Takva örnekleri...
 

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
24 Mayıs 2012, 07:14:06
12203 Mesaj 2639 Konu Gönderen: 1918 Üye
Son üye: isimbayz
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Peygamberimiz (sav) ve Ashabı Kiram  |  Yazılar  |  Takva örnekleri... 0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: 1 ... 5 6 [7] 8 9 10
Gönderen Konu: Takva örnekleri...  (Okunma Sayısı 12154 defa)
_selma_
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1272



« Yanıtla #90 : 31 Ekim 2009, 10:10:05 »

BEYAZID-I BİSTAMİ HAZRETLERİNİN TAVSİYELERİ

Yüce Allah bana sekiz kerametle ikramda bulundu:
1. Kendimi çok geri, halkı çok ileri gördüm.

2. İnsanların yerine cehennemde yanmaya razı oldum ve daima arzu ettim.

3. Her zaman mü'minlerin kalbine sevinç ve ferahlık vermeye çalıştım.

4. Yarın için hiçbir şeyi biriktirmedim.

5. Allah'ın rahmetini insanlar için arzu ettim.

6. Gayretimi mü'minlerin gönlüne âhiret sevincini vermek için harcadım.

7. Mü'minlere olan şefkatimden önce selamı ben verdim.

8. Kendi nefsime dedim ki: Allah beni ahirette affeder de şefaat hakkı verirse
önce bana eziyet edenlere şefaat ederdim,
sonra bana iyilik edenlere.."
Logged

_selma_
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1272



« Yanıtla #91 : 31 Ekim 2009, 13:43:00 »


HATALARIMI HATIRLAYINCA

Hz İbrahim (as) cehennemi her hatırlayışında ağlardı Hatta, bu esnada kalbinin atışı bile duyulurdu
Bir gün Cebrail (as) gelip ona: "Ya İbrahim! Sen hiç dostun azap verdiğini gördün mü? Sen Allah’ın dostusun O halde Allah’ın azabı olan cehennemden korkup ağlaman niyedir?" Diye sordu
Bunun üzerine Hz İbrahim (as) cevaben şöyle buyurdular: "Ya Cebrail, hatalarımı hatırlayınca, dostluğumu unutuveriyorum
Logged

_selma_
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1272



« Yanıtla #92 : 02 Kasım 2009, 11:51:38 »

Bu dünyada (îmân edip) iyilik edenlere, (her iki cihanda) iyilik vardır. Âhiret yurdu ise elbette daha hayırlıdır.
Takvâ sâhiblerinin yurdu gerçekten ne güzeldir!
(O yurt) girecekleri Adn Cennetleridir; (ki) altlarından ırmaklar akar, orada kendileri için ne isterlerse vardır.
İşte ALLAH, takvâ sâhiblerini böyle mükâfâtlandırır!


NAHL 30-31


İyilik ve takvada yardımlaşın. Günah ve düşmanlıkta yardımlaşmayın."

Mâide, 2



Efendimiz (asm) buyurdular

"Ey insanlar! Rabbiniz birdir. Babanız birdir. Hepiniz Âdemdensiniz ve Âdem de topraktandır. ALLAH'ın yanında en üstün olanınız takvası en fazla olanınızdır. Araplarla Arap olmayanların birbirine karşı üstünlüğü ancak takva iledir."

(Ahmed Zeki Safve, Cemheretu Hutebi'l-Arab, Mısır 1962, I, 157)


"ALLAH'a karşı takva sahibi olmanızı tavsiye ederim."


(Ebu Davûd, Sünen, 5; Tirmiz, İlim, 16; Ahmed b. Hanbel, II, 325)

"İnsanın Cennete girmesine en çok sebep olan şey, onun ALLAH'a karşı duyduğu takvasıdır."

(Ahmed b. Hanbel, II, 392, 442)

"Müminin keremi, takvasıdır."
hz. Ömer (r.a.)
Logged

_selma_
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1272



« Yanıtla #93 : 04 Kasım 2009, 21:44:34 »

Birgün, Abdülkâdir Geylânî hazretleri
minberde oturmuş vaaz ediyordu.
Birden süratle en son basamağa indi.
Ayakta, elini elinin üstüne koyarak, mütevâzi bir şekilde durdu.
Bir müddet sonra minbere çıktı.
Eski yerine oturdu ve vaazına devâm etti.
Oradakilerden birisi, ne oldu diye suâl edince;
"Ceddim Resûlullah'ı gördüm.
Geldi ve minber önünde durdu.
Hayâ edip, son basamağa indim.
Rasülüllah efendim kalkıp giderken,
bana yerime oturmamı
ve insanlara vâz etmemi emr etti
Logged

_selma_
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1272



« Yanıtla #94 : 04 Kasım 2009, 21:51:11 »

Necm b. el-Fazl diyor ki:

"Rüyamda Rasûlullah (s.a.v.) efendimizi gördüm.
Bir köyden çikmis gidiyordu
ve arkasindan imam-i Buhârî de onu takip etmekteydi.
O bir adim atinca Buhârî de bir adim atiyor
ve ayagini Rasûlullah (s.a.v.)'in ayagini bastigi yere basiyordu.
hallerini her bakimdan ona nisbet ediyordu."

"Buhârî, Allah (c.c)'nun yeryüzünde yürüyen ayetlerindendir."
Logged

_selma_
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1272



« Yanıtla #95 : 08 Kasım 2009, 13:57:38 »

Vefâtından önce kendi evine geçen Abapûş-i Velî,
üç gün sonra 1485 (H.890) senesinde vefât etti.
Afyonkarahisar Mevlevî Dergâhının bahçesine defnedildi.
Definden sonra bâzı hâller görüldü.
Talebeleri bunları hocalarının kerâmeti olarak kabûl ettiler.

Bu sırada sâdece görünüşe bakarak konuşanlardan birisi
bu hâllerin, talebeler tarafından uydurulduğunu,
bunların aslının olmayacağı gibi sözler söyledi.
Ayrıca kabre inkâr gözü ile baktığı anda,
Allahü teâlânın gazâbına uğrayarak
gözleri görmez oldu, dili tutuldu.
Baştan ayağa kadar bütün vücûdu titremeye başladı.
Bu hâle yakalandığının üçüncü günü kötü bir vaziyette öldü.
Allahü teâlânın evliyâsı hakkında uygunsuz konuşmanın,
onu inkâr etmenin cezâsını hemen gördü.

......................................

Abdüla'lâ hazretleri ilmiyle âmil olup
öğrendiklerini her zaman tatbik ederdi.
"Kime bir ilim verilir de bu ilim ona
Allah korkusundan ağlama huyunu kazandırmazsa,
o bu ilmin faydasını göremez." buyururdu.

Abdüla'lâ Cehennem'den çok korkardı.
Göz yaşları içinde secdeye kapanır ve şöyle duâ ederdi:

"Yâ Rabbi! Düşmanlarının nefretini arttırdığın gibi
senin için olan huşûmuzu, korkumuzu arttır.
Sana secde eden yüzümüzü
Cehennem'de ateş ile örtme.
Logged

_selma_
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1272



« Yanıtla #96 : 09 Kasım 2009, 00:43:13 »

“Mehmed Zahid Efendi(1895-1980), Hacca gittiklerinde bir keresinde Ali Ulvi Bey’in müdürlük yaptığı kütüphanede kalmak, gece burada istirahat buyurmak ister. Ali Ulvi Bey; “şeref duyarım” cevabını verir ve şu rüyasını anlatır: “Geçen senelerin birinde, şu kanepede Peygamber Efendimizi yatar buldum. Peygamber-i Zişan kanepede yatıyor. Hz. Osman nöbet bekliyor başında. Ben de kapıda bekliyorum. Yukarıda hafif bir tıkırtı oldu. Peygamber Efendimiz derhal uyandılar.. Uyanması ile Hz. Osman’ın bir çırpınışları var; “Ya Resulullah rahatsız mı oldunuz? Rahat ettiremedim mi sizi” diye. Peygamber Efendimiz gül bahçesi gibi, mehtap gibi, avizeler gibi, nurlar içinde parlayan simasıyla; “çok rahat etmişim Osman” dediler…


Tabii bu rüyayı dinleyen Mehmed Zahid Kotku hazretlerinin o gece gözlerine edeben bir saniye bile uyku giremez..


...

Dr. Coşkun Yılmaz Beyefendi anlatıyorlar; “1997 Haccında Esad Coşan Hocaefendi ile gidenler o yıl Arafat’ta Hocaefendinin yaptığı bir duadan söz etmişlerdi. Bu duayı, Berlin sokaklarında araba teybinden dinlemek nasip olduğunda,orada olmamakla birlikte, çok derinden etkilendiğim bir niyaz, bir yakarıştı. Bu duya şahitlik edenler arasında Ali Ulvi Bey yok. Ali Ulvi Bey daha sonra Esad Coşan Hocaefendiyi ziyaret gelir. Sohbet sırasında hocaefendiye şöyle der; “Efendi Hazretleri, siz Arafat’ta dua ederken Peygamber Efendimiz de “Amin” diyordu…
SALİH OKUR
Logged

_selma_
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1272



« Yanıtla #97 : 09 Kasım 2009, 16:22:17 »

hayâ ve takvâ nümûnesi olan Veysel-Karânî; mektepte okumamış, servet sahibi değil, bir mevkî sahibi de değil... İşte develerini gütmekle geçinen bir insan... Kur'an'ı da ne kadar bildiğini bilmem. Bakınız Rasûlüllah SAS'in ziyaretine geliyor. Fakat anası da diyor ki:

"--Oğlum, bulursan ziyaret et; bulamazsan, dön gel!" diyor.

İtaate bak! Geliyor, bakıyor Rasûlüllah SAS başka bir yere gitmiş, yok orada... "Bekleyeyim, gelsin de ziyaret edeyim!" demiyor; "Anam bana bu kadar izin verdi, ben fazla duramayacağım. Yok mu bir emaneti, göreyim hiç olmazsa?.." diyor. Uhud'da kırılan mübarek dişini getiriyor, gösteriyorlar. "Ona dayanamayaraktan, ağzındaki dişlerin hepsini çıkarıp atıvermiş." derler. Allah şefaatine nâil eylesin...

Şimdi ondaki imanın ölçüsü ile, bizim imanımızı ölçecek olsak... Bizde para da çok, bilgi de çok, her şey çok; bugün rahatlığın en alâsı var, cennet gibi memleketimiz, her şey bol, istediğimiz gibi... Fakat ondaki imanı zerresi var mı acaba?.. Zerresi var mı?.. Onun imanı ile ölçecek olsak, bizimki sıfırdadır; bir bile zor tutar.

Allah affetsin, tevfikını refîk eylesin..
alıntı

ZİKRULLAHIN
FAYDALARI

Medmed Zahid KOTKU (rh.a)


..............................................


Takvâ insanın cennete girmesine ve cehennemden kurtulmasına sebebdir. Takvâ sayesinde cennete girersin, cehennemden de kurtulursun.
  M.Z.K.(rh.a)
Logged

Karslı
Ziyaretçi
« Yanıtla #98 : 10 Kasım 2009, 13:58:14 »

وَمَا يَفْعَلُواْمِنْ خَيْرٍ فَلَن يُكْفَرُوْهُ وَاللّهُ عَلِيمٌ بِالْمُتَّقِينَ

Onların yaptıkları hiçbir hayır karşılıksız bırakılmayacaktır. Allah, takvâ sahiplerini çok iyi bilir.” (Al-i İmran/115)

İsmail Hakkı Bursevi:
         Burada, onların sevaplarının bol olarak verileceğine müjde vardır. Ayrıca, takvanın, hayırların başlangıcı olduğu ve takva sahibi insanların da, Allah katında yüce oldukları ifade edilmektedir. (Muhtasar Ruhul Beyan c.2 s. 64)
         Allah yolunun yolcusu, takva ipine sarılıp, dünyada onunla dost olmalıdır. Umulur ki Allah’da takvayı ona, kabir yoldaşı yapar. Takva salihlerin adetidir. Onlar hayatta kaldıkları müddetçe hayırda yarışırlar. (Muhtasar Ruhul Beyan c.2 s. 64)

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:
         İşte onların yaptıkları hiçbir hayr inkar edilmeyecektir. Yaptıkları hayırlı işlerin karşılığı zayi olmayacaktır. Zira Allah’ü Teala, kendi emirlerini tutup yasaklarından hakkıyla kaçınanları çok iyi bilmektedir. (Hak Dini Kur’an Dili c.3 s.130)

Ömer Nasuhi Bilmen:
         Onun, ilmi ezelisinden hiçbir şey hariç değildir. Binaenaleyh onları da o güzel amllerinden dolayı mükafata nail kılacaktır. Onları sevaptan atifeti ilahiyyesinden mahrum bırakmayacaktır. Allah Teala amenna alimdir, rauftur, rahimdir. (Kur’an-ı Kerimin Meali Alisi ve Tefsiri c.1 s.439)

İbni Kesir:
         “Ve Allah takva sahiplerini bilir.” Güzel iş işleyenlerin amelleri Allah’a gizli değildir. Ve O’nun katında güzel amel sahiplerinin eseri kaybolmaz. (Hadislerle Kur’an-ı Kerim Tefsiri c.4 s.1346)
Logged
Karslı
Ziyaretçi
« Yanıtla #99 : 11 Kasım 2009, 20:14:29 »

لَّيْسَ الْبِرَّ أَن تُوَلُّواْ وُجُوهَكُمْ قِبَلَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَلَـكِنَّالْبِرَّ مَنْ آمَنَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَالْمَلآئِكَةِ وَالْكِتَابِوَالنَّبِيِّينَ وَآتَى الْمَالَ عَلَى حُبِّهِ ذَوِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَىوَالْمَسَاكِينَ وَابْنَ السَّبِيلِ وَالسَّآئِلِينَ وَفِي الرِّقَابِ وَأَقَامَالصَّلاةَ وَآتَى الزَّكَاةَ وَالْمُوفُونَ بِعَهْدِهِمْ إِذَا عَاهَدُواْوَالصَّابِرِينَ فِي الْبَأْسَاء والضَّرَّاء وَحِينَ الْبَأْسِ أُولَـئِكَالَّذِينَصَدَقُوا وَأُولَـئِكَ هُمُ الْمُتَّقُونَ

İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, o kimsenin yaptığıdır ki, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır. (Allah'ın rızasını gözeterek) yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve kölelere sevdiği maldan harcar, namaz kılar, zekât verir. Antlaşma yaptığı zaman sözlerini yerine getirir. Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabreder. İşte doğru olanlar, bu vasıfları taşıyanlardır. Müttakîler ancak onlardır!” (Bakara/177)

İsmail Hakkı Bursevi:
         “İşte onlar” yani bütün bu niteliklere sahip olanlar, din konusunda ve hakka uymada “doğru onlardır.” Küfürden ve diğer bütün kötü şeylerden dolayı Allah’tan korkan “Takva sahipleri de ancak onlardır.” (Muhtasar Ruhul Beyan c.1 s. 301)

İbni Kesir:
         “İşte sadık olanlar onlardır.” İşte imanlarında sadık olanlar bu niteliklerle nitelenmiş olan kimselerdir. Çünkü onlar kalbi imani, sözleri ve fiilleriyle gerçekleştirmişlerdir. Sadık olanlar, doğru söyleyenler bunlar olduğu gibi “muttaki olanlar da bunlardır.” Çünkü onlar yasaklardan kaçınıp Allah’a itaat edenlerdir. (Hadislerle Kur’an-ı Kerim Tefsiri c.3 s.686)

Ömer Nasuhi Bilmen:
         (İşte) asıl (Sadık olan onlardır.) Bu kemalatı haiz bulunan zatlardır. Asıl (müttaki) bir ve ihsan sahibi (olanlar da onlardan ibarettir.) (Kur’an-ı Kerimin Meali Alisi ve Tefsiri c.1 s.167)
Logged
_selma_
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1272



« Yanıtla #100 : 11 Kasım 2009, 23:09:27 »

Bir gün bir zat, meydan görmüs bir zatin evine giderek:
"Hüvel evvel hüvel ahir hüvezzahir hüvelbatin" ayetini okur, sonra da o zata:
- Bu bir ayet midir? diye sorar. O zat da "evet ayettir" cevabini verir.

Sail:
- Nasil olur?. Burada Allah (cc) zahir oldugunu söylüyor, yani asikar oldugunu ilan ediyor.
Ben ise öyle bir sey göremiyorum, binaenaleyh ayet degildir. der.

O zat da hemen yanindan kalkarak lambayi söndürür.
Ikisi de zifiri karanlikta kalinca saile:

- Simdi beni görüyor musunuz? Ve buradaki esyalari iyice teshis edebiliyor musunuz? diye sorar.

Sail:
- Hayir.
- Neden göremiyorsunuz?

Sail:
- Zulmet icinde kaldik, her taraf karanlik da ondan, cevabini verince,

hakikat ehli olan zat:
- O halde, esyayi, hatta beni bile isiksiz göremiyorsun. Demek ki bir isiga ihtiyac var.
Artik sen öbür tarafini irfaninla hallet.

Bunun üzerine sail:
- Elhak. Zat-i alinizin Hak ilmine agah oldugunuza inandim. Ne olur bunu bana simdi ögretiverin,
deyince arif olan zat:

- Sizin de cok iyi Fransizca bildiginizi söylerler, ben yarin bir Fransizla konusmak istiyorum,
siz de sunu bana bu gece ögretiverin, der.

Sail:
- Nasil olur? deyince,

Arif zat:
- Azizim sen bana kul ilmini bir gecede ögretemeyince, ben sana Hak ilmini nasil bir anda ögretebilirim?
cevabini verir.
Logged

_selma_
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1272



« Yanıtla #101 : 13 Kasım 2009, 10:27:50 »

Sende kibir var
Abdulvahhab-ı Şarani hazretlerinin hocası Şeyh Zekeriya Ensari hazretleridir. Bu zatın da çok büyük bir hocası vardı. Bir gün hocası ile beraber otururken Hızır aleyhisselam gelmiş. Sohbetin sonunda Hızır aleyhisselam bu zatın hocasına,

(Senin bu talebenin çok büyük bir suçu var. Bunun, bundan daha fazla ilerlemesi mümkün değil. Bundan tevbe etmedikçe kurtulamaz) der ve kaybolur.
Şeyh Zekeriya Ensari hazretleri (Aman efendim ne olur Hızır aleyhisselamı çağırsanız da bu suçun ne olduğunu öğreneyim) diye yalvarır. Fakat hocası (Hızır aleyhisselam çağırmakla gelmez. Kendisi ne zaman isterse o zaman gelir) buyurur.
Bu zat günlerce tevbe eder nerede kusuru olduğunu düşünür ama bulamaz. Bir gün yine hocası ile beraberken Hızır aleyhisselam gelir. Hemen tabii ki bu mevzuyu sorarlar. Hızır aleyhisselam buyurur ki:

"Sende kibir var. Yazdığın yazıların altına (Şeyh Zekeriya Ensari) diye yazıyorsun. Şeyhlik kim sen kimsin" der. Bunun üzerine hemen tevbe edip, bundan sonra yazılarının altına (İnsanların en aşağısı Zekeriya) vb tarzında sıfatlarla beraber ismini yazmaya başlar. Ki kendisi gerçekten Şeyh idi.



...


İhramcızâde Hacı İsmail Hakkı Hazretleri anlatıyor

Bendeki tarîkat ahvali etrafımdakiler tarafından âyan olunca, o zamanlar yaşlı akrabalarımız beni sever ve meşgul olurlarmış. Bu çocuğun başına bir iş gelecek diye bana dayanamayıp;

“İsmail sen daha gençsin, zaman nazik bırak şu tarîkat işlerini”
dediler. Bende onlara;

“Siz yiyip içmeyi bıraksanıza” dedim.

“Yiyip içmek bizim gıdamız” dediler. Ben de;

“Bu da bizim gıdamız, bu işi böyle bilip, böyle inanmayan yola gidemez, kuştan korkan darı ekmezmiş” dedim.

“Şimdi bakıyorum da bu gibi sözlerin yanımızda bir sinek kadar
değeri yok, Gardaşlarım”


Efendi Hazretleri talebelik dönemleri ile ilgili olarak şunları söylemiştir.

“Mektepte okurken hocam benim dersleri dinlemez, hep geçirirdi. Arkadaşlarım, dersi dinletmeden geçmeme hep şaşırırlardı. Hocam bir gün dayanamayıp, ‘İsmail Efendi dersleri uykusunda bile bize talim etmektedir’ buyurdu.”
Logged

_selma_
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1272



« Yanıtla #102 : 14 Kasım 2009, 15:42:37 »

İbrahim b. Edhem der ki: Kalplerimiz üç perde ile perdelenmiştir. Bu perdeler kalbin önünden kalkmadıkça kul için yakîn keşfolunmaz:
1. Var olan servetle sevinmek,
2. Yok olduğundan dolayı üzülmek,
3. Övülmeye sevinmek.

Bu bakımdan mevcuda sevindiğin zaman harîs olursun. Yok olandan ötürü mahzun olduğunda Allah´ın kaderine küsmüş olursun. Kadere küsen ise, azap görür. Övülünce sevindiğinde nefsini beğenmiş olursun. Oysa nefsi beğenmek ve kibire kapılmak ameli yakıp kül eder.
Logged

_selma_
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1272



« Yanıtla #103 : 19 Kasım 2009, 09:34:58 »

 Ey oğulcağızım! Sana vasiyet ederim ki, takvâyı kendine şiar edinesin! İbadet cinsinden vazifelerine sımsıkı sarılasın! Ahvâlini kontrol edesin! Dâimâ, hatâlardan korku halinde olasın!
Gücdüvani hazretleri
Logged

ene_meczub
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1127



« Yanıtla #104 : 19 Kasım 2009, 17:58:13 »

Ahmet Rıfai Hazretleri (k.s) hayvanlara karşıda çok şevkatliydi. Kimsenin bakmadığı temiz olmayan ve cüzzamlı bir köpeğe baktı, onu yıkadı ve besledi. Bir gün paltosunun eteğinde evin kedisi uyuya kaldı. Namaz vakti geldiğinde kediyi uyandırmaya kıyamadı ve bir müddet onu şevkatle seyretti. Uyanmayacağını anlayınca kedisinin yattığı yeri kesti. O haliyle namaza gitti. Geri geldiğinde kedi uyanıp oradan gitmişti. Kesik parçayı paltosuna tekrar dikti.
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sayfa: 1 ... 5 6 [7] 8 9 10
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Peygamberimiz (sav) ve Ashabı Kiram  |  Yazılar  |  Takva örnekleri... « önceki sonraki »
    Gitmek istediğiniz yer: