Gümüşhâneli Dergâh-ı Şerîfi
 

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
23 Mayıs 2012, 13:09:57
12203 Mesaj 2639 Konu Gönderen: 1918 Üye
Son üye: isimbayz
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Tasavvuf  |  Yazılar  |  Gümüşhâneli Dergâh-ı Şerîfi 0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: 1 2 [3]
Gönderen Konu: Gümüşhâneli Dergâh-ı Şerîfi  (Okunma Sayısı 8293 defa)
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #30 : 29 Mayıs 2010, 05:56:57 »


                                    




Davullara, bayraklara aldırmayan bir padişahtı O;
Dünyada bir garib yolcu gibi yaşayan..
Tek başına bir ordu gibiydi O;
Gittiği yerleri kuşatan..
Gönüller sultanıydı O;
Kalplere taht kuran..
Bir İbrahim gibiydi O;
Zulme meydan okuyan..
Yiğit bir mücahiddi O;
Hakkı tutan her zaman..
Asrın müceddidi, kâmil bir mürşiddi O;
Çağa damgasını vuran..


H. Ali Erkaya
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #31 : 30 Mayıs 2010, 05:04:17 »






Bismillâhirrahmânirrahîm.

Elhamdü lillâhi rabbil àlemîn...

Ves salâtü ves selâmü alâ rasûlinâ muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn...

Bizim Mehmed Zâhid Kotku Hocaefendi'yle tanışmamız, 1953 senesinin şubat ayında, tıbbiyeye başladığım zamanın ikinci senesinde oldu.

Liseyi Bursa Lisesi'nde parasız yatılı okumuştum. Bursa'da okumamıza rağmen, bir gün kısmet olup da Üftâde Camii'ne gitmek nasib olmamıştı. Bütün ordaki camileri gezmiş olmama rağmen, oraya gidip görememiştim.

Lisenin son sınıflarında iken geceleri bir şahıs bana rüyamda gösteriliyor, onunla bir toplantı yerine kadar geliyoruz, bir cami içinde buluşuyoruz; fakat konuşmamıza imkân kalmadan ya uyanıyor, ya uyandırılıyordum. Üniversite birinci sınıfa geldim, yine aynı şekilde hep o şahsı görüyorum ama, bir türlü kendisiyle görüşmek mümkün olmuyordu. Bu hal ikibuçuk-üç sene kadar sürdü.


Kadırga Yurdu'nda kalıyordum. O yurtta arkadaşlardan sekiz on kişi var, namaz kılıyoruz. Bunlar sabah namazı ile yatsı namazında kayboluyorlar, beraber cemaatle namaz kılamıyoruz. Onlara bir kaç defa sordum, "Nereye gidiyorsunuz?" dedim; bilmiyorum nedendir, söylemek istemediler.

İspartalı bir arkadaşımız vardı, şimdi rahmetli oldu, Şakir İkiz isimli, mühendis mektebinde okuyordu. Bir gün sabah namazında ona açtım, dedim:

"--Böyle böyle... Arkadaşlar nereye gidiyorlar, bana da söylemek istemiyorlar?"

"--Bilmiyor musun?.."

"--Hayır, bilmiyorum." dedim.

"--Peki ben seni yarın oraya götüreyim!" dedi.

Aldı beni, Zeyrek Ümmügülsüm Camii'ne götürdü. Bir cuma akşamıydı, yatsı namazına onunla beraber gittik. Namazı kıldık, bitirdik. Hocaefendi yüzünü bize dönünce, ben ikibuçuk-üç senedir rüyalarımda gördüğüm kimseyi gördüm karşımda... Hocaefendi'yi görür görmez:

"--Rüyalarımda gördüğüm kişi!" dedim. "Hayret, bugüne kadar nasıl görmemişim bu zâtı?.." dedim. Acâib bir hal oldu, yüzüne bakamaz hale geldim.


Hocaefendi mihrabda oturuyordu, ben de caminin orta kısmındaydım. Bir iki defa kaşlarını kaldırdı, "Sen gitme!" der gibi bana işaret verdi. Nihayet herkes gitti, ben olduğum yerde kaldım. Ben zannettim beni çağıracak. Kendisi kalktı yerinden, geldi benim yanıma... Dizlerini dizlerime dayadı:

"--Bizi de epeyce beklettin!.." dedi.

Ben niçin beklettiğimi anlamadım. Kendisine:

"--Affedersiniz, şimdi gelebildim efendim..." dedim.

"--Size vazife vereceğim!" dedi, ders tarif etti.

Sonra bana:

1. "Sabah ve yatsı namazlarına buraya gelmeğe çalışacaksın; cumartesi pazar günleri diğer vakitleri de ihmal etmeyeceksin!.."

2. "Kadınlarla ilginiz olmayacak. Okulda da bulunduğunuz zaman, kız arkadaşlarınızla mektep işi dışında irtibatınız bulunmayacak!" dedi.

Biz de bu tavsiyelere uyarak hareket ettik. Hocaefendi'yi bu şekilde tanıdık ve sık sık Zeyreğe gitmek sûretiyle kendilerinden istifade etmeye çalıştık.




devamı gelecek inşallah
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #32 : 31 Mayıs 2010, 17:36:19 »






O devirlerde bir çok arkadaşlarımız, bilhassa Teknik Üniversite kısmından gençler vardı. Bu gençlerin birçokları bugün devlet kademelerinde rol almış kimselerdir.

Biz tıbbiyeyi bitirdikten sonra, her ay bulunduğumuz yerden kendilerine mektup göndermekliğimiz isteniyordu. Biz de bunu sürdürdük. Mektep biter bitmez askerliğe gittik. Askerliğimiz Bitlis'te oldu. Ordan sonra Urfa'ya hükümet tabii olarak gittik. Ordan İnegöl'e geldik. İnegöl'den sonra Balıkesir Devlet Hastanesi'nde ihtisasa başladık.


Balıkesir'de ihtisas yaparken, bir pazar günü Necati Efendi Ağabey, Rifat Bey ve Sabri Bey Balıkesir'e gelmişler. Dediler ki:

"--Hocaefendi geldi, Paşa Camisi'nde seni bekliyorlar."

Benim ordan ayrılmam mümkün değil... Öyle bir şey ki, hastanede tek başıma nöbetçi benim, asistan olarak; ayrılamayacağım. Tam ben böyle, "Telefonla başhekimi bulayım da, ondan bir müsaade isteyeyim." diye düşünürken, bir araba geldi süratle... Baktım, hastanenin operatörlerinden birisi... Hiç gelmeyen bir adam... Dedim:

"--Hoş geldin ağabey, bir şey mi var?"

"--Akşam bir hastaya bakmıştım, ağırlaşmış, Şimdi onun için geldim, iki üç saat uğraşacağım onunla..." dedi.

"--Aman, benim bir işim var, onbeş dakika bana müsaade et!"

"--Yâhu git, üç saat dur istersen!" dedi.

Biz hemen arkadaşlarla arabaya binip gittik. Geldik, Hocaefendimiz'in yanına... Elini öptük. Hocaefendi sordu:

"--Ne oluyor ihtisas?.."

"--Efendim, işte bir ay sonra ihtisasımın yarısı burda bitiyor; yarısını da ya Ankara'da, ya İzmir'de, ya İstanbul'da devam etmem lâzım!" dedim.

"--Sen İstanbul'a gelirsen, senin orda evin, yerin hazır!" dedi.

Benim evle, yerle pek ilgim de yok, düşüncem de yok... Hocaefendi böyle deyince, "Herhalde Hocaefendi'nin bir evi var, onu da bize kiraya verecek." diye düşündüm. "İyiymiş, Allah razı olsun!" dedim.


Ordaki ihtisasın bitişine onbeş gün kala ben Hocaefendi'yi geldim:

"--Efendim böyle böyle demiştiniz bana, ben geldim." dedim.

"--Git, Osman'ı bul!" dedi.

Ben Osman'ı falan tanımıyorum, sonradan öğrendim ki Osman Çataklı imiş. O zaman doçentmiş. Fakat dediler ki:

"--Osman Ağabey'in babası hasta, Ünye'ye gitti."

O zaman aradık taradık, olmayacak. Bu sefer tekrar Hocaefendi'ye gidip de, "Yokmuş, bulamadım!" demeye utandım. Kendimiz ev aradık, bir arkadaşın evini tuttuk. Bizim evi tuttuğumuz gün Osman Ağabey gelmiş, o da bizi arıyor. Beni aldı, evine götürdü. "Senin evin hâlen yapılıyor, o ev senin olacak!" dedi. Netice itibariyle o ev bizim oldu, tamamlanınca oraya geçtik. Hocaefendi'nin bizi bir ev sahibi yaptığını zaman geçince öğrendik
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #33 : 01 Haziran 2010, 17:39:33 »




Nihayet ihtisasımın ikinci kısmını da Şişli Etfal Hastanesi'nde bitirdim. Evdeki bir arkadaş beni Hocaefendi'ye götürdü:

"--Efendim, bu arkadaş ihtisasını yaptı, buna bir iş bulalım!" dedi.

"--O bulur, bize lüzum kalmaz!" dedi.

Üç gün aradan geçti, ben tekrar kendisine geldim:

"--Efendim, Türk Hava Yolları'na girsem ne dersiniz?.."

"--Tamam, oraya dilekçeni ver!" dedi.

Dilekçemizi verdik, arkasını bıraktık işin... Onlar da öğrenmişler ki biz namazcı bir kimseyiz; "Bize yaramazsın, seni alamayacağız. Bize böyle adam lâzım değil, bize açık fikirli adam lâzım!" dediler.


Aradan on gün geçtikten sonra, Hocaefendi bize yemeğe geldi. Evin umûmî bir telefonu vardı, kapıcının yanında duruyordu. O sırada telefon çaldı. Hocaefendimiz:

"--Senin için geldi telefon, git o işini takib et!" dedi.

Evde yirmi iki tane daire var, herkese gelebilir. Hakîkaten benim için gelmiş, işle ilgili... Dediler ki:

"--Yarın gel, senin evrakların takib edilecek!"

Ertesi gün gittim. Dokuz kişi müracaat eden varken, beni seçtiler; oraya girdim. Netice itibariyle, 24 sene Türk Hava Yolları'nda çalıştım. Zaman zaman, bize yaramayan düşünceli kimseler sebebiyle ayrılmak istediysem de, Hocaefendi'nin bize deyişi:

"--Ordan sen ayrılma, seni onlar ayırsınlar!" tarzında oldu.


İşe başladıktan bir sene sonra, Hocaefendimiz'le beraber bir kuyumcu arkadaşın evinde iken, hac için bir düşünce ortaya çıktı. Herkes soruyor Hocaefendi'ye:

"--Ben gidebilir miyim?"

Kimisine gidersin, kimisine gidemezsin diyor. Ben de kenarda duruyordum. Zâten gidecek maddî durumum müsâit değil, böyle bir şey de düşünmüyorum.

"--Doktor, sen de hazırlan!" dedi.

"--Efendim, benim şartlarım müsâit değil..." dedim.

Tekrarladı bu sefer:

"--Doktor, sen de hazırlan!"

"--Emredersiniz efendim, öyle yapalım!" dedim.

Sabahleyin işe geldim. Dediler ki:

"--Türk Hava Yolları olarak seni Kızılay'la beraber yarın hacca gönderiyoruz. Evraklarını hemen hazırla!"

Biz bir gün evvel, "Olmaz, gidemeyiz!" derken, sabahleyin nasıl gideceğimizi öğrenmiş olduk.




devamı gelecek inşallah
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #34 : 18 Ağustos 2010, 17:42:27 »

Hacca gittik. Şeytan taşlama esnasında, yanımda dört tane çok kuvvetli sağlık memuru ile beraber giderken, arkamızdan gelen bir Sudanlı grup bizi yıktı. Benimle beraber bir arkadaş yıkıldı; fakat o çabukça kalktı, ben kaldım. Öyle bir duruma geldi ki, şu kolumun üstünden geçenler, nihayet kolumun üstündeki eti ikiye böldüler, kemik çıktı meydana... Fakat, ne kanıyor, ne ıslanıyor. Ben zorlukla kalktım ayağa... Şöyle elimle tuttum, kanamıyor diye de hoşuma gidiyor, şeytan taşlayacağım diyerekten...

Nihayet şeytan taşlamayı yaptık, döndük, geldik Hocaefendi'nin yanına...

"--Ne o?.." dedi.

"--Efendim, kolum böyle böyle bir durum oldu, kemiği görünüyor..."

Bir şeyler okudu, şöyle eliyle yarayı kapattı. Kapandı gitti yara... İnanamıyorum bir türlü, yanlışlık olmasın diyorum, ete bakıyorum, geri açılmıyor. Hiç kan da akmadı.

"--Vazifeni yaptın mı?" dedi.

"--Yaptım." dedim.

Üç dört gün sonra baktım, yaranın üzeri sadece kıpkırmızı bir kabuk oldu. Yanlardan, en alt kısımdan hafifçe sulandı. Hacdan geldikten sonra da, bir hafta içinde sulanan kısımlar da kapandı gitti. Şimdi dahi bakıyorum, ne yara yeri var, ne yara izi var... O günkü arkadaşlar, Necâti Efendi ve diğerleri de gördüler.


Hocaefendimiz, hasta oldukları zaman beni çağırırlardı. Çünkü evimiz yakındı. Ben bakardım hemen hemen bütün hastalıklarında kendilerine ve valide hanıma... Bir defa kontrolünde midesinde bir sertlik ortaya çıktı. O zaman da Mazhar Bey Vakıf Gurebâ Hastanesi'nin baştabibi idi. Yapılan film tedkiklerinde maalesef, midenin antrum denilen çıkış kapısına yakın yerinde kanser başlamış.

"--Efendim, ameliyat yapılmadan geçmez!" denildi.

"--Eh, mâdem ki öyledir, böyle bir şey şehidlik bakımından belki lâzım olur, alınsın!" dedi.

Midesinin üçte ikisine kadar olan kısmı alındı. [Mart 1980] Hocaefendi çok rahatladı. O yıl orucunu dahi tuttular, sonra hacca gittiler.


Hacda uzunca zaman kalmayı arzu etmişler, fakat maalesef hastalık tekrar nüksetmiş. O kadar zayıflamışlar ki, adetâ bir deri bir kemik kalmışlar. Tekrar dönüp geldiler.

Ben havaalanında olmama rağmen acil bir vak'a ile uğraşıyordum, yetişemedim. Ancak akşam namazı vaktinde geldim. Ben kapıdan içeriye adımımı attım. O sedirin kenarına dayanmış vaziyette yerde duruyordu:

"--Doktor doktor! Artık bizim doktorluk işimiz kalmadı." dedi.

Öyle deyince, ben ne Hocaefendi'nin elini öpmek imkânını bulabildim, ne de gidip başka bir şey söyleyebildim. Tam ben bu halde iken, Osman Çataklı geldi arkamdan... O da duysun gibilerden yine:

"--Doktor doktor! Artık bizim doktorluk işimiz kalmadı." dedi.

Bu şekildeki sözleriyle kendi durumunun ne olduğunu bize söylemiş oldular. Ondan sonra da bir hafta ömürleri oldu.




devamı gelecek inşallah
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #35 : 19 Ağustos 2010, 15:40:40 »





13 Kasım 1980 Perşembe gününün sabahında, ben Bıçakçı Ali Efendi Camisi'nde idim, arkadaşlar İskenderpaşa'ya gelmişler. Dr. Alâeddin Beyler, Mehmed Beyler hepsi büyük odanın içerisinde oturuyorlardı. Ben de döndüm geldim.

"--Ne oldu Hocaefendi'nin durumu?" dedim.

"--Hocaefendi'nin durumu çok ağırlaştı, serum takib ediyoruz ama, iyi görünmüyor durum..." dediler.

Kızları da mütemâdiyen:

"--Baba nasılsın, ne olacak?" filân diyorlar.

O da onlara diyor ki:

"--Merak etmeyin kızım, biraz sonra hiç ağrım sancım kalmayacak! Siz de rahat edeceksiniz." diyor.

O meğer ölümünü haber veriyor; onlar da, "Babamız iyi olacak!" şeklinde mütâlaa ederek seviniyorlar.


Diğer taraftan, arkadaşlara dedim:

"--Bu böyle olmaz, Hocaefendi'nin yanına girelim! Akşamki duruma göre, durumu çok ağır... Yirmidört saatlik ömrü ya var, ya yok; o şekilde durum görünüyor." dedim. "Gidelim Hocaefendi'ye, hiç olmazsa kendisinden helâllik isteyelim ve bir fikir alalım kendisinden..." dedim.

"--Gidelim mi, gitmeyelim mi?.. Gidersek ayıp olur mu?.." diyenler oldu.

"--Hiç bir şey olmaz, hemen gidelim! Bunu görüşmemiz daha faydalı olur." dedim.

Ben daha içeri girerken, baktım Hocaefendi adetâ bir kartal heybetiyle, çok güçlü bir şekilde, korkulacak bir heybetle doğruldu... Ben o durum karşısında konuşacağımdan vaz geçtim. "Hocaefendi'nin bu şekilde hareketinde bir özellik var..." dedim.

Arkadaşlardan kimisi elini ayağını tutmağa, kimisi elini öpmeğe başladı. O:

"--Bırakın bunları!.." dedi.

Ben:

"--Efendim, biraz yaslansanız!" dedim.

Nabzına baktım, nabzı çok süratliydi. Arkadaşlara:

"--Serumu çıkartın!" dedim.

Onu çıkardık. Saat de hemen hemen sekizdi. Bizim de o günlerde teftişimiz vardı, benim mutlaka işyerinde bulunmam gerekiyordu. İçimden: "Nasıl yapsam acaba?.. Hocaefendi'den izin istesem çok ayıp olacak. Gitmezsem, benden başka yetkili yok... Müfettişler var..." diye düşünüyordum, şöyle Hocaefendi'nin yüzüne baktım.

"--Haydi, sana müsaade çıktı." dedi.

İçimden geçirdim ama, ben Hocaefendi'den müsaade istemedim, bir şey söylemedim. Sadece nasıl durumu gibilerden yüzüne baktım; bana böyle söylediler.

Bana öyle deyince, Alâaddin de:

"--Efendim, ben de gidebilir miyim?.." dedi.

"--Yok, sana izin çıkmadı, sen otur!" dedi.

Bu şekilde yanından ayrıldım. Devamlı telefonla durumunu soruyordum. Benim hemen arkamdan hafif bir komaya girer gibi olmuş, sonra yine düzelmiş, açılmış. En nihayet uykuya girer gibi olmuşlar ve o şekilde irtihal eylemişler.


Hocaefendi'nin dâimâ ikrâmını, maddî mânevî faydalarını müşahede ettik. En son hastalığında çok gayret ettiysek de, irtihâline vesîle olacak bir şekilde takdir edildiği için, sonunda Cenâb-ı Hakk'ın dâvetine icâbet eylediler.



9. 11. 1992 - İlksav / İSTANBUL



Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #36 : 29 Ağustos 2010, 10:23:52 »






Nasihatleri


1.Mahviyet ve tevâzu icâbı, kendinize daima câhil ve avam addediniz.

2.Amelleriniz, tahsilleriniz ve ahlakınız bakımından âlim olunuz ve nâsa akılları ereceği kadar söyleyiniz.

3.Birbirinize arka çevirmeyin, buğz etmeyin, ayrılmayın, haset etmeyin, kardeş olun.

4.Alimlerin zalimlerinden ve inatçılarından olmayınız.

5.Daima müzakere ve Hakkı izhar için ilminizi ve tetebbularınızı arttırınız.

6.Cemaate, Cumaya, bayrama, evradlarınıza vaad ve ahdinize riayetkar olunuz.

7.Cemaati, zekatı, haccı, orucu, emaneti emr-i bil ma’rufu terkedenlere yakın olmayınız.

8.Avretlerini açanlara, gençlere yani saç ve sakalı bitmeyenlere yakın olmayınız ve kadınlara benzemeyiniz.

9.Muhkem binalar ve kabirlerini taş ve kireçle yapanlara yakın olmayınız. Binalara kurban kesmeyiniz.

10.Faiz, haram nesne ve yetim malı yemeyiniz ve yiyenlere yakın olmayınız.

11.Zulmen gasb olunan malı yemeyiniz ve gâsıplara yakın olmayınız.

12.Ulemaya, meşayiha ve valideyne eza etmeyiniz. Kalplerini kırmayınız ve inat etmeyiniz.

13.Sakallarınızı kesmeyiniz ve kısaltmayınız. Âdette hey’ette Yâhud ve
Nasârâya benzemeyiniz.

14.Ehl-i zinaya, livataya, deyyuslara, fuhuş işleyenlere, rüşvet alanlara yakın olmayınız.

15.Dalâlet fırkalarına, ilhadcılara, sihirbazlara, tembellere, tenâsuha inanlara yakın olmayınız.

16.Kahinlere, yıldızlara bakanlara, falcılara, cin ve ifrit sahiplerine yakın olmayınız.

17.Huddâm sahiplerine, vefk sahiplerine, gizli şeyleri bilirim diyenlere yakın olmayınız.

18.Tılsım bilgilerine, ilm-i felâsifeye ve sözlerine yakın olmayınız.

19.Her nevi şarap ve müskirât içenlere yakın olmayınız.

20.Her çeşit ilaca ve ecnebi memleketlerinden gelen ilaçlara ve küffâr eliyle yapılan eşyaya yakın olmayınız (kendiniz yapınız demektir.)

21.Ressamlara, oyunculara, çalgıcılara yakın olmayınız.

22.Vücutlarına dövme yapanlara ve saçlarını siyaha boyayanlara yakın olmayınız.

23.Ecnebî, yani yabancı, nikahla helal olan kadınlara bakmayınız ve yakın olmayınız.

24.Kefere, putperest ve müşriklerin kestiklerine yakın olmayınız.

25.Ashab-ı kirama ve evliyaullaha sebbedenlere, müçtehidîn, sâdat ve selefe ta’n edenlere yakın olmayınız.

26.Harp meydanından, taundan, vebâdan, itaat-i meşayihten ve u’lul emre itaattan kaçanlara yakın olmayınız.

27.Taamlara ve cenazelerdeki bid’atlere yakın olmayınız.

28.Nemmamlara ve Kur’an ve hadisten gayri şeylere taviz edenlere yakın olmayınız.

29.Hiç bir israfa ve israfçılara yakın olmayınız.

30.Diyârı küfürden gelen yağ, şeker vesâir yiyeceklere, kab ve esvaplara
yakın olmayınız. (kendiniz yapınız demektir.

31.Zalimlerin kapısına, oyun, eğlence ve töhmet yerlerine (plaj, dans yeri, balo ve emsali) yakın olmayınız.

32.Evkâfın sattığı emlâke, fâsit ve noksan alış verişe, ham meyvaları alıp satmaya ve vakıf malını tebdil ve tağyire yakın olmayınız.

33.Kuş uçurmaya, nefes ve celbi havas ve da’vet-i cine yakın olmayınız.

34.Kefere sözlerine ve haram sözlere ve efrenc sözlerine (şehinşah gibi) yakın olmayınız.

35.Amirlik, imamlık, kadılık gibi şeylere ve salihleri azil, zalimlere ta’yine yakın olmayınız.

36.Ayakta, yollarda ve mübarek yerlere işemeyiniz.

37.Yolları kapatmak ve onlara pislik dökmek ve geçenlere eza veren muzır şeyleri atmaya yakın olmayınız.

38.Zühd, verâ’, velâyet, keşif, kerâmet, ilhâmât, ALLAH’ı ve Resûlullâhı gördüm iddiasında bulunmayın.

39.Yüksek binâlara, köşklere, bineklere ve her türlü ziynet ve zâyiâta yakın olmayın.

40.Mescidlerde seslerinizi yükseltmeyin ve çocuk, deli ve dilenci sokmayın.

41.El ve başla selam vermeyin. Alimden gayrının elini öpmeyin. Hiç kimseye eğilmeyin ve sarılmayın.

42.Kuş uçurmayın, süt kuzusunu kesmeyin, evde köpek bulundurmayın.

43.Hakdan meyl eden müftilere ve muhaddislere, dinini bilmeyen doktorlarla, müflis tacirlere yakın olmayın.

44.Hırsızlara, hainlere, ganimetten çalanlara, harbden kaçanlara, yetim malı ve haram yiyenlere yakın olmayın.

45.Baston ve her çeşit küffar adetlerine yakın olmayın.

46.Memleketin saadet ve selameti için siyasi sağlam ve dürüst yapın.

47.İcrâi hudûd-ı şer’iyeye ve erkân-ı dine ve mazlûmlara yardım ediniz.

48.Zulmü terk ile bütün maâsîden istigfâr ediniz.

49.Hak sahipleriyle helâllaşın, kimseyi incitmeyin ve tahkir etmeyin.

50.Bütün işlerinizi ve niyetlerinizi tashîh ediniz
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #37 : 15 Eylül 2010, 14:13:33 »

Arif Nihat Asya bu beyiti sanki Gümüşhaneli Dergahı için demiş...


İçsen bu sudan dostum, bir daha susamazsın;
Bir hal gelir ağlayamazsın, susamazsın..!



Rabbim yolunda olmayı ve verdiği bunca nimetin şükrünü eda edebilmeyi nasip eylesin..

amin ya Mûin..
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #38 : 17 Eylül 2010, 11:10:27 »







Şeyh Efendimin kendi dilinden..



Bu gibi olayları ben bir kaç sefer yaşadım. İnsanın en son anlarını tattım yâni... Singapur'dan uçağa bindik. Bizim uçak kaza geçirdi, güp, başladı aşağı gitmeye... Yere vurdu mu, hayatımız bitecek, tamam. Uçak yere çakıldıktan sonra yolcusunun yaşama imkânı ne kadardır?..

Böyle doğrudan doğruya gidiyorduk, düz gidiyorduk, yatay gidiyorduk. Uçağımız bir duvara çarpmış gibi bir gümbürtü oldu, gümm diye... Herkes koltuklarından öne fırladı. Benim önümde bir koltuk vardı. Ondan sonra business class'ın duvarı vardı. Biz garibanlar yerindeydik, arka tarafta... Ben önümdeki koltuktan da havaya uçup duvara çarptım, o duvarın önündeki sıradaki adamın ensesine düştüm. Benim önümdeki adam, daha ön tarafa uçacak bir yeri olmadığından üst tarafa çarptı.

Uçağın biliyorsunuz üst tarafında ışıklar vardır, hava ayarı yerler filân vardır, hostesi çağırma düğmeleri vardır... Vallàhi güm diye orayı kafası kadar deldi ve kafası kanlar içinde yere yığıldı. Arkadan ölenler oldu. Bizim uçak aşağı gidiyor. Böyle gidiyoruz aşağı, "Hayat bu kadarmış, ne yapalım?" diye düşünüyoruz.

Benim aklıma bizim hatun geldi. Dedim:

"--Bu hatun benim Hocamın bana emaneti, gideyim şunun yanına, kelime-i tevhid telkin edeyim!" dedim.

Sürünerek yanına kadar gittim. Hanıma diyorum ki:

"--Eşhedü en lâ ilâhe illallah..."

O da benim dediğimi demiyor, "Allahümme salli alâ seyyidinâ muhammed..." diyor. Tutturmuş o da öyle söylüyor. Bu da fena değil. O da Peygamber Efendimiz'e salâvat getiriyor. Ben "Eşhedü en lâ ilâhe illallah..." diyorum, o da "Allahümme salli alâ seyyidinâ muhammed..." diyor.

Bir gümbürtü daha koptu, bir yere daha toslamış gibi olduk. Çok büyük bir ses de çıkıyor, sarsılıyoruz da... Yâni bir kamyon veya bir otobüs duvara çarpsa, o kadar ses çıkar. Düşünün ki bir insan yerinden kalkıyor, öbür tarafa uçuyor. Arkadan boynu kırılanlardan ölenler filân oldu, sedyelerle götürdüler... Bir daha çarptık düzeldik. Ben şöyle camdan baktım. Yine yatay gitmeye başladık. Yâni aşağıya denize veya dağa çakılmadık. Kanatlara baktım, uçağın kanatları sağlam... Ne olduğunu anlayamadık. Kimse de izahatta bulunmadı.

Aşağı indik. Kimisi hastaneye, kimisi mezara, kimisi bizim gibi otele gitti... Ben hâlâ yaşıyorum, karşınızdayım, görüyorsunuz. Ama o zaman ölebilirdik. İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi raciùn. Hayatın son anını yaşadığımı hissettim. En son dakikası, aşağıya çarptığın zaman iş bitecek. Ölümden üç-beş saniye önceki duyguları tattım. Olabilir, her şey olabilir.
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
tebrizi
Aktif Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 376


Onlar,boş söz (ve iş)lerden yüz çevirirler..(23/3)


« Yanıtla #39 : 09 Ekim 2010, 13:36:13 »

Ne mutlu çevresi bir başka yanlış yola giderken, Allah'ın yolunda yürüyen, onların arasında gariban kalsa bile Cenâb-ı Hakk'ın dinine hizmet edenlere!

Mahmud Es'ad Coşan (R.Aleyh)
Logged

"Kul oldum,kul oldum,kul oldum!Ben Sana hizmette iki büklüm oldum.Kullar azad olunca şad olur;ben Sana kul olduğumdan dolayı şad oldum"
(Mevlana)
tebrizi
Aktif Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 376


Onlar,boş söz (ve iş)lerden yüz çevirirler..(23/3)


« Yanıtla #40 : 28 Kasım 2010, 18:23:16 »








AHMED ZİYÂÜDDÎN-İ GÜMÜŞHÂNEVÎ (K.S.) HAZRETLERİNİN SÖZLERİNDEN




·       Muhabbetin dört çeşidi vardır: Allah’ı sevmek, Allah’ın sevdiklerini sevmek, Allah için sevmek, Allah’la beraber sevebilmek.

·       Aşk, bütün his, irâde ve düşüncelerden sıyrılarak yalnız Allah’a büyük bir iştiyakla yönelmek, mal, evlad, dünya ve her türlü alakadan koparak, Hâlık’a hasret duymaktır.

·       Günahlardan kurtuluşun en sür’atli yolu, muhabbetullah ve cemalullah’a aşk ve şevk ile bağlanmalıdır. Bu ise çok ibadet etmek, istiğfar etmek, ölümü ve cehennem ateşini çok düşünmek, gecelerini ibadetle ihyâ etmek, mahlukâta şefkat göstermek, hüsn-i zan beslemek, şehvet, kin ve kötü fikirlere karşı sabretmekle elde edilir.

·       Sağa-sola bakmak nasıl kalbin gücünü parçalayıp zayıflatıyorsa, gözleri kapamak da, aksine kuvvet ve ferahlık verir.

·       Kim ki gözünü haramdan sakınır, nefsini şehvetten korur, bâtınını murâkabe ile ma’mûr hale getirir ve helal rızıkla beslenirse, firasetinde yanılmaz. Fakat firaset, bedende nefsin hakimiyeti ile değil, Cenâb-ı Hakk’ın nuru ile bakabilme hassasını kazanmakla elde edilen bir haslettir.

·       Tarikatların muhtelif prensipleri, usulleri vardır. Ama bütün tarikatlarda müşterek olan husus, temel esas hizmettir. İnsan hizmet ettikçe himmete mazhar olur, izzet bulur ve saâdet-i dâreyne erer.
Logged

"Kul oldum,kul oldum,kul oldum!Ben Sana hizmette iki büklüm oldum.Kullar azad olunca şad olur;ben Sana kul olduğumdan dolayı şad oldum"
(Mevlana)
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #41 : 06 Ocak 2011, 14:35:31 »

Ömer Ziyâuddin Dağıstânî Hazretlerinin  Evliliği ve Çocukları



Ömer Ziyâuddin Dağıstânî hayatı müddetince dört evlilik yapmıs ve 10 çocuğu dünyaya gelmistir.Evliliği ve çocukları hakkındaki bilgileri, hâlâ hayatta olan kızı Ümran Sipahioğlu ile yapılan mülakattan öğrendik.

Sipahioğlu bu konuda sunları söylüyor: “Babam, annemle evlenmeden önce üç hanımla evlenmis. Hanımlarından ikisi daha önce vefat etmis olup onlardan hiç çocuğu olmamıs. Ben kendimi bildiğim zaman bir cici annem bir de gerçek annem vardı. Babamın cici annemden 2 kız çocuğu vardı. Bunlardan biri tüberkülozdan biri de kanserden vefat ettiler. Hayal meyal hatırladığım kadarıyla, o kızlarının birinden bir torunu vardı. O da 17-18 yaslannda tüberkülozdan öldü. Böylece babamın o hanımından (üçüncü esi) nesli tükenmis oldu. Rahmetli babam Malkara kadısı iken annem Nazife Hanım ile evlenmis. Babamın neslini devam ettirenler annemle evliliğinden olan çocuklarıdır.

Annemin 20 senelik evliliğinden 8 çocuğu olmus ama ikisi daha bebekken ölmüsler. Biz altı kardes olarak büyüdük. En küçükleri bendim. Bunlardan biri Sait abim (Sait Binatlı) havacı subaydı. 24 yasında uçağı düstü ve sehit oldu. Đki büyük abim ve ablam yaslılık yıllarına kadar yasadılar. Biri kansızlıktan diğeride de böbrek yetersizliğinden vefat etti. Yusuf Ziya Binatlı (Bursa Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanlığı’ndan emekli) 1998 yılı Nisan ayında vefat etti. Hayatta sadece ben kaldım. Bu altı çocuktan biri olan Sait abim evlenmemisti ve tabii çocuğu yok. Diğer bes kardesten babamın 25 torunu oldu.

Bu torunlarından halen dördü vefat etmis durumda. Geri kalan yirmibirinin de çocukları var. Benim oğlum da en küçük torunuydu. Ancak oğlum Ömer Haluk Sipahioğlu, 1994 yılı 4 Temmuz’da Atina’da sehid edildi. Onun da iki çocuğu var.

Annemle babamın arasında oldukça çok yas farkı vardı, belki babam kendi yasında biriyle evlenmis olsaydı çocuğu olmayacaktı. Kader!... Annem, babamla evli olmaktan çok mutlu idi.” Dağıstânî hazretlerinin mürîdlerine karsı sevecen, candan davrandığı gibi aynı sekilde çocuklarına ve hanımlarına karsı da aynı duyarlılığı gösterdiğini kızı ile yapılan mülakattan anlıyoruz.

Yine kızı söyle anlatıyor: “Annem babamızın vefatından sonra otuzsekiz sene yasadı. Öyle olmasına rağmen, babama olan sevgisi, muhabbeti, beğenisi hala devam ediyordu. Annem için babamdan daha iyi bir es, koca, dost ve arkadas yoktu. Demek babam, hanımlarına karsı çok iyi davranıyormus ki annemin ona olan bağlılığı devam ediyordu.”




alıntı

Arif Hakan Demirel ; Yüksek Lisans Tezi
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
Semavi
Administrator
Aktif Üye
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 996


Kimine göre forum, bize göre bir aile


WWW
« Yanıtla #42 : 08 Ocak 2011, 23:44:26 »

çok feyizli ve bereketli bir konu olmuş kardeşim.. Allah razı olsun, emeklerine sağlık..
Logged


Huzur(u) bulmak için www.kuranvakti.com
Maneviyatınız için www.maneviyat.com
Gençleriniz için
www.hayatname.com
Çocuklarınz için
www.bizimpark.com
Dosyalar için
www.iyidosya.com  
-------------------------------------
Size göre, size özel, sizin için!..
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #43 : 11 Ocak 2011, 13:59:52 »

Cümlemizden.. vesilenizle oluyor tüm bunlar.. Allah sizden razı olsun..
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
Sayfa: 1 2 [3]
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Tasavvuf  |  Yazılar  |  Gümüşhâneli Dergâh-ı Şerîfi « önceki sonraki »
    Gitmek istediğiniz yer: