Ukab
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
  
Offline
Mesaj Sayısı: 1127
|
 |
« : 11 Ocak 2009, 01:02:58 » |
|
“Allahım! Benim maksadım sensin ve ben, senin rızanı istiyorum” KAYBOLAN NAMAZ
“Ezanla doğulur, Namazla yaşanır, Sala ile ölünür.”
HARKANİ
1-Giriş 2-Asrımızın İnsanına Kısa Bir Bakış/Mutluluk 3-Mutluluğu Nerede Aradık? 4-Fatiha Suresine Kısa bir bakış. 5-Namazda Kıbleye Dönmek/ Bedenle ve Gönülle/Cisimle ve Ruhla 6-Namazda Beden ve Ruhen Allaha Yönelenler ve Yönelemeyenler 7-Namaz Mü’minlerin Sıfatlarındandır 8-Namaz Dereceleri Yükseltir/Mü’minin Nişanıdır 9-Mü’min Namazını Kısaltır Ama Terketmez 10-Namaz Allahın Zikredilmesine Bir sebeptir 11-Namaz Sahiplerine Allah Yardım Eder 12-Namaz Sahipleri Ahiretten Ümitvardırlar/Onları Teselli Eden Allahtır. 13-Namazla Müjdelenmek 14-Namaz Mümini Günahtan Alıkor/Kabahatlerini Örter 15-Namaz İmar Edicidir 16-Namaz Temiz Bir Nesli/Namazsızlık Kötü Bir Nesli İfade Eder 17-Namaz İstişare Ettirir 18-Kur’an-ı Kerim’deki Güzellikler Namazla Bilinir 19-Onların Namazı 20-Tefsirlerde Namaz 21-Kamil Bir Namaz İçin Abdest Nasıl Alınır? 22-Kadir Gecesi 23-Bayram Şuuru 24-Peygamber Efendimizin Veda Hutbesi
GİRİŞ
Bismillahirrahmanirrahim
Allahın selamı, ihsanı ve ikramı, lutfu ve keremi, inayeti ve hidayeti, affı ve mağfireti, O nun marifeti ilahiyyesine talip olanların ve müminlerin üzerine olsun.
Hamd insanı en güzel bir surette yaratan, ilmi marifete mülaki kılan, nimetlerini bilmekte ve saymakta acze düşülen, ariflerin mertebelerini marifetlerine göre yükselten, her ilim sahibinin fevkınde alim sıfatı ile tecelli edip duran, sevdiği seçtiği o razı olduğu kullarına kendi zatından ve rızasından başka bir gaye göstermemekle onları diğer insanlara üstün kılan, celal ve cemal sahibi, rahman ve rahim olan Allah'a mahsustur. Ki O kendini sena ettiği gibi yücedir.
Tesbih ve tenzihde, mülk ve melekut alemlerinin hükümranı olan, ilmi ile her şeyi ihata edip kuşatan, ehli ile arasından perdeleri kaldırıp, onları kesretten vahdete suluk ettiren. Varlığı ile ehlinin gönüllerini aşka garkeden, kalpleri itminana erdirmekle saliklerin gözüne maşuka sürmesi çeken, bir tene iki can gömen, bizleri irşad, alemleri davet için efendimiz Hz Muhammed Mustafa’yı (s.a.v) gönderen arşı azim’in rabbinedir.
Salat ve dahi selam ise, yaratılmışların en şereflisi olan, sebebi mevcudat, tabibi kulubuna, efdalul beşer, enbiyanın sertacı, asfiyanın burhanı, hatemen nebiyyin vel mürselin Hz Muhammed Mustafa s.a.v. efendimize, onun ehli beytine, al-u ashabına, kıyamete dek onların izinden gideceklere, cümle mümin ve müminelere ve hasseten efendimizin irşad sancağını kıyamete dek dalgalandıracak olan, ulemayı kirama ve evliyayı mukarrebun, mürşidi kamilin büyüklerimizin üzerine olsun. Misli salat ve selamlar diğer peygamber efendilerimizinde üzerine olsun.
Başta besmele, Allaha hamd ve habibi edibine salatu selamdan sonra Allahın bu fakir kulu, yarin başına geleceklerden habersiz, günahlarıyla yüzü ve kalbi kararmış, efendisinin ardı sıra yüz üstü sürünmekte olan, yarin mahşer meydanında elleri yüzleri ve ayakları parlayanların önderinin şerefli eşiğine zilletli başını koyup, şerefli ayağının değmesiyle izzetlenmeyi ümit eden, haddini bilmez bu kul derki:
Herkesin ölecek yaşta olduğunu bilerek ve son anlarım olabileceğini düşündüğümden kalbimi yokladım, amellerime baktım, kalbimde zulmet amellerimde ise beyhudelikten başka bir şeye rastlamadım. Halimin ıslahı için ilk önce namazımı kontrol ettim. Karşılaştığım hakikatleride faydası olur ümidiyle sizlerle paylaştım. Namazımı nasıl kaybettiğimi düşündüm ve bu metinlere başlık olarak “Kaybolan Namaz” ı uygun gördüm, ancak siz gönlünüzden neyi uygun görüyorsanız o ismi veriniz.
Selam ve dua ile, harkani.
Ezel sırlarını ne sen bilirsin, nede ben Bu muammalı sözü ne sen anlarsın, nede ben Perdenin gerisinde senide benide bir konuşturan var Eğer perde kalkarsa, ne sen kalırsın, nede ben Ebul Hasan El Harkani
Asrımızın İnsanına Kısa Bir Bakış
İçerisinde yaşadığımız yüzyıl bilim ve teknolojinin çok hızla geliştiği bir dönemdir. Hızla gelişen bu aleme insanoğlunun yaklaşımı, bakışı ve uyumu aynı hızda değildir. Tam tersine problemleride aynı hızla büyümüştür.
Günümüz insanı her nerede olursa olsun mutluluğu arayıp durmaktadır. Mutluluğu bulamadığı noktalarda karşısına çıkan her şey onun için mutsuzluk nedenidir. Oysaki onu mutsuz eden bir şey, başkasını mutlu edebilmektedir. Öyleyse mutluluk veya mutsuzluk nedeni görünür şeylerdemi? Yoksa görünmeyen bir nedendemi? Sizce hangisinde?
İşte bu sorunun cevabını bulmak isterken arkamıza dönüp baktığımızda “koskoca bir ömrün geride kaldığını” görmekteyiz. Biz ise hala mutlu olamamışızdır. Mutluluğu Nerede Aradık
Mutluluğu nerelerde aramadıkki? Onu bulabilmek için nerelere bakmadıkki?
1 Kendimizde Aradık: Mutlu olabilmek için benliğimizin isteklerine baktık, onları hedefledik ve arzuladık. Onları elde ettiğimiz zaman mutlu olacağımızı düşündük. Ama gördükki onlarda bizi mutlu etmedi, kısa bir süre sonra onlardanda sıkıldık.
Sorunumuz “tatminsizlik”. Çözümü “O (Allah'a yönele)nler, iman eden ve Allah'ı anmakla kalpleri itminana (huzura) kavuşan kimselerdir. Şunu iyi bilin ki gönüller, (ancak) Allah'ı anmakla itminana (huzura) kavuşur. Rad/28”
2 Dostlarımızda Aradık: Evet dostlarımızda aradık, ama karşılıksız ve menfaate dayalı olmayan bir dostluğu bulabildikmi? Menfaatlerimiz çakıştığında önce kendi benliğimizi düşünmedikmi? Canımızı yaktığında “eyvallah” diyebildikmi? Yoksa bizde onun canını yakmaya kast ettikmi? Sizce dost dostu üzermi? Dost dosta incinirmi? Eğer dostluğumuzu dünyevi menfaatlere göre kurmuşsak, evet üzer ve incinir. Ama dostluğumuzu menfaatsiz ve Allah için kurmuşsak cevap hayır.
Sorunumuz “güvensizlik”. Çözümü, Allaha güvenmek “…Hüküm ancak Allah'ındır. Ben ancak O'na dayanıp güvendim, tevekkül edenler de ancak O'na dayanıp güvensinler" dedi. Yusuf/67” ve O’na güvenenlerle dost olmak. “Şüphesiz ki, Kitab'ı (Kur'an'ı) indiren benim velim (dostum ve sığındığım) Allah'tır ve O, (bütün) iyi kimselerin velisidir (onları görüp gözetir). Araf/196”
3 Ailemizde Aradık: Bu arayışımızda çokta gerçekçi olabildikmi? Kriterlerimiz nelerdi? Varlıklarıyla mutlu olduğumuz ve aile müessesinin gülü olan çocuklarımızın mutsuzluğuyla mutsuz olacağımızı ne kadar dikkate aldık? Aslına bakarsak tüm bunlarda bir kriterimizin olduğunu düşündük, dikkatli davrandığımızıda söyleyebiliriz. Ama yalnızca söyleyebiliriz. Çünkü bunların tamamı bir müddet sonra birlikte sorunlar oluşturmaya başladı. Buda bizlerin doğru ölçülerle hareket etmediğimizi, doğru yönlendirmeler yapmadığımızı ortaya koymaktadır. Örneğin Anne ve Baba olarak çocuklarımıza şunu söylemişizdir “oku adam ol” peki hiç şunu söyledikmi? “evladım büyüde evliya ol, alim ol”. Burada muhataplarımız toprak gibidir, toprağada ne ekersek onun mahsulünü alırız. Hiç görülmüşmü, toprağa arpa ekipte buğday toplandığı?
Sorun “hayalcilik”. Çözüm “biricik gerçek” Kur’an, “…anaya babaya iyilik edin, fakir düşmek (korkusun)dan çocuklarınızı (herhangi bir şekilde) öldürmeyin. En’am/151”
“Bilin ki, mallarınız ve çocuklarınız (size hem emanet, hem de, sizi günaha sürüklemek bakımından) bir fitne (bir imtihan)dır. Aynı zamanda büyük mükafatın Allah katında olduğunu da bilin. Enfal/28”
“De ki: "Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, kabileniz, kazandığınız mallar, durgun gitmesinden korktuğunuz bir ticaret ve hoşlandığınız evler, size Allah'tan, Rasulü'nden ve O'nun yolundaki cihaddan daha sevimli ise, artık Allah'ın (azap) emri gelinceye kadar bekleyin. Allah, fasıklar toplumunu doğru yola eriştirmez". Tevbe/24”
4 Yalnızca Dünyada Aradık: Gündelik yaşamımız içerisinde insanın, et, kemik ve ruhtan yaratıldığını çok az düşündük. Çünkü “ruh” gözle görülmeyen bir şey. Oysaki cismani kısmımız olan bu beden sürekli görünen bir alemle içli dışlı ve bu nedenlede arayışlarımızda devamlı bu cismani alemde oldu. Yemek yemekle bedenimizi doyurduk ama ruhumuzu doyuramadık. Giyinmekle cismimizi süsledik ama “takva elbisesini” giyerek ruhumuzu süsleyemedik. Hasılı ne yaptıysak içimizde bir usangaçlık ve arayış devam edip durdu. Nedeni sizce ne olabilir? Bizler cismani bedenimizle bu alemle irtibatlı olduğumuz halde, ruhumuzlada görünmeyen alemle, meta fizik alemle, gaybi alemle irtibatlıyızdır. Kur’an-ı Kerime baktığımızda Allah mü’minlerin, muttakilerin ve evliyaların vasıflarını sayarken bir noktaya dikkatimizi çeker “gaybe iman ederler”, bizlerin gaybe olan bağı ne durumda acaba hiç baktınızmı? Bakmak için baştaki gözünüzü kullanmayın, hiçbir işe yaramaz. Kalb gözüde görme bozukluğu yaşıyorsa, baktığını tam göremediği için anlatamaz. Bizler yapmış olduğumuz ibadetlerde cisim ve ruh, madde ve mana bütünlüğünü sağlayamadığımızdan, şekilsel durum hale dönüşmemekte, ruh hala arayışa devam etmektedir. Bu durum ise bizi içten içe kemirmekte, eksiklik gün geçtikçe büyümektedir. İç alemimizde yaşadığımız bu hüzün hali dışa, asabiyet, tahammülsüzlük, sabrın terki, yorgunluk, bitkinlik, isteksizlik veya isteklerde sınırsızlık, ruhsal yalnızlık, panik atak vs vs olarak yansımaktadır.
Şunu unutmamamız gerekirki, aldığımız gıdalarla cismimizi bedenimizi geliştirir büyütürüz, işte ibadetlerimizde ruhumuzun gıdasıdır. Ruh ve gönül alemide bu gıdalarla gelişir ve büyür. Etrafınıza bir bakın, nice şeklen büyümüş ama ruhen çocuk kişiler göreceksiniz. Kim bilir belki bizlerde böyleyiz. Nasılki aldığımız gıdalar neticesinde bedenimiz büyüdü şekil değiştirdi, olgunlaştı ve bize sorup danışmadan buluğ çağına girdi, işte ruhi gıdalarla insan “kemalata” doğru bir gelişim göstermeye başlar, bu gıdalarla ruh geliştikçe birde bakılırki, tıpkı birden akıl baliğ olunduğu gibi, insanın gaybi alemle olan bağı kendi iradesinin dışında değişik bir seyre girer. Bu tamamen irademizin dışında cereyan eder. Bunun sonucunda insan tıpkı şu ayetteki “Nur 37. (İşte) nice adamlar (var)dır ki onları ne ticaret, ne de alış-veriş, Allah'ı anmaktan, namazı dosdoğru kılmaktan, zekatı vermekten alıkoyamaz. Onlar, (dehşetinden) kalplerin ve gözlerin halden hale geçeceği bir günden korkarlar” vasıfları elde eder. Bu ayette ifade edilen vasıflara ulaşan bir kişinin isteyeceği ne olabilirki? Ayetin son kısmına dikkat edin lütfen, orada hem kalbin hemde gözün idrak etmesinden, anlamasından, algılamasından ve ürkmesinden bahseder. İşte, kalb idrak edermi diye düşünenlere Allahın cevabı. Yalan dünya diyip dururuz ama bilmeyizki “yalan dünyanın derdide, sevincide yalandır”. Derdi ve sevinci baki olan ise ebedi alemdir.
Ebedi mutluluk ve huzuru ahirette beklemek çok doğru bir yaklaşım değildir. Eğer bizler hayatımıza “Rabbimizi” dahil etmişsek, bu hayatta O’nu tanıyıp bilmişsek, kalblerimiz O’nun varlığıyla sukun bulmuşsa, soruyorum sizlere “bu dünyada artık neyi ister, neyi ararsınız?”
Mümin 39. "Ey kavmim! Bu dünya hayatı geçici bir faydalanma (ve eğlence)den ibarettir. Ahiret hayatı ise, doğrusu (işte) asıl (devamlı) durulacak yurt orasıdır."
Hadid 20. Bilin ki (ahiret kazancına önem verilmeden geçirilen) dünya hayatı, ancak (geçici) bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda bir övünme, mal ve evlatta çoğalma yarışıdır. (Bu) tıpkı şuna benzer: Bir yağmurun bitirdiği (o yeşil) bitki, ekincilerin hoşuna gider, (fakat) sonra o (bitki) kurur da sen onu sararmış halde görürsün; sonra da çer-çöp olur (işte dünyadaki her şey de böyledir). Ahirette ise (günahkarlara) şiddetli azap, (iyilere de) Allah'tan mağfiret ve hoşnutluk vardır. Dünya hayatı, aldatıcı bir faydalanmadan (bir rüyaya sevinmeden) başka bir şey değildir.
Fatiha Suresine Kısa bir bakış
Bütün namazlarda okuduğumuz Fatiha suresine farklı bir açıdan bakmanın faydalı olacağı kanaatindeyiz. Eski müfessir sufilerin yalnızca fatiha suresini tefsir etmek gibi bir yol takip ettiklerini biliyormuydunuz? Ama neden yalnızca Fatiha suresi? Sizce neden?
Euzubillahimineşşeytanirracim
Sığınırım Allah'a, ilahi huzurdan kovulup sonsuza değin rahmetten mahrum kalacak ve inananları Allaha kulluktan alı koymaya çalışacak olan şeytanın şerrinden;
" İblis dedi ki: Öyle ise beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onları saptırmak için senin doğru yolunun üstüne oturacağım Araf 16.".
Sığınırım Allah'a, O nun mülkünde büyüklük taslamaktan;
" Allah: Öyle ise, "İn oradan!" Orada büyüklük taslamak senin haddin değildir. Çık! çünkü sen aşağılıklardansın! buyurdu. Araf 13.
Sığınırım Allah'a, nefsime hoş gelecek şeylerden ötürü, zelil ve hakir olana uyup Allah'tan gafil olmaya;
" "Sonra elbette onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım ve sen, onların çoklarını şükredenlerden bulmayacaksın!" dedi. Araf 17.
Sığınırım Allah'a, bildiğim ve bilmediğim tüm kötü huylarımdan.
Evet cenab-ı Allah, bizlerin yaratılış nedeni olarak " insanları ve cinleri yalnızca bana kulluk etsinler diye yarattım. Zariyat 56 " olarak açıklamaktadır. Kulluk makamı, ariflerin (allahı bilenlerin) ve aşıkların kamil manada abid (kul) olmakta ulaşabilecekleri son noktadır. Kulluk makamına ulaşmak ise bilmekle orantılıdır. Bu bilgi ise “Allah bilgisidir.” Bu nedenle fatiha suresinin ilk ayetleri allahı bilme, onu tanıma ve ona itaatle alakalıdır. Daha sonraki ayetleri ise, bu tanımayla oluşan kulluk bilincinin ifadesidir. Bu bilgi ve anlayışın önündeki ilk ve en büyük engel ise, işte kendisinden Allaha sığındığımız şeytan ve şeytanın taraftarlarıdır. Rabbimiz o engin lutfunun büyüklüğünden, bizlere ilk önce kendisinin sığınılacak ilk ve tek merci olduğunu, “düşmanımızıda” tanıtarak göstermektedir. Hedef, “Allah'a vasıl olmak”. Vesile, “kulluğun gerekleri”. Engel, ilahi huzurdan kovulan. Sığınılacak olan “O”(Allah).
“Rahman Ve Rahim Olan Allah'ın Adıyla.” Besmele ile ilgili bilginlerimiz, çok hoş ve güzel sözler söylemişlerdir. Biz ise, sığınma konusu ile ilgili olarak şöyle devam edeceğiz; İşte, Allah'u teala burada, ilmi marifetin “Allah bilgisinin” ilk basamağını bizlere göstermektedir. Daha kur'anın en başında, ilmi marifete suluk edenler için bir burhan olsun diye, bizlere kendisini, sığınılacak olan Allah'ı, tanıtmaya başlıyor ve Tevbe suresi hariç, bütün surelerin başında bulunan besmele, bizlerin Allah'a yakınlaşmamız aşamasındaki ilk basamağımız olarak kendisini gösteriyor. Her işimize Allah'ın adıyla başlarız, demekki bütün hayatımız ve yaptıklarımızın neticesi olarak, ya bu dünya hayatında ve ya ahiret hayatında O’nu tanıyacağız. Nasıl? İşte O Allah, rahman ve rahimdir. İşte, bu temel iki sıfatı ile Allah, kendisini bizlere tanıtmaya başlıyor. Bu iki ismin anlamlarını sonraki ayetlere bırakalım.
“Hamd alemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.” İşte bu ayettende anlıyoruz ki, övme ve övülme yalnızca Rabbimiz olan Allah'a mahsustur. Tabi burada şuna dikkat etmemiz gerekir. “Bilinmeyen övülemez.” Öyleyse, ilk önce Allah'ı bilmemiz gerekmektedir ve işte onun için ilk öncede, Allah bizlere kendisini tanıtmaya başlamıştır. Salikin enfüs ve afaktaki seyri hep bu aşamanın tezahürüdür. Rabbine olan teslimiyeti, hep burada başlar, gönlündeki muhabbetullah tohumu, hep burada yeşerir, köklenip filizlenir. Artık kalp Rabbine mülaki olmuştur. ". Bunlar, iman edenler ve gönülleri Allah'ın zikriyle sükûnete erenlerdir. Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur. Rad 28" Yine, seyri enfusi ve seyri afakiden sonra, seyri ilallah aşamasına gelen kişi, Rab ismi ile karşılaşmış bulunmaktadır. Yegane terbiye edicinin, merhametine iltica etmiştir. Tüm kainatın Rabbine teslim olmuştur. Artık şunu anlamıştır ki, beşeri ilmi ile Allah'ı tam olarak anlamasıda mümkün değildir. Acziyet içerisinde gönlünden diline akseden şu cümleler, hakikati ifade eder. "Ben, seni sena etmekten acizim. Sen, seni sena ettiğin gibisin"
“O rahmandır ve rahimdir.” Evet, O’nu bilmeye yarayan, temel iki isim, bir defa daha burada karşımıza çıkıyor. Allahu teala hazretleri, sürekli bizlere kendisini tanıtıyor. Bu iki ismin anlamlarına kısaca değinecek olursak; Rahman: İster inansın, ister inanmasın, var edilen her şeyin bu yaşamda, ihtiyacını gideren. Rahim: Ahirette yalnızca, inananlara lutuf ve ikramlarda bulunan. İşte, hayat denklemi ve işte, Allah'ı tanımaya, bilmeye giden yol. Rahman ismini tefekkür ettiğimizde, aslında bu ismin tecellisi ile alemlerin hayat bulduğunu ve yaratılışa işaret edildiğini görmekteyiz. " Rahman arşa istiva etti. Taha 5 " " Gökleri, yeri ve bunların arasındakileri altı günde (devirde) yaratan, sonra arşa istivâ eden Allah'tır. O'ndan başka ne bir dost ne de bir şefaatçınız vardır. Artık düşünüp öğüt almaz mısınız? Secde 4.” Bu ayetlerde de geçtiği gibi, Rahman isminin tecellisi ile alemlerde yaşam başlamıştır. Bu dünya hayatında, bu sıfatı idrak edemeyenlerin, ahiret hayatında, rahim sıfatıyla karşılanmaları ne kadarda imkansızdır?
“Din gününün sahibidir.” Nedir din günü? Müminlere ikramların, inanmayanlara cezanın olduğu bir yer midir? Evet, bu yönü elbette var. Fakat, başka bir yönü de, bu dünya hayatında Allah'ı tanımayanların, bilmeyenlerin, O’ndan gaflette olanların, O'nu artık zoraki tanıyacakları andır, zamandır. Buradan şunuda anlıyoruzki, marifet-i ilahiyyenin ölümle son bulmadığını, ahirettede bunun devam edeceğini, fakat bu dünya hayatında "şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur ve hz Muhammed s.a.v onun kulu ve rasulüdür" diyerek bu yola girenlerin, Allah'ı bilmeleri ile orantılı olarak, gerçekleştirdikleri itaatlerine göre, ikramlara mazhar olacaklarını, bu idrake dünya hayatında vakıf olmayanların, Allah'ı bilmemelerinden, O'nu tanıyamamalarından dolayı, cezaya maruz kalacaklarını anlamaktayız. İşte bu ayeti kerimelere kadar, cenabı mevla bizlere temel noktalardan kendisini tanıttı ve bu idrake ulaşanların Allah'a münacatları, yalvarış ve yakarışları başladı.
“(Rabbimiz!) Ancak sana kulluk ederiz ve yalnız senden yardım dileriz.” Allah'ı bilen bir kulun yakarışıdır bu. Kulluk safında, muhammedül mustafa (s.a.v) efendimizin arkasında, saf tutanın nidasıdır bu. İşte, kul olmak isteyen, burada bildiki, Allahın yardımı olmadan, kendisinin O'nu bilmesi zordur. Bilse bile, bilgisinin doğruluğu ne olur? Allah'ı doğru bir şekilde bilmek için, O'na güzel bir şekilde itaat edip kul olabilmek için ve bu yoldaki engellere karşı yardım alabileceği tek varlık, varedendir, O’dur. Bunun için, ilk önce ona sığındık, şimdi ise yardım istedik. O'nun yardımı olmadan, marifeti ilahiyyede yol almak ne mümkün! ". Musa tayin ettiğimiz vakitte (Tûr'a) gelip de Rabbi onunla konuşunca "Rabbim! Bana (kendini) göster; seni göreyim!" dedi. (Rabbi): "Sen beni asla göremezsin. Fakat şu dağa bak, eğer o yerinde durabilirse sen de beni göreceksin!" buyurdu. Rabbi o dağa tecelli edince onu paramparça etti, Musa da baygın düştü. Ayılınca dedi ki: Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim, sana tevbe ettim. Ben inananların ilkiyim. Araf 143” İlahi bir tecelliye, dağ dayanamamış, hz musa dayanamamış, Allah'ın yardımı olmazsa, salik nasıl dayanır?
“Bize doğru yolu göster. Kendilerine lütuf ve ikramda bulunduğun kimselerin yolunu; gazaba uğramışların ve sapmışların yolunu değil!” Yine münacata devam ediyor ve bir yolu talep ediyor. Kimlerin yolu? Peygamberlerin, salihlerin, sıddıkların, evliyaların, muttakilerin ve müminlerin yolunu. Ki bu kişiler, Allah hakkında doğru bir bilgiye sahip oldular. Hangi yolu istemedik? Allahı bilmeyen ve tanımayıp gafil olanların tuttuğu yolu. İşte, salihlerin yoluna vasıl olmak ve gafillerin yolundan uzak durmak için, Allah'tan yardım istemekten ve O'na sığınmaktan başka yapacağımız ne varki? Cenabı Allah cümlemize iman-ı kamile nasip eylesin. Amin.
Namazda Kıbleye Dönmek, Bedenle ve Gönülle/Cisimle ve Ruhla
Bakara 150. (Yine) her nereden (yola) çıkarsan çık, (namazda) yüzünü Mescid-i Haram'a doğru çevir. (Ey mü'minler!) Siz de nerede olursanız, yüzünüzü onun tarafına çevirin ki, (diğer) insanların aleyhinize (sizi küçük düşürecek) bir delili olmasın…
Bakara 149. (Rasulüm!) Her nereden (yola) çıkarsan çık, (namazda) yüzünü Mescid-i Haram'a doğru çevir. Bu (emir), Rabbinden (gelen) mutlak bir gerçektir. Allah yaptıklarınızdan asla habersiz değildir.
Bakara 115. Doğu da, batı da, (her yer) Allah'ındır. (Namaz kılmak için kıbleyi araştırdıktan sonra) hangi tarafa yönelirseniz Allah'ın yüzü (rızası) oradadır. Şüphesiz Allah 'rahmet ve nimeti geniş olandır' ve O her şeyi bilir. Bakara 144…. Artık (namazda) yüzünü Mescid-i Haram (Kabe) tarafına çevir. Nerede olursanız olun yüzlerinizi o yöne çeviriniz…
Araf 29. De ki: "Rabbim bana adaleti ve i'tidali emretti. Her mescidde (namazda) yüzlerinizi (kıbleye) çevirin…
Bilindiği gibi ibadetlerin hem görünen yönleri, hemde kalbi boyutları vardır. İbadetlerimizi yaparken yerine getirdiğimiz hareketler bu görünen yöne, içimizde taşıdığımız niyetler ise kalbi boyutuna aittir. Şeklen tamam olan ibadetlerin kalbi boyutu yoksa bu ibadet nasıl makbul olabilir? Birde düşünürsek, namazın dışındaki farzlarından biriside “niyet ise”.
İşte bu niyetimiz cismen döndüğümüz kıbleye kalbende bir dönüştür. İç alemimiz daha cismimiz kıbleye dönmeden kıbleye yönelmemiş ve onu bulmamışsa bizim kıldığımız namazın hali nicedir? Oysaki içimizdeki niyet cismimizide kıbleye döndürür, kalbimizide. Niyetin doğru olmadığı bir kıbleye yönelme yalnızca şekilden ibarettir.
İç alemin kıbleye yönelmediği bir namazın namaz olduğunu düşünmek mümkün değildir. Ruhsuz cisim nasılki hayat sahibi değilse, niyetsiz ve iç alemin kıbleye dönmediği bir namazda, Allah’ın cc sevip kabul edeceği bir namaz değildir.
Kurban ibadetinde dahi kesilen kurbanların ne kanı nede eti Allah’a ulaşmazken yalnızca samimiyet ve niyetler Allah’a ulaşabiliyor. Bu ulaşmanın mekansal olmadığı aşikardır, bu Allah’ın samimi ibadeti kabul edeceğinin bir göstergesidir. Öyleyse iç alemin kıbleyi tutmadığı, samimiyet ve niyetin olmadığı bir namazın şekli kısmı nasıl Allaha ulaşır? Namazda yakalanmaya çalışılan bu dönüşüm aslında diğer ibadetlerede etki etmektedir. Düşünün günde 5 defa namazla iç alemini Allah’a döndüren birisinin diğer ibadetlerinde gönlünün Rabbisine bağlaması hiç zor olurmu?
Allah cc cümlemize öncelikle kalben kıbleye dönmeyi, iftitah tekbirinin dilden önce gönlümüzce alınmasını ve iç alemimizde yankılanmasını, kalbi hareketle kıyamın ruhumuzda olmasını, cismani bedenden önce benliğimizin ruku ve secdeye kapanmasını, bunların akabinde bedenimizin bunları yerine getirmesini ve hayatımızda 1 defada olsa böyle kamil bir namazı kılmayı bizlere nasip eylesin. Amin
Namazda Beden ve Ruhen Allaha Yönelenler ve Yönelemeyenler
Bakara 238. … gönülden boyun eğerek (vakit ve erkana riayet ederek) tam teslimiyetle Allah'ın huzuruna durun.
Bakara 45. (Ey müslümanlar!) Sabır ve namazla (Allah'tan) yardım isteyin. Şüphesiz bu görev de, (ancak) (Allah'a) gönülden saygı duyanlardan başkasına zor ve ağır gelir.
Bakara 143. … (Rasulüm! Biz vaktiyle arzulayıp da şu anda) yöneldiğin kıble (olan Kabe')yi ancak (sen) Peygamber(im)e uyanları, topukları üzerinde geri dönen (münafık ve mürted)lerden ayıralım diye kıble yaptık. Gerçi bu (çevrilme) elbette Allah'ın doğru yola ilettiği kimselerden başkasına ağır gelmektedir...
Nisa 142. Münafıklar (kalplerinde küfrü ve düşmanlığı gizleyip dilleriyle iman ettiklerini söyleyerek güya) Allah'a hile yapmak isterler. Halbuki O, onların hilelerini başlarına geçir(ip cezalarını ver)endir. Onlar, namaza kalktıkları vakit üşene üşene kalkarlar (özen göstermezler), insanlara gösteriş yaparlar. Allah'ı da ancak pek az hatırlarlar
Tevbe 54. (Sadaka olarak) harcadıklarının, onlardan kabul edilmesine engel olan (tek sebep), sadece onların Allah'ı ve Rasulü'nü (içten içe) inkar etmeleri, namaza ancak üşene üşene gelmeleri ve (sadakayı) isteksiz vermeleridir.
Kalem 42. O gün keşf-i sak olacak (hakikat perdesi açılıp etekler tutuşacak) ve secdeye davet edilecekler, fakat (namazı kılmayanlar, münafıklar ve riyakarlar buna) güç yetiremeyecekler.
Aşık Yunus bir beyitinde şöyle der “Er yarın Hak divanında belli olur” Bu dünya hayatında cismi ve ruhu ile Hak’kın divanına duramayanlar, Hak’kın divanı kurulduğunda elbette zelil ve hakir, mahcup ve pişman, mecalsiz ve perişan, nihayetinde ise şefaatsiz kalacaklardır. Mezhep imamlarımız “Allah cümlesinden razı olsun” namaz kılmamanın hükmüyle ilgili ihtilaf etmişlerdir. Ama ittifak ettikleri bir şey varki “namaza karşı isteksizlik ve üşengeçlik münafıklık alametidir”. Namaza karşı ortaya çıkan tavrımızın aslında bizim nasıl bir renge sahip olduğumuzu ortaya çıkardığı hepimizce malumdur. Nasılki müminin bir boyası vardır “Bakara 138. (De ki:) "Biz Allah'ın (İslam) boyasıyla boyanmışızdır. Boyası Allah'ınkinden daha güzel olan kim olabilir ki? Biz ancak O'na kulluk edenleriz.", münafıkların ve müşriklerinde bir boyası vardır. Karanlıkta renkleri seçmek için nasıl ışık gerekli ise, mü’min ve münafıkların birbirlerinden ayırt edilmesinde “nur” olan namaz bir ayırt edicidir. Hepimizce malum olduğu gibi, efendimizin gölgesi yoktu. Onun En Nur cc’den aldığı Risalet nuru nasılki cismani bedenine güneş ışığından baskın geliyorduysa, Namazla nurlanan mü’minlerin halleride Muhammedi s.a.v halle hallenecektir. O s.a.v namazına ne kadar hassas ve düşkünse, onun ayak izinden gitmeyi şeref bilen ümmetide aynen öyle hassas ve dikkatli olacaktır. O s.a.v. ayak izleri bir bakmışızki bizleri nereye götürmüş biliyormusunuz? Küfür, inkar, nifak ve münafıklık ikliminden almış, iman beldesine, selam beldesine ulaştırmış. “Ahiretin nasılki bir sır’at-ı varsa, dünyanın sır’at-ı’da namazdır. Vazifesi ise mümin ve olmayanı ayırt etmek.” Allahu alem “doğrusunu Allah bilir”
Namaz Mü’minlerin Sıfatlarındandır
Bakara 3. O (takva sahibi) kimseler ki, gayba (Allah'a, meleklere, ahirete) inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar…
Bakara 177. …Fakat iyi ve erdemli (muttaki) kişi Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitab'a (Kur'an'a) ve peygamberlere inanıp malı(nı), sevgisine rağmen (veya Allah rızası için) akrabaya, yetimlere, yoksullara ve yolda/sokakta kalmışlara, dilenenlere ve boyunduruk altında bulunanlara (kurtulmaları için) veren, namazı dosdoğru kılan, zekatı veren, ahitleştiği zaman sözlerini yerine getiren, sıkıntıda, hastalıkta ve savaşın şiddetlendiği anda sabredendir. İşte (imanlarında, iyilik ve taatta) doğru olanlar onlardır. Ve takvaya erenler de onlardır.
Bakara 110. Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin; hayır (işler)den kendiniz için önden ne (yapıp) gönderirseniz, Allah katında onu bulacaksınız. Allah yaptıklarınızı şüphesiz görendir.
Bakara 43. Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin ve rüku eden (mü'min)lerle birlikte rüku edin.
Nisa 162. …(Onlar) namazı dosdoğru kılanlar, zekatı verenler, Allah'a ve ahiret gününe inananlardır. İşte onlara büyük bir mükafat vereceğiz.
Maide 55. (Ey mü'minler!) Sizin gerçek dost ve yardımcınız ancak Allah ve O'nun Rasulü'dür; bir de (Allah'ın emirlerine) boyun eğerek namazı dosdoğru kılan ve zekat veren mü'minlerdir.
En’am 92. … Ahirete inananlar, ona (Kur'an'a) da inanırlar ve onlar namazlarına devam ederler.
En’am 162. De ki: "Benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm alemlerin Rabbi Allah içindir."
Enfal 3. Onlar namazlarını dosdoğru kılarlar …
Rad 22. Onlar, (yalnız) Rab'lerinin rızasını dileyerek (nefislerine zor gelen şeylere) dayanan, namazı dosdoğru kılan…
İbrahim 31. iman eden kullarıma söyle: Namazı dosdoğru kılsınlar…
Enbiya 73. Onları(n üçünü de) emrimizle doğru yola çağıran önderler yaptık, kendilerine hayırlı işler yapın, namazı dosdoğru kılın, zekat verin diye vahyettik…
Hac 35. (Onlar ki) Allah anıldığı zaman kalpleri titreyen, başlarına gelen (sıkıntı)lara sabreden, namazı dosdoğru kılan…
Hac 41. O (mü'min) kimseler ki kendilerine yeryüzünde iktidar, mevki (ve servet) versek (şımarıp sapmazlar,) namazı dosdoğru kılarlar…
Mü’minun 2. Zira onlar, namazlarında huşu içinde (kalbi ve bedeniyle tam teslimiyet halinde)dirler.
Mü’minun 9. Onlar ki namazların(ı vaktinde ve gereğince kılmay)a devam ederler.
Neml 3. O (inana)nlar, namazı dosdoğru kılan…
Lokman 4. O (iyi davranışta buluna)nlar namazı dosdoğru kılarlar…
Ey Allaha kulluk kapısında beklemeyi şeref kabul eden kardeş! Namaz mü’minin vasfı ve sıfatı olursa, namazsızlık kimin veya kimlerin vasfı ve sıfatı olur? Bunu söylemeye insanın dili varmıyor, eli yazmıyor. Bizler namazın önemini Allah c.c ten daha iyi anlatabilecek değilizki, yeni bir şeyler söyleyelim? Derdi dünyaya ram olan gönle Rahmanın sözünü anlayamamak dert olmamışsa, dertsizi dertlendirmek kudretide bizde yoksa, neyi anlatalım? “Ahkaf 26… Onlara, kulak(lar), gözler ve gönüller de vermiştik. Fakat ne kulakları, ne gözleri, ne de gönülleri hiç bir şeyde kendilerine fayda vermedi.” Burada şunu yapmak lazım, gelin bu konuyu kalbinize sorun, o sizi mutlaka duyup dinleyecektir, hatta size cevapta verecektir. Ama siz onu duyarmısınız veya dinlermisiniz “yarin başına geleceklerden habersiz olan bu kul, onuda bilmez”. Demeyin sakın, kalp beni duyup ve konuşurmu? “Yasin 65. O gün onların ağızlarını (kapatır) mühürleriz; yaptıkları şeyleri elleri bize söyler, ayakları da şahitlik eder.”, “Fussilet 20. Nihayet oraya geldikleri zaman, (dünyada) yaptıkları şey hakkında kulakları, gözleri ve derileri onların aleyhine şahitlik edecektir.”, “Zilzal 4-5. O gün (yer) senin Rabbinin kendisine bildirdiği haberleri anlatacak.”
Azalar konuşuyor, yer konuşuyor da gönül sizle niye konuşmasın?
Namaz Dereceleri Yükseltir/Mü’minin Nişanıdır
İsra 79. Gecenin bir kısmında Kur'an okuyarak sana mahsus nafile namaz kılmak için uyan. Rabbinin (böylece) seni övülmüş bir makama gönder(ip orada oturt)ması muhakkaktır.
Fetih 29. …Yüzlerinde secdelerin eserinden (meydana gelen) nişanları vardır…
Ravi: Hz. Musa İbni Cafer (r.a.) Bir kimse müezzinin okuduğu ezanı işittiğinde, "Doğru söyliyenlere merhaba, merhaba ve hoş geldin namaz" derse, Allah ona iki milyon hasene yazar, iki milyon günahı ondan siler ve onu iki milyon derece yükseltir. Ramuz El Ehadis S. 435 hadis no 4
Namazla tüm güçlükler aşılır, namazla Allaha yaklaşılır, namazla kötü haller iyiye çevrilir, “ezanla doğulur, namazla yaşanır, sala ile ölünür.” Böylesi bir ömrün sahibi kulluk makamına yükselmiştir, içi nur cimside nur olmuştur, tıpkı “nurun ala nur gibi” Her halinden bellidir namazını kıldığı. Kulluk makamında mutlu ve huzurlu, secde nişanı alnında parıl parıl parlamakta, gönlü ise rabbisinin nazargahı olmuştur.
Tüm dünyanın zinetleri sizin olsa ve hepsini ortaya koysanız acaba bunun hangisini satın alabilirsiniz? Hiç boşuna uğraşmayınız, bunlar satılmıyor “Allah tarafından veriliyor, isteyin sizede versin.”
Mü’min Namazını Kısaltır Ama Terketmez
Nisa 102. (Ey Rasulüm!) Sen de (cephede) içlerinde olup onlara namaz kıldırdığın zaman, onlardan bir grup seninle beraber (namaza) dursun ve silahlarını (yanlarına) alsınlar (diğer grup düşmana karşı beklesinler)…
Nisa 101. Yeryüzünde sefere çıktığınız zaman (seferilik şartları yerine gelmişse) inkar edenlerin fenalık yapacaklarından korkarsanız, namazı kısalt(arak dört rek'atlıları iki kıl)manızda size bir günah yoktur…
Nisa 103 …emniyete kavuştuğunuz zaman da namazı dosdoğru (tam) kılın. Çünkü namaz, mü'minlere vakitleri belli bir farzdır.
Maide 91. Şeytan, içki ve kumarla sadece aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık (bunlardan tamamen) vazgeçtiniz değil mi?
Meryem 31. "Nerede olursam olayım beni, mübarek (feyizli ve insanlara faydalı) kıldı. Hayatta olduğum müddetçe bana namazı ve zekatı emretti."
Mearic 34. Onlar namazlarını (şartlarına ve gayesine uymakla) muhafaza edenlerdir.
Mearic 22-23. Ancak, namaz kılanlar öyle değildir, onlar (güzel huy sahibi olarak) namaza devamlıdırlar (hiç bir meşguliyet kendilerini namazdan alıkoyamaz).
Ravi: Hz. Enes (r.a.) "İsra" olunduğum gece Kesîbi Ahmer'de (Kudüs'e yakın bir yer) Hz. Musa (a.s.)'a uğradım. Kabrinde ayakta namaz kılıyordu. Ramuz El Ehadis S. 15 hadis no 4
Ayet-i Kerimelerdede görüldüğü gibi bazı zaruretlerde namazın kısaltılmasına izin verilmişsede, terkine asla izin verilmemiştir. Müminin şuuru yerinde ise namazı asla ve asla terk edemez. Zaten ifade etmeye çalıştığımız iç huzuru yakalayan bir mümin namazı zaten terk etmez. Nefsine söz geçiren kişi zaten namazını terk etmez. Bu sözden sonra insanlar eğer bir pişmanlık duyuyorlarsa genelde “ah nefsim ah nefsim” derler. Oysaki bunlar, kendimizi kandırmaktanda öteye geçmez. Zaten ne zaman başımız sıkışsa kabahati ya nefsimize yada şeytana buluruz. İyide bizim hiçmi irademiz yok? Bizim hiçmi gücümüz kuvvetimiz yok? Bakınız Rabbimiz ne buyuruyor “Hicr 42 Şüphesiz benim kullarım üzerinde senin bir hakimiyetin yoktur…” bu ayeti kerimedende anlaşıldığı gibi şeytanın inanan kullara hükümranlığı yoktur, ancak vesvese verir. Ona uyanların yaptığı ancak şudur “davete icabet” tir. Nefsede gelince, insan olarak isterizki etrafımızdakiler bize itaat etsin, eşimiz bize itaat etsin, çocuklarımız bize itaat etsin, ama bir nefsimize sözümüz geçmezken, ona söz geçiremezken, tutup başkalarına söz geçirmeye kalkarız. Bu ne kadarda acınacak bir durumdur. Muhammed Zahid-i İbni İbrahim El Bursevi derki “Bir kadını idare edemeyen erkek, erkekmidirki?” kendi acizliğimizi bırakırda, bizden daha zayıf olana en kısa yoldan şiddet uygularız, bunuda bir marifet biliriz. Oysaki hüner onu yapmamaktadır. Merhum Mahmud Es’ad COŞAN r.aleyh bir sohbetinde şöyle der “Öyle sakal bırakmakla, bıyık bırakmakla erkeklik olmaz. Erkeklik odurki sabah namazına kalkasın, namazlarını aksatmayasın. Suyun soğukluğunu bahane edip abdesti terk etmeyesin”
Selam olsun “emredildiği gibi dosdoğru” olanlara. Selam olsun “namazlarını dosdoğru kılanlara”
Namaz Allahın Zikredilmesine Bir sebeptir
Nisa 103. Artık namazı bitirdiğiniz zaman ayakta iken, otururken ve yanlarınız üzerinde (uzanmış) iken Allah'ı zikredin…
Taha 14. …Bana kulluk et ve beni anmak için dosdoğru namaz kıl."
Nur 37. (İşte) nice adamlar (var)dır ki onları ne ticaret, ne de alış-veriş, Allah'ı anmaktan, namazı dosdoğru kılmaktan, zekatı vermekten alıkoyamaz. Onlar, (dehşetinden) kalplerin ve gözlerin halden hale geçeceği bir günden korkarlar.
Şuara 218. O (Allah) ki, (namaza) kalktığın zaman seni görür.
Ankebut 45. … Allah'ın zikri (namaz) elbette ibadetlerin en büyüğüdür.
Kaf 40. Gecenin bir kısmında(ki namazlarda) ve secdelerin (namazların) arkalarında O'nu tesbih et.
Cuma 10. O namaz kılınınca da yeryüzüne dağılın ve Allah'ın lütfundan (nasibinizi) arayın. Allah'ı çok zikredin ki (dünya ve ahirette) umduğunuza kavuşasınız (kurtuluşa eresiniz).
A’la 14-15. Doğrusu, hem (günahlardan) temizlenen hem de Rabbinin adını anıp namaz kılan mutluluğa ermiştir.
Ravi: Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) Adam gece uyanır, ailesini de uyandırır, kalkarlar ve ikişer rek'at namaz kılarlarsa, Allah'ı çok zikreden zâkirîn ve zâkirât zümresinden yazılmış olurlar. Ramuz El Ehadis S. 30 Hadis No 1
Allah’ı anmak, unuttukça hatırlamak. Gafletten kurtuldukça Yad etmek. Çölde suya hasret su diye sayıklamak gibi, Allaha ihtiyaç duymak. Sevenin sevdiğini sayıklaması gibi, O’na özlem duyarak İsmini söylemek. Beşerin yanık türkülerine inat Mevlaya ayrılık ağıtı yakmak. Tek çaresi kavuşmak olan, aşkı ilahiye kapılmak. Kulum hitabına mazhar olabilmek için Mabudun kapısında beklemek. “Senin Allah’ı zikrettiğinde, O’nunda seni zikrettiğini tüm zerrelerinle bilmen. Ebul Hasan Harkani”
Namazın Allah’ı zikretmekle, O’nu anmakla bağı nerede dersen, Allah’la bağlantısı olmayan ne var ki demek gerekmez mi? Bütün ibadetlerimizde Allah’ı hatırlamazmıyız? İlim öğrenmekte Allah’ı anmaktır, güzel namaz kılmak için fıkıh bilgisi öğrenmezmiyiz? İmanımızı kuvvetlendirmek için ve iman dairesinin dışına çıkmamak ve namazlarımızı zayi etmemek için kelam ilmi öğrenmez miyiz? Kur’an okumakta bir zikirdir. Namazda Kur’an okumazmıyız? Bunlar öyle iç içe konularki birbirlerinin devamı, öncesi ve sonrası, renklerin ara tonu gibidir.
Allaha ibadet etmekte birkaç yön vardır. Bunlardan birincisi “Dini vecibelerin yerine getirilmesi”, ikincisi ise “Allah aşkı ile yanan aşıkların, maşukasına kavuşması, onla söyleşip, aşkını ilan etmesi”. Namazda bu ilanın zirveye çıktığı, coşkun gönlün sukun bulduğu, kanayan yaraların iyileştiği, çorak gönüllerin suya kavuştuğu, cansız bedenlerin ab-ı hayatı ve karanlık geceyi aydınlatan nurlu sabah gibidir.
Namazdan önce ve sonra yapılan zikirler, kılınacak namazı daha güzelleştirirken, namazla elde edilen huzur halinin muhafazasını sağlar. Ayeti kerimelerdede okudukki “münafıklar allahı az zikrederlerdi” oysa müminlerin hali hiçte böyle değildir, “Ahzab 41 Ey iman edenler, Allah’ı çokça zikrediniz” Allah’ı çok zikreden mümin namazını kılar, namazdan önce ve sonrada Rabbisini zikretmeye devam eder. Alem zikrediyor kul nasıl zikretmez. Reşehatta Necmeddin Kübreverdiden rivayetle şöyle denir “Allah'ın zat ismi «hâ - he» harfinden ibaret olup başındaki «elif» ve «lam» harfleri tarif edatıdır, işte her nefeste bu harf ve isim cereyan eder. Sahibi ister farkında olsun, ister olmasın. O şey ki, içinde o isim cereyan etmez, hayata müstehak değildir. Şu halde bütün canlıların nefes alış ve verişleri, bilen ve bilmeyen için hep o isimledir. Marifet yolcusuna düşen borç ise bu inceliği bilmek ve her nefeste Allah ile olarak huzuru elde tutmaktır.
Dünyanın hallerine aldanmadan, ona kapılıp rabbisini unutmadan yaşayan “Allahın zakir kullarına ne mutlu”
Namaz Sahiplerine Allah Yardım Eder
Bakara 153. Ey iman edenler! Sabır ve namazla (Allah'tan) yardım isteyin. Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.
Bunu yapıyormuyuz? Namazla Allah’a yönelip ki bu yönelmeden kastedilenin ne olduğunu biliyoruz, Allahtan böyle bir yardım istedikmi? Bunlar uzak olduğumuz şeyler. Halbuki mü’minin Rabbi’sine en yakın olduğu an namaz değilmidir? Birisine özel bir şey söyleyecekseniz gidip kulağına fısıldamıyormusunuz? Bunu yapabilmek için en uygun zamanı ve yakınlığı ayarlamıyormusunuz? Namaz ise kulun Rabbisine en yakın olduğu an değilmidir? Orada rabbisinden istemeyecekte nerede isteyecek?
Yine buradada iç alemimiz öne çıkmaktadır. Şöyleki; “Meryem 1. Kaf, Ha, Ya, Ayn, Sad. 2. (Bu), Rabbinin kulu Zekeriyya'ya rahmetinin anılmasıdır. 3. (O,) Rabbine gizli bir seslenişle yalvarmıştı. 4. Demişti ki: "Rabbim hakikaten artık benim kemik(lerim) gevşedi (zayıfladı, eridi) saçım başım ağardı. Rabbim! Sana dua etmekle hiç bedbaht (ve mahrum) olmadım.", işte bizlere Zekeriya a.s ruh halini gösteren ayetler. Rabbinden daima ümitvar. Pişmanda değil. Nereye ve nasıl müracaat edeceğini bilen bir kul. Ayette ifade edildiği gibi bu olay Zekeriya a.s’a Allahın rahmetinin anılmasına bir sebeptir, bizde böyle yaparsak neden o rahmetle muamele edilmiyelim. Bu kıssaya bir hikaye gözüyle bakarsak elbette bunu göremeyiz. Bu kıssada Allah c.c rahmetinin büyüklüğünden, rahmetine talip olanların ruh hallerini gözlerimizin önüne seriyor. Şimdi şaşmak lazım görüpte okuyamayanlara.
Namaz Sahipleri Ahiretten Ümitvardırlar/Onları Teselli Eden Allahtır.
Bakara 277. …namazı dosdoğru kılıp, zekatı verenlerin Rab'leri katında mükafatları vardır. Onlar için hiç bir korku yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardır.
Araf 170. …namazı dosdoğru kılanlara gelince, şüphesiz biz böyle iyiliğe çalışanların mükafatını zayi etmeyiz.
Fatır 29. …namazı dosdoğru kılanlar ve kendilerine rızık olmak üzere verdiğimiz şeylerden gizli ve açık olarak (Allah için) sarfedenler, asla durgunluğa (ve zarara) uğramayacak bir ticaret (bir kazanç) umabilirler
A’la 14-15. Doğrusu, hem (günahlardan) temizlenen hem de Rabbinin adını anıp namaz kılan mutluluğa ermiştir.
İnsan duyu organlarıyla bedensel olarak etrafındaki temas ettiği şeylerle nasıl bir etkileşim içerisinde ise, iç alemide o olaylardan öylece etkilenir. Örneğin güzel bir yemek yediğinizde beden onu tadar ama iç alemde onla hoşnud olur. Bu nefsani bir duygu olsada iç alemle alakalıdır. Yine kulağa hoş gelen bir ses duyduğumuzda bunu beğenir ama iç alemdeki hoşnutlukla bunu isteriz. Canımızın yandığı anlarda böyledir, dişimiz ağrır ama diş ağrısının iç alemdeki etkisi neticesinde diş doktorundan daima korkarız. Oysaki aslında korkulacak bir şey olmadığınıda biliriz. Bunun gibi dış alemle etkileşimleri örneklemek ve bu örnekleri çoğaltmak pek tabiî ki mümkündür.
Düşünelim şimdi, hayatımızda yaşadığımız bir çok olay bizlerin zihnini ne kadar meşgul etmektedir. İçimiz daralmakta, ruhumuz bunalmaktadır. Hayat anlamsız, görüntü bulanık ve renksizdir. Oysaki iç alemiyle rabbisine yönelen birisi namaza başladığında, gönül alemindeki hoşnutluğun boyutunu tahmin etmek ne mümkün. Bu şekilde kılınan bir namaz sahibini elbette teselli edicidir. Gönül Rabbisiyle bağlantı kurduğundan dolayı memnun ve hoşnud olmuştur. Rabbisinin onu terk etmeyeceği ve onu yakınlığından ayırmıyacağını bilir, buruk gönlüne ilahi bir nefha düşer “Duha 1-2-3. Kuşluk vaktine, karanlığı çöküp sükun bulduğu zaman geceye andolsun ki, (Rasulüm!) Rabbin seni (müşriklerin dediği gibi) terketmedi ve (sana) darılmadı. 4. Elbette senin sonraki (hayatın), evvelkinden (ahiretin dünyadan) daha hayırlı olacaktır. 5. Elbette Rabbin (nimetlerini) verecek, sen de hoşnut olacaksın.” Bu ilahi nefha ile rahatlayan kalb aslında peygamberi bir halle hallenmektedir. Peygamberin haline ve gönül iklimine mülaki olmayan bir kalbin hali nicedir? Tüm bu yaşananlar “aşıkların ve ariflerin sultanı, rahmet peygamberi olan Hz. Muhammed Mustafa s.a.v efendimizin yolundan gitmeye talip olanlara onun iklimine açılan bir kapıdır, o kapının anahtarı ise namazdır” O’nun haliyle hallenen, O’nun kıldığı gibi bir namazı kılmayada namzed olur. O haleti ruhiye ile kılınan bir namaz “mü’minin miracı olur” çünkü, her büyük sıkıntının ardından mirac gibi bir lutuf gelir. Tüm bunları idrak eden bir kalpte artık ne bir gam nede bir keder kalır. Böyle bir kalpte bu dünyaya ait ne bir elem nede bir sevinç bulunamaz. Kul artık rabbisinden razı ve hoşnuttur. Nasıl olmasınki “Bu dünyanın kendisi gibi kederide sevincide yalandır, yokolup gider. Kalıcı olan Ezeli ve Ebedi olanın varlığına mülaki olan kalpteki iman, muhabbet ve sevgidir.”
Namazla Müjdelenmek
Al-i İmran 39. Zekeriyya, mihrabta durup namaz kılarken, melekler ona şöyle seslendi: "Muhakkak ki Allah, kendisinden (olan) bir kelimeyi (isa'yı) tasdik eden; (kavmine) efendi, nefsine hakim ve iyilerden bir peygamber olarak Yahya'yı müjdeler."
Yunus 87. Musa'ya ve kardeşine: "Kavminiz için Mısır'da evler hazırlayın; o evlerinizi kıblegah (mescid) yapın ve (oralarda) namazı dosdoğru kılın. (Ey Musa! Artık) iman edenlere (kurtulacaklarını) müjdele!" diye vahyettik.
Bu ayeti kerimelerdede görüldüğü gibi namaz bir müjdelenme vesilesidir. Allah peygamberlerine bazı müjdeleri namazla vermiştir. Peki kamil bir namaz kılarken aslında bizlerinde nelerle müjdelendiğini biliyormuyuz? Eğer iç alemimizi temiz tutup pak edebilsek, peygamberi iklimin ilahi nefhalarını muhafaza edebilsek, bizlerde nelerle müjdelendiğimizi duyar ve işitebilirdik. Ama eğer böyle bir namazı kılıyorsak, kılabiliyorsak, işitmesekte olur. Er yada geç müjdelendiğimiz nimetlere erişmeyecekmiyiz? Hiç şüphesizki Allah c.c. mutlak vaadinde durandır.
Selam olsun sahibine hayrı dokunacak namazı kılanlara, selam olsun namazla müjdelenenlere, selam olsun güvenlik ve huzur beldesi cennete gireceklere.
Namaz Mümini Günahtan Alıkor/Kabahatlerini Örter
Maide 12. …Eğer namazı kılar, zekatı verir, peygamberlerime inanır, onlara yardım eder ve Allah'a güzel ödünçle bir borç verirseniz (Allah yolunda harcar ve ihtiyacı olanları Allah için gözetirseniz) mutlaka sizin kabahatlerinizi örterim…
En’am 72. Bir de (emredildi ki): "Namazı dosdoğru kılın ve O'nun emirlerine uygun yaşayın. Huzuruna varıp toplanacağınız ancak O'dur."
Tevbe 108. … (O mescidin) içinde tertemiz olmayı arzu eden adamlar vardır. Allah da tertemiz olanları sever.
Tevbe 71. Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar birbirlerinin velileri (dostları ve yardımcıları)dır. İyiliği (tevhidi ve salih ameli) emrederler, kötülükten/kötü olan şeylerden men ederler; namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler, Allah'a ve Rasulü'ne itaat ederler. İşte Allah bu kimselere rahmet edecek (bağışlayacak)tır. Şüphesiz Allah mutlak galiptir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Hud 114. … dosdoğru namaz kıl. Muhakkak ki iyilikler (beş vakit namazın sevabı, aradaki) kötülükleri (küçük günahları) giderir. İşte bu, iyi düşünenlere öğüttür.
Ankebut 45. (Rasulüm!) Kitap'tan sana vahyedileni oku ve namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz hayasızlıktan ve kötü şeyden alıkoyar…
Ahzab 33. (Çoğu zaman, vakarla) evlerinizde oturun, dışarıya evvelki cahiliye/İslam öncesi zamanının çıkışı gibi süslenip çıkmayın. Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, Allah ve Rasulü'ne itaat edin. Ey Ehl-i Beyt! (Peygamberin ev halkı), Allah, sizden ancak kiri (günahı) gidermek ve sizi tertemiz yapmak ister.
Fatır 18. Hiç bir günahkar, başkasının günahını yüklenip çekmez. Eğer (günah) yükü ağır olan kimse, (başkasını) onu taşımaya çağırsa, en yakını dahi olsa kendisine ondan herhangi bir şey yüklemek mümkün olmaz. Sen ancak görmediği halde Rab'lerine 'Yürekten saygı duyan, O'ndan korkanları' ve namazı gereği üzere kılanları uyar(ıp korkut)abilirsin. Kim (günahlardan) temizlenirse, sırf kendisi için temizlenmiş olur. Dönüş ancak Allah'adır.
A’la 14-15. Doğrusu, hem (günahlardan) temizlenen hem de Rabbinin adını anıp namaz kılan mutluluğa ermiştir.
Ravi: Hz. Ebû Ümâme (r.a.). Farz namaz, bir evvelkinden bir sonraki namaza kadar ki hatalara, Cuma, evvelkinden önündeki Cumaya kadar kefaret olur… Ramuz El Ehadis s.218 hadis no 4
Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma). Namaz, şeytanın yüzünü karartır sadaka belini kırar. Allah için birini sevmek ve amelde muhabbet şeytanın kökünü kazır. Bunları yaparsanız şeytan sizden şark ile garb arası kadar uzaklaşır. Ramuz El Ehadis s.218 hadis no 8
Ravi: Hz. Übade (r.a.). Bir kimse abdest aldığında, abdestini güzelce alır, sonra namaza kalkar ve o namazın rükû'unu, secdelerini ve ondaki kıraati tam olarak yerine getirirse, namazı ona: "Sen beni muhafaza ettiğin gibi Allah da seni muhafaza etsin" der. Sonra o namaz, bir ziya ve nur ile semaya yükseltilir ve o namaz için semanın kapıları açılır. Kul abdestini güzel almaz, rükû, secde ve kıraatını tam yapmazsa, namazı ona: "Sen beni zayi ettiğin gibi Allah da seni zayi etsin." der. Sonra o namaz, üzerinde bir zulmet olduğu halde semaya yükseltilir. Lakin semanın kapıları açılmaz. Sonra o namaz eski bir elbise gibi dürülür ve sahibinin yüzüne vurulur. Ramuz El Ehadis s.39 hadis no 15
Bunca ayet-i Kerime ve hadisi şerif bizlere gösteriyorki eğer bizler gerçekten namaz kılarsak, kılmayı istersek, bundada sabredersek Allah bizlerin günahlarını hem affeder, hemde bizleri bundan korur. Nasıl korur dememek lazım, buda Allahın işidir, sürekli hayatımız birilerinin işlerine karışmakla geçtide ne oldu? Hiçbir şey, bari burada Allahın işine karışmayalım, O mutlak her şeye gücü yetendir, O korurum derse korur. Hani nefsine galip gelemeyenler vardıya bakın Allah ne diyor “Yusuf 53 Hiç şüphesizki nefis kötülüğü emreder durur. Ancak Rabbimin korudukları müstesna” Eğer kul gerçekten samimi olursa Allah onun nefsinin bu kötü yönlerindende onu koruyacaktır. Yeterki samimi olalım. Bu konuda ehlullah buyurmuşlarki “Bir kimse hakkı istemede samimi olmazsa, bin mürşidi kamil bir araya gelse o kişi, hakka vasıl olamaz.”
Selam olsun, namazınca korunan ve namazını koruyanlara. Namaz İmar Edicidir
Tevbe 18. Allah'ın mescidlerini ancak, Allah'a ve ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekatı veren, (İslam'a uygun yaşamak için) Allah'tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte, onların doğru yola erenlerden olmaları umulur.
Ey namazla İmar edilmek isteyen kardeş. Ayeti kerimedende anlaşıldığı üzere namaz kılınan mescitleri namazını dosdoğru kılanlar yapar ve onarırlar. Aslında bu özellik onlara namazca kazandırılmış bir özelliktir. Namazla imar olmayan, namazgahı imar edermi? Namaz kılınan yer yalnızca bir mekanmı? Kalbte kılınan namaz yokmu? Orasıda bir mescit sayılmazmı? İşte kalbini imar etmeyen, nefsini temizlemeyen, iç alemi mamur olmayan, hangi aşkla mabedini imar edecek?
Kişinin iç imara kalbini açtığı an, namazdır. Onlarada selam olsun. Namaz Temiz Bir Nesli/Namazsızlık Kötü Bir Nesli İfade Eder
İbrahim 40. "Ey Rabbim! Beni ve neslimden (gelenleri) de namazı gereği gibi kılanlardan eyle. Ey Rabbimiz! Duamı kabul buyur."
İbrahim 37. "Ey Rabbimiz! Ben çocuklarımdan bazısını, mukaddes ev (Beytullah)ın yanında, ekinsiz (çorak) bir vadiye yerleştirdim. Ey Rabbimiz! Namazı dosdoğru kılsınlar (diye böyle yaptım)…
Meryem 59. Kendilerinden sonra arkalarından öyle kötü bir nesil geldi ki namazı bıraktılar ve şehvetlerine uydular. İşte (bunlar), azgınlıklarının cezasına uğrayacaklardır.
Lokman 17. "Ey Oğulcuğum! Namazı dosdoğru kıl…
Müddesir 43-44-45. (Günahkarlar) derler ki: "Biz namaz kılanlardan değildik. Yoksula yedirmezdik. (Kur'an'ın buyruklarını bırakıp, batıl şeylere) dalanlarla beraber biz de dalardık."
Günümüz insanı yeni nesilden şikayetçi. Nesilden değilsede çocuklarından şikayetçi. Eğer bizler bu şikayetlerimizde gerçekten samimi olsaydık bunun temelinde namazın terki olduğunu bilirdik. Bir tarlaya tohumu bıraksanız, ama onu hiç sulamasanız, su yerine oraya tuz saçsanız, tarladaki tohumunuz ürüne dönüşürmü sanıyorsunuz? Çocuklarımızı namaza alıştırmaz ve teşvik etmez isek, farkında olmadan bir kurt adam büyütürüz. Nasıl derseniz, uykusu bölünmesin der sabah namazına uyandırmayız. Bünyesi zayıf der oruç tutturmayız. İnfakta bulunurken yanımızda bulundurmaz, bazende onun eliyle infak edip, onu veren el olmaya alıştırmayız. Büyüklermize karşı saygısız olur, ona ileride büyüklerine nasıl davranacağını böylece öğretir ve böylece onu dini hayattan uzaklaştırırız. O ise büyür ve tatmaya başladığı dünya nimetlerine dört elle sarılır, bencilleşerek kendisinden başkasını düşünmez hale gelir, yani dolunay görmüş kurt adam olur. Sonrada deriz “bu niye böyle oldu”, sizce neden öyle oldu? Eğer bu kötü gidişe dur demek istiyorsak, küçüklerimize namaz kılmalarını telkin ve teşvik etmeliyiz.
Namaz İstişare Ettirir
Şura 38. (Onlar) Rab'leri(nin çağrısı)na gelirler, namazı dosdoğru kılarlar. İşleri aralarında danışma iledir. (Onlar) kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden de (Allah için) harcarlar.
Yine toplumsal bir hastalığın altında namazsızlık yatmaktadır. Namaz kılan müminler uzman oldukları konularda bile istişare ederek etraflarındaki insanların gönüllerini hoş ederler. Allahın kulunun gönlünü hoş edenden Allah hoşnut olmazmı? Bu gün aile müessesesindeki tartışma nedenlerinden bir taneside istişaresizliktir. Evin beyi hanımının kendisinden habersiz bir şey yapmasına müsaade etmezken, kendisi bunu yapmaz ve “senden izinmi alacağım” der ve kalp kırar. Bunun temeli namazsızlıktır. Namaz kılan bir mümine böyle yapmak yakışmaz. Peygamber efendimiz her zaman istişareye önem verirdi. İstişaresiz yaptığı işler çok azdır. O’ki “vahiy üzere hareket ettiği” halde ümmetine örnek olduğu için istişare etmeyi tercih ederdi. Eğer bizlerde O peygamberin ümmeti olmak istiyorsak, istişareyi şiar edinmemiz gerekmezmi? Böylece bir çok sorunumuzun ortadan kalktığını göreceğiz.
Peygamberi bir yaşam için ve küçüklerimize örnek olmak için istişare edelim.
Kur’an-ı Kerim’deki Güzellikler Namazla Bilinir
Vakıa 77-78-79. Şüphesiz o, korunmuş bir kitapta (yazılı) olan pek şerefli/değerli Kur'an'dır ki O'na temiz olanlardan başkası dokunamaz.
Bu ayeti kerime genel anlamda abdestsiz Kur’an-ı Kerim’in tutulamayacağı noktasındaki delillerin başında zikredilmektedir. Bedensel temizliğimizi abdestle gerçekleştirebiliriz ama manevi temizliğimiz ne olacak? Dış görüntü itibariyle çok temiz ve nezih giyimli insanları görürsünüz ama imandan nasipsizdirler, oysaki temizlikte imandandır. Allahu alem bizler bunu tek taraflı düşünüyoruz. Hem dış hemde iç temizliğini birlikte yapmak daha doğru ve güzel olsa gerekir. Namaz ise abdest kısmıyla dışı, onla elde edilen ruhi olgunluklada içi temizler. Böylece ayette geçen temizlik tam anlamıyla vuku bulmuş olur. O zaman O Kur’an-ı Kerimi eline alanlar ve okuyanlar ona olması gereken özen ve ihtimamı gösterdikleri için Allahta Kur’ani güzellikleri onlara açar.
|