Takva örnekleri...
 

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
24 Mayıs 2012, 07:13:42
12203 Mesaj 2639 Konu Gönderen: 1918 Üye
Son üye: isimbayz
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Peygamberimiz (sav) ve Ashabı Kiram  |  Yazılar  |  Takva örnekleri... 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: 1 ... 8 9 [10]
Gönderen Konu: Takva örnekleri...  (Okunma Sayısı 12154 defa)
_selma_
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1272



« Yanıtla #135 : 05 Nisan 2010, 08:10:37 »

ŞUMEYT BİN ACLÂN
Bir bayram günü eğlenen bir kalabalığa bakar
ve oğlu Ubeydullah'a;
"Eskimeye mahkûm bir elbise
ve bir müddet sonra böceklerin yiyeceği et olan
şu insanları görüyor musun?"
buyurarak
kabre girecek bir insanın gaflet içinde
eğlenip oynamasına olan hayretini bildirmiştir.

Allahü teâlânın müminlere ayrıca
bir îmân kuvveti verdiğini bildirmiş ve;
"Allahü teâlâ müminin kalbine bir kuvvet vermiştir ki,
bu kuvveti âzâlarına vermemiştir.
Şu ihtiyarı görüyor musunuz?
İhtiyar hâliyle geceleri nasıl ibâdet ediyor,
gündüzleri oruç tutuyor.
Gençler ise bunu yapmaktan âcizdirler"

buyurmuşlardır.

....................................................................


Vehb bin Münebbih anlatır:

Ka’b-ül-Ahbâr, mescidde arka saflarda durur.
Ona;
“Bunun altında hangi sır gizlidir?” diye sordular.
Buyurdu:
“Tevrât’ta okudum ki,
Muhammed aleyhisselâmın ümmetinden
öyle insanlar vardır ki,
onlardan biri başını secdeye koyunca,
başını secdeden iyice kaldırıncaya kadar,
Allahü teâlâ onun arkasında olanı magfiret eder.
Ben de hepsinden geride dururum,
umarım ki,
öyle birisinin secdesiyle benim işim görülsün
Logged

_selma_
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1272



« Yanıtla #136 : 06 Nisan 2010, 11:53:11 »

Behâeddîn Kışlakî hazretlerinin dergâhı,
talebelerle dolar taşardı.
Dergâhına gelenlere, eğer feyz ve bereketlere kavuşmak,
Allahü teâlâ katında makbul bir zât olmak istiyorlarsa
öncelikle nefsin arzularını terkedip
tam bir ihlâs ve samîmiyetle hocasının hizmetinde
olmanın ehemmiyetini anlatırdı.

Bir defâsında, yeni gelen bir talebesine
bu durumu îzâh etmek için;
"Mutfakta büyük bir veli var. Git onu gör." buyurdu.
Bu yeni talebe merakla mutfağa gittiğinde,
sırtına odun yüklenip mutfağa taşıyan birisini gördü.

çok şaşırmıştı.belli ki yüksek minderlerde
el öptüren bir zat bekliyordu

Bu yeni talebe, böylece
hafif ve ağır demeden,
ne hizmet varsa hemen el atmak îcâb ettiğini,
büyüklere hizmetin insana neler kazandıracağını anlamış oldu.
Logged

_selma_
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1272



« Yanıtla #137 : 14 Nisan 2010, 19:39:23 »

İbrâhim bin Şeybân anlatır:
"Hocam Ebû Abdullah Mağribî hazretlerinin
sıkılıp rahatsız oldukları bir gün gördüm.
O da Tûr Dağına çıktığımız gündü.
mübark hocamız bir ağacın altına oturup sırtını
bir ağaca dayadı ve bize;
"Kişi ancak yalnız kalmak sâyesinde
Rabbiyle olmakla rahata kavuşur."
buyurdu.

Sonra titredi ve sarsıldı.
O zaman etraftaki kayalar da bir müddet titredi.
Hocamın bu hâli geçince,
sanki kabirden kalkmış gibi bir hâli vardı.
Logged

_selma_
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1272



« Yanıtla #138 : 18 Nisan 2010, 13:46:55 »

Allah erinin 8 özelliği

Ebu Abdullah Salimi Hazretleri'ne sordular:
-Allah eri bir kulu halk içinde nasıl ayırd edersin?
Cevab verdi:
-Şu sekiz alametle ayırd ederim:

1)Dillerindeki tatlılıkla
2)Ahlaklarındaki güzellikle
3)Yüzlerindeki tebessümle
4)Edalarındaki zarafetle
5)Nefislerindeki cömertlikle
6)Günah işlemekten kaçınmalarıyla
7)Özürleri kabul edişlerindeki hoşgörüyle
8)Herkese karşı şefkatlerindeki taşkınlıkla

(İRFAN TAKVİMLERİ'nden.)
Logged

_selma_
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1272



« Yanıtla #139 : 18 Nisan 2010, 20:39:30 »

“ Y â r ”dandır deyip razı olalım !

Mihnet Rabia’nın rahatıydı. dertler ümidi.


Hüzünle ihya olurdu, rahatlıktan şüphe duyardı.


Bir süre ayağına mihnet takılmasa, gönlü incinmese dünyadan,


“Ah ne kusur ettim de Sevgili beni hatırlamadı” diye ağlardı.


Ne zaman dertler onu bulsa, “Dostum bu gün beni andı ” der ve rahatlardı.


Değil mi ki gaflet nefsi şad eder. Dert ise Sevgiliye yakınlıktır.

Aşk ile hu..
Logged

_selma_
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1272



« Yanıtla #140 : 05 Mayıs 2010, 10:12:42 »

Muhammed bin Aliyyân NESEVÎ Hazretleriin
“Birgün aklına bir suâl geldi.
Düşündü taşındı, buna bir türlü cevap bulamadı.
Bu suâlin cevâbını hoca Ebû Osman Hayrî’den
başka kimse halledemez dedi.
Bulunduğu yerden suâline cevap almak için Nişâbur’a gitti.
Suâlinin cevâbını alıncaya kadar yolda
hiçbir şey yemedi ve içmedi.”

yine kendisinden sual ettiler
“Allahü Teâlânın kulundan râzı olmasının alâmeti nedir?”
diye buyurdu ki:
“İbâdetlerin tatlı ve rahat,

günahların zehir ve ağır gelmesidir.”
Logged

_selma_
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1272



« Yanıtla #141 : 08 Mayıs 2010, 12:31:06 »

bn-i Âbidîn'in ilimdeki üstün derecesini,
ahlâkini ve hizmetlerini
oglu Alâeddîn Muhammed söyle anlatti:


"Babam uzun boylu, heybetli ve vakârli idi.
mübarek yüzünde devamlı nûr parlardi.
Vaktini, devamli, ilim ögretmek ve
talebe yetistirmekle, ibâdet ve tâatla geçirirdi.
Geceleri devamli kitap yazar, az uyurdu.
Gündüzleri ders okutur ve
sorulan sorulara cevap (fetvâ) verirdi.
Ramazanda her gece hatim okur ve
göz yasi dökerdi.
Insanlara faydali olmak husûsunda çok titiz davranir,
hiç abdestsiz durmaz ve vaktini bosa geçirmezdi."


Ibn-i Âbidîn hazretlerinin dîne uymaktaki hâlleri meshûrdur.
Haram, mekruh ve süphelilerden kesinlikle uzak durur,
mübahlari çok az kullanir, ibâdetlerinde sünnetlere,
müstehaplara, edeplere uymakta son derece titiz davranirdi.
Bes vakit namazda, tahiyyâti okurken,
Resûlullah efendimizi bas gözü ile görürdü.
Göremedigi zaman o namazi yeniden kilardi.
Logged

_selma_
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1272



« Yanıtla #142 : 19 Mayıs 2010, 21:08:01 »

Ahmed Amiş Efendi 'nin Talebelerinden birisi
müridin yâni talebenin şeyhe (hocaya) olan ihtiyâcını sorunca;
hoca efendi.....

"Dağı dağ, taşı taş gördükçe şeyhe muhtaçsın.
Bu böyle olsun, şu şöyle olsundan kurtuluncaya kadar,
şeyhe muhtaçsın."

demiştir.
Logged

_selma_
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1272



« Yanıtla #143 : 21 Mayıs 2010, 19:05:17 »

TİMÛR HAN

Timûr Hân Semerkand'a yerleşince, Buhârâ'ya gitmeyi arzu etti. Bu sebeple Emîr Külâl hazretlerine haber gönderip, bizim Buhârâ'ya gelmemize müsâade ederler mi? Şâyet izin verilmezse, kendilerinin Semerkand'ı teşrîf etmelerini arzu ediyoruz, nasıl buyururlarsa öyle ypalım." dedi.

Timûr Hânın bu arzusu üzerine, Emîr Külâl hazretleri ne gelmesini, ne gitmeyi kabûl edemeyeceğini ve kendilerine duâ etmekte olduğunu söyledi. Bunları bildirmek ve Timûr Hânla görüşmek üzere, oğlu Emîr Ömer'i vazifelendirdi. Oğlunu gönderirken şöyle dedi:

"Ey oğlum! Emîr timûr'a söyle! Eğer Allahü teâlânın râzı olduğu yolda yürümek istiyorsa, takvâdan ve adâletten aslâ ayrılmasın. Bunları kendisine şiâr edinsin ki, kıyâmet günü kurtulabilsin! Yine talebelerimizle her zaman ona duâ ettiğimizi söyle. Eğer dünyâya meylederse, bu durumların faydasına kavuşamaz."


Emîr Külâl hazretlerinin oğlu Emîr Ömer, Semerkand'a gidip, Timûr Hân ile görüştü. Babasının söylediği şeyleri aynen bildirdi. Birkaç gün sonra da, Buhârâ'ya dönmek üzere Timûr Han'dan müsâade istedi. Ayrılırken, Timûr Han ona;

"Buhârâ ve çevresini sizin emrinize bırakayım, ne olur kabûl edin." dedi. Emîr Ömer;

"Buna izin yok." dedi. Bunun üzerine Timûr Hân;

"Öyleyse Buhârâ şehrini Emîr Külâl hazretlerine bağışlayayım." deyince, Emîr Ömer yine;

"Buna izin yok."
dedi. Timûr Han;

"Hiç olmazsa, Buhârâ yakınında ikâmet etmekte olduğunuz köyü size bağışlıyayım." diyerek, çok temennide bulundu. Emîr Ömer şöyle dedi:

"Babamdan şu sözleri işittim: Sizin için; "Eğer, Allah adamı olan büyüklerin kalbinde bir yer kazanmak istiyorsa, takvâdan ve adâletten ayrılmasın. Kıyâmet günü Allahü teâlânın rahmetine kavuşmak bununla olur." buyurdu.
Logged

smeyra
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 370



WWW
« Yanıtla #144 : 26 Mayıs 2010, 17:53:56 »

Rahman razı olsun ablacım..
Logged

Dertleri zevk edinmektir Alemde hüner,
Gamu_u şadi felek böyle gelmiş, böyle gider...
_selma_
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1272



« Yanıtla #145 : 26 Mayıs 2010, 18:03:21 »

amin.sümeyracım Rabbim sen dende razı olsun:)
Logged

_selma_
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1272



« Yanıtla #146 : 27 Haziran 2010, 11:22:59 »

Râbia-i Adviyye’ye sordular ki:
“Sen şeytana düşman mısın?”
“Hayır” dedi.
“Niçin?” dediler.
“Ben dostla o kadar meşgûlüm ki,
başkası hâtırıma gelmiyor”

buyurdu
__________
Logged

_selma_
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1272



« Yanıtla #147 : 30 Haziran 2010, 10:00:38 »

Çelebi Ârif Küçük,
insanlara ilim öğretmek ve doğru yolu anlatmak için
hocasının yerine geçince,
çekemeyenler iftirâda bulundular.
Bolvadin mahkemesine şikâyette bulunup,
mahkeme ilâmı çıkarttırdılar.
Ancak kerâmet olarak mahkeme ilâmı kendine ulaşmadan, Bolvadin'de bulundu.
Mahkemede hasımlar kendisinden hak talebinde bulundular.
Yaratılıştaki cömertlikleri sebebiyle istenilen
meblağı îtirâz etmeden ödediler ve şöyle buyurdular:
"Hasımlarımın bu fakiri tâciz ettiği,
rahatsız ettiği akıl sâhipleri indinde mâlumdur.
Ancak, bu istenilen meblağın gerekçesinin açıklanmasını istesek,
biz onları tâciz etmiş olurduk.
Çünkü o zaman işin iç yüzü ortaya çıkardı.
Sonra biz bu borçtan berî olduğumuza yemin etsek,
dedemiz hazret-i Ebû Bekr'in yolundan ayrılmış olurduk.
Zîrâ yok yere ona bin dînar borç isnâd edildiğinde
böyle bir borcu olmadığına dâir yemin etmeyip,
o borcu verdi.
Ayrıca onların bize karşı muâmeleleri
sebebiyle sevap kazanmamız,
onların ise bizim yüzümüzden cezâlandırılmaları
bize uygun düşmez
."
Logged

_selma_
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1272



« Yanıtla #148 : 20 Temmuz 2010, 11:23:22 »


Süfyan-ı Sevri “rahime-hullahü teâlâ”, tebe-i tâbiînden bir mübarek zattır. Hiç abdestsiz gezmez, ölümden söz olunca, korkusundan takatsiz kalırdı.
Annesi, buna hamileyken komşunun turşusunun tadına bakmıştı biraz.
Ama onu ağzına alır almaz, hazret-i Süfyan, karnında ona ağrı vererek îkaz etti hemen.
O anda aklı başına geldi.
Zira izinsiz bakmıştı turşunun tadına.
Komşusuna seslenip;
- Hakkını helâl et! dedi.
Kadın şaşırdı:
- Ne oldu ki?
- Turşunun tadına baktım da.
- Olsun, ne var bunda:
- Hayır sen helâl et yine de.
Komşu kadın;
- Peki peki, helâl olsun, deyince rahatladı.
Logged

_selma_
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1272



« Yanıtla #149 : 20 Temmuz 2010, 11:24:11 »

SIRTI KAMBUR OLMUŞTU
Hazret-i Süfyan, henüz gençliğinde sırtı kambur olmuştu.
Dostları merak edip;
- Bu genç yaşta niçin kambur oldunuz efendim? dediler.
Buyurdu ki:
- Üç hocadan ders aldım. Üçü de, derin âlim idi. Ama son nefeslerinde îmânsız gitti üçü de. Onları böyle görünce, korkumdan omurga kemiğim eğildi.

GÜLER YÜZLÜ OLUN!
Bir gün de sohbetinde;
- Güler yüzlü olun! Müslüman, güler yüzlü ve neş’eli olur, buyurdu.
Sordular:
- Müslüman neden neş’eli olur efendim?
- Neden olmasın ki? Allahü teâlâ ona “Îmân nîmeti”ni vermiştir. Allahü teâlâ bir kuluna îmân vermişse, ona her şeyi vermiş demektir. Vermemişse, hiçbir şey vermemiştir
Logged

Sayfa: 1 ... 8 9 [10]
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Peygamberimiz (sav) ve Ashabı Kiram  |  Yazılar  |  Takva örnekleri... « önceki sonraki »
    Gitmek istediğiniz yer: