tayfuri
Aktif Üye
Offline
Mesaj Sayısı: 88
|
 |
« : 29 AÄŸustos 2009, 11:55:28 » |
|
(........) Bir vesileyle, rahmetli babamın hususî nüshasını bulup çıkardım kütüphanemden, ve artık iyice sararmış ve yıpranmış yapraklarını karıştırırken, kendisinin sayfa kenarlarına düştüğü bazı notlara tesadüf ettim. Hepsi de "Mart 1982" tarihli... Bir sayfada bir paragrafı daire içine almış ve yanına şöyle bir not çıkmış: — "DÜCANE'nin kulağı çınlasın!" Hemen karşı sayfada Şems'in bir ayetle ilgili teviline şu notu düşmüş: — "DÜCANE okusun! Ayeti de inkâr edemez ya! Kendine yakın olandan kaçmasın yeter!" Bir yerde Şems, "Bal içindeyiz, kanadımızı çırptıkça daha çok yapışıyoruz" demiş, babam da yanına şu notu düşmüş: — "O senin yüzüne bakıyor hâlde iken, (ey oğul), sen hâlâ arkasından gıybetinde bulunuyorsun." (Yani, gönül aynanda O'nunla yüzyüze konuşacağına, başkalarının aktardığı bilgilere güvenip habire o dedi, bu dedi diye dedikodu yapıyorsun!) Ve daha bu minval üzre yazılmış muhtelif notlar... Şaşırıp kalmıştım. Niçin sanki çok uzaklardaymışım gibi, babam bana böyle uyarılar gönderme gereği duymuştu acaba? O tarihlerde ben neredeydim? Derken, hatırladım; o tarihte, babamla aramda geçen şeriat-hakikat, zahir-batın münakaşaları yüzünden koca (!) kütüphanemi de sırtıma alarak evi terketmiştim. Beş parasızdım. Fakat izzet-i nefsimi de ezdiremezdim ya! Ne de olsa bir dâvâ adamıydım. Zahire sımsıkı sarılan genç bir adam!. Babasına rağmen, kendini kendine ispatlamaya ihtiyaç duyan küçük bir adam! İnsanlar sırf kendisini incitti diye, hakikati insanda arayıp bulmak yerine, onu sadece kitaplarda bulacağına ahdetmiş zavallı bir adam! 19-20 yaşlarında kendimce tutunacak muhkem bir kulp ararken, rahmetli babam her tutamağın bir tasallut sebebi olduğunda ısrar ediyordu. Ben hakikati ötelerde, yücelerde arıyordum, o ise, her defasında "Bir kez de insana baksan â evladım!" deyip işimi zorlaştırıyordu. "Gönlüne baksana!... Kendine!" Gönül de neymiş!? Ben uçmak istiyordum, bu nedenle de kanatlarıma dayanıyordum. O ise kanatlarıma (ilmime) değil, ayaklarıma (irfanıma) dayanmam gerektiğini söylüyordu. Üstelik uçmak için değil, icab ederse birgün, inmek için! Hâlâ kanatlarım çok güçlü, ve fakat ayaklarım zayıftır! 30 yıldır kanatlarıma dokunamayan mü'min dostlarım, nedense hep ayaklarıma tekme atmaktan zevk aldılar; yere inersem yürüyemiyeyim diye... ilk fırsatta sol kulağımdaki küpeyi çıkarıp atayım diye... Hakikat şu ki hâlâ yere iyi basamam. Kolay incinirim. Kolay incitirim. Yedi kat gökte savaşmaya yarayan kılıcım da, kalkanım da ilim cevherinden olduğu için aslâ uzun süre ayakta kalamam, hemen düşerim. Baba sözü dinlemedim çünkü! (........) DÜCANE CÜNDİOĞLU, YENİŞAFAK,29.08.2009 YAZININ TAMAMI İÇİN ŞU LİNKİ KULLANABİLİRSİNİZ:http://yenisafak.com.tr/yazarlar/Default.aspx?t=29.08.2009&y=DucaneCundioglu
|