Gerçek HAKK DOSTLarı ve Onlara DOSTLuk
 

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
23 Mayıs 2012, 12:58:10
12203 Mesaj 2639 Konu Gönderen: 1918 Üye
Son üye: isimbayz
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Peygamberimiz (sav) ve Ashabı Kiram  |  Yazılar  |  Gerçek HAKK DOSTLarı ve Onlara DOSTLuk 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1]
Gönderen Konu: Gerçek HAKK DOSTLarı ve Onlara DOSTLuk  (Okunma Sayısı 462 defa)
_selma_
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1272



« : 28 Temmuz 2009, 14:27:38 »


Gerçek HAKK DOSTLarı ve Onlara DOSTLuk


Bir kudsi hadisinde Cenâb-ı Allah buyuruyor:
“Evliyai tahte kubabi la yarifühüm ğayri : Benim gök kubbemin altında öyle dostlarım vardır ki onları benden başka kimseler bilmez!”


Niyazi Mısrî (ks) Hazretleri bunu açıklamıştır.

Enes (ra) rivayetle, Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) -U ZÜ’L-CELÂL’den :
“Benim her hangi bir dostumu hakir düşüren kimse Bana karşı savaş ilan etmiş olur ve Ben kendi dostlarımın yardımına herşeyden çabuk koşarım ve şüphesiz Ben kızgın arslanın kızdığı gibi onlar için gazablanırım.

Ölümden hoşlanmayan, bununla birlikte benim de kendisine kötülük yapmak istemediğim fakat kendisi için de ölümün kaçınılmaz olduğu mü’min kulumun ruhunu kabzetmekte tereddüd ettiğim kadar yaptığım hiçbir işte tereddüd etmem.

Mü’min kulum Bana kendisine farz kıldığım şeyleri edâ etmekte yaklaştığı gibi hiçbir şeyle yaklaşmaz.
Mü’min kulum nafilelerle Bana yakınlaşmya devam eder durur. Nihayet Ben onu severim, onu sevdim mi onun işitmesi, görmesi, dili, eli olurum. Onun destekçisi olurum.
Benden bir şey isterse verirrim.
Bana duâ ederse duâsını kabul ederim, Mü’min kullarım arasından benden ir türlü ibadette bulunmayı ister ve Ben çok iyi biliyorum ki eğer o ibadet türünü ona verecek olursam, bu sefer ucb (kendini beğenmek) ona gelir ve onun o amelini ifsad eder.
Yine Mü’min kullarım arasından ancak zenginliğin kendisini düzelttiği kimseler vardır ve eğer Ben onu fakir kılacak olursam, fakirlik onu ifsad eder.
Aynı şakilde Mü’min kullarım arasından ancak fakirliğin islah ettiği kimseler de vardır.
   
Onları zengin edecek olursam, zenginlik onu ifsad eder.
Ben kullarımı, onların kalblerini bildiğime göre tedbir ederim. Şüphesiz ki Ben her şeyi çok iyi bilenim, her şeyden haberdar olanım.”

Daha sonra Enes şöyle dedi:
“ALLAH’ım! Ben ancak zenginliğin kendilerini isalah ettiği Mü’min kullarındanım. Rahmetinile Sen beni fakir kılma!”

(Hakim et Tirmizî, Nevadirü’l-Usul II-232; Heysemî, Mecmau’z- Zevaid II-248, X-270; Taberanî, Evsat I-92; Beyhakî, Es Sünenü’l- Kübra III-346)

“Allah Ehli, Hak Dostu dediğimiz zâtlar neden çok Celâlli oluyorlar?..


Onlarla konuşmak, bazısının yanına yanaşmak bile mesele!
Anında geriliyor ve insanı biçiyorlar!
Oysa Vahdet Ehli hoşgörü sahibi olmalı değil mi?..
Herkese sevgi dolu ve yumuşak olmaları gerekmez mi?”

Soru bu…
İlk bakışta sanki Vahdet hâline aykırı bir durum var gibi.
Hele bir de El Halîm esmâına dayalı hoşgörü nazarından yaklaşınca, Hak Ehli zâtlarda yanlış bir duruş olduğu zehabına kapılmak dahi olası.
Olayın hakikati ne peki?

Bir kere, bir zâtı hem Allah Ehli hem de hoşgörüden uzak görüyor isek, çelişki onda değil bizdedir!

Allah Ehlinin yaşamıdır zâten hoş görmek.
O hâlde sinir ve asabiyet şeklinde zuhur eden durumu beşerî yaklaşımların üstünde değerlendirmek gerek.
Celâl Nurları deyince bu tecellînin daha çok Mekke’de, Beytullah’ta yoğunlaştığını biliyoruz.

Vahdet yaşamının; mekan üstü mekansızlığın sembolü Kâbe; Celâli fazlaca yansıttığı için, hac ve umre yapanların tavaf esnasında gerilip tartıştığı, yumuşak kişilerin Mescid-i Haram sınırlarına girince barut fıçısına dönüştüğü bir vakıa.



O hâlde birinci tespitimiz şu; Vahdetin ilk ve doğal getirisidir Celâl.
Olaya Kâbe ekseninde bakmaya devam edersek; ilâhî bir mıknatıs gibi çekim oluşturduğunu biliyoruz.

Çekim, Kudret gerektirir.
Kudret yoksa hükmü altına alma oluşmaz.
Allah Dostu dediğimiz zâtlar, çok güçlü çekim alanı oluştururlar.
Onların sohbet halkaları, sevenleri, takipçileri oldukça fazladır.
Bu kadar güçlü çekime sahip mahallerdeki sert ve keskin enerjiyi normal karşılamak gerek.

Hayatın içinden misallerle sanıyoruz konu daha da yerine oturacak.
Billur su kaynakları dağlardan doğar.
Hayatiyet kaynağı oksijenin üretildiği yerler de ağacı bol dağlar.
Dağ eteklerinde piknik yapmak zevktir.

Cemâl güzellikleri sunar.
Ama zirve öyle mi?
Zirveye çıkıldıkça nefes daralır, duman artar, fırtına çoğalır, ayakta kalmak zorlaşır.
Zirvenin doğal hâli bu!
Zirveler daima karlı, zirveler buzlarla kaplı.
Yaklaşmak özel gayret, özel bilgi, özel donanım ister ve herkesin harcı değildir.

Allah Dostları; insanlığın şuûr faylarını birbirine perçinleyen dağlardır!
Sarsıntılar onların bağlantıları ile önlenir.
Dinî yaşam ve algıdaki parçalanmalar onların gayretiyle bütünlenir.
“Dağları da birer çivi yaptık” (Nebe’ 78/7)
Âyetinin bir işareti de nefs basamaklarını aşıp zirveye ulaşan Hak Ehlidir.
Zirvede fırtınayı, karı, dumanı ve keskin havayı yadırgamak; oranın dağ etekleriyle aynı olmasını beklemek sistemin ruhuna aykırı!

Hakikatin zirvesindeki zâtlarda Celâl bu açıdan oldukça normal, hatta olması gereken bir hâl!..

Bir de olaya sahilden bakalım.
Deniz; tasavvuf sembolizminde nihai hedef; “Hiç” likteki “Hep” liği temsil eder.

Uzaktan seyir keyif, kıyısında yüzmek zevktir.
Ancak denize açılan, içine gark olan için durum bambaşka bir hâl alır.
Açık deniz seyahatine çıkanlar ansızın çıkacak fırtınayı, gemileri savuran dev dalgaları göze almışlardır.

Denizle iç içe olmak, keşfetmek, hakikatine ermek dileyen için gayet doğaldır bunlar.
.


Bütün bu anlatılanlardan sonra şimdi söyleyeceğimizi farklı bir boyutta değerlendirmek, umarım düşünen beyinlere nasip olur.
Rasûlullah (s.a.v) in başında bulut gölge eder, nereye gitse onunla gezerdi!

Bulut esprisini bir kez daha düşünün!..

Yağmur yönüyle tanıdığımız bulutun, şimşek ve yıldırım ürettiğini,
yıldırımdan sonra rahmetin sağanak hâlde boşandığını göz ardı etmeyin.
Bulutun hâliyle, Rasûlullah vârisi Hak Ehli arasında bağlantı kurarsanız konu aydınlanır zihninizde!
Daha ötesini söylemeye izin yoktur!..
.

Evet Dostlarım;
Allah Dostu bir zâta uğramak, dünya hayatında insana bahşedilen en büyük nimet!

Işık ve ısı yayan kaynağın harareti, dağların sert ve keskin atmosferi ne kadar doğalsa; Hakkın İlmi ve Feyzini yansıtanların Celâli de en az o kadar doğal.

Ateş uzakta durana ışık, yakından değerlendirene ısı.
Ocağın başına geçen içinse, yalımlardan yanma, şulelerden terleme kaçınılmaz.

Zirve tehlikeli geçitler barındırsa da tırmanmaya, ocak hararet yapsa da yaklaşmaya değer!..

Niçin mi?..

Hak Ehli, Esmâ-i İlâhînin özeti mâhiyetindeki ZÜL CELÂLİ VEL İKRAM kaynağıdır da onun için.

İkram almak, feyzlenmek, himmete, nimete ermekse talebiniz; Celâle razı olacaksınız!

Razı olduğunuzda İkram tecellî edecek.
Tıpkı yıldırıma razı çiftçiye yağmurun bereket bahşedişi gibi.


Selâm olsun Hakk Dostunu fark eden basîret ehline!
Selâm olsun şimşekle geleni Rahmet bilene!
ALINTI
Logged

ene_meczub
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1127



« Yanıtla #1 : 28 Temmuz 2009, 18:07:11 »


İster celalinden cefa
İster cemalinden vefa
Her ikisi de cana safa
Kahrın da hoş, lutfun da hoş
 
 
Bu güzel yazı da unutmamamız gereken bir kaç nokta vardır.
 
1-Niyazi-i Mısri hazretleri Halvetiyye meşayihinden olup, yaklaşımın da "vahdet-i vücud" görüşü hakimdir ki, bu anlaşılması zor bir mesele olduğu ehlince  söylenmektedir. Bu açılımın daha rahat anlaşımı açısından İmam-ı Rabbani hazretleri "vahdet-i şuhud" ifadesini kullanmıştır. Herşeyin birliği gibi anlaşılan "vahdet-i vücud" söylemi yerine, her şeyin bir olanın birliğine şahitliği "vahdet-i şuhud" açılımında bulunmuştur.
 
2-Halvetiyye Tarikatinde virdler, sıfat-ı esmalar olduğu için, hususi meselelerin hususi tecellileriyle ele alınması da gayet normaldir.
 
İşte bu metinde "vahdet-i vucud" yaklaşımı ve halvetiyyenin metodları içerisinde ele alınmış olarak görülmektedir. Böyle bir hatırlatmada bulunmayı uygun gördük.
 
Allaha emanet olunuz. 
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sayfa: [1]
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Peygamberimiz (sav) ve Ashabı Kiram  |  Yazılar  |  Gerçek HAKK DOSTLarı ve Onlara DOSTLuk « önceki sonraki »
    Gitmek istediğiniz yer: