Kuşeyri Risalesinden Seçmeler
 

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
11 Şubat 2012, 11:34:39
12196 Mesaj 2632 Konu Gönderen: 1918 Üye
Son üye: isimbayz
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Tasavvuf  |  Yazılar  |  Kuşeyri Risalesinden Seçmeler 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] 2
Gönderen Konu: Kuşeyri Risalesinden Seçmeler  (Okunma Sayısı 2808 defa)
emir buhari
Pasif Üye

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 24


« : 04 Ağustos 2009, 14:04:57 »

Kuşeyri Risalesi - Müellifin Girişi

Melekûtunun büyüklüğü bakımından eşsiz, ceberûtunun güzelliği yönünden biricik, teklifindeki yücelik cihetinden aziz, her nevi ihtiyacı görmedeki (samediyyet) yüksekliği itibariyle mukaddes, zatı bakımından herhangi bir şeye benzemiyecek kadar ulu, sıfatları bakımından her nevi son ve kusurdan münezzeh, ulûhiyet makamının hakkı ve hususiyeti olan sıfatlara sahip ve yarattığı şeylerden hiç birine benzemediğini ifade eden delillere mâlik olan Allah´a hamd olsun.

O ne kadar aziz ve ne kadar mukaddes bir varlıktır ki, künhüne ve sınırına ulaşılmaz, en ince mânada bile çokluk (kesret) O´na yol bulamaz, hiç bir gaye ve hudut O´nu sınırlandıramaz, hiç bir kimse O´na yardımda bulunamaz, kendisine şefaatçi olacak ne bir çocuğa ne de bir ortağa sahip olmaz, hiç bir sayı ile ihata edilemez, (O sayıların toplamı değildir), hiç bir mekânda ikâmet etmez, hiç bir zaman O´nu çeviremez, hiç bir akıl O´nu idrâk etmeye kadir olamaz ve hiç bir muhayyile O´nu tasvir edemez. Hakkında, O nasıldır? veya O nerededir? denmekten veya sanatı vasıtasiyle zinet ve kemâl kazanmaktan-veya fiili ile kendisinden kusuru ve çirkinliği defetmekten pek çok -yücedir Çünkü

«O´nun misli gibi bir şey yoktur. O işiten ve görendir» (Şura, 42/11). Hiç bir canlı O´nu mağlüb edemez. Her şeyden haberdârdır, her şeye kadirdir. Kullarına yaptığı ihsana ve onları idare etmesine mukabil O´na hamd ederim. Vermediğine ve defettiğine karşılık da O´na şükrederim. O´na tevekkül eder, O´nunla kanaat ederim. Verdiğine de, vermediğine de razı olurum.

Dostlar! Allah sizlerden razı olsun, biliniz ki Hakk Taâlâ şu sûfi-ler zümresini dostlarının seçkini, Nebi ve Resuller müstesna bütün kullarının en faziletlisi kıldı. Bunların kalplerini ilâhi söz cevherleri için kaynak kıldı. Ümmet içinde ilâhi nurların doğduğu mahal olma hususiyetini onlara bahşetti. Sıkışık durumlarda kalan halkın sığındıkları merci bunlardır. Bunlar bütün hâllerinde (nefsleri ile değil) Hakk ile beraber ve Hakk´ın irâdesi ile bulunurlar.
 
Kuşeyri Risalesi - Abdul Kerim Kuşeyri - Hazırlayan Prf. Dr. Süleyman ULUDAĞ - Dergah Yayınları Kasım 1999 - Sayfa 79-80
Logged

Rabbim!!! Ben yalnız sana kulum. Sensin benim mabudum. Senin yoluna baş koydum. Rabbim senden hoşnudum... Emir Han
Semavi
Administrator
Aktif Üye
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 994


Kimine göre forum, bize göre bir aile


WWW
« Yanıtla #1 : 04 Ağustos 2009, 20:21:53 »

devamını ilgi ve merakla bekliyoruz...
Logged


Huzur(u) bulmak için www.kuranvakti.com
Maneviyatınız için www.maneviyat.com
Gençleriniz için
www.hayatname.com
Çocuklarınz için
www.bizimpark.com
Dosyalar için
www.iyidosya.com  
-------------------------------------
Size göre, size özel, sizin için!..
emir buhari
Pasif Üye

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 24


« Yanıtla #2 : 06 Ağustos 2009, 10:45:39 »

Kuşeyri Risalesi - Müellifin Girişi

Allah onları beşeri ve nefsâni bulanıklıklardan tasfiye etmiş, ahadiyyete ait ilâhi hakikatlardan kendilerine gelen tecellilerle onları ulûhiyeti temaşa (müşahede) makamlarına yükseltmiş, ubudiyetin (kulluğun) âdabını ifa etmeye muvaffak kılmış ve ilâhi kanunların cereyan tarzının menşeini görmelerini sağlamıştır. Bu sebeple onlar da mükellef tutuldukları vazifeleri ifa etmeye koyulmuşlar ve Allah Teâlâ´dan kendilerine gelen Allah´ın yarattığı şeyler üzerindeki tasarrufu ve idare şekli karşısında kalbin huzur ve sükûn içinde bulunması meziyetini kendi vasıfları haline getirmişler ve bu hasletleri kendilerinde gerçekleştirmişlerdir. Sonra bu teslimiyet içinde amel ederek samimi bir ihtiyaç hali içinde ve boyunları bükük bir vaziyette Hakk Taâlâ Hazretleri´nin huzuruna dönmüşler, işledikleri ameller ve elde ettikleri saf hallerden hiç bahsetmemişlerdir. Zira Aziz ve Celil olan Allah Taâlâ´nın dilediğini yaptığına ve kullarından istediğini veliliğe seçtiğine kanaat getirmişler, hiç bir mahlûkun ona hükmedemiyeceğine ve hiç bir varlığın onun irâdesi üzerinde hak iddia edemiyeceğine, hak edilmeden, amel karşılığı olmadan verdiği sevabın doğrudan doğruya bir lütuf olduğuna, azabın ise adaletinin eserleri (izleri veya kitapları) kalmıştır...
Sûfi dostlarım, Allah sizleri lutfuna nail eylesin. Bu Risâle´yi işte bu sebeple sizler için yazmış bulunmaktayım. Bazı tasavvuf şeyhlerinin âdâb, ahlâk, muamele ve kalplerinde besledikleri inanç gibi hususları bu Risâle´de bahis konusu ettim. Sûfilerin işaret ettikleri vecd hâllerini seyr ve sülük esnasında baştan sona kadar yükseliş keyfiyetini de bu eserde anlattım. Gaye, bu tarikata girmek istiyenlere kuvvet vermek, ilk sûfilerin durumlarını izah etmek suretiyle tasavvuf yolunu tashih ettiğim hususunda lehimde şehadette bulunmanızı temin etmek, sahtekâr sofuların halleriyle ilgili şikâyetlerimi yazarak teselli bulmak ve kerem sahibi olan Allah´ın lutfuna. ve ihsanına nail olmaktır.
Anlatacağım hususlarda Allah Taâlâ Hazretlerinden yardım niyaz ediyor, bahsedeceğim meselelerde bana kâfi olmasını ve beni hatadan korumasını diliyor, bana af ve afiyet bahşetmesini temenni ediyorum. İhsanda bulunmaya lâyık ve dilediğini yapmaya kadir olan O´dur.

Kuşeyri Risalesi - Abdul Kerim Kuşeyri - Hazırlayan Prf. Dr. Süleyman ULUDAĞ - Dergah Yayınları Kasım 1999 - Sayfa 80-81-82
Logged

Rabbim!!! Ben yalnız sana kulum. Sensin benim mabudum. Senin yoluna baş koydum. Rabbim senden hoşnudum... Emir Han
emir buhari
Pasif Üye

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 24


« Yanıtla #3 : 07 Ağustos 2009, 08:44:53 »

Kuşeyri Risalesi - Sufilerin Akaid ve Tevhid Meseleleri Hakkındaki İnançlarının Açıklanması


Sûfi dostlarım —Allah sizleri rahmetine nail eylesin— iyi biliniz ki; Bu taifenin şeyhleri, işlerinin ve tasavvufî telâkkilerinin temellerini tevhid konusunda çok sağlam esaslar üzerine bina kılmışlar, böylece akidelerini bid´atlardan korumuşlar, selefin ve sünnet ehlinin benimsediğine inandıkları, teşbih 3 ve ta'tilden 4 uzak, tevhid anlayışını kendi dinleri olarak kabul etmişler, kıdem sıfatına hâiz olan Allah´ın hakkını tanımışlar, yokluktan var olanın sıfatı olan (fakr, ihtiyaç, zül ve inkiyad gibi) şeyleri kendi vasıfları haline getirmeyi gerçekleştirmişlerdir. Bu hususu, tasavvuf yolunun efendisi (seyyidü´t-tâife) olan Cüneyd (r.a.) «Tevhîd, kıdemi hadesten (ezelî olanı fani ve yaratılmış olandan) ayırmak ve ferd haline getirmektir», sözü ile açıklamıştır.

Sûfîler, akidelerinin esaslarını açık deliller ve belli şâhidlerle muhkemleştirmişlerdir. Nitekim Ebu Muhammed Cerîrî (r.a) bu hususta şöyle demiştir: «Bir kimse tevhid ilmine (Allah´ın var ve bir olduğunu gösteren) şâhidlerden bir şâhid, delillerden bir delil ile vâkıf olmazsa aldanmak ve şaşırmak suretiyle ayağı ölüm uçurumuna kayar.» Ceriri demek istiyor ki; tevhidle ilgili deliller üzerinde düşünmeyip taklidi benimsiyenler kurtuluş yolundan saparak ölüm zincirine yakalanır ve helak uçurumuna yuvarlanırlar.


3. Teşbih: Allah´ı yaratıklara benzetmek.
4. Ta´til: Allah´ın sıfatlarını inkâr etmek.



Kuşeyri Risalesi - Abdul Kerim Kuşeyri - Hazırlayan Prf. Dr. Süleyman ULUDAĞ - Dergah Yayınları Kasım 1999 - Sayfa 83
Logged

Rabbim!!! Ben yalnız sana kulum. Sensin benim mabudum. Senin yoluna baş koydum. Rabbim senden hoşnudum... Emir Han
emir buhari
Pasif Üye

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 24


« Yanıtla #4 : 08 Ağustos 2009, 14:39:50 »

Sûfilerin sözleri üzerinde düşünenler, beyanlarını inceliyenler mutasavvıfların sözlerinde toplu veya dağınık olarak ifade ettiklerini tetkik edenler emin bir şekilde şu kanaata varırlar: Mutasavvıflar kendilerini hedeflerine ulaştıracak hususları araştırmada kusur etmemişler, gayelerine ulaşma arzularında ihmale meyletmemişlerdir...

Ebu Nasr Tûsî şöyle demişti: Ruveym´e, Azîz ve Celîl olan Allah´ın halk üzerine ilk defa farz kıldığı şeyin ne olduğu sorulmuş, O da; «Marifettir, sânı yüce olan Allah´ın ´Ben cinni ve insi sadece bana ibadet etsinler diye yarattım´ (Zâriyât, 51/56) âyetinin, İbn Abbas tarafından: ´Tanısınlar´ (ibadet marifetle tefsir edilmiştir) şeklinde açıklanması bunu gösterir,» demiştir.

Cüneyd diyor ki: «Hikmete itikad konusunda kulun ilk defa muhtaç olduğu husus, sanatkârı, eserini ve eserini meydana getiriş biçimini tanımasıdır. Bu tanıma ve marifetin neticesi olarak mahlûk karşısında Hâlık´ın sıfatını, hadis karşısında Kadîm´in vasfını tanır, Yaratan´ın davetine boyun eğer,

O´na itaat etmenin şart olduğunu itiraf ve ikrar eder. Şüphesiz ki kendine mâlik olan, Allah´ı bilen, mülkün ve mülk üzerinde tasarrufta bulunma yetkisinin kimin hakkı olduğunu bilir, Mâliki tanımıyan, mülkünü de tanımaz.»





Kuşeyri Risalesi - Abdul Kerim Kuşeyri - Hazırlayan Prf. Dr. Süleyman ULUDAĞ - Dergah Yayınları Kasım 1999 - Sayfa 83
Logged

Rabbim!!! Ben yalnız sana kulum. Sensin benim mabudum. Senin yoluna baş koydum. Rabbim senden hoşnudum... Emir Han
enuşa
Aktif Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 257



« Yanıtla #5 : 11 Ağustos 2009, 17:44:09 »

Ebu Tayyib Mağribî şöyle der: «Aklın delâleti vardır; Allah´ın var ve bir olduğunu delille bulmak akla aittir. Hikmetin işareti vardır. Marifetin şehadeti vardır. (Çünkü o vahdaniyeti temaşa etmiştir). Şu halde akıl delil olur. Hikmet rehber olur. Marifet şahitlik eder ki, ibadetteki saflığa, riyadan uzak halis taata ancak ve ancak tevhiddeki saflık ile nail olunur. Saf ibadete saf tevhid ile ulaşılır.»

Cüneyd´e tevhidin ne olduğu sorulmuş, o da şu cevabı vermişti: «Tevhid edileni tekliğindeki kemâl ile birlikte birliğinin (vâhidiyetinin) gerçekleştirilmesi suretiyle O´nun doğurmayan ve doğrulmayan bir (vâhid) olduğunu kabul etmek, bunu yaparken teşbihe, keyfiyet nisbet etmeye, tasvir ve temsile kaymadan zıddı, dengi ve benzeri olduğunu reddetmek, ´Onun misli gibi bir şey yoktur´ (Şûra, 42/11) diyerek Allah´ı tek ve eşsiz olarak bilmektir.»

Logged

''nE gElmEk vArDıR Ne De gİtmEk ( M.ibn-i Arabi )''
enuşa
Aktif Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 257



« Yanıtla #6 : 12 Ağustos 2009, 21:02:08 »

Ebu Bekir Zahrabâzî´ye, marifet hakkında soru sorulmuş o da: «Marifet bir isimdir. Kalbte ta´til ve teşbih akidesinin bulunmasına mani olan tazim duygusunun mevcudiyeti, mânasına gelir,» demiştir.
Ebu Hasan Bûşencî (r.a.), «Tevhid, onun zâtı itibariyle teşbihle ilgisi bulunmayan, vasıfları itibariyle sıfatları reddedilmeyen bir ilâh olduğunu bilmektir. (Zat için teşbih, sıfat için ta’til yoktur, diye inanmaktır) demiştir.

Hüseyin Bin Mansur Hallac diyor ki: “Kıdem ve ezeliyet Allah’a mahsus olduğu için, sen bütün hadis ve yaratıkları dikkatli bir şekilde tetkik etmelisin ve bunların mahluk olduklarına hükmetmelisin.Hadis, cisim ve madde olarak ortaya çıkmış ve idrâk edilir hale gelmiştir. Araz cismin ayrılmaz bir vasfıdır. Sebeplerde (canlılarda duyumlar gibi) çeşitli arazlar toplanmıştır. Sebepler (canlılar) da bulunan kuvvetler arazları bir arada tutmaktır. Bir zamanın birleştirdiği bir şeyi başka bir zaman ayırır, dağıtır. Başkası sayesinde kâim olan bir şey zarurî olarak ona muhtaç olur (Hadis Vacibe muhtaçtır). Vehm ve hayal edilen bir şey tasavvur ve tasvir edilebilir. Bir kimse mekânda bulunursa, ´Nerede´ sorusu onu yakalar. Bir kimsenin cinsi varsa, ´Nasıldır´ sorusu onu arar. Bu gibi sebeplerden dolayı şüphesiz ki Hakk Taâlâ´yı üst gölgelendirmez, alt taşımaz, son ve sınır karşısına çıkmaz, yan O´nu sıkışık hale getirmez, arka O´nu ihata edemez, ön O´nu sınırlandıramaz, evvel O´nu açığa çıkaramaz, sonra O´nu yok olmaya götüremez (Âlemden evvel zahir, âlemden sonra bakidir). Cüzlerden mürekkep bir kül değildir, ´İdi´ (kâne) O´nu yaratmış değildir, ´değildi´ dense), O´nu yok kılmaz, (Vardır denildiği için var olmadı, yoktur demekle de yok olmaz). Sıfatlarının vasıf ve keyfiyeti yoktur, fiilinin, âmil ve sâiki mevcut değildir, varlığının sonu yoktur, mahlûkların sıfatlarından ve hallerinden münezzehtir, mahlûk ve eşya ile mezcolmuş değildir, fiili vasıta ile meydana gelmez (yardımcısı yoktur), yaratılan bütün varlıklar hâdis olmaları itibariyle O´na zıt oldukları gibi, O da kadim ve ezeli olması bakımından mahrukata zıttır.

Kuşeyri Risalesi - Abdul Kerim Kuşeyri - Hazırlayan Prf. Dr. Süleyman ULUDAĞ - Dergah Yayınları Kasım 1999 - Sayfa 84

Logged

''nE gElmEk vArDıR Ne De gİtmEk ( M.ibn-i Arabi )''
enuşa
Aktif Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 257



« Yanıtla #7 : 13 Ağustos 2009, 21:30:52 »

«Ne zaman?" dersen bil ki, O´nun varlığı zamandan evveldir, Hüve (O) dersen bil ki (H) ve (V) harfleri O´nun tarafından yaratılmıştır. ´Nerede?´ dersen bil ki O´nun mevcudiyeti mekândan öncedir.
«Şu halde harfler âyetleri ve delilleridir, varlığı mevcudiyetinin delili ve ispatıdır, marifeti tevhididir, zira tevhid etmiyen O´nu tanımaz. Tevhid demek O´nu yaratıklarından ayırdetmek, demektir. O vehimlerin tasavvur ve tahayyül ettiğinin aksinedir. Kendisinden zuhûr eden yaratıklar O´na nasıl hulul edebilir? O´nun inşa ve icad ettiği eşya O´na nasıl döner ve O´nunla nasıl kâim olabilir? Göz bebeği O´nu hiç bir cihette göremez, zanlar O´nu idrâk edemez, kuluna yakın olması bir, ikramıdır, uzak kalması kulunu zelil kılması demektir, kuluna üstünlüğü mekân cihetinden değildir, gelişi yer yönünden olmaz.O evveldir,ahirdir, zahirdir, batındır, yakındır, uzaktır, misli gibisi bulunmayandır, işitendir, görendir"

Yusuf b. Hüseyn anlatıyor: "Adamın biri Zunnun Mısrinin önünde durdu ve: Tevhidin ne olduğunu bana haber ver, dedi. Zunnûn bu zata: Allah Taâlâ´nın kuvveti eşyadadır, fakat eşya ile mezcolmuş değildir. O eşyayı vasıtasız yaratmıştır. Her şeyin var oluş sebebi O´nun yaratma ve yapma kudretidir. Ne semâların yüceliklerinde, ne de yerlerin derinliklerinde Allah´tan başka idareci yoktur, vehim ve zihin O´nu nasıl tasavvur ve tahayyül ederse etsin Allah o tasavvurun zıddıdır, şeklinde cevap verdi.»

Cüneyd tevhidi, «Allah ezeliyetinde tektir, O´nunla birlikte bir ikincisi yoktur, O´nun fiilini vücuda getiren başka bir şey mevcut değildir, diyebilmen ve ikrar etmendir,» tarzında tarif etmiştir.
Abdullah b. Hafif, iman Hakk´ın gayba ait olmak üzere bildirdiği şeyleri kalbin tasdik etmesidir,» demiştir.

Kuşeyri Risalesi - Abdul Kerim Kuşeyri - Hazırlayan Prf. Dr. Süleyman ULUDAĞ - Dergah Yayınları Kasım 1999 - Sayfa 85
Logged

''nE gElmEk vArDıR Ne De gİtmEk ( M.ibn-i Arabi )''
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #8 : 15 Şubat 2010, 16:23:14 »


Ebu Abdullah bin Hafif (ks), " İman, Hakk'ın gayba ait olmak üzere bildirdiği şeyleri kalbin tasdik etmesidir." demiştir.

Ebu'l-Abbas Seyyar (ks): "Allah'ın ihsanı iki nevidir: Keramet ve istidrac. Verdiği sende devamlı tutarsa bu keramet (ikram, ihsan)tir, tutmazsa istidracdır. O halde inşallah ben müminim de." demiştir. Bu sözleri söyleyen Ebu'l-Abbas Seyyar (ks) zamanın şeyhi idi.

Üstad Ebu Ali Dekkak (r.a)'dan işittim: Adamın biri Ebu'l-Abbas Seyyar (ks)'ın ayağını dürttü. Ebu'l-Abbas Seyyar (ks) ona "Aziz ve Celil olan Allah'a asi olmak için kat'iyyen bir adım bile attırmadığım bir ayağa dokunuyorsun, dikkat et ha" dedi (tevhit budur).

Kuşeyri Risalesi - Abdul Kerim Kuşeyri - Hazırlayan Prf. Dr. Süleyman ULUDAĞ - Dergah Yayınları Aralık 2003 - Sayfa 85
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #9 : 16 Şubat 2010, 21:24:12 »


Ebu Bekir Vâsitî (ks), "Ben hakikaten mü'minim diyen kimseye denilir ki: Hakikat idrâki (ve gaybe vâkıf olmayı) ve ihatayı gerektirir, bu hâli kaybedenin imanla ilgili davası bâtıl olur,» demiştir. Ebu Bekir Vâsitî (ks), bu sözü ile ehl-i sünnetin şu inancını anlatmak istemiştir: Hakikî mü´min, Cennetliktir, diye hükmedilen zattır. Bir kimse Allah Teâlâ´nın hikmetinin sırrı olarak bu hususun kendisinde mevcudiyetini bilmezse: "Ben hakikaten mü'minim"  demesi doğru olmaz.

Sehl bin Abdullah Tüsteri (ks) : "Sonunu idrâk ve ihata etmek söz konusu olmaksızın mü'min Allah Teâlâ'yı (âhirette) gözü ile seyredecektir." demiştir.

Ebu'l Hasan Nûrî (ks), "Hakk Teâlâ bütün kalplere nazar kıldı, kendisini görmeye Muhammed (aleyhi ekmeluttehaya)'in kalbinden daha çok şevk ve özlem duyan bir kalp bulmadı. O sebeple Allah'ı görme ve O'nunla konuşma (ru'yet ve mükaleme) halini çabuklaştırmak için kendisine Mirac yapmayı nasip eyledi." demiştir.

Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #10 : 17 Şubat 2010, 19:52:25 »


Ebu Osman Mağribi (ks)'nin hizmetçisi İbn Mahbub anlatıyor: "Bir gün Ebu Osman bana hitaben: Ya Eba Muhammed, birisi sana ibadet ettiğin Ma'bûd nerededir? dese ona ne cevap verirsin, dedi. ´Ezelde olduğu yerdedir´, derim, dedim. Peki ezelde nerede idi, derse nasıl cevap verirsin, dedi. "Şimdi olduğu yerde idi, yani mekânın bulunmadığı zaman nerede ise şimdi de oradadır", diye cevap veririm, dedim. Bu cevabım Ebu Osman´ın o kadar çok hoşuna gitti ki elbisesini çıkarıp bana vermekten kendini alamadı."

İmam Ebu Bekir bin Furek'i (r.a.) Ebu Osman Mağribî (ks)'nin şu sözü söylediğini hikâye ederken dinlemiştim: "Bazı naslardan Allah'ın bir cihette (üstte) olduğu kanaatına varmış idim, Bağdat'a geldiğimde bu kanaatim zail oldu, o zaman Mekke´deki dostlarıma: Hiç şüpheniz olmasın ki, ben şu anda yeniden müslüman olmuş bulunmaktayım, diye yazdım."

Muhammed bin Hüseyn (r.a.)'i  Ebu Osman Mağribî (ks)'nin şunu söylediğini hikâye ederken dinlemiştim:" Ebu Osman'a halk nerededir? diye sorulmuş. O da, "Üzerlerinde ilâhî kudretin hükümlerinin câri olduğu beden kalıplarıdır, kimseye faydası ve zararı dokunmayan heykellerdir, hakiki fail Allah'tır," demiştir.

Kuşeyri Risalesi - Abdul Kerim Kuşeyri - Hazırlayan Prf. Dr. Süleyman ULUDAĞ - Dergah Yayınları Aralık 2003 - Sayfa 86
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #11 : 18 Şubat 2010, 16:17:59 »

Vâsitî  (ks) diyor ki: "Ruhlar ve cesetler zatları ile değil, Allah, ile kâimdirler, O'nunla zuhur eder, var olur. Bunun gibi düşünceler ve hareketler de zatları ile değil, Allah ile kâimdir. Çünkü hareketler ve hatarât cesetlerin ve ruhların dallarıdır." Ebu Osman bu sözü ile kulların kazandığı fiillerin Allah Taâlâ tarafından yaratıldığını, cevherlerin Allah Taâlâ´dan başka yaratıcısı bulunmadığı gibi arazların da Allah´tan başka Hâlık´ı bulunmadığını açıkça ifade etmiştir.

Ebu Said Harrâz (ks): "Kim çaba harcıyarak maksadına ulaşacağını zannederse kendisini boşuna sıkıntıya sokar, kim çaba sarf etmeden maksadına (Allah'a) vâsıl olacağını zannederse kuru bir temenninin peşinde koşar," demiştir.

Kuşeyri Risalesi - Abdul Kerim Kuşeyri - Hazırlayan Prf. Dr. Süleyman ULUDAĞ - Dergah Yayınları Aralık 2003 - Sayfa 86
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #12 : 22 Şubat 2010, 21:09:04 »


Ebu Said Harrâz hazretleri: "Kim çaba harcayarak maksadına ulaşacağını zannederse kendisini boşuna sıkıntıya sokar, kim çaba sarf etmeden maksadına (Allah'a) vâsıl olacağını zannederse kuru bir temenninin peşinde koşar," demiştir.

Adamın biri Zunnûn hazretlerine geldi ve: "Allah'a benim için dua buyur, dedi. Hazret ona dedi ki: "Eğer Allah'a ait gayb ilminde tevhidde samimî olmakla te'yid edilmiş isen, daha önce nebi ve veliler tarafından senin için yapılmış nice makbul dualar var! Aksi halde denize batanı, çağırmanın (duanın) kurtaramayacağını bilmelisin!"

Muhammed bin Hüseyn (ks), Ebu Kasım Nasrabâzî (ks)'nin şunu söylediğini bana haber verdi:"Sen fiil sıfatları ile zat sıfatları arasında gidip gelmedesin, bunların her ikisi de hakiki mânada Allah Taâlâ'nın sıfatlarıdır. Tefrika (fark) makamında seni şaşkına çevirince (kalbin kesret ve fark halinde bulununca) Allah seni fiil sıfatlarına yaklaştırmıştır, demektir. Cem' makamına ulaştırınca seni zat sıfatlarına yaklaştırmış olur." Ebu Kasım Nasrabâzî (ks) zamanının büyük şeyhlerinden biri idi.



Kuşeyri Risalesi - Abdul Kerim Kuşeyri - Hazırlayan Prf. Dr. Süleyman ULUDAĞ - Dergah Yayınları Aralık 2003 - Sayfa 86,87
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #13 : 23 Şubat 2010, 18:35:07 »

İbn Şahin, Cüneyd Bağdadi (ks)'e, "Allah'la beraber olmanın mânası nedir,» diye sormuş, Cüneyd Bağdadi (ks) de: "Bunun iki mânası vardır: Allah yardım ve himayesi ile peygamberlerle beraberdir. Nitekim, "Şüphe yok ki ben sizinleyim, işitir ve görürüm." (Tâhâ, 20/46) buyurmuş olması bunu gösterir. İlim ve ihatası ile Allah bütün halkla beraberdir. Nitekim, "Üç kişi arasında bir fısıldaşma olursa, dördüncüsü O'dur." (Mücadele, 58/7) buyrulmuş olması bunu ifade eder," demişti. Bunun üzerine İbn Şahin Cüneyd Bağdadi (ks)'e, "Halk'ı Allah'a ulaştırmak için senin gibi bir mürşide ihtiyaç vardır." demişti.

Cafer Sâdık hazretleri demiştir ki: "Sonra yaklaştı ve göründü." (Necm, 53/4) âyetinden kim, Peygamber cismi ile Allah'a yaklaştı, mânasını vehmederse, Allah ile Peygamber arasına bir mesafe koymuş olur. Yaklaşma sadece kalp iledir. Kalp Allah'a yaklaştıkça, Allah o kalpten maddeye ait dünyevî bilgileri uzaklaştırır. Çünkü bu konuda maddî mânada yaklaşma veya uzaklaşma söz konusu değildir."

Üstad Ebu Ali Dekkak (ks)'ın  el yazısı ile şöyle bir yazı görmüştüm: "Sûfînin birine, Allah nerededir, diye soruldu. O da, Allah seni nefsinden kurtarsın ve kendisi ile kılsın. Göz göre göre Allah nerededir, sorusu sorulur mu hiç!" diye cevap verdi.


Kuşeyri Risalesi - Abdul Kerim Kuşeyri - Hazırlayan Prf. Dr. Süleyman ULUDAĞ - Dergah Yayınları Aralık 2003 - Sayfa 87,88

Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #14 : 27 Şubat 2010, 23:06:07 »

VAKT


Üstad Ebu Ali Dekkak (r.a)'tan şöyle söylediğini işitmiştim: "Vakit, içinde bulunduğun hâldir. Eğer sen dünyada isen (yani zihnin ve kalbin dünyevi düşüncelerle dolu ise) vaktin dünyadır, eğer âhirette isen vaktin âhirettir. Eğer neşeli isen vaktin neşedir, hüzünlü isen vaktin hüzündür." Ebu Ali  hazretleri bu sözü ile vakit, insan üzerinde gâlib olan hâldir, demek istiyor.


Sûfîler, Sûfî ibnü´l-vâktdır (Sûfi vaktin oğlu, vakit uşağıdır) derler. Bununla, sûfi her vakit içinde o vakitte işlenmesi en hayırlı olan şeyle derhal meşgul olur, o vakit içinde kendisinden istenen görevi yerine getirir, mânasını kastederler.


Derler ki: Dervişin derdi ve düşüncesi geçmiş veya gelecek zamanı değildir. Onun derdi içinde bulunduğu vakit (hâl) dir. Bunun için, geçmiş zamana âit olup da elden çıkan şeylerle meşgul olmak, ikinci bir vakti de elden çıkarıp zayi etmektir, denilmiştir.


Sufilerin tekrarladıklar sözlerden biri de "Vakit kılıçtır" cümlesidir. Yani kılıç kesici olduğu gibi, vakit de Hakk´ın kul üzerindeki takdiri ve hükmü hususunda tesirini derhal gösterir, kılıç gibi keser atar.


Derler ki: Sathına dokununca kılıcın pürüzsüz ve yumuşak, yüzüne dokununca keskin ve sert olduğu müşahede edilir. O halde kılıca yumuşaklık gösteren selâmete erer. Kılıçla sertleşen ve zıtlaşan ise derhal zararını görür. Bunun gibi vaktin hükmüne teslim olan kurtulur, ona karşı çıkan tepetakla yuvarlanır, aşağıya düşer.


Şu şiir bu makamda okunur:


"Vakit kılıç gibidir, eğer kılıca yavaş ve yumuşak dokunursan, o da sana yavaş ve yumuşak dokunur. Eğer sert dokunursan, kılıcın iki yüzü de sana sert dokunur ve keser"


Bir kimseye vakit yar olursa, o kimsenin vakti (iyi) bir vakittir. Vakit bir kimseyi sıkıştırıp zor durumda bırakırsa, onun hakkında vakit ilâhi bir gadap ve intikamdır.


Üstad Ebu Ali Dekkak hazretlerinin şunu söylediğini işitmiştim: "Vakit bir törpüdür, seni aşındırır, fakat yok etmez, yani vakit törpüsü seni yok etse, tamamen ortadan kaldırsa mahvolduğun an kurtulmuş olurdun, lâkin vakit törpüsü her an senden bir parça almakta ve seni tamamen yok etmemektedir."
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
Sayfa: [1] 2
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Tasavvuf  |  Yazılar  |  Kuşeyri Risalesinden Seçmeler « önceki sonraki »
    Gitmek istediğiniz yer: