TASAVVUF VE TARİKATIN HAKÎKATI
 

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
11 Şubat 2012, 11:44:42
12196 Mesaj 2632 Konu Gönderen: 1918 Üye
Son üye: isimbayz
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Tasavvuf  |  Yazılar  |  TASAVVUF VE TARİKATIN HAKÎKATI 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1]
Gönderen Konu: TASAVVUF VE TARİKATIN HAKÎKATI  (Okunma Sayısı 562 defa)
Ukab
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1127



« : 06 Şubat 2010, 12:17:10 »

Prof. Dr. M. Es'ad COŞAN İslâm Dergisi, Şubat 1997

Bu yazımı size Mekke-i Mükerreme'den el-Mescidül-Haram'dan seher vaktinde yazıyorum. Allah-u Taâlâ'nın selâmı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun! Rabbim cümlemizi her türlü zulümden, şerden, zarardan, fitne ve fesattan korusun! Hiç şüphe yok ki fitnelerin en kötüsü insanın dinine, imanına, ahiretine zarar verenidir.

Bu Ramazan-ı şerifin ibtilâ ve imtihanı bir hayli tehlikeli boyutlara ulaştı. Bazı kimseler halkın temiz ve hâlis inancı ile oynamağa giriştiler. Bilen bilmeyen her kafadan bir ses çıkıyor, Ehl-i Sünnet akàidi zedelenmeğe çalışılıyor.

Herkes tereddütsüz bilsin ki tasavvuf, en önemli, en değerli İslâmî ilimlerden biridir; çünkü Allah'ı bilmeyi, O'na ermeyi, rızasını kazanmayı öğretir; evliyâ olma yoludur, sonuç olarak cehennemden kurtulup cennete girmeyi sağlar.

Bu ulvî gàyeye ulaşmak için neler yapılması gerektiği, Kur'an-ı Kerim'de, Sünnet-i seniyye-i nebeviyye'de, Şeriat-ı garrâ-yı Ahmediyye'de açıkça bildirilmiştir; tasavvuf bunları bilir ve uygulatır. Şeriat'ın, Kur'an'ın, Sünnet'in dışında tasavvuf olmaz, zındıklık, zıpırlık, sapıklık olur. Çünkü Allah CC Hazretleri'nin sevgisi ve rızası, O'na isyan ederek, günah işleyerek kazanılamaz. Efendimiz, rehberimiz, serverimiz, nümûne-i imtisâlimiz Hazret-i Muhammed AS Allah'ın en sevgili kulu ve en yüce peygamberi olduğundan, bizim de Allah'ın sevgilisi olabilmek için O'na, o mübarek Resûl'e, en güzel şekilde ittibâ ve iktidâ etmemiz, yegâne salâh ve felâh yoludur, başka çıkar yol yoktur.

O çok zâhidâne, çok dervişâne bir hayat sürmüştür, çok fazla ibadet ve tâat kılmıştır, çok takvâlı hareket etmiştir, çok müeddeb ve çok mükemmeldir, çok yüksek ahlâk sahibidir. Ümmeti O'nu örnek aldığı için mutasavvıf olmuştur. Çünkü O, dervişlerin şâhı, müttakîlerin önderi, zâhidlerin serveri, edeb ve ahlâk menbâı, âriflerin sultanı, âşıkların cânânıdır. Tarîkatlar, O'nun Tarîkat-ı Muhammediyyesinin devamı ve dallarıdır; şeyhler ve mürşid-i kâmiller, O'nun baktığı gülzârın gülleridir; ulemâ-i muhakkıkîn o yüce Peygamber'in mânevî vârisleridir, meşâyih-ı vâsılîn O'nun irşad makàmının memurlarıdır.

Nefsi tezkiye ve terbiye, zikr-i kesîr ve halvet, güzel ahlâka teşvik, ulül'emre (ulemâya) itaat, dini tâlim ve taallüm, âlime hürmet, takvâ, ihlâs, ibadet ve tâat, zühd ü kanaat vs. gibi nice tasavvufî hususlar, Kur'an'da, Sünnet'te, Asr-ı saâdet'te, Ashâb-ı kirâm'da ve sâlih selefte varken tarîkat ve tasavvufa çatmak, kerameti inkâr etmek; akla, mantığa, dine, imana, ahlâka, vicdana, basîret ve ferâsete, hiç mi hiç uymaz.

Kul Resûlüllah'a uydu, kullukta ilerledi mi, Mevlâ onu keramete erdirir; onun gören gözü, işiten kulağı, söyleyen dili, tutan eli, yürüyen ayağı olur; ona yardım eder, duasını kabul buyurur, işini rast getirir, türlü türlü maddî, mânevî nimetlere, ikramlara, makamlara erdirir. Ondan acâib, hârikulâde haller zuhura gelir, cümle halk bu işlere şaşar kalır. O mübarek şahıs, o asırda zamanın evliyâsı, kutbu, gavsı olur. Resûlüllah SAS'in vâris-i hakîkîsi ve halife-i mânevîsi, ümmetin önderi, mü'minlerin serveri ve rehberi olur. Halkın ona ittibâsı ve itaati lâzım gelir, ittibâ etmeyen câhiliye ölümü ile ölür; bu cihana a'mâ gelip a'mâ gider.

Mânevî terbiyeyi almak, ma'rifetullaha ermek nefsi islah eylemek, kötü huylardan kurtulup ahlâk-ı haseneye sahib olmak için o mürşid-i kâmile teslim olmak, hürriyetlerini yitirmek, şahsiyetini kaybetmek değildir; bil-akis hakîkî hürriyete kavuşmak, nefse esir olmak ve şeytana kulluk etmekten kurtulmak, muazzam ve muhteşem bir şahsiyet kazanmak demektir. Ölmeden önce ölmek, yepyeni, dipdiri, pırıl pırıl bir hayata sahib olmaktır.

Hasta kendisini tedavi eden tabibe elbette tam tamına itaat etmeli, tavsiyelerine harfiyyen riayet eylemelidir. Sahabe-i kiram RA Resûlüllah'a mutlak olarak bağlanmakla fenâ mı yapmıştır, yoksa Allah'ın rızasını mı kazanmıştır?!.. Tarîkatı, tasavvufu, ilm-i ledünnü bilmeyenler aslında Şerîat'ı da tam bilmiyor demektir. Bu denlü haddini bilmezler, kırık dökük Arapça ve yarım yamalak ilim ile hem kendilerini tehlikeye atıyor, hemde halkı yanıltıp kandırıyorlar. Bazı ayetleri ileri sürüp ayn konudaki diğer ayetleri gözardı etmek, ne büyük gaflet ve cehâlettir! Allah islah etsin!..

Asrın moda olan sapık görüşlerini ve tarihin Ehl-i sünnet dışı yanlış ve bayat fikirlerini ısıtıp ısıtıp halkın önüne sürenler, eğer felâketten kurtulmak istiyorlarsa, biraz da ehl-i basîret ve ehl-i hakîkat ve ehl-i ma'rifetin mübarek kitaplarını okusunlar, kibir ve ücûbu, cidal ve inadı tamâmen terk etsinler ki, bu kötü huylar hicâb-ı tevfîk-ı ilâhîdir.

Din düşmanları İslâm'a saldırabilir ama, müslümanım diyenlerin onların safında yer almaları akıl alır bir iş değil! Allah cümlemizi nevm-i gafletten îkaz eylesih!..

Yâ Rab! Cümle ümmet-i Muhammed'e hakkı hak olarak görüp ona uymayı, bâtılı bâtıl olarak görüp ondan korunmayı nasîb eyle! Bizi sevdiğin, razı olduğun kullar zümresinden ayırma!..

Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
_selma_
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1272



« Yanıtla #1 : 06 Şubat 2010, 13:13:17 »

Alıntı
Yâ Rab! Cümle ümmet-i Muhammed'e hakkı hak olarak görüp ona uymayı, bâtılı bâtıl olarak görüp ondan korunmayı nasîb eyle! Bizi sevdiğin, razı olduğun kullar zümresinden ayırma!..
aamiin..Allah razı olsun.
paylaşım için teşekkürler.
Rabbim şefaatlerine nail eylesin.ONLARIN YOLUNDAN AYIRMASIN BİZLERİ.
Logged

Ukab
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1127



« Yanıtla #2 : 07 Şubat 2010, 23:16:46 »

Prf. Dr. Mahmud Es'ad COŞAN R. Alleyh H. Efendi - İSLAM DERGİSİ ARALIK 83

Tasavvuf, ahlak ilmidir; nefsi terbiye ilmidir; Allahu Teâla'yı dosdoğru bilip (ki buna mârifetullah denir), O'na rızasına uygun, halisane kulluk etme ilmidir. Binaenaleyh ilimlerin en şereflisi ve İslam'ın özü, hakikatıdır. Zaten de bu sebepten sevilmiş, saygı görmüş, yayılmış ve günümüze kadar dipdiri gelmiştir.

Bugün içte ve dışta birçok tasavvuf muhibbi, derviş ve sofi görüyor, çeşit çeşit tarikat ve meşrepler tanıyoruz. Avrupa ve amerika'da da tasavvufa karşı büyük ilgi duyuluyor. Müslüman olan bazı garplıların, bir tarikata bağlanmayı da ihmal etmediğini, hatta ismine "sufi" lakabını eklediğini ve bununla iftihar eylediğini duyuyoruz. Acaba bu kadar çeşidi görülen tasavvufun en doğrusu hangisidir; aslı, kökü esası nedir?

Sık sık sorulan ve cidden merak edilen bu hususu açıklığa kavuşturmak için ana kaynağına baş vurmalıyız: Doğru cevabı, İslam'ın özünün unutulduğu, dini ve manevi konulardaki cehaletin yaygınlaştığı, istismarcı ve sahtekarların çoğaldığı, bilen-bilmeyen herkesin ileri-geri konuştuğu, buhranlarla dolu çağımızdan değil; islami ilimlerin zirvede olduğu, TAKLİD'in değil, TAKİK'in hâkim bulunduğu, BATIL'ın sinip silindiği, HAKİKAT güneşinin pırıl pırıl parladığı ilk devirlerden çıkarmağa çalışmalıyız. Bu konuda, gerçek mutasavvıfları, büyük mürşidleri, herkesin saydığı, dini ilimleri hakkıyla bilen ciddi âlimleri delil getirmeliyiz.

Biz bu yazımızda, işte böyle yüksek şahsiyetlerden birinin: Ebû'l-Kâsım İbrahim-i Nasr-âbâdi'nin, bu mevzu üzerindeki görüşlerini okuyucularımıza arzetmek istiyoruz:

Mezkûr Ebû'l-Kasım İbrahim en-Nasr-âbâdi, tasavvuf sahasının meşhur ve maruf simalarından biri olup, hicri 367 (milâdi 978/979) senesinde Mekke-i mükerremede mücavir iken vefat eylemişti. Aslında Horasan'ın Nişâpûr şehirde doğmuş ve yetişmişti ki bu şehir çok önemli bir dini kültür merkeziydi, birçok büyük mutasavvıf oradan neş'et etmiştir:

Tabakâtu s-sufiyye yazan Ebû Abdi'r-Rahman es-Sülemi, Tezkiretü'l-evliyâ müellifi Feridü'd-din el-Attâr ve daha nice değerli zat.. Bizim Hacı Bektaş-ı Vel'mizin de orada doğup, sonra Anadolu'ya gelmiştir.

Nasr-âbâdî, zamanın -ilim ve hal yönünden- en gözde meşayihinden idi; çeşitli dini ilimlerde engin bilgisi ile temayüz etmişti. Siyer, Tarih ve Tasavvuf ilimlerine vakıf idi; ayrıca çok hadis-i şerif yazmış ve riyayet etmiş sika- güvenilir bir hadis alimi olarak tanınmıştır.

Tasavvufun aslı, esasları hakkındaki sözlerini, daha net anlaşılmasını sağlayacağı için arapça metnini de kaydederek sunuyoruz:

1) .. :Tasavvufun aslı Kur'an-ı Kerim'e ve Resulullah (s.a.s.)'in sünnetine sımsıkı sarılmaktır..

2) ..: ve nefsani arzuları ve bid'atleri terketmek..

3) ...: ve Mürşid ve mürebbi olan şeyhlere hürmet itina etmek.. (Bu sevgi ve saygınını manevi ilerlemede taşıdığı ehemmiyeti kavramak; edepsizliğe düşüp feyz ve terakkiden mahrum kalmamağa büyük önem vermek)

4) ...: ve halkın cahilliğini mazur olduğunu görüp, kusurlarına bakmamak (hatalarını bağışlamak, onlara acıyıp şefkatli davranmak)

5) ...: ve dostlar ve ihvan ile hoşça geçinmek (usulünce, edep dairesinde, fedakarlıkla, sabırla dostluk ve muaşeret eylemek) 6) ..: ve o dostların hizmetini görmek (onlara her hususta, malca, bedence yardımda gayretli olmak)

7) ..: ve güzel huylulukla, iyi ahlak ile amil olmağa çalışmak (Huylarını düzeltmek, kötülleri bırakmak, iyileri tatbik etmek)

8 ) ..: ve tarikatının günlük evradına müdavim olmak... (vürdlerini, zikir ve tesbihlerini çekmeğe devam etmek, ihmal ve tembellik yapmamak)

9) ...: ve RUHSATLARLA amel etmeyi, dini ahkamı tevillerle çığırından çıkarmayı bırakmaktır. Çünküdindeki ruhsatlar zayıf müslümanlara gösterilen kolaylık ve hafifletmelerdir, yüksek himmetli olması şart koşulan dervişlere o gibi kolaylıklara temayül yakışmaz, dinin ahkamını sabır ve tahakkümle yerine getirmek, himmetli ve gayretli kimselerin şiarı olmak gerekir.

Yüce Rabbimiz bizleri de sayılan bu güzel hasletlere sahip, özü sözüne uygun, himmetli, gayretli, şuurlu, sevimli, samimi, sabırlı, vefalı müslümanlardan eylesin, âmîn, bi-hürmeti Seyyidi'l-mürselin ve âlihi ve sahbihi ve men tebiahû bi-ihsânin ecmain.
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Ukab
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1127



« Yanıtla #3 : 09 Şubat 2010, 15:57:05 »

Akif İnan: Muhterem Hocam, “şeriat ehli”, “tarikat ehli” diye yapılagelen ayrıma ekleyeceğiniz bir şey var mı?

Prf. Dr. Mahmud Esad Coşan: Bu son derece önemli bir konudur. Tasavvufu Şeriat’ten ayırmak, insanın derisini yüzerek etinden ayırmak gibi bir şeydir. Çünkü şeriatsiz olarak tasavvufun gayelerine ermek mümkün değildir. Kâinatın sahibi var ve Bir olduğu için her şey ondan gelmektedir. Kâinatın sahibinin rızası olmadan bir şeyi elde etmek mümkün değildir. Bahçıvan müsaade etmezse bahçeye girip gül koparmak mümkün olur mu? Onun için şeriat, hükümlerdir, işin sözleridir; Tarikat onun “hâle” intikalidir. Hüküm olmasa ‘hâl’i olmaz; zarf olmazsa mazruf durmaz; Zarfın içindeki durmaz. O onun zarfıdır. Binanın betonarme iskeleti olmasa, tuğlası olmasa içindeki mobilyalar, süsler duvarındaki tablolar vs. olamaz. Bunlar birbirlerini tamamlamaktadırlar. Şer-i şerîf ile tarikatı da öyle düşünmek, aralarındaki bu ilgiyi böyle bilmek gerekir.
Her zaman ortada bir tarikat vakıası var. Fakat, bu, şeriat ahkamından uzakta ise, yanlış yoldadır. Bunların mensupları bir takım dünyevi değerler elde edebilirler. Mesela, Hint fakirlerinin yaptığı olağanüstülükler gibi, Zati Sungur’un hokkabazlıkları gibi olmasa bile, insan tabiatının müsaade ettiği bir takım hünerleri mekanik olarak gerçekleştirebilir. Ama bundan öteye bir şey sağlayamaz. Yani kâinâtın Yaradanıyla ilgi ve âhiretin değerleri yönünden hiç bir şey elde edemez.
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sayfa: [1]
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Tasavvuf  |  Yazılar  |  TASAVVUF VE TARİKATIN HAKÎKATI « önceki sonraki »
    Gitmek istediğiniz yer: