Halvet - Mehmed Zahid KOTKU R.Aleyh
 

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
23 Mayıs 2012, 13:21:16
12203 Mesaj 2639 Konu Gönderen: 1918 Üye
Son üye: isimbayz
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Tasavvuf  |  Yazılar  |  Halvet - Mehmed Zahid KOTKU R.Aleyh 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] 2
Gönderen Konu: Halvet - Mehmed Zahid KOTKU R.Aleyh  (Okunma Sayısı 1499 defa)
ene_meczub
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1127



« : 13 Temmuz 2009, 11:06:06 »

esselamu aleyküm

Kıymetli forum üye ve ziyaretçilerimiz, hepimizin bildiği gibi mübarek 3 ayların içerisindeyiz, bu af ve mağfiret aylarında, kulluk bilincimiz ve şuurumuzu gözden geçirmekte büyük faydalar vardır. Belki bir daha bu ayları idrak edemez, bir daha bu büyük bağışlanma aylarına ulaşamayız. Efendimiz s.a.v. bu aylar geldiğinde, ibadetlerini artırır ve Ramazan-ı Şerifin son 10 gününde ise itikafa girermiş. Bizde itikafa girecek kardeşlerimize bir faydası olur ümidiyle, merhum hocamız Mehmed Zahid KOTKU rahmetullahi aleyhin "Tasavvufi Ahlak" isimli kitabından, Halvetle alakalı sözlerini, istifade etmek ve edilmesi maksadıyla sizlerle paylaşmanın uygun olacağını düşündük. Allah cümlemizi istifade edenlerden eylesin. Amin


Tasavvufi Ahlak Cilt 2-122-123
Halvetlerin Lüzumuna Dâir

Yine hepimizce ma'lûmdur ki, bir cem'iyet içinde muhtelif fikir ve akidelere sahip, çok çeşitli insanlar bulunagelmektedir. Bir kısmı mü'min, bir kısmı fâsık, bir kısmı münafık, mason, komünist; inançsız, akîdesiz, bir kısmı da kâfir ve müşriklerdir. Böyle bir toplum içinde yaşayan insan, elbette bunlardan birine takılacak ve o zümrenin malı olacaktır. Bugünkü maârif sistemi de buna çok müsait olduğundan, gerek yetişenin ve gerekse evlâdlarını yetiştirmek isteyen ebeveynin ne kadar uyanık olması lâzım geldiği pek aşikârdır. Yalnız dünya refahını ve midelerini düşünenlere sözümüz yokdur. Kendileri kemâl sahibi ve uyanık olmayan babaların, kendileri de evlâdları da dâima tehlike içindedirler. Bu sebeble kemâl, herkes için matlûb ve lâzımdır. Kemâle gelmeyen her şey hattâ meyveler, mahsuller hiç bir şeye yaramazlar. Meselâ, aldığınız bir kavun veya karpuzu yorula yorula eve getirir, kesersiniz. Ham çıkarsa bir işe yarar mı? İşte insan da böyledir. Sakın kardeş sen böyle olma. Bütün kâinat ve içindeki her şey senin için yaratılmış ve senin emrine verilmiştir. Yerdekilerden başka gökler, ay, güneş ve yıldızlar hepsi senin hizmetindedir. Artık sen kendinin ne büyük ve ne kıymetli bir varlık olduğunu düşün de, öyle işe yaramaz ham bir halde kalma. Bunun en güzel yolu Peygamberimiz (s.a.s.) Hazretlerinin gösterdiği yoldur ve onun bizzat bizlere örnek olarak kendinde tatbik ettiği sünnetleridir.

Yine ma'lûmdur ki, nefis dâima fena ve günah da olsa, hep kendi arzularının meydana gelmesini ister. Bunu önlemek ve mâni' olmak kolay bir iş değildir. Hele bir kere alıştı ise, artık "o kudurmuştan beterdir" derler ya, "öylesini ancak teneşir temizler" denilmiştir ki, acı da olsa bir hakikattir. Ne yazık ki, öylelerin zararı yalnız kendine değil; aynı zamanda cemiyet içinde bir tehlikedir. Bu hale düşmemek, iyi ve kâmil bir insan olarak kendisine ve yaşadığı topluma faydalı olabilmek için Peygamberimiz (s.a.s.) Efendimizin yaptığı gibi, hiç olmazsa her sene bir ay bir köşe-i vahdete (inziva) çekilip, insanlardan tecerrüdle kendini Hak'ka verip, gönül aynasını temizlemeye ve parlatmaya çalışmalı ve Hak'dan gelecek olan envâr-ı ilâhiyye-i kudsiye ile içini ve dışını pâk etmelidir.
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
ene_meczub
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1127



« Yanıtla #1 : 14 Temmuz 2009, 16:52:34 »

Tasavvufi Ahlak Cilt 2-123-124


Peygamberimiz (s.a.s.) Efendimizin ma'nevî huzurlarında bulunarak, feyz-i ma'nevîlerinden istifade ile, Cenâb-ı feyyâz-ı mutlak Hazretlerine gece gündüz ilticada bulunmak suretiyle ve biraz kanâatkârâne bir çorbaya razı olarak, hem de oruçlu olmalıdır; icabederse, bunu istediği kadar da uzatmak mümkündür. Yalnız şu var ki, başlangıçda muhakkak bir mürebbînin, bir mürşidin idaresi altında olmak lâzımdır. Sonra kendi kendine yapmak mümkünse de, yine tenezzülen ve tevâzuan bir mürebbî veya bir mürşidin huzurunda yapmak daha lâyık ve evlâdır. Halvet, güzîde ve hâlis insanların sıfatıdır. Onlar dâima yalnızlıktan hoşlanırlar. Çünkü yalnızlık hâlinde murakabe ve tefekkür daha güzel ve daha a'lâ olacağından, hemen halveti ihtiyar ederler. Mümkün oldukça insanlardan kaçarlar. Uzlet haliyle vakit geçirmeye çalışırlar. Zîrâ uzlet, vuslat alâmetidir ve her sülük sahibi için, bahusus iptida hallerinde uzlet şarttır. Alışageldiği kötü ve çirkin huy ve âdetlerin terki de başka türlü mümkün olmaz. Hak ile ünsiyyet peyda edebilmek için muhakkak halvet ve uzlet gereklidir.

Görmez misin? Av kuşlarını yakalamak için ellerine geçirdikleri doğan, atmaca denilen kuşları, erbabı nasıl terbiye ediyor? Onları tutup karanlık bir yerde hapsediyorlar. Akşam, sabah et ve sularını veriyorlar. Bir ay veya kırk günde eski yabanî hayatını unutup, kendini besleyene itaat ediyor ve onunla ünsiyyet peyda ediyor. Artık onun emrinden dışarı çıkmıyor. Omuzunda kırlara gidiyor ve gösterilen kuşun üzerine hücum edip yakalıyor, sahibine getiriyor. Halbuki bu kuş evvelce insandan kaçar ve tuttuğu kuşu hemen parçalar, yerdi. Bak bir halvette nasıl mutî' oldu. İnsan, elbette hayvanla kıyas edilemez. Onun kemâli ve ma'nevî lezzetlere ve feyizlere nail olması, kâmil insanların idaresindeki halvetlere muhtaçtır. Ba'zı kimseler, bunda şöhret vardır diye i'tiraz etmek istemişlerse de bu iddialar, Resûlullah (s.a.s.) in fiilleriyle red olunur. Biz Resûl-ü Ekrem'e uymaya mecburuz. Şöhret âfettir ve lâkin Resûlullah'ın sünnetlerinde değildir. O zaman sakal da , bıyık da, ulemâ kisveleri de, va'z ve nasihattaki edebî ifadeler, (belagat, fesahat) da, evlerdeki mobilya ve lüks eşya, atlar, arabalar, otomobiller ve daha nice şeyler var ki, hep şöhreti mûcibdirler. Bunlara i'tiraz edilmeyip de insanların kemâline vesile olan ibâdetlere ve bahusus, Resûl-ü Ekrem (s.a.s.) Efendimizin sünneti olmak hasebiyle halvete dil uzatmak, elbette iyi bir netice vermez. Halbuki, insanlarla ünsiyet, iflâs alâmetidir, demişlerdir. İbrahim Hakkı Hazretleri bir beytinde: Alâmet-ül-iflâs, el-isti'nâsü bin-nâs (İnsanlarla kaynaşmak, iflâs alâmetidir) demişler ki pek doğrudur.
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
ene_meczub
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1127



« Yanıtla #2 : 15 Temmuz 2009, 21:02:12 »


Tasavvufi Ahlak Cilt 2-124-125

Görüyoruz ki, insan bir şeye alıştı mı, ne kadar kötü de olsa bırakması kolay olmuyor. İşte en basit misâli: Sigara, vücuda zarar, keseye zarar, fakat ne olursa olsun kolayca bırakılmıyor. Başkalarını da buna kıyas edebiliriz. Meselâ, kahve ve gazinolara, sinemalara, içkiye alışan kimselerin hâli ma'lûm, hele kumara alışanların hâli yürekler acısıdır. İşte bu sebeplerden'nâşî iyilere de, kötülere de halvet lâzımdır. Halvet sebebiyle iyilerin iyiliği artar, kötülerin de kötü huylarını bırakmalarına sebep olur. Bir gün görürsünüz ki, o kötü sandığınız adam, ıslâh-ı nefis ederek ne güzel huylu bir adam olmuştur. Bunların numuneleri de pek çoktur. Ondan dolayıdır ki, halvet yalnız sülük ehline değil, bütün âmân ehli için adetâ şarttır. Bahusus tarîkat ehline muhakkak şarttır. Zîrâ Hak yolunda mücâhedenin başlangıcıdır. Çünkü nefsine esîr ve mahkûm olan kimselerden tam bir mücâhede beklenemez. Mücâhidlere Cenâb-ı Hak'kın lütuf ve ihsanı ve hidâyeti çok ve mebzûlen verilir. Zîrâ, insan hakîkaten nefs-i emmârenin elinden kurtulmadıkça rahat yüzü görmesine imkân yoktur. Bundan dolayı iptida hallerinde nefsiyle mücâhede edemiyen zavallıların, son zamanlarında tarîkate girmekle bir şeyler elde etmesi muhaldir. Ya'ni, hâlini tedbîl ve tağyîr etmesi, ma'nevî feyizlere nail olması ve hakikî bir ehl-i tarîk olması adetâ mümkün değildir, diyeceği geliyor insanın.

Bâyezîd-i Bestâmî (k.s.) Hazretlerinin ve diğer emsallerinin mücâhedesine bakınca insan hayretlere düşüyor. Risâle-i Kuşey-rî'nin 57'nci sahifesinde yazıldığına göre, 12 sene nefsiyle mücâhededen sonra ancak dışını ıslâh edebilmiş. Nefsinin iç arzularını yenmek için de 5 sene çalışmış, ayrıca bir sene de mütemadiyen içini gözetlemiş, fakat ne görsün? Yine iç âleminde Hak1 kın rızâsına mugayir puta benzer hevâ, heves var. Onların da yok olması ve içindeki pisliklerin ve fenalıkların gitmesi için tam 12 sene daha mücâhededen sonra hakikatlere âşinâ oluyor ki, (12 + 5 + 1 + 12 = 30) cem'an 30 sene nefsiyle mücâhede ile ömrünü geçirmiş demektir.

İnsanın ömrü ise re'sül-mâli (sermayesi)'dir. Onu boşa zayi' etmek gibi cahillik olmaz. Maazallah bir de günâh yerlerde zayi' ederse, ona ne demek lâzım bilmem?

Büyükler demişlerdir ki: Bu tarîk, üç esas üzere kurulmuşdur:

1-  Yemeği ancak zaruret mikdarı ve iyice acıkınca yemek,

2- Uykuyu ancak uyku galebe edince uyumak,

3- Konuşmayı da ancak ihtiyaç duyulduğunda zaruret miktarı konuşmak.


Bilinmelidir ki, sözler amelden addedilecek ve amel defterine geçecekdir.
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
ene_meczub
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1127



« Yanıtla #3 : 16 Temmuz 2009, 14:50:54 »

Tasavvufi Ahlak Cilt 2-125-126-127

Mücâhedenin asli ve gayesi, nefsi alışmış olduğu kötü âdetlerden kesmek ve kurtarmaktır, dâima onun arzuları hilâfına hareket etmekdir. Avâm-ı nâs, çok amel yapmayı isterler. Havas ise, hallerinin, içlerinin tasfiyesini kasd ederler. Aç durmak, geceleri uyumamak zor bir şey değildir. Alışma işidir, alışınca kolay olur. Fakat hallerin tasfiyesi, iyi ahlâk sahibi olmak, kötü huyları bırakmak, dâima Hak'kın rızâsını gözetmek ve hareketlerini ona göre tanzim etmek, ne kadar makbul ve medh ü senaya şâyeste ve lâyıktır. Zîrâ, diyanet aslında şu üç şeyden ibarettir:

1- Emânete riayetkar olmak,

2-  İstikâmetten ayrılmamak,

3- Tâat-i ilâhiyyeye, ubûdiyyete devamdır.

İnsan kendini şu ölçülere vurunca, kendi numarasını, kendisi pekâla verebilir. Hele îmân bahsinde zikr olunduğu gibi, îmânı kâmil olan mü'minleri, îmânları hatâ ve günahlardan men' eder, korur. Günah işlemelerine mâni' olur ve onu dâima hayırlara sevk eder: Kâmil mü'minler, ibâdete ve tâate son derece riayetkar olmakla beraber, hak ve hukuka da o kadar dikkatlidir. Günahlardan da çok korkar ve kaçar. Maazallah haram bir lokmayı ağzına almasına kat'iyyen ihtimal verilmez. Sözlerine de çok sâdıkdır. Kat'iyyen boş ve fuzûlî bir sözü ağzına almaz. Hatır yıkmak, gönül kırmakdan son derece kaçınır. Kimsenin gıybetini yapmaz. Lâf getirip, götürmek gibi adîlikleri irtikâb etmez. Sabırlı, mütehammil, gayretli, metanetli, cömerd, dâima ve dâima Hak'kın rızâsını gözetmekle, yani yaptığı bütün işleri, Hak sübhânehü ve teâlânın razı olacağı veçhile yapar. Bütün iyi ahlâkları elde etmeğe ve kötü huylardan da uzak kalmağa gayret eder.

İşte böyle olgun ve kâmil bir müslüman olmak hepimizin istediği ve sevdiği bir şeydir. Lâkin iyi bir meyvayı elde etmek için ne kadar çalışmalar oluyor. Öyle hemen istemekle olmadığı da ma'lumdur Öyle ise, o güzel ahlâk ve kâmil îmânın da, öyle yalnız istemekle olamayacağı bilinmelidir.

Bu hususda en kısa ve güzel yol da, Peygamberimiz (s.a.s.) Efendimizin rehberlik edip, bilfiil gösterdiği yoldur. Halbuki, Peygamberimiz (s.a.s.) böyle halvetlere muhtaç da değildirler. O, ancak bizlere örnek ve nümûne olmak, bizim de öylece hareket etmemizi temin kastıyla, hal ve fi'lini bizlere göstermekte ve söylemektedir.

Yalnız, halvete girecek insanın, "İnsanlar benim şerrimden halâs olsunlar" diye niyyet etmesi lâzımdır. Bu niyyeti tevâzuuna delildir. Bu takdirde (Kim tevâzû gösterirse Allah onu yükseltir) sırrına mazhar olur. Eğer, "Şu insanların şerrinden kurtulayım, emin olayım" diye, halvete girerse, bu da onun kibrine alâmettir. Bir kimse diğer bir kimseye karşı kendisinde bir meziyyet görürse, bu tekebbürden ileri gelir, demişler.

Halvetlerde olan ba'zı âbidlere sormuşlar ki: "Sen râhib misin? Ya'ni, Hak'dan korkan mısın ki, böyle köşe-i vahdete çekilmişsin, halka karışmıyorsun!' Cevaben: "Hayır, ben rahip değilim, belki köpeğin bekçisiyim. Benim azgın ve herkese saldıran köpek gibi bir nefsim var. Onun için böyle bir kenara çekilip halkın benden emin ve rahat olmasını istediğimden halvete girdim" demesi şâyânı dikkattir.
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
ene_meczub
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1127



« Yanıtla #4 : 20 Temmuz 2009, 11:30:52 »

Tasavvufi Ahlak Cilt 2-127-128

Uzlet ve halvetin şartlarından biri de kişinin; akâid-i dîniyyesini iyi bilmesi gereklidir. Onun için evelâ ilim ve fıkıh tahsil etmelidir ki, halvette hatâlara düşmesin. Hakikatte uzlet ve halvetten gaye, ahlâk-ı mezmûmelerini terk etmesidir. Yoksa, memleket terk edip hâlî yerlerde kalmak kâfî değildir. Asıl hüner cismiyle, cesediyle halk arasında olup, rûh ve gönlüyle Hâk ile olabilmesidir. Fakat bunu her işine gelen söyler amma, muvaffak olabilen pek nâdirdir. Bu hususda büyüklerimiz, "Halkın giydiğini giy, yediğini ye, lâkin iç âlemi olan sırrınla onlardan ayrı ol" demişlerdir. Bazı uzak yerlerden ziyaret kasdıyla gelip: "Efendim çok uzak yerlerden ziyaretinize geldim" diye ricada bulunanlara: "Nefsinden ayrıl, maksadına nail olursun" demişlerdir.

Hikâye olunur ki: Bâyezîd-i Bestâmî (k.s.) Hazretleri, rüyasında Cenâb-ı Hak'kı görmüş: "Yâ Rab, sana nasıl geleyim?" demiş. Cevaben: "Nefsinden ayrıldığın zaman gelir beni bulursun" buyrulmuş. Ne kadar değerli ve kıymetli söz! Aman yâ Rab, sen bizleri şu nefsin elinden halâs eyle!

Halvette en ziyâde dikkat edilmesi lâzım gelen bir şey de, şahsın, kendisine verilen zikirden başka bir şeyle meşgul olmamasıdır ve bütün nefsin arzularından sıyrılıp, Hak'kın rızâsına tâlib olmasıdır. Böyle olmadığı takdirde halvetden çok zarar görür ve fitnelere uğrar. Halvetlerde çok hoşluk ve iyilik vardır. Fakat halvette ünsiyyeti, halvet ile oluyorsa, o halvetten çıkınca onda bir şey kalmaz. Eğer halvetteki ünsiyyeti Cenâb-ı Hak'la ise onun için şehir de, çöl de müsâvîdir. Ya'ni kalabalık, tenhalık onun için artık fark etmez. Halk ile olmakta birtakım hayırlar olduğu inkâr edilemez. Fakat uzlette, halvette selâmet vardır.

Bazı büyükler şöyle demişler: "Dostun halvet, yemeğin açlık, sözlerin de Hak'ka münâcât olsun". Yalnızlık sıddıkların sevdiği bir haldir.

Şeyh Şiblî, "Nâs ile ünsiyyet iflâsdır" demiş. Mâlik ibn-i Mes'ûd, evinde dâima yalnız başına otururmuş. Ebû Bekir isminde bir zâta sormuşlar, "İflâsın alâmeti nedir?" diye. O da, şeyh Şiblî gibi, "Nâs ile ünsiyyettir" demiş. Mâlik ibn-i Mesûd'a: "Böyle yalnız başına oturmaya korkmaz mısın?" demişler, cevaben: "Allah ile olan kimsenin korkduğu hiç görülmemiştir" demiştir.

Cüneyd-i Bağdadî (k.s.) Hazretleri de: "Dîninde selâmet, bedeninde ve kalbinde rahat isteyen, uzleti ihtiyar etsin" demiştir. Bahusus fitne zamanlarında mutlaka vahdet ve uzlet iyidir. Hattâ, bazı büyüklere Hızır aleyhisselâm arkadaşlık teklif etmişse de, tevekkülümüze manî olur diye, Hızır'la arkadaşlığı kabul etmemişler. Fakat bunlar tabiî herkesin harcı değildir. Binâenaleyh, Cenâb-ı Hak, bir kuluna hayır murâd ederse, onu ma'siyet zilletinden kurtarıp, tâat ve ibâdetlerle ve yalnızlıkla azîz eder ve kanâatle zengin edip, kendi nefsinin ayıplarını kendisine gösterir. Bu hasletler kime verilirse, dünya ve âhiret nimetleri ona verilmiş demektir.
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
_selma_
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1272



« Yanıtla #5 : 20 Temmuz 2009, 12:49:01 »

  4-) Halvet-der encümen: Halk içinde hakk ile yalnız kalmak.

   Mü’mine yakışan Allah-u Zülcelal ile huzurda olup halk içinde olduğu halde, onlardan ayrı gibi yaşamasıdır. Murat olan mana yukarıdaki gibi olunca, cümlenin manası “murakabe” olur. Yani günlük yaşantısı içerisinde işi ile meşgul olurken, yakınları ile beraberken, halk içerisinde herhangi bir şey ile meşgul iken, zahirinin halk ile birlikte görünmesi, batınının ise Allah-u Zülcelal’den bir an dahi gafil olmamasıdır. Allah-u Zülcelal bu manaya işaret edip ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:

   “Öyle erlerdir ki, onları ticaret, alışveriş Allah’ı anmaktan alıkoymaz.” (Nur; 37)

   İşte bu tür halvet bu yola hastır. Nitekim bu yolun erbabı, zahiri olarak halvete çekilmezler. Bunların halveti insanlar arasında batıni halvettir.
Logged

ene_meczub
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1127



« Yanıtla #6 : 20 Temmuz 2009, 14:17:57 »

eyvallah, Tarik-ı Nakşibenddeki bu esas, merhum hoca efendininde anlatmakta olduğu, halvet ve uzletin neticesi, sonucu ve semeresidir, bunu elde etmeninde Turuku Ruhanideki en önemli müessiri, zikri hafidir. Turuku nefsanide ise bu sonuca riyazat ve mücahadelerle ulaşılır. Merhum hoca efendinin temsilcisi olduğu gelenek camiutturuk bir silsile olduğu için, her iki ekolüde incelikleriyle birlikte bünyesinde toplamış ve barındırmıştır.

allaha emanet olunuz.
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
ene_meczub
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1127



« Yanıtla #7 : 21 Temmuz 2009, 10:36:53 »

Tasavvufi Ahlak Cilt 2-128-129

Halvet hakkında Abdülkâdir îsâ'nın Hakâyık ani't-tasavvuf adlı eserinin 128'nci sahifesinden 148'inci sahifesine kadar geniş tafsilât verilmişdir.

Halvet bir bakımdan bir nevi' i'tikâfdır. Yalnız "şu var ki, i'tikâf mutlaka beş vakit namaz kılınan mescidde olur. En efdali, Kâbe-i Muazzama, Mescid-i Nebevi ve Kuds-i Şerîf'deki Mescid-i Aksâ'da olanlardır. Bununla beraber her beş vakit namaz kılınan mescidlere de müsâade edilmiştir, fakat halvette bu şart yoktur.

Sakin ve hâlî yerler halvetlere müsâiddir. İ'tikâfda oruç nasıl şartsa halvetlerde de oruç öylece şarttır. Hattâ daha iyisi, biraz da  kanâatkârâne, hem de riyâzatkârâne olmalıdır. Meselâ, sahurda ancak 21 dâne kuru üzümle bir parçacık ekmek, akşam iftarlarında da, kezâlik biraz ekmekle biraz da mercimek çorbası ihtiyar edilmiştir ki, çok muvafıkdır. Yalnız yirmi günden sonra bir akşam yemeğinde etli pilav, biraz da yoğurt verilir ki, gayrimüslim riyazet sâhiblerine benzememek içindir.

Sûre-i A'râf in 142'nci âyetinde beyân olunduğu gibi, halvet 30 gün olarak zikr edilmiş, sonra 10 gün daha ilâve olunarak kırka iblâğ edilmiştir. 10 gün veya 20 gün olarak da yapılırsa da, efdali iki sene kırkar gün devam etmektir.
Merhum üstadımız hacı Mustafa Feyzi Efendi Hazretleri 24 halvet yaptığını söylemişti. İlk ve gençlik devirlerinde yapılan halvetler, teberrüken hakîkî halvetlere hazırlıkdır. Zîrâ halvette, hemen kapanıp zikirle meşgul olmak kâfî değildir. İnsanın dış ile alâkasının tamâmiyle kesilmesi ve gönlünde Hak'dan başka bir şey kalmaması gerekdir. Bu halvet, kâmil ve olgun kimseler için hallerinin artmasına, diğerlerinin de terakkîsine sebep olur.

Halvetten maksad ise, kalbi tamâmiyle bütün çirkin ve kusurlardan ve ma'nevî pisliklerden temizleyip, kalb aynasını güzelce dolandırmak ve vâhid-i hakîkî olan Allâhü zül Celâlin zikriyle meşgul etmektir. Bu suretle Hak ile ünsiyyeti artırmak, halvetten çıkdıktan sonra da bu hali muhafaza edebilecek hale gelmekdir. Dikkat edile!

Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
ene_meczub
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1127



« Yanıtla #8 : 23 Temmuz 2009, 10:02:06 »

Tasavvufi Ahlak Cilt 2-129-131

Halvet insanlardan ve kendini meşgul eden her amelden bir müddet kendini ayırarak, bitmek tükenmek bilmeyen dünya kaygılarından, sıyrılarak, kalbi dünya meşguliyetlerinden kurtarıp,, huzû' ve huşu' ile Cenâb-ı Hak'kın türlü ni'metlerini düşünerek, şeyhinin vereceği zikre ve murakabelere dikkat ve ihtimam göstermek ve hiç bir dakikasını, hattâ hiç bir nefesini bile boş geçirmeden zikre devam etmektir. Yoksa halvetlere kapanıp çeşitli hayallerle veya, "ben de şeyh olacağım" diye yapılan halvetler birer zayiattır. Onun için evvelâ niyyetleri tashîh edip, kendisinin ıslâh-ı nefs edebilmesi ve bil'umum kötü ve mezmûm huyları terk ederek adetâ bir kuzu, insan kılığında bir melek olabilmeyi azim ve kast etmelidir ve zikrullaha o kadar devam etmelidir ki, ancak ve yalnız kalbde zikrin hakîkati kalmalıdır ve artık kalbden her şey çıkmış, silinmiş, yok olmuş, yalnız zikrin hakîkati ve mânâsı kalmıştır.

Hiç şüphe yoktur ki, kalb bir şeyle meşgul olunca, başka şeylerle meşgul olamaz. Binâenaleyh, zikrullah ile meşgul olduğu vakitlerde de tabiî başka birşeyle meşgul olmasına imkân yoktur. Dünya ve hattâ âhiret hâtıralarıyla meşgul olduğu an, zikrullahdan, velev bir lâhza da olsa mahrum kalmış olur. Zîrâ, bir anda hem zikrullah hem dünya âhiret havâtırı cem' olamaz. Bu bir noksanlıktır. Dikkat edip her havâtırdan gönlünü muhafaza ederek yalnız zikrullah ile meşgul olmaya çalışmalıdır. Gerek nefsin ve gerek şeytanın getirdiği bütün vesvese ve hâtıralara hiç kulak asmadan hemen zikrullaha devam etmelidir. Çünkü onların vesvese ve hâtıralarıyla meşgul olmak, bitmez, tükenmez hayâlât ile insanın ömr-ü azizini mahvetmektir. Adetâ esrarkeşlerin hayâlâtı gibi. Binâenaleyh, feyz veya varidat diye böyle hayâllere kendini kaptırmak çok tehlikelidir. Meselâ, "Artık sen, oldun, kâmilsin; senin gibisi bulunmaz" ve buna benzer daha nice aldatıcı sözler, hayâller, rü'yâlar hep insanı zikrullahdan alıkoymak için nefsin ve şeytanın hiylelerinden ibarettir. Bunlara hiç ehemmiyet ve kıymet vermeden ve bir ân bile meşgul olmadan zikre devam etmelidir. Şeytan, ba'zan parlak nurlar göstermek suretiyle de aldatmaya ve meşgul etmeye çalışır. Bunlar hiç bir zaman matlûb ve maksud değildir. Bunlara aldananlar ancak çocuklardır. İçe gelen bu gibi hayâlât ve vesveseleri şeyhden gayriye söylememelidir.
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
ene_meczub
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1127



« Yanıtla #9 : 24 Temmuz 2009, 11:14:46 »


Tasavvufi Ahlak Cilt 2-131

Halvet, sofiler tarafından icad edilmiş bir şey değildir. Belki Allâhü teâlânın emrine imtisal ve Resûl-ü Ekrem (s.a.s.) Efendimizin efâline iktidâdır. Ma'lûmdur ki, Efendimiz (s.a.s.) Hirâ dağındaki mağarada, ma'lûm olan günler ve gecelerde, kendisine vahiy gelmezden önceleri de halvetler yapar, ibâdetle meşgul olurlardı.

Sûre-i Müzzemmil'in sekizinci âyeti halvete delildir. Allâhü teâlânın ism-i şerifini zikir bahsinde, Ebussuûd Efendi, "Kula gereken gece gündüz zikrullaha devamdır" dermiş. Şüphesiz bu da, dünyadan ilgiyi kesmeden ve Hak'ka tam mânâsı ile dönmeden mümkün olmaz. Öyle ise, hiç olmazsa muayyen bir zaman, her şeyden alâkayı keserek nefsin ıslâhı ve gönlün açılması için halvetlere devam etmelidir.

Halvet, yalnız dervişlere veya tarikat ehline mahsus değildir. Her mü'min ve müvahhidin, kendini yetiştirmesi ve Hak süb-hânehû ve teâlânın kendisinden razı olacağı bir kul olmasına dikkat ve gayret göstermesi, îmânının kemâli bakımından muhakkak lâzımdır. İhmâlinden dolayı mes'ûliyet vardır. Zîrâ bu âlem boşuna yaratılmamıştır. İnsanlar halk olunsun, büyüsün, birbirleriyle canavarlar gibi boğuşsun, zevk ve safa âlemlerinde ve günah vadilerinde ömürlerini tüketip gitsinler diye halk olunmamışlardır. Elbette bu hilkatte büyük hikmetler ve gayeler vardır. Peygamberlerin gelmesi, kitapların indirilmesi, evliyaların yaradılışı, bizlere çok şeyler öğretmekte.ve duyurmaktadır.

Çeşitli mu'cizeler, (Mi'râc, Şakk-ı kamer gibi) ve kerametler bize bu âlemin dışındaki, âhiret ve ebediyyet âlemini ve bu âlemden daha mükemmel olan, Cennet ve cemâlullahı müşâhade âleminin varlığını haber vermekte ve ona göre hazırlanmanın lüzumunu bildirmektedir. Bunun için, her ne bahasına olursa olsun, bu dünyaya öyle bel bağlayıp da, o ebediyyet âlemini ihmal etmenin caiz olmıyacağım, her akl-ı selîm sahibi idrâk etmelidir. İlimlerle meşgul olan âlim ve fâzıl zevât-ı muhteremeye ise, halvet herkesden daha fazla lâzımdır. Zîrâ, dünya işleriyle meşgul kişilerin kafaları nasıl o işlerle dolu ise, ilim ehlinin kafası da, çok çeşitli bilgilerle meşgul olduğu cihetle, o da, kendisini lâyıkıyla Hak'ka verebilmesi için, halvete herkesden daha çok muhtaçdırlar. Binâenaleyh, hiç olmazsa her gün, ya sabah veya akşamları, ya ibâdetlerin arkasından veya yatmazdan evvel muvakkat bir zaman için, az da olsa kendisini Hak ile baş-başa kalmağa alıştırmalıdır. Yoksa bu dünyanın ne işi biter ne gücü.

Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
ene_meczub
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1127



« Yanıtla #10 : 25 Temmuz 2009, 12:34:38 »

Tasavvufi Ahlak Cilt 2-131-132


Onun için azîz kardeş! Sen peygamberlerin izinden ayrılma. Onların sözlerine dikkat et. İbâdet vakitlerini kat'iyyen kaçırma. Hele zikrullahı mümkün olduğu kadar gizlice, kimsesiz ve hâli yerlerde çokça yapmaya bak. Her şeyin fânî olduğunu unutma, Hak'ka iyi sarıl.

Hazret-i Ayşe validemiz (r.a.) Resûlullah (s.a.s.) Efendimize gelen vahyin, rü'yâ-yı sâliha ile başlamış olduğunu, sonra da yalnızlık hâlinin ona sevdirildiğini bildirmiş olmakla, Fahr-i Kâinat Efendimizin Hıra dağındaki mağaraya çekilerek, orada tek başına ibâdetle meşgul olduğunu, ancak azıkları tükendikçe evine Hazret-i Hatice (r.a.) validemizin yanına dönerek azığını alıp, hazırlığını yaparak, tekrar mağaraya döndüklerini ve bu hâlin "Vahy" gelinceye kadar böyle devam ettiğine işaret buyurmuşlardır.

Bu hadîs-i şerîf'de halvetin, insanların ibâdet edebilmelerine ve salâh-ı hal sahibi olmalarına yardımcı olduğuna delîl vardır. Bir kimse ki, Resûlullah (s.a.s.) Efendimizin hâline ve ef âline imtisâl ederse, makâm-ı velayetten ona bir nasîb verilir; ve yine bunda delîl vardır ki, müptedîlere muhakkak halvet ve uzlet lâzımdır. Bidayet hallerinde bunlardan mahrum olanlar son zamanlarında bunun lüzumunu anlasalar da artık tatbik edebilmek imkânını bulamazlar. Zîrâ, azim, sabır ve metanetleri buna müsâid değildir.

Bu sebeble, tasavvuf ehli derler ki: "İnsan bir makama nail olduktan sonra ona edep dâiresinde devam ederse, daha a'lâsı-na nail olur." Bak, Peygamber s.a.s. Efendimiz, o Hıra dağındaki ibâdetine devamı neticesi, makamdan makama terakkî ede ede nihayet sübût makamına, oradan da "Kabe kavseyni ev ednâ" tecellîsine mazhar olmuşdur. Ona tabî olan ümmeti de, makâm-ı velayette Allah teâlânın dilediği yüksek makamlara (makâm-ı sü-bûtdan gayrı) nail olurlar ve kendilerine hikmetler ihsan olunur.
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
ene_meczub
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1127



« Yanıtla #11 : 28 Temmuz 2009, 11:48:44 »

Tasavvufi Ahlak Cilt 2-132-133

Halvet, kendisinden gayri insanlardan hâlî olmaktır. Belki Rabbı ile meşguliyetinden kendini de unutmalıdır. İşte o zaman vâridât-ı ilâhiyye ve ulûm-ı gaybiyyeye müsteid olur ve kalbi bunlara mahal olur. Resûlullah (s.a.s.) Efendimiz halveti, nübüvvetten sonra da bırakmamıştır. Ramazan-ı şerifteki son on günlük i'tikâfını kat'iyyen bırakmamıştır. Hattâ Ramazan-ı şerifte bazı sebeblerden dolayı i'tikâfını bırakmışsa, bunu Şevval ayında kaza buyurmuşlardı. Bu i'tikâf ile halvetler birbirine yakındır. Şu insanlara taaccüb olunur ki, Resûl-ü Ekrem (s.a.s.) Efendimizin hiç terk etmedikleri i'tikâfı nasıl terk ediyorlar.
İmâm-ı Nevevî, bu hadîs-i şerifin şerhinden, "halâ" kelimesini halvet ile şerh etmiş ve "sâlihlerin sânı ve ariflerin ibâdeti bununla kâimdir" demiştir.

Süleyman el-Hattâbî (rh.a) de: "Uzletin, Resûlullah (s.a.s.) Efendimize sevdirilmesinde, kalbin dünyadan fariğ olması ve tefekküre muin ve zahir (yardımcı) olması, alışılan beşeriyyet hallerinden ayrılması ve kalbin huzû' ve huşû'a kavuşması vardır" der.
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
ene_meczub
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1127



« Yanıtla #12 : 29 Temmuz 2009, 16:56:17 »

Tasavvufi Ahlak Cilt 2-133

Şehâbettin Ahmet ibni Hacer el-Askalânî (rh.a) de, bu hadîsin şerhinde, "Halâ" kelimesini halvet ile izah etmiş ve, "Bundaki sır, teveccüh olunan şeye kalbin ferağı vardır ve halvetin aslı bilindiği gibi bir aydır, bu da Ramazan ayıdır" demiştir.(2/41)

Allâmetü'l-Kebîr, bu hadîsin şerhinde "Halvette kalbin boşalması vardır, destinin suyunu boşaltmak gibi. Kab boş olunca içine her şey konabilir, dolu kaba bir şey koymak mümkün değildir" diyor. Binâenaleyh, kalb de boş olunca tefekkür ve düşünceye imkân hâsıl olur. Bir de beşeriyyeî iktizâsı alışılan huylardan ancak bu gibi riyazetler ile kurtulmak mümkün olur; eski âdetler unutulur.

Kirmânî Hazretleri de, Buhârî'nin Şerh'inde bu hadîsi aynı şekilde şerh buyurmuşlardır. (2/42) Bütün bunlar selef-i sâlihînin halvete olan i'tinâlarına delildir. Artık i'tiraz etmek isteyenler, istedikleri kadar i'tiraz etsinler.

Muhammed ibni Ahmed Benîsî ibni İshak (r.a) ve gayrılarından rivayet ederek, "Efendimiz (s.a.s.) Hazretleri Hıra dağındaki mağaraya her sene bir ay gider, orada ibâdetle meşgul olurlardı" buyurmuşlardır.

Münâvî Hazretleri de, Efendimiz(s.a.s.)Hazretlerinin halvetleri hakkında, "Efendimizin her şeyden ayrılıp Cenâb-ı feyyâz-ı mutlakın zikrine gark oluşu ve buna mâni' olabilecek her şeyden uzaklaşmasıyla, yalnız halvete iltifat ederek, günden güne Hak ile ünsiyyeti artarak, kalb aynasının gayet cilâlı ve parlak bir ayna haline geldiğini, kemal derecelerinin en yüksek kısmına erişdiğini, bu suretle saadet ışıklarının, yüzlerinde belirdiğini, hattâ bütün taşlar ve ağaçlar, O geçerken fasîh bir dille, "Es-selâmü aleyke yâ Resûlallah" dediklerini" beyan etmişlerdir. (2/43)

(2/41) Feth'ul-Bâri, c. 1, s. 18 (2/42) Şerh-i Buhârî, c. 1, s. 32 (2/43) Levâmi'al-Kevâkib, s. 48-49
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
ene_meczub
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1127



« Yanıtla #13 : 30 Temmuz 2009, 17:31:35 »

Tasavvufi Ahlak Cilt 2-134-135


Süleymân-ı Cemel de, "Efendimiz (s.a.s.) Hazretleri, Hıra dağında her sene bir ay ibâdetle meşgul olurlardı ve oradan indikleri vakit, Kâbe-i muazzamayı tavaf etmeden hâne-i saadetlerine girmezlerdi. Hırâ'daki ibâdetleri, zikrullah ve tefekkür idi. Kezâlik Hirâ'dan gayrı zamanlarında da yine halvetlerini çok yaparlardı" demiştir. (2/44El-Fütûhât'ül-Ahmediyye, s. 31)

Kâmûs sahibi Muhammed bin Yâkûb el-Fîrûz-Âbâdî, bu hususda der ki: "Resûlullah (s.a.s.) Efendimize vahy gelmeden evvel kendisi halvet ve yalnızlığı severlerdi. Hıra dağına çıkar, oradaki mahalde yalnız başına Cenâb-ı Hak'ka ibâdet ederdi. Hıra dağı Mekke-i Mükerremeye üç mil mesafededir. Mağaranın uzunluğu dört, genişliği de üç zira' (arşın) kadar ufak bir mağaradır. Halvet için burasını seçmişlerdi" demiştir.

Ulemâ-yı kiramın, Resûlullah'ın halvetteki ibâdetinde iki kavil vardır. Bazısı, "İbâdeti, tefekkür idi" dediler. Bazısı da, "Zikrullah idi" dediler ki, bu esahdır.

Halvetler, ya Hak'dan, Hak ilminin ziyâdeliğini talebdir ki, bu Hak ehlinin asıl maksad ve gayesidir. Yoksa halvetlerde, boş tefekkür, boş düşünceler, halvet hâline münâsib değildir. Bu gibi şeyler halvetten sayılmaz. Çünkü bazı büyüklere halvetlerde, "Bizleri de duadan unutmayın efendim" demişler de, cevaben: "Ben seni düşünüp, seninle meşgul olduğum takdirde Allah'ımla halvette olmuş olamam" buyurmuşlar. Bu cevabda: "Ben, beni zikr edenin yanındayım. Onun hâmîsi ve yakınıyım. Beni zikr ettiği müddetçe ben onunlayım" sözünün esrarı anlaşılmaktadır. Bu.devlet (saltanat) kadar acaba başka bir devlet bulunur mu?

"Halvetin şartlarından biri de, Allah teâlâyı nefsi ve ruhuyla zikr etmektir. Yoksa nefes ve lisanıyla değildir", demişler. Onun için halvete giren kimselerin öyle birbirlerini kontrol edip, onların halleriyle meşgul olması ve onlara akıl dersi vermeğe kalkması, edeb öğretmesi, hiç olacak şeylerden değildir.

Ders ve edebler evvelce öğrenilmelidir. Halvette ise her şeyi unutup yalnız Allah teâlânın zikrinin bakî kalması, velev bir an da olsa zikrullahdan hâlî kalmaması gerektir. Hem de çok dikkat lâzımdır.
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
ene_meczub
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1127



« Yanıtla #14 : 31 Temmuz 2009, 19:45:40 »

Tasavvufi Ahlak Cilt 2-134-135

Bazı halvetler ise, fikirlerin safâsı içindir
ki, bazı ma'lûmatları elde etmek için yapılır. Bu ise, Hak ehline hiç yakışmaz. Hak ehli, bu gibi halvetlere tenezzül etmezler. Onların gayesi ancak zikrullahdır. Halvetlerde tefekkürle vakit geçirenler, ehl-i halvetten sayılmazlar. Binâenaleyh, gayeye uygun olmadığı için halvetten çıkmaları veya i'tikadlarını tashîh ile yalnız ve yalnız şeyhinin emri olan zikrullah ve murakabelerle meşgul olmaları gerekir.

Bir üçüncü halvet de, halkdan uzaklaşmak içindir. Halkdan gördükleri korkunç şeylerden nâşî, halkı gördükçe kendilerinde darlık ve sıkıntı olur. İşte o zaman, o da halveti ihtiyar eder. Lâkin bu da matlûb olan halvetten değildir.

Bir dördüncü halvet daha vardır ki; onu yapan, her çeşit muhâletâttan, hattâ çoluk çocuk, mal, mülk ve her türlü tefekkür ve meşguliyetten hâlî olarak yalnız kalbin zikrine dalmış, zikrullahın zıddı neler varsa hepsinden külliyyen ayrılmış ve halvet ettiği Zât-ı celle A'lâ'nın zikriyle ünsiyyet hâsıl etmiş olur da, artık bir türlü zikrullahdan ve halvet kalmakdan ayrılamaz. Bu ünsiyyet sayesinde kendisine hakîkî ilhamlar artar ve gönlünün safa ve cilâsı ziyâdeleşdikçe ziyâdeleşir. Bu sebeble de kemâlâtın en yüksek noktalarına erişir. (2/45)

İşte şu bir mikdar, ulemâ ve efâzılın kavillerinden bizlere aşikâr bir şekilde beyân olunuyor ki, halvet, sünnet-i Resûlullah'ın amelî bir yoludur ki; insanlar böylece îmânlarını takviye, nefislerini ıslâh ve saf etsinler, ruhlarını da kuvvetlendirsinler, kalblerini temizleyip tecelliyât-i ilâhiyyeye mazhar olabilecek hâle gelsinler diye yapılır.

Yine halvet, Efendimiz (s.a.s) Hazretleri tarafından yer ve gökleri, bütün varlıkları yaratan Hâlık-ı zü'1-Celâlin bilinmesi için bizlere tevcih olunmuştur. Bütün zevklere, vecdlere, keşif, keramet ve feyzlere esâs olmuştur.


(2/45) Sâhib'il-Kâmûs, Seferi's-Saâde, s. 3-4
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sayfa: [1] 2
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Tasavvuf  |  Yazılar  |  Halvet - Mehmed Zahid KOTKU R.Aleyh « önceki sonraki »
    Gitmek istediğiniz yer: