Şöhret Afettir Hadisi Tartışması
 

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
24 Mayıs 2012, 07:08:14
12203 Mesaj 2639 Konu Gönderen: 1918 Üye
Son üye: isimbayz
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Peygamberimiz (sav) ve Ashabı Kiram  |  Yazılar  |  Şöhret Afettir Hadisi Tartışması 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1]
Gönderen Konu: Şöhret Afettir Hadisi Tartışması  (Okunma Sayısı 1294 defa)
ibni teymiye
Aktif Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 80


« : 30 Temmuz 2009, 13:51:43 »


Sevgili dostlar!

Forumda görülebileceği gibi, 23 Temmuz 2009 tarihinde bir konu üzerine münazaramız olmuştu. Tayfuri isimli arkadaş benim hadis uydurduğumu ve cehenneme gireceğimi açık bir şekilde ima etmişti. Şahsına acele etmemesini, 1 hafta araştırma yapmasını, bu durumda hadise ulaşacağını söylemiştim. O ise o gün araştırma yapmak yerine ithamlarda bulunmuş, sözün nakşibente ait olduğunu iddia ederek:

“Bizim yolumuz sohbettir. Celvette şöhret, şöhrette de âfet vardır” demişti.
Benim işim insanların açığını aramak olmadığı için, verdiği naklin selefleriyle tezat içerisin de olduğunu, onları ve tarikatını yalanladığını ifade etmedim. Nakşibentin seleflerinden Gocdevani Reşahat Aynel Hayatta şöyle demiştir:

Bizim tarikatımızın esası sohbettir. Halktan uzaklaşmakta (Halvette) şöhret, şöhretteyse afet vardır. Hayr cemiyettedir; cemiyet de sohbette.. Elverir ki, her iki tarafın hakkı verilsin ve birinden birine saplanıp kalınmasın..”
 Yine Nakşibente isnad edilen o sözün, Nakşibendiliğin (4 — Halvet der encümen) kuralına da aykırı olduğunu bildirmekte fayda vardır.


Su-i Zancılara ders olsun diye Şeriat-i Garradan ikazlar yapılmalıdır.

Hucurat 11- Ey iman edenler, bir kavim (bir başka) kavimle alay etmesin, belki kendilerinden daha hayırlıdırlar; kadınlar da kadınlarla (alay etmesin) , belki kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kendi nefislerinizi (kendi kendinizi) yadırgayıp küçük düşürmeyin ve birbirinizi 'en olmadık kötü lakablarla' çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir isimdir. Kim tevbe etmezse, işte onlar, zalim olanların ta kendileridir.12- Ey iman edenler, zandan çok kaçının; çünkü zannın bir kısmı günahtır. Tecessüs etmeyin (birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın). Kiminiz de kiminizin gıybetini yapıp arkasından çekiştirmesin. Sizden biriniz, ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte, bundan iğrenip tiksindiniz. Allah'tan korkup sakının. Hiç şüphesiz Allah, tevbeleri kabul edendir, çok esirgeyendir.

Daha sonraki ayetlerde, bir toplumun bireyleri arasındaki zedeleyici bir nitelik taşıyan çok açık kötülüklerin oluşması engellenmiştir. Yani, birbirinizin izzeti şerefine dokunmayın ve birbirlerinizin zaaf, kusur ve ayıplarını ortaya sermeyin. Gerçekten de bunlar, insanlar arasında onulmaz yaralar açan ve başka sebeplerle birleşip, toplumda fitnenin oluşmasına yol açan hastalıkların ta kendisidir…
Buradaki "Alay etmek" şeklindeki ifade ile, sadece sözle yapılan alay değil, bir kimsenin taklidini yapmak, sözleri, davranışları, tipi, giyimi vs. özellikleriyle eğlenmek veya bunlarda bir kusur, ayıp bulup, buna başkalarının dikkatini çekmek şeklindeki tüm davranışlar kastedilmektedir. Burada esasında bir kimsenin ne şekilde olursa olsun, bir başkasını alay konusu yapması yasaklanmaktadır. Çünkü başkalarıyla alay eden bir kimse, muhakkak kendisini, başkalarını zelil ve hakir görebilme konumunda zanneder. Ve kendisinin diğer insanlardan daha büyük olduğunu düşünür. Dolayısıyla, böylece alay konusu olan kimsenin kalbi kırılır ve bu da zamanla toplumun yozlaşmasına neden olabilir. İşte bu yüzden bu davranışlar yasaklanmıştır…
Bu emri iyice kavrayabilmek için zannın kısımlarını ve zannın ahlaki öneminin ne olduğunu incelemek gerekir. Zannın bir kısmı ahlaken beğenilmiş ve dinen makbul görülerek övülmüştür. Söz gelimi Allah, Peygamber ve mü'minler hakkında hüsn-ü zanda bulunmak, su-i zan duymaya bir neden olmadıkça insanlar hakkında güzel zanlar beslemek bu kategoriye girer…
sırf zan üzerinde durarak o kişiye karşı herhangi bir muamelede bulunmak doğru değildir.Dördüncü çeşit zan gerçekte günah olan zandır. Kişinin başka birine sebepsiz yere su-i zan beslemesi veya başkaları ile ilgili kanaat ve görüşlerinde daima su-i zanı ön plana alması yahut dış görünüşleri ve hareketleri temiz iyi bir insan olduğunu gösteren kişilere su-i zan beslemesidir. Bunun gibi, birinin herhangi bir sözü ve hareketinde iyilik ve kötülük ihtimali eşit olup bizim de sırf su-i zandan hareket ederek onu kötülüğe yorumlamamız da günahtır. Mesela, iyi bir insan bir topluluktan kalkıp giderken kendi ayakkabısı yerine başka birinin ayakkabısını giyse, bizim de onun mutlaka çalmak niyeti ile yaptığına karar vermemiz gibi. Halbuki bu hareket dalgınlıktan da olabilir... İyi ihtimali bırakıp da kötü ihtimali tercih etmek su-i zandan başka bir şey olamaz. Ebul Ala Mevdudi - Tefhimul Kur’an

Ayet yüce Allah'ın ölçüsündeki gerçek değerleri ima ettikten, kardeşlik duygusunu harekete geçirdikten, hatta bir tek kişilikte bütünleşme bilincini vurguladıktan sonra imanın anlamını ele alıyor ve mü'minleri bu şerefli niteliği yitirmemeleri için uyarıyor. Alaya alma, ayıplama ve lakap takma gibi hareketlerle imandan sapmamaları için onların dikkatini çekiyor. "İnandıktan sonra fasık olmak ne kötü bir addır." Bu iman ettikten sonra dönmek gibi bir şeydir. Sonra ayet bunu zulüm kabul ederek onları tehdid etmektedir. Zulüm kelimesi bilindiği gibi şirki ifade eden terimlerden birisidir. "Kim tevbe etmezse işte onlar zalimlerdir." İşte ayet, bu üstün ve şerefli topluma ruhsal terbiye kurallarını böylece yerleştiriyor.
Bu ayet ise, şerefli ve üstün olan toplumda kişilerin haysiyeti, özgürlükleri ve kişilikleri etrafında bir başka dokunulmazlık duvarı daha örmektedir. Bu duvarı ayet, onlara duygularını ve vicdanlarını nasıl temizleyeceklerini etkileyici ve akıllara hayret verecek bir üslup içinde öğretirken örmektedir.
Bu ayet surenin genel örgüsüne uygun olarak, şu sevimli sesleniş ile başlamaktadır. "Ey inananlar" Sonra ayet, bu üstün toplumun fertlerine birçok zandan kaçınmalarını emretmekte ve başkaları için içlerinde doğan zan, şüphe ve kuşkuya kendilerini kaptırmamalarını istemektedir. Kutsal ayet bu emrin sebebini "Zira zanların bir kısmı günahtır." şeklinde açıklamaktadır. Buradaki yasak zannın çoğuna yönelik olup kural olarak bazı zanlar günah olduğuna göre, bu ifadenin insanın ruhuna bıraktığı ilham kötü zandan tamamen kaçınılmasıdır. Çünkü insan hangi zannın günah olacağını bilemez.
Kur'an-ı Kerim vicdanlara kötü zanla kirlenip de günaha girmemesi için böylece temizler. Ve vicdanı her türlü düşünce ve kuşkudan temiz kılıp uzak tutarak yaratıldığı gibi bembeyaz lekesiz bırakır. Böylece o vicdanın sahibi din kardeşlerine kötü zannın yıpratamıyacağı bir sevgi besler, şek ve şüphelerin kirletemeyeceği bir duruluk kazanır, endişe ve beklentilerin bulandıramayacağı bir iç huzuru kazanır. Kötü zanlardan arınmış bir toplumda yaşamak ne kadar huzurludur! Seyyit Kutub – Fizilal’il Kur’an



Nedir bu şöhret afettir hadisi? Şimdi Tayfuri isimli şahsın düşündüğü gibi ben kaynak falan araştırmadım. Şimdi benim uydurduğum iddia edilen bu hadisi nereler de okuduğumu aşağıda tek tek vereceğim.


Gürsel Çopur   23.06.2008
Kendisinin de diğer Hak Dostları’nın hayat-ı seniyyelerinde olduğu gibi adının etrafa çıkması, halk tarafından istikbal görmesi ve alayiş-nümayişe takılması neticesinde “şöhret, afettir” hadisi mucibince ikamet eylediği mevkiden ayrılıp hacca gitmeyi ve halvet hayatı yaşamayı arzulamıştır.
(Yazının bütünü için aşağıda ki linke tıklayabilirsiniz – Bu site Fethullah Gülen Hocanın sitesidir)
http://www.herkul.org/sizdengelenler/index.php?view=article&article_id=5888#


Yıldırım Bayezid Han, caminin açılış hutbesini okumak üzere Emir Sultan’a vazife verdiğinde, Emir Sultan: ’Sultanım! Zamanın büyük alimi buradayken, bizim hutbe okumamız uygun değildir. Bu cami-i şerifin açılış hutbesini okumaya layık olan zat şu kimsedir.’ diyerek, Somuncu Baba’yı gösterdi.
’Şöhret afettir.’ hadis-i şerifini bildiği için,
bundan titizlikle kaçınan Somuncu Baba, Padişahın emri üzerine minbere doğru yürüdü. Emir Sultan’ın yanına gelince: ’Ey Emir’im, niçin böyle yapıp beni ele verdiniz?’ dedi.
(Yazının bütünü için aşağıda ki linke tıklayabilirsiniz)
http://forum.islamiyet.gen.tr/islam-buyuklerimiz/65035-somuncu-baba.html

Ulu Camii'nin açılışında Fatiha Suresi'nin yedi tefsirini yaparak aynı anda dört kapısından çıkma kerametini göstermiş ve daha sonra 'şöhret afettir' hadisi uyarınca Bursa'dan taşınmıştır. (20.07.2007
(Yazının bütünü için aşağıda ki linke tıklayabilirsiniz)
http://nedir.antoloji.com/gk.asp?kisi=407798

Peygamber (SAV) Efendimiz, bir Hadis-i Şerifinde şöyle buyurur:
“Şöhret ve getirdikleri afettir; şöhreti bırakıp kaçmak ve bunun getirdikleri rahatlıktır.”
Batıni halveti arzu eden kimse…
(Yazının bütünü için aşağıda ki linke tıklayabilirsiniz)
http://www.gavsulazam.de/turk/sirrul-esrar/halvet-uzlet.htm

Dünya geneline baktığımızda da hem 600 yıllık Osmanlı dönemi ve Cumhuriyet tarihimiz boyunca Mevlâna hakkında yapılan kütüphaneler dolusu Türk insanının çalışmalarını ve 3 kıtaya yayılan Mevlevîhâneleri görmezden gelen İran, Afganistan ve Tacikistan gibi ülkeler gözlerini yeni açıp Mevlâna’yı sahipleniyorlar; hem de “Türkiye’de Mesnevî okumak yasak, zaten Farsça bilmedikleri için okuyup anlamıyorlar…” gibi en yetkili ağızlardan aslı olmayan karalama kampanyaları yürütüyorlar. Bizim kendi içimizdeki bazı sözde bilim adamları da dini konularda ahkâm kesmelerinin yanı sıra; “Şöhret âfettir” Hadisini görmezden gelerek Mevlâna ile Türk insanının arasını açmak amacıyla uydurma “tez”lerle şöhret peşinde koşuyorlar ve bu milletlerin ekmeklerine yağ sürüyorlar. Allah bilir, ya birilerine şirin görünmeye çalışıyorlar, yada Mevlâna’nın; “Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız; sevdiriniz, nefret ettirmeyiniz” Hadisini benimsemiş öğretileriyle dinini “özde de” yaşamaya çalışan samimi Mü’minler arasında temsilcisi oldukları tasavvuf karşıtlığının yayılamayacağı endişesine kapılıyorlar.
(Yazının bütünü için aşağıda ki linke tıklayabilirsiniz)
http://www.semazen.net/yazar_yazi.php?id=436

Böyle bir röportajı uygun görür müsünüz? Bu konuda annem ve babamdan izin almam dinen gerekir? Genelde hepimiz nerelerde anne ve babadan izin almamız gerktiğini bilmek istiyoruz. Halkın karşısına çıkmaktan 'şöhret afettir' hadis-i şerifi dolayısıyla da manevî yönden ayrıca endişe etmekteyim.
(Yazının bütünü için aşağıda ki linke tıklayabilirsiniz- Ayrıca tam metin için, Prf Dr Mahmud Esad Coşan Kadın ve Aile Baş Yazı Şubat 1987)
http://www.alperen2000.net/basyazi/s01subat08.htm

Fethullah Hoca ve Hadis-i Şerifler hakkında söz sahibi olduğunu düşündüğüm Esad Hoca bunu uydurma olarak görmeyip sitelerinde ve yazılarında nakledilmesine izin vermişlerse, demek ki böyle bir hadis var. Eğer bu hadis uydurma olsaydı, Fethullah Hocanın sitesinde yayınlanmasına müsaade edilmezdi. Bu hadis uydurma olsaydı, Esad hoca gibi ömrünü hadislerle geçirmiş biri, bu baş yazısında kendine gelen bu mektubu naklederken, bunun hadis olmadığı için üzerini çizerdi. Ben duyduğum ve Kur’an la çelişmeyen bir hadisi naklettim, tıpkı Esad Hoca gibi. Bana cehennemden dem vuran arkadaş, bu zatlara da cehennemin kapısını gösteriyormusun?

İthamlarından dolayı sana da hakkım geçiyorsa, hakkımı helal etmiyorum. Ahirette iki elim yakanda olacak…
Logged

وَمَا يَنطِقُ

عَنِ الْهَوَى {3} إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَى {4}
(Peygamber) hiç bir şeyi kendi nefsinin hevasından yapmaz. O vahiy üzere hareket eder 53/3-4
tayfuri
Aktif Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 88


« Yanıtla #1 : 31 Temmuz 2009, 23:23:02 »

[JUSTIFY]
HADİS ARAŞTIRMALARINDA BİR ÖRNEKLEM / "ŞÖHRET AFETTİR" SÖZÜNÜN TAHLİLİ [/JUSTIFY][JUSTIFY]
       Günümüzde, maalesef, bir sözün aslının ne olduğu ilmî merak konusu yapılmamasından dolayı, kaynak göstermeme neticesinde, meşhur sözleri  hadis zannetme telakkisi yaygınlaşmıştır. O kadar ki, makale yazan yazarlar bile kulaktan duyma sözleri hadis diye aktarmaktadırlar. Aslında bu yeni bir şey değil, asırlar öncesinden gelen bir durum. Bir vaizden duyduğu kelamı hadis diye ya da ayet diye aktaran bir kişinin sözü, çevresinden başlayarak yayılmakta ve o söz toplumda hadis zannedilmekte, neticede bir bilgi yanlış bir şekilde yaygınlaşmaktadır.

        Bunun en güzel örneklerinden biri de "Şöhret afettir" sözüdür. Bu sözü Google'da arattırdığınızda karşınıza bu sözün aktarıldığı onlarca site geliyor. Bunların çoğunda bu sözden hadis olarak bahsedilmekte ve fakat hiçbirinde, evet hiçbirinde kaynak verilmemektedir. Yani kulaktan duyma nakledilmektedir. Bu sitelerde geçen bu sözün dergi yazılarında bile kaynak gösterilmeksizin nakledildiği görülmektedir. İşte bundan dolayı asırlar önce İslam alimleri böyle sözler için eserler kaleme almaya başlamışlardır. Bunlardan biri ve en meşhuru da el-Aclûni (öl.1087/1676)'nin Keşfu'l-hafâ isimli eseridir. Bir sözün hadis mi yoksa mevzu (uydurma) bir rivayet mi olduğunu bu tür eserlere bakarak öğrenmek hiç şüphesiz araştırıcılar için bir kolaylıktır.

         Böyle araştırmalarda çeşitli CD ve programlar, Arap dünyasının hazırladığı çeşitli siteler büyük kolaylıklar sağlamaktadır. Artık binlerce ciltlik kitaplar CD'lerde taşınabilip kullanılabiliyor. Tüm bunlarla beraber asırlardan süzülerek günümüze gelen çeşitli ilmi tecrübeler de hadis arama metotlarının oluşmasını sağlamıştır. Bununla ilgili bilgiler çeşitli hadis usulü eserlerinde bulunabilir.   

         Biz de elbette ki konumuz olan "Şöhret afettir" sözünü ilk olarak yukarıda bahsettiğimiz Keşfu'l-hafâ, Mekâsıdu'l-hasene, Esrâru'l-merfu'a, el-Masnu' fî ma'rifeti'l-kübrâ, Tenzîhu'ş-Şeriâ gibi eserlere bakarak durumunu öğrenmeye çalıştık. Bununla birlikte sadece bu tip eserlerle yetinmeyip hadis kaynaklarından da bu sözü araştırdık. Buhari, Müslim, İbn Huzeyme ve İbn Hıbbân'nın "Sahih"leri; Ebû Dâvud, Tırmizi, Nesâi, İbn Mâce, Dârimi, Dârekutnî, Beyhâkî ve Said b. Mansur'un "Sünen"leri; Ahmed b. Hanbel, Ebû Ya'la, Bezzâr, Tayâlisî ve Humeydî'nin "Müsned"leri; İmam Malik'in "Muvatta"ı; Hâkim'in "Müstedrek"i; Abdurrezzâk b. Hemmâm ve İbn Ebî Şeybe'nin "Musannef"leri; Taberâni'nin "Mu'cem"leri; mu'cem niteliğindeki Ali el-Muttaki'nin "Kenzu'l-ummâl"i ile Ahmed Ziyâuddin Gümüşhânevî'nin "Râmuzu'l-ehâdîs"inden de bu sözü araştırdık. Bu hadis kaynaklarının hiçbirinde "Şöhret afettir" sözü yer almamaktadır.

          Günümüzde sahih hadis kayaklarında yer alan sahih hadislere bile laf atılmakta ve hemen hiç düşünmeden "o hadis mevzu(uydurma)'dır" hükmü verilmektedir. Bu ise vahim bir durumdur. İslam ilmî geleneği içerisinde oluşturulan çeşitli usullerle mevzu hadisler elenerek sahih kaynaklar meydana getirilmiştir. Elbette ki hiçbir akl-ı selim yukarıda zikrettiğimiz eserlerde yer alan her hadisin sahih olduğunu iddia edemez; zaten şimdiye kadar da kimse öyle bir iddia da bulunmamıştır. Aksine bu eserlerde en sahihinden uydurmasına kadar her nitelikte hadis yer aldığı defaatle belirtilmiştir. Bu durum da malumdur.

          Konuya dönecek olursak; bizim aradığımız  "Şöhret afettir" sözü bu eserlerde yer almamaktadır. Yani eserdeki hadislerin niteliği nasıl olursa olsun herhangi bir hadis kaynağında bu söz hadis olarak yer almamaktadır. Dolayısıyla bir hadis kaynağında hadis olarak rivayet edilen bir söze hadis kriterleri açısından "bu hadis mevzu(uydurma)dır"  şeklinde bir kanaate ulaşıp da "bu söz uydurmadır, dolayısıyla hadis değildir" demiyoruz. Biz bu sözün hadis kaynaklarının hiçbirinde rivayet edilmediğini söylüyoruz. Peki hadis kaynaklarında yer almayan bu söz, acaba bahsini ettiğimiz Keşfu'l-hafâ türündeki eserlerde yer alıyor mu? Yani halk arasında meşhur olan sözlerin hadis olup olmadığını belirtmek amacıyla yazılmış eserlerde bu söz yer alıyor mu? Şimdi de oraya bakalım…

          Halk dilinde dolaşan meşhur sözlerin hadis olup olmadığını tespit edip belirtmek için yazılmış olan ve hadis ilminde bu konuda muteber bir kaynak eser olan el-Aclûni(öl.1087/1676)'nin meşhur eseri Keşfu'l-hafâ'da nakledildiğine göre Ali el-Kârî (öl.1014/1605) " 'Şöhret afettir' sözü meşâyıhtan bazı kimselerin kelâmıdır"  demektedir.[1] Görüldüğü üzere bu sözün hadis olmadığı aksine meşâyıhtan bazı kimselere ait olduğu belirtilmektedir. Böylece bu sözün hadis olmadığı hükmü verilmektedir. Zaten hadis kaynaklarında yer almayan bir söz için bundan başka bir hüküm de verilemez..

         Tasavvuf geleneğinde Bahauddin Şah-ı Nakşibend(öl.791/1389)'e [2]  ve Abdulhâlik Gucdevânî(öl.595/1199)'ye [3]  de  atfedilen bu sözün, ilk defa kimin tarafından söylendiğini araştırdığımızda, tarih ve tabakât kitaplarnda, ilim, vera' ve zühd sahibi [4] Şafii alimlerinden Ebu'l-Mehâsin Abdulvâhid b. İsmail er-Rûyânî et-Taberî eş-Şafii(h.415/502)'ye ait olduğunu görüyoruz. Tâcüddin es-Subkî(öl.771), "Tabakâtu'ş-Şafi'iyyeti'l-kübrâ" isimli eserinde Ebu'l-Fevâris(öl.470/547)'in biyografisini işlerken onun dedesi Ebu'l-Mehâsin er-Rûyânî'den "Şöhret afettir" (الشهرة آفة) sözünü nakletmektedir. [5]

          Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz; kaynaklarda ilk olarak Ebu'l-Mehâsin'e ait olduğunu belirlediğimiz ve tasavvuf geleneğinde de yaygın olan bu söz hadis değil; meşâyıh sözüdür..
   
                                                                         Tayfur AHMEDOĞLU
                                                                             31.07.2009
      


-----------
[JUSTIFY]1.El-Aclûnî, Keşfu'l-hafâ, II, 206.
2. Muhammed b Abdullah el-Hânî, Adab,Erkam yy., s.75.
3. Ali b.Hüseyin, Reşahat Ayn'el-Hayat, özleştiren: N. Fazıl Kısakürek, Alem yy., s.24.
4. Salâhuddin b. Abdillah es-Sadefî, el-Vâfî fi'i-vefeyât, I, 1820.
5. Tâcüddin es-Sübkî, Tabakâtu'ş-Şafi'iyyeti'l-Kübrâ, VII, 326.

[JUSTIFY][/JUSTIFY][JUSTIFY][/JUSTIFY][JUSTIFY][/JUSTIFY][JUSTIFY][/JUSTIFY][JUSTIFY][/JUSTIFY][JUSTIFY][/JUSTIFY]
Logged
ibni teymiye
Aktif Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 80


« Yanıtla #2 : 01 Ağustos 2009, 12:14:56 »

Sevgili Dostlar;

Öncelikle "Tayfur Ahmedoğlu" isimli şahıs kimdir? İlmi yeterliliği ve selahiyeti ne durumdadır? Hangi bilimsel çalışmalarda bulunmuş ve bu konuda otoritemidir? Dedikten sonra diyorum ki,Tayfurinin naklide bir görüş... Bu objektif yaklaşımı ilk gün sergileyebilirdi... Bir sözün mevzu olarak nitelendirilmesi elbetteki onun hadis olmadığı hükmünü ortaya çıkarmaz. Gümüşhaneli gibi bazı muhaddisler, kendilerinden önceki ulemanın mevzudur, uydurmadır dedikleri hadisleri, benzerleriyle destekleyerek, kendilerinin bu görüşte olmadıklarını ifade etmişlerdir. Benzeri düşüncelere Esad hoca da sahiptir.

Burada arapların sitelerinde ve eserlerinde bu tür rivayetler için uydurma vs demeleri mutlak ölçü olamaz. Allah dinini onlarla kaim ve muhafaza altına almamıştır. İbni Kayyımın bir çok muhaddisce sahih kabul edilen "tesbih namazı" ile alakalı hadisi nasıl yerden yere vurduğu ehlince malumdur. İbni Kayyım gibi düşünenlerin seleflerine muhalif bir şekilde bu hadisi yok saymaları, onlarında tenkit edilmesine, tasnif ve tenkitte insaf ölçülerinin dışına nasıl çıktıklarını göstermektedir.

Önceki yazımda da ifade ettiğim gibi, Esad Hoca gibi ömrünü hadislerle geçirmiş bir insanın reyi benim için muteberdir. Fethullah Hocanın reyi muteberdir. Yeterki bu reyler Kur'an la çelişmesin. Acluni vs gibi zevatta nihayetinde insandır, İbni Kayyım gibi hata edebilir.

Bu konuşmanın, nihayet olması gerektiği gibi, saygılı, seviyeli ve art niyetsiz bir noktaya gelebilmiş olması tek sevindiğim noktadır.

Gocdevani ve Nakşibent meselelerine girmeyeceğim, biri halef biri seleftir. Biri tarikatın asıl kurucusu, diğeri tarikata adını veren kişidir. Haninin kitabını buldum ve baktım, selef ve halef neden tezatta diye, gördüm ki, Hani sözüne kaynak vermemiştir.
Hani ile Nakşibent arasında yaklaşık 400 yıllık bir uçurum olduğu da unutulmamalıdır.

Son yaklaşımı ve katkısından dolayı Tayfuriye teşekkür eder ve açtığım konuya aşağıda ki ayeti kerimeler ile noktayı koyuyorum.

10/93 Şüphesiz ki Rabbin, kıyamet günü onların, aralarında ihtilaf etmekte oldukları şeyler hakkında hükmedecektir.

16/124 Kıyamet günü Rabbin, muhakkak onların ihtilafa düştükleri şey hakkında aralarında hüküm verecektir.
Logged

وَمَا يَنطِقُ

عَنِ الْهَوَى {3} إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَى {4}
(Peygamber) hiç bir şeyi kendi nefsinin hevasından yapmaz. O vahiy üzere hareket eder 53/3-4
tayfuri
Aktif Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 88


« Yanıtla #3 : 01 Ağustos 2009, 12:50:52 »

Bu sözle ilgili olarak Fethullah hocaefendi ve Muhterem M. Esad Coşan hocaefendinin "Bu hadisdir, yada değildir" gibi bir görüşleri bulunmadığından onların makele yada sohbetlerinde naklettikleri, toplum/halk arasında hadis diye meşhur bu sözün, hadis olduğunu göstermez. eğer onlar bu sözü bilmeden hataen hadis diye nakletmişlerse bu onların reyi sayılmaz. rey diyebilmemiz için bu sözün hadis yada olmadığına dair kanaatlerini "falanca kaynakta yer alıyor" şeklinde kanaat bildirmeleri gerekiyordu. hatta tasavvufi neşvede yer alan ilham, keşf ve rüya yoluyla bu sözü peygamber efendimizden işittiklerini söyleselerdi bile bu o iki hocaefendinin kendileri için hadis, bizim için yine sadece "meşayıh sözü" niteliğinde olurdu. böyle bir durum olsa idi bu durumu da izah etmeleri gerekirdi. kaldıki böyle bir durum da sözkonusu değildir. onların hadis diye nakletmeleri sadece kendi yaşadıkları toplumun yaygın kanaatidir.
ben delillerimi ortaya koydum. arap sitelerinden değil, hadis ilminin muteber ilmi kaynaklarından istifade ettim.(arap siteleri derken de neyei kastettiğimi ehli bilir. burada islami kaynakaların internet ortamına aktarıldığı siteleri kastettim. lakin ordan bulduğum herhangi bir eserden zaten istifade etmedim, daha dorusu iktibasta bulunmadım. ayrıca bu sözün Ebu'l-Mehasin'e aidiyeti konusunda bilgisayar ortamına aktarılmış (Şamile Cd'si gibi..) iki kaynaktan daha (Tarihu'l-islam ve Tarihu Bağdad) istifade ettim ve fakat o kitapların aslına ulaşamadığımdan akademik anlamda kaynaklık değeri olmayacağından onları kaynak olarak göstermeyip sadace Subkî'nin eserinden iktibasta bulundum. )
delil getirilmeyecekse lütfen polemik yapmayalım. siz delil getirebilirseniz, o zaman, ben size teşekkürederim ve "araştırmalarımda yanılmışım" derim. Hiç şüphesiz " bilmiyorum" diyebilmek erdemdir.
Selametle.
Logged
ibni teymiye
Aktif Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 80


« Yanıtla #4 : 01 Ağustos 2009, 13:04:32 »

Allah kitab-ı kerimin de, Musa, İsa ve diğer peygamberlerin sözlerini bizlere bildirir. Bildirdiği bu sözleri biz bizzat o kişilerden duymadığımız için, bu sözleri bize Allah bildirdiği için, bu sözler Allah kelamıdır deriz. Sözü nakledene teslim ederiz.

Esad Hoca bu sözü baş yazısında nakletmişse, naklederken de, bunun hadis olduğu şeklinde nakletmişse, demekki kendisi de bu kanaatte olduğu için nakletmiştir. Eğer senin dediğin gibi bu zevat, sırf toplumsal bir kanaatte hadis olduğu için bunlara el sürmüyorsa, onların ilmi yeterliliği ve hassasiyetleri, şu kimliğini açıklamadığın "Tayfur Ahmedoğlu" ndan daha azmış dememiz lazım.

Sen bana kaynağını sormuştun, bende sana okuduğum yerleri verdim. Şimdi ben okuduğum yerden nasıl mesul olmuşsam, kaynağını verdiğim nakledenlerde mesuldür. Sen Hani yi kaynak veriyorsun, haninin kaynaklık özelliği yok, sözü kimden duymuştur belli değil, Nakşibenti görmüşlüğü yok. Senin gibi hassasiyeti olan birisi nasıl böyle bir hata yapar ki, o söz o tarikatın rüknüyle tezattır.

Ben sana kaynağını verdim, kabul edersin yada etmezsin, kıyamet günü allah aramızda hükmünü verir. Fakat sen ilk gün beni cehenneme yolluyordunya, merak ettim, Esad Hoca gibi bu sözleri bir şekilde nakletmiş olanlarıda cehenneme yolluyormusun.

Seninle polemiğe devam edeceğiz, ikinci tartışmamızda nakşibentin o sözü olacaktır. Hani hangi kaynaktan aktarmış bul bakalım. Naklinde Hani kabul edilemez çünkü söz tarikatın selefleri ve rüknuyla tezattadır.
Logged

وَمَا يَنطِقُ

عَنِ الْهَوَى {3} إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَى {4}
(Peygamber) hiç bir şeyi kendi nefsinin hevasından yapmaz. O vahiy üzere hareket eder 53/3-4
tayfuri
Aktif Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 88


« Yanıtla #5 : 01 Ağustos 2009, 13:09:14 »

Benim kadim ahret dostum olan bu sitenin kurucusunun isteği üzerine sadece iddianıza (polemiklerinize değil) cevap yazımı gönderdim.bundan sonra "HAK-HUKUK EGO SHOW" yapacak polemik ustası değilim. benden buraya kadar.
selametle..
Logged
ibni teymiye
Aktif Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 80


« Yanıtla #6 : 01 Ağustos 2009, 13:24:50 »


Bütün dostlar da şunu bilmeli ki, ben de yalnızca, açık aramayı marifet bilmiş birinin, su-i zannına cevap yolladım, ama bu gün, o şahsın yaklaşımından rucu ettiğini görmüş olmanın da sevincin de ve gönül rahatlığındayım. Bu büyük puntolarla yazdığın "hak hukuk" benim değer verdiğim "ego show" ise yerdiğim şeylerdir. Sen bu "hak hukuk" olayını hafife alabilirsin, al.
 
Ama ben o gün o yazıyı yazarken, ilk önce "hadisi şerif" kelimesini kullanmadım, daha sonra ilmine güvendiğim zevatın bunu yazmalarından dolayı "hadisi şerif" cümlesini ilave ederek kullandım. Bir gün bu hadisi şerifin kaynağına rastlarsam bu forum aracılığıyla sana yollayacağım. Bunu tüm forum okuyucuları bilsinler ki, ben böyle bir şey uydurmadım, ben okuduğumu naklettim. Sen ise şunu kabul etsen de etmesende , beni hadis uydurmakla ve cehennemle itham ettin. Bundan kaynaklanan bir "hak hukuk" oluyormu olmuyormu, bekleyip göreceğiz.
 
Sanada polemiksiz bir yaşam dileğiyle, tüm okuyuculara baki muhabbet ve selamlarımı sunuyorum.
 
 
Logged

وَمَا يَنطِقُ

عَنِ الْهَوَى {3} إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَى {4}
(Peygamber) hiç bir şeyi kendi nefsinin hevasından yapmaz. O vahiy üzere hareket eder 53/3-4
Sayfa: [1]
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Peygamberimiz (sav) ve Ashabı Kiram  |  Yazılar  |  Şöhret Afettir Hadisi Tartışması « önceki sonraki »
    Gitmek istediğiniz yer: