Mektubat-ı Mevlâna Halid Zülcenaheyn
 

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
09 Eylül 2010, 00:45:25
11605 Mesaj 2461 Konu Gönderen: 1753 Üye
Son üye: badimcan
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Tasavvuf  |  Yazılar  |  Mektubat-ı Mevlâna Halid Zülcenaheyn 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: 1 [2] 3 4 ... 8
Gönderen Konu: Mektubat-ı Mevlâna Halid Zülcenaheyn  (Okunma Sayısı 6951 defa)
ρєяναηє
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 739


aşıklarının kıblesidir Şehr-i Muhammed


« Yanıtla #15 : 08 Eylül 2009, 20:23:48 »

İYİLİK VE KÖTÜLÜK

Husn ile kubh (iyilik ve kötülük)’ten bahsetmeye gelince, bu konu güzel bir mevzu olduğundan ayrıca dindeki birçok aslın ona dayanmasından ve açıklaması kapalı olduğundan bu konuda Hanefiler ve Mutezilenin arasındaki görüş farklarının birçoklarınca anlaşılmamış olmasından dolayı bu meseleyi dahi sana açıklamak isterim. Bilesin ki, hüsn ile kubh hakkındaki kelam dört makamdadır:

Birinci Makam: Husun ve kubuh üç ayrı manada kullanılır.

Birincisi, husn kemalin sıfatı, kubh ise nakısıyetin sıfatıdır. Mesela adalet güzeldir, zulüm çirkindir dediğimiz vakit, adaletin kemal sıfatı olduğunu ve zulmünde eksiklik sıfatı olduğunu kastederiz.

Husn ve kubhun ikinci manaları, husn demek kişinin garaz ve tabiatına uygun demektir. Kişinin düşmanının ölmesi gibi. Kubh da kişinin garaz ve tabiatına uymayan demektir ki kişinin dostunun ölmesi gibi. (Bu manadaki husn ve kubh izafidir yani nisbi olup, bazılarına göre iyi bazılarına göre de kötü olabilir. Mesela ölen bir kişinin ölümü onun dostlarına kötü düşmanlarınca iyi bir durumdur.) Bazen de bu husn ve kubh yerine  maslahat ve mefsedet (kar ve zarar) tabirleri de kullanılır.

Husn ve kubhun üçüncü manaları, husn demek dünyada övme ahirette de sevabın, kubh da dünyada kötüleme ile ahirette azabın gerekli olmasıdır. Aramızda ihtilaf mevzuu olan kısımda bu üçüncü kısımdır. Zira husn ve kubh bizlerin yani Eşari’lerin ve sufilerin yanında şeri, Hanefilerin ve Mutezilelilerin yanında ise aklidir.

İkinci Makam: Bir şeyin şeriatta kabih olması demek , tahrimen ve tenzihen ondan nehyedilmesi demektir. Husn ise bunun hilafı olup, tahrimen ve tenzihen ondan nehyedilmeyen şeyler demektir. Buna göre mubah olan bir şey hasendir. Bazılarına göre ise, hasen; yapılması emredilen, kabih ise; yapılmasından nehyedilen şey demektir. Buna göre mubah olan şey (hasen veya kabih değildir. İkisin arasında) vasıtadır. Hayvanların fiilleri de aynı şekilde vasıtadır. Çocukların fiillerine gelince, bunların husn ve kubh ile muttasıf olup olmaması hususunda ihtilaf vardır. (Bazılarına göre onun fiili de ya hasen, ya da kabihdir. Bazıları da, çocuklar bi’l fiil mükellef olmadıklarından fiillerinde husn ve kubh söz konusu olmaz demişlerdir.)

Şer’an kabih olan bir şey sonradan hasen olabildiği gibi, şeran hasen olan bir şey de sonradan kabih olabilir.  Mesela, bir şeyin önce yapılması emredilirken daha sonra nesh vaki olup ondan nehyedilmesi veya bir şey önceden nehyedilirken nesh vaki olup onun yapılmasının emredilmesi gibi ki, bir şeyin nesh yolu ile hem emr hem de nehye varid olması caizdir.

Üçüncü Makam: (Eşari’lerle Hanefiler ve Mutezilelilerin aralarındaki) hilaf, buna mebnidir ki (Hanefi ve Mutezilelilere göre) fiilde öyle bir cihet vardır ki,akıl o cihetten dolayı o fiilin hasen veya kabih olmasına hükmedebilir. Fiilde bulunan bu ciheti akıl, ister düşünmeden ve tefekkür etmeden idrak etsin (ki hiç kimseye zarar vermeyen doğruluğun hasen olması ve başkalarına zarar veren yalanın kabih olması gibi. Bunun husn ve kubh olması, zaruraten açıkça anlaşılır.) isterse akıl düşünerek ve tefekkür ederek o fiilin hasen ve kabihliğini sonradan anlasın. (Başkalarına zarar veren doğruluğun hasen ve yine başkalarına fayda veren yalan söylemenin kabih olması gibi. İşte o cihet fiili işlemekte onu yapmayı emr etmeyi ve ya ondan nehy etmeyi gerektirir. İsterse de akıl o fiilin hasen veya kabih olmasını bedihi olarak veya düşündükten sonra idrak etmeyip ancak şeriatın varid olmasından sonra anlamış olsun. (Mesela, Ramazanın son gününün orucu hasen, Şevval ayının ilk gününün orucunun kabih olması gibi. Ramazanın son günü orucunun hasen olması ancak şeriat gelip onun vacip olduğunu bildirmesinden sonra; Şevval ayının ilk gününün orucunun kabih olmasını da şeriat gelip onun haramiyetini bildirdikten sonra anladık yoksa ki aklın kendisinin onlardaki husn ve kubhu idrak etmesi imkansızdır. ) Veyahutta (Eşari mezhebinde olduğu gibi) aklın bir şeyin hasen veya kabih olmasında hükmü yoktur. Zira fiil kendi bünyesinde mehdi, zemmi, sevabı ve ikabı gerektirmez. Fiilin bunları gerektirmesi şeriat iledir. Fetret ehlinin kurtulmaları bu prensibe göredir.(Fetret ehli iki peygamber arası gelen kavme denir)

Aynı şekilde şeriat gelmeden önce hiçbir hüküm (helal, haram, vacip,mendup, mekruh) olmayışı aklın husn ve kubhu kendi başına idrak edememesinden dolayıdır.

Akıl için husn ve kubh konusunda şeriat gelmedikçe hüküm olmadığını söyleyen ikinci görüş Eşarilere aiddir. Akıl için husn ve kubhta hükmün cari olduğunu söyleyen birinci görüş, işaret ettiğimiz üzere Hanefilerin cumhuru ile Mutezilelilere aid bir görüştür. Mutezileliler böyle dedikten sonra her birisi şu ihtilaflı konularda çeşitli görüşlere kail olmuşlardır.

Güzelleştiren ve çirkinleştiren ciheti gerektiren sebep fiilin zatı mıdır? Yahut hariçte bulunan fiilin hakiki bir sıfatı mıdır? Yoksa hariçte bulunmayan fiilin itibari bir sıfatı mıdır? Yoksa gerektiren sebebe ihtiyacı olan kubhtur da husn için kubhu gerektiren bir sebebin olmaması kafi midir?

Dördüncü Makam: Hanefilerin tümü kulun takati olmayan bir şeyle teklif olunmayacağını söylerken furua ait bazı meselelerde Mutezilelilere muvafakat, birçok konularda ise onlara muhalefet etmişlerdir.

Hanefiler “Allah Teala’nın hakim-i mutlak olduğunu ve başkalarının onun üzerinde hükm etmesinden münezzeh olduğunu ve hiç kimsenin onun üzerine hükm etmediğini.” Söylemişlerdir. Böylece, Allah (c.c)’ın dünyada kullarına lütufta bulunması,onlara faydalı ve maslahatlı olanı yapması, ahirette de taatta bulunanlara sevap verip mükafatlandırması ile günah işleyenlere ceza verip ikabetmesinin vacip olmadığını söylemişlerdir. Zira bu saydıklarımızın zıtları da hikmete muhalif değildir. Yine Hanefiler; aklın gerek açık olan ve vasıtasız olarak hüsn ve kubhda, gerekse de nazari olup başka bir fiilin doğmasıyla husn ve kubhda, hüsn kubhu bilmesinin gerekli olmadığını ancak aklın adetde bir alet olduğunu, o aleti kişi kullandığı vakit Cenab-ı Hakk’ın kulda bilgi ve ilim yarattığı hususunda Mutezilelilere muhalefet etmişlerdir. İşin başında ve sonunda Allah’a hamd olsun.
Logged

Ya Habiballah..

Günahlarım çok, dağ gibi; yüzüm kara, katran gibi, Bu yükten ve siyahlıktan tamam kurtulmaya geldim.
Temizler elbet hepsini, ihsan deryandan bir damla, Gerçi yüzüm kara, amel defterimle geldim.
Kapına yüz sürebilsem, ey canımdan aziz Canan! Su ile olmayan işler, hasıl olur o topraktan!

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
ρєяναηє
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 739


aşıklarının kıblesidir Şehr-i Muhammed


« Yanıtla #16 : 09 Eylül 2009, 04:31:59 »

10. MEKTUP

Mevlana Halid (k.s) bu mektubu Şam’dan Hilafet Merkezine, sadık müridi Şeyhü’l-İslam ve Müftiyü’l-Enam Mekki Zade Mustafa Asım Efendi’ye (r.a) göndermiştir.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.

Mahlukatına ikram ettiği bilip bilmediğimiz bütün nimetlerine karşılık Allah Teala’ya hamd olsun. Efendimiz Seyidimiz Hz. Muhammed’e (aleyhi ekmelüttehaya), O’nun al ve ashabına salat-u selam olsun. Mektubunuz bize geldi. Fakirlerin kalbeleri size meyletti. Şeriatın özü olan tarikatımızı yaymak ve yükseltmek için gösterdiğiniz ihtimamın şöhreti bize ulaştı. Bu durum yanımızdaki kadru kıymetinizi artırdı. Allah sizi her iki dünyada da hayırla mükafatlandırsın. Görünür görünmez bütün sıkıntılardan muhafaza etsin.

Şunu iyi biliniz, zahiri vücuttan geçerek ruhun ilahi cezbe içinde gark olduğu sahih keşif ve açık müşahede ile sabit olmuştur ki: itikadı düzeltip ehl-i fesadın hal ve yollarından uzak durup, dört büyük mezhepten birine uyarak farzları yerine getirdikten sonra saadetin en yücesi ve ibadetlerin en faziletlisi gizli zikire devam etmektir. O anda her ne kadar sen O’nu görmesen de Allah Teala’nın seni gördüğünü, hiçbir şeyin O’na gizli kalmadığını, dönüşün sonunda O’na olacağını bilmelidir. Burada bahsettiğim “bilmekle taklidi ilmini kasdetmiyorum.” Çünkü o insanda bazı anlar bulunur ve bu tür bilmeye bidat ehliyle ihsan sahibi, mü’minle kafir ortaktır. Yani onların hepsi de sözle Allah Teala’nın her yerde hazır ve nazır olduğunu söylerler. Benim kastettiğim ve asıl istenen gerçek müşahede ehli imamlardan alınan ve bilinen hakikat ilmidir. Bu ilim ise, Allah-u Teala’nın adeti üzere zor olan mücadeleleri yapmak ve tüm zinetli şeyleri terk etmekle veya kalbin içi ve dışıyla marifet ehli olanların gizli hallerine yapışmakla elde edilir. O da özellikle bu yüce tarikatın halifelerinden birisine yapışmakla olur. Allah (c.c) tarikatın efendilerinin sırlarını mukaddes eylesin. Zira bu tarikattaki halifeler Allah Teala’nın yardımıyla bazı kimselere kemal-i ihlas, sünnet-i seniyyeye ittiba, bidatleri terk, kalbi ile dünya nimetlerinden yüz çevirip, ahiret nimetlerine meyl etmek şartı ile, değerli elbiseler içinde ve yayılmış sergiler üstünde hayat sürseler bile kendilerine, şuhud devleti (devamlı Allah Teala ile beraber olma şerefi) ve yüksek himmetler ile ihsan ve ikram ederler.

Ebu Said El Hudri (r.a) ‘nın rivayet ettiği hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (aleyhi ekmelüttehaya)  şöyle buyurmuşlardır:

“Muhakkak ki bazı kavimler, dünyada Allah-u Teala’nın zikrini, serilmiş yataklar üstünde yaparlar. Allah (c.c) onları en yüksek derecelere koyacaktır.”

Birçok veliler ve alimler bu hadis-i şerif Nakşibendi sadatının –Allah onların sırlarını yüceltsin ve nurlarını üstümüze yağdırsın- üzerinde bulunduğu yolun doğru ve sahih olduğunun delilidir demişlerdir.

Mücahede veya batın ehline yapışmayan ve yollarına süluk etmeyen kimse hiç durmasın nefsine ağlasın. Şu sözün sahibi ne güzel söylemiş:

Ömrünü zayi edip, Hakk’a dönmeyen kişi,
Artık durup, ağlasın, çünkü perişan işi.

Gücünüz yettiği kadar hafi zikirlere itina etmeye ve yüce silsilenin pirlerinden meded talep etmeye özen gösteriniz. Sahip olduğunuz yüksek rütbeler sizleri bundan alıkoymasın. Zira bu zümrenin azı da çoktur. Onların (k.s) bir damla nispeti karşısında değil göl, deniz bile az görünür. Şu şiir sanki bunun için söylenmiştir:

Senden gelen az şey de bize kafidir,
Fakat senin azına, az mı denilir?

Allah (c.c) bize kafidir. O (c.c) ne güzel vekildir.
Logged

Ya Habiballah..

Günahlarım çok, dağ gibi; yüzüm kara, katran gibi, Bu yükten ve siyahlıktan tamam kurtulmaya geldim.
Temizler elbet hepsini, ihsan deryandan bir damla, Gerçi yüzüm kara, amel defterimle geldim.
Kapına yüz sürebilsem, ey canımdan aziz Canan! Su ile olmayan işler, hasıl olur o topraktan!

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
ρєяναηє
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 739


aşıklarının kıblesidir Şehr-i Muhammed


« Yanıtla #17 : 10 Eylül 2009, 11:00:14 »

11. MEKTUP

Mevlana Halid (k.s) bu mektubu –Allah O’nun nefesinin bereketini üzerimize yağdırsın- merhum talebesi, Bağdat valisi Davud Paşa’ya göndermiştir.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla,

Güven Allah (c.c) ‘adır. O (c.c) bana kafidir. O (c.c) ne güzel vekildir. Fakir olan kuldan, allame, ilminde mahir, zeki, efendi ve hem kılıç hem de kalem sahibinedir. Zor işleri komutan görüşünüzle kolaylaştırınız. Şaşmayan, isabetli fikrinizle, dağınık olan beldelerin ve kulların maslahatlarını düzeltmeye devam ediniz.

Sizlerden ard arda fakirlerin en fakirine işaret geldi. Emirlerin veziri olarak; bu fakirin aracı olup, nasihatleriyle, ortalığın düzelmesini, kin, buğz ve düşmanlığın giderilmesini ve barışın sağlanmasını talep ettiniz. Aradaki bozgunluğun barışa, ayrılığın birleşmeye dönüşmesini istediniz.

Halbuki bu miskinin böyle zor ve tehlikeli işlere girmesi bazı kişilerin akıllarına göre, gözlerden düşmesine, mertebesinden inip, çökmesine sebep olacaktır. Buna ilaveten dünya ehlinin söz ve ahdlerine hakkıyla güvenmem çok güçtür. Zira o, dikenli ağacın dikenini, elle sıyırmaktan daha zordur. Biz onların ahdlerini bozmayacaklarından, vaatlerini yerine getirebileceklerinden emin değiliz.

Bütün bu olumsuzluklara rağmen Mevla (c.c)’nın rızasına baktım. İslam idarecilerinin emirleri şeriata uygun olduğunda, itaat vaciptir, hükmüyle hareket ettim. Dinin galip olması, Müslümanların faydalarının düşünülmesi, sünnet-i seniyyenin kuvvetlenmesi, devlet-i aliyyenin hukukuna riayet edilmesi ve Müslümanların alçak ve yalancı fırkanın şiddet ve eziyetinden kurtarılması gibi meseleleri düşününce kınamaları ve ayıplamaları kabul ettim. Kötülerin çirkin ve alçak sözlerine aldırış etmedim. Kerim olan Allah razı olursa eğer, çirkin kişiler veremeyecektir keder.

Ben de azm sahiplerinin yaptıkları gibi, kendimi hazırladım. Allah Teala’nın yardımıyla hiçbir kötüleyicinin kınamasından korkmayanlar gibi, o işi bitirmeye çalıştım. Biz hem hayrı talep, izin istemek ve hem de meded dilemek için Nakşibendi silsilesinin imamları olan, sadatımıza ve önderlerimize –Allah Teala, onların bereketli nurları ve feyizleriyle yeryüzünü doldurduğu gibi,bizleri de onların aydınlık sırlarıyla mukaddes eylesin- yöneldik. Baban emirlerinin başkanı Mahmut Paşa, amcası Abdullah Paşa, kardeşi Osman Bey, Kadı ve onlara yardım edenlerin büyükleriyle konuştuktan sonra, topluca huzurumuza çağırdık. Allah Teala’nın yardımıyla, onların kalp ve kulaklarını menedici vaazlarla, kalplerini ve vücudlarını değerli lafızlarla doldurduk.

Nasihatlerimize icabet ettiler, itaat ettiler. Yıllar boyunca adet ettikleri ve kökleştirdikleri düşmanlıktan kurtuldular. Sonra onlara bir meclis kurduk. İşi gayet sağlamlaştırmaya çalıştık. İki yüzlülük, riyakarlık yollarını kapattık. Mahmut Paşa’nın daha sağlam yemin etmesine gücümüzü sarfettik. Bu konuda kendisinden daha kuvvetli ahd ve misaklar aldık. Söz alırken de en sert yolları kullandık. Yüce Allah (c.c)’ın hakkı daha büyük ve daha çok olduğundan, paşanın hatrına bakmadık.

Gönderdiğim bu suret, yemin ettirme suretidir. Mühürlenmiş Kur’an-ı Kerim ile gönderiyorum. Çok daha kuvvetli yemin şekilleri vardır ki, bu satırlarda yazılmasını uygun bulmadım. Bu anlaşmaları ve sözleri ancak kıyamet gününün azabından korkmayan kişilerle, karanlıkların aydınlatıcısı olan Peygamber Efendimiz (aleyhi ekmelüttehaya)’ın ümmetinden olmayı basite alan dininde zayıf kişiler bozulabilir. İster sizler (Allah (c.c) yardım eylesin), ister Mahmut Paşa olsun, bu misak ve yeminleri bozarsanız, hakir bir leş için, Allah Teala ve Tekaddes Hz’nın gazabına kendinizi hedef edersiniz. İslam dairesinden çıkma durumuna düşerek, ayıplanma ve kınanmayı hak etmiş olursunuz, iyi ve kötü kişilerin ayıplayan dilini üzerinize çekersiniz. Bu zayıf ve miskinin üzerinde ayıplama kalmaz. İster şerefli, ister şerli olsun, kimseden hakkımda kötüleme düşünülmez.

Yemine ve yemin ettirene ne kusur gelir? Ben bu sözleri gaybı bildiğim için söylemiyorum. “Zulüm edenler nereye döneceklerini bileceklerdir” (Şuara,227)

Allah Teala’nın en şerefli salat ve selamları peygamberlerin hatemine O’nun tüm al ve ashabına, ebediyen, her lahza ve vakitte Allah’ın malumatı ve O’nun kelimatı miktarınca olsun, son sözümüz; gerçekte hamd alemlerin Rabbi olan Allah (c.c) içindir.
Logged

Ya Habiballah..

Günahlarım çok, dağ gibi; yüzüm kara, katran gibi, Bu yükten ve siyahlıktan tamam kurtulmaya geldim.
Temizler elbet hepsini, ihsan deryandan bir damla, Gerçi yüzüm kara, amel defterimle geldim.
Kapına yüz sürebilsem, ey canımdan aziz Canan! Su ile olmayan işler, hasıl olur o topraktan!

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
ρєяναηє
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 739


aşıklarının kıblesidir Şehr-i Muhammed


« Yanıtla #18 : 11 Eylül 2009, 11:46:07 »

12. MEKTUP

Mevlana Halid (k.s) bu mektubu Medinetü’s-Selam olan Bağdad’ın halifeler (k.s)’ine göndermiştir.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla…

Yardımı yalnız O’ndan talep ederiz. Hamd Allah’a mahsustur. Selam Allah Teala’nın seçtiği kulların üzerine olsun. Kendi nefsinin helakına çalışan, bugünün işiyle meşgul olmakla, yarının cezasından, dünkü günahından gafil kalan kul Halid (k.s)’den, mahdumları Seyyid Abdul-Gafur, eş-Şeyh Muhammed el-Cedid ve Musa el-Ceburi’ye.. Allah’ın selamı, rahmet ve bereketi üstünüze olsun.

Sizlere, sünnet-i seniyeye sıkı yapışmayı, cahiliyye adetlerinden ve çirkin bidatlerden yüz çevirmenizi, sufilerin şatahatlarına aldanmamanızı, avam tabakasından karışık kişilerden uzaklaşmayı, vezir, emir veya paşa yanında bulunarak, onlarla sohbeti terk etmenizi, kuvvetli ve sıkı bir şekilde emir ve tavsiye ederim. Zira onlara ricada bulunmanız sizleri sonuçta kötüleyecek ayıpları ortaya çıkarır. İki zararlı şeyden birini yapmak zorunda kalırsanız, zararı az olanı yapmak lazımdır.

Mutlu o kimsedir ki başkalarından vaaz dinler, ibret alır. Zannetmeyiniz ki Müslüman kardeşlerinin ihtiyacını temin etmek en büyük ibadetlerdendir. Bu doğrudur ama din kardeşlerine hizmetten daha önemli hizmet olmadığı zaman geçerlidir.

Padişahlara, emirlere, kumandanlara ve onların yardımcılarına katılmayın. Sohbetlerinde bulunmayın. Onlara iltifat etmeyin. Çünkü sizler onları ıslah edecek kuvvete sahip kişiler değilsiniz. Onlar zalim kişilerdir. Biz salih kişileriz diye böbürlenip onların gıybetini yapmayınız ve onlara sövmeyiniz. Onlara sövmek ve gıybetini yapmak, kendini beğenmek ve cahillikten dolayıdır. Az veya çok bizde zalim olmayan hiçbir kimse yoktur. Ancak emir sahibi kişilere yardımcılarına, tevfik ve ıslah ile dua etmeye ihtimam ediniz. Taberani; Mucemü’l-Kebir ve Mucemu’l-Vasitin de Peygamber Efendimiz (aleyhi ekmeluttehaya)’den

“İmamlara sövmeyiniz. Onların iyiliğine dua ediniz. Çünkü gerçekte onların iyiliği sizlerin yararınadır.” Hadis-i şerifini rivayet etmiştir.

Bundan sonra, idarecilerden ve onların yardımcılarından hiç kimseyi tarikata almayın. Yine, şehvetlere dalmış, dünya lezzetleriyle lezzetlenen tüccarlardan, ilimlerini insanların yanında şeref kazanmaya ve dünya malını toplamaya vesile kılan ilim talebelerinden, boşta durup, işsizliğinden dolayı tarikata dayananları, tarikata almayınız.

Salih olmak ve müridlik adıyla kendi ağırlıklarını, insanların boyunlarına yükleyen kişileri ve dünyanın herhangi bir rütbe  ve mevkisi eline geçince kaplan gibi ona sıçrayan ve değil bir mürid, bir halife dahi onlarla karşılaştırıldığında öfkelenen kimseleri de tarikata almayınız.

Halifelikten dolayı şöhret ve para kazananları görüp,şöhret ve para kazanmak için halifelik sevdasına tutulanları da tarikata almayın. Biliniz ki benim yanımda en sevimliniz kendisine tabi olanların içinde dünya ehli az, yükü hafif olan, fıkıh ve hadis ile en fazla meşgul olanınızdır. Bazı hadislerde:

“Bir kişinin sultana yaklaşması fazla olursa, Allah Teala’dan da uzaklığı fazla olur. Kendisine tabi olanlar çoğalırsa, şeytanlar da çoğalır. Malı çoğalırsa, hesabı da zorlaşır.” Şeklinde buyurulmuştur.

Durum böyle olunca, bu saydığım kişiler ile cemaatınızı çoğaltmaya meyliniz, tamah, şöhret ve şeref sevgisini artırır. Din verip, karşılığında dünyayı almaya sebep olabilir. Bu niyetlerin hepsinin fesada götürücü zararlı oldukları açıktır. Beyan etmeye ihtiyaç yoktur.

Şeytan sizi kandırmasın. Halifeliğin faydası, cezbeyi temin ve kalpleri ıslah ile ümmete fayda ulaştırmak içindir. Etbaınız çok olmadığı takdirde (Kuran-ı Kerim’in) hatminin kolay olmayacağı düşüncesi sizleri aldatmasın. Ben sizlere sadık talebeler bıraktım. Onlar da yukarda saydığımız kötü sıfatlar yoktur. Bunlar az olsa da bir tanesi, diğer tembellerin binlercesinden daha güzeldir. Kuran-ı Kerim’in hatmi için ise, otuz kadar mürid kafidir. Bunu ihlas ehli komşularla da yapmak mümkün olabilir. Şayet müyesser olmazsa da, Allah Teala ve Tekaddes, hiçbir nefise kendi takatından fazlasını yüklemez.

Kadınlar teveccüh için Ubeydullah el-Haydari Efendi’nin evine sık gitmeyi bıraksınlar. Sonra bu iş tarikattan çıkmasına sebep olabilir. Bu işi isteyerek yaptığından dolayı da büyük bir düşüş kaydeder. Bu tarikatın sadatları oyuncak değildir. Ubeydullah bu işi yapabiliyorsa üzerinde hilafet olduğu için yapabiliyor. Kendisi bütün halifelerden daha kıdemli olduğunu zannediyor ki bu yanlıştır.

Tarikata girdikten sonra dünyaya meyledenle, tarikata girmeden dünya ehli olup bizi seven kimsenin durumu aynı olmaz. Bu tarikatın imamları değil halifeleri, müridleri bile  -mürşidine söz verdikten sonra hafif yüz çevirmelerinden dolayı tarikattan- tard etmişlerdir. Reşahat kitabına bakınız. Tarikatın piri Bahauddin Şah-ı Nakşibend (k.s) ve Hace Ubeydullah el- Ahrar (k.s)’dan hac için izin isteyen veyahut bazı medreselerde ders vermeyi kabul eden bazı müridlerin tarikattan kovulduğunu göreceksiniz.

Şayet siz benim söz ve vasiyetlerime muhalefet ederseniz benimle yaptığımız ahdi bozmuş olursunuz. Bunun sonucunun nereye varacağını biliyorsunuz.
Logged

Ya Habiballah..

Günahlarım çok, dağ gibi; yüzüm kara, katran gibi, Bu yükten ve siyahlıktan tamam kurtulmaya geldim.
Temizler elbet hepsini, ihsan deryandan bir damla, Gerçi yüzüm kara, amel defterimle geldim.
Kapına yüz sürebilsem, ey canımdan aziz Canan! Su ile olmayan işler, hasıl olur o topraktan!

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
ρєяναηє
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 739


aşıklarının kıblesidir Şehr-i Muhammed


« Yanıtla #19 : 12 Eylül 2009, 05:58:14 »

13. MEKTUP

Mevlana Halid (ks) bu mektubu –Allah Teala türbesini nurlu kılsın- Beytullahi’l-Harem’deki halifesi olan allame, el-kamil,molla Ahmet el-Hakkari (ra)’ye göndermiştir.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla..

Gafur olan Bari Teala’nın affına çok muhtaç miskin kul Halid’den (ks), göz bebeği ve dostu olan molla Ahmet el-Hakkari’ye… Dua edilen kişiyi, beşeri hicaplarından çıkarıp, hakiki dosta vasıl eden dualarla birlikte su gibi bereketli selamlar size olsun.

Bundan sonra, kalp ve hatırımızın sizi düşündüğü, gözlerimizin sizin cemalinizi görmeye arzulu olduğu bir vakitte sizleri bu kağıt parçası ile hatırlamak, dua ile de yardım etmek istedim. Sizlere, parlak tarikat-ı aliyeye tamamıyla yapışmanızı tavsiye ederim. Nafileler ile meşgul olmak sizleri aldatmasın. Çünkü nafile ibadetler haddizatında güzel olmakla beraber, fena ehli olmayan kişiler için öldürücü zehir gibidir. Görmez misin ki, bazı kişilerde, zahiri ibadetlerle meşgul oldukları için, kendilerine bir enaniyet ve hatta zulüm dahi baş göstermiştir. O kadar ileriye giderler ki, tarikat ve tarikat ehlinden yüz çevirip, kendilerinin onlardan daha fazla takva ehli olduklarını zan ederler. Halbuki şeriatın ve şuhud ehli büyük alimlerinin ittifak ettikleri gibi, kendi nefsini beğenmek, başkalarını hor görmek ve nefsinin başkalarından daha takva ehli olduğuna inanmak büyük günahların en büyüklerindendir.

Hatta kendilerini ibadet ehli zanneden kimselerden bazıları, aşikar olarak tasavvuf ehline de düşmanlık yapar. Halbuki, (İbni Ata) Hikem’de şöyle demiştir: “Zelillik ve boyun bükmeye sebep olan bir hata, övünmeye ve böbürlenmeye sebep olan bin taattan daha hayırlıdır.”

Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun.


Logged

Ya Habiballah..

Günahlarım çok, dağ gibi; yüzüm kara, katran gibi, Bu yükten ve siyahlıktan tamam kurtulmaya geldim.
Temizler elbet hepsini, ihsan deryandan bir damla, Gerçi yüzüm kara, amel defterimle geldim.
Kapına yüz sürebilsem, ey canımdan aziz Canan! Su ile olmayan işler, hasıl olur o topraktan!

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
ρєяναηє
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 739


aşıklarının kıblesidir Şehr-i Muhammed


« Yanıtla #20 : 13 Eylül 2009, 04:46:52 »

14. MEKTUP

Mevlana Halid (ks) bu mektubu; (Allah Teala ve Tekaddes, onun sırlarının bereket ve nuruyla bizlere yardım eylesin.) İran vilayetlerinde, Sine’ye bağlı, Sel’üç Bütağ beldesindeki halifesi molla Resul’e gönderilmiştir.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla,

Efendim, senedim, fazıl, alim, kamil mevlamız molla Resul’e ikram ve fazlasıyla eksiksiz selam ederim. Allah Teala ve Tekaddes bütün ümit ettiği şeyleri, kendisine nasip etsin. Mektubunuzla şereflenip, güzel hitabınızla lezzetlendik. Mektubunuzun, muhabbet ve sevginin kemali ile dolu olduğunu, bağlılığınıza ve teslimiyete işaret ettiğini gördük. Allah Tebareke ve Teala sizleri fakirler ve miskinler tarafından hayır ile mükafatlandırsın.

Sizler tarafından bilinir ki;

“Salih mal salih kişi için ne güzeldir.” [1] mealinde hadis-i şerif vardır.

“Dünya muhabbeti tüm günahların başıdır (aslıdır).” [2] ve “Dinar ve dirheme (paraya) tapan helak olmuştur.” [3]  mealindeki hadis-i şeriflerini de bilirsiniz. Hal böyle olunca, bu gibi işlerde güven ve itimad, keşif ve şuhud erbabı kişilerin sözlerine olur. Onlar size açıkça “Malın güzel olmasının ve övülmesinin, kemal ehli için olduğunu bizim gibiler içinse, vebal ve cefa olduğunu” söylemişlerdir. Özellikle zamanımızda mal edinme, günah işlemeksizin hakir ve alçak hizmetlerde bulunmaksızın nadiren mümkün olmaktadır. Bu sizlerin yüksek zatına gizli olmayan bir iştir. Cenab-ı Allah bizleri dünya ve ahiretin nimetlerini arkasına atan (gaye ve maksud edinmeyen) tüm varlığıyla, Hz. Muhammed Mustafa ‘nın (aleyhi ekmeluttehaya) sünnetine uymaya yönelen kişilerden eylesin. Amin.

Dipnotlar

[1] Keşfu’l Hafa, II 424 (Ahmed bin Hanbel rivayetiyle)

[2] Münavi, Feyzu’l-Kadir, III,368, Had.No:3662

[3] Buhari,Cihad,70; İbnu Mace, Zühd,7
Logged

Ya Habiballah..

Günahlarım çok, dağ gibi; yüzüm kara, katran gibi, Bu yükten ve siyahlıktan tamam kurtulmaya geldim.
Temizler elbet hepsini, ihsan deryandan bir damla, Gerçi yüzüm kara, amel defterimle geldim.
Kapına yüz sürebilsem, ey canımdan aziz Canan! Su ile olmayan işler, hasıl olur o topraktan!

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
ρєяναηє
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 739


aşıklarının kıblesidir Şehr-i Muhammed


« Yanıtla #21 : 14 Eylül 2009, 04:05:19 »

15. MEKTUP

Mevlana Halid bu mektubu; Dımaşk’den, (hilafet-i aliyyenin merkezi İstanbul’da) ihlaslı samimi mürid, Devlet-i Aliyye’nin yüksek rütbelerinde mevki sahibi Bağdat vilayetinin veziri, daha sonra Şam’ın valiliğine tayin edilen Necip Paşa’ya göndermiştir. (Bu zat 1262 senesinde Mevlana Halid’in (ks) türbesini tamir ettirmiştir.)

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla..

Miskin ve suçlu kul Halid en-Nakşibendi el-Osmani el-Müceddidi’den, Allah yolunda muhlis dost olan Muhammed Necip Efendi’yedir. Bari Teala’nın yardımı onu hıfz ile muhafaza etsin. Bütün bela ve musibetlerden Rabbim seni korusun. Amin.

Mektubunuz elime geçti, talebiniz de kabul edildi. Kıyamet gününün korkularını, oradaki mahcupluk ve pişmanlık anlarını hatırlamanı tavsiye ederim.

Bilin ki, gerçekte dünya yok olmaya mahkum bir gölge, kul ile Efendisi arasına giren bir perdedir. Dünya muhabbetinden kalbinde zerre-i miskal kadar bulunan kişi hakiki kul sayılmaz. Dünyayı dışı ve içiyle atmayan kişi makbul değildir. Bir nebevi hadiste;

“Dünya Allah Teala’nın gazabına uğramış, yaratıldığı günden beri Allah’ın (c.c) şefkat ve rahmet nazarıyla bakılmamıştır.” [1] buyurulmuştur.

Allah (c.c) O’na (aleyhi ekmeluttehaya) aline ve ashabına salat ve selam eylesin. Amin. Dünyayı terk edip onu boşayana müjdeler olsun. Başta ve sonda sizlere selam olsun.

Dipnot:

[1]  Makasıdu’l-Hasane, 539
Logged

Ya Habiballah..

Günahlarım çok, dağ gibi; yüzüm kara, katran gibi, Bu yükten ve siyahlıktan tamam kurtulmaya geldim.
Temizler elbet hepsini, ihsan deryandan bir damla, Gerçi yüzüm kara, amel defterimle geldim.
Kapına yüz sürebilsem, ey canımdan aziz Canan! Su ile olmayan işler, hasıl olur o topraktan!

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
ρєяναηє
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 739


aşıklarının kıblesidir Şehr-i Muhammed


« Yanıtla #22 : 15 Eylül 2009, 08:03:57 »

16. MEKTUP

Hz. Mevlana Halid bu mektubu, Şeyh Seyyid Maruf el-Berzenci’ye göndermiştir. Mevlana (ks)’dan tarikat ehlinden birini irşad kapısından kovmasını talep etmişti. Bunun üzerine Mevlana (ks) bu mektubu göndermiştir.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla..

Ey Efendim, arif velilerden muhakkikler şöyle demişler: “Şayet fasık olan bir mü’minin imanının nuru açılsa, yer ve gök arasını doldurur.” Şu miskin kul ise görmektedir ki, fasık mü’minlerden hiçbirisi benden daha kötü değildir. Ben buna inanmaktayım. Çünkü onun imanı sabit, fıskı ise gizlidir. Benim nefsimin kötülükleri ise, onların durumuna göre aşikardır. Sonuç ise meçhuldür. Nice fasık ve facir mü’min var ki, kamil velilerden olmuştur. Nice salih kişilerde vardır ki, aşağıların en aşağısına (esfel-i safilin’e) düşmüşlerdir. Allah Teala’dan kendim, senin ve bütün müslümanlar için afiyet dilerim. Senin dileğin ise Müslümanları kovmaktır.

Sözün kısası, birisinin kendimden daha faziletli olduğuna inanırsam, onu kovmam imkan dahilinde değildir. Selamlar..
Logged

Ya Habiballah..

Günahlarım çok, dağ gibi; yüzüm kara, katran gibi, Bu yükten ve siyahlıktan tamam kurtulmaya geldim.
Temizler elbet hepsini, ihsan deryandan bir damla, Gerçi yüzüm kara, amel defterimle geldim.
Kapına yüz sürebilsem, ey canımdan aziz Canan! Su ile olmayan işler, hasıl olur o topraktan!

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
ρєяναηє
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 739


aşıklarının kıblesidir Şehr-i Muhammed


« Yanıtla #23 : 16 Eylül 2009, 09:21:52 »

17. MEKTUP

Mevlana Halid (ks), Allah O’nun nurlarını üstümüze yağdırsın, bu mektubu Dımaşk’dan, allame Molla Yahya el-İmadi’ye cevap olarak göndermiştir


Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla..

Abd-i aciz Halid’den (ks) faziletini itiraf ettiği, büyük küçük herkesin kabullendiği Seyyid Şeyh Yahya’ya. Cenab-ı Allah kendisine iyiyi kötüden ayırt ettirecek, pişmanlık gelip çatmadan evvel ihtiyatlı davrandıracak bir basiret ihsan eylesin. Amin.

Muhabbetli mektubunuzun bana ulaşmasıyla müşerref oldum. Beni fazlasıyla sevindirdi. Kalbimin ve gönlümün rahatlamasına sebep oldu. (Allah (c.c)’ın aşkından) Şaşkın olan fakirin hallerini sorarsanız geceler ve gündüzler boyunca bir nimetten bir nimete ve bir fazldan daha büyük fazl-ü ihsana hareket etmektedir. Şu şiiri söyleyenin sözü ne kadar güzeldir ve ne kadar zariftir:

Bütün tüylerim birer dil olsa;
Hepsiyle şükretsem az gelir Sana.

Gözümün nuru Abdulhami (Allah (c.c) oranın şerefini ve yüceliğini artırsın.) Mübarek Mekke’nin hareminde kalıyor.

Şerefli evlatlarınıza özellikle Muhammed Emin ve Abdurrahman’a selam ederim. Dostlarım Molla Ahmed, Molla Yasin, Molla Tahir ve Molla Hüseyin’e özel olarak, diğer ahbap ve ihlas sahibi kişilere de genel olarak selam ederim. Hepsine bildir, bundan birkaç sene evvel Abdülvehhab es-Süsi’nin bazı hilelerinin farkına vardım. Bazı ikaz ve işaretlerimden kinayeli sözlerimden sizlerde bu durumu anlamışsınızdır. Yalnız şu var, batını idrak ve tahminler istikamet ehlinin yanında delil olarak gösterilmez. Bundan dolayı onu kendi haline bıraktım. Karşılıklı olarak tenhada konuştuğumuzda üstü kapalı olarak arzettim. Kendisi ise yemin içerek, söz vererek ve tevbe ederek beni ikna etmeye çalıştı. Birkaç sefer ıslah olacağı ümidiyle bıraktım. Birkaç sefer Cenab-ı Allah’ın izniyle Şam’a hicret edince çok korktu. Onda varlığını hissettiği hileler ve desiselere vakıf olmamam için, Türk müridlerinden birisinin vasıtası olmadan yanıma gelmemeye başladı. Gerek yanımda, gerekse de sözleri muteber olan kimselerin yanında oturmamak için elinden gelen tüm gayreti gösterdi. Müridlerin ondan uzaklaşması ve benden gizli olarak yaptığı bidatların ortaya çıkması için bizzat kendisine ve gerek İstanbul’da gerekse diğer İslam beldelerinde onu öne sürenlere, “Sizin şeyhiniz (Mevlana Halid (ks)’dir” demeleri için emrettim. Benim bu kadar hatırlatmam ona hiçbir fayda vermedi. Ta ki Allah-u Teala’nın iradesi, onu tarikatımdan kovulması yönünde zahir oldu.

Bende onu tarikattan tard ettim. Devlet-i Aliyyede ve diğer yerlerdeki tüm muhlisler mektuplarıyla ondan uzak olduklarını ve onun adını silsile ve hatmeden çıkardıklarını bildirdiler. Onun hareketlerinden hayret edici şeyler zahir oldu. Yüce Allah sübhanehu, bizi ve onu da bağışlasın. Bu mektup ondan zahir ve batınen alakalarını kesmelerini bildirmenizdir. Kim buna muhalefet ederse, onun hem dinine hem de dünyasına zarar gelmesinden korkulur. Son sözüm selam.
Not: Abdulvehhab es-Süsi’nin tarikattan kovulma sebebini daha açık izah etmek istersek; Abdülvehhab, Mevlana Halid-i Bağdadi (ks) ‘un halifesi ve en yakın dostuydu. Mevlana hazretleri Birgün İstanbul’a halife göndermek istedi. Tüm halifelerini toplayarak onlarla bu konuyu görüştü. Fakat İstanbul’a gidecek halifenin oraya gidince 7 şartı yerine getirmesini  şart koştu.

Orada bulunan halifeler bu şartlarla bu yükün altına girmekten korktular. Ancak Abdulvehhab yükün altına girmeyi kabul etti. Mevlana Halid hazretleri de onun bu isteğini kabul etti. Daha sonra İstanbul’a giden Abdulvehhab  halifeliğini ilan edip halkı irşada başladı. Oradaki müridler Mevlana Halid hazretlerinin emrine imtisal ederek Abdulvehhab’a sımsıkı sarıldılar. Şöhreti her tarafa yayıldı. Devlet ricali onun vasıtasıyla tarikata intisap etti. Yavaş yavaş işi ilerleyip irşadı Anadolu’nun içlerine kadar uzandı. Öyle ki müridleri Anadolu ve Rumeli’de her yana yayıldı. Halidi tarikatına büyük bir kaynak ve merci oldu. Ondan sonra şeytan kendisini aldattı, nefsi ona hakim oldu.-Allah bizi kötü akıbetten korusun- sonunda sapıtıp helake gidenlerden oldu.

Kendisi kabul ettiği şartlara muhalefet ederek, dinen hoş karşılanmayan birtakım bidatler ortaya koydu. İrşada müstakil olduğunu, kimseye bağlı olmadığını söyleyerek kendisine rabıta yaptırdı. Mevlana hazretlerini aradan çıkardı. Bu durumlar Hazrete ulaşınca onu hemen yanına çağırdı. Azarlamadı, nasihatle uyardı. O da bunların yalan ve iftira olduğunu çok kuvvetli yeminler ederek söyledi. Daha sonra Hazret Abdulvehhab’tan tüm halifelere ve müridlere bizzat kendisinin mektup yazmasını durumu onlara bildirmesini, onları tarikatın esasına muhalif şeylerden men etmesini ve sırat-ı müstakim üzerine irşad etmesini emretti. O da kabul etti.  Mektubu diğer halifelere ulaşınca beklenen ve istenenin tam tersini yazdığını gördüler. Durum Mevlana Halid (ks)’a bildirilince Hazret çok gazaba geldi. Abdulvehhabı tekrar yanına çağırdı ve yüzüne karşı “İlahi irade senin tarikatımızdan kovmayı istiyor.”dedi.

Abdulvehhab  hor ve zelil olarak Hazretin yanından ayrıldı. Hatta Hindistan’a giderek Şah Dehlevi’nin (ks) halifeliğinin yeniden verilmesini istedi. Şah-ı Dehlevi (ks) onu reddederek “Halid bende olanı aldı götürdü” dedi.

Bu çırpınmaların fayda etmediğini görünce Medine’de bir müddet kalıp Nakşibendi tarikatını öven fakat Mevlana Halid (ks) kötüleyen bir eser yazdı. Hazretin halifesi Seyyid Muhammed Emin bu kitaba reddiye yazdı.

Sonra Mevlana Halid hazretleri abdulvehhabla alakası olan herkese mektup yazarak onlara durumu ve sonucu bildirdi. Ondan uzak durmalarını emretti. Onlar da bu emre uydular. O ise tek başına kaldı. Kötü sonuçtan Allah’a sığınırız.

(not kısmını mektubun sonundaki Esad Sahib (ks) açıklamasından kısaltarak yazdım)
Logged

Ya Habiballah..

Günahlarım çok, dağ gibi; yüzüm kara, katran gibi, Bu yükten ve siyahlıktan tamam kurtulmaya geldim.
Temizler elbet hepsini, ihsan deryandan bir damla, Gerçi yüzüm kara, amel defterimle geldim.
Kapına yüz sürebilsem, ey canımdan aziz Canan! Su ile olmayan işler, hasıl olur o topraktan!

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
ρєяναηє
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 739


aşıklarının kıblesidir Şehr-i Muhammed


« Yanıtla #24 : 17 Eylül 2009, 16:38:08 »

18. MEKTUP

Mevlana Halid (ks) bu mektubu allame, bilgin, muhlis Molla Yahya el-İmadi el-Mezüri (ra)’ye cevap olarak göndermiştir.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın (c.c) adıyla,


Allah Tebareke ve Teala, seyidim, yardımcım, habibim ve gözlerimin nurunun varlığını idame ettirsin.

Sizlerin devam eden muhabbetinizi bildiren, kerim mektubunuzla müşerref olduk. Gayet iştiyak ve gönül bağlılığıyla okuduk. Uzaklığın acılarını ve ayrılığın yaralarını kısmen de olsa onunla tedavi ettik. Sizlerle, bu vesileyle muhatap olmaktan lezzet duyduk. Sizler, mektubunuzda, Allame İbn-i Hacer’in –Allah (c.c) onun kabrinin üstüne, rahmet ve nur yağdırsın.-  “Tühfet’ül-Mühtac” adındaki kitabının üzerine yazmış olduğunuz, parlak ve bereketli haşiyelerinizden bahsetmemişsiniz. Mektubunuzda Zübeyr Paşa’nın (Allah (c.c) onu teyid etsin) elinden geldiği kadar tarikata yardım ettiğini söylemişsiniz. Allah (c.c) dünya ve ahirette onu mükafatlandırsın.

Bundan sonra sizden ricam, hüsn-i hatime (iman üzere vefat etmek) ve mahlukların en Hayırlısı’nın –O’nun kerem sahibi olan Ali ve anlayış sahibi olan ashabı üzerine salatın en efdali ve selamın ekmeli olsun- yoluna tabi olmaya muvaffak olmam için dualarınızla beni hatırlamanızdır.

Bu miskin ve aşıktan üzerinize selam olsun.
Logged

Ya Habiballah..

Günahlarım çok, dağ gibi; yüzüm kara, katran gibi, Bu yükten ve siyahlıktan tamam kurtulmaya geldim.
Temizler elbet hepsini, ihsan deryandan bir damla, Gerçi yüzüm kara, amel defterimle geldim.
Kapına yüz sürebilsem, ey canımdan aziz Canan! Su ile olmayan işler, hasıl olur o topraktan!

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
ρєяναηє
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 739


aşıklarının kıblesidir Şehr-i Muhammed


« Yanıtla #25 : 18 Eylül 2009, 05:08:38 »

19. MEKTUP
Allah sırrını yüceltsin, Mevlana Halid bu mektubu, ilk önce Bağdat’ın valisi iken sonradan Şam’ın valiliğine tayin edilen Necip Paşa’ya göndermiştir.


Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla,

Fakir bir kul olan Halid en-Nakşibendi el-Müceddidi’den , dostu Muhammed Necip Efendiye, ulaşması umulan selam ve kabulü ümit edilen dua dileklerimle!


Bundan sonra, sizlere malum olsun ki, gerçekte Abdulvehhab tarikat ve şeriatın bir çok temellerini ihlal eden bir kişidir. Velayetin nurunu, dünya cifesini elde etmek ve dünya ehlinin yanında değer kazanmak için kullanmıştır. Gerek Devlet-i Aliye’nin merkezinde olsun –Allah (c.c) orayı tüm belalardan korusun- gerekse Irak ve diğer beldelerde olsun insanların inkarına sebep olmuştur. Onun hareketlerinden evham ve vesveseler doğdu.

Ondan sadır olan hareketlerin çoğunluğu, tarafınızdan fazlaca tazim edilmesinden dolayı olmuştur. Yine senin onu fazlaca yüceltmen, onun kendi nefsine aldanmasına ve gurur çukurlarına düşmesine sebep olmuştur. Benim onun üzerindeki terbiye hakkımı terk etmiştir. Ondan, tarikata muhalif olan birçok şeyler zahir olmuştur. Basiret ehline gizli olmayan bazı sırlar gereğince ilahi irade onu tarikattan tard etmek yönünde zahir oldu.

Bu mektuptan gaye; mektup elinize geçtiği andan itibaren onunla az veya çok hiçbir şekilde konuşmamanızdır. Şayet ona iltifat edersen, gerek bu silsiledeki İmamlar (ks) gerekse de bu fakirle hiçbir alakan kalmayacaktır. Bu mektubu muhabbetin haklarına riayet etmen ve kendine bir zarar gelmemesi için yazdım.

Diğer muhlis ve muhiblerimiz de bu mektuptaki sözlerimizle muhataptırlar.

Selamlar.




20. MEKTUP


Allah (c.c) sırrını yüceltsin Mevlana Halid (k.s), bu mektubu saadet evindeki (İstanbul’da) Halidiyye tarikatının muhlis müridleri ile halifelerine; bazı konularda dikkatlerini celb etmek için göndermiştir.


Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla,

Miskin bir kul olan Halid en-Nakşibendi’den , kıymetli dostları Yusuf Efendi, Ömer Efendi ve Tahir Efendiye, Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.

Bundan sonra biliniz ki; ilahi irade Abdulvehhab’ın bu tarikatı aliyyeden tard edilmesi yönünde zahir olmuştur. Bundan dolayı, onun adını hatme ve silsilede zikretmeyin. Zaten, gerçekte onun adını hatme ve silsilede okuma, ulu sadat (ks)’u rızalarının hilafıdır. Hacegan hatmesini yaptırmakla izinli bulunan kişilerden, bu konuda tereddüdü olan varsa hatmeyi terk etsin.

Hatme-i Şerif’te Padişah’ın –Allah (c.c) onu korusun ve ona yardım etsin- doğruluğu bu fakir kulun hüsnü hatimesi ve ihvanın Sadat-ı Kiram Hazretlerinin emirlerine uymaya muvaffak olmaları için, dua etmenizi tavsiye ederim.


Hiç kimsenin tardı hususunda, bizzat elimle yazı yazmak adetim değildir. Yalnız Abdulvehhab’ın birçok hilelerinin olabileceğini düşünerek kendim yazdım. Başkalarına emredip yazdırsaydım, onu sizlere “Mektubu, falan kişi Mevlana Halid’in rızasıyla yazmadı” diye söylemesinden emin olmadım. Ta ki yanınızda bu konu hakkında şek ve şüphe kalmasın. Kim olursa olsun, onunla maddeten veya manen az bir alakası olsa, bu fakir ve onun şeyhlerinin imdatlarından uzak olur. Sizi ikaz ettikten sonra başınıza geleceklerden mazurum. Bilen kişi gibi doğruyu size hiç kimse haber veremez. Yüce Allah Teala, müjdeleyici ve korkutucu Efendimiz Muhammed (aleyhi ekmeluttehaya) ‘e O’nun aline ve ashabına, salat ve selam etsin. Amin. Selamlar.





21. MEKTUP


Mevlana Halid (ks) bu mektubu, saadet merkezindeki, tarikat-ı aliyye’nin bir mensubu olan Ayni Efendiye göndermiştir.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla,

Ayni Efendiye selam ederim ve kendisine derim ki, Abdulvehhab’da görülen tarikat ve şeriata muhalif hareketlerinden dolayı, şeyhlik iddia eden kimseler, uydurma sözlerle ve avamın en düşüğüne layık olmayan iftiralarla birçok insanı hakkımızda zan ve şüpheye düşürmüşlerdir. İşte bu nedenlerden dolayı, bu fakir geçen seneden beri ondan uzaklaşmıştır. Yüce Saltanat-ı Aliyyenin merkezine –Allah (c.c) orayı bütün musibet ve elalardan muhafaza eylesin- bir mektup yazıp, Abdulvehhab’ın tarikattan tard edildiğini insanlar bildirmek istedim. Kimse ona iltifat edipte övündüğümüz Bahaiyye Tarikatının sadatının (ks) celal ve gazabına maruz kalmasın.

O bana gelip silsiledeki Meşayihi İzam (ks)’ın ruhaniyetlerini kendine şefaatçi kıldı. Bu konuda kendisine söylediklerimi size yazacağını söyledi. Sonra da kendi gönderdiği bir kişiyle, bazı muhlis müridlere, verdiği sözlerin aksine bir mektup gönderdi. Onlara “Bazı ehl-i tarikat benim hakkımda Mevlana Halid’e (ks)iftirada bulunmuşlar. Onların bu iftiraları Şeyhimin yanında ortaya çıktı onun yanındaki değerim eskisi gibi hatta daha fazladır.” demiş. Bu mektup üzerine bazılarınız, kendisine iftira ettiklerini bildirdiği tarikat kardeşlerinize mektup göndermeyi ve dua etmeyi kestiniz.

Kişi bir şeyi bilmeyerek yaparsa özürlü sayılır. Şimdi ben size açıkça bildiriyorum ki ben ve silsilemizdeki erler, Abdulvehhab’tan uzaklaştık, o tarikatımızdan kovulmuştur. Şimdiye kadar kim tarikat için onunla dostluk yapmışsa o dostluğu ve mektuplaşmayı bıraksın. Onunla ilişkiyi sürdüren kimseler, bu fakirin ve Sadat-ı Kiramın yardımından uzaklaşır. Bu mektubun ulaştığı kimselerden hiç birinin, bana Abdulvehhab’ın affı için mektup göndermesine razı değilim.

Ayni Efendi! Sen bu mektubu bütün muhlislere ulaştırmaya memursun. Kim bu tarikatın müridiyse ondan uzak olduğunu açıkça izhar edecektir. Kim kendi nefsinin müridiyse helake gidenlerle beraber helak olacaktır. O kimse nefsinden başka kimseyi kötülemesin.

Allah (c.c), Peygamberlerin Efendisi Hz. Muhammed (aleyhi ekmeluttehaya) ‘e O’nun ali ve ashabına salat ve selam eylesin.


Logged

Ya Habiballah..

Günahlarım çok, dağ gibi; yüzüm kara, katran gibi, Bu yükten ve siyahlıktan tamam kurtulmaya geldim.
Temizler elbet hepsini, ihsan deryandan bir damla, Gerçi yüzüm kara, amel defterimle geldim.
Kapına yüz sürebilsem, ey canımdan aziz Canan! Su ile olmayan işler, hasıl olur o topraktan!

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
ρєяναηє
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 739


aşıklarının kıblesidir Şehr-i Muhammed


« Yanıtla #26 : 19 Eylül 2009, 14:52:41 »

22. MEKTUP

Mevlana Halid (ks) bu mektubu Şam’dan Bağdat’a allame muhaddis Şeyh Molla Ali es-Süvedi’ye cevap olarak göndermiştir.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla,

Güzel ahlakın ve faziletin temsilcisi, zor ve müşkil meselelerin çözümünde müracaat yeri olan Efendime; Allah Teala’nın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.

Allah Teala’nın takdirinde olan ilahi rahmet sizin için kıyamete kadar devam etsin. Sizlere duacı olan bu fakire Şerhu’l Mukaddime kitabının bedelini Hacı Bekri’ye vermemi emretmişsin. Bu işin sevap ve kemali gizli değildir. Allah’ın yardımına ulaşan kişi bu emrinizi yerine getirmek ister. Ancak şimdilik bir dirheme hatta bir danike (dirhemin altıda biri) dahi sahip değilim. Bu durumumu sizlerden başkalarına açıklamayı uygun görmüyorum.

Bazı kimseler bize dünya malı getiriyorlarsa da buna sebep bizi salih olarak görmeleri olduğundandır. Biz ise bu vasfı kendimizde görmediğimizden ne kadar ısrar edilse de kabul etmemeyi uygun görüyoruz. Nadiren bir şey kabul etsek de onu dağıtmak gayesiyle alırız. Aldığımızı da burada bulunan ihtiyaç sahiplerine fazlasıyla dağıtırız.

Yalnız bu günden sonra Cenab-ı Allah (c.c) böyle bir şeyi lütfederse inşallah isteğinizi yerine getirmekten geri kalmayacağım. Zorlanmayacak olsaydım borç edip ödeyecektim.

Bu mektubu yazmamın sebebi, özrümü sizlere gizlice bildirmek, suallerinizin cevabını yerine getirmek ve benim zahiri durumuma bakarak sözlerinizi önemsemediğimi zan etmemenizdir. Son kelam selam.






23. MEKTUP

Mevlana Halid (ks) bu mektubu, muhlis olan Malatyalı el-Hac Hüseyin Efendi’ye göndermiştir. Allah kendisine rahmet eylesin. Rıza ve nurunu devamlı olarak üzerine yağdırsın.


Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla ve Sübhan olan Allah’a hamd ile,

Muhabbeti ve ikramı kendisinde fazlasıyla bulunduran, kamil selamım, kerem sahibi, alimlerin, Cennet yolunda hidayet eden vaizlerin reisi, büyük mükerrem insan el-Hac Hüseyin Efendi’ye -Allah (c.c) onu süluktan alıkoyan manialardan kurtarsın. En yakın yolda süluk etmeye muvaffak eylesin-

Emirlerin seçkini tarikat-ı aliyenin müridi Seyyid Mürteza hazretleri bu fakirle karşılaştığında güzel istikamet ve selametinizi kendisine tebliğ ettim. Sizlere istikametinizi gösteren, fazlasıyla bağlılığımızı bildiren mektup yazmamızı talep etti.

Fakir, sizlere takva ile ve Sünnet-i Seniyye’yi talim ve tatbik etmenizi tavsiye eder. Hediyeniz olan keten elbiseyle, İstanbul havlusu bize ulaştı. Allah (c.c) bzim tarafımızdan sizleri bol hayır ile mükafatlandırsın. Bütün ehli beytinize ve dostlarınıza selam ederiz. Hacı Muhammed’e fazlasıyla selam ve dualarımızı has kılarız. Kendisine emredildiği şeylere bağlı kalmaya devam etsin.
Logged

Ya Habiballah..

Günahlarım çok, dağ gibi; yüzüm kara, katran gibi, Bu yükten ve siyahlıktan tamam kurtulmaya geldim.
Temizler elbet hepsini, ihsan deryandan bir damla, Gerçi yüzüm kara, amel defterimle geldim.
Kapına yüz sürebilsem, ey canımdan aziz Canan! Su ile olmayan işler, hasıl olur o topraktan!

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
ρєяναηє
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 739


aşıklarının kıblesidir Şehr-i Muhammed


« Yanıtla #27 : 21 Eylül 2009, 16:15:58 »

24. MEKTUP

Mevlana Halid (ks) bu mektubu, sadık müridi, allame, fazilet sahibi, Molla Yahya el-Mervezi’ye göndermiştir.


Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla,

Hamd yalnız Allah (c.c) içindir. Salat ve selam, kendisinden sonra peygamber gelmeyen Hz. Muhammed (aleyhi ekmeluttehaya)’in üzerine olsun.

Miskin ve günahkar kul Halid el-Nakşibendi el-Osmani’den keremlerin ve güzel ahlakın kaynağı, güzel ahlak ve içinin temizliğiyle, etraftan kendisine işaret edilen, seyyidim, senedim, mahbubum ve dayanağım mevlamız, el-Molla Yahya el-Mervezi’ye.

Kerim ve Hallak olan Allah Teala’dan üzerinize selam olsun. Mektubunuzla müşerref olduk, güzel hitabınızla lezzetlendik. Mektubunuzda, zatı şerifinizin selametinden bahsettiğinizi, hoş görünen ihlas ve diğer yüksek değerler elde ettiğinizi anladım. Sonucunuzun güzel olmasına, maksadınıza nail olmanıza, parlak sünnet-i seniyyeye tabi olmaya muvaffak olmanıza ve berrak tarikatı aliyyede sülukunuzun kolaylaştırılmasına dua ettim.

Tarikat-ı Aliyye’yi inkar eden, tehlikelere ve belalara girmeye pek yakındır. Yüce Allah, resullerin sonuncusu nebilerin imamı, habibinin yüzü suyu hürmetine –yerin ve göklerin devam ettikleri müddetçe, O’na (aleyhi ekmeluttehaya) aline ve ashabına salat ü selam olsun- bizleri ve sizleri velilerle karşı karşıya gelmek ve onlara eza vermekten sakındırsın. Allah (c.c) seçtiği kullarının zümresinde bizleri haşr eylesin, Amin.

Sonra bu miskin fakirden sizlere vasiyet; takat ve kuvvetiniz yetinceye kadar, zikri hafi için azim ve gayret etmenizdir. Keşf ve yakin bilginleri, şühud ve irfan önderleri ittifak etmişlerdir ki; kalbi hastalıkların giderilebilmesi için, zikri kalbi, en faydalı ilaçtır. Yine vasiyetim, bu miskin ve şaşkın kulu, güzel sonuç için dua ederek hatırlamanızdır. Ves-selam.
Logged

Ya Habiballah..

Günahlarım çok, dağ gibi; yüzüm kara, katran gibi, Bu yükten ve siyahlıktan tamam kurtulmaya geldim.
Temizler elbet hepsini, ihsan deryandan bir damla, Gerçi yüzüm kara, amel defterimle geldim.
Kapına yüz sürebilsem, ey canımdan aziz Canan! Su ile olmayan işler, hasıl olur o topraktan!

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
ρєяναηє
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 739


aşıklarının kıblesidir Şehr-i Muhammed


« Yanıtla #28 : 22 Eylül 2009, 15:28:50 »

25. MEKTUP

Mevlana Halid (ks) bu mektubu, Köysancak’taki halifesi Molla Abdullah el-Celi (r.a)’ye göndermiştir. Allah (c.c) onun feyizlerini üzerimize yağdırsın.


Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla,

Gerçek dostum, akıllı arkadaşım, gözümün nuru Şeyh Abdullah’a, -devamlı olarak Rabbin himayesinin gölgesinde korunsun ve velilerin inayet kucağında terbiye edilsin.-

Mektubunuz bize ulaştı. Yazdıklarınızı anladım. İstikametinizin güzel olmasından dolayı Allah’a hamd ettim şimdi ve her zaman, Allah’ın kamil tevfikinin sizlerle olması için dua ettim. Çünkü basiret sahibi olan kişi döneceği yerden gafil olmaz. Vakit ise çok kıymetli ve kısadır. Gaflete dalmak sufinin şanı değildir. Peygamber Efendimiz (aleyhi ekmeluttehaya) ‘den varid olan;

“Dünya mel’undur… İçindekiler de mel’undur. Ancak Allah’ın zikri ve sevdiği ameller müstesnadır.” [1] hadis-i şerifi sana kafidir.

Son nefeste lazım olacakla meşgul olmanızı, sünnet-i seniyyeye tabi olmanızı, aldanma yeri olan dünyanın zahiri güzelliklerine iltifat etmemenizi, ister az ister çok olsun avamın adetlerine bakmamanızı ve bu miskin kulu tevfik ve hüsnü hatime duasından unutmamanızı tavsiye ederim.

Allah’ın selam ve rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.
 
[1] Feyzu'l-Kadir, III,549, Had.No:4281
Logged

Ya Habiballah..

Günahlarım çok, dağ gibi; yüzüm kara, katran gibi, Bu yükten ve siyahlıktan tamam kurtulmaya geldim.
Temizler elbet hepsini, ihsan deryandan bir damla, Gerçi yüzüm kara, amel defterimle geldim.
Kapına yüz sürebilsem, ey canımdan aziz Canan! Su ile olmayan işler, hasıl olur o topraktan!

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
ρєяναηє
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 739


aşıklarının kıblesidir Şehr-i Muhammed


« Yanıtla #29 : 25 Eylül 2009, 18:36:40 »

26. MEKTUP

Mevlana Halid bu mektubu Dımaşk’a bağlı Tıl köyündeki müridlerine göndermiştir. Allah (c.c) kabirlerini münevver ve kokulu kılsın.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla,

Mahlukların en fakiri, fakirlerin ayaklarının toprağı, ashabına ve ahbabına edepleri ve mektupları göndermeyi terk etmekle kusurlu, fakat onlara karşı muhabbetini ve duasını devam ettiren Halid’den Allah yolunun muhibleri Hacı Mustafa, İmam Şeyh Mustafa ve Tıl köyündeki ihvanınadır.

Hepinize Allah Teala’nın rahmet ve bereketiyle kabul olan müjdeleri taşıyan selam ederim.

Ayrılık müddeti uzadı. İştiyak ehlinin gönlündeki arzuyu harekete geçirdi. Sizlerin tarafınızda az veya çok hastaya şifa verecek, susuzluğunu kandıracak bir şey belirmedi.

Sizler mektup yazmanın edepten olduğunu bilmiyor musunuz? Mektup yazmakta, feyz ve mededi celbetmek ve adet edilen zikre rağbetin tazelenmesi vardır.

Kardeşlerim; dünya ve ahiretinizde muhtaç olduğunuz Mevlayı Zülcelal Hazretlerine karşı samimi olun. Fazlı keremiyle sizlere ihsan eden, iyilik yapan Allah’ın zikrini terk etmeyin. Zira Cenab-ı Allah bakınız şu hadis-i kudside ne buyuruyor:

“Kime düşmanlık yapmayı irade etsem ona zikrimi unuttururum. O da Benim haram kıldığım şeyleri yapar. Sonra gazabım onun üzerine gelir, azabıma uğrar. Kimi seversem zikrimi ona ilham ederim. O da günahları bırakır ibadetle meşgul olur. Sonra onu Kendime yaklaştırırım. Onu razı olduğum ve nimetlerimin yeri olan cennetime koyarım.”

Kuran-ı Kerim’in birçok ayet-i celilelerinin zikrin yüceliğine şehadet etmesi ve zikrin çokça yapılmasını istemesi, zikrin şeref ve yüceliği için kafi değil mi? Yine Kuran-ı Kerim zikrin terki hususunda çeşitli uyarılarla korkutmuştur. Bu söylediklerimiz dalalet eder ki zikir Allah’a yükselen amellerin en sevimlisi ve murada nail olan kullar için vesilelerin en güzelidir.

Allah (c.c)’ın “Beni zikredin bende Sizleri (rahmetimle) zikredeyim.(Bakara,157) kavl-i celilesi zikrin şerefi hakkında yeterli değil mi?

Devamlı olarak okuduğumuz “Kim Rabbin zikrinden yüz çevirirse Allah onu şiddeti artan bir hesaba sokar” (Cin,17) ayetini unutmayınız.

Şunu da bilesiniz ki kalben yapılan zikrin hiçbir zaman muarızı ve münkiri yoktur. (Kalp ile yapılan zikre riya, ucub ve zikrin sevabını silecek herhangi bir şey karışmaz.)

Bu söylediğime Allah’ın (c.c) “Rabbini, nefsinde, ona yalvararak ve gizli olarak zikret” (Araf, 205) ayet-i celilesi işaret etmektedir.

Ahiretiniz için uyanınız ve sizleri uyarana kulak veriniz. Allah Teala’ya dönünüz. Zira O’ndan kaçacak yer yoktur, ancak kaçış O’nadır. Hayır da ancak O’nun yanındadır. Hüküm ancak O’nun kudret elindedir. Gizli ve aşikar hiçbir şey yoktur ki O muttali olmasın. Seyidimiz Hz. Ebubekir Sıddık’ın (r.a) Peygamber Efendimizin (aleyhi ekmeluttehaya) vefatından sonra buyurmuş olduğu hutbeyi hatırlayın. O hutbede: “Uyanınız, kim Muhammed’e ibadet ediyorsa biliniz ki Muhammed vefat etmiştir. Kim Allah’a ibadet ediyorsa Allah Hayy’dır hiç ölmez.” Demişti.

Allah’ın tevfikine mahzar olan kişiye bu söylediklerimiz yeter. Uzatmaya ihtiyaç yok. Allah (c.c) bu söylediklerimize vekildir. Hepinizden dileğim, virdlerinizden sonra dua etmeniz ve selamı sahabenin büyüklerinden Efendimiz Kusem (r.a)’ın eşiğine tebliğ etmenizdir. Allah’ın rahmet ve rızası onun üzerine olsun. Hamd alemlerin Rabbi Allah’a (c.c) mahsustur.
Logged

Ya Habiballah..

Günahlarım çok, dağ gibi; yüzüm kara, katran gibi, Bu yükten ve siyahlıktan tamam kurtulmaya geldim.
Temizler elbet hepsini, ihsan deryandan bir damla, Gerçi yüzüm kara, amel defterimle geldim.
Kapına yüz sürebilsem, ey canımdan aziz Canan! Su ile olmayan işler, hasıl olur o topraktan!

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
Sayfa: 1 [2] 3 4 ... 8
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Tasavvuf  |  Yazılar  |  Mektubat-ı Mevlâna Halid Zülcenaheyn « önceki sonraki »
    Gitmek istediğiniz yer: