Sultan Murad Han
 

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
10 Åžubat 2012, 08:26:54
12196 Mesaj 2632 Konu Gönderen: 1918 Üye
Son üye: isimbayz
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Önemli Åžahsiyetler  |  Yazılar  |  Sultan Murad Han 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1]
Gönderen Konu: Sultan Murad Han  (Okunma Sayısı 414 defa)
tebrizi
Aktif Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 376


Onlar,boş söz (ve iş)lerden yüz çevirirler..(23/3)


« : 02 Haziran 2010, 01:59:01 »


                  SULTAN MURAD HAN

            Sultan Murat Han o gün bir hoÅŸtur. TelaÅŸeli görünür. Sanki bir
        ÅŸeyler söylemek ister sonra vazgeçer. NeÅŸeli deseniz deÄŸil, üzüntülü
        deseniz hiç deÄŸil. Veziriazam SiyavuÅŸ PaÅŸa sorar :
            - Hayrola efendim, canınızı sıkan bir ÅŸey mi var?
            - AkÅŸam garip bir rüya gördüm.
            - Hayırdır inÅŸallah?..
            - Hayır mı ÅŸer mi öğreneceÄŸiz.
            - Nasıl yani?
            - Hazırlan, dışarı çıkıyoruz.
            Ve iki molla kılığında çıkarlar yola. Görünen o ki padiÅŸah
        hâlâ gördüğü rüyanın tesirindedir ve gideceÄŸi yeri iyi bilir. Seri,
        kararlı adımlarla Beyazıt'a çıkar, döner Vefa'ya,Zeyrek'ten
        aÅŸağılara sallanır. Unkapanı civarında soluklanır. Etrafına daha bir
        dikkatle bakınır. iÅŸte tam o sırada yerde yatan bir ceset gözlerine
        batar. Sorarlar;
            - Kimdir bu? Ahali:
            - Aman hocam hiç bulaÅŸma, derler. Ayyaşın meyhuÅŸun biri
        iÅŸte!..
            - Nerden biliyorsunuz?
            - Müsaade et de bilelim yani. Kırk yıllık komÅŸumuz.
            Bir baÅŸkası tafsilata girer;
            - Biliyor musunuz, der. Aslında iyi sanatkardır. Azaplar
        Çarşısı'nda çalışır. Nalının hasını yapar... Ancak kazandıklarını
        içkiye, fuhuÅŸa nerde namlı harcar. Hem ÅŸiÅŸe ÅŸiÅŸe ÅŸarap taşır evine,
        hem de mimli kadın varsa takar peÅŸine
            Hele yaÅŸlının biri çok öfkelidir.
            - isterseniz komÅŸulara sorun, der. Sorun bakalım onu bir
        cemaatte gören olmuÅŸ mu?..
            Hasılı, mahalleli döner ardını gider. Bizim tebdili kıyafet
        mollalar kalırlar mı ortada!..Tam vezir de toparlanıyordur ki
        padiÅŸah yolunu keser:
            - Nereye?
            - Bilmem, bu adamdan uzak durmayı yeÄŸlersiniz sanırım.
            - Millet bu, çeker gider. Kimseye bir ÅŸey diyemem...Ama biz
        gidemeyiz,şöyle veya böyle tebamızdır. Defini tamamlamak gerek.
            - iyi ya, saraydan birkaç hoca yollar kurtuluruz vebalden.
            - Olmaz, rüyadaki hikmeti çözemedik daha.
            Peki ne yapmamı emir buyurursunuz?
            - Mollalığa devam... Naaşı kaldırmalıyız en azından.
            - Aman efendim, nasıl kaldırırız?
            - Basbayağı kaldırırız iÅŸte.
            - Yapmayın etmeyin sultanım, bunun yıkanması paklanması var.
        Tekfini,telkini... Merak etme ben beceririm. Ama önce bir gasilhane
        bulmalıyız.
            - ÅŸurada bir mahalle mescidi var ama...
            - Olmaz, vefat eden sen olsaydın nereden kalkmak isterdin?
            - Ne bileyim, Ayasofya'dan Süleymaniye'den, en azından Fatih
        Camii'nden..
            - Ayasofya ile Süleymaniye'de devlet erkanı çoktur. Tanınmak
        istemem.Ama Fatih Camii'ni iyi dedin. Hadi yüklenelim...
            Ve gelirler camiye. Vezir saÄŸa sola koÅŸturur, kefen tabut
        bulur. PadiÅŸah bakır kazanları vurur ocaÄŸa... Usulü erkanınca bir
        güzel yıkarlar ki naaÅŸ ayan beyan güzelleÅŸir sanki. Bir nurdur
        aydınlanır alnında. Yüzü sâkilere benzemez. Hem manâlı bir tebessüm
        okunur dudaklarında.... PadiÅŸahın kanı ısınmıştır bu adama, vezirin
        de keza... Meçhul nalıncıyı kefenler, tabutlar, musalla taşına
        yatırırlar. Ama namaz vaktine hayli vardır daha... Bir ara vezir
        sıkıntılı sıkıntılı yaklaşır.
            - Sultanım, der. Yanlış yapıyoruz galiba...
            - Nasıl yani?..
            - Heyecana kapıldık, sorup soruÅŸturmadan buraya getirdik
        cenazeyi. Kim bilir belki hanımı vardır, belki yetimleri?..
            - DoÄŸru, öyle ya, neyse... Sen başını bekle, ben mahalleyi
        dolanıp geleyim.
            Vezir cüzüne, tespihine döner, padiÅŸah garip maceranın
        baÅŸladığı noktaya koÅŸar. Nitekim sorar soruÅŸturur. Nalıncının evini
        bulur. Kapıyı yaÅŸlı bir kadın açar. Hadiseyi metanetle dinler. Sanki
        bu vefatı bekler gibidir.
            - Hakkını helal et evladım, der. Belli ki çok yorulmuÅŸsun.
        Sonra eÅŸiÄŸe çöker, ellerini yumruk yapar. ÅŸakaklarına dayar... AÄŸlar
        mi? Hayır. Ama gözleri kısılır, hatıralara dalar belki. Neden sonra
        silkinip çıkar hayal dünyasından...
            - Biliyor musun oÄŸlum? Diye dertli dertli söylenir... Bizim
        efendi bir âlemdi, vesselam... AkÅŸamlara kadar nalın yapar... Ama
        birinin elinde ÅŸarap ÅŸiÅŸesi görmesin;elindekini avucundakini verir
        satın alırdı. Sonra getirip dökerdi helaya!..
            - Niye?
            - Ümmeti Muhammed içmesin diye...
            - Hayret...
            - Sonra, malum kadınların ücretlerini öder eve getirirdi. Ben
        sizin zamanınızı satın aldım mı? Aldım, derdi. Öyleyse ÅŸimdi
        dinleseniz gerek... O çeker gider, ben menkıbeler anlatırdım
        onlara...Mızraklı ilmihal.Hücceti İslam okurdum...
            - Bak sen! Millet ne sanıyor halbuki...
            - Milletin ne sandığı umurunda deÄŸildi. HoÅŸ, o hep uzak
        mescitlere giderdi. Öyle bir imamın arkasında durmalı ki, derdi.
        Tekbir alırken Kabe'yi görmeli...
            - Öyle imam kaç tane kaldı ÅŸimdi?
            - iÅŸte bu yüzden NiÅŸanci'ya, Sofulara uzanırdı ya... Hatta bir
        gün;
            - Bakasın efendi, dedim. Sen böyle böyle yapıyorsun ama
        komÅŸular kötü belleyecek. inan cenazen kalacak ortada...
            - DoÄŸru, öyle ya?..
            - Kimseye zahmetim olmasın, deyip mezarını kendi kazdı
        bahçeye. Ama ben üsteledim. iÅŸ mezarla bitiyor mu, dedim. Seni kim
        yıkasın, kim kaldırsın?
            - Peki o ne dedi?
            - Önce uzun uzun güldü, sonra;
            - Allah büyüktür hatun, dedi. Hem padiÅŸahın iÅŸi ne?
            Allahü tealinin öyle kulları vardır ki, halk onları bilmez.
        HoÅŸ, bazen kendileri de makamlarının farkında deÄŸillerdir. Hulus-u
        kalp ile boyun büker ümmeti Muhammet'e,halifeyi müslimine dua
        ederler. Samimi niyazları ile zırh olurlar sultana...

Bir seher vakti gözyaşı ile yapılan dua, binlerce topun yapamadığını yapar.
Kralları yıkar, kaleleri parçalar.
            

        İşte NALINCI BABA o adsız sansız Allah dostlarından biridir.
        Asıl adı Muhammed Mimi Efendidir. Bergamalıdır. 1592 yılında vefat
        etti. Cenaze hizmetlerini bizzat padiÅŸah gördü. Ve mübareÄŸi evine
        defnetti.
            
Logged

"Kul oldum,kul oldum,kul oldum!Ben Sana hizmette iki büklüm oldum.Kullar azad olunca şad olur;ben Sana kul olduğumdan dolayı şad oldum"
(Mevlana)
Sayfa: [1]
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Önemli Åžahsiyetler  |  Yazılar  |  Sultan Murad Han « önceki sonraki »
    Gitmek istediÄŸiniz yer: