Seyr-i Süluk
 

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
24 Mayıs 2012, 06:55:34
12203 Mesaj 2639 Konu Gönderen: 1918 Üye
Son üye: isimbayz
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Tasavvuf  |  Yazılar  |  Seyr-i Süluk 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1]
Gönderen Konu: Seyr-i Süluk  (Okunma Sayısı 1035 defa)
ene_meczub
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1127



« : 19 Şubat 2009, 22:21:23 »

SEYR-İ SULUK


Tasavvuf:
   “Gökleri ve yeri hak (ve hikmet) ile yaratan O’dur. “Ol” dediği gün (her şey o anda) oluverir... O’nun sözü haktır. Sûra üfürüldüğü gün (bütün) mülk (ve hükümranlık) O’nundur. Görülmeyeni ve görüleni bilendir. O, mutlak hüküm (ve hikmet) sahibidir, her şeyden hakkıyla haberi olandır.1” Allah’ın zatının haricindeki varlık alemi, Rabbimizin esmalarının, isimlerinin ve sıfatlarının tecellisi ile nurlanmıştır. Tasavvufi anlayışta Rabbimiz bütün alemi, insanoğlunun yaşamı için hazırlamış, insanoğlunu ise, kendinin bilinmesi için yaratmıştır. Çünkü kainatın varlığı Rabbimizin sıfatlarının birer tecellisidir.

Tasavvufun başlıca konuları:

Tezkiyeyi Nefs (Nefsin Terbiyesi); İnsan yaratılıştaki temiz fıtratından uzaklaşırsa, zamanla, Allah’ın c.c. isteklerinden ziyade, nefsin “…nefis her dâim kötülüğü emreder…2” ve şeytanın güzel gösterdiklerinin “Fakat kalpleri katılaştı, şeytan da yapmakta oldukları (günahları)nı kendilerine hoş gösterdi.3” peşinden koşar. Bu bağlamda asli fıtratına döndürülmesi gereken nefs, ego, benlik veya enaniyet de diyebiliriz, mutlaka tezkiye edilerek temizlenmeli ve asli fıtratına yakın bir noktaya döndürülmelidir. Allah cc bu konuyla alakalı bizlere şöyle buyurmaktadır;  “O (nefsi)ni (günahlardan) tertemiz yapan, muhakkak kurtulup umduğuna ermiştir. 4” “Nitekim (size nimetimi tamamladığım gibi) içinizden, size âyetlerimizi okuyan, sizi tezkiye eden (şirkten, maddî ve mânevî kirlerden ve kötülüklerden temizleyen), size Kitab’ı ve hikmeti (ve O’nun hükümlerinin uygulamasını) öğreten ve bilmediklerinizi bildiren bir Resul gönderdik. 5”, bu dünya hayatında nefsini tezkiye edip temizlemeyenler, ahirette ki şu hitaptan “Ey mutmain olmuş nefis. 6” mahrum kalacaktır.

Tasfiyeyi Kalb (Kalbin Arındırılması); Kalb nazargah-ı ilahidir, bu nedenle kalpte nelerin bulunduğu, içine nelerin doldurulduğu çok önemlidir.“Allah bir bedende iki kalp yaratmamıştır…7” Allahın peygamberi Beytullahta ki görünen putları yıktı, İbrahim nebide puthanede ki görünen putları yıktı. Hepimizin bildiği gibi bunlar tahtadan, taştan ve topraktan putlardı, acaba bir nazar edip baksak, acaba kalplerimiz bir puthanemi? Kalplerimiz de büyümesine izin verdiğimiz şeyleri farkında olmadan putlaştırıyormuyuz? Bir ayet-i kerimede Rabbimiz bakın ne diyor “Öyle insanlar vardır ki, Allah’dan başkasını (putları, arzu ve hevalarını, yücelttikleri, sevip bağlandıkları şahısları, bazı varlık ve eşyayı, gizli veya açıktan sevip) O’na (Allah’a) denk hâle getirirler; tıpkı Allah’ı sever gibi onları severler, (böylece şirke düşerler, Allah yerine onlara bağlanırlar). Hakiki inanmışların Allah’a sevgisi (emirlerine itaat ve bağlılığı) ise daha kuvvetli ve içtendir. (O’na denk hiçbir sevgi beslemezler. 8” Kalbimizdeki Allah sevgisiyle, sevdiğimiz herhangi bir şeyi karşılaştırmaya şimdi cesaret edebiliyormuyuz? Eğer kalbimizi Allahın haricindekilerden arındırmazsak, kalbimizde biz farkında olmadan gizli şirkin hükümranlığının kurulması, yalnızca bir an meselesi. Tabi burada bir şeyi Allah için sevmekle, nefsimiz için sevmek arasındaki farkı iyi ayırt etmemiz gerekmektedir. Örneğin bir kişi ben Allah’ı seviyorum dese, ama peygamberlerini sevmiyorum dese, bu kişinin sevgisi doğru bir sevgi olabilirmi? Ama peygamberleri Allah onları sevdiği için severse, bu defa, Allahın sevdiğini sevmiş olmazmı? Şairin dediği gibi “Sen Allah’ı seversen Allah seni sevmezmi?” “(Onlar derler ki:) “Ey Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra, kalplerimizi (haktan) çevirme! Bize yüce katından bir rahmet bağışla. Şüphesiz sen bağışı en bol olansın. 9” “…Bu, Allah’ın gönlünüzdeki (ihlas ve fitne gibi) şeyleri yoklaması ve kalplerinizdeki (vesveseleri) temizlemesi içindir. Allah, sînelerdekini hakkıyla bilicidir. 10”,

Tezhibi Ahlak (Ahlakın Güzelleştirilmesi); Aslında bu konuda fazla bir şey söylemeye de gerek yoktur. “Ve şüphesiz sen, pek büyük bir ahlâk üzerindesin. 11” “Muhakkak ki Allah adaleti, iyiliği ve yakınlığı olana vermeyi emreder; ahlâksızlığı/hayasızlığı, fenâlığı, zulmü/azgınlığı yasaklar. İyice anlayıp tutasınız diye size (böylece) öğüt verir. 12”

Marifetullah (Allahın Bilinip Tanınması); İnsanoğlunun hayata geldiği aşamadan itibaren beklide en önemli vazifesi Rabbini tanımasıdır. İbrahim a.s hayatı bu bağlamda bizler için güzel bir örnek teşkil etmektedir. Eğer Rabbimizi tanıyıp bilmezsek, ona nasıl ibadet ederiz? O’na nasıl hamd edebiliriz? Bilinmeyen hiç övülebilirmi? Bir ayet-i kerimede Rabbimiz “…Şunu iyi bilin ki gönüller, (ancak) Allah’ı anmakla huzura kavuşur. 13” buyurmaktadır. Peki, bilinip tanınmayan hiç anılabilirmi?Daha bir çok örnek verebiliriz ancak, bunlar yetmezmi? İşte Tasavvuf zamanın ve yaşamın her alanında ve safhasında var olmuştur.



Seyr-i Sulûk:
   Tasavvufta, çeşitli seyr-i sulûk şekilleri ve metodları vardır. Bu eğitime tabi tutulacak kişilerin, fıtratı, istidadı, kuvvetli ve zayıf yönlerine göre bu değişiklikler meydana gelmiştir. Bu nedenle ehlullah “Allah’a ulaşan yolların sayısı, mahlukatın nefesleri miktarıncadır” diye buyurmuşlardır. Seyr-i Sulûka tabi tutulan her salik, Kur’an-ı Kerimde bildirilen emir ve yasaklar dahilin de, aşıkların baş tacı Muhammedül Mustafa s.a.v efendimizin temiz ve pak sünneti seniyyesi rehberliğin de, bir mürşid-i kâmilin “Allah kimi doğru yola iletirse o, artık doğru yolu bulmuştur. Kimi de (kendi amelinden dolayı) sapıklıkta bırakırsa, artık onun için asla yol gösteren bir mürşit bulamazsın. 14” gözetimin de, kendi mizaç ve meşrebine göre Mevla’ya vuslata yol arar. Bu tıpkı aynı sofrada bulunan kişilerin, aynı yemekten yediklerin de, kendi damak zevkleri ve yemek kültürlerine göre, ayrı tatlar alması gibidir. Yine burada bahsi geçen terimler Tamamen Tasavvuf Terminolojisine ait terimlerdir, bütün bilim dallarına baktığımızda, ister dini bilimler olsun, isterse fen bilimleri ve sosyal bilimler olsun, hepsinin kendisine ait bir terminolojisi, teknik terimleri vardır ve bunlar farklı dilleri konuşan insanların aynı konu üzerindeki ortak dilleri gibidir. Bu gün Japonya ya gitseniz, orada birisi bir hadis-i şerif okusa ve arkasın dan dese ki “haberi vahid” daha hemen oracık ta anlarsınız ki bu hadisi şerif tek kanaldan geliyor, tek kişi bunu rivayet etmiş, sahih dese onu da anlarsınız, daha sonra hadisi kendi dilinde şerh etse onu anlamazsınız, ama ortak terminolojik kelimeleri hemen anlarsınız, bu tıpkı, dünyanın neresine giderseniz gidin, müzik notalarının aynı oluşu ve insanların beste yaparken aynı notaları kullanması gibidir. Vel hasıl, her ilmin terminolojisi, o ilmin, ortak dili gibidir.

   Biz şimdi burada, Tasavvuf Terminolojisinde bahsi geçen çeşitli Seyr-i Sulûk metotlarından, genel de ortak nokta olarak ön plana çıkan, iki çeşidini kısmen ve yine ortak aşamalarına değinmeye çalışacağız.

1-Ortak Aşamalar; Seyr-i Enfusi, Seyr-i Afâki ve Seyr-i İlallah.

2-Ortak Noktalar; Meczubların Seyr-i Sulûku, Meczub olmayanların Seyr-i Sulûku.

   Meczublar istisna-i bir durum oldukları için, onların Seyr-i Sulûk hallerine kısmen değinsek te, burada genel olarak üzerinde durmaya çalışacağımız, Meczub olmayanların Seyr-i Sulûku olacaktır.

İslam Tarihini incelediğimizde Kur’an-ı Kerimin 23 yılda pey der pey indirildiğini hepimiz görmekteyiz. Bunda dahi aşamalar, kademeler ve merhaleler vardır. Vahyin inişindeki Sünnetullah göz önüne alınarak bu Seyr-i Sulûkun aşamaları ortaya çıkmıştır. Örneğin, yine hepimizin bildiği üzere Kur’an-ı Kerimde ki sureler, Mekki ve Medeni Sureler olarak ikiye ayrılmaktadır. Yani Mekkeyi Mükerreme de indirilen Surelere Mekki Sure, Medine-i Münevvere de indirilen Surelere de Medeni Sure denilmiştir. Mekke ve Medine de inen surelerin birbirinden konusal açıdan en belirgin farklılıkları şudur:

Mekki Sureler: Genel itibariyle Tevhit inancını, Allahın varlığını ve birliğini, sıfatlarını, şirki ve küfrü, insanın ve dünyanın yaratılışını, fiziki ve meta fizik alemlerin varlığını konu almaktadır. İslamın ilk 13 yılında ki inen sureler Mekki sureler olup, genelde bu konular işlenmiş ve inananlara İman sevdirilmiştir.

Medeni Sureler: Medine de inen bu surelerde ise genellikle, muhkem yani hüküm taşıyan, kişiyi, aileyi, toplumu ve varlığın hukukunu oluşturan, kulluğa yön veren ayetler ve surelerdir. Seyr-i Enfusi ve Seyr-i Afaki de Mekke dönemindeki imani inkişaf gerçekleşirken, Seyr-i İlallahta kulluk makamına ulaşılır. Bütün hedef işte budur “Allah’a kâmilen kul olabilmektir”. Bizler şerefli eşiğine, zilletli başımızı koyduğumuz, yarin mahşer günü, elleri, yüzleri ve ayakları parlayanların önderi, Hz. Muhammed Mustafa s.a.v. efendimize şehadet ederken bile ilk önce “Allahın Kulu” daha sonra “ve Rasulüdür” demekteyiz. Kendisine “neden bu kadar çok ibadet ediyorsun” diyen mümin’lerin annesine “Allah’a şükredici bir kul, olmayayımmı” diyen bir peygamberin ümmeti değilmiyiz? Bu tür örnekleri çoğaltmak mümkünse de bu kadarı yeterlidir sanırım.

Seyr-i Enfusi: Tasavvufi ıstılahta, kişinin kendini ve iç alemini tanımasına Enfusi Seyr denmiştir. Salik bu seyrde kendini keşfeder. Rab Mütealin kendisini nasıl yarattığını, vahiy yoluyla bildiği İlmel Yakin bilgilerinin, idrakin de nasıl Aynel Yakin ve Hakkal Yakine dönüştüğünü görür. Etten kemikten meydana gelen bedeninde birde görünmeyen unsurların bulunduğunu, vahiyle bilir, idrakle hisseder. Cismani bedeniyle bu fiziki alemle irtibatlı olduğunu, Ruhi yönüyle de gayb alemiyle, metafizik alemle irtibatlı olduğunu görür. Kur’anın yazılı metni ve hükmüyle cismani bedeniyle muhatap olurken, anlamı ve hikmetleriyle ruhani yönüyle muhatap olur. Kur’an artık gönül iklimine ayet ayet, sure sure yeniden iner, Kur’an ayetleri indiğinde sahabe-i kiram efendilerimiz ne hissetmişse, onları hissetmeye başlar. Seyr-i Enfusi de maksadın hasıl olabilmesi için, riyazat ve mücahade “Tezkiyeyi Nefs”, ibadetlerde ki devamlılıkla birlikte zikrullah “Tasfiyeyi Kalb” ön plana çıkmaktadır. Sebebi ne gelince de, hatırlar mısınız, 611 li yıllarda Mekke-i Mükerreme de Muhammedül Emin (sav) vardı, O sık sık vahiy gelmeden önce, Cebel-i Nur’a (Hira) gider, insanlardan ve her şeyden uzaklaşırdı. Daimi bir tefekkür içerisindeydi, Rabbi onu vahye hazırlıyordu. O mağara da, yatağı kaya, yastığı taştı, azığı ise pek azdı. Rasulullah’ın vahyi tebliğ ettiği ashabının durumuna gelince, onlarda işkence, zulüm, ambargoya maruz kalıp, rahatlarından fedakarlık yapmadılarmı?

   Ulul Azm peygamberlerden Hz. Musa a.s baktığımız da, Tur dağına gitmişti, kendisine Tevrat verilecekti, bu olay Araf Suresinde 142 ayette anlatılmaktadır. Orada Musa a.s’ın 40 gün Allaha ibadetle meşgul olduğunu, kavminden uzaklaştığını, tıpkı peygamber efendimiz gibi her şeyden uzaklaştığını ve ilahi vahye hazırlandığını görmekteyiz. Bu her iki örnekte şu hususlar dikkat çekicidir:

1-Halktan uzlet ve yalnızlık

2-Yaşam için gerekli asgari şartlar

3-İbadetlere yoğunlaşma

4-Kalbin tefekkürle meşgul olması

   Şimdi düşünmek lazım, Allahın peygamberlerini örnek almayalım da kimi örnek alalım? Bu örneklemelerde de olduğu gibi, salik, seyr-i enfuside nefsin aşırı isteklerinden “Tezkiyeyi Nefs” kendisini soyutlarken, diğer taraftan da, uzlet ve ibadetle kalbini ve zihnini Allah’tan başkasından arındırmaya çalışır “Tasfiyeyi Kalb”. Burada artık salik kendisini yeniden tanımlamaya kendisini keşf etmeye başlar. Bütün kötü huy ve isteklerini bir kenara atıp, güzel ahlakla ahlaklan maya gayret eder. Ashab-ı Kiram efendilerimiz nasıl bu durumda kendilerine örnek ve rehber olarak rasulullah efendimizi görmüşlerse, salikte bu seyr de, mürşidini örnek alır, hareketlerini onun hareketlerine, yaşamını onun yaşamına benzetmeye çalışır. Böylece Mürşidi ile arasında güçlü bir Rabıta meydana gelir. Taklitle başlayan bu süreç, Tahkikle son bulur. Kendi nefsinin kusurlarını gördükçe, Rabbi karşısındaki acziyetini, ona nasılda muhtaç olduğunu, Rabbin kulu üzerindeki nimetlerini görmeye başlar. İmanın ve İslamın tadına varır, Artık tek bir arzusu vardır “Allah cc”.

Seyri Afaki: Seyri Enfuside maksat hasıl olunca, salik bu defa dış alemi keşfetmeye başlar. Baktığı her yerde Rabbin muazzam kuvvet ve kudretini, sevk ve idaresini, güzel var etmesini, sıfatı esmasının tecellilerini görmeye başlar. Bakışı ebu cehillerin bakışı gibi değil, Ebu Bekri Sıddik gibi olur, Ahlak-ı Muhammediyye (sav) ile ahlaklanır (Tezhib-i Ahlak), rüzgar artık kulağına “hu” diye değer, kargalar kulağına “hak” der, böylece yerde ve gökte ne varsa hepsinin Allah’ı tesbih ettiğini yakinen bilir. Gönlünde ki muhabbetullah, Allah sevgisi coşkun bir ırmak gibi olur, Yanında Allahın ismi anıldığı zaman, kalbi titrer, tüyleri diken diken olur, bazen burada manevi sekr hali görülebilir, böyle bir halin zuhur ettiği kişilerde Seyr-i Afaki biraz uzar, eğer manevi kendinden geçme, iradesizlik, kendini kaybetme halleri olmazsa, Seyr-i Afaki deki maksad hasıl olmuş olur, sonrası Seyr-i İlallahtır.

Seyr-i İlallah: Seyr-i İlallah şöyle anlaşılmamalı, sanki Allaha bir mekan tayin edip, sonrada ona yaklaşmak şeklinde. Haşa seyri ilallahta ki yakınlaşma efendimizin miracda ki yakınlaşması gibidir. Seyri İlallah’ın başlangıcında Mürşid Rabıtasının terki vaciptir. Kemalattaki cezbede bu Seyr-i İlallahla birlikte başlar. Cezbe; bir şeyin, başka bir şeyce çekilmesidir. Yani Allah’a sevdalanan salikin, gönlüne, Allah tarafından sevginin ilka edilmesidir. Kimileri burada sekr “manevi sarhoşluk, kendinden geçme” ile cezbeyi “yakınlaşma” birbirine karıştırır. İkisi birbirine benzese de tamamen ayrı şeylerdir. Kemalattaki cezbe, göz yaşı, kalp titremesi ve ürpermedir, sebebinde ise, Allah sevgisi, hasreti ve özlemi vardır. Sekr ise, Fena Fillah denen noktada gerçekleşir, burada cüz-i irade, külli iradede yok olur, salik tamamen Allah’a ram (teslim) olur, imandan sonra Allah’a teslim olmanın da hakikatine varır, daha önceki iki aşamada, iç alemde başlayan zikre, dış aleminde zikri eklenmiş ve bu zikrullah ile salik kendisinden geçerek kendi benliğini unutmuştur. Yalnızca zikredilen vardır, zikredenin varlığında “Beka Billah” (Allahın varlığıyla var olmak)’a ulaşır. İlahi zikrullahla kendisinden geçen salik, zikredilenin “kulum” hitabının gönlüne düşmesi ile bekaya erer. Bu hitap gönülde oluşan bir şuurdur, nitekim Allah cc şöyle buyurur “Beni zikredin ki, bende sizi zikredeyim. 15” Kulun mevlayı zikretmesi, O’nu anmasıyladır, Allah’ın kulunu zikretmesi ise, kulluğa kabul etmesi, nimetlerini fark ettirmesiyledir. İşte burada kaybolan cüz-i irade kula tekrar döner, ama artık öyle bir iradedir ki, Rabbinin rızasına uygun olmayacak bir nefesi bile almak istemeyen bir iradedir. Şimdi birlikte düşünelim, akşam evimizde oturuyoruz, ampuller yanmakta ve her taraf ışıl, ışıl, aydınlanmaktadır. Aniden elektrikler gittiğinde gözlerimiz zifiri karanlıktan başka bir şey görmez, ne odadaki eşyaları, nede başka bir şeyi, hatta kendimizi bile görmeyiz, “Fena Fillah” işte bunun gibidir. Daha sonra zamanla gözümüz karanlığa alışır ve o siyah örtünün içerisinde eşyaları ve kendimizi de görmeye başlarız, hem karanlığı görürüz, hem de kendimizi, işte “Beka Billah” ta bunun gibidir. Bu seyrin sonu yoktur. İlk başta bahsettiğimiz “Meczubların seyri” ise buradan yani Seyr-i İlallahtan başlar, afak ve enfüsten sonra tekrar buraya, fenaya döner.

   Seyr-i Suluk, uzun ve çok yönlü bir konu olmasına rağmen, elimden geldiğince kısa ve anlaşılır tutmaya gayret ettim. Bu nedenle kendi kusur ve acziyetimden kaynaklanan hatalar sebebiyle, konunun ehlinden özür dilemeyi bir borç biliyorum. Rabbim cümlemizi, sevdiği bir kul olarak, sevdiği bir işi yaparken, hayr üzereyken ve iyilerle beraberken canlarımızı alsın. Amin.



1 En’am-73

2 Yusuf-53

3 En’am-43

4 Şems-9

5 Bakara-151

6 Fecr-27

7 Ahzab-4

8 Bakara-165

9 Al-i İmran-8

10 Al-i İmran-154

11 Kalem-4

12 Nahl-90

13 Rad-28

14 Kehf-17  Bu ayetin orijinal metninde mürşit ifadesi geçmekte olup tefsirinde, Elmalı şöyle der: Allah, her kime hidayet ederse, doğru yolu tutan odur. Nitekim Ashab-ı Kehf böyledir. Allah, her kimi de şaşırtırsa artık onu irşad edecek bir dost asla bulamayacaksın. Ashâb-ı Kehf gibi keramet sahiplerinin irşadlarıyla yola gelmemiş, iman ve İslâmiyet'ten ayrı kalmış, gitmişlerdir. Seyit Kutub şöyle der: Bundan sonra onu doğru yola iletecek bir önder bulmak imkânsızdır.

15 Bakara-152
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
enuşa
Aktif Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 257



« Yanıtla #1 : 19 Şubat 2009, 22:34:44 »

Faydalı güzel yazılarınızı paylaştığınız için çok teşekkürler .
Allah razı olsun...hAk
Logged

''nE gElmEk vArDıR Ne De gİtmEk ( M.ibn-i Arabi )''
hanegeli
Aktif Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 120


« Yanıtla #2 : 20 Şubat 2009, 00:48:42 »

selam:  teşekkürler  yani..? bu zamanda bir mürşidi kamile baglanmakmı lazım ..okurken anlamak lazım  ammaa!! nerde o kabiliyet ..
Logged
ene_meczub
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1127



« Yanıtla #3 : 20 Şubat 2009, 01:17:50 »

s.a estağfirullah, o kabiliyet bizde yokki, anlaşılacak gibi yazamamışız, hakkını helal et
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
enuşa
Aktif Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 257



« Yanıtla #4 : 20 Şubat 2009, 12:24:42 »

S.a estğ. siz güzel anlatıyorsunuz da sorun bizde.
Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşındakinin anlayabildiği kadardır demiş mevlana.
Allah istifade edebilmemizi nasibetsin inş.(amin)
Logged

''nE gElmEk vArDıR Ne De gİtmEk ( M.ibn-i Arabi )''
ene_meczub
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1127



« Yanıtla #5 : 20 Şubat 2009, 21:18:08 »

estağfirullah, bizim yunus demişki, tanırsınız aşık yunusu "Sofilere sohbet gerek. Ahilere ahret gerek. Mecnunlara leyli gerek. Bana seni gerek seni." Kişi hayatını bu alemdeyken, Allahın varlığıyla renklendirememişse, ahirette cennet araması beyhude. Bu hayatta mevlasını buldu sevdi ise, cenneti ahirete tehir etmesi beyhude. Mühim olan Allah'a kul olabilmek, kul olabilmek, kul olabilmek.
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
enuşa
Aktif Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 257



« Yanıtla #6 : 20 Şubat 2009, 21:27:33 »

EYVALLAH...
Akıbet hayrolsun
Logged

''nE gElmEk vArDıR Ne De gİtmEk ( M.ibn-i Arabi )''
smeyra
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 370



WWW
« Yanıtla #7 : 20 Şubat 2009, 21:40:33 »

Allah razı olsun.. güzell..
Logged

Dertleri zevk edinmektir Alemde hüner,
Gamu_u şadi felek böyle gelmiş, böyle gider...
ene_meczub
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1127



« Yanıtla #8 : 20 Şubat 2009, 21:42:21 »

eyvallah, teşekkürler
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sayfa: [1]
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Tasavvuf  |  Yazılar  |  Seyr-i Süluk « önceki sonraki »
    Gitmek istediğiniz yer: