|
Semavi
|
 |
« : 12 Ekim 2009, 12:45:06 » |
|
Anadolu’nun bir köyünde üç arkadaş biri çoban, toplanmışlar kadir gecesini ihya ediyorlarmış. Yorulmuşlar bahçede çay molası vermişler. Bir adam çıkagelmiş ansızın. “Ben Hızır’ım” demiş. “Allah dualarınızı kabul edecek, haydi dileklerinizi söyleyin.” Biri “ben hayırlı ilim istiyorum onunla insanları Allah’ın yoluna sevk edeyim.” Bir diğeri “ben hayırlı çok mal isterim. Onunla insanlara yardım edip dualarını alayım.” Çobana gelince o da, “son nefeste iman isterim” demiş…
En güncel mesele ölüm. Ankara Karşıyaka mezarlığında günde ortalama 40- ile 60 cenaze kalkıyormuş. O ölüm yolcularından birinin yerine siz olsaydınız nasıl bir ölümü tercih ederdiniz? Kazada mı? Hastanede mi? Secdede mi? Belki de en önemlisi kalbiyle diliyle zikrederken mi ölmek? Ölüm kaçınılmaz en güncel konu. Ben sultan-ı zikirle secde de ölmeyi tercih ederdim. Hayatın ve nefsimin sunduğu aldatmaca, sahte sıkıntılardan arınmış, belki de tüm dünyanın aradığı huzur duygusuyla ölmek. Evet, tüm dünya insanlarının aradığı, hatta en çok ihtiyacı olan duygu; huzurdur. Birçok insan huzur duygusunu hissetmek için terapiler, danışmanlık alıyorlar. Kimi insanlar da yaşam koçları tutuyorlar. Bir başkası da raftingde…
Son yüzyılda, islamın gerçek anlamda hayatımızdan kaldırılmasıyla bu duyguyu kaybettik. Eskiden yaşam koçları vardı. Hem de her mahallede. Aksakallı, kırmızı yanaklı. Mis gibi koku saçan, ıslak ıslak, sevgi dolu bakan Mürşid-i Kamiller. Onların bağlıları hayata 3-0 galip başlıyorlardı Maslow piramidine göre. Onlar kendilerini gerçekleştirmişler, kendileri ile barışık ve paylaşmayı seven insanlardı. Peki, ama nasıl? Ne ile? Onların canlı modelleri vardı. Hoca efendileri. O kadar bağlıydılar ki, tavsiyelerini emir gibi yapma yarışında idiler. Bugünün ...leri gibi, hoca efendilerini vitrin biblosu muamelesi yapan, himmete ihtiyaç duyup da hatırlayan, metroda iki durak arası yarım gözle rabıta yapıp sonra da vitrine tekrar koymuyorlardı. İşte o model insan-ı kâmiller bize bir şeyi tavsiye ediyorlar. “ Ceddidû îmaneküm bi kavli lâ ilâhe illallah” imanlarınızı “lâ ilâhe illallah” ile tazeleyin. Hani çobanın istediği, son nefeste iman. Ancak buna ulaşmanın yolu ona göre bir yaşam tarzı kurmaktır. Bir de “kalpler ancak Allah’ı zikretmekle huzur bulur” ayetini hatırlatırlar her gün.
Terapi metotlarından birisi, ilişkileri düzenleme ya da negatif yönlerimizle bağ kesmedir. Bu teknik sorunun derinliğine göre birkaç tekrar gerektirir ve ancak spesifik, ayrı ayrı konular için yapılır. Metot kabaca şöyle özetlenebilir. Negatif yönümüzle ya da nesne ile hayalen bağ kurarız. Bağa yüklenen pozitif anlamları bulur içimize alırız. Böylelikle bağı zayıflatılır. Geçmişte bağın kurulduğu zamana inilir tahlil ve çözümleme yapılır. Yeni duyguyla bu güne gelinir. Koparılan duygu veya nesnenin yerine yeni bir duygu konur. Yeni durumla bağ kurulur. Bağ pozitif anlamlarla güçlendirilir. Fakat burada nefsin yani bilinçaltımızın bir ihtiyacını yine nefsin bir arzusu ile doyurarak nefsi kabartmış oluruz. Belki bu çalışma bireyi rahatlatır ama egosu farkında olmadan büyümeye başlar. Burada nefs dedim çünkü batı ekolü hepsine bilinçaltı diyor. Hâlbuki tasavvuf ekolü insanın iç dünyasını ayrı ayrı tanımlayıp çözüm metotları geliştirmiştir. Bu çözümlerden bir tanesi de kelime-i tevhittir. Kelime-i tevhid o kadar etkili bir terapidir ki, hem negatifleri yok eder, hem de yerine aynı anda en mükemmel sevgiyi “Allah sevgisini” diğerinin yerine koyar. Bu telkin içsel kapasitemize uygun bir sayı ile tekrar edilirse daha hızlı ve mükemmel sonuçlar alınması kaçınılmasıdır.
Lâ kelimesi göbeğin altından, yani temel çakradan yukarı damağımıza kadar uzatılır. Bu her türlü şehvetin tüm vücuttan silinmesi anlamına gelir. Bu, insanı azdıran cinsellik ve mide şehveti teskin etmektir aynı zamanda. “İlâhe” kelimesi bütün duyguları ve negatif hatıratı, nefs kaynaklı arzuları temsil eder. Nefsi emarenin tüm telkinlerini, gizli ölüm korkusu kaynaklı kaygıları “ilâhe” kavramını kalpten alıp sağ omzumuzdan atarak yerine aynı anda sevgilerin kaynağı, ruhumuzun enerjisi “Allah” lafzını kalbimizin taa derinliklerine kadar hissederek indirmek… Kalbimizin potansiyelini tanıyan, sevenlerini şefkatle kollayan mürşid-i kâmilin telkin edeceği miktarda, anlamını hissederek acele etmeden her gün tekrar etmek. Sahte tanrılardan kurtulup Allah’ın nurunu kalbine yerleştirirken bir yandan da istiğfarla geçmişin zulmetinden arınmak. İşte kaygılardan arınarak huzura kavuşmanın en etkili yöntemi. Ve en önemlisi çoban gibi son nefeste iman garantisinin huzuruyla Allah’a kavuşmak.
Ne dersiniz?
Ahmet KARAKAŞ
|