Gümüşhâneli Dergâh-ı Şerîfi
 

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
23 Mayıs 2012, 13:09:32
12203 Mesaj 2639 Konu Gönderen: 1918 Üye
Son üye: isimbayz
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Tasavvuf  |  Yazılar  |  Gümüşhâneli Dergâh-ı Şerîfi 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] 2 3
Gönderen Konu: Gümüşhâneli Dergâh-ı Şerîfi  (Okunma Sayısı 8293 defa)
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« : 21 Mart 2010, 19:01:40 »

Nakşibendî Dergâhıdır bu makâm-ı dil-küşâ

İşte meydân-ı muhabbet gel azîzim merhaba!


Yukarıdaki beyit Gümüşhâneli Dergâh-ı Şerîfi'nin kapısında yazarmış.Fakat 1957 yılında yıktırılmış.Bugün ise dergahın bulunduğu yerde İstanbul Defterdarlığı bulunmakta.

Forumun bu kısmında Gümüşhâneli Dergâh-ı Şerîfi'nin Şeyh Efendilerinin (kaddesallahu sırrahulaziz) hayatlarından kıssalar yazalım istedim. Selma abla -Allah ondan ebeden razı olsun- bu konuda Şeyh Efendilerin hayatlarını yazıyor. İstedim ki bu kısımda karma olsun..

Ne zaman Gümüşhâneli Dergâh-ı Şerîfi'ni hatırlasam yukarıdaki beyitten sonra şu beyitler aklıma gelir;


Semâdan sırr-ı tevhidi, duyan gelsin bu meydâne,
Derûn içre bugün Allah, diyen gelsin bu meydâne.

Salâdır ehl-i irfâne, götürsün cânı kurbâne,
Bugün başını merdâne, koyan gelsin bu meydâne.

Bilenler sırr-ı Settârı, görenler nûr-i Gaffârı,
Cihânda şişe-i ârı, kıran gelsin bu meydâne.

Kamunun hâlıkı birdir, niçin bazısı kâfirdir,
Bu ne hikmet bu ne sırdır, bilen gelsin bu meydâne.

Gönül maksûdunu buldu, cihân envâr ile doldu,
Bugün Nûri imâm oldu, uyan gelsin bu meydâne.

Abdülehad Nuri Sivasî


paylaşımlarınızı bekliyorum..
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #1 : 21 Mart 2010, 19:06:57 »





Gümüşhânevî Ahmed Ziyâüddin hazretlerini  Mahmud Esad Coşan Hocaefendi anlatıyor:

Gümüşhânevî Ahmed Ziyâüddin hazretleri hayatta iken, Medîne-i Münevvere ahalisinden Muhammed isminde bir şahsı rüyasında, “İstanbul’a gel.” diye çağırmış. Medineli, kendisi Arap... Seyyid, Peygamber Efendimiz’in sülalesinden... O da atlamış vapura, kalkmış İstanbul’a gelmiş. Bir rüya üzerine, Medîne-i Münevvere’den deniz yoluyla İstanbul’a gelmiş. Ama adres yok. İşte rüyada “İstanbul’a gel.” dedi bir sakallı şahıs, ondan geldi. Çıkmış vapurdan... Yürürken bir şahıs yanına yanaşmış:

“Sen Medineli Muhammed filanca mısın?”

“Evet!..” demiş.

“Düş peşime!..” demiş.

O önden, bu arkadan bir yere gelmişler. Bir hocaefendinin yanına girmişler. El öpmüş... Bir de bakmış ki rüyada kendisini İstanbul’a çağıran, “gel” diyen şahıs. O şahıs demiş ki:

“Yahu burası neresi, bu zât-ı muhterem kim?” O şahıs;

“Burası Gümüşhaneli Tekkesi... Bu zât-ı muhterem de, Ahmed Ziyâüddîn-i Gümüşhânevî hazretleridir.” demiş.

Bayram ve kandil gecelerini, müridleriyle birlikte sabahlara kadar zikir, fikir, tekbir, tehlil ve tahmidle geçiren Gümüşhânevî hazretleri, ömrünün son 18 yılını bayram günleri hariç oruçlu geçirmiştir.

Lüzumsuz sözlerden hiç hoşlanmaz, boş vakitlerini ve çoğu gecelerini ilim ile meşgul olarak geçirirdi. Sabah namazından sonra işrak vaktine kadar ve yatsı namazından sonra mecbur kalmadıkça dünya kelamı konuşmazdı. Kendisine yakın olanlarca rivayet edildiğine göre, yatağa gireceği zaman, mutlaka Yâsîn sûresini okumayı âdet edinmişti. Kendisi okuyamayacak kadar bitkin olduğu zaman birisine okutup dinlerdi.
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #2 : 22 Mart 2010, 21:04:07 »







Nureddin Hocamız (kaddesallahu sırrahulaziz) doğdukları vakit Mehmed Zahid (kaddesallahu sırrahulaziz) Efendimiz; "Silsilemizin 41. halkasıda geldi" demiş.
Yine Mehmed Zahid (kaddesallahu sırrahulaziz) Efendimiz, "Sizi Bu adam edecek" demiş.


Kendisine itimad ettiğim kıymetli bir hocam anlattı. Esad Hocamız(kaddesallahu sırrahulaziz) Avusturalya'da vefat ettikleri zaman, Türkiyeden toplanıp gidilmiş. Gidenlerden birisi anlatmış...

Cenazenin başındayız ama hiçbirimiz ayakta duramıyoruz, yerlerdeyiz, ağlıyoruz. Nureddin Hocamıza bakiym dedim bir isteği olurmu diye. Baktım ki birtek O ayakta, dimdik duruyor. Lakin ensesinden terler boşalıyordu.

Bu olayı anlattıktan sonra devamında ekledi ki... Peygamber(sav) Efendimizde ordaydı.


Mersin'den bir grub kardeşimiz,

"Cennetmekân M.Es'ad Hocamız'a gittiğimiz gibi hadi Hocamız'a gidelim. Çilehane'ye sabah namazına yetişelim. Hocamızla beraber namazı kılalım." diye niyetlenmişler, hazırlanmışlar ve yola çıkmışlar.

Daha önceki seyahatlerinde hep vaktinde yetişebilirler iken, bu sefer birtakım engeller yüzünden İstanbul'a ancak girebilmişler. "Eğer çilehaneye gitmeye çabalar isek namaz vakti çıkar." diye düşünerek bir yerde mola vermişler. Şadırvanda abdest alırlar iken "selamün aleyküm!" diyerek şadırvana girip ellerini yıkayan kişiye bakmışlar ki: Hocaefendimiz!

Namazlarını hocamızla beraber kılmışlar.

"Yola düşen, yolda kalmaz" ya da "Niyet hayır, akıbet hayır"


..alıntı..
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #3 : 23 Mart 2010, 20:20:48 »






Hacı Aziz Efendi mürşid arayışını bize şöyle anlatmıştır:

"Kazan'dan İstanbul'a döndükten sonra artık bir mürşide bağlanma zamanının geldiğine inanmıştım. Biliyordum ki insanın mânevî olarak olgunlaşması ve ilerlemesi bir mürşid-i kâmile bağlanıp onun hizmetinde bulunmakla olabilir. Bunu daha çocukluğumda hem öğrenmiş, hem anlamıştım. Bu sebeple İstanbul'daki mürşid-i kâmil olarak tanınmış kimseleri soruşturup onları ziyaret etmeye başladım.

İlk olarak Eyüp'te ikamet eden tanınmış bir zâtı ziyarete gittim. Elini öpüp karşısına oturdum. Kendisi murakabe haline geçti. Ben de gözlerimi kapadım ve başımı kalbimin üzerine eğdim. Bir de ne göreyim, o zâtın göğsünde: (Hàzà ebû zeheb) "Bu altın babası" yazılıydı. Hemen müsaade isteyerek yanından ayrıldım.

Gene mürşid-i kâmil aramak maksadı ile yaptığım ikinci ziyaretimde zamanın tanınmış büyüklerinden Nakşî şeyhi Küçük Hüseyin Efendi nâmı ile mâruf bir şeyh efendiyi ziyaret ettim. Kendisi Hacı Feyzullah isminde bir şeyh efendinin halifelerinden olup, çok sevilen bir zât idi. Epeyce kısa boylu, mülâyim, zarif bir zâttı.

Kendisini ziyarete gittiğimde bir duvar saatinin altında oturmuş, başını göğsüne eğmiş, gözlerini yummuş, tefekküre dalmış bir vaziyette buldum. Ben de karşısına oturdum, gözlerimi kapadım ve başımı kalbime eğerek beklemeye başladım. Derken saatin tik-takları ile Allah'ı zikretmekte olduğunu duydum. Başının üzerindeki saat, 'Allah Allah...' diyordu. O zaman başımı kaldırıp gözümü açtım. O da gözünü açı ve bana saati işaret ederek:

'--Bizim dervişin zikrine agâh oldunuz galiba?' dedi.

Onun üzerine ben içimden tamam bu hazretten ders alınır diye düşündüm. O zaman bana:

'-Evlâdım senin nasibin bizde değil, ara, bulacaksın. Ama madem ki bize kadar geldin, sana bir nasihatte bulunayım.' dedi. 'Dervişlik çok güzeldir. Ona talip ol, fakat mürşidliğe talip olma, çok zor bir iştir.' dedi."

Nihayet takdir edilen vakit, saat gelmiş, Abdül'aziz Efendiyi, Çarşıkapı Medresesindeki yakın arkadaşı Mehmed Zâhid Efendi, kendi mürşidi Mustafa Feyzi Efendi'ye götürmüştür.

Mustafa Feyzi Efendi Gümüşhaneli Ahmed Ziyâüddin Efendi'nin halifesidir. Kendisinden sonra dördüncü postnişin olarak irşad vazifesinde bulunmuştur. O zaman Gümüşhaneli Dergâhı, Bâbıalide vilayetin karşısında, Fatma sultan Camii yanında idi.

23 yaşında Mustafa Feyzi Efendi'ye intisab eden Abdül'aziz Efendi, onun sohbetlerine devam etmiştir. Sonunda Hazret'in himmetiyle mânevî eğitimini tamamlamış, 27 yaşlarında iken hilâfet mertebesine ulaşmış ve kendisine irşad salâhiyeti ve icâzetname verilmiştir.

 
..alıntı..
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #4 : 24 Mart 2010, 10:32:32 »

Abdül'aziz Efendi, kendilerinde Allah'ın celâl sıfatı tecelli etmiş bir mürşid-i kâmil idi. Abdül'aziz Efendi insanlara karşı gayet mültefit, hoşgörülü, çok cömert, kimsede kusur aramayan ve görmeyen bir yapıya sahipti. Kendisinde Celâl sıfatını tecelli etmiş olduğunu ve bunun Gümüşhaneli Ahmed Ziyâüddin Efendi'den itibaren nasıl tecelli ettiğini bir kere şöyle anlatmıştı:

"Gümüşhâneli Hazretleri'nin kurmuş olduğu dergâh öyle bir dergâhtır ki, burada posta oturan mürşidlere Allah'ın bir tecellisi vardır. Posta oturan hocaefend'nin birinde Allah'ın celâl sıfatı, bir diğerinde Allah'ın cemâl sıfatı tecelli etmiştir. Şöyle ki: Ahmed Ziyâüddin Efendi'de celâl sıfatı, Hasan Hilmi Efendi'de cemâl, İsmâil Necati Efendi'de celâl, Ömer Ziyâüddin Efendi'de cemâl, Mustafa Feyzi Efendi'de celâl sıfatı vardı."

Bu hal sonradan da devam etti. Kanaatimizce Hasib Efendi'de cemâl, Abdül'aziz Efendi'de celâl, Mehmed Zâhid Efendi'de cemâl, Mahmud Es'ad Efendi'de de celâl sıfatı tecelli etmiştir. Allah CC hepsine rahmet etsin, şefaatlerini nasib etsin...

Dr. Mazhar Özman şunları nakletti:

Bir gün Hacı Aziz Efendi Hazretleri'nin yanındaydım ve kendisine cemâl ile celâl sıfatları arasında ne fark vardır diye sordum. Bir taraftan düşünüyordum: Cemâl sıfatı tecelli etmiş Hocaefendi ile, celâl sıfatı Hocaefendi talebesine acaba nasıl muamele eder. O zaman tıp talebesiydim. Hacı Aziz Efendi bana şöyle cevap verdi:


"-Yâni ne zannediyorsun, dahiliyecinin merhameti merhamet de, cerrahın merhameti merhamet değil mi?.."


Prof. Osman Çataklı, Hacı Hasib Efendi ve Hacı Aziz Efendi, syf 54
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #5 : 26 Mart 2010, 12:41:03 »






Hocamız'ı ziyarete gelmişler; eve misafir dolmuş. Uzun, büyük bir misafir salonu vardı. Bir mühendis kardeşimize demiş ki:

-Şunlara şeker tut bakalım!

Kardeşimiz anlatıyor:

Tabağın içinde birazcık şeker var, salon dolu... Kendi kendime düşündüm:

Bu kadarcık şeker kime yetecek? Salondaki insanların kaç tanesine yetecek bu kadar şeker?.. Ama büyüğümüz olduğundan, hocamız olduğundan itiraz etmeyeyim; yettiği kadar tutarım, bittiği yerde de bitti derim. diye başladım.

Bütün salona tuttum, tuttum, tuttum... Kalabalığın içinde herkese sunarken dalmışım. Neyse hepsine verdim şekeri... En son adama da şekeri verirken aklım başıma geldi:

Hani bunun içinde azıcık şeker vardı, salon ise çok kalabalıktı. Bu şeker yetmez diye düşünüyordum, hâlâ içinde şeker var bunun, bu nasıl iştir?

Tabağın içinde ne kadar şeker kaldı diye bakınca, bir acaiblik olduğunu hissettim. Bir tabağa baktım, bir de Hocamız'a baktım. Hocamız kaşlarını şöyle bir indirdi, çattı. Yâni; "Sırrı ifşâ etme, açığa vurma!" der gibi, bir işaret yaptı. Hiç bir şey demedim; getirdim şekerliği koydum. diyor.


Son Mesaj Gazetesi, sayı: 1, Ocak 1995
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
tebrizi
Aktif Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 376


Onlar,boş söz (ve iş)lerden yüz çevirirler..(23/3)


« Yanıtla #6 : 28 Mart 2010, 16:19:22 »

ABDÜLAZİZ BEKKİNE HAZRETLERİNİN VECİZ SÖZLERİ:



• “Biz müminin günahından değil ucbundan(amellerine güvenmesinden) korkarız.”



• “Dünyaya kiracı olarak yerleş, ev sahibi olarak yerleşirsen gitmesi zor olur.”



• “Nefsin izzeti olmaz. Vasfın izzeti olur.



• “Dünyada her şey bir şeyle tartılır; Sevgi ise fedakarlıkla tartılır.”



• “Aynayı tanı, ayna ile hemhal ol, aynalaş.”(Mürşidi tanıma, anlama ve olma)



• “Yürek sıkıntısı kaderine razı olmamaktan gelir.”



• “Gönül gözetmek Müslümanlıkta başta gelen işlerdendir.”



• “Neyin ki Resulullah ile münasebeti var, ona muhabbet imandandır.”



• “Selef-i salihin belasız geçen gün için ağlarmış. Allah(cc) kendileriyle alakadar olmadı diye.”



• “Allah ister ki, kulunun gönlü kendisinde olsun.”



• “Hakka kulluğunu idrak eyleyen kimseye, halka hizmet borç olur.”



• “Aşk-ı mecazi öldürücüdür. Aşk-ı hakiki(İlahi aşk) ise hayat vericidir, besleyicidir. İnsanın hem maddi bünyesini, hem de manevi hayatını besler.”



• “Tefrikalar Müslümanların istikametlerini kaybettiklerini gösterir.”



...alıntı...
Logged

"Kul oldum,kul oldum,kul oldum!Ben Sana hizmette iki büklüm oldum.Kullar azad olunca şad olur;ben Sana kul olduğumdan dolayı şad oldum"
(Mevlana)
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #7 : 30 Mart 2010, 13:14:32 »







Tekirdağlı Mustafa Feyzi Efendi kaddesallahu sırrahulaziz



Abdül'aziz Efendi, yakın arkadaşı Mehmed Zâhid Kotku Hazretleri'nin vasıtasıyla Mustafa Feyzi Efendi'ye gidip intisab etmiştir. O sırada Gümüşhaneli Dergâhı Bâb-ı Alî'de, vilâyet karşısında Fatma Sultan Camii'nde idi. Mustafa Feyzi Efendi'nin 1926 yılında yaptığı son halvete katılmış ve seyr-i sülûkunu tamamlayıp, hilâfet icazetnâmesini almıştır. O halvetle ilgili hatıralarını şöyle anlatıyor:

Mustafa Feyzi Hazretleri halvete girileceği haberini verince, herkes postunu alıp halvet salonunun önüne gelmişti. Ben de bir post alıp geldim. Şeyh Efendi kapıda durarak, gelen ihvanı teker teker içeri alıyordu. Sıra bana gelince:

"--Git, yatağını al gel!" dedi.

Bu benim bedenen çok zayıf ve narin olduğumdan kaynaklanıyordu. Bu işe çok üzülmüştüm. Gittim, yatağımı aldım geldim. İçimden de, "Herkes halvete postla girerken, ben yatakla giriyorum..." diye düşünüyordum. Bu düşünceyle kapıya geldiğimde, içeri girerken Şeyh Efendi (Mustafa Feyzi Efendi Hz.) kulağıma eğilerek:

"--Evlâdım, verecek olan Allah postta da verir, yatakta da verir!" buyurdular.

Halvetteyken, bir gün içimden çok şey söylemek geliyordu. Gelenleri yazmağa başlasaydım, sayfalar dolacaktı. Fakat ben söylememek için elimle ağzımı sıkı sıkıya kapattım. Fakat şu cümlenin çıkmasına mânî olamadım:

"Cemâlullàh nurudur, nûr-u cemâlin yâ Rasûlallah!"

Tam o sırada Şeyh Efendi içeri girdi ve yanıma yaklaşarak: "Yut, yut, yut!" buyurdular. Ondan sonra ağzımdan hiçbir söz çıkmadı.

Beraber halvete girdiğimiz bir doktor vardı. Akşam yenilen mercimek çorbasını ve sahurda yenilen 21 adet kuru üzümü az görüp, kalbinden şöyle geçirmiş:

"--Biz burada bu azıkla idare ederken, Şeyh Efendi kimbilir neler yiyordur?.."

Bunun üzerine o doktor, gece rüyasında yüzüne Şeyh Efendi'nin bir tokat attığını görmüş. Sabah kalkınca, rüyada yediği tokadın izi yüzünde görüldü. O gün Mustafa Feyzi Efendi onu halvetten çıkarttı.



Prof. Osman N. Çataklı, Hacı Hasib Efendi ve Hacı Aziz Efendi, s. 43, İstanbul 2001
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
ene_meczub
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1127



« Yanıtla #8 : 31 Mart 2010, 20:38:52 »

Allah (c.c) cümlesinin  makamını cennet, derecelerini alâ, himmetlerini alî eylesin... Âmin
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
_selma_
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1272



« Yanıtla #9 : 31 Mart 2010, 21:28:40 »

Rabbim onların yolundan gitmeyi nasip etsin ve şefaatlerine erdirsin.AMİN
hepsi çok güzel.Rabbim razı olsun sizlerden.bu güzel konuları bizimle paylaştığınız için.
devamını bekliyoruz inşaallah:)
Logged

halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #10 : 01 Nisan 2010, 17:30:41 »







Rahmetullahi aleyh, Es’ad Efendi Hazretleri Hocamızı 1965-66 öğretim yıllarından itibaren A. Ü. İlâhiyat Fakültesi’nden tanıyordum. Hem fakülte hayatımız boyunca hocamız oldu, hem ömrümüz boyunca mürebbîmiz oldu. Kendilerine olan şükran borcumuzu nasıl öderiz bilmiyorum.

Aslında üzerinde akademik çalışmalar yapılacak olan Hocamız’ın hayatı, ender hayat hikâyelerinden biridir. Bendeniz hem talebeleri hem komşuları olarak rahmetle vesile olur ümidiyle bu satırları kaleme alıyorum:

Yıl 1665, orta tahsili bitirdik, üniversite imtihanlarını kazandık. İlk tercihimiz İlâhiyat Fakültesi idi. Hocamız o zaman Ankara İlâhiyat Fakültesi’nde, Klasik Dinî Türkçe Metinler Kürsüsü asistanıydı. İsparta’nın Uluborlu ilçesinden, çok sevdiğim bir kardeşim çok az farkla İlâhiyat’ı tutturamadı. Durumdan Hocamız’ı haberdar ettik. “Sabredin, birkaç gün içinde giriş puanı düşmeye başlar.” dedi. Bu arada Hocamız, o nûrânî çehresi, pırıl pırıl gözleriyle hadisenin üzerine eğildi. Rahmetli fakülte sekreteri Fevzi Bayraktar beyle temasa geçti. Hemşehrim, çok sevdiği ilâhiyata kaydını yaptırdı. Bu kardeşimiz bir ömür boyu öğretmenlik yapmış, Hocamızın bu yakın alâkasını her yerde anlatmıştır.

Fakülte hayatımız boyunca Hocamız’dan çok istifade ettik. Sünnetlerin yerini örf ve adetler almış gibiydi. Böyle bir ortamda aile boyu İslâm nasıl yaşanır, sünnet nasıl ihyâ edilir, ilk defa kendisinden öğrendik. Şüphesiz o yıllarda fakültede kıymetli hocalarımız da vardı. Ancak hususî hayatıyla, dersleriyle sünnet çizgisini bize nakşeden kendileri oldu. Rahmetullàhi aleyh...

1965’li yıllarda fakültede resmî ders olarak Kur’an-ı Kerim yoktu. Talebe kendi gayretiyle Arapça’dan, Farsça’dan esinlenerek Kur’an okumayı öğreniyordu. Tabii bu yeterli olmuyordu. Bunu gören Hocamız, öğle tatillerinde, boş ders saatlerinde hasbî olarak, isteyenlere Osmanlıca ve Kur’an-ı Kerim dersleri veriyordu. Böylece talebeler, kaideleriyle bu ilimlere aşina oluyordu. Bu hasbî, özel derslerde o zaman asistan olan sayın Süleyman Ateş beyin de katkıları olmuştur. Mevlâ iyi niyetli bütün hocalarımızdan razı olsun...

Hocamız’ın fakültedeki mütevazi odası, talebelere ardına kadar açıktı. Talebe gelir, kapıyı çalar, derdini döker, cevabını alır; müsterih bir çehre ile ayrılırdı. Onun talebeleriyle böyle hasbî ilgisi, gönüllerde taht kurmasına sebep olmuştur.

Hocamız ilmi ile âmil bir zât idi. Hem talebesi, hem komşuları olarak söylediklerinden, öğrettiklerinden yapmadığı olmamıştır diyoruz.

Sahasında söz sahibi idi. Hadis ve tefsiri çok severdi. Bilhassa Osmanlıca ve Türk-İslâm Edebiyatı konusunda, fakültemiz için ilk müracaat merkezi idi. Daha önce doçent olmuş, profesör olmuş nice komşu kürsü hocalarımız vardı ki, ağır bir parça, çetin bir şiir oldu mu: “Es’ad bey! Şuna beraber bakabilir miyiz? Müellif neyi kasdetmiş, ne demek istiyor?” diye teşrik-i mesâîyi zevk sayıyorlardı. Öyle ki, bazıları, özellikle İslâm tarihçileri kendisinden ders alırcasına istifade etmişlerdir.


M. Fuat Hasçiçek
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
_selma_
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1272



« Yanıtla #11 : 01 Nisan 2010, 17:44:51 »

çok güzel.Rabbim razı olsun paylaştığınız için.
Hocamızın  da derecelerini Ala eylesin.ve bizleride hocamıza layık müridlerden etsin.ve kıymetini bilenlerden.nasihatlerini yerine getirenlerden olmayı nasip etsin.şefaatlerine nail eylesin.amin.
Logged

halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #12 : 01 Nisan 2010, 17:49:40 »

Amin ya Muin..
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #13 : 02 Nisan 2010, 22:06:03 »






Yıl 1966, Cebeci’de Hukuk Yurdu’nda kalıyorduk. Beşevler’e taşınan İlâhiyat Fakültesi’ne boynuzlu troleybüslerle, binbir zahmetle gidip geliyoruz. Mart ayları idi. Hocamız bize:

“—Bir ev tutun, yurttan taşının! Bundan sonra orada çalışmalar yapacağız.” dedi.

Kısa bir aradan sonra Dışkapı’da, hâlen meskûn bulunan Nur apartmanında bir daire tuttuk. Yedi arkadaş okula oradan gidip geliyorduk.

Unutulmaz hatıralarla dola olan bu güzel binada, Türkiye’de ilk defa İhyâ tercümesine başladık. Hocamız ders bitimi fakülteden bize gelir, şu anda Bursa’da bulunan Salih Sayın’ın hazırladığı, kenarları çerçeveli kağıtlara Hocamız’ın tercümelerini kelime kelime yazardık. Hocamız bu çerçeveleri özellikle tenbih eder, “O boşluklara yazılacak notlar var. Bu bir israf değildir.” derdi.

Önce Kitâbu Âdâbil-Ülfet bölümünü tercüme ettiler. Mâlum olduğu gibi, bu bölüm kardeşlik ve dostluğun faziletinden bahsediyordu. “Hem kendimiz öğrenip yaşayalım, hem okuyanlar uygulasın, kardeşliği, sevgiyi öğrensin! İnsanlar birbirine karşı sevgi ve saygıyı unutmuşlar. Sevgi Okulları açmalıyız!” derlerdi. Biz bu tercümeyi yaparken, ne A. Serdaroğlu’nun, ne A. Arslan Aydın’ın tercümeleri henüz yoktu.

Cennet mekân Hocamız ziyaretleşmeyi çok sever, bizleri de teşvik ederdi. Özellikle hafta sonlarında, bizleri Kalaba’daki hâne-i saadetlerine davet eder, o kalabalık öğrenci topluluğuna bizzat ikram ederdi. Meşrû çerçevede ziyaretleşme nasıl olur, ev sahibine nasıl hitap edilir, onların hizmeti nereye kadar olur; bunları ilk defa uygulamalı olarak kendisinden gördük. Burada, Muhterem Validemizin henüz kerimeleri çok küçüktü, cefâkâr ve vefâlı davranışlarını, mesai tanımaz gayretlerini hürmetle yâd etmek istiyoruz.

Yıllar ne çabuk geçti. Bizim Seherciler, yatsı ve sabah namazlarını mutlaka cemaatle Hacı Bayram’da kılarlardı. Bir zaman geldi, kardeşlerimiz mezun oldular. Her birimiz bir yerde hizmetlere başladık. Kader M. Kalfaoğlu ve bendenizi Kalaba’da Hocamız’la komşu eyledi. Askerliğimizi yapmış, evlenmiş, çoluk çocuğa karışmıştık. Hocamız bizim seviyemize iner, fakirhânelerimizi teşrif ederlerdi. Hele M. Kalfaoğlu’na yaptıklarına imrenirdim.


M. Fuat Hasçiçek
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #14 : 03 Nisan 2010, 13:43:38 »






Bizim Şeyhimizin daha önceki hocası Ömer Ziyâüddin Efendimiz, hafız. Altıbuçuk saatte Kur'an-ı Kerim'i okurmuş, hatmedermiş. O kadar hızlı okuyor. Altıbuçuk saatte, (Elhamdü lillâhi rabbil-âlemin)'den, (Kul eùzü birabbin-nâs)'e kadar okuyor. Hem de Buhârî-yi Şerif'i, yâni Sahîh-i Buhârî'yi ezbere biliyor. Hem de ihlâslı, takvâ ehli bir insan...

Bu zât, Osmanlı zamanında Türkiye'de hakkı söylediği için; "Yapmayın, etmeyin, bunlar yanlış! Bu tefrika doğru değil, itaat edin, aykırılık çıkartmayın, saltanat aleyhine çalışmayın; yabancıların oyununa geliyorsunuz!" filân deyince, ondan sonra da iktidarı İttihad ve Terakkî alınca; yâni padişahı devirdiler, masonlar idareyi ele aldılar.  Sultan II. Abdülhamid'i devirdiler, İttihad ve Terakki başa geçti. Bu da sağlam bir hocaefendi, dindar adam. Bunu da sürmüşler. Nereye?.. Yallah, Medine-i Münevvere'ye... Yâni uzaklaştırıyorlar merkezden...

O zaman, Medine-i Münevvere de Osmanlı'ya bağlı ya. Oraya sürmüşler ama, parası yok, pulu yok, hiç bir şeyi yok... Ama adam ricâlullah, Allah'ın sevgili kulu.

(Minel-mü'minîne ricâlün sadakù mâ àhedullàhe aleyh) [Mü'minlerden Allah'a verdiği ahdi yerine getiren adamlar vardır.] (Ahzab: 23) Sıdk u sadakat sahibi insan. Hafız ama, ha'sı gitmiş, vız'ı kalmış değil. Hafız, sağlam insan...

Sıkıntı çekmiş Medine-i Münevvere'de. Dilenmek yok, istemek yok. Çünkü Allah var, Allah görüyor. İbrahim AS nasıl tevekkül etmiş Allah-u Teàlâ Hazretleri'ne... Mübarek insanlar nasıl tevekkül etmişler, (Hasbunallah) "Allah bize yeter." demişler, (Hasbunallàhu ve ni'mel-vekîl) "O ne iyi vekildir." demişler.

Medine-i Münevvere'de aç kalmış, parası yok... Şimdi bu adamın hali ne olur? Bu Hafız Ömer'in hali ne olacak? Sürüldü; İstanbul'dan, evinden, barkından sürgün edildi, Medine-i Münevvere'ye gitti. Medine-i Münevvere o zaman küçük, şimdiki gibi değil. Para pul yok. Yoksul bir yer, mahrumiyet yeri yâni. Oraya gitmiş.

Orada yalnız Peygamber Efendimiz SAS'in mübarek mescidi var, Türbe-i Saadeti var. Medinetür-Rasûl SAS...

Ne olmuş biliyor musunuz?.. Oğlu anlatıyor. Oğlu da profesör oldu, kuvvetli hâfız. O kadar kuvvetli hafız ki, "Gözümü kapattım mı, sayfa gözümün önüne geliyor." diyor. O kadar kuvvetli hafız. Allah mekânlarını cennet eylesin, makamlarını yüksek eylesin, derecelerini arttırsın... İkisi de tabii vefat etti. Oğlu da vefat etti. Ben oğluyla tanıştım.

Şimdi Mısır Hakimî [Hidiv Abbas Hilmi Paşa]'nın rüyasına Peygamber SAS Efendimiz giriyor. Rüyada Peygamber Efendimiz'i görüyor. Peygamber Efendimiz Mısır'ın hakimi olan bu paşaya diyor ki:

"--Hafız Ömer'i himayene al!" diyor.

"--Hafız Ömer kim yâ Rasûlallah?.."

"--Bu zât!" diyor. "Şu hafız Ömer'i himayene al." diyor.

Uyanıyor sevincinden, Peygamber Efendimiz'i gördüm diye seviniyor, "Allah Allah, hayırdır inşallah, çok güzel..." diyor, mutlu oluyor. Etrafındakilere anlatıyor, "Bu ne demek yâ?" diyor; anlayamıyorlar.

Bir daha görünüyor Peygamber Efendimiz, biraz da azarlıyor:

"--Hafız Ömer'i himayene al!" diyor.

İkinci defa rüyada görünce, bu sefer korkuyor. Hafız Ömer'i mescidinde gösteriyor Peygamber Efendimiz, "Şu Hafız Ömer'i himayene al!" diyor.

Arkadaşlarına diyor ki:

"--Hazret-i Peygamber beni azarlamaya başladı. Hafız Ömer işi önemli. Ne yapalım?.."

"--Efendim, bir Medine'ye gidelim bakalım!" diyorlar.

Kahire'den, İskenderiye'den atlıyorlar Medine-i Münevvere'ye adamlarıyla beraber geliyor. Rüyada gösterilen şahıs için geliyor. Medine-i Münevvere'ye geliyor, Bâbus-Selâm'a yaklaştıkları sırada önde askerler, arkada askerler; böyle bir ihtişamla, saltanatla, tantanayla geliyor Türbe-i Saadet'e doğru.

Ak sakallı, sarıklı, bastonlu bir kimse:

"--Hey, ne oluyorsunuz, durun! Nereye geliyorsunuz siz? Böyle saltanatla tangur tungur, paldır küldür Rasûlullâh'ın huzuruna ziyarete gelinir mi? Edebinizi takınsanıza!.." diyor.

Gelen askerlerle, maiyetiyle Mısır hâkimi... Bunların karşısına çıkıyor, bastonuyla, "Böyle gelinmez, edebinizi takının!" diye bağrıyor. Tabii herkes de şaşırıyor. Neyin nesi filan diye. Ne düşündüler kim bilir. Ama Mısır'ın hakimi olan olan paşa bir bakıyor ki bağıran şahsa, rüyada gördüğü şahıs:

"--Aa... Hafız Ömer." diyor.

Daha önce hiç görmüş değil. Hafız Ömer, paşayı görmüş değil, paşa Hafız Ömer'i görmüş değil. "Hafız Ömerciğim..." diyor, sarılıyor. Sonra alıyor, Mısır'a götürüyor, konak tahsis ediyor.

İsterse tahsis etmesin... Erkekse tahsis etmesin de göreyim!.. Rasûlullah'ın tavsiye ettiği insana, kendi sokakta yatar, konağını verir. Konak tahsis ediyor Ömer Ziyâüddin Efendi Hazretleri'ne...



Prof. Dr. M. Es'ad COŞAN Hocamızın Dilinden, 13. 01. 2001 - AVUSTRALYA
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
Sayfa: [1] 2 3
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Tasavvuf  |  Yazılar  |  Gümüşhâneli Dergâh-ı Şerîfi « önceki sonraki »
    Gitmek istediğiniz yer: