Takva örnekleri...
 

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
10 Şubat 2012, 08:29:32
12196 Mesaj 2632 Konu Gönderen: 1918 Üye
Son üye: isimbayz
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Peygamberimiz (sav) ve Ashabı Kiram  |  Yazılar  |  Takva örnekleri... 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: 1 ... 7 8 [9] 10
Gönderen Konu: Takva örnekleri...  (Okunma Sayısı 11479 defa)
_selma_
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1272



« Yanıtla #120 : 03 Ocak 2010, 15:56:52 »

Takva sahibi genç

Takva sahibi olmak, hayatın her döneminde güzel. Ama fırsatlar çağı gençlikte bir başka güzel. Güce, kuvvete, güzelliğe rağmen günahlardan sakınanların mükafatı ebedi mutluluk. Hayatın baharı şeytana satılmazsa, sonsuz bahar bir adım ötede.

Hz. Ömer'in (R.A.) halifeliği döneminde ibadet ehli, son derece takva sahibi bir genç vardı. Hz. Ömer'in hayret ve takdirle izlediği bu gencin kalbi, Allah ve Resulü’nün (A.S) sevgisiyle doluydu. Vakit namazlarında cemaati kaçırmaz, namazdan çıkar çıkmaz evine döner ve ihtiyar babasının hizmetini görürdü.

Bu gencin evine giden yolu bir kadının kapısının önünden geçiyordu. Kadın her defasında gencin yoluna çıkarak çirkin tekliflerde bulunuyor, fakat genç, Allah korkusundan ona iltifat etmiyordu.

Yine bir gün yatsı namazını kıldıktan sonra evine giderken, kadın tekrar karşısına çıktı. Bu sefer bütün maharetini kullanarak genci kandırmayı başardı. Fakat genç, kadının ardı sıra eve girerken birden bire Allahu Tealâ Hazretleri'ni hatırladı ve korkuyla dilinden şu ayet döküldü:

"Takvaya erenler (var ya); onlara şeytandan herhangi bir vesvese iliştiği zaman (Allah'ın emir ve yasaklarını) hatırlayıp, hemen gerçeği görürler."
(A'raf/201)


Hemen ardından da bayılarak düştü. Kadın hizmetçisini çağırdı. Genci tutarak evinin önüne getirip koydular. Sonra da kapıyı çalarak babasına haber verdiler. Babası dışarı çıkınca, oğlunu baygın bir vaziyette kapının önünde buldu. Komşulardan bir kaçı genci tutup eve taşıdılar. Uzun bir müddet baygın kalan genç kendine gelince, babası:

- Evladım neyin var ne oldu? diye sordu. Oğlu:

- Bir şeyim yok. dedi. Babası:

- Allah aşkına söyle! deyince, oğlu başından geçenleri anlattı. Babası:

- Hangi ayeti okumuştun?
diye sordu. Genç, ayeti okudu ve tekrar kendinden geçti. Bir de baktılar ki genç ruhunu teslim etmiş. Bunun üzerine genci yıkadılar ve gece vakti götürüp göz yaşlarıyla defnettiler. Sabah olunca olay Hz. Ömer'e bildirildi. Hz. Ömer, gencin babasına gelerek başsağlığı diledi ve:

- Bana niye haber vermedin? diye sordu. Gencin babası:

- Ey Mü'minlerin Emiri, vakit geceydi. dedi. Hz. Ömer:

- Bizi onun kabrine götürün. dedi. Hz. Ömer ve beraberindekiler gencin kabrine geldiler. Hz. Ömer (R.A):

- Ey filan kişi! Rabbin makamında durmaktan korkanlara iki cennet var. (Rahman/46) dedi. Kabirdeki genç konuşup:


- Ya Ömer! Rabbim Cennette bana onları iki defa verdi. diye cevap verdi.
(Hayatü's-Sahabe)
Logged

_selma_
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1272



« Yanıtla #121 : 05 Ocak 2010, 16:28:53 »

Vefâtından sonra Feth-i Mûsulî'yi rüyâda görenler;
"Allahü teâlâ sana ne yaptı?" dediler.
Dedi ki: Allahü teâlâ bana; "Niçin o kadar ağladın?" buyurdu.
"Günahlarım ve kusurlarım sebebiyle yüzüm olmadığından ağlıyorum." dedim.

"Ey Feth! Bu çok ağlaman sebebiyle, günâhını yazan meleğe sana günah yazmamasını emretmiştim." buyurdu
Logged

_selma_
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1272



« Yanıtla #122 : 06 Ocak 2010, 18:26:35 »

Eğridir'de câmiye giderken pekçok kimseyle karşılaştığı halde,
iki-üç kişiye selâm verirdi.
Başkalarına selâm vermezdi.
Talebelerinden biri acaba neden birkaç kişiden başka kimseye selâm vermiyor
diye merak edip kendisine sordu.
Talebe bunun sebebini sorunca, Şeyhülislâm Berdeî hazretleri eliyle bu talebenin gözlerini sıvazladı.
Sonra da dergâhdan dışarıya gönderdi.
Talebe çarşıya çıkınca, insanlardan kimini maymun sûretinde, kimini hınzır, kimini tilki,
kimini çakal, kimini kurt, bir kısmını da köpek sûretinde gördü.

Hocasının selâm verdiği kimselerden başkasının her birini çeşitli hayvan sûretinde gördü.
Sonra hocasının yanına dönüp;
"Efendim bu işin hikmetini anladım." dedi.
Hocası yine gözlerini sıvazlayarak eski hâline çevirdi.
Logged

_selma_
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1272



« Yanıtla #123 : 07 Ocak 2010, 19:57:36 »

Hammâd b. Abdirabbihi, oturduğu zaman bacakları üzerinde otururdu.

Kendisine ´

Bağdaş kurarak otursan olmaz mı?´ diye soruldu.

O da

´Bağdaş kurarak oturmak, Allah´ın azabından emin olanın oturuşudur. Ben ise, emin değilim! Çünkü Allah´a isyan etmişimdir´ diye cevap verdi!
Logged

_selma_
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1272



« Yanıtla #124 : 08 Ocak 2010, 20:31:21 »

O’NDAN GELENE RÂZIYIZ!

Abdullah-ı Dehlevî’nin mübârek vücûtlarında birkaç tane hastalık vardı. Bu hastalıklar sebebiyle namazlarını özürlü kılardı. Bunu bilen dostlarından biri dayanamayıp;

“Efendim! Herkes hastalıktan kurtulmak için sizden duâ istiyor. Cenâb-ı Hak da duâlarınızı reddetmiyor. Her gelen, şifâya kavuşarak huzûrunuzdan ayrılıyor. Hâlbuki sizdeki hastalıkları biliyoruz. Duâ buyurup da bu dertlerden kurtulsanız olmaz mı?” diye sordu. O da;

“Onlar hastalıktan kurtulmak için duâ istiyorlar. Biz ise, Allahü teâlânın verdiği bu dert ve belâlardan, O gönderdiği için râzıyız. Dert ve belâlar, kemend-i mahbûb olduğundan Allahü teâlâ, bu dertleri sevdiği kullarından dilediklerine verir. Bu sebeple dertlerin bizden gitmesini değil, gönderilmesini isteriz.” buyurdu.

O, insanların sıkıntılardan kurtulmalarına yardımcı olurdu.
Logged

_selma_
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1272



« Yanıtla #125 : 11 Ocak 2010, 19:12:01 »

Bir talebesi anlatır:
"Ben hamama gittiğimde iyice yıkandıktan sonra
bir tas içindeki suya okuyup sonra başımdan aşağı dökmeyi âdet edinmiştim.
Bu hâlimi kimseye söylemedim.


Bir gün bir rüyâmı tâbir için Ünsî Hasan Efendinin huzûruna gittim.
Rüyâmı tâbir ettiler, sonra da;
"Hamamdaki bu âdeti terk et. Zîrâ suya okur,
sonra onu orada başına dökersin. Bu uygun değildir.
Zîrâ okunmuş sudur. Aşağılara yayılması günahtır. Onu bir daha yapma.
Yıkan ve çık.
" buyurdular.

O zaman ben;
"Efendim! Bu hâli kimse bilmezdi, size kim söyledi?"
diye sordum.

O zaman Hasan Efendi hazretleri;

"Bir gönül ki, cenâb-ı Hakk'ın hazînesi oldu. İşte o gönül haktan haber verir.
O gönlün görmediği ve bilmediği olmaz.
Onun gibi bizden yine bize bir söyleyici vardır. O haber verir."
buyurdu.


Ben de o âdetimi bir daha yapmadım
Logged

_selma_
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1272



« Yanıtla #126 : 12 Ocak 2010, 19:57:05 »

 Bir gün Yavuz Sultan Selim’in
birkaç memurun kafasını vurduracağını duyar.
Tutar eteğini saraya koşar.
Divan toplantısına rağmen Padişaha çıkar.
Yavuz tavizsizdir. “
Vazifelerini ihmal ettiler hocam” der,
“cezalarını versem gerek!”


Zembilli Ali Efendi kaşlarını çatar:
“Benim şeyhülislamlıktan anladığım tek şey var!”
der,
“Senin ahiretini kollamak.
Halbuki sen vebâle yürüyorsun.
İnan, elim azaba duçar olursun. Benden söylemesi!”

Ve çeker kapıyı gider.

Yavuz’a tek söz düşer
“Öyleyse affettik gitti!”
Logged

Ukab
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1127



« Yanıtla #127 : 13 Ocak 2010, 22:41:49 »

Kendisinden kerâmet isteyenlere buyurdu ki:
"Bizim kerâmetimiz açıktır. Bu kadar çok günâh ile yeryüzünde yürümemizden büyük kerâmet olurmu?"
 
Şah-ı Nakşibend (k.s)
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
_selma_
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1272



« Yanıtla #128 : 13 Ocak 2010, 22:52:13 »

Birgün mürîdleri Şâh-ı Nakşibend Hazretleri nden kerâmet istemişlerdi. Buyurdular ki:
"- Bizim kerâmetimiz açıktır. İşte bakınız; omuzlarımızdaki bunca günah yüküne rağmen ayakta durabiliyor ve yeryüzünde yürüyebiliyoruz. Bundan daha büyük keramet mi olur?.."

Ardından tasavvufta mühim olan hususun kerâmet değil istikâmet olduğunu bir kez daha hatırlatarak şöyle buyurdular:

"- Bir kimse bir bahçeye girse ve orada her ağacın yaprak yaprak dile gelip: "Ey Allâh ın velîsi merhabâ!" diye seslendiğini duysa, zâhiren de bâtınen de bu sese aslâ iltifât etmemeli! Bilâkis kulluktaki gayret ve azmi daha da ziyâdeleşmelidir."

Bunun üzerine bazı müridleri:

"- Efendim, ne kadar üzerini örtseniz de sizden de zaman zaman kerâmet zâhir olmakta!.." dediler.

O büyük tevâzû âbidesi:

"- O müşâhede ettikleriniz, mürîdlerimin kerâmetleridir." buyurdu.

Çünkü o öyle bir mahfiyet (hâlini gizleme) içerisindeydi ki, hayatta iken söz ve kerâmetlerini yazmak isteyen mürîdi Hüsâmeddîn Hâce Yûsuf a müsâade etmemişti.
Logged

_selma_
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1272



« Yanıtla #129 : 20 Şubat 2010, 21:03:58 »

Bişri hafi (ks) şöyle buyuruyor:
“ Peygamber efendimizi rüyada gördüm
bana şöyle dedi
Cenabı hakkın neden seni seçtiğini biliyor musun
Bende hayır diye cevap verdim.


Efendimiz devam ederek şöyle buyuruyor:
-Salihlere hizmet ettiğin için,
kardeşlerine nasihat ettiğin için,
arkadaşlarına sünnetimin ehline sevgi beslediğin için
ve
sünnetime uyduğun için cenabı hak seni seçmiştir.”
Logged

_selma_
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1272



« Yanıtla #130 : 23 Şubat 2010, 16:41:03 »

Allah dostlarından biri
Bir gün Karaköy'e geçmek üzere kayıkçılara:
- Bugün param yok, Allah için beni karşıya kim geçirir? teklifinde bulunur.
Ses çıkmaz. Az sonra biri :
- Ben diye talip olur ve götürür.
O günün gecesi o kayıkçı, rüyasında kıyamet kopmuş,
mizan kurulmuş, herkes amellerine göre muamele olunurken,
şaşkın, sıratı geçme korkusu ve düşünenlerin dehşeti içinde
iken ona bir el uzanıp selamete götürür.
Kayıkçı:
- Siz kimsiniz? Bu badireden beni kurtardınız,
diye sual edince:
- Ben iki cihan serverinin mağara arkadaşı Ebu Bekir Sıddık' ım.
evlatlarımıza hizmet eli uzatanlara, imdad elimiz böyle ulaşır,
buyururlar
Logged

_selma_
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1272



« Yanıtla #131 : 01 Mart 2010, 01:13:45 »

  Allah İçin Olan İşler Önceliklidir!

Evliyalardan birisine bir gün :

- "Efendim! İhlas hususunda çok etkilendiğiniz bir olay yaşadınız mı?"
diye sorarlar.

- "Evet yaşadım.." buyurur ve devam eder :

-"Mekke-i Mükerreme'de altın kesemi kaybetmiş, parasız kalmıştım. Basra'dan para bekliyordum ama gelmemişti. Saçım sakalım çok uzamıştı. Bir berbere girdim: 'Param yok, Allah rızası için saçlarımı düzeltebilir misin?' diye sordum.

Berber o anda birini tıraş ediyordu. Hemen yanındaki boş koltuğu gösterip, oturmamı söyledi ve onu bırakıp beni tıraş etti. Önceki müşteri buna itiraz edince Berber: 'Kusura bakmayınız efendim' dedi, sizi ücreti mukabili traş ediyorum. Ama bu genç Allah rızası için istedi, Allah için olan işler önceliklidir ve bir bedeli yoktur, yani Allah için olan işin bedelini kullar ödeyemez ve bilemez' dedi.

Berber cebime de zorla birkaç altın sokuşturdu, 'Acil ihtiyaçlarını karşılarsın, imkânım bu kadar' dedi.

Aradan birkaç gün geçti, beklediğim para geldi. Berbere bir kese altın götürdüm. 'Asla alamam' dedi ve ekledi : 'Allah rızası için olan işin bedelin ikullar ödeyemez demedim mi ben, var git işine, Allah selamet versin'


Helalleşip ordan ayrıldım ama tam kırk senedir ona dua ediyorum, ona dua etmeye doyamıyorum, gece kalkıp dua ediyorum.'
alıntı.GUCDÜVANİ.COM
Logged

_selma_
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1272



« Yanıtla #132 : 01 Mart 2010, 23:54:52 »

Enes b. Malik R.A anlatır. Biz Rasülüllaha s.a.v. dedikki, Ey Allahın rasülü bütünüyle kendimiz yapmadıkça bir iyiliği emretmeyelim, yine bütünüyle kendimiz terk etmedikçe bir kötülüğe engel olmayalım mı? efendimiz şöyle buyurdu. Hayır öyle yapmayın kendiniz tamamını işlemeseniz bile iyiliği emredin tamamından kaçınmasanız bile siz kötülüğe engel olmaya çalışın.

Seleften biri oğluna şöyle tavsiyede bulundu, biriniz iyiliği emretmeye hazırlanınca kendini sabırlı olmaya hazırlasın ve sevabını Allahtan beklesin. Sevabını allahtan bekleyen kişi maruz kalacağı sıkıntıların acısını hiç duymaz
Logged

_selma_
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1272



« Yanıtla #133 : 31 Mart 2010, 11:36:24 »

Hz Cafer-i Sadık R.A.Kerameti

Zamânın hükümdarı bir gece vezirine dedi ki: "Hemen git, İmâm-ı Câfer'i buraya getir. Onu hemen öldürmek istiyorum."

Vezir: "Evinde oturmuş, gece-gündüz ibâdetle meşgûl olan, devlet işlerine karışmayan bu kimseyi öldürmekten vazgeç!" dedi.

Hükümdârı bundan vazgeçirmek için epey dil döktü. Fakat iknâ edemedi. Mecbûren çağırmaya gitti. Vezir çağırmaya gidince, hükümdâr cellâtlara emir verdi.

"İmâm-ı Câfer içeri girince, ben başımdan külâhımı çıkardığım zaman hemen başını vuracaksınız!"


Bir müddet sonra, İmâm-ı Câfer-i Sâdık hazretleri içeri girdi. Hükümdâr bunu görünce, derhal ayağa kalktı. Büyük bir tevâzu ile onu karşıladı. Koltuğuna oturttu. Kendisi edeple karşısına diz çöküp oturdu. Cellâtlar ve hizmetçiler şaşırıp kaldılar. Hükümdar, Câfer-i Sâdık'a:

"Efendim, benden bir emriniz, isteğiniz olursa hemen emredin, yapayım." dedi.

Câfer-i Sâdık hazretleri; "Senden bir ricâm yok. Beni bir daha yanına çağırma! Rabbime ibâdetten beni alıkoyma, başka bir şey istemem." buyurup, gitmek üzere ayağa kalktı. Hükümdar, izzet ve ikrâmla onu uğurladı. Gittikten sonra vücûdunda bir titreme oldu, bayılıp düştü. Kendine gelince, veziri sordu: "Bu ne hâldir. Hani o zâtı öldürtecektiniz?"


Hükümdar; "O içeri girince, yanında büyük bir arslan gördüm. Lisân-ı hâl ile bana; "Onu incitirsen seni parça parça ederim." diyordu. Bunu görünce ne yapacağımı şaşırdım." dedi
Logged

_selma_
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1272



« Yanıtla #134 : 03 Nisan 2010, 09:47:21 »

Cüneyd-i Bağdadî ordu ile bir sefere katılmıştı. Sefer sırasında ordu kumandanı ona mücahitlere dağıtılmak üzere gönüllülerce hibe edilmiş bazı eşyalar gönderdi. O da bu eşyaları kabul edip, asker ve gazilerin muhtaçlarına dağıttı. Fakat Cüneyd-i Bağdadi'nin içini bir kınamadır aldı. Bir gün öğle namazını kıldıktan sonra oturup; "Niçin o şeyleri kabul ettim ve dağıttım? Nefsimi kendinden bir şey dağıtıyormuş gibi göstererek gururlandırmış; mücahitleri de cihad esnasında eşyaya boğarak şımartmış olmayayım!" diye kendi kendini kınamaya başladı.

O sırada uykusu geldi ve uyudu.

Rüyasında, kendisine çok süslü bir takım köşkler gösterildi.

"Bunlar kimin?" diye sordu.

"Gazilere dağıtılan eşya sahiplerinin" denildi.

O anda Hazret-i Cüneyd'in içinden: "Acep bana da bir şey var mı?" diye geçmişti ki, derhal ona, köşklerin en güzeli ve en büyüğü gösterildi ve: "İşte bu senindir." denildi.

Hazret-i Cüneyd: "Bana neden daha güzeli ve daha büyüğü verildi?" diye sorunca, denildi ki:

 "Onlar mallarını sevap bekleyerek verdiler. Sen ise, o malı kabul etmekle yanlış bir iş yapmaktan korkarak, nefsini sigaya ve hesaba çekerek dağıttın. Allah nefsini sigaya çekenleri sever. İşte nefsini hesaba çekmenden dolayı sana daha güzel bir köşk verildi."
Logged

Sayfa: 1 ... 7 8 [9] 10
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Peygamberimiz (sav) ve Ashabı Kiram  |  Yazılar  |  Takva örnekleri... « önceki sonraki »
    Gitmek istediğiniz yer: