Esmâül-Hüsnâ'yı Öğrenmenin Faydaları
 

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
23 Mayıs 2012, 12:44:55
12203 Mesaj 2639 Konu Gönderen: 1918 Üye
Son üye: isimbayz
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  İman, İtikad  |  Yazılar  |  Esmâül-Hüsnâ'yı Öğrenmenin Faydaları 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1]
Gönderen Konu: Esmâül-Hüsnâ'yı Öğrenmenin Faydaları  (Okunma Sayısı 5001 defa)
ene_meczub
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1127



« : 03 Nisan 2010, 20:51:48 »

Esmâül-Hüsnâ Ne Demektir?  Esma, ismin cem'idir. Hüsnâ kelimesi de en güzel ma'nâsına tafdil sîgasıdır. Terkibin ma'nâsı: En güzel isimler demek olur. En güzel isimler Allah'a mahsustur. Çünkü bütün kemâllerin sahibi O'dur. O'nun isimleri, en ileri ve mutlak bir kemâl ifâde eden, mukaddes kelimelerdir. [15]

Esmâül-Hüsnâ'yı Öğrenmenin Faydaları: Allahu teâlâ Hazretlerini bilmek, sevmek, kulluğuna bağışlanmak, O'nun sevmediği kötü huyları atmak, hoşnud olduğu temiz huylarla varlığını güzelleştirmek, bu suretle rızâsına ermektir.

Allahu teâlâ'yi bilmek, O'nun isimlerini ve sıfatlarını öğrenmekle olur. Allahu teâlâ'yı sevmek: Bu da bütün kemâlâtın ancak Allah'ta bulunduğunu ve O'ndan olduğunu bilmekle kazanılır. Rûh kemâle âşıktır. Bir şeyin kemâlini öğrenince hemen oraya akıverir ve gördüğü kemâlin kuvvetine göre bir zevk duyar. Bütün kemâlâtın ancak Allah'ta bulunduğuna kat'î bilgi edinen rûh, bu bilgiden sonsuz bir zevke dalar ki, kendisinden bu zevkin asla kesilmemesini ister.

Allahu teâlâ'nın kulluğuna bağlanmak: Bu zevkin, intisap şerefinin hiç kesilmeden devamı için biricik yol da, Allah'ın buyruklarına sımsıkı yapışmak, yasak ettiği şeylerden son derece sakınmaktır. Seven için en büyük zevk, sevdiğini kendisinden memnun etmeğe çalışmaktır. Bunu temin için her şeyi ve hattâ icâbında canını feda etmeği göze alır. En ziyâde korktuğu şey de, sevdiğinin hışmına uğramaktır. Sevdiğinin nazarından düşürecek olan en ehemmiyetsiz şeylerden bile titrer,... ürperir. [16]


Hayâtın Gayesi: Hayatın gayesi, Allah'ın rızâsına ermektir. Bütün ibâdetler, bütün güzel huylar, insanı Allah'ın rızasına ulaştıran yollar, vâsıtalardır. Bütün kabahatler, bütün kötü huylar, insanı Allah'ın hışmına uğratacak çirkinliklerdir. Velhasıl Esmâü'l-Hüsnâ'yı öğrenmekle Allah bilgisi kazanılır. Allah bilgisi, Allah sevgisinin tohumudur. Bir gönüle bu tohumdan düşerse filizlenir. O gönülden şevk ve muhabbet ağacı biter, bu ağacın meyveleri vardır ki, kalbde, ruhta, elde, ayakta, gözde, kulakta, insanın bütün maddî ve ruhî varlığında belirir ve olgunlaşır. Bu meyveler başlıca, Yaradana hürmet, yaradılmışlara merhamet etmek, kötü huyları atmak, güzel huy kazanmak, hak uğrunda her türlü fedâkârlığa katlanmak... gibi samimî meziyetlerdir. Hakikî insan olmak, bu meziyetleri kendinde toplamaktır. Allah'ın rızâsı, dünya ve âhiretin saadeti de bu meziyetlerin arkasındadır. [17]

Esmâü'l-Hüsnâ İle İlgili Hadîs'in Metnî: An Ebi Hüreyrete Radiyallahü Anhü: Kale Rasûlullahi Sallâllahü Aleyhi ve Sellem, İnne Lillâhi Tis'aten ve Tis'îne ismen, men ahsâhâ dehalelcennete, Huva'llâhü'llezî lâ ilahe illâ Hû. Er-Rahmân Er-Rahîm EI-Melik El-Kuddûs Es-Selâm El-Mü'min El-Müheymin El-Azîz El-Cebbar El-Mütekebbir El-Hâlik El-Bâri' El-Musavvir El-Ğaffâr El-Kahhâr El-Vehhâb Er-Razzâk El-Fettâh El-Alîm El-Kâbid El-Bâsit El-Hâfıd Er-Râfı' El-Muız El-Müzil Es-Semi El-Basîr El-Hakem El-Adl El-Lâtîf El-Habîr El-Halîm El-Azîm El-Gafûr Eş-Şekûr El-Aliy El-Kebîr El-Hafîz El-Mukît El-Hasîb El-Celîl El-Kerîm Er-Rakîb El-Mucîb El-Vâsi' El-Hakîm El-Vedûd El-Mecîd EI-Bâıs Eş-Şehîd El-Hak El-Vekîl El-Kaviy El-Metîn El-Veliy EI-Hamîd El-Muhsî El-Mübdi’ El-Muîd El-Muhyî El-Mümît El-Hay El-Kayyûm El-Vâcid El-Mâcid El-Vâhid (El-Ahad) Es-Samed El-Kâdir El-Muktedir El-Mukaddim EI-Muahhir El-Evvel El-Âhir Ez-Zâhir El-Bâtın El-Vâlî El-Müteâlî El-Berr Et-Tevvâb El-Müntekım EI-Afüv Er-Raûf Mâlikü'l-Mülki Zü'1-Celâli ve'1-İkrâm El-Muksit El-Câmi’ El-Ğaniy El-Muğnî El-Mâni’ Ed-Dâr En-Nâfı' En-Nûr El-Hâdî El-Bedî El-Bâkî El-Vâris Er-Reşîd Es-Sebûr (Celle Celâluh).[18]


Hadîs'în Ma'nâsı: Ebû Hüreyre radiyallahü anh'den, dedi ki:

Allah'ın Resulü salla'llâhu aleyhi ve sellem buyurdu:

“Muhakkak ki, Allahu teâlâ'ya mahsus olarak doksan dokuz isim vardır. Her kim bu doksan dokuz ismi ihsâ ederse Cennete girer, sonsuz saadete ulaşmış olur.” [19]

İhsâ Ne Demektir: Bu kelimeye üç türlü ma'nâ verilmiştir: Saymak, ezberle­mek, ma'nâlarını şuurla anlamak. Şu halde ihsâ tahakkuk etmek için bu doksan dokuz ismi hem ezberlemek, hem ma'nâlarını öğrenmek, hem de saymak gerektir. Yoksa bir papağan gi­bi sâdece ezber etmek veya saymak kâfi değildir. İnsan gibi şuurlu bir mahlûka yaraşan da budur.

Bu doksan dokuz isme "İhsâ İsimleri" denir: Burada dok­san dokuz adedinin söylenmesi hasr için değildir. Yâni Allahu teâlâ'nın ancak doksan dokuz ismi vardır. Bunlardan başka yoktur ma'nasına değildir. Belki yalnız ihsâ isimlerini bildirmek içindir. Yoksa Kur'ân'da Allâh'u teâlâ'nın bunlardan başka isimleri de gelmiştir. Allah, nice has kullarına nice adlarını bildirmiştir. Sonra hiç bir mahlûkuna bildirmediği adları da vardır. Meselâ denir ki:

"İnne li fülânin elfe dinarın eaddehâ li's-Sadaka" yâni, "Filancanın bin lirası vardır ki, hayır için hazırlamıştır." demektir. Acaba bu sözden o adamın bin liradan başka parası olmadığı mı anlaşılıyor? Tabiî ki, hayır. İşte bu da öyle.. [20]


[15] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 10.

[16] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 10-11

[17] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 11

[18] Tirmizî, İbn-i Hibbân, Hâkim. Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 13.

[19] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 13-14.

[20] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 14.
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
_selma_
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1272



« Yanıtla #1 : 03 Nisan 2010, 22:18:53 »

 çok teşekkürler Rabbim razı olsun sizden.
Logged

tebrizi
Aktif Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 376


Onlar,boş söz (ve iş)lerden yüz çevirirler..(23/3)


« Yanıtla #2 : 11 Nisan 2010, 16:17:29 »

  İsimleri Saymak Nasıl Yapılmalı  : Kur'ân'da "Haşr" sûresinin sonundaki  Esmâü'l-Hüsnâ'yı okuduğumuz gibi bütün isimleri birbirine ulaştırarak okumak caizdir. Bunun aksine olarak her ismi diğerinden bölerek teker teker ve her birinin sonunda vakfederek okumak da caizdir. Hattâ ihsâ'nın, saymak ma'nâsına olduğuna göre, bu şekilde okunması daha muvafıktır. Bâzılarında ulaştırmak, bâzılarında ayırmak suretiyle okumak da caizdir.

Bâzıları Esmâü'l Hüsnâ'yı harf-i tarif dediğimiz elif-lâm ile okumuştur. Nitekim âyette ve hadîste de böyle gelmiştir. Bâzıları da elif-lâm'a bedel olarak (yâ) harf nidâsiyle okumuşlardır.

Yâ Allah, yâ Rahman, yâ Rahîm... gibi

Demek ki, Esmâü'l-Hüsnâ'yı okuma şekli geniş ve müsaittir. Asıl mühim olan şey, okurken kalbin şuurlu ve uyanık bulunmasıdır. Bir de her ism-i Şerîf i okudukça (Celle Celâlühû) tazîm cümlesini tekrarlamak edep ve saygı iktizâsındandır. [21]



Hadîs'in Manâsına Devam Edelim:


"Hüvallâhü'llezî lâ ilahe illâ Hû. Er-Rahmân Er-Rahîm El-Melik."

Şu büyük hakikat., evet, onu bilmiş olunuz ki; Allah Celle Celâlühû öyle bir Allah'tır ki, hakikatte O'ndan başka ibâdet edilecek mâbud yoktur. Çünkü O, Rahmân'dır, Rahîm'dir, Melik'tir...

Hadîsin bu kısmı, acaba o isimler nelerdir? gibi hatıra ge­len bir suale cevap yerindedir. [22]



İlâh Kelimesinin Manâsı  :Ellezî lâ ilahe illâ Hû fıkrasındaki ilâh kelimesi ülûhiyyet demek olup bunun ma'nâsı mâbudluk demektir ki, en büyük sevgi ve ta'zîm ile ibâdet olunmağa istihkak sahibi ma'nâsınadır. [23]



  Ulûhiyyet Kimin Hakkıdır  :Ulûhiyyet yalnız ve yalnız Allah'ın hakkıdır. Çünkü ibâdete istihkak, kâinatı yaratmakta ve her yaradılmışı istidadına ve kabiliyetine göre terbiye ve idare etmekte tam ve mutlak bir istiklâl ile olur. Bu istiklâl de bütün kemâl sıfatlarına sahip bulunmakla olur. Bunlar ise eşsiz ve ortaksız olarak yalnız Allah'a mahsustur. O halde ulûhiyyet de yalnız Allah'ın hakkıdır. Allah'dan başka mâbud tanınmış olanların hiç biri de mâbudluğa lâyık değildir. Çünkü hepsi de mahlûktur. Mademki mahlûktur, muhakkak ki âcizdir, muhtaçtır. Bu sebepten mahlûk olan her hangi bir şey, mâbud değil, âbid olmalıdır. Binâenaleyh Allah'dan mâada mâbud sanılan şeyler, kendilerine bile sahip olamayan bir sürü zavallı ve boş şeylerdir, ibâdet olunmağa asla istihkakları yoktur. [24]



Dikkate Değer Bir Nokta: Hadîs-i şerifte mühim bir fıkra ile beşeriyyetin derin bir yarası üzerine el konmuştur. İzah edelim: yukarıda söylediğimiz gibi hadîsin bu kısmı, acaba o doksan dokuz isim nelerdir? gibi hatıra doğan suâle cevap olarak geldiği için, sözün akışına göre Allah, Er-Rahmân, Er-Rahîm, El-Melik, El-Kuddûs... diye doğrudan doğruya isimlerin sayılması gerekirdi. Fakat böyle yapılmamış, doksan dokuz isimden birincisi olan Allah ismi ile ikincisi olan Er-Rahmân ismi arasına "Ellezî lâ illâ Hû" kelime-i tevhid'i [25] katılmıştır.

Acaba bunun hikmeti ne olabilir? Kanâatimizce bunun hikmeti her şeyden evvel Allah'ın birliğini tesbit etmek ve sonra müteakip her ismi mefhumiyle bu hakikati her bakımdan müdellel bir hâle getirmektir. Önce Allah adiyle başlayıp Ellezi lâ ilahe illâ Hû fıkrasiyle Allah'ın birliği ilân edilmiştir. Hem de bu ilânın mevsullü ve silalı bir cümle hâlinde ifâde buyurulması, bu hakikatin üzerinde ehemmiyetle durulmasını, şayet bu hususta yanlış fikirlere sapılmışsa, her şeyden evvel bu yanlışlığın düzeltilmesine önem verilmesini bildirmek içindir. Kelime-i tevhidden sonra gelen doksan sekiz isimden her biri baştaki lâfza-i Celâle'ye birer sıfat olmuştur.

Bu isimler, bir ism-i cami olan [26] Lâfza-i Celâledeki icmali tafsil etmekle beraber, Allah'ın varlığına ve birliğine herbiri başka başka birer delil, birer bürhandır. Bu kadar delil ve bürhanlarla bu yüce hakikatin zihinlerde kuvvetlenmesi ve muhkemleşmesi istenmiştir.

Ey maddiyâtın ağır ve üzücü ızdıraplariyle bunalan ruhlar! İşte size, yaranızın merhemini sunuyoruz. Bu büyük isimlere gönüllerinizi veriniz. Samimiyetiniz nispetinde faydalar görecek, şimdiye kadar söylenmemiş, işitilmemiş, kitaplara ya­zılmamış nice hakîkatlere ereceksiniz. Kazancınız hulûsunuza göre olacaktır. Allah'ın tevfîki refik olursa bu isimlerin bereketiyle zâlimler hakka boyun eğer, münkirler ikrara döner, câhiller arif olur, ariflerin irfanı artar, cimriler cömert kesilir, hasetçilerin içindeki ateş söner, hele şirkin her çeşidi yüreklerden silinir. Evet, bu isimler insanlara sanki şöyle bir ihtar yapıyor: Allah'ı bilmeli, birliğine inanmalı, emrini tanımalı, rızâsına ermeyi en ileri gaye tutmalı, hele hiçbir mahlûku hâlık derecesine çıkarmamalı. Bakınız o şânı büyük Allah nasıl bir Allah'dır:

"Hüva'llâhü'llezî lâ ilahe illâ Hû. Er-Rahmân, Er-Rahîm, El-Melik, El-Kuddûs.."

Ey münkirler, ey müşrikler! Allahu teâlâyı bırakarak tapmakta olduğunuz şeylerde bu sıfatlardan bir tanesi olsun var mıdır?

Ey zâlimler! Biliniz ki, Allah Alîm'dir, Habîr'dir, Kahhâr'dır, Azız'dir, Cebbâr'dır.

Ey cimriler! Biliniz ki, Allah Ganîdir, Muğnîdir.

Ey hasetçiler! Allah Mâni'dir. Mu'tîdir.

Velhasıl rûhları öldüren ma'nevî birer hastalıktan başka bir şey olmayan küfrün, inkârın, şirkin ve bunlardan doğan bütün kötü huyların tedavisi için bu mübarek isimlerden herbiri birer iksir, birer müstahzar tertiptir.

Salâh ve felah isteyenler onlara sıkı yapışsın.[27]




[21] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 14-15.

[22] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 15.

[23] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 15-16.

[24] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 16.

[25] Tevhid: Allah'ın birliğine inanmaktır. Kalbin bu inancını başkaları­na bildirmek istendiğinde Lâ ilahe illâ Hû yahut Lâ ilahe illallah denildiği için buna kelime-i tevhid denmiştir.

Bir tahlil: Hüvallâhü'llezî lâ ilahe illâ Hû bir cümle-i ismiyedir. Baştaki Hüve şan zamiridir. Bu gibi zamirler okuyucu veya dinleyicilerin dikkatlerini uyandırmak için bâzı mühim cümle başlarına getirilir. Allah mübtedâ, Ellezi lâ ilahe illâ Hû haberdir. Haberdeki Ellezî ism-i mevsûlü Zâtu'llah'tan ibarettir. Sılası da kelime-i tevhiddir.

[26] İsm-i câmi'nin ne demek olduğu  Allah ism-i şerifinin tefsirinde gele­cektir.

[27] Ali Osman Tatlısu, Esmaü’l-Hüsna Şerhi, Başak Yayınları: 16-18.
Logged

"Kul oldum,kul oldum,kul oldum!Ben Sana hizmette iki büklüm oldum.Kullar azad olunca şad olur;ben Sana kul olduğumdan dolayı şad oldum"
(Mevlana)
tebrizi
Aktif Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 376


Onlar,boş söz (ve iş)lerden yüz çevirirler..(23/3)


« Yanıtla #3 : 13 Nisan 2010, 21:02:18 »

Allah Teala'nın İsimleri Tevkîfîdir


Allah Teâlâ'nın isimleri tevkifidir. Yani bu isimler nasslarla bildirilmiştir. Bu konu aklın sahasına girmez. O halde Esmâ-i Hüsnâ konusunda Kur'an ve sünnetin bildirdiklerinin dışına çıkmamak, orada durmak gerekir. Bu isimlere ilave, eksiltme yapılamaz. Çünkü akıl Allah Teâlâ'nın layık olduğu isimleri idrakten âcizdir. Bu konuda nassların verdiği bilgilerle yetinilmesi gerektiği şu ayetlerden de anlaşılmaktadır:

"Bilmediğin bir şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül bunların hepsi yaptığından sorumludur."[28]

"De ki, Rabbin ancak açık ve gizli' kötülükleri, günahı ve haksız yere zulmetmeyi, hakkında hiçbir delil indirilmeyen bir şeyi Allah'a ortak koşmayı ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır."[29]

Allah Teâlâ'ya kendisinin vermediği bir ismi vermek veya O'nun kendisine verdiği bir ismi inkar etmek Allah hakkında işlenmiş bir cinayettir. Bu konuda edebe riayet etmek ve nassın getirdiğiyle iktifa etmek gerekir. [30]




Esmâ-i Hüsnâ’ya İmanın Esasları


1. İsme iman.

2. İsmin delâlet ettiği mânâya iman.

3. İsimle  ilgili  olarak varid  olan hadislere  iman

Biz, Allah'ın rahîm olduğuna, rahmetinin her şeyi kuşattığına ve kullarına merhamet ettiğine inanırız. O, kadirdir, kudret sahibidir, her şeye gücü yeter. Ğafurdur, mağfiret sahibidir, kullarını  affeder. [31]



Allah Teâlâ'nın Sıfatlarının Kısımları


Allah kendisine rahmet etsin, İbnü'l-Kayyim der ki:

Rabb Teâlâ'ya sıfat olarak bildirilen ve O'nunla ilgili gelen haberler birkaç kısımdır:

Birincisi; Allah Teâlâ'nın zâtına ait olanlar. Zât, Mevcut, şey gibi.

İkincisi; Allah Teâlâ'nın manevî sıfatlarına ait olanlar. el-Alîm, el-Kadîr, es-Semî gibi.

Üçüncüsü; Allah'ın fiillerine ait olanlar. el-Hâlık, er-Razzak gibi.

Dördüncüsü; Allah'ın her türlü eksiklik ve kusurdan münezzeh/uzak oluşuna delâlet edenler. Allah'a nisbet edilen bir ismin sebat ve devamlılık ihtiva etmesi gerekir. Çünkü yoklukta mükemmellik bulunmaz. el-Kuddûs, es-Selâm gibi isimler bu dördüncü gruptandır.

Beşincisi; Bunu insanların pek çoğu zikretmez. Bunlar belirli bir sıfata özgü olmaksızın birçok sıfata birden delâlet eden isimler. Bu isimler tek bir mânâya değil birçok mânâya delâlet ederler. el-Mecîd, el-Azîm, es-Samed gibi.

el-Mecîd, kemal sıfatlarının pek çoğu ile sıfatlanan demektir. Mecîd lafzı buna delâlet eder. Çünkü bu lafız genişlik, çokluk ve fazlalık için kullanılır. Araplar "devenin yemini bol verdi" anlamında "emcede'n-nâgate alefen" derler. "O, yüce arşın sahibidir" ayetindeki "el-Mecîd" kelimesi "arş"ın sıfatıdır. Arşın genişliğini, azametini ve şerefini ifade etmek için ona sıfat olmuştur. [32] Bu ismin, Rasûlullah'ın (s.a.v.) bize öğrettiği gibi Allah'tan peygamberine salât etmesini istemekle nasıl bir arada zikredildiğini bir düşün... [33] Çünkü Allah Teâlâ, nimetinin genişliği, bolluğu ve sürekliliği sebebiyle ziyadeyi talep ve arz makamındadır. Böyle bir istek, ancak ona uygun bir isimle yapılır. Nitekim "Beni affet ve bana merhamet et, şüphesiz sen affedicisin ve merhametlisin" dersin. Böyle bir duanın ardından "Sen işiten ve görensin" demek uygun olmaz. Bu beşinci bölümdeki isimler kendileriyle Allah Teâlâ'ya tevessül edilen isimler ve sıfatlardır. Bu isimler duada tevessül edilecek vesilelerin en yakını ve Allah'a en sevimli olanlarıdır. Müsned ve Tirmizî'de geçen şu hadis bu anlamdadır:

"Ey  celal  ve  ikram  sahibi,  sözüyle Allah'a ısrarla dua ediniz.[34]

Şu hadis de aynı şekildedir:

"Allah'ım! Ben senden isterim. Çünkü hamd sanadır. Sen, gökleri ve yeri yaratan, çok iyilik yapan, kendisinden başka ilah olmayan celal ve ikram sahibisin." [35]

Bu üslûp, kendisi için birşeyler isteme ve Allah'a tevessül  [36] üslûbudur. Tevessül, Allah'a hamdetmekle, kelimeyi tevhidle ve O'nun Mennan ismiyle yapılmıştır. Hadis-i şerifte bize öğretilen dua, Allah Teâlâ'ya O'nun isimleri ve sıfatlarıyla yapılan bir tevessülden ibarettir. Böyle bir dua Allah katında icabete daha layıktır ve daha büyük bir yeri vardır. Bu, tevhidin kapılarından büyük bir kapıdır. Biz, buna işaret ettik. Bu kapı Allah'ın basiret ihsan ettiği kişilere açılan bir kapıdır.

Biz şimdi tekrar konumuza dönelim: Maksadımız Allah Teâlâ'nın birden fazla sıfatına delâlet eden isimlerini anlatmaktır. O'nun pek çok kemal sıfatına delâlet eden bir ismi de "el-Azîm"dir. "es-Samed" ismi de böyledir. Bu isim hakkında İbnu Abbas şöyle der:

es-Samed, ululuk ve yüceliğinde kemale eren efendi demektir. İbnu Vail'e göre ululuk ve yücelikte zirvede olana es-Samed denilir. İkrime'ye göre es-Samed, kendisinden üstünü bulunmayandır. Zeccac ise, ululuk ve yücelikte zirvede olup her konuda kendisine başvurulandır, der. İbnu'l-Enbarî'nin bu konuda söyledikleri şudur: Dilcilerin bu kelimenin anlamı konusunda ihtilafı yoktur. Dilcilere göre es-Samed, insanların ihtiyaçları ve işlerini halletmede kendisine başvurdukları ve kendisinin üstünde başka kimsenin bulunmadığı efendi demektir. Kelimenin kökünde toplamak ve yönelmek anlamları vardır. Samed, maksatların toplandığı kimsedir. Onda ululuk ve yücelik sıfatları toplanmıştır. Lügatteki asıl anlamı budur. Nitekim şair şöyle der:

"Esedoğullarının en hayırlı iki kişisinin yani Amr b. Yerbu'un ve sıkıntılı zamanlarında kendisine başvurdukları efendilerinin ölüm haberini veren haberci acele etti."

Araplar, ululuk, yücelik ve efendilik sıfatlarını bir araya getirmesi ve pek çok kimsenin bu konuma ulaşmayı istemesi sebebiyle asilzadelerini bu isimle isimlendirirlerdi.

Altıncısı; İki isim ve iki sıfattan birinin diğeriyle bir arada zikredilmesiyle oluşan isimler ve sıfatlar. Böyle isimler fazladan bir kıymeti ifade ederler. el-Ganiyyü'l-Hamîd, el-Afüvvü'l-Kadir, el-Hamidü'l-Mecîd gibi. Kur'an'daki bileşik sıfatlar ve bileşik isimlerin geneli böyledir.

el-Ganiyy kemal sıfatlarından birisidir. el-Hamîd de böyledir. el-Ganiyy ve el-Hamîd'in birleşmesi ise başka bir mükemmelliktir. Allah'a, ğaniy olması yönüyle bir övgü, kendisine hamdedilen olması yönüyle başka bir övgü vardır, ikisinin bir arada zikredilmesi ise başka bir övgüyü ifade eder. el-Afüvvü'l-Kadîr, el-Hamidü'l-Mecîd, el-Azîzü'l-Hakîm'de de durum böyledir.

Düşünürsen bunları bilmek, bilgilerin en şereflisidir...

Selbî/olumsuz sıfatlar, Allah Teâlâ'nın sıfatları arasına girmezler. Ancak Allah'ın rububiyet ve ilahlıkta tek olduğunu ifade eden el-Ehad gibi; kemaline aykırı olan her türlü noksanlıktan berî/uzak olduğunu ifade eden es-Selâm gibi olumlu bir mânâyı içerirlerse o zaman Allah'ın sıfatları içine girerler. Olumlu bir mânâyı içerdiği için olumsuz sözlerle Allah'a ait bir vasfı haber vermekte de durum böyledir. Nitekim ayet-i kerimelerde bunun örnekleri çoktur:

"Kendisini ne uyku yakalar, ne de uyuklama." [37]

Bu cümle Allah Teâlâ'nın Hayy ve Kayyum oluşundaki mükemmelliği ifade etmektedir.

"Bize hiçbir yorgunluk dokunmadı." [38]

Bu ayet, O'nun kudretindeki kemali ifade etmektedir.

"Ne yerde, ne gökte, zerre ağırlığınca bir şey Rabbinden gizli değildir." [39]

Bu ayet, O'nun ilminin kemalini ifade eder.

"O doğmadı ve doğrulmadı  [40]

Ayeti O'nun kimseye muhtaç olmadığını ve yüceliğini ifade eder.

"Hiçbir  şey  O'na  denk  değildir[41]

Ayeti mükemmelliğiyle tek ve benzersiz olduğunu ifade eder.

"Gözler O'nu göremez" [42]

Ayeti de O'nun büyüklüğünü ve tam olarak kavranıp idrak edilemiyeceğini ifade eder.

Bu durum, Cenab-ı Hakk'ın kendisini böyle olumsuz cümlelerle anlattığı diğer yerlerde de aynı şekildedir. [43]





28 : İsra:17/36


[29]. A'raf: 7/33

30:Muhammed İbn Salih el-Useymin, el-Kavaidü'l-Müsla fi Sıfati'l-lahi Esmai'l-Hüsna, İbnu'l-Kayyım, Bedaiu'l-Fevaid, 1/162.
Cumhurun bu konudaki görüşü yukarıdakanlatıldığı gibi olmakla beraber, yine cumhura göre Allah için nasslarda bildirilenlerin dışında başka isimler kullanırken, bunların hem zât-ı ilahiyye'nin niteliklerine uygun düşmesi, hem de ta'zim ve hürmet unsurları taşımasına dikkat etmelidir. Bu sınırları korumak şartıyla nassların bildirdiklerinin dışında Allah için başka isimlerin de kullanılması zaruretten öte bir realitedir. Nitekim Arap olmayan müslüman milletler de kendi dillerinde Allah'a başka isimler vermekte ve O'na bunlarla dua ve niyazda bulunmaktadırlar. Türklerin Tanrı ve Çalap, Farsların Huda, Fransızların Diyö ismini kullanmaları gibi... (Çeviren). Said el-Kahtani, Kur’an Ve Sünnette Esma-i Hüsna Şerhi, Uysal Kitabevi: 17-18.

[31]
Abdulaziz  es-Selman, Muhtasaru’l-Ecvibeti-l-Usliyye-Şerhu’l-Akıdeti’l-Vasıtıyye, s. 27. Said el-Kahtani, Kur’an Ve Sünnette Esma-i Hüsna Şerhi, Uysal Kitabevi: 19.
[32]
İbnu Kesir, Tefsirinde şöyle der: el-Mecîd kelimesinde iki kıraat vardır. Birincisi; Rabb kelimesinin sıfatı olarak merfu okunuşudur. İkincisi; Arş kelimesinin sıfatı olarak mecrur okunuşudur. İkisi de mânâ yönünden doğrudur. C. IV, 497.
[33] Allahümme Salli...duasının sonundaki "...İnneke hamîdun mecîd"i kastediyor. (Çeviren).

[34]
Tirmizî, V/539; Ahmed, IV/177; Bkz. Sahihu Tirmizî, 111/172.
[35] Bu hadisi Sünen sahipleri rivayet etti. Bkz. İbnu Mace, 11/329
[36]Tevessül: Allah'a dua ederken herhangi bir kelimeyi, herhangi bir ameli veya herhangi bir kimseyi aracı olarak zikretmektir, bu sonuncusuyla yapılan tevessül  İslam âlimleri  arasında tartışma konusu  olmuştur. (Çeviren).

[37]Bakara:2/255

[38] Kâf: 50/38

[39][ Yunus: 10/61

[40] İhlas: 112/3

[41] İhlas: 112/4
[42]En'am: 6/103

[43]
Bedaiu’l  Fevaid,  I/ 159-161. İbnu’l-Kayyım, burada  bilinmesi gerekli şeyler  vardır,dedi ve Altın  harflerle  yazılacak  yirmi faideyi zikretti.  Bkz.Aynı eser,1/ 159-170. Said el-Kahtani, Kur’an Ve Sünnette Esma-i Hüsna Şerhi, Uysal Kitabevi: 20-25.
Logged

"Kul oldum,kul oldum,kul oldum!Ben Sana hizmette iki büklüm oldum.Kullar azad olunca şad olur;ben Sana kul olduğumdan dolayı şad oldum"
(Mevlana)
tebrizi
Aktif Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 376


Onlar,boş söz (ve iş)lerden yüz çevirirler..(23/3)


« Yanıtla #4 : 17 Nisan 2010, 19:45:34 »


  Esma-i Hüsna'nın Delaleti


Allah Teâlâ'nın isimlerinin hepsi güzeldir. Bu isimlerin tamamı mutlak kemale ve mutlak övgüye delâlet eder. Onlardan her biri kendi sıfatlarından türemişlerdir. Sıfat olmak isim olmaya, isim olmak sıfat olmaya engel değildir.

Esmâ-i Hüsnâ'nın delâleti üç türlüdür:

1. Mutabakat  delâleti:   

İsmi, delâlet ettiği mânâların  tamamıyle açıkladığımızda buna mutabakat delâleti denir.

2, Tadammun/kapsama delâleti:

İsmi delâlet ettiği mânâların bir kısmıyle açıkladığımız zaman buna tadammun delaleti denir.

3. İltizam/gereklilik ayrılmazlık delâleti:

Bir isimle ona bağlı olan diğer isimlere de istidlal ettiğimiz zaman buna iltizam delâleti denir

Mesela "er-Rahman" isminin "rahmet" ve "zat"a delâleti mutabakat delâletidir. Bunlardan sadece birisine delâleti tadammun delâletidir. Çünkü ihtiva ettiği anlamın içinde o vardır. "er-Rahman" isminin hayat, ilim, irade ve kudret gibi isimlere delâleti ise, bu isimler ancak rahmet sıfatıyla nitelendirildiğinde mümkündür ki buna da iltizam delâleti denir. Bu sonuncusunu anlamak için sağlam bir düşünce yapısına ihtiyaç vardır. İlim sahipleri bunu kavramada farklı farklı durumlarda olabilirler. [44]

Bunu bilmenin yolu şudur:

Bir lafzı ve onun delâlet ettiği mânâyı iyice anladıktan sonra, ona bağlı olarak olmazsa olmaz şeyleri de düşün. Bu kaide senin için bütün şer'i nasslarda geçerlidir. Esmâ-i Hüsnâ'nın bu üç delâleti de hüccettir. Çünkü bunlar doğru ve kesindirler. [45]



Esma-i Hüsnâ’yı İnkar


Esmâ-i Hüsnâ'yı inkarın anlamı, doğru yoldan sapmaktır. Bu da iki şekilde olur. Birincisi; yaratılmışlardan herhangi birisini bu isimlere ortak etmektir. Bunun örneğini Mekkeli müşriklerde görürüz. Onlar Allah'tan başkasına verilmesi caiz olmayan Allah'a ait sıfatlardan, kendi ilahlarına isimler türettiler. Lât’ı Allah adından, Uzza'yı Aziz'den, Menat’ı Mennan'dan türettiler. Her müşrik ibadet ettiği mahluka, ibadetini gerektiren sebeplere uygun olarak rubûbiyet ve ulûhiyet özelliklerinden birisini isim olarak veriyordu. .

Esmâ-i Hüsnâ'yı inkar noktasında en ileri gidenler, "yaratanla yaratılan aynıdır" diyen "Vahdet-i Vücutçulardır. Onlar övülmüş veya yerilmiş her ismin Allah Teâlâ (c.c.) için kullanılabileceğini söylerler. Allah onların söylediklerinden son derece yücedir ve münezzehtir.

Esmâ-i Hüsnâ'yı inkarın ikinci şekli Cehmiye fırkası ve onun kollarının yaptığı gibi Allah'ın sıfatlarını inkar edip, yerlerine aslı esası olmayan isimlerin konulmasıdır.

Doğrudan doğruya Allah'ın varlığını ve O'nun isimlerini inkar edenlere gelince -ki felsefeci zındıkların yaptığı gibi- onlar artık sırat-ı müstekimden sapmışlar ve cehennemin yoluna yönelmişlerdir. [46]

İbnü'l-Kayyim şöyle demiştir:

Allah Teâlâ şöyle buyurur:

"En güzel isimler (Esmâü’l-Hüsnâ) Allah'ındır, o halde O'na o güzel isimlerle dua edin. O'nun isimleri hakkında eğri yola gidenleri bırakın. Onlar yaptıklarının cezasını çekeceklerdir." [47]

Allah'ın isimlerini inkârın esası, isimlerin gerçekliklerinde ve anlamlarında haktan sapmaktır. İlhad kelimesinin kökünde meyl anlamı vardır. Kabrin yan tarafında açılan bölüme Lahid denilir. Bu bölüm kabrin ortasından meylettiği için bu isim verilmiştir. Dinde mülhid olan da haktan batıla meyledendir. İbnu's-Sikkit bu kelime hakkında şunu söyler: Mülhid, haktan sapıp, onun içine ondan olmayan şeyleri sokuşturan demektir. Mültehid kelimesi de burdan gelir.

Ayet-i kerimede "O'ndan başka bir sığınak bulamazsın"[48]  buyurulurken, sığınak anlamında mültehad kelimesi geçer. Yani O'ndan başka kendisine yöneleceğin, kaçacağın, iltica edeceğin, meyledeceğin kimse yoktur demektir.

Allah'ın isimlerini inkâr şu şekillerde olur:

Birincisi, el-İlah'tan Lât, el-Aziz'den Uzza isminin türetilmesi gibi Allah'a ait isimlerin putlara verilmesidir. Arapların putu ilah olarak isimlendirmeleri gerçek bir ilhad ve inkardır. Çünkü onlar Allah'ın isimleriyle kendi putlarına ve batıl ilahlarına yöneldiler.

İkincisi, Allah Teâlâ'nın uygun olmayan isimlerle isimlendirilmesidir. Nitekim Hristiyanlar O'na "baba", felsefeciler "mücibun bi zâtihi", "İlletün fâileh" demişlerdir. Bunların hepsi birer ilhaddır.

Üçüncüsü; Allah Teâlâ'da bulunması caiz olmayan noksanlıklarla O'nun nitelendirilmesidir. Habis ruhlu yahudilerin "O, fakirdir", "O, mahlukatı yarattıktan sonra istirahate çekildi" demeleri böyledir. Ayette hikaye edilen şu sözler de onlarındır:

"Yahudiler, Allah'ın eli bağlıdır (sıkıdır) dediler. Hay dediği yüzünden eli bağlanası ve lanet olası! Bilakis, Allah'ın elleri açıktır, dilediği gibi verir." [49]

Buna benzer sözler Allah Teâlâ'nın isimleri ve sıfatları hakkında ilhaddır.

Dördüncüsü; İsimlerin ihtiva ettikleri anlamların inkar edilmesi ve iptal edilmesidir. Cehmiyye fırkası ve onlara uyanların: "O isimler, anlamları ve sıfatları olmayan soyut lafızlardır" demeleri bu tür bir ilhaddır.

Böyle söyleyenler Allah'a Semî, Basîr, Hayy, Rahim, Mütekellim ve Mürîd isimlerini verirler ve "O'nun hayatı, işitmesi, görmesi, konuşması ve iradesi yoktur" derler. Bu durum, akıl, şeriat, lügat ve fıtrat açısından Allah'ın (c.c.) isim ve sıfatlarını inkarın en büyüğüdür. Bu tür bir inkar, müşriklerin inkarının karşıtıdır. Çünkü onlar Allah'ın isimlerini ve sıfatlarını kendi ilahlarına veriyorlardı. Bunlar ise Allah Teâlâ'yı kemal sıfatlardan soyutlayarak bu sıfatları inkar ve ibtal ediyorlar. Her ikisi de Allah'ın isimleri konusunda ilhada düşmüşlerdir.

Cehmiyye ve onun kolları bu inkarlarında çeşit çeşittir. Aşırı olanlar, ılımlı olanlar ve ortada olanlar vardır. Allah ve Rasûlünün bildirdiği sıfatlardan herhangi bir şeyi inkar eden bir kimse, bu inkarı ister az olsun, ister çok olsun haktan sapmıştır.

Beşincisi; Allah Teâlâ'nın sıfatlarını yaratıkların sıfatlarına benzetmektir. Allah Teâlâ, Müşebbihenin [50] söylediklerinden beridir (uzaktır) ve münezzehtir. Bu tür ilhad, Allah'ı sıfatlarından soyutlayan ve sıfatları iptal eden Muattıla'nın inkarının karşıtıdır. Onlar isimleri kemal sıfatlardan soyutlayıp, bu sıfatları inkar ediyorlardı, bunlar ise bu sıfatları yaratıkların sıfatlarına benzetiyorlar. Her ne kadar gidiş yolları ayrı ayrı olsa da haktan sapma noktasında birleşiyorlar.

Allah Teâlâ, Rasûlüne uyanları ve onun sünnetini ayakta tutan varislerini bu tür sapıklıklardan korumuştur. Onlar Cenab-ı Hakk'ı sadece kendisini vasfettiği şeylerle nitelemişlerdir. O'nun sıfatlarını ne inkar etmişler, ne de yaratıkların sıfatlarına benzetmişlerdir. Lafız ve anlam yönünden nasıl gelmişse öylece kabul etmişler ve herhangi bir değişikliğe gitmemişlerdir. Onların bu isimlere inanış biçimleri  bu  isimleri mahlukatın isim sıfatlarına benzetmekten uzaktır. Onların Allah Teâlâ'yı her türlü noksanlıktan tenzih etmeleri de O'nu bu sıfatlarından soyutlamaktan uzaktır. Onlar ne Allah'a sanki bir puta tapar gibi tapan Müşebbihe'ye benzerler, ne de sanki yokluğa tapan Muattıle'ye benzerler. Nasıl ki İslâm milleti diğer milletler arasında orta bir milletse, ehli sünnet de diğer fırkalar arasında orta bir yolu takip etmişlerdir. Onların bilgi kandilleri doğuya da batıya da nisbet edilemeyen mübarek bir ağaçtan yani o ağaçtan çıkan yağdan tutuşturulur. Bu öyle bir ağaçtır ki yağı, neredeyse kendisine ateş değmese dahi ışık verir. Bu ışık nûr üstüne nurdur. Allah dilediği kimseyi nuruna eriştirir.

Allah'tan bizleri nuruna eriştirmesini, rızasına giden yolu bize kolaylaştırmasını ve Rasûlünün yolunu izlemeyi bizlere nasibetmesini dileriz. Şüphesiz ki O, çok yakındır ve dualarımızı kabul edendir. [51]





[44] İsimler, sıfatlar ve hükümler konusundaki ihtilafların çoğu da buradan kaynaklanır. İhtiyarî bir fiilin hayatta olmayı, semi'/işitme ve basar/görme vasfının tam bir diriliği gerektirdiğini ve diğer kemal sıfatlarının da tam bir hayat sahibi olmanın gereği olduğunu söyleyen biri, Allah'ın isim, sıfat ve fiillerini de kabul etmiş olur. Bunların lüzumunu anlayamayanlar, hayatın/canlılığın gereklerinin gerçeğini kavrayamayanlar bu isim ve sıfatları da inkar durumuna düşerler. (Çeviren).

[45] Abdurrahman İbni Nasır es-Sadi, Tevdihu’l- Kafiyetiş- Şafiye, s.  132. Said el-Kahtani, Kur’an Ve Sünnette Esma-i Hüsna Şerhi, Uysal Kitabevi: 26-27.

[46] Abdurrahman İbn Nasıres-Sa'dî, Tevdîhu'I-Kafiyeti'ş-Şâfiye, s. 132

[47] A'raf : 7/180

[48] Kehf: 18/27

[49] Mâide: 5/64

[50] Müşebbihe: Allah'ı yaratıklara benzeten fırkaya verilen isim. Cehm İbn Safvan, Allah'ın sıfatlarını inkar ettikten sonra buna bir tepki olarak Allah'ı insanlara benzetme hareketi başlamıştır. Müşebbihe ikiye ayrılır: Biri Allah'ın zâtını O'nun dışındakilere benzetir, diğeri ise, O'nun sıfatlarını yaratıkların sıfatlarına benzetir. Allah'ın zâtını insanlara benzetenler Şia’nın Gulat koludur. Bunlardan Abdullah İbn Sebe, Hz. Ali'yi ilah olarak vasıflandırmıştır.

[51] İbnu’l-Kayyım,Bedâiul-Fevaid, 1/169-170’den biraz kısaltarak; İbnu’l-Kayyım burada Allah’ın güzel isimleri konusunda yirmi faide  zikretti ve sonunda şöyle dedi: “İşte Allah’ın Sıfatlarının kısımları bölümüne başlarken ortaya koyduğumuz kaideye ilave edilen yirmi faide budur. Sen bunları iyice öğren, gereklerine riayet et, sonra da şayet düşünen  bir kalb, konuşan bir dil ve kabul eden bir muhatap bulursan bu Esma-i Hüsna‘yı şerhet. Yoksa susman senin için daha hayırlıdır. Çünkü Rabb Teâlâ akla gelen şeylereden ve söylenen sözlerden yücedir ve hepsinin üstündedir. “Her bilgi sahibinin üstünde çok daha iyi bir bilen vardır’’ Nihayet bütün bilgiler, ilmiyle her şeyi kuşatan Allah’ta son bulur. O’nun bilgisine hiç kimseninki ulaşamaz. Umulur ki Allah Teâlâ, bu kaidelerin ahkamını gözeterek, Esma-i Hüsna konusunda haktan sapmayarak bu güzel isimlerin şerhedilmesine lütfuyla yardım eder. O, çok iyilik edendir ve büyük lütuf sahibidir.’’ Bkz.Bedaiu’l-Fevaid: 1/159-170  Said el-Kahtani, Kur’an Ve Sünnette Esma-i Hüsna Şerhi, Uysal Kitabevi: 28-32.


Logged

"Kul oldum,kul oldum,kul oldum!Ben Sana hizmette iki büklüm oldum.Kullar azad olunca şad olur;ben Sana kul olduğumdan dolayı şad oldum"
(Mevlana)
tebrizi
Aktif Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 376


Onlar,boş söz (ve iş)lerden yüz çevirirler..(23/3)


« Yanıtla #5 : 25 Nisan 2010, 21:50:46 »

Esmâi Hüsna'yı Saymak İlmin Esasıdır


Esmâ-i Hüsna'yı saymak ve onları bilmek, malum olan herşeyi bilmenin esasıdır. Çünkü Allah Teâlâ'nın dışındaki bilinen şeyler ya O'nun yaratmasıdır veya O'nun emridir. İlim ise ya O'nun yarattığı şeyleri bilmektir, ya da şeriat, kural olarak koyduğu şeyleri bilmektir. Yaratmanın ve emretmenin kaynağı Esmâ-i Hüsnâ'dan çıkar. Bu ikisi arasında iç içe bir irtibat vardır.

Buyrukların tamamının kaynağı Esmâ-i Hüsnâ'dır. Bu emirlerin hepsi güzeldir ve hepsi de kulların menfaatine uygundur. Onlar için birer rahmettir ve şefkattir. Onlara yönelik bütün emirler ve yasaklar, onların kemale ermeleri için Allah'ın bir ihsanıdır. Allah Teâlâ'nın bütün emirleri bir maslahattır, hikmettir, rahmettir, lütuf ve ihsandır. Çünkü bu emirlerin kaynağı Esmâ-i Hüsnâ'dır. O'nun bütün fiilleri de adaletlidir, hikmetlidir ve kulların mashalatına uygundur ve onlar için birer rahmettir. Çünkü bu fiillerin de kaynağı Esmâ-i Hüsnâ'dır. Onun yaratmasında bir uygunsuzluk, bir anlamsızlık yoktur. Allah Teâlâ hiçbir  şeyi  boş  yere,  başıboş ve anlamsız yaratmamıştır. Nitekim kendisi dışında var olan her şey onun var etmesiyledir. O'nun dışındaki şeylerin varlığı O'nun varlığına bağlıdır. Yapılan ve yaratılan, yaratıcısına tabi olur.

Öyleyse  Esmâ-i   Hüsnâ'yı  bilmek,   Allah'ın dışındaki herşeyi bilmenin  de  temelidir.   O'nun isimlerini bilmek ve saymak diğer bütün ilimlerin de temelidir. Kim ki O'nun isimlerini gerektiği gibi sayarsa bütün ilimleri de saymış ve öğrenmiş olur. Çünkü O'nun isimlerini saymak bilinen her şeyi saymanın esasıdır. Zira bilinen şeyler bu isimlerin gereğidir ve  onlara bağlıdır. Yaratma ve  emrin O'nun ilminden meydana gelişini iyi bir düşünürsen bunlarda hiçbir uygunsuzluk, ve lüzumsuzluk bulamazsın. Kulların emirlerindeki ve fiillerindeki bozukluk ve lüzumsuzluklara gelince bunlar ya onların cehaletinden veya beceriksizliğindendir. Rabb Teâlâ ise ilim ve hikmet sahibidir. O'nun fiiline ve emrine uygunsuzluk ve lüzumsuzluk  bulaşmaz. [52]



Allah'ın (c.c.) Bütün İsimleri Güzeldir


Allah Teâlâ'nın bütün isimleri güzeldir. Güzel olmayanı yoktur. Daha önce de geçtiği gibi isimlerinden bazıları O'nun fiilleriyle ilgilidir. Hâlık, Râzık, Muhyî, Mümît gibi. Bunlar O'nun fiillerine delâlet eder. Bu fiillerin hepsi hayırdır, hiçbirisinde şer yoktur. Çünkü O, şer olan bir fiil işleseydi o fiilden de bir isim türetilir ve o zaman Allah'ın isimlerinin tamamı güzel olmazdı. Bu ise bâtıldır.

Şer, kötülük ve fenalık onun fiillerinde bulunmadığı gibi zatında ve sıfatlarında da bulunmaz. İyi olmayan hasletler, fiil ve sıfatlar ona izafe edilemez. Bu olumsuz özellikler ancak O'nun yaratıklarında bulunur.

Fiil ile mef’ul/yaratma işi ile yaratılan farklı farklı şeylerdir. Kötülük, fiilde değil, mefuldedir, yaratılmışlardadır. O'ndan uzaktır ve O'nun fiili değildir.

Burada dikkatli düşünmek gerekir. Bu konu birçok Kelam bilgininin kavrayamadığı, ayakların kaydığı ve anlayışların saptığı bir sahadır. Allah'ın izni ve keremiyle ehl-i hak, onların ihtilaf ettiği bu konuda doğruya yönelmişlerdir. Allah dilediğini sırat-ı müstakime iletendir.[53]



Allah Teâlâ'nın İsimlerinden Tek Başına, Başkası İle Birlikte Ve Karşıtı İle Birlikte Söylenilenler


Allah Teâlâ'nın isimlerinden bazıları tek başına ifade edilirken, pek çoğu da bir başka isimle birlikte söylenir. Mesala el-Kadir, es-Semi', el-Basîr, el-Azîz, el-Hakîm böyle ayrı ayrı birer birer ifade edilebildiği gibi "Ya Azîzü ya Halim", "Ya Gafüru ya Rahîm" şeklinde bir diğeriyle birlikte de söylenebilir. Allah Teâlâ'yı överken de, O'ndan bir haber verirken de O'nun isimlerini istersen tek tek sayarsın istersen birleştirerek sayarsın.

Allah  Teâlâ'nın  isimleri içinde öyleleri de vardır ki bunlar ancak o isimlerin karşıtlarıyla birlikte söylenebilirler.  el-Mani, ed-Dârr, el-Müntekim gibi. Bu isimleri karşıtlarından ayrı olarak tek başına söylemek caiz değildir. Bunlar el-Mu'ti, en-Nâfi’ ve el-Afûvv isimleriyle birleştirilirler. el-Mu'tıyyü'1-Mâni/veren ve engelleyen, ed-Dârru'n-Nâfi/zarar veren ve fayda veren, el-Muntekimü'1-Afüvv/intikam alan ve affeden, el-Muızzü’l-Müzill/yücelten ve alçaltan gibi. Yani veren de O, mani olan da; zarar veren de O, fayda veren de; intikam alan da O, affeden de; yücelten de O, alçaltan da... Mükemmellik vasfı ancak bu isimlerin kendi karşıtlarıyla birlikte zikredilmesiyle ortaya çıkar. Böylece O'nun rubûbiyette, yaratıkları idarede ve tasarrufta tek olduğu anlaşılmış olur. Allah Teâlâ'yı sadece men etmek, intikam almak ve zarar vermek gibi olumsuz sıfatlarla övmek caiz değildir. Bu bileşik isimler tek isim hükmündedir. Harflerinin sayısı ne kadar çok olursa olsun birbirinden ayırmak mümkün değildir.

Sen ya Müzill/ey alçaltan Allah, ya Dârr/ey zarar veren Allah, ya Mâni/ey engelleyen Allah dediğin zaman Allah Teâlâ'yı övmüş ve O'na hamdetmiş olmazsın. Meğer ki bunları karşıtlarıyla birlikte zikretmiş olasın. [54]



Birkaç Sıfata Delâlet Eden İsimler


İbnu'l-Kayyim der ki:

"Esmâ-i Hüsnâ'dan birkaç sıfata delâlet edenleri de vardır. Bu isimler delâlet ettikleri sıfatların tamamını kapsarlar. el-Mecîd, el-Azîm, es-Samed isimleri gibi..." Nitekim İbnu Abbas'tan rivayetle İbnu Ebî Hatim şöyle der: "es-Samed, efendilikte mükemmel olan efendi ve şerefi tam olan şereflidir. el-Azim, büyüklüğünde tam olandır; el-Halîm, hilminde mükemmel olandır; el-Alîm, ilminde tam olandır; el-Hakîm, hikmetinde tam olandır. Allah Teâlâ egemenlik ve şerefin her türlüsünde mükemmeldir. O Allah'tır ve her türlü noksanlıktan münezzehtir.

Bu sayılanlar O'nun sıfatlarıdır ve sadece O'na aittir. Hiç kimse O'na denk ve O'nun benzeri olamaz. O, el-Vâhidu'1-Kahhar olan Allah'tır.

Bu durum Esmâ-i Hüsnâ'yı şerh konusunda söz söyleyen pek çok kimsenin kavrayamadığı ve ismi, anlamının dışında, eksik olarak tefsir ettiği bir konudur. Bununla ilgili yeterli bilgisi olmayanlar İsm-i A'zam'ın hakkın' verememişlerdir ve onun anlamım çarpıtmışlardır. Düşün dikkatli ol!.. [55]




[52] İbnu’l-Kayyım, Bedaiu’l-Fevaid,1/163. Said el-Kahtani, Kur’an Ve Sünnette Esma-i Hüsna Şerhi, Uysal Kitabevi: 33-34.

[53] İbnu’l- Kayyım, Bedaiu’l- Fevaid,1/163. Said el-Kahtani, Kur’an Ve Sünnette Esma-i Hüsna Şerhi, Uysal Kitabevi: 35.

[54] İbnu’l-Kayyım,Bedaiu’l- Fevaid, 1/167. Said el-Kahtani, Kur’an Ve Sünnette Esma-i Hüsna Şerhi, Uysal Kitabevi: 36-37.

[55] İbnu’l- Kayyım, Bedaiul-Fevaid, 1/167. Said el-Kahtani, Kur’an Ve Sünnette Esma-i Hüsna Şerhi, Uysal Kitabevi: 38.
Logged

"Kul oldum,kul oldum,kul oldum!Ben Sana hizmette iki büklüm oldum.Kullar azad olunca şad olur;ben Sana kul olduğumdan dolayı şad oldum"
(Mevlana)
tebrizi
Aktif Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 376


Onlar,boş söz (ve iş)lerden yüz çevirirler..(23/3)


« Yanıtla #6 : 03 Mayıs 2010, 16:19:06 »


Bütün İsimVe Sıfatları Kapsayan Güzel İsimler


İbnu'l-Kayyim, Fatiha Sûresi'nin tefsirinde şunları söylemiştir:

"Şunu bil ki bu sûre yüce gayelerin en önemlilerini tam olarak ihtiva etmektedir ve onları en mükemmel bir şekilde ifade etmektedir. Esmâ-i Hüsnâ'nın ve yüce sıfatların kaynağı ve temeli olan üç isimle Hak Teâlâ'yı tanımlamaktadır. Bütün isim ve sıfatların medarı ve esası bu üç isimdir: Allah, Rabb ve Rahman.

Fatiha Sûresi, ilahlık, rablık ve rahmet üzere bina edilmiştir. "Yalnız sana ibadet  ederiz" ayeti  ilahlık, "Yalnız senden yardım dileriz" ayeti rablık üzerine mebnîdir. Hidayet talebi ise Allah'ın rahmet sıfatıyla olur.

Sûrenin başında geçen Allah'a hamdetmekte üç mesele vardır:

Allah Teâlâ ilahlığında övülmüştür, rablığında övülmüştür ve rahmetinde övülmüştür. Övgü ve yücelik O'nun büyüklüğü sebebiyle mükemmelliğini ifade eden iki unsurdur.

Ayrıca Fatiha Sûresi birkaç yönden de peygamberliği ispat etmektedir:

1. Allah Teâlâ'nın âlemlerin Rabbi olması:

Alemlerin Rabb'ı olan Allah'ın kullarını dünya ve ahiretlerinde onlara fayda ve zarar verecek hususları bildirmeden başı boş bırakması ve ihmal etmesi uygun olmaz.  Bu  durum rubûbiyetin hakkını vermemek, Rabb Teâlâ'ya layık olmadığı şeyleri nisbet etmek demektir. Böyle yapanlar Allah'ı hakkıyla takdir etmemiş olurlar.

2. Allah İsmi:

Allah, kendisine ibadet ve itaat edilen demektir. Kullar, O'na nasıl ibadet edileceğini ancak O'nun Peygamberi vasıtasıyla öğrenebilirler.

3. Rahman İsmi:

Allah'ın rahmeti, O'nun kullarını ihmaline manidir. Mükemmelliğe ulaşmayı öğrenmemelerini engeller. Rahman isminin hakkını veren ve gerçeğini kavrayanlar, bu ismin yağmur indirip yeşillikler bitirmek ve taneler çıkarmaktan daha büyük mânâlar taşıdığını, peygamberler göndermek, kitaplar indirmek gibi daha mühim işleri kapsadığını bilirler. Rahmetinin, kalblerin ve ruhların ihyasını, beden ve cesetleri ihyasından daha fazla gerektirdiğini anlarlar. Gerçeği tam kavrayamayanlar bu isimden sadece hayvanların ve böceklerin nasib aldığını görürken akıl sahipleri bunların da ötesinde pek çok şeyin bu isimden nasibini aldığını idrak ederler... [56]

Fatiha Sûresi bütün peygamberlerin üzerinde birleştikleri üç tevhid çeşidini de ihtiva etmektedir:

1. İlimde Tevhid:

Haberlere ve bilgiye taalluk ettiği için bu isim verilmiştir.  Buna isimler ve sıfatların tevhidi de denilir.

2. Kasdi-İradî Tevhid:

Kasd ve iradeye tealluk ettiği  için böyle  denilmiştir.  Bu ikincisi  de iki kısımdır: Rubûbiyette Tevhid, Ulûhiyette Tevhid.

İşte tevhidin üç türü budur.

İlimde olan tevhide gelince, bu tevhidin dayanağı Allah'ın kemal sıfatlarını ispat etmek, teşbih ve misali nefyetmek, kusur ve eksikliklerden tenzih etmektir. Mücmel ve mufassal olmak üzere iki şey bu tür tevhide delâlet eder.

Mücmel olan, hamdin Allah Teâlâ'ya ispat edilmesidir. Mufassal olan ise, Allah'ın ilahlık, Rabblık, Rahmet ve Meliklik sıfatlarının zikredilmesidir. Bütün isim ve sıfatlarının medarı da bu dört sıfattır.

Hamdin ihtiva ettiği hususlara gelince, hamd; Allah Teâlâ'yı severek, O'ndan razı olarak ve O'na boyun eğerek kemal ve celal sıfatlarıyla O'nu methetmeyi ifade eder. O'nun övülmüş olan sıfatlarını inkar eden, O'nu sevmekten ve O'na itaat etmekten yüz çeviren kimse gerçek mânâda O'na hamdetmiş olmaz. Hamdolunanın  kemal sıfatları ne kadar çok olursa O'na hamdetmek de o kadar mükemmel olur. Kemal sıfatları azaldıkça o oranda O'na hamdetmek de azalır.

İşte bundan dolayı, Allah'tan başka kimsenin sayamayacağı kadar çok olan bütün hamdler Allah'a aittir. Bundan dolayıdır ki, mahlukatın hiçbiri O'nun övgüsünü sayamaz, çünkü O'nun kemal ve celal sıfatlarının sayısı da, kendisinden başka kimsenin sayamayacağı kadar çoktur.

Nitekim Allah Rasûlü (s.a.v.) şöyle dua etmiştir:

"Ey Allah'ım, senin gazabından senin rızana, senin cezandan senin affına ve yine senden sana sığınırım. Ben senin övgünü hakkıyle yapamam. Sen kendini övdüğün gibisin." [57]






[56] İbnu'l-Kayyım, Medaricu's-Salikîn, 1/8. İbnu'l-Kayyım, bundan sonra da Fatiha Sûresinin peygamberliği isbatına dair pek çok şeyi zikretti. Fakat biz bunlardan sadece Esma-i Hüsna ile ilgisi olanlarıyla iktifa ettik.

[57] Müslim, 1/352

Logged

"Kul oldum,kul oldum,kul oldum!Ben Sana hizmette iki büklüm oldum.Kullar azad olunca şad olur;ben Sana kul olduğumdan dolayı şad oldum"
(Mevlana)
tebrizi
Aktif Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 376


Onlar,boş söz (ve iş)lerden yüz çevirirler..(23/3)


« Yanıtla #7 : 05 Mayıs 2010, 14:35:31 »


Beş ismin (Allah, Rabb, Rahman, Rahim, Melik) diğer isim ve sıfatlara delaleti şu iki esasa dayanmaktadır:

Birinci esas; Rabb Tebareke ve Teâlâ'nın isimleri, O'nun kemal sıfatlarına delâlet eder. Bu isimler sıfatlardan türetilmiştir. Bir kısmı isimleri, bir kısmı da sıfatlarıdır. Bundan dolayı da güzel isimler (Esmâ-i Hüsnâ) olmuşlardır. Zira bunlar bir  takım anlamsız lafızlardan ibaret olsalardı güzel olmazlardı. Medh ve kemale de   delâlet etmezlerdi. Yine böyle olsaydı gazab ve intikam isimlerinin rahmet ve  ihsan makamında bulunması caiz   olurdu. Bunun aksi de varid olurdu. Bu durumda mesela  "Ey Allah'ım!  Ben kendime zulmettim, beni bağışla,    zira sen müntakimsin (intikam sahibisin). Ey Allah'ım! Bana ver, sen zarar veren ve mani olansın" demek gerekirdi ki yersizliği açıktır.  Allah, zalimlerin sözlerinden beridir (uzaktır) ve yücedir.

Güzel isimlerin mânâlarını ortadan kaldırmak isimler konusundaki en büyük inkardır.

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

"Allah'ın isimleri konusunda ilhada (inkara) gidenleri bırakınız, yapmakta oldukları şeyin karşılığını göreceklerdir." [58]

Eğer bu isimler bir mânâ ve özellik taşımasalardı, bu isimlerin masdarlarından bahsedilmez ve bunlarla  vasıflandırma yapılamazdı. Fakat Allah kendisinden bu isimlerin masdarlarıyla bahsetmekte, onları kendisine isnat etmekte, Peygamber de (s.a.v.) bunu ikrar etmektedir,

Allah Teâlâ;

"Şüphesiz ki, rızıklandıran da, güç ve kuvvet sahibi olan da Allah'tır" buyurur.[59]

Bundan anlaşılır ki, "el-Kavî" O'nun isimlerindendir. mânâsı kuvvetle nitelenmiş demektir. "Bütünüyle izzet Allah'ındır." [60] Aziz, izzeti olandır. Eğer Allah kuvvet ve izzet sahibi olmasaydı ne Kavı, ne de Aziz diye anılmazdı. "Allah onu ilmiyle indirdi" [61] ayetinde de durum böyledir.

Bir kimse şayet Allah'ın diriliğine, işitmesine, görmesine, güç ve kudretine veya azametine yemin etmiş olsa yemini geçerlidir ve gerektiğinde keffaret ödemesi icabeder. Çünkü bunlar, O'nun isimlerinin türediği kemal sıfatlarıdır.

Yine, şayet O'nun isimleri birtakım mânâ ve sıfatları içermiyor olsaydı, bunlardan fiilleriyle bahsetmek mümkün olmazdı. Mesela "işitir, görür, bilir, gücü yeter, irade eder" gibi fiillerle ifade edilmezdi. Çünkü sıfatların neticelerinin varlığı, sıfatların kendilerinin varlığına, bağlı onların bir fer'i ve parçasıdır. Sıfatın aslı ortadan kalkınca neticesinin varlığından da söz edilemez.

O'nun isimlerinin mânâlarını kabul etmemek, Allah'ın isimleri konusundaki en büyük inkarlardan biridir. Bu konudaki inkarlar türlü türlüdür. İşte bu da bunlardan biridir.

İkinci esas; Allah Teâlâ'nın isimlerinden biri mutakabat itibarıyla kendisinden türediği zat ve sıfata delâlet     ettiği gibi bu  isim tadammun/kapsama ve lüzum/ayrılmazlık yoluyla doğrudan kendisine de delâlet edebilir. Bir sıfata tek olarak tadammun/kapsama yoluyla delâlet ettiği gibi sıfattan tecrid edilmiş zata da delâlet eder. Diğer taraftan başka bir sıfata da lüzum/ayrılmazlık, gereklilik yoluyla delâlet eder.

Mesela es-Semî' ismi mutabakatla Rabbin zatına ve işitmesine yalnız başına delâlet eder. Yalnız başına zâta ve yalnız başına işitmeye delâleti de tadammun/kapsama yoluyladır. Hayy ismine ve bayat sıfatına ise lüzum/ayrılmazlık, gereklilik delâlet eder. Allah'ın diğer isim ve sıfatları da böyledir. Fakat lüzum/ayrılmazlık delâletinin varlığını bilmede insanlar farklı farklıdır. [62]

Bu iki esas sabit olduğuna göre "Allah" ismi bütün güzel isimlere ve yüce sıfatlara üç delâlet şekliyle (ilzam, tadammun ve mutabakat şekliyle) de delâlet eder. Bu isim O'nun subûtî ve selbî sıfatlarının hepsini içine alan ilahlığına delâlet eder. Bu sıfatların zıdlarını da O'ndan nefyeder/reddeder.

İlahlık sıfatları -yani sadece Allah'ın gerçek ilah oluşu ve ortağının olmaması- O'nun teşbihten, temsilden, ayıp ve noksanlıklardan münezzeh kemal sıfatlarıdır. Bundan dolayıdır ki Allah, güzel isimlerini hep bu büyük ismine izafe etmektedir: "Güzel isimler Allah'ındır." [63] Nitekim, "Rahman,  Rahim,  Kuddüs,  Selam, Aziz, Hakim isimleri Allah'ın isimleridir" denir, ama "Allah ismi, Rahman'ın isimlerindendir" veya "Aziz'in isimlerindendir" vs. denmez.

Görüldüğü gibi Allah ismi Esmâ-i Hüsnâ'nın mânâlarının hepsini karşılamakta, özlü olarak hepsine delâlet etmektedir. Diğer isimler ayrıntı ve açıklamadır. Allah isminin kendisinden türediği ilahlığın niteliklerini beyandır. Allah ismi O'nun ilah ve mâbûd olduğuna, yaratıkların sevgi, saygı ve haşyetle ihtiyaçlarını O'na arzederek ve belâ anında O'na sığınarak O'nu ilah edindiklerine delâlet eder. Bu ise O'nun Rabblığının ve merhametinin kemalini de ihtiva eder. Allah'ın ilahlığı, Rabblığı, Rahmanlığı ve Melik oluşu kemal sıfatların tamamını gerekli kılar. Çünkü bütün bunların diri olmayan, işitmeyen, görmeyen, muktedir olmayan, konuşmayan ve istediğini yapamayan ve hikmet sahibi olmayan bir kimse için söz konusu olması imkansızdır.

Celâl ve Cemâl sıfatları "Allah" ismine hastır.

Fiil ve kudret sıfatları, zarar ve fayda vermede yalnız olmak, vermek ve engel olmak, iradenin gerçekleşmesi, kudretin kemali yaratıkların işlerinin yürütülmesi ve düzenlenmesi gibi sıfatlar "Rabb" ismine aittir.

İhsan, Cûd (cömertlik), Birr (iyilik), Hanan (şefkat), Minnet (iyilik etmek), Re'fet (merhamet) ve Lutf gibi sıfatlar "Rahman" ismine hastır.

Bunlar, sıfatın sübutunu eserin husulünü ve taalluk ettiği şeylerle ilgisini açıklamak için tekrar edilmişlerdir. Rahman, rahmet vasfı olandır. Rahim, kullarına merhamet edendir. Bundan dolayı Allah Teâlâ:

"O müminlere Rahîm'dir" [64]der. Diğer bir başka ayette;

"Şüphesiz Allah onlara Rauf ve Rahimdir"  buyurulur. [65] Bu ayetlerde vasıflandığı mânâların hepsi bulunmak ve rahmet vasfını da fazlasıyla içermekle beraber fa'lan veznindeki Rahman ismi; "kullarına Rahman" ya da  "mü'minlere  Rahman"  şeklinde  geçmemiştir. Fa'lan vezni genişlik ve kapsamlılığı ifade eder. İşte bundan dolayı çoğu kez Allah'ın arşı istivası bu isimle beraber gelmiştir:

"Rahman arşı istiva etti." [66]

Çünkü arş bütün yaratıkları kuşatıcıdır ve içine alacak kadar geniştir. Rahman da mahlukatı kuşatıcı ve    kapsayıcıdır. Nitekim ayette;

"Rahmetim herşeyi kuşatmıştır." [67] dediği buyurulmuştur. Ebu Hureyre'den gelen sahih bir hadiste Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Allah Teâlâ mahlukatı yarattığı zaman bir kitaba, rahmetim gazabımı geçer, diye yazdı. Bu kitap, Allah'ın nezdinde ve arşın üzerine konmuştur."

Diğer bir rivayette; "Bu Allah'ın yanında arşın üstündedir" [68]  şeklindedir

Bu kitabın rahmete tahsis edilmesini ve Allah'ın yanına arşın üzerine konuluşunu düşün... Bununla "Rahman arşı istiva etti" [69] ve"Sonra arş üstüne Rahman istiva etti, bunu bir bilene sor" [70] ayetleri arasındaki uygunluğu gör.   Sana Rabbinin marifetinden büyük bir kapı açılacak, şayet Mu'tezile ve Cehmiyye bu kapıyı kapatmamışsa.

Adl (adaletli olmak), Kabz (rızkı belli bir ölçüde tutup vermek, ruhu almak), bast (bol bol vermek, yaymak), Hafd (alçaltmak), Raf (yüceltmek), Ata (vermek), Men' (engel olmak), İ'caz (yüceltmek), îzlal (zillete düşürmek), Kahr (galip gelmek), Hüküm (herşeyi yerli yerine koymak) ve benzeri sıfatları Allah, Melik ismine has kılmıştır. Melik ismini de "Din gününe" tahsis etmiştir. Bu da o gün yalnızca kendisi hükmedeceği için adaletle ceza vermesidir. Çünkü o gün gerçektir ve ondan önceki zamanlar sanki bir andan ibarettir. Kıyamet günü gaye, dünya günleri ise bu gayeye doğru giden merhalelerdir.

Fatiha Sûresi'nde bu isimlerin hamdden sonra zikredilmesinde, hamdin bu isimlerin mukteza ve muhtevasına uygun düşmesinde, Allah'ın ilahlığında, Rabblığında, Rahmaniyetinde ve Melikliğinde övülmüş olduğuna yani Allah'ın övülmüş bir ilah, övülmüş bir Rabb ve övülmüş bir Melik olduğuna işaret vardır. Böylece de kemalin bütün kısımları O'na ait olmuş olur.

Bu isimden tek başına bir kemal, diğer isimden de tek başına bir kemal hasıl olur. Birinin diğerine bitişmesiyle de daha başka bir kemal ortaya çıkar. Bunun örnekleri şu ayetlerdir:

"Allah ganîdir, hamîddir." [71]

"Allah alimdir, hakimdirAllah kadirdir ve Allah gafurdur, rahimdir." [73]

Gani, kemal sıfatıdır, hamd de kemal sıfatıdır. Hamd ile gına sıfatının beraber olması da kemaldir. İlmi ve hikmeti kemaldir. İlmin hikmete bitişik olması da kemaldir. Allah'ın kudreti ve mağfireti kemaldir. Kudretin mağfirete bitişik olması da kemaldir. Kudretle af de kemaldir:

"Allah affedici kadirdir."[74]

Kudreti olup da affetmeyen yoktur. Hiçbir affeden yoktur ki kudretinden affetmiş olmasın, hiçbir ilim sahibi yoktur ki halîm olmasın, halim hiç kimse yoktur ki ilim sahibi olmasın. Hilmin ilme, affın kudrete, melikin hamde, izzetin rahmete bitişik olmasından daha güzel ne vardır:

"Şüphesiz senin Rabbin azizdir, rahimdir." [75]

Bu da apaçık göstermektedir ki, Rabb Teâlâ'nın isimleri kendisiyle kaim olan sıfat ve mânâlardan türetilmiştir ve Allah'ın her isminin beraberinde zikri uygun düşen birbirine bağlı bulunan fiilleri ve emirleri vardır. Doğruya muvaffak kılan Allah'tır.

Dua eden bir kimse; "Allahümme innî es'elüke" (Allahım, ben senden isterim) dediği zaman sanki, "Güzel isimleri ve yüce sıfatları olan Allah'a bu isimleri ve sıfatlarıyla dua ediyorum" demiş olur.

"Allahümme" derken Allah kelimesinin sonundaki "mim" harfi çoğul anlamı ifade etmektedir. Allah'ın bütün isimleriyle isterim demektir.
Dua eden kimse, İsm-i A'zam'daki gibi Allah'tan isim ve sıfatlarıyla istemelidir:

"Ey Allahım! Ben senden isterim. Çünkü hamd sanadır. Sen gökleri ve yeri yaratan, çok iyilik yapan, kendisinden başka ilah olmayan, celal ve ikram sahibisin." [77]








[58] A'raf: 7/180.

[59] Zariyat: 51/58.

[60] Fâtır: 35/10.

[61] Nisa: 4/166.

[62] İsimler, sıfatlar ve hükümler konusundaki ihtilafların çoğu da buradan kaynaklanır. İhtiyarî bir fiilin hayatta olmayı, semi'/işitme ve basar/görme vasfının tam bir diriliği gerektirdiğini ve diğer kemal sıfatlarının da tam bir hayat sahibi olmanın gereği olduğunu söyleyen biri, Allah'ın İsim, sıfat ve fiillerini de kabul etmiş olur. Bunların lüzumunu anlayamayanlar, hayatın/canlılığın gereklerinin gerçeğini kavrayamayanlar bu isim ve sıfatları da inkar durumuna düşerler. (Çeviren).

[63] A'raf: 7/180.                                        

[64] Ahzab: 33/43.

[65] Tevbe: 9/17

[66] Tâhâ: 20/5.

[67] A'raf: 7/157,

[68] Buharî, (Fethu'1-Bârî ile birlikte), Vl/187, Müslim, lV/2107.

[69] Tâhâ: 20/5.

[70] Furkan: 25/59.

[71] Teğabün: 64/6

[72] Nisa: 4/26.

[73] Mümtehine: 60/7.

[74] Nisa: 4/43.

[75] Şuara: 26/191.

[77] Sünen sahipleri rivayet etmiştir. Bkz. İbnu Mâce, 11/329.
Logged

"Kul oldum,kul oldum,kul oldum!Ben Sana hizmette iki büklüm oldum.Kullar azad olunca şad olur;ben Sana kul olduğumdan dolayı şad oldum"
(Mevlana)
Sayfa: [1]
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  İman, İtikad  |  Yazılar  |  Esmâül-Hüsnâ'yı Öğrenmenin Faydaları « önceki sonraki »
    Gitmek istediğiniz yer: