiyette bulundu. Uhud'da savaşmaya gitti ve şehit oldu.[185]

Allah ondan razı olsun!

Uhud savaşında şehit olunca, bıraktığı yedi hurma bahçesini Peygamberimiz Aleyhisselam teslim alıp vakfetti.

Peygamberimiz Aleyhisselamın Medine'deki vakıfları genellikle Muhayrık'ın mallarındandır.[186]

Peygamberimiz Aleyhisselam:

"Muhayrık, Yahudilerin hayırlısıdır!" buyurmuştur. [187]


Amr b. Sabit b. Akyeş'in (Vakş'ın) Müslüman Olarak Uhud'a Gidişi ve Müşriklerle Çarpışarak   
Yaralanışı ve Cennete Girişi   


Abduleşhel oğullarının kardeşi Amr b. Sabit b. Vak190]

Müslümanlar, onu Uhud'da görünce:

"Sen bizden uzak dur!" dediler.

Amr b. Sabit:

"Ben iman ettim, Müslüman oldum!" dedi ve Müslümanların yanında yaralanıncaya kadar çarpıştı.

Uhud'dan, ailesinin yanına ağır yaralı olarak getirildi.

Sa'd b. Muaz, Amfi ziyarete gelip, onun kızkardeşine:

"Amr'a bir sor bakalım" dedi ve şunu sormasını istedi:

"Sen kavmine olan hamiyetinden dolayı mı; yoksa Kureyş müşriklerine kızdığın için mi; ya da Allah için mi kızarak onlarla çarpıştın?"

Amr:

"Ben Allah ve Resûlullah için kızarak onlarla çarpıştım!" dedi. Allah'a bir vakit bile namaz kılamadan vefat etti ve Cennete girdi.[191]

Peygamberimiz Aleyhisselam, onun hakkında:

"Az amel etti, çok ecre erdi!" buyurmuştur.[192]

Ashabdan Ebu Hureyre de, bir gün, çevresindeki kişilere:

"Allah'a bir vakit bile namaz kılmadan, secde etmeden Cennete giren adamı bana haber veriniz?" deyip herkesin sustuğunu görünce:

"O, Abduleşhel oğullarının kardeşi Amr b. Sabit b. Vakş'tır!" dedi.[193]

Allah ondan razı olsun!
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sayfa: [1]
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  İslam Tarihi  |  Yazılar  |  Uhud Savaşı 1 -M.Asım KÖKSAL "İslam Tarihi) « önceki sonraki »
    Gitmek istediğiniz yer: