Olgun başakların başı eğik olur...Tevazu...
 

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
11 Şubat 2012, 12:39:46
12196 Mesaj 2632 Konu Gönderen: 1918 Üye
Son üye: isimbayz
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Tasavvuf  |  Yazılar  |  Olgun başakların başı eğik olur...Tevazu... 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1]
Gönderen Konu: Olgun başakların başı eğik olur...Tevazu...  (Okunma Sayısı 1366 defa)
_selma_
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1272



« : 07 Ocak 2010, 10:50:41 »



Rabbi'nin rızasını kazanmak,

O'na tertemiz dönmek isteyen müminlerin en belirgin özelliği

alçakgönüllülük...

Yok iken var edilmiş olduğunu,

Her yönüyle Allah'a ait ve muhtaç olduğunu,

O'nun yardımı yetişmezse hiç bir hayra ulaşamayacağını,

Mülkün ve hükümranlığın gerçek sahibinin O olduğunu bilmek...

İç ve dış aleminde

Hayatı buna göre, böyle yaşamak...

Olgun başaklar gibi eğik ama verimli, diri, vakur...

Tevazu müslüman kalbi.

Tevazu ve benlikten arınmışlık (mahviyet) olmadan Hakk'a ulaşmak mümkün değildir.


Çünkü tevazu ve mahviyet kalpte yer edinmiş, karar kılmış tam bir imanın sonucudur.

İman kalbe yerleşip, tevazu ve mahviyet ahlâkın ayrılmaz bir parçası haline gelmeden kimseye kâmil mümin denilemez.


Bu nedenle kâmil zatlar en üst seviyede bu sıfatlara sahip olmalarına rağmen, iç alemlerinde meydana gelebilecek zerre miktarı sapmadan dahi korkmuşlardır.

alıntı
Logged

_selma_
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1272



« Yanıtla #1 : 13 Ocak 2010, 14:29:31 »

Kendi halinin nöbetçisi

Hz. Ömer r.a ., benlik namına kalbinde en ufak bir bulanıklık hissetse, minbere çıkıp herkesin huzurunda kendisini kınamış ve devlet başkanı olmasına rağmen omuzuna yüklediği su güğümüyle halka su taşımıştır. Heybet ve vakarıyla kalpleri muma çeviren bu büyük zat, güneş gibi parlayan nuranî siması, mütebbessim çehresi ve gayet nazik ve mütevazi edasıyla sohbet edip gönülleri kendine bağlarken, hane-i saadetinde tepsiyi eline alıp misafirlerine ikramlarda bulunuyordu.

Evet; büyük zatların hepsi kalplerinin başında ömürlerinin sonuna kadar nöbet tutmuşlar, oraya küçük-büyük hiç bir marazın girmesine ve yerleşmesine izin vermemişlerdir.

Hak dostları tevazu sahibi olup, tevazu sahiplerini de her zaman sevmişlerdir. Çünkü Allah Tealâ mütevazileri övmüş ve şöyle methetmiştir:

“Rahman'ın (has) kulları onlardır ki, yeryüzünde alçak gönüllü bir halde yürürler ve kendini bilmezler onlara laf attıkları vakit, ‘selametle' der geçerler.” (Furkan, 63)

Büyüklerde büyüklük alameti tevazu ve mahviyet, küçüklerde küçüklük alameti de kibir ve enaniyettir . Kendini başkalarından üstün görenler her türlü hamlık, hayırsızlık ve kötülüğe teşnedirler. Şeytanı bilumum kötülüklerin kaynağı haline getiren şey de budur. Sırf bu yüzden şeytan Allah Tealâ'nın affından mahrum kalmıştır.


Hadis-i şerifte:

“Kalbinde hardal tanesi kadar kibir bulunanı, Allah Tealâ yüz üstü cehenneme atar.” buyurulmaktadır .

Diğer bir hadis-i şerifte ise:

“Kul tevazu edince Allah Tealâ onu yedi kat göklere kadar yükseltir.” buyurularak , alçak gönüllülüğün insanın kıymetini ne kadar yücelteceğine vurgu yapılır. ( Beyhakî )
Logged

_selma_
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1272



« Yanıtla #2 : 14 Ocak 2010, 17:59:51 »


Tevazuda ölçü

Tevazu, bir takım başka güzel hasletleri de beraberinde getirir.
Bunlardan biri olan “vakar” , ağırbaşlı, yumuşak, fakat muhatabında hürmet hissi uyandıran ölçülü hareket ve davranış biçimidir.
Tevazuyla birlikte kalpten tabii olarak dışa akseder.

Zillet (düşüklük) ise bunun tam aksi olup, hafif, sıradan ve bayağı davranışlarla ortaya çıkar.

Makbul olan davranış biçimi, kibre varmayan, zillet derecesine de düşmeyen, vakarını koruyan tevazudur. Allah katında sevimli olan da ifrat ve tefrite varmayan orta derecedir.

Mesela yoldan geçerken uğrayan bir satıcıya, alim bir zatın kalkıp yer vermesi doğru değildir. Zira ilmin izzetini de muhafaza etmek gerekir.


Yine mesela, bir hakimin mahkemedeki ciddiyeti vakardır. Makamında vazifesini yaparken tevazu göstermesi zillettir.
Ancak, evinde çocuklarına karşı da aynı ciddiyetle muamele ederse, işte bu kibir olur. Zira insan evinde ev halkından biri olarak davranmalıdır.


Mürşid -i kâmiller bu hususa çok dikkat ederler. Makamlarında vakarlı durur, fakat yeri geldiğinde gerekli olan kimselere gayet mütevazi davranırlar.

Aşırı kibirli insanlara karşı tevazu göstermek de doğru olmaz. Çünkü bu kendini aşağılama olarak görülür. Bu gibilere karşı Allah namına vakarla hareket etmek daha doğru olur.

Aynı şekilde benlikleri firavunlaşmış, dinsizlik hesabına imana saldıran kişilere karşı tevazu ve mahviyet göstermek de büyük bir cinayettir. Orada temsil edilen yüce hakikatlerin değerini ayağa düşürmeden, dinin izzetini ve ilmin şerefini göstermek icap eder.

Müslümanlara karşı tevazu ise, güler yüz göstermek, soru ve davetlerine karşılık vermek, yumuşak davranmak, ihtiyaçlarını görmek, onları küçümsememek gibi şekillerle olur
Logged

_selma_
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1272



« Yanıtla #3 : 17 Ocak 2010, 11:05:08 »


Kibir ve belirtileri

Kibirli insan her haliyle belli olur. Giyim-kuşamında, yüz ifadesinde, bakışında, başını dikerek kimseye bakmamasında, oturmasında, gerilip yaslanmasında, yürüyüşünde, kendisi otururken insanları ayakta bekletmesinde, ses tonunda...

Aslında kibirli insanın sergilediği davranışların hemen tamamı, belli bir seviyeden sonra psikiyatri bilimini yakından ilgilendiren anormal davranışlardan başka bir şey değildir. Ne yazık ki kâmil insanların haricinde az-çok, açık-gizli, herkeste kibir hastalığı mevcuttur. Seyr ü sülûkla bu hastalık kalpten tamamen kazınmadıkça kurtulmak mümkün değildir. Ancak bu hususta mücahede etmek de farz-ı ayındır. Kibri azaltmak bile büyük bir mücahededir .


Bir müminin yukarıda sayılan anormal davranışlardan ve gizli kibirden kurtulup kurtulmadığı, tevazuyu kazanıp kazanmadığını İmam Gazalî şu belirtilerle ölçüyor:

Bir mesele üzerine konuşulurken hakikatin kendi fikirlerine ters olmasından rahatsız olmak; doğruları memnuniyetle, hoşlukla kabul etmemek kibrin belirtilerindendir. Bu hastalığı yenmek için, aczini itiraf edip hakikati söyleyenleri takdirle yâd ederek teşekkür etmelidir.


Akranları ile bir ortamda bulunduğu zaman onları baş köşeye geçirmek ve kendi emsallerinin ardından yürümek ağır geliyorsa yine kibir var demektir.

Yoksul ve gariban insanların davetine katılmaktan ve arkadaşlarının işlerini takip etmekten zorlanmak da kibir belirtisidir.

Bütün bu durumlarda kişi kendini sürekli sınayarak kibrin tedavisine ve tevazunun kazanılmasına gayret etmelidir.

Tevazu ehli insanlar da her haliyle bellidirler. Onların tavır ve hareketleri kalbe huzur ve itimat telkin eder. Muhatap oldukları insanlarda saygı ve sevgi meydana gelir. Böyle insanlarla oturup kalkmak insana zevk verir.
Logged

Sayfa: [1]
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Tasavvuf  |  Yazılar  |  Olgun başakların başı eğik olur...Tevazu... « önceki sonraki »
    Gitmek istediğiniz yer: