Mehmed Zahid Kotku Hz.(RA)`i Rahmetle Anıyoruz
 

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
11 Şubat 2012, 19:43:21
12196 Mesaj 2632 Konu Gönderen: 1918 Üye
Son üye: isimbayz
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Önemli Şahsiyetler  |  Yazılar  |  Mehmed Zahid Kotku Hz.(RA)`i Rahmetle Anıyoruz 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1]
Gönderen Konu: Mehmed Zahid Kotku Hz.(RA)`i Rahmetle Anıyoruz  (Okunma Sayısı 1042 defa)
_selma_
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1272



« : 19 Ocak 2010, 09:38:29 »


Mehmed Zahid Kotku Hz.(RA)`i Rahmetle Anıyoruz

                     
İnsan yaratılmışların içinde en seçkin ve en değerli yere sahiptir. Allah Teala Hazretleri onu varlığını ve birliğini tanısın, marifete ersin, dünyayı ıslah etsin, hakkı ve hakikati tanısın ve tanıtsın, Allah’ın hükümlerini dünyada yaşanılır kılsın diye yaratmıştır. Bu sebeple ona çok çeşitli özellikler, bu özelliklerini uygun biçimde kullanmayı sağlayacak zekâyı da vermiştir. Ruh, aklın ve bedeni özelliklerin denetleyicisi tayin edilmiş; insanın, ruhunun aslına uygun yaşaması istenmiştir ki o Yaratıcıdan bir parçadır.

Uzun zaman alan bu zor emele erişebilmek için insanın hayatının başından itibaren bilinçli ve şuurlu bir yaşam sürmesi gerekmektedir. Hayatın ilk evresinde karakteri gelişen insanın gençlik dönemi artık onun hakiki cevherini aramaya başladığı, olgunlaşıp, ışıldadığı dönemdir. Geçip gittikten sonra bir daha ele geçmeyecek bu zaman diliminde öğrenmek yeteneği en üst seviyededir. Ne yazık ki gençliğin çalkantıları sırasında ihmal edilir. Zeka en işlek dönemindedir, ancak nefs hırsızının sükuneti çaldığı gençlik döneminde sahibine fayda getirmekten uzaktır. Beden, yaşlıların değil olgun çağdaki insanların bile gıpta ettiği formdadır, ancak gereksiz yorgunluklarla harcandığı için erkence yıpranmaya başlar. Zaman en çok gençlerin istifadesine sunulmuştur, ama yetersiz ilgi, bilgi ve heves yüzünden ölüme mahkûm edilmiştir.

Hasıl-ı kelam gençlik bir zirvedir, genç kelimesi ise HAZİNE manasına gelir. Gençliğini savurganlıkla harcamış olanlar, gençlere GENÇLİK HAZİNESİNİ gösterememenin çaresizliğini yaşarlar. Dünyanın onlara çok ihtiyaç duymasına rağmen kendi kıymetlerini bilemeyen gençlere bir tesirli söz, gerçek bir model, muktedir bir öğretmen, hakikati gösterecek bir rehber lazımdır. Zira hakikati söylemeyen, söylediklerini yaşamayan bir kimsenin sözleri tesirden uzak olacak, bu çabanın da gençlere bir faydası olmayacaktır. O sebeple hakiki bir Mürşid-i Kamil, doğruluk üzere bulunan bir alim, gerçek bir ahlak ve gönül insanı olan merhum Mehmed Zahid Kotku Rh.a’in kılavuzluğuna başvuracağız. Onun tavsiyelerini inci gibi sıralayıp, gençlerin kulaklarına bir marifet gerdanlığı hazırlayacağız.

GENÇLERİN EĞİTİMİ


İtiraz edilemez bir husustur ki çocuklar ve gençler evvela anne-babalarının yanında terbiye alırlar. İlk öğretmenler ve çocukların hayatına ilk önce çeki üzen verenler onlardır. Bu sebeple mesuliyetin en büyüğü onlara aittir. Anne-babanın ihmali kendilerine vebal gençlere ise büyük bir derttir. Mehmed Zahid Kotku Rh.a bir keresinde Gönen’de imiş. Orada bir camide sohbet eden alim bir zatın anlattığı hadiyse anlaşılan pek teessüf etmiş:

“Hoca efendi, bir meseleyi iyi öğrenmek için İncil okumuş. Sonra da onu bir papazdan öğrenmek için, bizim Beyoğlu’ndaki papazlardan birisine müracaat etmiş. Papaz da kendisine şöyle bir mes’ele anlatmış. Demiş ki:

“–Geçen hafta sizin Fatih Camii’nde idim. Gittim camiye, dinledim vaizleri. Halkın teveccühleri hoşuma gitti. Ezan okunmağa başladı, camiden çıktım. Baktım ki caminin avlusunda çocuklar oynuyorlar. Top da nasılsa benim kucağıma düştü. Çocuklar toplandı başıma…


‘–Papaz efendi, ver topumuzu!’

‘–Vereceğim yavrum. Bu ay ne ayıdır?.. Söyler misiniz bana?..’

‘–Ramazan ayı…’

‘–Bugün ne günüdür?..’

‘–Cumadır efendim.’

‘–Minarede okunan nedir çocuklarım?..’

‘–Ezan-ı Muhammedî.’

‘-Alın topunuzu, bu yeter size!..’ dedim.” demiş.


Allah hepimizi affetsin!.. Hepimizi affetsin Allah… Bunlar çocuk değil, hepsi yirmi-otuz yaşındaki genç delikanlılar. Memleketin münevveri diyeceğimiz kimseler. Allah, babalarımızı yine hayırla yad etsin. Babaların kabahati çok!.. “Arabanın ön tekeri nereden giderse, arka tekeri de ordan gider.” derler. Evlâdlarımıza sahip olmazsak, halimiz haraptır!..”

MÜSLÜMANA BENZEMEK

Evvelâ yolu tesbit etmek lâzım: “Bu benim yolum, harekâtım, yaşayışım yahudinin yoluna mı benziyor, müslümanın yoluna mı benziyor?.. ]Allah’ın Rasûlü’nün yolu mu, yoksa yahudinin yolu mu?..” Giyimin, yiyimin, yatışın, kalkışın, bütün harekâtın nasıl?.. Hesapla bakalım… Götürseler bizi şimdi başka insanlarla mukayese etmeğe; “Ayır bakalım, bunların hangisi müslümandır, hangisi değildir?” deseler nasıl ayırt edeceğiz?..

Günde beş vakit namazda kırk defâ –her rekâtımızda birer kere okuyarak– “İhdinas sırâtal müstakîm.” diye, Cenâb-ı Hak’tan o istikameti, o hidâyeti istiyoruz da, niçin nâil olamıyoruz, bilemem!.. Allah affetsin kusurlarımızı…

Zaman zaman yaşanılan iç muhasebeler ise bu dönemin en sıkıntılı halleridir ama aslında bütün ömür onlarla geçmelidir. Muhasebe yapmayan, kendi halini ve gidişini sorgulamayan, durumundan memnun olan insanda terakki, yani ilerleme ve yükselme gözlenemez. Oysa bir genç en çok bu hislerin meftunu olmalıdır. Zira nefis bu dönemde çok güçlü olsa da ruh da onun gibi gücünün zirvesindedir. Kotku Hocamız bu konuda şöyle diyor:

“bakınız Hazret-i Ömer’in hikâyesi ne kadar güzel: Her gün bir vaiz gelirmiş, gençlik zamanlarında… “Ya Ömer, ölümü unutma!” diye nasihat edermiş. Sakalında ak olmuş bir gün… O gün vaiz gelince, “Git artık sana ihtiyaç kalmadı! Vaiz belirdi; bu vaiz bana yeter, dışardan vaaz ettirmeğe lüzum yok!” demiş.

Ama bizde 70 oluyor, 80 oluyor, 90 oluyor; halâ insan o gençlik devrinin hallerini bırakamıyor… Tabiat-ı saniye diyorlar ona; bir insan gençliğinde nasıl alıştıysa öyle gidiyor. “Kötü huyları ancak teneşir temizler!” diye bir misalimiz var ya, onu bırakamaz o artık… Kolay bir şey değil… Büyük gayret sarfetmesi lazım ki, bırakabilsin. O da ancak gençlikle olur. İhtiyarlıkta azim kalmaz artık. İhtiyarlıkta ancak kendi derdinle meşgul olursun; başın ağrır, belin ağrır, karnın ağrır… Öyle riyazet yapacak, nefsiyle uğraşacak hal kalmaz insanda…

Onun için ancak gençlik vakitlerinde nefsin hakkından gelip de, onu islaha kadir olabilirsen, ne âlâ sana… “

İslam tarihi bu vasıfların tamamına sahip genç modellerle doludur. İlk akla geleni zengin, yakışıklı, ppüler ve kültürlü bir genç olan Mu’ab bin Umeyr’dir. Saygısızlık olmasın ama biraz dik kafalı, gözünü budaktan esirgemeyen, cesaretli ve pervasız haliyle Ebu Zer-i Gıfari gençlerin arayıp da bulmadıkları bir şahsiyettir. Ya Selman-ı Farisiye ne dersiniz? Karizmatik şahsiyeti, entelektüel birikimi, zekası ve harb maharetiyle hangi gencin dikkatini çekmez ki! Merhum Mehmed Zahid Kotku Rh.a de bunun farkında.. Bakın nasıl sıralamış bu üç güzidenin özelliklerini:

“Mus’ab, gayet zengin bir adamın evlâdı… Çok güzel, çok da zengin… Çok da şık giyinen bir genç… Müslüman oluyor. Müslüman olanlara çok eza, cefa yapıyorlar. Yaşama imkanı yok gibi o devirlerde, müslüman olanların… Diyor ki:

“–Ben kimseden korkmam ama, anamdan korkarım. Anam benim müslüman olduğumu duyarsa, kimbilir bana neler yapar? Annedir çünkü… Haber vermeyin ona!” diyor.

Fakat bir müşrik annesine, “Senin oğlun da müslüman oldu.” diyor.

Annesi pür-hiddet, pür-şiddet, envâi çeşit hakaretler, sopalar, dayaklar… Ve nihayet odasına kilitlemiş, hapsetmiş:

“–Seni burdan çıkarmayacağım, mutlaka sen o dinden döneceksin! Olmaz, bizim putlar bırakılamaz! Ecdadımızdan gelen şey…” demiş.

Çocuk tabii bir kere inanmış, iman etmiş, aklı ermiş. Putlara tapınmaktan ne çıkar? İster altından olsun, ister yakuttan olsun taştır, cansızdır. Cansızın karşısında ne eğilmek olur, ne bükülmek olur; ne ona selâm olur. Bunlar boş şeyler.

“–Ana, ne yapsan boş, ben bu dinden dönemem!.. Doğru bir din; Allah bir, Rasûlü de hak… Getirdiği Kur’an, o da hak.. Dönemem bundan, ne yaparsan yap!..” demiş.

Fakat, oğlan hiç azminden dönecek değil. Bu sıkıntılar ona şifa oluyor. O sıkıntılar, o zahmetler ona merhem oluyor.”

Mus’ab çok mahrumiyetlere uğruyor. Gençliğin bütün zevklerini, genç yaşta idrak ettiği hakiki din için feda ediyor. Bu fedakârlık bir yana hakikati idrak etme yeteneği bile bugün yaşı başı ne olursa olsun çoğumuzdan uzaktır. Mus’ab bir yolunu bulup Habeşistan’a hicret edenlerin arasına katıldı. Bu sayede annesinin zulmünden bir müddet kurtuldu ama sonra geri dönmek zorunda kaldı:

Geri döndükleri vakitte, annesi bunu yine hapsediyor. O zaman SAS Hazretleri, onu Medine-i Münevvere’ye kaçırıyor. Peygamber o zaman Mekke’de, İslâm da daha gelişmiş değil…

“Orda, Peygamber SAS gelinceye kadar, tam yetmişiki kişinin müslüman olmasına sebep oluyor. Orda durmuyor, etrafındaki köylere gidiyor, kasabalara gidiyor, cemaatlerin arasına gidiyor. Putların fenalığından bahsediyor, İslâm’ın ulviyetinden, Allah’ın birliğinden bahsediyor. İnsanların içlerinde nasibleri olanlar müslüman oluyorlar.

Peygamberimizin Medineye hicretinden sonra Bedir ve Uhud gazalarına katılıyor, Mus’ab bin Umeyr. Ecel ne yaşa ne de mevkiye bakıyor. İslam’ın her haliyle en güzel gençlerinden biri olan Mus’ab şehadete erişiyor. Düşman kalabalık. Mücadeleden kaçmayı değil uzak durmayı bile düşünmeyen Mus’ab bin Umeyr bir düşman süvarisinin hücumuna uğrayarak kolları kesiliyor, İslam sancağı elinde bulunduğu halde, şehid düşüyor.

Cenâb-ı Peygamber, harb sonunda şehidleri toplarlarken, Mus’ab’a çok ağlamış. Çünkü Mus’ab çok zengin bir babanın evlâdı, çok ferah fahur büyümüş; fakat, İslâmiyet uğrunda fedâkârlığa katlanmış. Açlığa aldırmadan, tokluğun rehavetine kapılmadan, genç ömrünü İslam’a hasrederek yaşayıp, o uğurda şahadete ermiş.

Bir gün Rasûlüllah SAS onu görmüş. Kış günü, üşümüş, üstünde bir şey yok. Kendini muhafaza için bir posta bürünmüş giderken, Rasûlüllah demiş ki:

“–Şuna bakın! Bir babanın ne kıymetli bir evlâdı idi. Bugün, İslâm yolunda her şeyini bıraktı. Anasını da bıraktı, babasını da bıraktı, malını mülkünü de bıraktı. İslâm fedaisi!..” diyerek, daha hayatında iken onu öyle görünce ağlamış.

Bu dünya fânî diyoruz ama, dilimiz diyor. Ashab bunu güzel anlamış, dünyaya hiç metelik vermemiş…

Ya İranlı Selman! Onun hakikat arayışı delikanlılık çağında başlıyor. Gezmediği diyar, gitmediği belde, çalmadığı kapı yok bu uğurda. Nerde bir alim, erdemli, bilgili, görgülü bir din adamı bulsa yanında yıllarını harcamayı seve seve göze alan bir ilim tutkunu.

Sınırsız şakalaşmaların, dinleyenleri gülmeye zorlayan esprilerin gençler arasında itibar vesilesi sayılması biraz düşündürücü bir durumdur. Aslında kişinin ahlakı, davranışları, becerileri ve başarıları ona itibar kazandırmalıdır. İşlerin alt üst olduğu bir çağda yaşıyoruz. Esprileriyle meclisi kasıp kavuranlar, aklı başında konuşanlardan öne geçiyor. Oysa hüner konuşmakta değil hikmetli söz söylemektedir.

Çok gülmek, hafiflik ve utançtır. Çok şaka ve latîfe, töhmeti celb eder. Çok gülmek kalbi öldürür. Çok latîfe, cehil alâmetidir. Çok söz, noksan meânîden ileri gelir. Sükût, aklın zînetidir.


Peygamber as. gayet az mizah, lâtife yaparlarmış. İnsanın bazan ruhen sıkılır da… Bazı lâtifeler yapmağa da cevaz var. Az ama…. Lâtifenin de doğru olması şart… Meselâ, Peygamberimize kocakarının birisi gelmiş de, “Kocakarılar cennete girmeyecek!” demiş. Kocakarı üzülmüş, “Neden acaba?..” diyerekten. “Kocakarı olarak girmeyecek; herkes genç orada!..” buyurmuştur.

İslam dini müntesiplerinden büyük sorumluluklar bekler, bu kulluğun gereğidir. Acaba, haddinden fazla eğlenme, gezip tozma, yeme içme, dinlenme ve uykunun arasında bu büyük sorumlulukların üstesinden gelebilir miyiz? Bize nasıl bir çözüm gerekmektedir?

Abdülhàlik-ı Gücdevânî’nin sözünü de unutma! Ne dedi?.. “Zamanını iyi bil!” dedi. Zamanını boşa kaçırma! Zaman bir kılıçtır. Sen onun kıymetini bilmezsen, o seni keser atar. Binâen aleyh zamanın kıymetini bilmek için de, aldığın nefesi, verdiğin nefesi, boşa alıp verme!.. Oyunla ve gafletle kaçırma bu zamanları…

Her nefes aldıkça ve verdikçe Allah-u Teàlâ’nın azametini ve bize olan lütuflarını düşün de, huzur ile nefes al! Allah-u Teàlâ’nın huzurunda olduğunu unutma!.. Onun bizim her halimizi gördüğünü, bildiğini, hatta içimizden geçenleri de bildiğini; hatta ve hatta gelecekte yapacaklarımızı da bildiğini; geçmişte yaptıklarımızı da bildiğini unutma!.. Her halimize vakıf yâni… Hiçbir halimiz ondan saklı değil! Meleklerin yazışı ayrı…”

Daha söylenecek çok şey olduğu kesin. İdeal genç tanımının sonunu bulmak çok zor. Hem olgun Müslümanlara hem de gençlere düşen vazife kendilerinden önce gelmiş, iftiharla yaşamış ve alnı ak olarak ahrete göç etmiş örnek şahsiyetleri takip etmektir. Elbette başta Peygamber Efendimiz gelmektedir. Ashab-ı Kiram gençlerden oluşmuştur. İslam onların gayretleri ile yayılmış, Peygamber Efendimiz varlıkları ile sürur bulmuştur.

Sıradan birer genç iken İslam’ın olgunlaştırıcı ve yükseltici tesiri ve terbiyesi ile tarihin unutamayacağı şahsiyetler ortaya çıkarmışlardır. Bugün Peygamber Efendimiz olmasa da onun indirdiği kitap ve sünneti yaşamaktadır. Gayretli ve hevesli kişilerin bu iki büyük kaynaktan istifade ederek sahabelerin yolunu izlemeleri zor değildir. Ahir zamanın ümmeti kendisinden bu zorlu ve şerefli gelişmeyi beklemelidir. Gençlerimiz bizim en değerli ümit kaynağımızdır.

Merhum Mehmed Zahid Koktu Rh.a gibi gençleri hakikat pınarına kılavuzlayan veliler olduğu sürece bu ümitler daim olacaktır.Mevla kendisine gani rahmet buyursun. Yazdıklarını okuyan, sohbetlerini dinleyen ve istifade edenlerin hayra erişmesini nasib eylesin..


Hazırlayan;Serpil  ÖZCAN

http://myakwa.wordpress.com/kulturumuz/yuksek-sahsiyetler/yuksek-sahsiyetler/m-zahid-kotkura/mehmed-zahid-kotku-hz-rai-rahmetle-aniyoruz/
Logged

hanegeli
Aktif Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 120


« Yanıtla #1 : 21 Ocak 2010, 16:33:54 »

slm: teşekkürler
Logged
_selma_
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1272



« Yanıtla #2 : 14 Kasım 2010, 12:04:50 »

aleyküm selam.
1yıl sonra tekrar anıyoruz hocamızı.Rabbim dercesini artırsın.bizleride hocamızıa layık talebe eylesin.şefatlerine nail eylesin.amin.
Logged

_selma_
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1272



« Yanıtla #3 : 14 Kasım 2010, 12:20:38 »

MEHMED ZAHİD KOTKU (RH.A.) HAZRETLERİNİ RAHMETLE ANIYORUZ.
 
" ACABA HOCAMIZ NİÇİN VASİYET BIRAKMADI ? "Hocamız vasiyet bıraktı ama o kadar zarif bir şekilde bıraktı ki ben ( M.Es'ad Coşan Hocaefendi) bir sene sonra anladım. Bana;
 
" Abdülhâlik-i Gücdüvâni hazretlerinin vasiyetini bir tanzim et bakalım" dedi.
 
Abdülhâlik-i Gücdüvani hazretleri Hâcegâniyye kolunda, Nakşi tarikatinin temellerini atmış mübarek bir büyüğümüz. Nakşi tarikatinin temel prensiplerini koymuş olan o zât vefatına yakın zamanda halifesi Hâce Evliya-i Kelân'a vasiyet etmiş;
 
" Evladım, sana takvayı tavsiye ederim. İlim öğren, ilmin yanında takvayı da öğren..." diyerek 3-4 sayfalık Farsça bir vasiyeti var. Bendeniz de onu Millet Kütüphanesi'nde bulmuştum. Onu ilk önce o haliyle bastırdı. Sonra;
 
" Bir tanzim et bakalım, sıraya koy." dedi. Ben de kendimce sıraya koydum. Yatar vaziyette bir dinledi. " Şuraya şunu ilave et." dedi. " Hem Abdülhâlik-i Gücdüvani hazretlerinin vasiyetini hazırlatıyor hem de kendisi niçin ilave ettiriyor? " diye düşündüm. O zaman anlamam lazımdı ama anlayamadım. O sene vefatı dolayısıyla Abdülhâlik-i Gücdüvani hazretlerinin nasihatlerini nasihat olarak bırakıyor. Kendisi edebe o kadar riayet ediyor ki " Hocalarımın nasihatine ben niye bir şey ilave edeyim, ne lüzumu var? " gibilerinden, onun nasihatini hazırlatıyor. Ama bir iki yerine de bana emir vererek " Şöyle yap, böyle yap " diyor. Ben de ona göre düzelttim. 30- 35 madde halinde o nasihatleri yazıldı. O onun nasihati; hazırladı, hazırlattı; başka bir şeye de lüzum görmedi. Çok zarif bir şekilde yaptı. Vefat günü takvimlerin arkasındaki yaprakta öyle yazılarla karşılaştık ki! Mevlânâ Celâleddin-i Rûmi hazretlerinin bir gazeli var: " Arkamdan benim ölümüme ağlama..." diyor. Ayrılık yok ben kavuşmaya gidiyorum diye veda etti.
 
Nasihatini Abdülhâlik-i Gücdüvani (ks) hazretlerinin vasiyetiyle; vedasını da Mevlânâ Celâleddin-i Rûmi hazretlerinin gazeli ile yaptı.
Logged

Sayfa: [1]
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Önemli Şahsiyetler  |  Yazılar  |  Mehmed Zahid Kotku Hz.(RA)`i Rahmetle Anıyoruz « önceki sonraki »
    Gitmek istediğiniz yer: