KÖTÜ ZAN
 

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
05 Şubat 2012, 07:54:11
12195 Mesaj 2631 Konu Gönderen: 1918 Üye
Son üye: isimbayz
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Kur'an-ı Kerim  |  Yazılar  |  KÖTÜ ZAN 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1]
Gönderen Konu: KÖTÜ ZAN  (Okunma Sayısı 856 defa)
İbni Kayyım Cevziyye
Pasif Üye

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 38



« : 22 Temmuz 2009, 23:05:53 »

hucurat 12. Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir

Dördüncü hastalık: "Sû-i zan"dır.

Evet, insan hüsn-ü zanna memurdur. İnsan, herkesi kendisinden üstün bilmelidir. Kendisinde bulunan sû-i zan sâikasıyla başkalara teşmil etmesin. Ve başkaların bazı harekâtını, hikmetini bilmediğinden takbih etmesin. Binaenaleyh, eslâf-ı izâmın hikmetini bilmediğimiz bazı hallerini beğenmemek sû-i zandır. Sû-i zan ise, maddî ve mânevî içtimaiyatı zedeler.

Arkadaş! Tahtel'arz yaptığım hayalî bir seyahatte gördüğüm bazı hakikatleri zikredeceğim:

Birinci hakikat: Arkadaş! Mâlik-i Hakikîden gaflet, nefsin firavunluğuna sebep olur. Evet, taht-ı tasarrufunda bulunan bütün eşyanın Mâlik-i Hakikîsini unutan, kendisini kendisine mâlik zannederek hâkimiyet tevehhümünde bulunur. Ve başkaları da, bilhassa esbabı, kendisine kıyasla hâkim ve mâlik defterine kaydeder. Ve bu vesileyle, Allah'ın mülkünü, malını kendilerine taksim ederek ahkâm-ı İlâhiyeye karşı muaraza ve mübarezeye başlar.

Halbuki, Cenab-ı Hak tarafından insanlara verilen benlik ve hürriyet, ulûhiyet sıfatlarını fehmetmek üzere bir vahid-i kıyasî vazifesini görüyor. Maalesef, sû-i ihtiyarla hâkimiyet ve istiklâliyete âlet ederek tam bir firavun olur.

Arkadaş! Bu ince hakikat, tam vuzuh ve zuhuruyla şöyle bana göründü ki:

Gaflet suyuyla tenebbüt eden benlik, Hâlıkın sıfatlarını fehmetmek için bir vahid-i kıyastır. Çünkü, insanlar görmedikleri şeyleri kıyas ve temsillerle bilirler. Meselâ, bir adam Cenab-ı Hakkın kudretini anlamak için bir taksimat yapar. "Buradan buraya benim kudretimdedir, bundan o yanı da Onun kudretindedir" diye vehmî bir çizgi çizmekle meseleyi anlar. Sonra mevhum hattı bozar, hepsini de ona teslim eder. Çünkü, nefis, nefsine mâlik olmadığı gibi, cismine de mâlik değildir. Cismi, ancak acip bir makine-i İlâhiyedir. Kaza ve kader kalemiyle kudret-i ezeliye, bir cilveciği o makinede çalışıyor. Binaenaleyh, insan o firavunluk dâvâsından vazgeçmekle, mülkü mâlikine teslim etsin, emanete hıyanet etmesin! Eğer hıyanetle bir zerreyi nefsine isnad ederse, Allah'ın mülkünü esbab-ı câmideye taksim etmiş olacaktır.

İkinci hakikat: Ey nefs-i emmare! Kat'iyen bil ki, senin hususî ama pek geniş bir dünyan vardır ki, âmâl, ümit, taallûkat, ihtiyacat üzerine bina edilmiştir. En büyük temel taşı ve tek direği, senin vücudun ve senin hayatındır. Halbuki o direk kurtludur. O temel taşı da çürüktür. Hülâsa, esastan fâsit ve zayıftır. Daima harap olmaya hazırdır.

Evet, bu cisim ebedî değil, demirden değil, taştan değil; ancak et ve kemikten ibaret birşeydir. Âni olarak senin başına yıkılıyor, altında kalıyorsun. Bak zaman-ı mâzi, senin gibi geçmiş olanlara geniş bir kabir olduğu gibi, istikbal zamanı da geniş bir mezaristan olacaktır. Bugün sen iki kabrin arasındasın; artık sen bilirsin.

Arkadaş! Bildiğimiz, gördüğümüz dünya bir iken, insanlar adedince dünyaları hâvidir. Çünkü, her insanın tam mânâsıyla hayalî bir dünyası vardır. Fakat öldüğü zaman dünyası yıkılır, kıyameti kopar.

Üçüncü hakikat: Şu gördüğün dünyayı, bütün lezâiziyle, sefahetleriyle, safâlarıyla pek ağır ve büyük bir yük gördüm. Ruhu fâsit, kalbi hasta olanlardan başka kimse o ağır yükün altına giremez. Çünkü, bütün kâinatla alâkadar olmaktansa ve herşeyin minnetine girmektense ve bütün esbab ve vesaite el açıp arz-ı ihtiyaç etmektense, bir Rabb-i Vâhid, Semî ve Basîre iltica etmek daha rahat ve daha kârlı değil midir?

Dördüncü hakikat: Ey nefis! Kâinatın uzak çöllerine gidip Sâniin ispatına deliller toplamaya ihtiyaç yoktur. Bir kulübecik hükmünde bulunan içerisinde oturduğun cisim kafesine bak: Senin o kulübenin duvarlarına asılan icad silsilelerinden, hilkatin mucizelerinden ve harika san'atlarından, kulübeden harice uzatılan ihtiyaç ellerinden ve pencerelerinden yükselen "Ah!", "Oh!" ve enînler lisan-ı haliyle istenilen yardımlarından anlaşılır ki, o kulübeyi müştemilâtıyla beraber yaratan Hâlıkın, o ah u enînleri işitir, şefkat ve merhamete gelir, hâcât ve âmâlin ne varsa taht-ı taahhüde alır. Zîra, sineğin kafasındaki o küçük küçük hüceyratın nidalarına "Lebbeyk!" söyleyen o Sâni-i Semî ve Basîrin, senin dualarını işitmemesi ve o dualara müspet cevaplar vermemesi imkân ve ihtimali var mıdır?

Bediüzzaman Said-i Nursi
Logged

bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır. toprak uğrunda ölen varsa vatandır
enuşa
Aktif Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 257



« Yanıtla #1 : 22 Temmuz 2009, 23:45:13 »

Yüce Yaratıcı gıybet ve kötü zan hakkında şöyle buyuruyor; "Ey iman edenler, zarının bir çoğundan kaçının. Çünkü bazı zan (vardır ki) günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Kiminiz de kiminizi arkanızdan çekiştirmesin. Sizden herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. Allah tevbeleri kabul edendir. Çok esirgeyicidir." (el-Hucûrât : 12).

Peygamber efebdimiz (s.a.v) müslümanı tarif ederken şöyle buyurmaktadır: "Müslüman o kimsedir ki müslüman kardeşleri onun dilinden ve elinden selâmette olur."
Logged

''nE gElmEk vArDıR Ne De gİtmEk ( M.ibn-i Arabi )''
_selma_
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1272



« Yanıtla #2 : 23 Temmuz 2009, 08:03:20 »


Hüsnü zan ve sui zan


Hüsnü zan, iyi, güzel fikir besleme, sui zan ise kötü fikir besleme demektir. Müslüman yaşlı ise, daha çok Allahü teâlâya hüsnü zan etmelidir. Yani (Ben çok günahkâr isem de, Allahü teâlâ beni affeder) diye ümit etmelidir! Hadis-i kudside buyuruldu ki: (Kulum beni nasıl zannederse, ona o şekilde muamele ederim.) [İ. Ahmed] (Yani Allah beni affeder diye ümit ediyorsa onu affeder. Allahtan ümidini kesmişse, ben mutlaka Cehennemliğim diyorsa Cehenneme gider.)

Allahü teâlâya hüsnü zan etmenin ibâdet olduğunu düşünerek Allahın rahmetinin, affının bol olduğunu bilmelidir. Günahlarımız çok olsa da Allahü teâlânın affedebileceğini düşünmek hüsnü zan olur. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Ey günahı çok olan kullarım, Allahın rahmetinden ümidinizi kesmeyin! Allah günahların hepsini affeder. O sonsuz magfiret ve nihayetsiz merhamet sahibidir.) [Zümer 53]

Ölüm döşeğinde (Korkuyorum; fakat Allahın rahmetinden ümidimi de kesmiyorum) diyen zata, Peygamber efendimiz buyurdu ki: (Müminin kalbinde korku ile ümit varsa, Allahü teâlâ, ona umduğunu verir, korktuğundan da emin eder.) [Tirmizî]
Allahın rahmetinden ümidini kesmek çok tehlikelidir. Kur’an-ı kerimde buyuruluyor ki:

(Kötü zanda bulundunuz. Bu yüzden helake mahkum kavim oldunuz.) [Feth 12]
(Rabbinize olan [ümitsizliğiniz, kötü] zannınız sizi helak etti.) [Fussilet 23]
Allahü teâlâ, Hz. Davud’a (Beni sev, beni seveni sev ve beni kullarıma sevdir! Beni sevsinler) diye vahyetti. Hz. Davud, (Ya Rabbi bunu nasıl yapayım?) diye sordu. Allahü teâlâ, (Nimet ve ihsanlarımı onlara hatırlat, onlar benden ancak iyilik beklesinler) buyurdu.

Kadı Yahya bin Eksem hazretleri vefat edince, rüyada görüp halini sordular. O da, (Allahü teâlâ bana, (Ey kötü ihtiyar) diye azarlayınca beni büyük bir korku kapladı. Ben de, “Ya Rabbi, böyle sorguya çekileceğimi bildirmediler” dedim ve ravilerin ismini sayarak, (Ben azimüşşan müslüman olarak saçı sakalı ağaran kuluma azab etmekten hayâ ederim) buyurduğunu bildirdiler, dedim. (Sen ve raviler sadıksınız. Ben de seni magfiret ettim) buyurdu. İnsanları Allahın rahmetinden ümitsizliğe düşüren, onlara hep zorluk gösteren kişiyle, kıyamette Allahü teâlâ, (Sen kullarıma rahmetimden ümit kestirdin. Bugün sen de rahmetimden mahrum kaldın) buyuracaktır. O hâlde her mümin, Allahü teâlânın azabından korkmalı, rahmetinden de ümidini kesmemeli! (İ. Gazali)

Müminleri fâsık yani haram işleyici zannetmek, sui zan olur. Sui zan haramdır. Haram işlediğini öğrenerek, bilerek onu sevmemek, sui zan olmaz, Buğd-i fillah olur, sevap olur. Din kardeşinin ayıbını görünce, ona hüsnü zan etmeli, teviline çalışmalıdır. Onu düzeltmelidir.

Kalbe gelen düşünce, sui zan olmaz, kalbin o tarafa kayması sui zan olur. Kur’an-ı kerimde buyuruldu ki: (Ey iman edenler, su-i zandan sakının! Zannın bazısı günahtır.) [Hucurat 12]

Hadis-i şerifte de buyuruldu ki: (Sui zan yanlış karar vermeye sebep olur.) [Müslim]
İnsanları sui zandan kurtarmak için, kendisini töhmet altında bırakacak yerlerden, işlerden uzak durmalı. Dedikodulara kendisi sebep olduğu için onların işleyecekleri günaha ortak olur. Peygamber efendimiz hanımı ile konuşurken, oradan geçenlere, (Bu kadın hanımımdır) buyurdu. (Ya Resulallah, sizden de mi şüphe edilir) dediler. (Kan damarlarda dolaştığı gibi, şeytan da insana nüfuz eder, vesvese verir.) buyurdu. (Buharî)

Bir adam, bir kadınla şüpheyi uyandıracak şekilde konuşurken Hz. Ömer, adamın yanına vardı. Adam (Bu, benim hanımım) dedi. Hz. Ömer, (Hanımınız ise, ne diye şüpheyi üzerinize çekecek şekilde konuşuyorsunuz?) buyurdu.
Logged

Sayfa: [1]
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Kur'an-ı Kerim  |  Yazılar  |  KÖTÜ ZAN « önceki sonraki »
    Gitmek istediğiniz yer: