RABITA
 

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
23 Mayıs 2012, 20:40:04
12203 Mesaj 2639 Konu Gönderen: 1918 Üye
Son üye: isimbayz
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Tasavvuf  |  Yazılar  |  RABITA 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] 2
Gönderen Konu: RABITA  (Okunma Sayısı 2098 defa)
ene_meczub
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1127



« : 05 Şubat 2009, 21:20:38 »

[JUSTIFY]İnsanların birbirlerinden huy ve karakteristik açılardan etkilendikleri, bazı hayvanlarda olduğu gibi insanların da beyinlerini kullanarak telepati yöntemiyle birbirleriyle haberleşebilecekleri bu gün modern bilim tarafından ispatlanmıştır.
   
Bu durum, gözlem yoluyla elde edilen kanaatlar neticesinde bizlerin atasözlerine dahi yansımıştır. “Üzüm üzüme baka baka kararır.” “Kıratın yanında duran ya huyundan ya suyundan” gibi.

   Hadisi Şeriflerde de bu konuya işaret edilerek:

“Kişi dostunun dini üzeredir. O halde, herkes kiminle arkadaşlık ettiğine dikkat etsin” 111

“Kişi sevdikleri ile beraberdir.”  112

Bireyin arkadaşından olan etkileşimi vurgulanarak belirli bir dönemden sonra tavırlarında, düşünce yapısında ve hallerinde büyük bir benzerlik meydana geleceği bildirilmiştir. Bu konu Tevbe suresi ayet 119 da ise şöyle vurgulanmıştır “Ey iman edenler, Allah’tan korkun. Bir de sadıklarla beraber olun.” 113  Ayeti kerimede de açıkça ifade edildiği gibi Allah c.c. iman eden kullarından hallerinin devamlılığı ve olumlu yönde seyri için sözünde, özünde, hareketlerinde doğruluk oranı yüksek olan ihlaslı kişilerle beraber olmalarını tavsiye değil, emrediyor.

Şimdi sonuç olarak diyebiliriz ki kültürel düşünceye göre, modern bilime göre ve İslam Dinine göre insanların birbirlerinden etkilendikleri ittifak halinde kabul edilmektedir.

İşte kendisiyle rabıta yapılacak kişinin ayeti kerimede olduğu gibi salih biri olması zorunludur. Tasavvufi açıdan ise: Allah Dostu olma sıfatlarıyla vasıflanmış, hikmet sahibi kamil bir şeyhe kalbi bağlayıp, beraber ve ayrıyken de o şeyhin sureti, hareketleri ve bilhassa ruhaniyetini hayalde kendisi ile birlikte muhafaza etmektir.

Demek oluyor ki herkesle rabıta yapılamaz.

Rabıta ve rabıta edilen şeyh bir araçtır. Mesela yüzme bilmeyen birisini düşünelim. Bu kişinin birde yüzme öğretmeni olsa, burada amaç yüzmektir. Öğretmense kişinin yüzmeyi öğrenmesi için araç konumundadır. Bu çalışmalar sırasında kişi boğulmamak için yüzmeyi bilen birisine sarılır, yüzme kabiliyeti gelişince ve tek başına yüzebilir hale gelince artık araçları (öğretmeni) bırakarak tek başına yüzer. Bu misalde olduğu gibi şeyh hiçbir zaman amaç değildir. Amaç Allahın dostu olabilmektir. Bunun birinci aşaması ise Allahın dostlarıyla dost olabilmektir. Tıpkı bu hadisi şerifte belirtildiği gibi “Kişi dostunun dini üzeredir. O halde, herkes kiminle arkadaşlık ettiğine dikkat etsin” 114

Artık kişi kendisini yetiştirip Allahın füyuzatından kendiliğinden istifade edebilecek hale geldiğinde artık araçlar terk edilir. Yani mürşid rabıtası bırakılır.

Cenabı Allah bir ayeti kerimede “Andolsun Zikir'den sonra Zebur'da da: "Yeryüzüne iyi kullarım vâris olacaktır" diye yazmıştık.” 115 Başka bir ayette ise “Ey iman edenler, Allah’tan korkun. Bir de sadıklarla beraber olun.” 116 buyurmaktadır. Buradaki iyi ve sadık kullarla beraberlik hem bedenen olabildiği gibi Rabıta aracılığıyla Ruhen de yapılabilir. Ve faydası da çok büyüktür. Çünkü İnsan çok sevdiği birisinden uzak bir yerde onun hayalini kursa, hemen hemen yanındaymış gibi bir ruhi yapıya ve olgunluğa sahip olur. İçi kıpırdanır, yakınlığın boyutuna göre de etkilenir.

Başka bir ayeti kerimede “Ey iman edenler, Allah’tan korkun. O’na yaklaşmaya vesile arayın. 117” buyurulmaktadır. Allaha yaklaşabilmek için, O na yaklaşmış birine yaklaşmanın yollarından bir tanesi de rabıtadır.

Bizlerin evliyaullah’a olan muhabbetimizin sebebi Allahın o kullarını sevmesinden dolayıdır. “Kişi sevdikleri ile beraberdir.” 118 hadisi şerifindeki beraberliğin bir şeklide işte rabıtadır.

Başka ayeti kerimelerde “Kalblerinizi (birbirine) bağlamak ve ayakları(nızı) pekiştirmek için üzerinize gökten bir su indiriyordu.  119” “Ey iman edenler! Sabredin ve sabır yarışında düşmanlarınızı geçin! (Cihad için hazır ve) rabıtalı bulunun. Hem Allah’tan korkun ki, felah bulasınız.  120 “Eğer biz, (va’dimize) inananlardan olması için onun kalbini (sabır, sebut, kuvvetli bir irtibat ve güçlü bir bağ ile) iyice pekiştirmemiş olsaydık, nerede ise işi açığa vuracaktı: 121 “Ve (Allah), onların kalplerini birleştirmiştir. Sen yeryüzünde bulunan her şeyi verseydin, yine onların gönüllerini birleştiremezdin, fakat Allah onların aralarını bulup kaynaştırdı. Çünkü O, mutlak galiptir, hikmet sahibidir.” 122 “Hep birlikte Allah'ın ipine (İslâm'a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allah'ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O'nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız. 123” buyurulmaktadır. İşte rabıta ayeti kerimelerdeki kalbi birlikteliği meydana getiren, insanların kalplerini bir birine bağlayan manevi bir bağ durumundadır.

Rabıta aynı zamanda kişinin mürşidine olan muhabbetini ve sevgisini artırır. Hz. Ebu Bekir efendimiz bir gün peygamber efendimize gelerek “Ya Rasulallah, ruhaniyyetiniz bir an bile gözümün önünden gitmiyor bu nedenle tuvalet ihtiyacımı gidermekten haya ediyorum “ deyince o iki cihan serveri ihtiyacını gidermesini söylüyor.124  Yine İbni Abbas R.Anh Peygamberimiz s.a.s’in aynasına baktığı zaman kendisini değil de Resulullah efendimizi görürlermiş. 125 Her iki olayda da açıkça görülüyor ki Peygamber efendimizin sevgisi ve muhabbeti her iki sahabenin kendi benliklerinden dahi öteye geçmiştir. Zaten böyle de olması gerekir. Çünkü bir ayeti kerimede “Peygamber, müminlere kendi canlarından daha sevimlidir.” 126 buyurulmaktadır.

Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, kişinin sevdiği birisinin hayalini hafızasında canlı tutması sahabe-i kiram hazretlerinde de vardı. Ve Hazreti peygamber onları bu halden men etmedi. İşte gerçek bir mürşidi kamile yapılan rabıta mürşid sevgisinin yanında kişideki peygamber sevgisini de zirveye çıkarır . Çünkü şeyhin yalnız suretini değil siret yani hareketlerini de düşünmek gerekmektedir.
Şeyhin hareketlerini düşünmeye başlayan insan da zaman içerisinde (Şeyh kendi hareketlerini Peygamber efendimizin hareketlerine benzettiği için) hazreti peygambere karşı dayanılmaz bir muhabbet oluşur. Burada rabıta az önceki ayeti kerimede belirtildiği üzere “Peygamber, müminlere kendi canlarından daha sevimlidir.” 127 imanı kemale erdirici bir unsur olmaktadır.

Rabıtayı başka bir yönden de ele alacak olursak, Allahın sevgisine ulaşmanın bir yoludur rabıta. Çünkü yapmış olduğu ibadetlerle Kalbini Allahın haricindekilerden arındıran sufi, Rabıta yoluyla hem Allah’ı hem de imanı kemale erdirici bir unsur olduğu için Rasulullahı sevmeye başlar.
Bir hadisi şerifte peygamber efendimiz evliyayı şöyle tarif eder “ Görüldükleri zaman Allah Tealanın hatırlanıp, zikrolunmasına sebep olan zatlardır.” 128 İşte rabıta sayesinde evliyayı hayal eden kişi aynı zaman da Allah’ı hatırlayıp sever. Kişi gerçekten Allahı seviyorsa bu sevgi onu Hazreti peygambere uymaya sevkeder. Çünkü bir ayeti kerimede “Habibim de ki, eğer Allah’ı seviyorsanız, bana uyunki Allah’da sizi sevsin ve suçlarınızı örtsün.” 129 buyurulmaktadır.

İşte Rabıta kişiyi hem Allah’a olan sevgisinden dolayı hem de mürşidinin uygulamalı sünnet yaşantısını hayal etmesinden dolayı Hazreti peygamberi ona sevdirip ittiba ettirir. Bu bir sufi için değil aynı zamanda bütün müminler için çok önemledir. Bir ayeti kerimede mealen  “Andolsun ki, Resûlullah, sizin için, Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.” 130 Bir Hadisi şerifte “Onlar Allah için birbirlerini sevenlerdir.” 131 buyurulmaktadır. İşte bu sevgilerin buluşma yeridir rabıta.

   İşte yukarıda bahsettiğimiz nedenlerden dolayı Mürşit Rabıtası büyük önem taşımaktadır.



DİP NOTLAR
111 (Tirmizi,Zühd/45)
112 (Buhari,Edep/96-Müslim,Birr/165-Tirmizi,Zühd/50)
113 (Tevbe/119)
114 (Tirmizi,Zühd/45).
115 (Enbiya/105)
116 (Tevbe/119)
117 (Maide/35)
118 (Buhari,Edep/96-Müslim,Birr/165-Tirmizi,Zühd/50)
119 (Enfal/11)
120 (Al-i İmran/200)
121 (Kasas/10)
122 (Enfal/63)
123 (Al-i İmran/103)
124 (Risale-i Halidiye/15-16)
125 (Risale-i Halidiye/108)
126 (Ahzab/6)
127 (Ahzab/6)
128 (Kur’an ve Sünnet Işığında Rabıta ve Tevessül/18)
129 (Al-i İmran/31)
130 (Ahzab/21)
131 (Kur’an ve Sünnet Işığında Rabıta ve Tevessül/14)[/JUSTIFY]
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
smeyra
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 370



WWW
« Yanıtla #1 : 06 Şubat 2009, 13:13:48 »

Rahman razı olsun...
Logged

Dertleri zevk edinmektir Alemde hüner,
Gamu_u şadi felek böyle gelmiş, böyle gider...
enuşa
Aktif Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 257



« Yanıtla #2 : 06 Şubat 2009, 17:17:08 »

hak
***
“Bir ayeti kerimede mealen  ''Andolsun ki, Resûlullah, sizin için, Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.” 130 Bir Hadisi şerifte “Onlar Allah için birbirlerini sevenlerdir.” 131 buyurulmaktadır.
''  İşte bu sevgilerin buluşma yeridir rabıta. ''
                                                                                             
Logged

''nE gElmEk vArDıR Ne De gİtmEk ( M.ibn-i Arabi )''
ece
Emektar
Aktif Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 393


istemek herşeydir


« Yanıtla #3 : 14 Şubat 2009, 15:27:07 »

sanırım buna çok açık bi ayeti kerime  yazabilirizz  . Yâ eyyühellezîne âmenusbirû ve sâbirû ve râbitû vettekullâhe lealleküm tüflihûn<<Ey iman edenler, Sabredin, Sabrınıza devam edin, Rabıta edin, Allah’tan sakının ki kurtuluşa eresiniz”. ..<<<.
böylece   farz  derecesinde old. da  bilmiş olalım  öyle değil mi açık açık  yazıyo kur an ı kerim de.....
Logged

bilmediklerimi ayaklarımın altına alsaydım başım goğe ererdi . . .
yaAqsa
Ziyaretçi
« Yanıtla #4 : 14 Şubat 2009, 19:30:17 »

Alıntı
sanırım buna çok açık bi ayeti kerime  yazabilirizz  . Yâ eyyühellezîne âmenusbirû ve sâbirû ve râbitû vettekullâhe lealleküm tüflihûn<<Ey iman edenler, Sabredin, Sabrınıza devam edin, Rabıta edin, Allah’tan sakının ki kurtuluşa eresiniz”. ..<<<.
böylece   farz  derecesinde old. da  bilmiş olalım  öyle değil mi açık açık  yazıyo kur an ı kerim de.....

ece kardesim;

mealini verdiğiniz ayeti kerimede "rabitü" kelimesine nasıl rabıta anlamını verdiğiniz?diyanet mealinde;
 
ali imran200-Ey iman edenler! Sabredin. Sabır yarışında düşmanlarınızı geçin. (Cihat için) hazırlıklı ve uyanık olun ve Allah’a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.

elmalılı bu ayetin tefsirinde ise söyle demektedir;
200-Sözün kısası ey iman edenler, siz telaş etmeyiniz, sabırlı olunuz, (haberde geldiğine göre sabır üç derecedir: Musibet (ansızın gelen bela)e sabır, itaat etmekte sabır, isyandan sabır), ve sabırda Allah düşmanlarıyla yarışıp onların üstüne çıkınız, yani imtihan ve mücahede mevkilerinde düşmanların sabrının üstüne çıkmaya ve nefsinizin arzularını yenmeğe çalışınız ki, sabırlı olmaya alışırsanız bunu yapabilirsiniz.Ve murabata edi (nöbetleşi)niz, ribat yapı (sağlam yürekli olu)nız, imam ardında cemaatle namaz gibi birbirinize bağlanıp vazifeye dikkatli olunuz ve özellikle savaşa düşmanlarınızdan çok hazırlıklı bulunarak atlarınızı bağlayıp hududlarda ve mevzilerde karakol bekleyiniz. "Ribat", Allah yolunda devam etmektir. Bu aslında "rabt-ı hayl" yani at bağlamaktan alınmıştır ki, düşmana karşı atını bağlayıp gözetlemek ve beklemek demektir. Sonra İslâm hudud (sınır) şehirlerinden birinde bekleyenlere, gerek süvari ve gerekse piyade olsun, genelde murabıt (nöbet bekleyen, nöbetçi) adı verilmiştir. Fakihlerin ıstılahlarında murabıt, hudud şehirlerinden birine bir müddet beklemek için gidendir.


Aile ve efradıyla beraber oralarda oturan ve hayatını kazanarak yaşayan hudud sakinlerine murabıt denilmez. Zamanımız terimine göre murabıt, Allah yolunda silah altında bulunan, kışla ve karakollarda duran ve nöbet bekleyen askerler demek olur. Buhârî ve Müslim'de Sehl b. Sa'd'den rivayet olunduğu üzere Resulullah (s.a.v.) buyurmuştur ki, "Allah yolunda bir gün karakol beklemek, dünya ve mafiha (onda olanlar)dan hayırlıdır". İbnü Mâce sahih senedle Ebü Hureyre'den rivayet edilen bir hadis-i şerifte de Resulullah buyurmuştur ki: "Her kim Allah yolunda murabıt olarak, yani karakol beklerken ölürse, işleyegeldiği iyi amel üzerine icra edilir, rızkı da üzerine gönderilir durur, fitnecilerden emin olur ve Allah Teâlâ onu korkudan emin olarak diriltir." Ebu'ş-Şeyh'ın Hazreti Enes'den merfû olarak tahric ettiği bir hadiste: "Karakol yerinde namaz, iki milyon namaza eşittir". Abdullah b. Ömer (r.a.)den rivayet edilmiştir ki: "Ribat (nöbet bekleme), cihaddan daha faziletlidir. Zira ribat, müslümanların kanını muhafazadır. Cihat ise müşriklerin kanını dökmektir".

************************

rabitü ´RABETA´ KÖKÜNDEN GELMEKTEDİR..ribatül hayl ise=kuvvet ve savas atları anlamına gelmektedir..


enfal 60- استطعتم من قوة ومن رباط الخيل ترهبون به عدو الله وعدوكم وءاخرين من دونهم لا تعلمونهم الله يعلمهم وما تنفقوا من شيء في سبيل الله يوف إليكم وأنتم لا تظلمون

60-inananlar! Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar Allah'ın düşmanı ve sizin düşmanlarınızı ve bunların dışında Allah'ın bilip sizin bilmediklerinizi yıldırmak üzere kuvvet ve savaş atları hazırlayın. Allah yolunda sarfettiğiniz her şey size haksızlık yapılmadan, tamamen ödenecektir.

******

görüldüğü üzere rabitü emrinin rabıta yapmakla yakından uzaktan hiç bir ilgisi yoktur..
rabıtanın farz olması ise çok yanlıs bir bilgidir..cünkü bunu emreden hiçbir ayet yoktur..
farz olan müslümanların düsmanlarıyla savasa hazırlıklı olmak,savaş malzemeleri hazırlamak,sınır boylarında nöbet tutmaktır...rabıta derken bunu kastediyorsanız doğrudur..
ama rabıta ile "bir müridin seyhini gözünün önüne getirip onunla irtibata geçmesini " kastediyorsanız bu konuda Kuranda hiç bir emir yoktur..Peygamberin uygulaması da yoktur..
ayetlere anlam verirken tefsirlere bakma zahmetine katlanırsak gerçekleri görme sansını elde etmis olacağız ins..
Logged
ece
Emektar
Aktif Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 393


istemek herşeydir


« Yanıtla #5 : 14 Şubat 2009, 22:37:06 »

internetten bi araaştırma yapıp  baksanız bulursunuz bunun için size kanıtlar getirmek isterdim ama  o kadar vaktim yok  olursa bi ara inş yaparım..  ama mutlaka bulacağınızdan eminim selametle
Logged

bilmediklerimi ayaklarımın altına alsaydım başım goğe ererdi . . .
enuşa
Aktif Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 257



« Yanıtla #6 : 14 Şubat 2009, 23:01:10 »

  S.a. Rabıta tarikatta rukun olup,şeriattaki farziyetle alakası  yoktur.
Logged

''nE gElmEk vArDıR Ne De gİtmEk ( M.ibn-i Arabi )''
ene_meczub
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1127



« Yanıtla #7 : 15 Şubat 2009, 00:02:27 »

s.a; evvela yapılan yorumları okumaya çalıştım. Öncelikle zahmet buyurup bu kıymetsiz yazıyı okuduğunuz için sizlere teşekkürü bir borç biliyorum. Bu yazıyı müsait olmadığım bir yerden yazmaktayım, bu nedenle cümle düşüklüklerini vs mazur görmenizi istirham edeceğim. Burada yayınlamış olduğum metin, üzerinde 6 yıl çalıştığım "Kur'an ve Sünnet Işığında İslam Tasavvufu ve Nakşibendi Tarikatının Esasları" isimli, yayımlanmamış kitabın "Rabıta" bölümünün, "Mürşit Rabıtası" bahsidir. Bu "Rabıta" bölümü yaklaşık 100 sayfa civarında olup, burada çok yer kaplayacağını düşündüğümden, yalnızca bir bölümünü burada yayınlamanın uygun olacağını düşündüm. Ben burada bir tartışma olmasını değil, bir istifade olmasını arzu ediyorum, bu nedenle yazdıklarım her hangi bir şahsa yönelik olmayıp, genele hitaptan ibarettir. Rabıta eğer şeran farz olsaydı, hz peygamber ve onun ashabı zamanında açık ve net uygulaması görülürdü, ayrıca buraya koymadığım bölümlerde sufiyenin icma ettiği bir noktada şudur ki "salik fuyuzat-ı ilahiyeden bi zatihi istifade edebilir hale geldiğinde, rabıtanın terki vaciptir" oysaki şeran hiç bir farzın terki söz konusu olamaz. Bir başka nokta ise, bir şeyin itikaden ve fıkhen varlığını yokluğunu lafzen ararsak, çok büyük bir yanlışlığa düşeriz, mesela rabıta lafzen 2 ayette geçmektedir, biri "rabıtalı bulunun 3-200" diğeri ise "o gün onların rabıtaları paramparçadır" bu iki metne bakarsak, birinde rabıta farz, diğerinde haram. Demekki bu ayetlerde geçen rabıta ile, sufiyenin yaptığı rabıta, farz boyutunda birbiriyle alakalı olmayıp, fetva boyutuyla alakalıdır. Yukarıda bahsettiğimiz Kitabın rabıta bölümünde, rabıtanın hükmü ve delilleri uzun uzadıya ele alınmış olup, gerek şimdi ve gerekse daha sonra buraya bunları koymak çok doğru değildir. Ancak bu konu hakkında detaylı görüşmek isterseniz nefha_58@hotmail.com adresimden ulaşarak, gerekli bilgileri isteyebilir, var olanları veririz, olmayanlarıda birlikte öğreniriz. Bu yazının devamı olarak, bir sonraki yazım "seyru suluk" olacak, ondan sonraki yazım ise "seyru sulukta rabıta" olacaktır. Tekrar hepinize acizane, zilletli teşekkürlerimi sunar, haklarınızı helal etmenizi ister, sorularınızı msn adresimden iletmenizi istirham ederim. Esselamu Aleykum ve Rahmetullah
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
ece
Emektar
Aktif Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 393


istemek herşeydir


« Yanıtla #8 : 15 Şubat 2009, 02:32:41 »

rabıta yi şerif i ilk defa  hira mağrasında ebu bekir efendimiz p.efendimize yapmıştır işte bunun içindir ki  silsile i saadatın en başı ebu bekir efendimiz dir herkes şeyhi ne rabıtasını yapar şeyh şeyhine en son ebu bekie efendimize ulaşır o da p efendimize   o da hz Allah a... ki rabıta nın anlamı bağlanmak demektir ....  selametle


Logged

bilmediklerimi ayaklarımın altına alsaydım başım goğe ererdi . . .
yaAqsa
Ziyaretçi
« Yanıtla #9 : 15 Şubat 2009, 13:19:12 »

sevgideğer ece kardesim;


bilindiği üzere dinimizin temel kaynağı iki tanedir..KURAN I KERİM ve SÜNNET..

biz bir konu hakkında bilgi edinmek istediğimizde bu iki kaynağa müracat ederiz..bu iki kaynakta bulunursa o konuya amenna ve saddakna deriz..Kuran a ve Sünnete yaklasırken kafamızdaki bütün önyargıları bir kenara bırakarak yaklasırız.simdilerde müslümanların çoğu kafalarındaki bir bilgiyi esas alarak o bilgiye Kuran ve sünnet ten zorlama yoluyla deliller bulmaya çalısıyorlar.ayetleri ve hadisleri teviller yoluyla zorlayarak kafalarındaki bilgilere delil olarak kullanıyorlar.bu tutumun yanlıs olduğuna inanıyorum..
 
öncelikle su soruların cevaplandırılması gerekmektedir.
 
1-neden sadece ebubekr(r.a) peygambere rabıta yapmıstır?

2-rabıta gerekli bir durumsa bu emri Peygamberimiz diğer sahabelere neden tavsiye etmemistir.?

3-hira mağarasında peygamberin kendisi varken ebubekr (r.a) neden peygamber yokmus gibi ona rabıta yapmaktadır?

4-hira mağarasında yapıldığını iddia ettiğiniz rabıta olayı hangi sahih kaynaklarda,hadis kitaplarının hangisinde geçmektedir?

5-rabıta bağlanmak demekse her müslüman Allaha ve O´nun Elcisine bağlıdır zaten..bunu baska yeni bir isimle ifade etmenin ne gereği vardır?

6-peygamberin vefatından sonra sahabiler,tabiinler ve tebeüt-tabiinler döneminde bugünkü tarikatların öngördüğü sekilde rabıtanın uygulanısı görülmektemidir?görülüyorsa hangi kaynaklarda geçmektedir?

7-bütün tasavvufi kaynaklarda da görülmektedir ki rabıtanın ortaya cıkısı asrı saadetten asırlarca sonradır..bu islam ülkesinin sınırlarının genislemesi,yeni müslüman olanların kendi kültürlerini ve kültürlerindeki yabancı unsurları yeni dini hayatlarına tasıdıkları  gerçeğini ortaya cıkarmaktadır..fıkıh mezheplerinin imamlarının öğretilerinde ve emirlerinde rabıta ile ilgili bir hüküm bulunmakta mıdır?
 
bu konuyla ilgili fazla tartısmak bende istemiyorum..bir gerçeğin ortaya cıkarılması adına cevap vermek zorunluluğu hissettim..

daha genis bir arastırma için bir tarikat seyhı olan sonradan gerçeği görerek İslamın gerçeklerini ifade eden FERİT AYDIN´ın bu konuda müstakil bir eseri olarak kaleme aldığı TARİKATTA RABITA VE NAKŞİBENDİLİK kitabına müracaat etmenizi tavsiye ederim..kitap e- kitap olarakta internette mecvuttur..selametle
Logged
ene_meczub
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1127



« Yanıtla #10 : 15 Şubat 2009, 16:48:17 »

S.a:

Allahın selamı,ihsanı ve ikramı, lutfu ve keremi, affı ve mağfireti, inayeti ve hidayeti ona kulluktan başka bir gayesi olmayan, hayatının her anında ona itaati arzuluyan, nefsin kötü isteklerine ve şeytanın verdiği vesveseye karşı uyanık bir kalp taşıyan, cümle allahın kullarının üzerine ve üzerimize olsun.

Görüyorum ki, yayınlanan metin hala bir tartışma konusu olmaya devam ediyor. Ben özellikle yazıyı yazan kişi olarak, sizlerden eğer bu konuyla ilgili bir sorunuz varsa meil yoluyla sormanızı istemiş ve istemekteyim. Rasulullah ve Sıddık-ı Ekberin olayı ve daha bir çok olayı, herkes bilmekte bunu deliller arasına almakta. Ama asıl söylemek istediğim şeyde şudurki, bu konuyu iyi araştırmadan yazmakta ve sorular sormaktasınız (bu sözü her iki tarafada söylüyorum). Gerekçesinede gelince, öncelikle Ece ismi ile yazı yazan arkadaşıma diyorumki, sakın rabıtayı şeriatin bir emri gibi telakki etmeyin, sizden önce  bu sözü kimse söylememiştir(Rabıtayı Savunanları Kastediyorum). Yaqsa ismi ile yazı yazan arkadaşıma gelincede, sorduğunuz sorulara baktığımda bu kanaate vardım, neden derseniz, Rabıta içtihadi bir konudur, avakado denen bir şey var, meyve veya sebze, bunun tüketimiyle ve zekat nisabı ile ilgili kuran ve sünnette ismen bir şeyi aramak çok yanlış olur, burada içtihad devreye girer, kıyas-ı fukaha devreye girer, eğer rabıta bir ibadet olsaydı dediğiniz gibi hakkında açık ve net, tereddütten ari rivayetler olması gerekirdi, ama özellikle tekrar belirtiyorum "bu içtihadi bir konudur" katılmayabilirsiniz, ama bu konuyu iyi araştırırsanız eminim sizde bu kanaate sahip olacaksınız, şahsen ben rabıtanın Hz Ademden beri var olduğunu düşünüyorum, sebebine gelince, şu anda yapılan rabıta hayalen bir kişiyi düşünmekten ibarettir, sizce hz ademle hz havva yeryüzünde ayrı yaşarken, hiç birbirlerini hayal etmedilermi?  Bunu değişik şekillerde örneklendirmek mümkün, ama sizdende ricam, bu konuyu iyi araştırın ve birde mefhumu muhalifinden yaklaşarak bakın ki; Kur'an ve Sünnette Rabıta Yasaklanmışmıdır. Rabıta olarak değil isterseniz, İki insanın birbirini hayal etmesi yasaklanmışmıdır?, buna bakın. Tekrar taraflardan ricam eğer yazıyla ilgili sorularınız varsa nefha_58@hotmail.com adresimden sorabilirsiniz, yaqsa sizin sitede gösterilen msn adresinizden bakarak ekledim, izniniz olmadan kusura bakmayın.

Hepinizi Allah'a emanet ediyorum. HAK
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
hanegeli
Aktif Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 120


« Yanıtla #11 : 16 Şubat 2009, 14:29:44 »

selam: acizhane  bende nasreddin hoca gibi herkes haklımı desem ne  bu zamanda kavram kargaşası..tartışma   veya ben? yani ego?

herkes kendince deliller sunuyor .bende  nekadar eksikler varmış bun görmeye çaışıyorum
Logged
enuşa
Aktif Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 257



« Yanıtla #12 : 16 Şubat 2009, 21:55:27 »

slm...
''Hoca Nasreddin daha hoca olmazdan önce bir akşam vakti Konya sokaklarını dolaşırken zabıtaya yakalanmış.   
Sormuşlar molla bu vakitte ne gezersin ortalıkta, uygun bir cevap vermiş vermesine de üzerinden bir kama çıkıvermiş. Tekrar sormuşlar iyi de molla bu ne? Demişki ben kitaplardaki yanlışları bununla kazıyıp siliyorum.Sormuşlar bunun için küçük bir çakı yeterdi buna ne gerek vardı diye. Demiş ki; öyle büyü k yanlışlar yapıyorlar ki bu kama bile yetmiyor. ''


(Allahümme erinel hakka hakkan verzuknâ ittibâ'ahu ve erinel bâtıla bâtılan verzuknâ ictinâbehu bi-hurmeti Seyyidil-beşer )
Logged

''nE gElmEk vArDıR Ne De gİtmEk ( M.ibn-i Arabi )''
hanegeli
Aktif Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 120


« Yanıtla #13 : 17 Şubat 2009, 14:35:36 »

selam: güzel bir fıkra .. gelelim sadede   
Logged
hanegeli
Aktif Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 120


« Yanıtla #14 : 17 Şubat 2009, 14:45:56 »


selam:  >>  www.HayrettinKaraman.net
Soru:
Râbıta nedir, dince sakıncası var mıdır?

Cevap:
Rabıta, zikirden önce veya günün uygun zamanlarında müridin (tarikat eğitimi gören kimsenin) şeyhini (mürşidini) hatırlamasıdır. Uzun tartışmalara konu olan râbıta bir ibadet değildir, tasavvufta bir eğitim tekniğidir. Amacının dışına çıkarılır ve şirke vardırılırsa çok sakıncalı olur, amacının içinde kalırsa (yani şeyhi hatırda tutarak ondan meşru ölçüler içinde istifade etmeye; ilminden, ahlakından, güzel hallerinden yararlanmaya, onu özümsemeye yönelik bir teknik olursa) sakıncası olmayabilir.
Logged
Sayfa: [1] 2
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Tasavvuf  |  Yazılar  |  RABITA « önceki sonraki »
    Gitmek istediğiniz yer: