Hz Peygamberin Şemaili 5 (ve Ahlakları)
 

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
23 Mayıs 2012, 18:00:35
12203 Mesaj 2639 Konu Gönderen: 1918 Üye
Son üye: isimbayz
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Peygamberimiz (sav) ve Ashabı Kiram  |  Yazılar  |  Hz Peygamberin Şemaili 5 (ve Ahlakları) 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1]
Gönderen Konu: Hz Peygamberin Şemaili 5 (ve Ahlakları)  (Okunma Sayısı 627 defa)
ene_meczub
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1127



« : 11 Temmuz 2009, 14:12:00 »

V. DERS


25 Mayıs 1975
İskenderpaşa Camii
Râmûzül Ehâdîs Dersi
Sayfa: 532/11 - 534/13


Euzübillâhi mineş şeytanir racîm.

Bismillâhir rahmanir rahîm...

Elhamdü lillâhi rabbil alemîn...Vel âkıbetü lil müttakîn...Ves salâtü, ves selâmü alâ seyyidinâ muhammedin ve âlihi ve sahbihi ecmaîn...

İ'lemû eyyühel ihvân... Enne efdalel kitabi kitâbullah... Ve enne efdalel hedyi hedyü muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem... Ve şerrel umûri muhdesâtüha... Ve külle muhdesin bid'ah. Ve külle bid'atin dalâleh... Ve külle dalâletin fin nâr... Ve bissenedil muttasili ilen nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kaal:


532/11 (Kâne izâ dehale ramadân, etlaka külle esîrin ve a'tâ külle sâil.)

Bu okuduğumuz hadis-i şerifler... Peygamber SAS'in hayatındaki harekâtı tesbit edilmiş zamanında... Nasıl yapmış, nasıl yatmış, nasıl kalkmış, nasıl oturmuş, nasıl yemiş, nasıl içmiş?.. Bu gayet güzel bir şekilde tesbit edilmiştir. Dünyada bu devlet hiç kimseye verilmemiştir. Hiç kimsenin böyle hayatı tesbit olunmuş; daha dünya görmemiştir böyle bir şey... O zamanki insanlar, üzerinde gayet titizlikle durmuşlar, Efendimiz'in her halini gayet güzel bir şekilde tesbit edip bize emânet etmişler... Allah hepsinden razı olsun...

Bize yakışan şimdi, bu dinlediğimiz tesbit edilmiş hayatı, kendimize mümkün mertebe mal edebilmek; onun yaptığını yapabilmeye çalışmak... Yerken nasıl yiyormuş?.. İçerken nasıl içiyormuş?.. Misvağı nasıl kullanıyormuş?.. Helâya nasıl gidiyormuş, nasıl okuyormuş?.. Çıkarken nasıl çıkıyormuş, neler okuyormuş?.. Bunlar, hepimizin bilmesi ve yapması lazım olan şeylerdir ki, Efendimiz'in bunları bize ta'lim buyurmasının sebebi, "Siz de böyle yapın!" demektir. Bunu okumaktan maksad, bunları yapabilmeye çalışmaktır.

Geçenki derslerimizde helâya girip çıkmanın ehemmiyeti üzerinde çok durdular. Helâya gitmeyi biz basit görürüz. İşte bir zaruret hissediyoruz kendimizde... Gidiyoruz, o def-i haceti yapıp çıkıyoruz. Her insanda ve her hayvanda olan bir hadise... Bu, kolay bir şey değil... Bunun inceliklerini insan biraz düşünüp, Efendimiz'in dualarının ne kadar yerinde olduğunu takdir ederse, insan bunları kendi de yapmaya çalışır.

E, yiyoruz elhamdülillah... Bu yediğimiz yemekler vücûda kuvvet veriyor. "Bugün bir insanın içerisinin yaptığı şeyleri, makinalara yaptırmak lazım gelse, dünya makina kesilir!" diyorlar. Dünya makinaları insanın şu içeride yaptığını yapamaz yine lâyıkı vechiyle... Ama Cenab-ı Hak bu kuvveti içeriye vermiş. Hiç haberimiz olmadan burdan yuvarlıyoruz; taksimat olaraktan, bütün azalarımıza kuvvetler gidiyor. En nihayette bir de aşağıdan def'-i hacet hadisesi var... O da olmasa, olmaz.

Bunların ne kadar yerinde olduğuna, ne güzel: "Elhamdü lillâhillezî... Evveline ahirine, yâ Rabbî sana hamd olsun... Güzel güzel yedirdin, tadı damağımızda... Vücûdumuz kesb-i kuvvet etti. E, bize zarar verecek bazı fuzûliyetler vardı içerde; onları da kolaylıkla bizden çıkardın. Çıkaramayanlara bir sormalı!.. Def-i hacet edemeyen, kabız haline tutulan bazı insanlar var; eczanelerden ilaç alırlar, "Aman şunu yapalım, bunu yapalım..." Bazen fayda da vermez. Derken bir sıkıntının içerisinde, ateş yükselir; şu olur, bu olur...

Onun için, girdiğin vakitte hamd edeceksin: "Allah'ım çok şükür... Güzelce yedik, içtik, vücûdumuz kesb-i kuvvet etti. Şimdi o fuzûlî olan şeyler de, güzelce bizden defolup gitti." diyerekten...

Giderken de dua edeceksin: "Yâ Rabbi, bu pislik yeridir, habis yerdir. Burası şeytanların bulunduğu bir mahaldir. Onların şerrinden de beni muhafaza et!.. Sonra, bu gıdalara verdirmiş olduğun kuvvetlerle de, bizi senin taatlerinde daim eyle!.." gibi çeşitli dualar... Çünkü, bir çeşit değil kaç çeşit dua buyurmuş Efendimiz... Ama hulâsası şuna geliyor.

Şimdi receb ayı geliyor. Önümüzdeki bir ay sonra receb ayı gelecek. Onun için de şöyle buyurmuşlar:


532/10 (Kâne iza dehale receb, kal: Allahümme bariklenâ fî recebe ve şa'bân, ve belliğnâ ramadân...) Receb, güzel bir ay... Şa'ban, o da güzel bir ay... Bu aylar bize bir nimet... Günahlarımızı götürüyorlar; bir de bizi uyandırıyorlar, uyanıklık veriyorlar: Bak, öteki ay gitti, sen de gideceksin ha!.. Aklını başına al! Bu ay geldi ama durmayacak, o da gidecek. Her gelen gidiyor. Her gelen gibi senin de gideceğini hatırla! Bu ayın kıymetini bil, Allah-u Teâlâ'ya yapılması lâzım olan tâat ü hasenâtı yap!..

Onun için receb geldi miydi, (Allahümme bariklenâ recebe) "Yâ Rabbi bunu bize mübarek et!" diyeceğiz. Nasıl olacak mübarekliği?.. İbadet ü taatler edersek, hayr ü hasenâtlar edersek; o bize mübarek olur. Yook, vurdum duymaz gelir gidersek; receb bize, yüzümüze bakmadan gider.

Cenâb-ı Peygamber'in en çok oruç tuttuğu ay, şa'ban ayıdır. Recebde de tutarmış ama, şa'banda tuttuğu daha çok olurmuş. Ramazanda umûmîdir, hepimizin tuttuğu bir aydır.


532/11 (Kâne izâ dehale ramadân, etlaka külle esîrin ve a'tâ külle sâil.) Ramazan ayı gelince de, bütün esirleri salıveriyor... Her kapıya gelen dilenciyi, fukarayı geri çevirmiyor... Ramazanın hürmetine... (etlaka külle esîrin ve a'tâ külle sâil.) Her sâilin eline bir şey veriyor ve bütün esirleri de âzâd ediveriyor... Ramazan-ı şerifin hürmetine...


532/12 (Kân, izâ dehale şehri ramadân) Ramazan ayı geldiği vakitte... Bakın: (şedde mîzerehû) (şedd: Şiddetlendirmek, sıkıştırmak. mîzere: Bele bağladıkları kuşak nev'inden peştemal.) Beline bağladığı peştemalı, yâni karnını sıkarlardı... Gerek kuşakla sıksın, gerek peştemalıyla sıksın, gerek başka şeyle sıksın... Onu sıkıştırmaktan murad, açlığa hazırlanmak, açlığa tahammülü artırmak...

(sümme lem ye'ti firâşehû) Bakınız, iyi dikkat ediniz: (sümme lem ye'ti firâşehû...) Ondan sonra, ramazanda yatağına girmezlerdi!.. (firaş: yatak) Niçin?.. İbâdât ü tâtle meşgul olurlardı. (hattâ yenseliha.) Ramazan çıkıncaya kadar... Hazret-i Aişe validemizin nakli...


533/1 (Kân, izâ dehale ramadân) --Yukarıda şehr-i ramazan dedi, burda yalnız ramazan dedi.-- Ramazan ayı geldiği vakitte, (teğayyera levnühû) mübârek yüzlerinin siması değişirdi, tegayyür ederdi. Nasıl bir adam korktuğu vakitte rengi sararır; onun gibi yüzünün rengi değişirdi.

(ve kesüret salâtühû) Başlardı namazını artırmağa... Çoğaltırdı. Kırk rekât namazımız var, başka... Ondan gayrı fazla namazlarımız var: İşrak, duhâ, evvâbîn, teheccüd gibi namazlar... Bunları da artırırdı. Meselâ işraki iki kılıyorsa dört, dört kılıyorsa sekiz; duhayı sekiz kılıyorsa on-oniki, daha fazla; gece namazlarını şu kadar kılıyorlarsa, daha fazla kılarlardı, artırırlardı.

(vebtehele fidduâ') Yalvarırken de, daha çok gayret gösterirlerdi. (ibtihal: Kesilmek, dünya alâkalarından kesilerekten Hakk'a kendisini tam mânâsıyla vererek yalvarma, yakarma, ibâdet, tâat.)

(ve eşfaka levnühû.) Mübârek yüzleri de şafak rengini alırdı.


533/2 (Kân, izâ dehalel aşrü) Ramazanın yirmisinden sonraki son on gününe îtikâf günleri diyorlar. Bu on gün girdiği vakitte, (şedde mîzerehû) --Yukarıda ramazan gelince belini sıkardı deniliyordu.-- bu onda, midesini daha fazla sıkıyordu. Camiden çıkmazdı.

Evvelki günlerde ramazanı tutmakla beraber, evine gider gelir, çarşısına pazarına gider gelir, eşine dostuna gider gelir; fakat, yirmiden sonra hepsi kesilirdi. Yirmiden sonra yalnız Allah'a dönüyor... Bütün ibâdât ü tâatı --tabiri câiz değilse de-- Allah'la başbaşa kalabilmek... Onun için sıkıştırıyor kendisini...

(ve ahyâ leylehû) Bütün geceyi ihyâ ediyor. İbâdetle geçiriyor bütün gecelerini... Evine de gitmiyor. Zâten oruçlu... Yemekle içmekle de alâkası yok...

Bu îtikâf sünnet-i seniyyedir. Sünnet-i kifâye deniliyor ama, her müslümanın bunu yapması âdetâ bir borçtur. Çünkü, Peyşgamber SAS Hazretleri, peygamber olmazdan evvel dahi bu îtikâfa devam ediyorlardı. Peygamber olduktan sonra da hiç terketmemişler.

Hacca gidenler bilirler, Hıra dedikleri dağ, Mekke'den galibâ birkaç saat mesafe uzaklıkta... Ordaki, o dağın içerisindeki mağaraya girerler, orada ibâdetle meşgul olurlardı.

Bizim burdaki evlerimizde yemeklerimiz bol... Orda, o sıcakta su kaynar!.. Suyun sıcaklığı, havanın sıcaklığı, her şeyin sıcaklığı... Ama orda, onlara tahammül ederek Allah'a kendini verebilmek, büyük bir nîmettir.

Onun için (ve ahyâ leylehû) gecelerini de ihyâ eder, ibâdet ve tâatle geçirirlerdi. Uykularını da terkederlerdi; çünkü, (lem ye'ti firâşehû) "Yatağına girmezdi." diyor. Yatağına girmeyince, gecesini ibâdetle ihyâ ediyor.

Hayat ibâdettedir. Hayata kavuşmak maddelerle olmuyor. Bugün ne milyonerler var, hayatları hiç hayat değil... Geceleri de korku içerisindedirler. Hayatlarında lezzet yoktur vesselâm!.. Niçin?.. Allah'a yönelmeyen insanın hayatı, hayat değildir.

Çünkü, hayatı veren Allah'tır. Sen o Allah'tan kesildikten sonra, Allah sana yardım eder mi?.. "Bu hayatı sana ben verdim! Bu ruh benim ruhum!.. Ben sana bunu vermişken, sen benden ayrılıyorsun ve bana da dirsek çeviriyorsun..." demez mi?.. Ayrıldığın da bir şey değil de, dirsek de çeviriyorsun, inkâra kalkışıyorsun!.. Sen deli misin, divâne misin, aklın mı yok hiç?.. Bir başındaki örtüyü yapan olduğuna, kendi kendine olmadığına herkesin aklı erer de; bir baş örtüsü kendine olamıyor da, koskoca kâinat bu mevcûdiyetiyle berâber nasıl olur tabiatın îcâdı?.. Bu kadarcık şeyi idrak edemeyen insan, elbette insan değildir.

Binâen aleyh, hayat Allah-u Teâlâ'ya yönelmekle kabildir. Allah-u Teâlâ'ya yönelmeyen hayatlar hiç de hayattan sayılmaz. Onun için, müslümanın vazifesi, hayatı bize veren Allah'a yönelerekten ondan hayata tazelikler istemektir. İbadetlerle hayatta tazelikler olur.

Biz niçin günde üç defa yiyoruz? Yetmiyor, dört defa da yiyoruz. Niçin?.. "Kuvvetimiz yerine gelsin, artsın, kuvvetli olalım!" diyerekten... Binâen aleyh, imanımızın artması için, ruhumuzun kuvvetlenmesi için de tâate muhtacız. Ne kadar çok yapabilirsek, ruhumuz o kadar genişler, kuvvetlenir. Ondan sonra, o gecenin ibâdetleri ne kadar tatlıdır, bir bilseniz!..

Şimdi bugün, günahlarımı yazıyordum da, o günahları yazarken, bakma günahına geldi. "Bakmak günah-ı kebâirdendir." diyor. İster kadına bak, ister gence bak... Bu bakmakta bir zehir var... Bu zehir, şeytan-ı aleyhil lâ'nenin zehirli oklarından bir oktur. Bunu attı mıydı o, kime attıysa o yandı. Neden yanıyor?.. Şeytanın o zehirli oku, onu zehirleyecek. Nasıl ki, mikrobu yutan gürültüye gidiyor. Bu zehir de onu öldürür.

Her kim ki, Allah korkusundan o bakmayı terkederse, Allah-u Teâlâ onu tebdil eder, değiştirir, imanı kuvvet kesb eder. İmanın lezzetini bulur o adam!.. Neresinde?.. (fî kalbihî) Kalbinde... Kalbinde onun tadını bulduktan sonra, geceleri ihyâ eder, gündüzleri ihyâ eder... Hayr ü hasenâtta, her şeyde öndedir. Niçin?.. Allah-u Teâlâ'dan imdat geliyor, mütemâdiyen imdat geliyor.

Yağmurlar yağmazsa ne oluyor aziz kardeş?.. Bar bar bağırıyoruz, aman yandık diyerekten... Yağmur yağmayınca, yerde bir şey olmadığı gibi; Allah'tan rahmet gelmeyince, gönüllerde de bir şey olmaz. Allah'tan rahmet gelmesi için, Allah'ın yasaklarından kaçmak lâzım!.. Yasaklardan kaçınmadıkça, Allah'ın rahmeti gelmiyor. O bir perde üzerimizde... Yasaklar, şu caminin kubbesi gibi bir perdedir. Rahmet-i ilâhiyye inmez içeriye... Ne zaman onu terkediyoruz; Allah-u Teâlâ o zaman tebdil ediyor, rahmet-i ilâhî gönle iniyor.

Ondan sonra sen, zincirle çekseler çıkmazsın ibâdetten... İbâdetten ayrılamazsın. Çünkü, Allah'ın rahmeti eriştikten sonra, insanın Allah'tan ayrılmasına imkân yok!.. Allah cümlemizi rızâsının yollarından ayırmasın...

Onun için, (ve ahyâ leylehû) Cenâb-ı Peygamber gecelerini böyle ihya etmekle beraber, (ve eykaza ehlehû) hanımlarını ve çocuklarını da uyarırlardı: "Kalkın bakalım! Allah-u Teâlâ'nın rahmetinin yayıldığı bir andır bu an!.. Siz de kalkın!"

Tatlılıkla, güzellikle, çeşitli iltifatlarla onları kaldırıp, gece ibâdetlerine alıştırmak lâzım!.. Hayat, yalnız bu dünya maddelerini toplamakla, dünya varlıklarının içerisinde perişan olmakla olmuyor. O gecenin karanlığında, herkes sükût bir halde iken, kendini kaldırıp da, "Allah'ım, ben senin divanına geldim!" demenin ne kadar büyük bir nimet olduğunu ancak erbabı anlar. Allah lütfetsin cümlemize...

Onun için, biz leş gibi akşamdan yatıyoruz, leş gibi de sabahleyin kalkıyoruz. Niçin?.. Yatarken bir âdâb var. Peygamberimiz bakın neler söyledi, "Bunları okumadan yatmayın, şeytandan sakının!" dedi. Şeytan başımıza üç tane düğüm vuruyor, "Uyu, hiç kalkmamak şartıyla!.." diyor. Müdahalesi var... Nefisle birlikte onlar bizi perişan etmeye çalışıyorlar. E biz uyandıkça, "Allaaah... Lâ ilâhe illallah... Elhamdü lillâh... Sübhânallah..." ne biliyorsak... Bu tesbihleri yapınca, düğümler çözülüyor kendiliğinden... Abdest aldık mıydı, ikincisi çözülüyor. Namaza durduk muydu, onun bağladığı efsunların hepsi mahvolup gidiyor. Ondan sonra, Allah-u Teâlâ'nın rahmeti başlıyor gönüllere inmeye...

Gönüllere inince de, o gönüller... Hani yeşeren tarlaların rengine doyum olmuyor... Rençber bakar: "Oooh, yemyeşil arpacıklar, buğdaycıklar... Başaklarını sallamışlar, yeşil, gayet parlak bir şekilde... Yağmurlar yağmış..." Ne zevk duyar bu rençber,Ê"Oh yâ Rabbi şükür, bu sene yüzüm gülüyor!" diyerekten... Neden?.. Rahmetlerin bol inişiyle bol mahsûl alacak!.. E bu gönüllere de bu rahmet-i ilâhiyye erişince, bol ibâdetler hâsıl oluyor.

O bol ibâdetlerle kendimize bakıyoruz, "Şu Rasûlüllah'ımız nasıl yaptı, biz de öyle yapalım!" diye içimizden bir aşk, bir şevk, bir neş'e geliyor. Bu ne hacıya mahsus, ne hocaya mahsus!.. Bütün müslümanların vazifesi...

Mehmed Zahit KOTKU r.aleyh
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #1 : 14 Şubat 2011, 12:00:07 »

Mevlid kandili münasebetiyle tekrar okunması gereken bir yazı diye düşündüm.. Kandiliniz mübarek olsun..
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
Sayfa: [1]
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Peygamberimiz (sav) ve Ashabı Kiram  |  Yazılar  |  Hz Peygamberin Şemaili 5 (ve Ahlakları) « önceki sonraki »
    Gitmek istediğiniz yer: