Abdullah ibni Mübârek hazretlerinin "rahmetullahi aleyh" bir kölesi vardı. Birisi kendisine dedi ki:
"Senin bu kölen, kefen soygunculuğu yapıp sana para veriyor."
Bu duruma çok üzüldü. Bir gece onu takip etti. Köle kabristana gitti. Bir kabri açtı ve içinde namaza durdu. Abdullah ibni Mübârek onu uzaktan görüyordu. Biraz daha yaklaştı. Köleye baktı. Üstünde eski bir elbise vardı. Yüzünü toprağa sürüyor, ağlıyor, inliyordu. Bu hâli görünce, biraz geri çekildi ve ağladı. Bir köşede oturdu. Köle şafak vaktine kadar orada kaldı. Sonra çıktı, kabrin üzerini örttü ve mescide geldi. Sabah namazını kılınca da şu duâyı yaptı:
"Ya Rabbi! Sabah oldu. Sahibim benden yine para isteyecek. Bildiğin yerden senin kapının fakirine ver!"
O anda gökten bir nur indi ve kölenin eline bir gümüş para kondu.
Abdullah ibni Mübârek dayanamadı, kalktı. Kölenin başını kucakladı ve hem başını öpüyor hem de şöyle diyordu:
"Senin gibi köleye bin can fedâ olsun! Artık efendi ben değil sensin!.."
Köle bu hâli görünce Allaha şöyle yalvardı:
"Ya Rabbi! Madem ki, perdem açıldı ve sırrım açığa çıktı. Artık dünyada rahatım kalmadı. İzzetin hakkı için, dile düşmeden bendeki emanetini al!.."
Bunu der demez de, efendisinin kucağında can verdi.