Tasavvufi Hayat'tan damlalar..
 

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
24 Mayıs 2012, 07:21:04
12203 Mesaj 2639 Konu Gönderen: 1918 Üye
Son üye: isimbayz
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Tasavvuf  |  Yazılar  |  Tasavvufi Hayat'tan damlalar.. 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] 2
Gönderen Konu: Tasavvufi Hayat'tan damlalar..  (Okunma Sayısı 1703 defa)
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« : 05 Temmuz 2009, 19:58:42 »


Tasavvufi Hayat Necmüddin Kübra ks un üç risalesinden oluşmaktadır.Bunlardan ilk ikisi olan Usulu Aşere ve Risale ile'l-haim,sufilerin ehemmiyet atfettikleri on ıstılah esas alınarak kaleme alınmıştır.Bunlar aynı zamanda adab-ı sufiye olarak da değerlendirilebilir.
 
Üçüncü risale olan Fevaihu'l-Cemal ise Necmüddin Kübra'nın en mühim risalesi olarak bilinmektedir.Bu risalede seyr ü süluk esnasında karşılaşılabilecek ruhi-batıni-sırri olaylar,zorluklar ve bunlara karşı sufinin geliştirmesi gereken tavırlar ortaya konulmaktadır.
 
Bu üç risaleyi günümüz diline çevirip Tasavvufi Hayat adlı kitap içinde toplayıp bize hediye eden Prof.Dr. Mustafa Karadır.Rabbim ondan razı olsun.
 
Bu kitabı okurken aldığım notları sizinle paylaşmak istedim.Benim ki deryadan damlaları size sunmak..
 Bu değerli kitabın tamamını en kısa zamanda okumanız dileğiyle...
 
İnşallah parça parça aktarmaya çalışacağım.. Selametle..
 
incelemek isterseniz
 
            http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=7887&sa=42586521
 
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #1 : 05 Temmuz 2009, 20:01:15 »


İnsanda öyle kuvvetler ve kabiliyetler vardır ki,bedeniyle halkla olan ilişkilerini sürdürürken diğer tarafta gönlüyle ve müşahedenin cezbesi ile istiğrak halini yaşaması mümkündür. S:34

Kabiliyetin varsa ilahi emirlerin gösterdiği yolda yürümelisin ki gerçek kul olabilesin. Aslında “Yerde ve gökte olan bütün varlıklar kul olarak O’na geleceklerdir.” (Meryem,19/93) ayetine göre bütün insanlar Allah’ın kuludur.Fakat hepsi O’nun istediği yolda değildir.. Kimi fasıktır,”Allah fasık topluma hidayet vermez.”(Tevbe 9/24); kimi ise kafirdir,”Allah kafir topluluğa da hidayet etmez.”(Bakara 2/264). İşte mutlak ve mukayyet hidayeti birleştiren kimse insan-ı kamil olmaktadır.”Yüz üstü düşe kalka yürümekte olan kimse mi yoksa doğru bir yol üzerinde düpedüz dimdik yürüyen kimse mi daha çok hidayete eren!”(Mülk 67/22). S:35


Allah ile kul arasında en güzel huy rıza ve teslimiyet,kul ile kul arasındaki en güzel huyda cömertliktir. S:36
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #2 : 05 Temmuz 2009, 21:16:16 »

Aslında kainatta çokluk değil vahdet hakimdir.Bu,pencerelerden içeri giren güneş ışığına benzer..Birkaç tane pencere olunca birkaç tanede ışık varmış gibi geliyor bize.Aslında ışıkta bir tanedir,güneşte. S:37

Mekke’de mücavir hayatı yaşayan Fudayl bin İyaz ks şöyle demiştir: İşte ey mümin! Uzun bir dönemden sonra Hakk’a ulaşma  eski ümmet ve milletlere ait bir durumdur.Onlar üçyüz,dörtyüz senelik ömürlerini bu yolda harcayarak gayelerine ulaşmışlardı.Bu esnada ibadet etmekten vücutları ok gibi incelir, bedenleri yay gibi olurdu.Halbuki bizim için bu kadar ömür söz konusu değildir.Dolayısıyla çok kısa zamanda vuslatın gerçekleşmesi gerekir.Bu da kabiliyet ve yetkili mürşide bağlı olan birşeydir.Bu iki şart olduktan sonra Hakk’a ulaşabilmek için keman gibi bükülmeye ihtiyaç kalmaz. S:38

İmdi ey mümin! Gerçek olgunluk hasıl oluncaya kadar büyük bir gayret ve himmet ile seyr ü süluk gereklidir.Bu yol perişanlık,gevşeklik ve tembellik götürmez.Zahir,birlik ve bütünlük ister.Yolculuk yapanlara iyi bak,perişan ve dağınık olanlar yolculuğuna devam edemezler. S:42

Günah dünyevi olsun uhrevi olsun kul ile Allah arasında bir perde ve engel teşkil eden şeydir S:45

Gerçek ihlas ameldeki ihlası dahi görmemektir. S:46

Şeyh Ebu Meyden Mağribi ks müridlerini mutlak tevekküle davet eder ve şöyle derdi “İnsan bu dünyada Allah’ın misafiridir. Misafirin üç günlük bakımı ise ev sahibine aittir.Bu dünyanın bin yılı Allah indinde birgündür(Hac 42/22).Misafirin misafir olduğu yerde çıkarıp kendi ekmeğini ve yemeğini yemesi ayıptır.Yakışmaz.İşte Allah dostları dünyaya bu göz ile bakarlar,kendilerini misafir olarak kabul ederler.Üçbin yıl süren bir misafirlik… S:50
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #3 : 06 Temmuz 2009, 16:43:41 »


Kanaat,yaşamak için zaruri olan ihtiyaçların dışında kalan bütün nefsi arzu ve hayvani isteklerden ölü bir kimsenin uzak kaldığı gibi uzak durmak,yeme içme ve oturulan ev konusunda israfa gitmemek özellikle yemeği asgari sınıra indirmek demektir. S:51
Derler ki bir kimse kırk günde bir yemek yese melekut aleminin bütün sırları ona açılır. İşte erbain denilen kırk günlük çilede bunun gibi faydalar vardır. Hadiste de şöyle buyurulmaktadır: “Bir kimse, kırk gün ihlas ve samimiyetle Allah’a ibadet ederse kalbi hikmetle dolar”(Acluni,Keşfu’l Hafa,II,310) Buradaki ihlasla da kamil bir iman,çokça zikir ve halvet vs. kasdedilmektedir. Çünkü iç ve dış şartlar tam olmadıkça kalpten ilahi feyz fışkırmaz. S:52


Uzlet, susmak gibi yüce bir özelliğide beraberinde bulundurur. Çünkü uzlet hayatı yaşayan kimse konuşacak birini bulamaz,susar. Susmak ise sülukun şartlarındandır. Bu anlattığımız uzlet müridlerin, bu hayata yeni girenlerin uzletidir. Bedenle yapılır. Muhakkiklerin uzleti ise bedenle değil kalp iledir. Çünkü onların kalplerinde Hakk’dan ve ilahi ilimden başka bir şey yoktur. S:53

Uzlet iki sebepten dolayı yapılır. Mürit ya halkın şerrinden kaçar veya kendini onlara zarar vermesini önlemek için onlardan ayrılır. İkinci yol daha iyidir. Çünkü insanın kendi nefsi için kötü zan beslemesi başkaları için kötü zan beslemesinden iyidir. S:53

Ey arif! İşte gördüğün gibi tasavvufun evveli nefsi vasıf ve sıfatlardan, sonu ise gayriyyetten kurtulmaktır. Bu sıfatlardan kurtulmadıkça da Hakk’a ulaşmak için hiçbir yol bulunamaz.Bu işlerin sırrını idrak etmedikten ve bu zevki tatmadıktan sonra bu dediklerimizi anlamak biraz zordur. S:54

Müshil vücuttaki zararlı maddeleri nasıl dışarı atarsa, devamlı zikir de insanın gönül dünyasını temizler,dünyaya bağlılığını yok eder.  Çünkü masiva karanlığı, zikir de nur ve ışığı temsil eder. Güneş ışığıyla gece karanlığının tamamen yok oluşu gibi zikir nuruyla da bütün manevi karanlıklar sona erer. Buna sabah-ı tecelli derler. Burada mutlak zikir değil de sürekli zikir söz konusudur.Çünkü zikirde kopukluk ve bu hayretin zayıflaması, gayeye ulaşmaya engel olur. Herkesin kendine göre yaptığı zikirle bu yolda başarı sağlanamaz. S:57



Bir iki keşif ve tecelli noktasına ulaşanlar,işin bittiğini zannedip aldanmasın. Bu meydanın alanı çok büyüktür. S:57

Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
ene_meczub
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1127



« Yanıtla #4 : 06 Temmuz 2009, 19:15:13 »

paylaşımlarınızı şükranla okuyorum, allah razı olsun
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #5 : 07 Temmuz 2009, 16:22:57 »

Hepimizden inşallah..
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #6 : 07 Temmuz 2009, 16:25:45 »

Zikirden gaye de kalbin huzur duymasıdır. Yoksa dilin dönmesi değil.Buradaki devamlı zikirden maksat da halvette bulunanların dil ile yaptıkları sürekli zikirdir. Gaye de kalbi zikrin devamlılığını sağlamaktır. Dil ile yapılan zikrin (zikir-i cehri) olmasının büyük tesiri vardır. Sesli zikirden gaye sağır gibi olan nefse bunu işittirmektir,Allah’a değil. Çünkü O’nun için sesli-sessiz, uzak-yakın, hepsi birdir.Bütün eşyada tecelli eden de O’dur. S:58

Daha önce zikri müshile benzetmiştik.Bundan kelime olarakta “ La İlahe İllallah” ı kastediyoruz. Bu ifade nefy ve ispattan yani red ve kabulden meydana gelen bir macun ve bir ilaçtır. S:58 {Nefy bölümü La ilahe (İlah yoktur), ispat bölümü İllallah( Allah’tan başka)}

Nefy bölümü, kalp ve gönül hastalıklarına sebep olan, ruhu çeşitli meşgalelerle bağlayan, nefsi kuvvetlendirip güçlendiren zararlı madde ve mikropları yok eder. Bunlar da kötü ahlak ile hayvani isteklerdir. S:59

Vücudun sultanı ruhtur, sultanın kayıt altına alınması,zincire vurulması ona yakışmaz. Kalbin hak yoldan başka bir yola yönelme hastalığını temin eden kötü huylar ise,cehalet, cimrilik, korkaklık, münafıklık,çekememezlik, kibir, kendini beğenme, kızgınlık, gösteriş, mal sevgisi, makam sevgisi gibi huy ve alışkanlıklardır ki bunlar cehennem kapısını açarlar. S:59

İspat bölümü ise kalbin sıhhat ve selametini temin ile rezil huylardan kurtarır, asli hüviyetinden sapmasını önler, Allah’ın nuru ile kişinin huy ve hayatının düzenlenmesi sağlar. S:59

Esas itibariyle kalp temiz ve saftır. Kalbin söz konusu hastalıkları Sonradan kalbe bulaşır. Bu anlamda Peygamberimiz (aleyhi ekmelüttehaya) şöyle buyurmuştur :”Doğan her insan, fıtrat üzere doğar. Daha sonra anne babası onu Yahudi,Hristyan veya Mecusi yapar.” (Buhari,Cenaiz,80) S:59

Kendilerine isbatın hakim olduğu meczub kimseler ise genellikle “Allah, Allah” diye zikrederler. Şeyh Şibli ks de “La” nın vahşetinden ve verdiği sıkıntıdan kaçarak devamlı  olarak “Allah Allah” diye zikrederdi. S:60 { not: Ebu Bekir Şibli ks bu davranışıyla içimde o kadar büyüdü ki ismini ne zaman ansam ağlayasım gelir.neden bilmem aradan o kadar zaman geçmesine rağmen bu hal benden gitmedi.}

İlahi nur önce kalbe ve ruha tecelli eder daha sonra salikin cesedine de tesir eder,onu nurlandırır ve bereketlendirir.Bunun için tecelliye mahzar olanların cesedleri kabirde parçalanıp,çürüyüp tefessüh etmez.Bunların dış görünüşleri de iç görünüşleri gibi nurani olur. Hulasa Allah’ın Zat ve sıfatının tecellisi ile kuldaki bütün karanlıklar kaybolur. S:61
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #7 : 07 Temmuz 2009, 19:12:34 »

Salik Hakk’ın nakışların başka hiçbir nakşın peşine düşmemelidir.Hatta Hakk’ı bile “arzu etmemek” gerek.Nitekim O şöyle buyurmaktadır:”…..Allah sizi kendinden sakındırır…..” (Ali İmran, 3/28). Çünkü bir şeyi istemekte ikilik vardır. İsteyen ve istenen…. Vahdet ehli ise ikiliğe düşmez.Bu hassas ve ince noktadan dolayı pek çok salik gayeye ulaşıp müsterih olamadı. S:63

Cüneyd-i Bağdadi ks şöyle diyor : “Bir sıddık binlerce sene Allah’a yönelip teveccüh etse, bir an için de O’ndan yüz çevirse kaybettiği kazandığından daha büyüktür” S:63

Hu iki harften meydana gelir.Birincisi olan H meharic-i hurufun (harflerin çıkış yeri) ilk noktasında, ikinci harf olan V ise son noktadan, dudaktan telaffuz edilir. Dolayısıyla Hu bütün harfleri içine almaktadır.Sufiler bunun için bununla vird ve zikrederler. Bazı bilginler ve tasavvufi düşünceyi inkar ve red etmek isteyenler her ne kadar Hu bir zamirdir, zamirle zikir olmaz diyorlarsada mesele onların anlayacağı zamirle ilgili değildir. S:63

İşte ey mümin! Bu noktada iyi düşün.Kalbinin hangi tarafa meylettiğini ve yöneldiğini tespit etmeye çalış. Ve bak ki insanlar nasıl bir akçeye cennete girmeyi değil de bin akçeye cehennemi tercih ediyorlar. S:64

Tarikata intisap etmek gaye değildir. Tarikat vasıtadır. Dolayısıyla bu yolda yürüyüp menzil ve makama ulaşmak gerekir. Bu yolda yürüyüşteki istikamet tarikattan çok daha önemlidir. Bir ayette de Allah şöyle buyurmaktadır: “Rabbimiz Allah’tır deyip istikamet üzere olanlar…..”(Fussılet, 41/30). Demek ki bu iki özelliği bir arada bulundurmak lazım. Aslında istikamet tarikatlarda önemli bir unsurdur. Onun için yukarıdaki ayette sabır ve neticesi hakkında bilgi verilmektedir. Dolayısıyla mürit olsun mürşit olsun sabretmek esastır. Bu sabra katlanmayan mürşit de olamaz,önder de.. S:64

İyi bak ki kocaman ve ağır değirmen taşını suyun kuvveti çevirmektedir.Taşın  dönmeye kabiliyeti vardır ama esas itici güç sudur. S:65



Murakabe makamında olan salik, itaat ve amel-i salihle O’nun lutfunu ister, ilahi armağanlar bekler. O’ndan başka bütün varlıklardan yüz çevirerek O’nun aşkının deryasına dalar, O’na kavuşmanın iştiyakını duyar, nihayet O’nun huzurunda şevke gelip ağlar. Sadece O’na güvenir, sadece O’ndan yardım ister. S:65

Manevi makamlara çıkan merdivenin ayağı ameli salihtir. Ayaksız merdiven ile bir yere ulaşmak mümkün olmadığı gibi amelsiz de bir mertebeye ulaşılamaz. Çünkü o ilahi bir emirdir. O’nun emrini yapmayan O’na ulaşamaz. Bu konu tasavvufta çok önemlidir ve birçok müridin yarı yolda kalmasına sebep olmuştur. Amel ve ibadete önem vermeyenler bir alaka ve ilgiden kendini kurtarsa bile bin tanesi ile karşı karşıya kalır. Onun için bir söz vardır: “Malını seven meftun, çoluk çocuğu seven mağbun ve halini seven mecnun olur. S:65

O’nun aşkının deryasına dalabilmek için bütün deryalardan geçmek gerekir. S:65

Murakabe halinde sufi Allah’ın lutfu için yine O’nun lutfunu diler. O’nun dergahına ulaşmak için O’ndan yol ister. O’ndan yardım ve medet umar. Annesinin dövmesi halinde bile “Anne” diyen ağlayıp onun merhametini isteyen çocuk gibi. Allah ise bir anadan daha merhametli ve şefkatlidir. S:66

Sufilere göre lutuf ve kahır aynı şeydir. İkisi de Mahbubdan kaynaklanmaktadır. Aradaki kayd ve perdeler aradan kalkınca her ikisinin de aynı şey olduğunu görürler. Kim bu dünyanın perdelerinden ve karanlık vasıflarından kurtulur. Ve iradesiyle,bilerek ölür, nefsini öldürürse Allah onu inayet ve yardımı ile yeniden diriltir. Nitekim Kur’an’da da şöyle buyurulmaktadır: “Ölü iken kalbini diriltip, insanlar arasında yürürken önünü aydınlatacak bir nur verdiğimiz kimsenin durumu, karanlıklar içinde kalıp bir türlü çıkamayan kimsenin durumu gibi midir?” (En’am, 6/122)

Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #8 : 07 Temmuz 2009, 19:14:41 »

Buraya kadar olan kısım üç risalenin birincisi olan Usulu Aşere adlı risaleydi. İkinci risalemizin adı Risale ile’l-haim’dir. Bu risale yeni intisab etmiş müridler için yazılmış kılavuz mahiyetinde bir eserdir. İnşallah bu risaleden incileri size en kısa zamanda sunmaya çalışacağım..
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
ene_meczub
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1127



« Yanıtla #9 : 07 Temmuz 2009, 19:22:09 »


kemalatta sabır odurki, sabredecek bir musibet görmeyesin
 
Paylaşımlarınız için çok teşekkürler, bu nadide eserlerden verdiğiniz bilgilerden istifade etmeye çalışıyoruz. Allah razı olsun.
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #10 : 08 Temmuz 2009, 12:12:54 »

Risale İle’l- Haim’i Necmüddin Kübra ks şöyle anlatır:
 Bu risale şu nitelikli kimseler içindir: Hayrette olur,kınayanın kınamasından korkar, kalbi ile talip olduğu halde kalıbı ve bedeni ile (bu işten, sufilik yolundan) kaçar. Allah Teala’nın kelamındaki vaidleri işitmesi, Resullulah (aleyhi ekmeluttehaya) ‘ın sünnetini anlaması, sahabe ve onlara güzel bir şekilde uyan tabiundan gelen haberleri kavraması, şeyhlerin hal,makam ve menkıbelerini öğrenmesi gibi sebeplerle sürekli olarak kalbindeki nuru ziyadeleşir. S:73

Şüphesiz ki Allah Teala‘nın arzında ve semasında Hakk’ın askerleri (cündullah) velilerdir. Allah’ın kullarını O’na, onlar davet ederler. Nitelikleri sayılan kişiyi, Allah Teala’nın nuru hakikat yoluna girmeye sevkeder. Fakat arkadaşlarının kınaması onu doğru yola girmekten meneder. Şüphe veren nefis ile azgın şeytan ona vesvese verirler. Böylece onu vazgeçirmeye çalışırlar. Onu kendi akl-ı selimi ve burhanı ile başbaşa bırakmazlar. İşte bu miskine bazen yakin güneşi tecelli eder, o da bunun ışığında yürür. Bazen şek ve şüphe karanlıkları araya girer, perde oluşturur, ne yapacağını kestiremez. Şaşkınlık içinde kalır.  S:73

Kendileriyle sohbet etme fırsatı bulduğum din büyüklerinden biri şöyle demişti “Eskiden ve ilk zamanlarda insanlardan nefis ve şeytan bir şeyler çalar çırpardı. Zamanımızda ise (çalmaya ihtiyaç duymuyorlar) her şey onların oldu. Öyleyse siz onlardan bir şey çalın.” Dedi. “Ne çalalım?” diye bir soru yönelttiğimiz zaman şöyle cevap verdi: “Ömrünüzden bir an.. Onu alıp Allah yolunda harcayınız.” S:75

EY SADIK, İHLASLI TALİP VE MÜRİT, İÇİNİ VE DIŞINI TEMİZLE. ÇÜNKÜ PİS VE KİRLİ ŞEYLER TEMİZLENMEDİKÇE KUDSİ VE RABBANİ HUZURA ÇIKILMAZ. S:75
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #11 : 10 Temmuz 2009, 11:46:28 »

Dikkatli düşünsene!.. Uyanıkken göremediğin pek çok şeyi uyuduğun zaman görebiliyorsun. Bunun gibi halvet usulü ile uyanıkken de duyu organlarının kapılarını kapatırsan kalbi duygularının kapısı senin için ardına kadar açılır. S:76

Halvet onun için gereklidir: Nefis, oyun eğlence ve halkla ünsiyet eder. İnsan halvet usulüyle nefsini insanlardan uzak tutar, onu hapseder ve oyun-eğlence gibi şeyler için ona izin vermezse  (istekleri yerine gelmediği) zayıf düşer delil ve burhanları yok olur. Bunların çökmesi ve izmihlal ile (zıt orantılı olarak) kalbin burhanı zuhur eder ve gayb nuru aydınlanır. S:76

İnsan münafıklık ve yalan konularında susmakla kurtulurlar. S:76

Sende  boş şeyler konuşmayıp susarsan kalbin kelamını ve sesini işitmen uzak bir ihtimal değildir. Yine küçük bir çocuk olan Hz. İsa (aleyhisselam) ‘nın konuşmasını istediği zaman, Allah annesi Hz. Meryem’e konuşmamayı emretmiş ve gördüğü insanlara, “Ben Rahman olan Allah’a söz verdim. Bugün hiçbir kimse ile kesinlikle bir şey konuşmayacağım. (Meryem,19/26) demesini buyurmuştu. Kısaca ağızdaki dil konuşunca kalp susar, dinlemede kalır. Ancak bu dil susunca kalp konuşur.S: 76,77

Oruç, vücuttaki su ve toprağa ait parçaların azalmasına tesir eder. Kalbi kir,pas ve bulanıklıktan temizler.S:77
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #12 : 10 Temmuz 2009, 11:48:28 »

bu kısımdan sonraki konu başlığı devamlı zikirdi. ben bu konudan alıntı yapmak yerine hepsini yazmak istedim. beğeneceğinizi umuyorum
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #13 : 10 Temmuz 2009, 11:49:30 »

DEVAMLI ZİKİR

Zikir,kalp huzuru içinde çok kuvvetli bir şekilde, sesi fazla yükseltmeden dil ile –damar ve atardamara tesir edecek şekilde- Allah Tealayı anmak demektir. (Sesli yapılmasıyla) şeytan Allah’ın zikri karşısında  geri çekilir ve sipere girer. En faziletli zikir ise “La İlahe İllallah” cümlesidir.(Saffat,37/55; Muhammed, 48/19) Çünkü nefis,kalbi istila etmiş, bağımsızlık ve uluhiyet iddia etmiştir. Heva,şehvet ve şeytan ise nefsin ordusunu meydana getirir.

Kul “La İlahe İllallah”(Allah’tan başka ilah yoktur) dediği zaman-ki bu ifade nefy ve ispattan, red ve kabulden ibarettir.- rububiyet iddia eden,nefs,heva ve şehvetten uluhiyet izhar eden ilahları red ve inkarı kasdeder. Nitekim Allah Teala şöyle buyurmaktadır: “Heva ve hevesini kendisine ilah edineni gördün mü?” (Furkan, 25/43)
“…nefs,olanca gücüyle kötülüğü emreder…..”(Yusuf,12/53), “….Muhakkak şeytan sizin için bir düşmandır. Siz de onu düşman bilin. O kendisine uyan güruhu ancak alevli cehennemin yaranından olmaları için çağırır.” (Ahzab,34/41-42) İşte zikreden kul, “La ilahe” ifadesindeki nefiy bölümü ile kendisine düşman olanların arzularının saltanatına son verir.

İspat bölümünü ifade eden “İllallah” kısmı ise Hakk’ın ve O’nun askerleri (Tevbe,9/40) durumunda olan kalp,ilim,Kur’an,sünnet ve ilhamın hakimiyetlerini ortaya koyar. Hakk’ın askerlerinin hakimiyeti ortaya çıkınca kalp, tabiat kuyusundan Hakk’ın yakınlık fezasına yükselir. “Hiçbir gözün görmediğini görür, hiçbir kulağın işitmediğini duyar.”(İbn-i Hanbel, II,313,370). Tabiat  denizine batmış olan, hiçbir kimsenin aklından geçmeyen şeyler onun kalbinde tecelli eder. Tabiat kuyusundan da sadece Kur’an- ı Kerim ipine ve zikir eteğine sıkı şekilde tutunan ve yapışan kimse çıkabilir. Başka çıkış yolu yoktur. Allah Teala da şöyle buyuruyor: “Allah’ın ipine –yani Kur’an’a ve sünnete- topyekun sıkıca tutununuz.” (Ali İmran, 3/103) “…Kim Allah’a sımsıkı tutunursa muhakkak doğru bir yola iletilmiştir o” (Ali İmran,3,11). Peygamber’ine hitaben de şöyle buyuruyor “..Muhakkak ki Sen doğru bir yolun rehberliğini yapıyorsun”(Şura,42/52)

Zikir bizzat Allah’a yükselir.Çünkü O şöyle buyuruyor: “.. güzel ve temiz kelimeler Allah’a çıkar. Amel-i Salihi de onlar yükseltir..” (Fatır,35/10)

İşte kim zikre yapışıp tutunursa O’ndan uzak kalma bataklığından kurtulur. O’na yakın olma bahtiyarlığına erer. Kendisine yakın olan Allah’a münacatta bulunmayı hak eder.

Bu konuda da şöyle buyurmaktadır.”Kullarım Beni Senden sorarsa benim onlara yakın olduğumu söyle. Bana dua edenin duasına icabet ederim…” (Bakara,2/186), “Beni zikrediniz,Ben de sizi zikredeyim..”(Bakara,2/152), “Allah’ı sabah akşam sürekli olarak tesbih ve tenzih ediniz. O’nu çok çok zikrediniz.” (Ahzab,33/41,42).

Zikir bir nurdur. Kalbi kapladığı ve hakimiyeti altına aldığı zaman kalbi de kalp gözlerinide nurlandırır. Böylece daha önce görmesine engel olan karanlık yerlerde bile eşyayı bu kalp gözü ile görebilir. Nitekim ölüm döşeğinde  olan bir kimse de yanında hazır olanların göremediklerini görebilir. Bu konuda Hakk Teala “İşte senden perdeyi kaldırdık. Bugün gözün ne kadar keskindir” (Kaf,50/22) buyurmuştur.

Kul zikre devam edince Allah’ın dostu, Allah da onun dostu olur ve onu karanlıklardan nura çıkarır.”..Allah iman edenlerin yardımcısıdır. Onları karanlıklardan nura çıkarır..”(Bakara,2/257). “Allah’ın gönlünde İslam için inşirah ve genişlik verdiği kimse –ki Rabbinden gelen nurlu bir yol üzeredir- kalbini mühürlediği kimse gibi midir? Kalpleri Allah’ın zikrinden bomboş ve kaskatı kesilmiş olanların vay haline..” (Zümer,39/22). Bu ayette  kulun çok kuvvetli şekilde zikir yapmasına işaret vardır. Çünkü Allah kalpleri kasvet sıfatı ile nitelemiştir. Kasvet ve katılık ise taşın sıfatıdır. Nitekim , Allah Teala şöyle buyuruyor: “..Sonra kalpleriniz yine katılaştı, taş kesildi hatta ondan da katı. Çünkü taşın öylesi vardır ki ondan ırmaklar kaynar. Öylesi de vardır ki Allah korkusundan dolayı yukardan aşağı doğru düşer,yuvarlanır..” (Bakara,2/74)

Taş katılaşınca ancak kuvvetli bir balyoz darbesiyle kırılabilir. Bu misaldeki  taş kalptir, balyoz zikredenin dilidir, demir ise zikirdir. Nitekim Allah Teala Kur’an’ı Kerim’de demir ile zikiri, inzalı-tenzil kelimesi ile bir araya getirmiş ve aynı kelimeyi (inzal) kullanmıştır. “.. Kendisinde hem çetin bir sertlik hem de insanlar için fayda ve menfaatler bulunan  demiri indirdik..”(Hadid,57/25). “Zikri (Kur’an’ı) Biz indirdik ve onu biz koruyacağız” (Hicr,15/3). (Böylece demir de zikir de inzal edilmiş oluyor.)

Bu yakınlıktan anlaşılıyor ki kalbe ulaşan zikirden bir ateş meydana gelir ve bu ateş Allah ile kul arasındaki bütün perdeleri yakar ve zikri O’na yükseltir. Çünkü  “Temiz kelimeler O’na yükselir.”(Fatır,35/10), buyrulmuştur. Peygamberimiz (aleyhi ekmeluttehaya) de şöyle buyuruyor Allah ile kul arasında nurdan ve karanlıktan meydana gelen 70000 perde vardır. Bu perdeler açılırsa vechinin nuru her tarafı yakıp kavururdu”( Müslim,İman,293) S:78,79,80

Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #14 : 08 Ağustos 2009, 19:41:24 »


Kusuruma bakmayın.. aşamadığım bazı sebeplerden dolayı ara vermek zorunda kaldım..

Risale-i ile’l Haim kısmı bitti. Şimdi üçüncü risalemiz olan Fevaihu’l-Cemal’e geçiyoruz. Bu risale hakkında Mustafa Kara şöyle demiştir:


Tesbit edebildiğimiz kadarıyla Şeyh Necmüddin  ks un en mühim eseri budur. Tam adı Fevaihu’l-cemal ve fevatihu’l-celal’dir. Necmüddin Kübra ks bu eserinde –tasavvuf klasikleri arasında pek az görülen bir usulle- şahsi his ve mistik müşahedelerine ağırlık vererek, gaybet halindeki tesbitlerini kaleme almış ve tasavvufi düşüncelerini bize aktarmıştır. Bu özelliği dolayısıyla Fevaih’te diğer sufilerden yapılan nakillere rastlamak pek mümkün değildir. Hatta tercümesini sunduğumuz Risale ile’l Haim’de sık sık naklettiği ayet ve hadislere de bu eserde rastlayamıyoruz. Esere bu açıdan yaklaştığımız zaman , onun mükemmel bir tasavvuf psikolojisi diyebileceğimiz bir hüviyete sahip olduğunu söyleyebiliriz. S:25



Benim anladığım kadarıyla bu risalede bir seyri süluk yolcusunun (kitapta ”seyyar” olarak adlandırılıyor) yaşayacağı olaylardan bahsediyor. Yukarıda da yazdığı gibi Şeyh Necmüddin Kübra ks bazı yerlerde kendi yaşadığı olayları anlatıyor. Şeyh hazretleri Rabbim ondan ebeden razı olsun müridin başına gelen şeylerin neden olduğunu bundan nasıl kurtulacağını adım adım anlatmış. Ama bir noktadan sonra ki bu benim için risalenin çok başında oldu anlamamaya başladım çünkü yaşamadığım duymadığım şeyleri anlatıyordu.

Bu yüzden diğer iki risalede yazdığım gibi alıntı yapmayıp anladığım yerleri konu başlığıyla beraber tamamen yazacağım. Risaledeki bazı konular kendi içinde bir birine çok bağlı, alıntı yapsam öncesi veya gerisi bilinmediğinden anlaşılamayacağı kanaatindeyim.

Ne kadar bu asi mücrim, forumda yazmaya çalışsada kitabı alıp okumanız daha iyi olur. başta da dediğim gibi benim yazdıklarım sadece deryadan damla.. isterim ki benim gözümden değil de kendiniz okuyun.. benim gözlerim ileri derecede bozuktur. eminim çok noktayı kaçırmışımdır. Kitabı almak isteyipte bulamazsanız bana söylemeniz yeterli ben alır size yollarım..
                                                 Selametle...
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
Sayfa: [1] 2
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Tasavvuf  |  Yazılar  |  Tasavvufi Hayat'tan damlalar.. « önceki sonraki »
    Gitmek istediğiniz yer: