ene_meczub
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
  
Offline
Mesaj Sayısı: 1127
|
 |
« : 12 Haziran 2009, 00:22:04 » |
|
Hud 16. İşte onlar, ahirette kendileri için ateşten başka hiçbir şeyleri olmayan kimselerdir; (dünyada) yaptıkları da boşa gitmiştir; yapmakta oldukları şeyler (zaten) bâtıldır.
Elmalı: 16- Bunlar, yani, dünya hayatının nimetini ve lüksünü gaye edinmiş bulunanlar o kimselerdir ki, ahirette kendilerine ateşten başka hiç bir şey yoktur. Ve bütün yaptıkları orada yok olmuş olur. Yani dünya hayatında bir iyilik de işlemiş olsalar, ahiret sevabı elde etmek gibi bir niyetleri bulunmadığı, bütün çabalarını ve niyetlerini dünya hayatına yöneltmiş bulundukları için ahirette hepsinin eli boş kalır; amelleri, fani olan dünya hayatı ile birlikte yok olup gitmiştir. Ahirette durum böyle tezahür eder. Ve yaptıkları herşey batıldır. Hadd-i zatında boştur, temelsizdir, sonu yoktur. Çünkü zaten dünya hayatı fanidir, onu tutmak veya donatmak için her ne yapılsa boştur. Ecel gelince hepsini siler, süpürür götürür. Açıkçası Allah'dan başkası fani olduğundan, sırf Allah için yapılmış olmayan her amel batıldır. Çünkü "Yeryüzünde ne varsa hepsi fanidir, baki kalacak olan yalnızca celal ve ikram sahibi olan Rabbinin zatıdır". (Rahmân, 55/26-27).
Ömer Nasuhi Bilmen: 16.Fakat (Onlar) öyle âhirete inanmayıp yanlızca gösteriş için, dünyevî bir maksat için amellerde bulunanlar (o kimselerdir ki, onlar için âhiretde ateşten başka birşey yoktur.) Çünkü onların bütün koşup durmaları dünyaya yöneliktir, bütün amelleri, dünyayı kazanma doğrultusundadır, amelleri Allah rızasını kazanmak için değildir. Artık onlar âhiretde ebedî bir azaptan başkasını hak etmiş değillerdir. (Ve) Onların dünyada iken (işlemiş oldukları şeyler) ameller (orada) âhiretde (boşa çıkmıştır) tamamen kaybolup gitmiştir. (Ve bütün işledikleri) haddizatında (bâtıl olmuştur) zira güzel bir itikada, Allah'ın rızasına kavuşma maksadına dayalı olmayan herhangi bir amelin uhrevî bir kıymeti bir faidesi olamaz.
Muhammed Ali Sabuni: 16. İşte hedefleri bu dünya olan o kimseler var ya, âhirette onlar için cehennem ateşi ve onun devamlı azabından başka bir şey yoktur, Onların işlemiş olduğu sâlih ameller boşa çıkar. Çünkü onlar, amellerinin karşılığını dünyada tam olarak aldılar. Bu cümle, önceki cümlenin tekididir. Yani, onların dünyada yapmış olduğu hayırlar boşa çıkmıştır.
Fahreddin Razi: Bu, ayetin zahirine göre olan umumî mananın tercih edilmesi görüşüdür. Buna göre, diyoruz ki: Ayetteki bu ifâdenin hükmüne gösteriş, riya, kahramanlık ve şöhret için taat yapan mü'mtnler ile bu durumda olan kâfirler girer. Bu görüşte bir problem vardır. Çünkü, "Onlar öyle kimselerdir ki âhirette kendilerine ateşten başka birşey yoktur" ifâdesi mü'minlere uygun düşmez. Fakat biz, bu ayetle kastedilenin, bu fasit ameller ve riya ile yapılan batıl fiiller olduğunu söylediğimizde, müşkil ortadan kalkar. Sonra bu görüşü benimseyenler, bu konuda pek çok haberler zikretmişlerdir: Rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.s) "Hüzün kuyusuna (düşmekten) Allah'a sığının" buyurdu. Bunun üzerine, "Ey Allah'ın Resulü, "Hüzün" kuyusu nedir?" diye soruldu. Hz Peygamber (s.a.s) de: "O. cehennemde, içine mürâî (gösterişçi) kurrâlann atıldığı bir vâdidir" [61] buyurdu. Yine Hz. Peygamber (s.a.s): "Kıyamet günü insanların azabı en şiddetli olacak olanı, kendisinde bir hayır olmadığı' halde insanların kendisini hayırlı zannettiği kimsedir" [62]buyurmuştur. Ebû Hureyre (r.a), Hz. Peygamber (s.a.s)'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Kıyamet günü olduğunda. Kur'ân'ı (hafızasında) toplayan bir adam huzura çağrılır ve ona, "Bu hususta ne yaptın?" denilir. O, "Ya Rabbi, ben o Kuran) gece gündüz yerine getirdim" der. Bunun üzerine, Allah Teâlâ "Yalan söylüyorsun. Sen! "Falanca ne güzel okuyor" denilmesini istedin. Nitekim, senin hakkında bu da söylendi" buyurur. Yine zengin birisi huzura getirilir ve Allah ona: "Sana bol rızık (mal) vermedim mi, sana verdiğim şey hususunda ne yaptın?" der. O zengin: "Sıla-i rahimde bulundum (akrabalarıma yardım ettim) ve tasaddukta bulundum " der. Bunun üzerine, Hak Teâlâ; "Yalan söylüyorsun, aksine sen "Falanca cömerttir' denilmesini istedin. Nitekim, bu da denildi" buyurur. Yine Allah yolunda cihâd edip öldürülen birisi getirilir ve o: "Ben cihâd için savaştım ve öldürüldüm" der. Allah Teâlâ: "Yalan söylüyorsun, aksine sen. ''Falanca ne kadar cesur" denilsin istedin, bu da denildi" buyurur." Ebu Hureyre <r.a) sözüne şöyle devam eder: "Resûlullah (s.a.s) daha sonra, benim dizlerime vurarak, "Ey Ebu Hureyre, işte bu üç (çeşit) kimse Kıyamet günü. cehennemin tutuşturulup cayır cayır yandığı mahlukatm ilkidir" buyurdu. Rivayet olunduğuna göre. Ebu Hureyre (r.a) bu hadisi Muâviye (r.a)'nin yanında nakletti. Râvî şöyle der: ' Muaviye öyle ağladı ki, onun helak olacağını sandık. Sonra kendine gelince, "Allah ve Resulü doğru söyledi" deyip, "Kim dünya hayatını ve onun zinetini arzu ederse, onların yaptıklarının karşılığını burada tamamen öderiz " ayetini okudu. [63] O amellerin ücretlerinin tastamam ödenmesinden murad. onların. müstehak oldukları mükâfatın tamamının, onlar dünyada iken kendilerine verilmesidir. Binâenaleyh, onlar bu dünyadan göçünce, kendileriyle beraber o amellerden, o hayır işlerinden de bir eser kalmaz, Aksine, onlar için ahirette, artık sadece ateş vardır. Bil ki, akıl da, kesinlikle bunun böyle olduğuna delâlet eder. Bu böyledir, zira amelleri, dünyada medhedilmek ve riya olsun diye yapan herkesin kalbine, dünya sevgisi galip gelmiş ve onun kalbinde, böylece ahiret sevgisi yer etmemiştir. Çünkü o, âhireti ve o ahiretteki mutlulukları tanısaydı, o hayırları sırf dünyada yapmaktan ve âhiret işini unutmaktan kaçınırdı. Böylece, o iyi işleri, sırf dünya için yapanın, dünyaya olan arzusunun mutlaka büyük ve çok, ahirete olan arzusunun da bulunmaması gerekir. Böyle olan herkes öldüğü zaman, bütün dünya menfaatlerini geride bırakmış, onları artık bulamaz olmuş ve onları, artık elde tutamaz ve elde edemez olmuştur. Binâenaleyh, bir şeyi sevip de, sonra da kendisiyle o sevdiği şey arasına bir engel giren kimsenin kalbinde, mutlaka hasret ateşlerinin tutuşup yanması gerekir. Böylece, bu aklî delil ile, sırf dünya hallerini taleb etmek amacıyla iş yapan herkesin, o ameline uygun olan dünyevî o menfaati elde edeceği; öldüğü zaman ise, onun için o dünya menfaatinde sadece ateş bulunacağı ve o amelin ahirette boşa çıkıp hiçbir fayda veremeyeceği, tesirinin de olmayacağı kesinlik kazanmış olur. [64] "(Yalnız dünya hayatını arzu eden kimse), Rabbinin açık bir delili üzerinde bulunup da ardınca yine ondan bir şahit gelen, ondan önce de bir rehber ve bir rahmet olmak üzere Musa'nın kitabı olan kimse gibi midir ki. böyle olanlar ona (Kur'âna) inanırlar. Herhangi bir güruh onu tanımazsa, ona vaat edilmiş yer, ateştir. Sen de bundan şüphe içinde olma. Çünkü o. haktır. Rabbindendir. Fakat insanların çoğu iman etmezler"
Kurtubi: 16. İşte onlar, âhirette ateşten başka bir şeyleri olmayacak kimselerdir. Orada İşledikleri şeyler boşa gitmiştir. Zaten yapageldikleri hep bâtıldır. "İşte onlar, âhirette ateşten başka bir şeyleri olmayacak kimselerdir" buyruğunda ebediliğe işaret vardır. Mü'min ise cehennemde ebedîyyen bırakılmaz. Çünkü yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Doğrusu Allah kendisine şirk koşulmasını mağfiret etmez. Ondan başkasını da dilediğine bağışlar." (en-Nisa, 4/48 ve 116) O bakımdan bu buyruk ameli ile riyakârlık yapan kimsenin küfür üzere vefat etmesi şeklinde anlaşılmalıdır. Anlamın şöyle olduğu da söylenmiştir: Böyleleri için sayısı belii günlerim yalnız ateş azabı olacaktır. Sonra da bunlar (mü'min olduklarından) ya şeraite nail olarak çıkartılacaklardır, yahut ta kabza [25] ile çıkartılacaklardır. Ancak âyet-i kerîme böylelerinin imansız olarak ölmeleri ile tehdit edilmeleri¬ni gerektirmektedir. Daha önce geçen hadiste ise küfür, Özellikle de riya kasredilmektedir. Zira bundan önce Nisa Sûresi'nde (4/142. âyetin tefsirinde) geçtiği üzere riya da bir şirktir İleride Kehf Sûresi'nin sonunda (18/110. âyetin tefsirinde) da gelecektir. "Zaten yapageldikleri hep bâtıldır" anlamındaki buyruk mübtedâ ve haberdir. Ebu Hatim der ki: "Yaptıkları" lafzının sonundaki "he" hazfedilmiştir. en-Nehhâs da der ki: Böylesinin hazfe ihtiyacı yoktur, çünkü bu mastar anlamındadır. Yani; "Ve onun ameli de batıldır" takdirindedir. Ubeyy ile Abdullah'ın kıraatinde ise; "Yapageldikleri de bâtıldı" şeklindedir. O takdirde zâid olur, yani i "Ve zaten onlar batıl işleyip dururlardı" takdirindedir.
Seyid Kutub: Şu dünyada yapılan her çalışma, harcanan her emek karşılığını görür. İster bu çalışmanın, bu emeğin sahibi bakışlarını yüce ufuğa dikmiş olsun, isterse çalışmalarını sadece yakın vadeli çıkarlarına, şahsi beklentilerine yöneltmiş olsun, farketmez, her iki durumda da kural geçerlidir. Fakat eğer insan dünya hayatı peşinden koşar, sırf onun çekici güzellikleri uğruna çaba harcarsa, bu dünyada çalışmalarının karşılığını alır; belirli bir sürenin sonuna kadar bu sonuçlardan yararlanır. Fakat böyle bir kimseyi ahirette bekleyen tek akıbet, cehennem ateşidir. Çünkü orası için hiçbir hazırlık yapmamış, hiçbir şey biriktirmemiş, hatta orayı hiç hesaba katmamıştır. Dünya için yaptığı bütün çalışmaların karşılığını dünyada alır. Fakat bu dünya amaçlı çalışmalar ahirette geçersizdir, orada onlara hiçbir önem verilmez, bu tür çalışmalar, zehirli ot yiyerek karnı şişen devenin kabarmasına ve arkasından çatlamasına benzer, kof bir genleşme gibidir. Bu tablo, dünyadaki kof genleşmelere, sonunda çatlayıp ölmeye vardıran hastalıklı kabarmalara uygun düşen bir tasvirdir. Bugün biz etrafımıza baktığımızda hep dünya için çalışan ve bu çalışmaların karşılığını alan birçok şahıslar, toplumlar ve milletler görürüz. Bunların dünyaları alımlıdır, bunların dünyaları hızlı bir kabarma görüntüsü sürer gözlerimizin önüne. Fakat bu gördüklerimize şaşırıp "Bunlar niçin böyle!" diye sormamalıyız. Çünkü bu gördüklerimiz "Sadece dünya hayatını ve bu hayatın çekici güzelliklerini isteyenlere, çalışmalarının karşılığını orada tam olarak veririz, onlar orada hiçbir ödül kısıntısına uğratılmazlar" şeklindeki ayette ifadesini bulan dünyaya ilişkin ilahi yasanın gereğidirler.
Ebul Ala Mevdudi: Bu dünyaperestlere yapılmış apaçık bir uyarıdır. Dünyaya tapanlar bilmelidir ki, dünyevi kazançları elde etmek için (her ne olursa olsun) yaptıklarının karışılığını tam olarak alacaklardır, fakat şunu asla unutmamalılar ki, öte dünyada alacakları hiçbir karşılık yoktur. Bu dünya menfaati için gayretlerini birleştirirken, öte dünyanın menfaati için hiçbir şey yapmayanlar, bu dünyaya ait maddi kazançlar için işledikleri ameller karşılığında hiç birşey umamazlar. Bunu tasvir etmek için, bu dünyada kendisi için bir saray inşa etmek isteyen ve böyle bir sarayı inşa edebilmek için her türlü aracı, ölçüyü ve vesileyi mubah sayan kimsenin durumunu örnek alalım. Kuşkusuz ki bu adam büyük bir saray inşa edebilecektir sonunda; zira bir kafir olması dolayısıyla saraya koyacağı hiçbir tuğlanın muhasebesini yapmayacak, hiçbir tuğlayı geri çevirmeyecektir. Fakat kuşku götürmeyen bir şey daha varki bu adam o büyük sarayı ve içindeki mefruşatı son nefesini verir vermez bu dünyada bırakacaktır. Sarayı (ya da başka birşeyi) bu dünya için inşa etmiş olduğundan, eğer öte dünyada kendisine bir köşk edinmek için hiçbir şey yapmamışsa, dünya sarayı kendisine öte dünya için hiçbir kredi sağlamayacaktır. Çünkü yalnızca, ilahi yasaya uygun olarak ahiret'te bir saray edinmeye çalışanların öte dünyada bir sarayı olabilir Şimdi, tersine davranan kimsenin ötedünyada bir saray edinemeyeceği delilinin mantiki sonucu olan bir soru ortaya çıkmaktadır: "Peki, bir saray edinemeyebilir; fakat niye cehennem ateşine atılması gerekiyor ki?" Buna verilecek (ve Kur'an'ın da başka yerlerde verdiği) cevap şudur: Ahiret'i hiçbir şekilde hesaba katmadan yalnızca bu dünyada bir saray edinmek için çabalayan kimse, doğallık ve kaçınılmazlıkla Cehennem'de kendisi için ateş hazırlanmasına yol açan ölçü ve vesilelerin de göbeğinde demektir. (Bkz. Yunus. an:12)
|