Şeyh Seyyid Hacı Mustafa Hayri Baba (k.s.)
 

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
28 Ağustos 2014, 12:04:55
12260 Mesaj 2680 Konu Gönderen: 1923 Üye
Son üye: ukalaulema
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Önemli Şahsiyetler  |  Yazılar  |  Şeyh Seyyid Hacı Mustafa Hayri Baba (k.s.) 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1]
Gönderen Konu: Şeyh Seyyid Hacı Mustafa Hayri Baba (k.s.)  (Okunma Sayısı 16364 defa)
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« : 27 Ocak 2010, 12:35:28 »


Doğumu

Hacı Mustafa Hayri Baba (k.s.) Hz. 1895 yılında Malatya’da dünyaya geldi. Babası Yüzbaşı Mustafa Hayri, Malatya’nın Akçadağ ilçesinde görevliyken şehit düştü. Şehit oluşundan üç ay sonra dünyaya gelen çocuğuna da Mustafa Hayri ismi verildi. Altı yaşında da annesini yitirdi. Hem yetim hem de öksüz kalan Mustafa Hayri Hz.’ni ninesi Zeynep Hanım yanına aldı. Sonrasında ise bir süre amcasının yanında kaldı.

Dikkat çekici bir husustur ki, Hacı Mustafa Hayri Hz.’nin doğumu, yetişmesi, cedd-i Pâki olan Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.)’in hayatına benzemektedir. Zaten Mustafa Hayri Baba, Evlâd-ı Resul olup seyyiddir.

Mustafa Hayri Hz.’nin dedelerinden Koca Vaiz (k.s.) Hz., büyük bir veli olup türbesi eski Malatya’da ziyaretgahtır. Koca Vaiz Hz., Eskişehir’in Seyitgazi ilçesinde türbesi bulunan Seyyid Battal Gazi’nin torunudur.

Gençliği ve Öğrenimi

Mustafa Hayri Efendi ilk tahsilini Adana’da tamamlar. Sonra eniştesi Hafız Nafiz Efendi tarafından İstanbul’a getirilerek Fransız mektebine kaydedilir. Rüştiyeyi bitirdikten sonra Harbiye’ye devam eder. Subay olmasına altı ay kala 1. Dünya Savaşı patlak verir. Bu savaşta kendisine harita memurluğu görevi verilir. Bu görevi sırasında, harple ilgili bazı evrakların Medine-i Münevvere’ye ulaştırma vazifesi kendisine verilir. Bu tehlikeli görev sırasında esir düştüğü, iki kere ölüm tehlikesi atlattığı halde sağ salim Medine’ye varır. Peygamber Efendimiz’in aşığı olan Mustafa Hayri Efendi, pek çok kez yüce ceddi Resulullah (s.a.v.)’ı ziyaretle şereflenmiş, bu ziyaretlerinde iki cihan serverini görmekle müşerref olduğunu şu sözleriyle ifade etmişlerdir. “Güneşin ziyası O’nun yanında çok sönük kalırdı.”

1920 yılında tekrar askere çağrılan Hayri Efendi, 1922 tarihinde askerliğini bitirerek terhis olur ve Malatya’ya döner.

Tasavvufa İntisâbı
   
Hacı Mustafa Hayri Baba Kaddesallahu Sırruh Hazretleri henüz Rüştiyeli iken eniştesi Hafız Nafiz Efendi onu Gümüşhanevi tekkesine götürür. Hacı Mustafa Hayri Baba Kaddesallahu Sırruh Hazretleri ilk olarak buradaki postnişin (Zâfiranbolulu) Safranbolulu İsmail Necati Kaddesallahu Sırruh Hazretlerinden Naşibendiye’nin Halidiyye koluna intisap etmiştir.

Altı ay kadar bu tarikata hizmeti dokunan Hacı Mustafa Hayri Baba Kaddesallahu Sırruh Hazretleri o günleri şöyle anlatırlarmış: " Hatm-i hâcegan yapmak üzere toplanır, bu toplantıya paşalardan da katılan olurdu. Etrafı bir muhabbet sarar sohbet çok feyizli ve huzurlu geçerdi.”

Hacı Mustafa Hayri Baba Kaddesallahu Sırruh Hazretleri kadiri tarikatına intisabını ise şöyle anlatırlarmış: “Bir gece rüyamda kendimi büyük bir dağın üzerinde gördüm. Bakıyorum paşa rütbesinde bir zat var, halk başına toplanmış. O topluluğun içinde bu zatı tasdik edenler de var kendisine muhalefet edenler de. Ve o cemaatin içinde bir de mülâzım(asker) var. Ben de silahlı bir askerim. Kendisini seyrediyorum. Sabah kalktım, bu rüyamdan çok etkilendim. Bizim Malatya'da herkesin saygı gösterdiği sevilen ve sayılan Malatya meşayıhından Söğütlü Camii İmamı Mehmet Efendi'ye gittim. Ona rüyamı anlattım. O da "Hayri Bey o gördüğün paşa rütbesinde büyük bir evliya" dedi. Ben elbisesini, sarıgını hatta omzundaki o zamanın tabiri ile apoletlerini anlatınca "O gördüğün siyahlıkta teze işaret, tez zamanda o zat ile karşılaşacaksın ve ondan himmet alacaksın" dedi.

Aradan sekiz, on gun kadar bir vakit geçti. Bir de baktım bizim Malatya'nın Eski Söğütlü Camisinde imamın arkasında benim rüyamda gördüğüm zat namaz kılıyor. Ben de aynı cemaatteyim. O zata bakıp süzüyorum. Rüyamda gördüklerimin hepsi tamam, sadece omzunda paşa apoletleri yok. Namaz bitince bizim Malatya'nın hacca giden hacıları hemen o zatın etrafını çevirdiler, birbirlerine "Hacı Muhammed Baba Hazretleri gelmiş, Hacı Muhammed Hazretleri gel­miş, hoş geldin" diye etrafını sardılar. Ben de geriden bakıyorum, hoş beş hal hatır sorma devam ediyordu. Ben de yaklaştım. Sanki benim ile uzun zamandır tanışıyor gibi ruhi bir yakınlık ve te­bessüm İle bir birimizi süzüyorduk, kendisini çok sevdim. "Efendim, bu akşam çorbasını bizde içebilir miyiz?" diye bir teklifte bu­lundum. O da bana "Evladım biz zuhurata tabiiyiz, yalnız falanca ha­cının misafiriyim, ondan müsaade alırsan olur" dedi. Genç yaşta iba­det yoluna düştüğüm için Malatyalılar beni severler. "Peki" deyip o hacıya gittim ve durumu anlattım. O da "Hayri Bey, başkası olsa olmaz ama sana peki" dedi.

Eve "akşam misafirimiz var" diye bir haber gönderdim. Akşam oldu. Malatya'nın şeyhleri, dervişleri Hacı Muhammed Baba Kaddesallahu Sırruh Hazretlerini tanıyan hacılar geldiler. Tanışıp konuşup sohbet ettikten sonra, muazzam bir Hatm-i Kadir yapıldı. Gelen Malatyalı misafirler hoşnut ve neşeli olarak dağıldılar. Evde kıymetli misafirim Hacı Muhammed Baba Kaddesallahu Sırruh Hazretleri ile ben yalnız kaldım. Konuşmamız esnasında sözü dolaştırıp kendisine intisab etmeme getiriyordu. Ben de "Efen­dim benim intisabım var. Bana himmet, duâ buyurun" diyordum. O yine sohbeti konuşmayı kendinden inâbe almama getiriyor, ben de intisabım olduğunu ve kendisinden inâbe etmemekte direniyordum.

Derken vakit çok geçti, ara sıra gözümü yumup dalıyorum. Her dalışımda bakıyorum ki bu zatın kalbinden bir yol açılıyor, o yol uzana uzana Sevgili Peygamberimiz Hazreti Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi Vesellem Efendimize varıyor ve Resûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem Efendimizden bir asker elinde bir parça evrakla bu zata geliyor, bu zattan da bir şeyler alıp Resûlullah Sallallahu Aleyhi Vesellem Efendimize götürüyor. Her ikisinin arasında bir posta veya manevi bir evrak memuru gibi bir askerin gidip geldiğini her dalışımda görüyorum. Gözümü açıyorum bir şey yok, gözümü yumup kalbime baktığım zaman yukarıda izah ettiğim o yüksek manevî hali görüyordum.

Bana "Haydi vakit geçti, gece namazı kılalım" dedi. Namaza kalktık. Birinci rekâtta bana öyle bir manevi çarpma oldu ki az kalsın yıkılacaktım. Kendimi toparladım. İkinci rekâtta yine aynı hal yani bana ruhen dokunma oldu. Fakat birinci rekâttaki gibi pek şiddetli olmadı. Onu çabuk geçirdim. Namazı tamamlayınca bana "Geç karşıma sana tespih tarifinde bulunacağım" dedi. Bu teklif karşısında kendimi müdafaadan aciz kaldım. Elinden kurtulmak mümkün değil. Bana "Oniki tarikattan mezuniyetim var. Hangi tarikattan istersen ondan tarif edebilirim" dedi. Ben de "Efendim çocukluğumdan beri Şeyh Abdulkâdir Geylânî Kaddesallahu Sırruh Hazretlerini çok severim, ona karşı çok saygım var, onun tarikatından tarif buyurun" dedim. O da bana Kadiri Tarikatını tarif etti. Tarif etme işini bitirince bana "Ben zaten Medine-i Münevvere’den Şeyh Abdulkâdir Geylânî Kaddesallahu sırruh Hazretlerinin emri şerifi üzerine geldim" dedi.

Sohbet esnasında "Efendim, ben sizin Medine-i Münevvere'de mücavir kaldığınız sırada oraya gelmiştim. Niçin o zaman bana tanışıklık vermediniz" dedim. Bana "Oğlum, o zaman vakti gelmemişti. Sen İstanbul'dan Enveriye diye tanıtılan kayık şeklindeki şapkayı başına giyip, Medine-i Münevvere'ye hareket edip Sevgili Pey­gamberimiz Sallallahu Aleyhi Vesellem efendimizi ziyaretim gerçekleşince, Medine'de bulunan Malatyalı evliyalar "Bu hem Koca Vaiz'in torunu olsun hem de bu kıyafetle Resûlullah Sallallahu aleyhi vesellemi ziyarete gelsin, bu olmaz" diyerek, senin önündeki geçireceğin kazaları da biiznillah bildikleri için, "Sahip çıkmayalım, ölsün gitsin" dediler. Ben de bunların bu almış oldukları karara karşı çıktım. "Hayır, olmaz, zaman gelecek o benim müridim olacak, halifem olacak ve ümmeti Muhammed ondan çok faydalanacak" dedim diye söyledi. Ben de "Efendim siz beni nereden tanıyorsunuz" dedim. Bana "Evladım ben seni, an­nenin karnına düşmeden tanıyorum" dedi. Ve ilave etti. "Hacı Ömer Hüdâi Baba Hazretlerine hizmetim esnasında onu atına bindiriyordum. Üzengisinden yapışıp kendisine yardım ve hizmet ediyordum. Hacı Ömer Hüdâi Baba Kaddesallahu Sırruh Hazretlerinden o anda bir nazar oldu. Birçok ruh gelip bana biat etti, senin ruhun da geldi, bana "Bu da kocavaiz oğlu Hayri’nin ruhudur" dediler, İçlerinde ancak senin ruhun hakikate ulaş­tı, hatta beni de iki gömlek İleri geçtin. Fakat bana da çok zahmet verdin" dedi. Beni trendeki geçirdiğim kazada, Arap’ın cenbiyye ile karnımı bir an vurup deşmesi mesele bile değilken, onun benimle ruhen il­gilenip cenbiyyeyi benim karnıma vurup deşmemesi için elinin havada kalması ve gayri ihtiyari silahımı elimden düşürmem, Arapların esir alıp götürmeleri esnasında yine ilgilenip onların ta­hakkümünden kurtulmam, yine yolda havadan bombardımana tutulduğumda salimen onu da atlatmama manen dua ve yardımda bulunduklarını imâ ile ifadede bulundular.

Bu mutlu buluşmadan ve görüşmeden sonra Hacı Mustafa Hayri Baba Kaddesallahu Sırruh Hazretleri Nakşî tarikatındaki ders ve hizmetini durdurur. Bu ulu kişi Hacı Muhammed Baba Kaddesallahu Sırruh Hazretlerine hizmet etmeye ve tespihlerini okumaya başlar.
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #1 : 27 Ocak 2010, 12:44:56 »

İrşat Faaliyetleri

İnsan üstü sıkıntılar görmesine rağmen, bir an olsun ders vermekten, halaka-ı zikir kurmaktan geri kalmamış, eşi Bedriye Hanım’ı kaybetmiş, çocukları öksüz kalmış, maddi sıkıntılar son haddine varmış ama yine de Rabbine, Rasulüne, Pirine, Şeyhine sadık kalmış, Ümmet-i Muhammed (s.a.v.)’in sıhhat ve selameti, İslâm’ın bidat ve hurafelerden muhafazası için göğüs germiş, malından, canından fedakârlık yaparak din-i İslâm-ı mübine hizmet etmiştir. Kayseri, İstanbul, Ankara, Kars, Isparta, Trabzon, Konya ve kısaca şarkta ve garpta sayılamayacak kadar çok ihvanı olmuş, ders halkaları kurulmuştur. Yani cihan-şümul bir mürşid-i kâmil idi.

Bilinen Halifeleri

1. Zü’l-Cenâheyn, Şeyh Seyyid Abdullah Trabzonî (Demircioğlu)
 
2. Şeyh Seyyid Mustafa Hayri
 
3. Şeyh Niyazi Malatyevî  (merhum)
 
4. Şeyh Mustafa Sivasî
 
5. Şeyh Muhammed Salim Kemalî (merhum)
 
6. Şeyh Abdulkerim Ercişî (merhum)
 
7. Şeyh Hüseyin Malatyevî
 
8. Şeyh Seyyid Mustafa Yaşar Göletderevî
 
9. Şeyh Mustafa Karsî (Özgür)
 

Hayatından Birkaç Satır

Hayri Baba, bir müridi ile Tarsus'a gider. Orada bir zat, Hayri Baba’nın yanındaki müride Hayri baba hakkında ileri geri sözler eder. Hayri Baba, yanına gelen müridine: “Ne oldu?” deyince mürid anlatır. Hayri Baba, “ O, dışta olanı bilir, içte olanı bilmez.” der.

O zat murakabeye dalar ve birden Hayri Baba’nın yanına koşup, ağlayarak ellerine sarılıp, özür diler.

Hayri Baba:

-Evladım! biz kimiz ki? diye kendini gizlemeye çalışır. O zat şöyle der:

-Efendim, çok meşayıh-ı kiram gördüm, takıldığım manevi mertebeyi geçebilmek için gerekli feyiz ve himmeti alamadım. Rasullah Efendimiz (s.a.v.)’e müracaat ettim Rüyamda bana buyurdu ki: “Oğlum MUSTAFA HAYRİ gelecek, o zaman feyziyâb olursun.” Ben de 37 yıldır o emre uyarak gelmenizi bekledim. Neredeyse galip olup, bu beklediğim zamanı zayi etmiş olacaktım. Gece gündüz yolunuzu gözlüyorum.

Bunun üzerine Hayri Baba mübarek nazarını, ismi Ahmet Efendi olan bu zata çevirerek himmet buyurur. O kıymetli teveccüh ile Ahmet Efendi maksuduna vasıl olur.

Yakın zaman evvel vefat eden bu zat, Hayri Baba Hazretleri için: “Şeyh hazretlerinin âliliklerini vasfetmem mümkün değildir” diyerek her seferinde minnettarlığını dile getirmiştir.

Sultan Abdülhamit Han’ın Şeyhülislam Şurası azalarından Hüseyin Efendi, Hayri Baba hazretlerine mürid olur. Manen ileri haller sahibi bu zat, Hz. Peygamber (s.a.v.)’le rabıta yoluyla görüşmektedir. Hayri Baba Hazretlerinin oğlu Abdulkadir Efendi, bir gün bu zata soru sorar:

-Siz rabıtada Rasulullah Efendimiz (s.a.v.)’le görüşüyorsunuz. Babama ne ihtiyacınız var?

Bunun üzerine Hüseyin Efendi, bir sayha atar ve ağlayarak şöyle cevap verir:

-Babana nasıl ihtiyacım olmaz, Ben Rasul-i Zişan Efendimiz (s.a.v.)’in, babana “Bizim Hayri” buyurduğunu işittim, demiştir.

Anlayana bu kadar yeterlidir. Bunlar deryadan damlalardır.

Tasavvufi Görüşlerinden Bir Demet

“Bu iş kılık kıyafetle olmaz. Allah (c.c.)’ın nurunu elbisede aramayın” buyururdu. Kendiside halktan farklı giyinmezdi.
Keramet konusunda çok hassastı.
“Bir doğruluk, bin kerametten üstündür. Bin keramet insana bir hasene, sevap yazdırmaz ama bir doğruluk sayısız sevap kazandırır” buyurmuşlardır. Bu yolda bin menzil vardır, ilki keramettir, buyururdu.
Kendisinden her zaman sayısız kerametler zuhur ettiği halde O, bunları şöyle değerlendirirdi: “Emrolunduğum gibi icra ederim, her şeye hâkim olan Allah’tır.”

Çok mütevazı idi. Yaşlılık döneminde dahi misafirlerine kendi hizmet eder, tasavvufî hayatı, yaşantısı ile kalplere işlerdi.
“Eliniz karda, gönlünüz Yarda olsun” buyururlardı.
Her anı Allah (c.c.)’ı zikir ile geçerdi. Manevi hallerini maharetle gizler ve, “Hz. Allah (c.c.)’ın Settâr ismine büründüm” buyururlardı. Halk içinde Hakk (c.c.) ile olmayı telkin ederdi.
O’nun (k.s.) hayatı ciltlere sığmaz. Hulasa, yüce ceddi Kainatın Efendisi (s.a.v)’nin ahlakı, kendisinde kemaliyle tecelli etmişti.

Vefatı

Her anı kutsal, çile dolu, hizmet dolu, ibadet dolu, sevgi dolu 84 senelik ömür sonunda 17 Eylül 1979’da Pazartesi günü 10:30’da Suâdiye’deki evinde Hakk’a yürüdü. Ardında binlerce derviş, serzakir, naib, nekib ve ismi yukarıda yazılı çok kıymetli halifeler bırakarak vazifesini tamamlamıştır. Son sözü;
 
اللهم اغـفـرلى وارحمنى والـحـقـنى بالرفـيق الاعلى

“Allah’ım beni affet, bana acı ve beni en yüce makama ulaştır”idi.

Kabri şerifleri, Trabzon – Akçaabat’ta şehitlik tepesindeki türbesindedir. Ziyaret edilmekte feyiz ve bereketlerine kavuşulmaktadır.
 
Ruhu şad olsun, himmeti hazır olsun… Allah(c.c.) sırrının kudsiyetini artırsın. Esas kabri sevenlerinin gönüllerindedir.

Rahmetullahi Aleyh…


www.muridan.com  dan alıntıdır.
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
GÜLCAN
Ziyaretçi
« Yanıtla #2 : 11 Mart 2010, 03:14:10 »

halifeleri arasında niçin HAYDAR hocamın ismiyok merak ediyorum...Ney
Logged
ABDULKADİR D.
Ziyaretçi
« Yanıtla #3 : 11 Mart 2010, 13:39:21 »

23 sene dizinin dibinden ayrılmayan  " oğlum biz, bir vücut gibiyiz" diye iltifat ettiği en gözde müridi ve halifesi MEHMET ALBAYRAK (K.S.) hZ. leri neden anılmıyor,yok sayılıyor. Hafız Yaşar Efendi kitap yazıyor , Hayri Baba (K.S.) Hz nin halifelerini sayıyor, kendi imzasıyla şahitlik ettiği Mehmet ALBAYRAK (K.S.) Hz' ni saymıyor. Dikkate şayan !!!
Logged
emir sultan
Ziyaretçi
« Yanıtla #4 : 12 Nisan 2010, 12:28:58 »

HAYRİ BABA HZ NİN VEFATINDAN SONRA AÇIKLANAN HALİFE İSİMLERİ BU ŞEKİLDE DEĞİLDİR 10 HALİFE BIRAKIYOR BABA HZ. 300 KÜSÜRDE ZAKİR  HEPSİNEDE HALİFELİK İCAZETİ  SÖZLÜ BİR ŞEKİLDE ŞAHİTLER HUZURUNDA VERİLİYOR.İSİMLERİ AÇIKLANAN HALİFELER İSE
1_SEYYİT MUSTAFA HAYRİ MALATYEVİ
2_HACI MUHAMMED NİYAZİ MALATYEVİ
3_HACI MUSTAFA SİVASİ
4_HACI AHMET HAYDAR TRABZONİ
5_HACI MUSTAFA YAŞAR ÇORUMİ
6_HACI MUSTAFA KARSİ
7_HACI KEREM ERCİŞİ
8_HACI MUHAMMED SALİM KEMALİ
9_HACI HATİCE ES SUFRA MALATYEVİ
10_HACI FATMA ANKARAVİ

İSİMLERİ GECENLER BUNLARDIR 8 ERKEK 2 BAYAN  MEHMET ALBAYRAK EFENDİDE ÇOK SAMİMİ MÜRİDİ VE HALİFESİDİR ABDULLAH DEMİRCİOĞLU EFENDİDE  SAMİMİ MÜRİDİ VE HALİFESİDİR AMA 10 HALİFE BIRAKTIM DEDİĞİ VE İSİMLERİ AÇIKLANANLAR BUNLARDIR.LÜTFEN YANLIŞ BİLGİ VERMEYİN.
Logged
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #5 : 12 Nisan 2010, 14:42:01 »

selamün aleyküm,

yazıyı ekleyen kişi olarak açıklama yapma gereği hissetim.Şeyh Seyyid Hacı Mustafa Hayri Baba kaddesallahu sırrahulaziz ile bir bağlılığım yoktur. Kendisini bir şekilde tanıma imkanı buldum. Forumda da hayatını yazmak istedim. Benim eklediğim yazının doğruluğu aslında halifelerinin kimler olduğu hakkında bir bilgim yoktur. Hazretin hayatını araştırırken muridan.com'a rastladım ve oradaki yazıyı değiştirmeden alıntı yaparak burada yazdım.

Amacım sadece Hazretin bu foruma girenler tarafından öğrenilmesiydi. Yoksa halifeleri şunlardır başkaları değildir diye bir iddiam söz konusu değil, olamaz da..

Dediğim gibi sadece Şeyh Efendinin kendisini tanımayanlar için O'nu anlatmak isteğimle eklenmiş bir konu. Eğer bıraktığı halifeler onlar değil bunlar diyorsanız öyledir, bilemem ben..

Yanlış bir anlaşılmaya meydan verdiysem özür dilerim..

selametle..
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
a.kadir
Ziyaretçi
« Yanıtla #6 : 09 Mayıs 2010, 09:37:03 »

SA.
Hayri Baba Hz. lerinin vefatında açıklananan vasiyetinde 10 Halifesinin ismi vardı. Bu isimler Emir Sultan isimli ziyaretçinin (sırası öyle olmasa bile) listesindeki gibidir. Ancak, bu listeyi kıyamete kadar geçerli görmek, Hayri BABA hz. lerinin tasarruf sahibi olma vasfına halel getirir. Tabiiki listesinde değişiklik yapmak, bazı isimleri iptal, bazı isimleri ilave etmek yetkisi kendisine aittir. Şeriate ve vasiyetine muhalif hal ve sözleri olanları iptal etmiştir. Kendileri öyle bir tasarrufa sahiptirler ki, bazı (vefat eden) müridanının sülukunu kabrinde devam ettirmeye , sağ olup da yoluna zarar verenleri (halifesi bile olsa) tüm sıfatlarını elinden almaya muktedir bir mürşid-i kamildir. Burada esas olan din-i mübin-i İslamdır ve tasavvufun prensipleridir. Sırat-ı müstakim de daim kalmaya hiç bir garantisi olmayan insanı esas alanlar ise halifelerinin kimler olduğundaki şüpheden kurtulamazlar. Hayri Baba Hz.lerinin metodu ile hareket eden ve karar veren halis kardeşlerimize tavsiyemiz yine onun şüphe götürmeyen karar verici metoduyla bu konuda bilgi sahibi olmalarıdır. Samimimiyetle kimlerin onun halifesi olduğu konusu merak ediliyorsa, gerekirse isim isim üzerinde durulabilir. Rahmetullah Hayri Baba Hz.leri sağ iken hep şu metodu uygular ve tasiye ederdi. "Gücü yetenler Allah Rasulü Efendimizden sorsunlar, gücü yetmeyen de istihare yoluyla öğrensinler."  Dedi kodu yapmaya, sui zana, başkalarını suçlamaya hiç gerek olmadığı kanaatındayım. Halifelerin tamamı dahil, ihvanını büyük bir kısmını tanıma fırsatını bulmuş bir kardeşiniz olarak tavsiyem Hayri Baba Hz.lerini sevdiğini, mürşid olarak seçtiğin söyleyen herkes içindir. Gerçeğe ulaşmak çok zor değil, yeterki Allahın rızası gözetilsin. Bu yoldan nemalanmak isteyenlere fırsat verilmesin, bu kadri yüce zatın manevi mirası istismar edilmesin yeterki.
Selam ve dualar.
abdk1l1c@yahoo.com
Logged
ene_meczub
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1127



« Yanıtla #7 : 09 Mayıs 2010, 13:12:34 »


s.a


HÜSNÜ ZAN

Kıymetli ziyaretçilerimiz... Burada forum paylaşımı olarak sunulan bir yazı mevcuttur. Biz biliriz ki yazıyı ekleyen üyemiz, Hacı Mustafa Hayri Baba efendiye müntesip değildir. İyi niyetle buraya eklemiş olduğu bir yazı üzerinde sui niyet aramak ehl-i insafa yakışmaz. Şahsen biz de kendilerini tanımayız, kaç halifesi vardır bilmeyiz. Burada takip edilmesi gereken metod ve uslup "neden şu zat yok?" şeklin de değil de, halifeleri arasında bir de şunlar şunlarda vardır, demek olmalıdır. Eksik görülen yada yanlış olduğu düşünülen nokta tashih edilmeli, altında başka bir maksat ve hedef aranmamalıdır.

Cümleten Allah'a (c.c) emanet olunuz...
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sayfa: [1]
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Önemli Şahsiyetler  |  Yazılar  |  Şeyh Seyyid Hacı Mustafa Hayri Baba (k.s.) « önceki sonraki »
    Gitmek istediğiniz yer: