Ehli Sünnet Akaidi (Mehmed Zahid Kotku R.Aleyh)
 

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
28 Kasım 2014, 05:42:34
12260 Mesaj 2680 Konu Gönderen: 1923 Üye
Son üye: ukalaulema
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  İman, İtikad  |  Yazılar  |  Ehli Sünnet Akaidi (Mehmed Zahid Kotku R.Aleyh) 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] 2
Gönderen Konu: Ehli Sünnet Akaidi (Mehmed Zahid Kotku R.Aleyh)  (Okunma Sayısı 9499 defa)
ene_meczub
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1127



« : 11 Temmuz 2009, 14:44:17 »

[JUSTIFY]MUKADDİME

İman —herkesin bildiği gibi— bir itikad, bir inanç ve bir tasdikten ibarettir. Lâkin bütün ibadetlerin başı, kökü, esası ve temelidir; bu olmadıkça hiç bir ibadet sahih ve makbul olamaz. Temel olmadan bina yapmak mümkün olmadığı gibi, tarla olmadan bir şey ekmenin ve yetiştirmenin de mümkün olamayacağı apaşikârdır. Binâenaleyh, imanın mevkii her şeyden üstün ve her şeyden efdal ve a'lâdır. Onun için insanlar bir Allah ve bir mabud bulmak için nelere baş vurmamışlar, heykeller mi yapmamışlar, putlar mı icad etmemişler, bunların sayısı yüzleri de geçmiş; kimisi yaz mabudu, kimisi de kış mabudu, güzellik, mabudu, rahmet mabudu, gazab mabudu diye bir sürü ilâhlar yapmışlar ve bugün de hâlâ o putlara tapmakta oldukları görülegelmektedir. Peygamberimize peygamberlik geldikten sonra ve Mekke zabtedildiği zaman Kabe'de tam üçyüz altmış put vardı. Lat ve Uzza gibi büyük ve kıymetli putları da vardı. O zamanın cahil ve şâirleri bile, büyük küçük hepsi ve herkes bu putlara tapmaktaydılar. Mekke-i Mükerreme müslümanlar tarafından zabtedildiği zaman bunlarm hepsi kırılmış ve dökülmüş olarak parçalanıp atıldılar ve o zaman onlar da putlarının bir şeye yaramadığını görünce hepsi de müslüman oldular.

Cenâb-ı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri de bunlara tapmanın hiçbir faydası olmadığını hakiki mabudun bu varlıkları ve bu varlıklar içerisinde sayısını ancak kendisinin bildiği bir çok çeşitli mahlûkları yaratanın Allahu Teâlâ olduğunu bildirmiştir. Bunların bir kısmı görünür ve bir kısmı da gözümüzün göremeyeceği kadar ufak fakat çok kuvvetli ve kudretli mahlûklardır ki, adına mikrop diyorlar. Bir kısmı da sırf ruhanî, görmek ve tutmak mümkün olmayan, çok büyük kuvvet ve kudrete malik olan meleklerdir ki bunların sayısını da yalnız Allah Teâlâ bilir.

İşte bizi yaratan ve rızıklarımızı veren ve bize akıl, zekâ ve irâdeyi, görüp konuşmayı, duyup anlamayı, yazıyı okumayı, okutmayı, bunca sanat ve hünerleri veren, göklerde uçmak, yerlerde envai çeşit makinalar icad etmek kabiliyyetini veren hep bu mülkün hakiki sahibi Allah'tır. Ve O Allah birdir, benzeri, eşi ve dengi yoktur; herkes ve her şey ona muhtaçtır. Güneşlerin, ayların, yıldızların halikı, mabudu hep o Allah'dır. Denizlerden, göllerden suları havaya çekip bulut halinde istediği yerlere yağmurları, karları, doluları sevke-den yine hep o bir Allah'tır ve bunlar hep onun istediği şekilde cereyan eder, hiçbirisinin kendi başına bir irâdesi yoktur. Bütün bu görüp görmediğimiz mevcudat, hiçbirisi kendiliğinden olmuş değildir; bu zaten mümkün de değildir. Her varlığı yaratan bir varlık sahibi vardır ki ona da Inüslümanlar Allah derler. Hatta her aklı olan —hristiyan dahi olsa— bu varlıkların sahibi Allah'dır der. Fakat Allah'ı tanımak öyle kolay bir şey olmadığı için insanlar kendiliklerinden «Allah'dır» diye bir çok putları, heykelleri yapmışlar ve bunlara da hâlâ tapmaktadırlar.

İşte Cenâb-ı Hak bizlere olan sevgi ve muhabbetinden nâşi ve kendisini bizlere tanıtmak ve bildirmek için peygamberlerle birlikte bir de kitaplar göndermiştir ki kullarım öyle elleriyle   yaptıkları   putlara, heykellere değil
mülkün hakikî sahibi olan, bir olan Allah'a tapsınlar, işte bu sebeble peygamberlere inanıp iman edenlere mü'min demişlerdir. Mü'min ile müslüman karın kardeşidir, dersem acaba beni ayıplar mısınız? Her ne kadar iman başka amel başka demişlerse de, meselâ: Bir adam, Allah Teâlâ'-nın birliğine, varlığına inanıp da kelime-i şehadeti getirip hemen hiçbir amel yapmadan oluverse yeri cennettir derler, çok da doğrudur. Fakat bu gibi hal nâdirattandır.

(devam edecek)[/JUSTIFY]
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
ene_meczub
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1127



« Yanıtla #1 : 12 Temmuz 2009, 14:48:01 »

İman ile İslâm bir canla bir vücud gibidir; can olmayınca vücud olmaz, iman olmayınca müslümanlık olmaz, müslümanlık olmayınca da iman olmaz. Sen istersen kemaline masruftur de istersen evet de. Bu meselede fukaha-i kiram hazretleriyle muhaddisin hazeratırıın görüşleri her ne kadar ayrı ise de yazacağımız âyet-i kerime ve hadis-i şerifler inşaallah hepimizi aydınlatacaktır. İman ayrı bir nesnedir, amel ayrı bir nesnedir diyenler de doğru, iman ile amel birleşince mü'min olur diyenler de doğrudur.

Bir insan var ki sıhhatli, akıllı, işini, vazifesini güzelce yapar, kendi hayatını ve efrad-ı ailesini de güzel geçindirir (bu bir insandır). Sonra bir insan daha vardır ki sıhhati bozuk, aklı ve idraki kâfi değil hemen her gün hasta. Başkalarına faydasını bırak kendisi de hemen herkese zararlı, mütemadiyen etrafına mikrop saçar ve ölümünü beklemektedir. Siz, buna da, (tabiî, bu da) insandır, diyeceksiniz. Fakat varlığı - yokluğu müsavi, belki de zararlı. Bu iki insan şimdi hiç bir olur mu dersiniz?

Malûm ruh ayrı, ceset de ayrıdır. Fakat sahib-i kâinat olan Allah Teâlâ Hazretleri bunları bir vücutta cem' etmiş ve insan meydana gelmiştir. Halbuki ruh nûranîdir, âlem-i mülkten değil, lâhut âlemindendir. Manevî bir varlıktır. Ceset ise topraktan, maddeden teşekkül etmiştir ve bu âlemin malıdır. Ruha ölüm yoktur, ceset ise ölüme mahkûmdur. Neticede ise bu ikinin birleşmesiyle hayat kâim olduğu gibi, sıhhatli insanla sıhhatsız insanın da bir olmadığı cümlece malûmdur.

Öyle ise iman ayrıdır, benim kal'a gibi imanım var diye kurulma. Amel olmayınca sıhhatsız hasta gibi ölümünü bekleyen zavallıya benzemektense; sıhhatli, kudretli, hem kendisine hem de başkalarına faydası olan insan gibi olmağa bak ki beşeriyyet ve bahusus müslümanlar da senden istifade edebilsin. Öyle olunca imanını amelden ayırma ki Allah Teâlâ'nm da sevdiği bir kulu olasın. Amel - ki ibadetlerdir— bunları ne kadar güzel dürüst ve devamlı yaparsan imanın da o kadar kuvvetli, sağlam ve sarsılmaz olur.

Bugün görüyoruz ki bir çok insanlar menfaatları icabı hemen yön değiştirmektedirler. Akşam müslüman, sabahleyin küfre dönen ne kadar insan ararsın; bunların bir kısmı da hâlâ kendini müslüman sayar, çok acaib!

Fikir değişikliği —Allah korusun— hep iman za'fi-yetinden ileri gelmektedir. Bugün insan dövme ve öldürme hadiseleri de yine ya tamamen imansızlığın veya çok zayıf bir imanın, amelsiz bir imanın mahsûlü olsa gerektir ki, müslüman bu gibi cinayetleri katiyyen irtikâb edemez. Çünkü müslümanlık tam bir hürriyet dinidir. Müslüman, kimseye ne eliyle ne de diliyle eza ve cefa edemez. Zira bu gibi çirkin hareketler müslümanlıkta yasaktır, haramdır.

Halbuki bugün müslümanım diyen ne kadar kişi var ki —hem de namaz kılanları da vardır— imanım da vardır der. Fakat hem içki içer, hem kumar oynar, hem zina eder, hırsızlık yapar, faizden kaçmaz ve korkmaz. Sonra da müslümanlığı kimseye' vermez.

Müslümanm en çok dikkat edeceği şeyse boğazı ve midesidir. Buraya haram şeyler ve lokmalar girerse artık o vücuttan hayır beklemek akılsızlıktır. Bakın bizim otomobillere aldığımız benzinlere: Eğer başka şeyler karıştırılıp verilse artık arabamız işler mi dersiniz. Bir araba ki yaktığı yağ uygun olmazsa işlemez oluyor. O halde bir kişi ki haramlardan ve günahlardan kaçmazsa onun da müslümanlığı işlemez, kuru bir adı vardır; dünyası da berbat âhireti de berbattır.
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
ene_meczub
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1127



« Yanıtla #2 : 13 Temmuz 2009, 21:25:49 »

Kur'ân-ı Kerîm'in ilk sahifesinde: Kur'ân'a iman eden, namaz kılıp Allah Teâlâ'nm verdiği rızıktan başka muhtaçlara da veren ve her bakımdan yasak ve günahların her çeşidinden -büyük ve küçüğünden— kaçan kişilere hidayet edici olduğundan bahsedilir.

Öyle kuru iman değil, olgun ve kâmil bir iman lâzım. Bu da ancak ibadet ve tâatlara hem de ihlâsla birlikte devamla mümkündür. Nasıl ki vücutlarımız hergünkü yemek ve gıdaları almakla hem büyüyor, hem de kesb-i kuvvet buluyorsa, ruhun ve imanın da gelişmesi ve kesb-i kuvvet etmesi onun alacağı manevi ibadet ve tâatlara bağlıdır. Yemeyen, içmeyen vücutlar nasıl ölüme mahkûm ise, ibadet ve tâattan mahrum, inanç ve akideler ki biz bunlara iman diyoruz bir zaman sonra tabitayıla sönüp gider de insan farkına bile varamaz. Yine hiç şüphemiz yoktur ki, bu iman ile amel-i salihin devamı her bahtiyara nasib olmamaktadır.

însan gençliğinde başka bir gaflet içerisinde, tahsil devresinde başka bir gaflet... Ondan sonra evlenir, çoluk çocuk sahibi olup ev idaresi başına çöker, maişet derdi herkese ayrı ayrı tecellilerle geçer: Kimi kolay, kimi de çok zor ve ağır hizmetlerde yorularak kazanır. Bu sırada ibadet ve tâat ne kadar kıymetlidir, tarifi bile müşkildir. İşte bu yaşlarda aklı başında olup da ibadet ve tâatlara devam eden bahtiyarlara imrenmemek mümkün bile değildir. Bu, ya ailenin salâbet-i diniyye sahibi olup, daha küçüklük devrelerinden itibaren edilen dinî nasihat ve sohbetlerin tesiri veya Cenab-ı Hakk'm o kuluna bir lütuf ve ihsanıdır.

Bu çocukluk devrelerini hiç ihmâl etmemek lâzımdır, bu yaşlarda atılan dinî tohumlar zamanla gelişir, vakti gelince de çok güzel meyveler verir. Onun için sakın çocukları ihmal etmeyin, güzel güzel, tatlı tatlı nasihatları hikâye etmeniz hem çocuk için hem de sizler için çok faydalı olur. Malûm ya «kart ağaç eğilmez» derler. Binâenaleyh her şeyin vaktinde yapılması lâzımdır.

Bazı ihtiyarlık devrelerinde iman edenler veya ibadete dönenlerde lâyıkıyla muvaffakiyet görülememektedir, çünkü mevsimsiz ekilen tohuma benzerler. Sakın Ashab-ı kiramın haline benzetme. Onlar Resûlullahın sayesinde kemâle ulaşmışlardır. Çünkü Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin dikdiği kuru dalların bile hemen yeşerip meyve bile verdiklerini herhalde işitmişsinizdir. Bilâl-i Habeşî'nin hali malûmunuzdur...

İmam Şafiî Hazretlerinin mezhebine mensup bütün ulema imanın ziyadeliğinden ve noksanlığından bahsederler ki, çok haklıdırlar. Çünkü Kur'ân-ı Azimüşşan'da da aynı üslûb vardır. Zira Kur'ân-ı Azimüşşan tam yirmi üç senede nazil olmuştur. Hemen her gün yeni yeni âyetler, ahkâm nazil olmakta ve bir gün evvelkisine nazaran bir artış açık bir şekilde görülmektedir. Meselâ: İlk devirde nazil olan âyet-i kerimelerle 23 sene sonra nazil olan âyetler arasında çok artma vardır. Binaenaleyh ilk müslümanın hemen bir kelime-i şehâdetle iktifası ve bilâhare peyderpey namaz, oruç, hac, zekât ve cihad gibi mühim esaslar geldikçe hep imanlar artmakta idi. Vakta ki Kur'an tamam oldu, artık artacak bir şey kalmamıştır, yalnız zayıf ve kuvvet vardır ki buna da kimse bir şey diyemez. Amel-i salihler, ibadet u tâatler, zikr ve teşbihler, Kur'ân okumak ve okutmak gibi ameller imanın kesb-i kuvvet etmesine başlıca yardımcıdırlar. Onun için imanı amelden ayırma.
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
ene_meczub
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1127



« Yanıtla #3 : 14 Temmuz 2009, 19:05:30 »

Evet, iman başka, amel başka, âmenna. Lâkin can başka, ceset de başka. Amma ikisi birleşmedikçe hiç bir şey olmaz. Nasıl ki ölümle, can cesetten çıkınca o cesedi hemen mezarlığa götürüp toprağın içine atmaktayız. Çünkü artık işe yaramaz. Neden? Zira asıl olan ruh çıktı cesedin işi de bitti.

Öyle ise aziz ve muhterem kardeşim, imanım amelsiz bırakma ve bir de imanına zarar verecek olan günahlardan çok sakın. Zira günahların en büyük zararı kulu Rabbisinden uzak etmesidir. Cehennemdeki en büyük azab da kulun Halikından uzak kalmasıdır ki, bu azab Cehennemin ateşinden yüzbinlerce fazladır.

Halik'ın kuluna tecellisi olduğu yerin adı Cennettir. Cennetin Cennet oluşu da Hak Teâlâ'nm oradaki tecellisidir. Yoksa Cennetteki huriler, köşkler, saraylar, envai çeşit nimetler tecellî-i İlâhî'nin yanında çok ufak kalırlar. Bizim Cennet diye bayıldığımız o yer nefsânî ve şehvanî hayatların idâmesi için değil; şüphesiz o Halik-ı Zülcelâl'in oradaki tecellisine mazhar olabilmek içindir. Cenâb-ı Hak cümle ümmet-i Muhammed'e ve bizlere de lütuf ve ihsan buyursun, âmin.

İşte bu dâr-ı dünya dediğimiz imtihan evi, bu tecelli-i ilâhiyyenin vaki olacağı Cennet evini kazanabilmek içindir. Muvakkat ve çok çabuk geçici olan ömrümüzü, hayatımızı, zevk ü safa peşinde değil, sayısız nimetleri hem de bedava veren Allah Teâlâ'nın emirlerini dinleyip onun buyruğundan dışarı çıkmamak ve Resulü olan Peygamberimizin de aynı şekilde emirlerine uymak ve O'nun da sünnetinden zerre miktarı ayrılmamak şartıyla bu canım Cennet evini kazanıp o mülkün hakiki sahibi olan Hz. Allah'ı müşahede edip görebilmek devletine nail olmağa çalışmak en mühim ve dürüst bir yoldur. Bu devletin tadına, lezzetine doymak hiç mümkün olur mu? Dünyaya ve geçici lezzetlere aldanıp bu büyük, bulunmaz, eşsiz nimeti kaçırmak, zayi etmek hiçbir akıllı kimseye yakışmaz.

Yine büyükler diyor ki: Bir insanın kalbi olur da vücudu, cesedi olmazsa veya cesedi olur da kalbi olmazsa o kalb ve o ceset neye yarar? İşte tıpkı bunun gibi iman olur da amel olmazsa kalbi var amma, cesedi olmayan bir nesneye benzeyeceği tabiîdir.
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
ene_meczub
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1127



« Yanıtla #4 : 15 Temmuz 2009, 20:53:14 »

Yine iman var amel yoksa; cesedi olup ta kalbi olmayan kişiye benzetilmiştir. Zira insanın insanlığının kalb ve cesedinin birleşmesinden hasıl olduğu herkesçe bilmen bir hakikat olduğu halde, hâlâ imanlarına amel-i salih ve ibâdât u tâatlan eklemeyen kimselere ne demek lâzım olduğunu artık sen söyle.

Zerre kadar imanı olan kimselerin de Cehennemde ebedî kalmayacakları yine hepimizin malûmudur. Binâenaleyh iman kadar kıymetli hiçbir nesne yoktur ve imansızlık kadar da kötü bir şey yoktur. İmanlının yeri Cennet, imansızın da yeri Cehennemdir,.

Bu dünya dâr-ı imtihandır, burada ne kadar yaşarsan yaşa, sonu ölüm! Ölüm ise mü'min için bir rahmet, bir lütuf ve bir ihsân-ı İlâhî'dir. Dinsiz ve imansız için de pek acı bir felâket ve pek büyük bir azabdır. Çünkü daha ölmeden o Cehennemdeki yerini görünce mahv u perişan olacaktır, öldükten sonra artık o azabtan hiç de kurtulacağı yoktur.

İman eden mü'min ise: İmanını amel-i salih ve ibâdât u tâatla beraber yasaklardan, günahlardan koruduğu zaman o da önceden o Cennetteki o güzel yerini temaşa ederek sevinç ve sürûrlar içinde canını Mevlâsma teslim eder. Kabri de bir Cennet bahçesi gibi, güzellikler içerisinde, rahatlıklar içinde kıyamet gününü bekler.

Şimdi fırsat senin elinde, bu fırsat elinden gitmeden seçeceğin yeri iyi seç ve bu dünyaya iyi bak ki, kimseye kalmamıştır. Her gelen yolcu buradan geçmektedir. Yolların biri Cehenneme gider, ki imansızların, dinsizlerin, kâfirlerin, münafıkların, din düşmanlarının, Allah düşmanlarının, peygamber düşmanlarının, Kur'ân-ı Azimüş-şan düşmanlarının yoludur. Hiç sapmadan, hesap, mizan falan olmadan doğru Cehenneme atılırlar ki bu yol pek tehlikeli bir yoldur.

Hırsızlık, adam öldürmek, yol kesip soymak, can yakmak!. Allah Teâlâ'nm yasak ettiği günah yolları irtikâb etmek hep Cehennem yolcularının işidir...

Mü'min ve müslim olan zat ise Allah Teâlâ'dan korkusundan nâşi ne hırsızlık yapabilir, ne yol kesip halkı soyar ne de bir cana kıyabilir. Bunlar her ne kadar kolay da olsa zor da olsa. İmanlı insan daima Allah'ın kendisinin bütün hareketlerini gördüğünü, bildiğini, işittiğini bilir de —kimse olmasa ve kimse de görmese— beni Allah'ım görüyor diyerek hiçbir fenalığı ve hiçbir günahı mûcib şeyleri yapamaz, ödü patlar, sevdiği mabudunu her şeyden fazla severek, O'nun hoşuna gitmeyecek hiçbir hareketi irtikâb edemez ve bilâkis mabudunun rızasını kazanabilmek için de canını da malını da her şeyini de onun yolunda feda etmekten zerre kadar kaçınmaz. Bunun içindir ki, insan en çok sevdiğinden korkar.

Şimdi iyi düşün: Bir yanda dinsiz, imansız, küfür içinde, âhirete, hesaba, mizana, Cennet ve Cehenneme inanmayan dinsiz kimse ve öbür yanda Allah korkusu ile içi dışı dolan, bütün insanların hayrına çalışan, kimseyi de incitmeyen, herkesin elinden, dilinden emin olduğu insan. Hangisini tercih edersin? Elbette en iyisi, en güzeli müslümanlık. Bunu bırakıp başka yol aramak doğrusu çok cahilliktir.
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
ene_meczub
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1127



« Yanıtla #5 : 16 Temmuz 2009, 21:39:45 »

İmanın zıddı imansızlık, inanmamak. Buna da küfür denilmektedir ki tam manâsıyla gâvurluktur.

Dinsizler ki, Kur'ân-ı Azimüşşan onlara çok dehşetli hücumlarla onların çok acı âkibetlerini gayet güzel üslûb ile beyân etmektedir, onları yazmağa kalkışsak ne biter ve ne de tükenir. En iyisi Kur'ân-ı Azimüşşanı her zaman çok çok, tekrar tekrar okumaktır. Kimbilir ne kadar: «Gerçeği örtenler (küfredenler) ve yalanlayanlar» âyetlerine rast geleceksiniz ki Allah Teâlâ bu kâfirlerin ve hakkı inkârla yalan söyleyenlerin Cehennem ashabı olup orada ebedî kalacaklarını beyân buyurmaktadır. Bu da dinsizler için çek güzel bir ders ve ibrettir.

Ey zavallı! Sen Allah'ı nasıl inkâra kalkıyorsun. Senin aklın senin ihtiyacına bile kâfi gelmiyor, çok kere işinin bile içinden çıkamıyor ve şaşırıp kalıyorsun da sonra hiç düşünmeden Allah'ı inkâra kalkıyorsun. Sonra hiç de sıkılmadan: «Haydi çocuklar hep beraber Allah'dan bir şeyler isteyelim, bakalım varsa elbette verecektir, eğer istediklerimizi vermezse demek ki Allah yoktur,» diye hükmedersin. Şimdi bir de: «Falandan isteyelim bakalım çocuklar...» Tabiî çocuklar bu sözlerin nereye varacağını bilebilirler mi? O adam da onlara bir çok hediyeler vererek sevindirince: «Bakınız var olan nasıl verdi,» diye yavrularımızı şaşırtan budalalara ne demek lâzım bilemem!

İnsan kendi hilkatini ne çabuk unuttu da şimdi inkâr yollarına kalkıyor. Halbuki insanın yaradılışmdaki incelikleri, maddi ve manevî kuvvetlerin birleşmesini ve insanın meydana gelmesini, sonra anadaki sütü düşün bakalım, bunlar nereden gelip nereye gider? Yediğimiz nesnelerin nasıl kana çevrildiğini, sonra insanın muayyen yerinde saklanan insan tohumunun meniye nasıl çevrildiğini acaba hiç düşündün mü? Sonra insan vücudunu tedrici bir surette nasıl kemâle ulaştırdı. Bugün bizleri hayretlere düşüren sanatları meydana getirmeleri, göklerde uçuşumuz, ay'a gidip gelme, telefon, telgraf, televizyon gibi sanatları yapan hep bu ufacık sudan, meniden olan şu insanoğlunun yaptıklarına bak! Bu kadar kuvvet, kudret ve zekâyı ona veren saltanat-ı kâmile ve mülkün hakiki sahibi Allah'tır. O tek, bir, eşi, dengi, benzeri olmayan, kimseden doğmayıp doğurmayan yani anaya ve babaya muhtaç olmadığı gibi hanıma ve çocuklara da ihtiyacı olmayan Allah'dır. Herkes ve her şey ona muhtaçtır. O ise hiçbir şeye muhtaç değildir. Görüp - görmediğin, bilip - bilmediğin bütün varlıkların sahibi, halikı, mucidi, hep o bir Allah'dır. Bir şeyi yaratırken onun sebeplerini ihtiyacını muhtaç olacağı her şeyi de yaratan Mürebbi-i Rabbi'l-Âlemîndir.
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
hanegeli
Aktif Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 120


« Yanıtla #6 : 18 Temmuz 2009, 10:14:09 »

selam: teşekkürler  türkiyedeki müslümanların bugünkü şuurlanmasında çok emegi geçmiştir ALLAHcc Rahmet eylesin
Mehmed Zahid Kotku R.Aleyh) hocamıza .kendine mürit toplamaya çalışmamış islama hizmet etmeye çalışmış
agla gözlerim agla
Logged
ene_meczub
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1127



« Yanıtla #7 : 20 Temmuz 2009, 11:07:53 »

Bu insan ve mevcudatın yaratılmasından evvel kâinatta yaratılmış hiçbir şey yoktu. Ay, güneş, yıldızlar, yer, gök, dağlar, ormanlar, sular, dereler, nehirler, göller, denizler hep sonradan yaratılmış ve bu insanoğlunun yeryüzündeki saltanatını temin edip bu nimetlerin Allah Teâlâ'dan olduğunu bilsinler. O'na iman edip inansınlar, bu nimetlere şükürler edip imanlarını artırsınlar, kuvvetlendirsinler, Allah'a tam manâsıyla bağlanıp emrinden dışarı çıkmasınlar, bu suretle bu imtihan evinden tam numara alarak âhiret evine göçsünler ve orada da kendilerine hazırlanan sayısız, gözlerin görmediği, kulakların duymadığı, hatırlardan bile geçmeyen nimetlere ve bu nimetlerin üstünü O zatı ecelli a'lâyı müşahede şeref, saltanat ve devletine mazhar olsunlar ve ebediyyen ölümsüz bir hayata da nail olsunlar diye yaratılmıştır.

Şimdi ne kadar acı ve ne kadar kötü bir bedbahtlık ki bu fırsat ve devleti, saadeti, selâmeti şu kısacık ömrünü fâni olan bu âlemin zevk ü safasına kaptırıp envai çeşit günahları da irtikâb ile hem dünya sıhhatini berbad eder hem de o âhirette namütenahi devletleri, saltanatları kaçırırsın. Bir de bunların yerine nimetlerin kadr ü kıymetini bilmeyenler için, Allah tanımaz, peygamber tanımaz, kitap tanımaz zavallılar için hazırlanan Cehennem evine atılmaları acıların en acısı, felâketlerin de en felâketlisi. Zira insanoğluna verilen nimet çok büyük. Bu nimet hiçbir mahlûka verilmemiştir. Binâenaleyh bu nimeti zayi etmenin cezası da muhakkak çok ağır ve çok da acı olacaktır. Onun için bunlara verilecek azabın şiddetini Cenâb-ı Hak bizlere haber verip: «azabu'n-azîm, aza-bu'n-şedîd, azabu'n-elîm» gibi ibarelerle bizleri uyarmaktadır. Bir de, bunların arkasından o azâb muvakkat değil, bitecek değil, «ebedî kalıcılar olarak» diye kurtulma ümitlerini de kesmiştir. Şimdi bundan daha acı ne olabilir. Ey aziz kardeş! Şimdi sen hangisini tercih edersin? İşte yol apaçık: İmanlılara Cennet, imansızlara da Cehennem. Bu imansızların adına kâfir denilmektedir.

Kur'ân-ı Azimüşşanda küfre tealluk eden âyetlerin adedini bilmek için Kur'ân-ı Kerîm'i çok okumak gerektir. Hemen hiç bir sayfa yoktur ki orada küfrün fenalığı zikredilmesin. Kur'an'da olduğu gibi bizler de hep dualarımızda bile: «Kâfirlere karşı bize yardım et» der ve Cenâb-ı Hakk'tan kâfirler zümresine karşı yardım isteriz. Hemen her müslümanın da bildiği bir de Sûre-i Kâfirûn vardır. el-Bakara: 286. Ve bizler: «Ey kâfirler iyi biliniz ki ben sizin ibadet ettiğiniz putlara ibadet etmem» mealindeki âyetin mânâsını herhalde iyi anlarız. Onların hiçbir hareketi bizler için makbul ve memduh değildir.
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
ene_meczub
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1127



« Yanıtla #8 : 21 Temmuz 2009, 11:03:37 »

İbadette uymayız da başka şeylerde uyacak mıyız? Asla! Çünkü Fatiha-i Şerifenin son âyetinde çok açık olarak ilân ediyoruz ki: Yolumuz ancak Peygamberimizin ve Peygamberimizin yolunda gidenlerin yolu olup İslâm'dan hariç ne yahudi ve ne de nasara yani bilumum hristiyanların yollarını istemediğimizi her gün en aşağı kırk defa Cenâb-ı Hakk'dan niyaz edip istemekteyiz. Lâkin maalesef hemen hemen bütün âdet ve an'anelerimizi medeniyet sözü altmda onlara benzetmekte olduğumuz da pek aşikardır.

Evvelâ en basit olan yemek âdetimizi unuttuk. Artık medeniyyet devri diye masalar, ayrı tabaklar, yemek taşıma servis arabaları. Sonra ne yemekten önce ve ne de yemekten sonra el yıkamak âdeti hemen hemen kalkmış gibi. Hele besmelei şerifle başlayıp yemekten sonra bir şükran duası bilmem ki acaba kaç müslümanın evinde yapılmaktadır? Sonra ev, gerek yapısı bakımından ve gerekse tanzim bakımından belki bir çok Avrupa âdetlerini de geride bırakacak şekilde. Masraflar, süsler, avizeler, heykeller, içki tertibat ve tezyinatı... Doğrusu hiç bir müslüman evine yakışmayacak şekilde, evlerde ne misafir odası ve yatacak yeri, ne haremlik ve selâmlık denilen erkek ve kadınların yerleri ayrı. Daha acısı hanımefendilerimizin bilâperva açık ve pek de süslü oldukları halde misafirlere çıkıp hizmet etmesi, çay, kahve ve meyveler ikram etmeleri... Bunlar bizde İslâmî ruhun da kalmamış olduğuna alâmet değil midir?
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
ene_meczub
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1127



« Yanıtla #9 : 23 Temmuz 2009, 10:12:55 »

SEVÂDÜ'L - A'ZAM ADLI ESERDEN

Bu ehl-i sünnet akidesi şu aşağı doğru sıralanan altmışiki haslet inanç üzere oldukları beyan buyurulmuştur. Şöyle ki:

1. MESELE:

Evvelâ imanından şek ve şüphe etmez.

İnşallah ben mü'minim demez de belki, ben hakka mü'minim, der. Zira insanlar üç kısımdır:

a)  Mü'min.

b)  Münafık.

c)  Kâfir.

Dördüncüsü yoktur. Binâenaleyh inanç sahipleri hakka mü'mindir. Mü'min olmayana yani imansıza kâfir denildiği gibi, imanlı kimseye de Mü'min denir. Abdullah b. Abbas'dan böyle rivayet edilmiştir.

2.   MESELE:

Cemaat-i müslimîn'e muhalefet etmemektir.

İbn-i Abbas'dan vaki rivayette Allah rızası için cemaatla yapılan ibâdâtta isabet olduğu takdirde Allah Teâlâ onu kabul eder. Eğer hata ederse onu da mağfiret eder. Fakat cemaattan ayrılıp yalnız başına yaptığı ibadetleri hem kabul olmaz ve hem hata ederse yerini Cehennemde hazırlasın.

Cenâb-ı Peygamber Efendimiz cemaatı muhafaza buyurmuşlar ve halka cemaatın muhafazasını emretmişlerdir. Binâenaleyh cemaat-i müslimin'in muhafazası sünnettir, riayet etmeyenlere bid'atcı denir.

3.   MESELE:

Her iyi veya facirin arkasında namaz kılmayı hak görmelidir.

Rafiziler gibi olma. Çünkü onlar herkesin arkasında namaz kılmazlar.

Mahmud Eş-Şâmî ölürken ashabına diyor ki: «Ben, şu dört şeyi sizlere söylememiştim. O hadisleri şimdi söylüyorum. Sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki:

a)  Ehl-i kıble'yi —her ne kadar büyük günah işleseler de— tekfir etmeyiniz, gavur oldu demeyiniz.

b)  Her ölen kişiye cenaze namazı kılınız.

c)  Her imamın arkasında namaz kılınız.

d)  Her emirle cihad ediniz.»
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
ene_meczub
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1127



« Yanıtla #10 : 24 Temmuz 2009, 11:20:58 »

4. MESELE:

Mü'mine lâyıktır ki ehl-i kıble'den hiçbir kimseyi günahından nâşi tekfir etmeye, o günaha helâl demedikçe.

Kâfir her ne kadar hayır amel işlese de iman etmedikçe ona faydası olmadığı gibi, mü'min de ne kadar büyük veya küçük günahları işlese de bu günahlar helâldir diye itikad etmedikçe kâfir olmaz. Fakat şuna da dikkat etmeli ki günahların her birisi gönlü karartan birer âfettir, çok sakınmak gerektir. Yalnız mü'min günahından nâşi tekfir olunmaz. Bak Âdem Aleyhisselâmı Cennetteki men olunan ağaçtan yeyip Cennetten çıkarken Allah Teâlâ ona: «Âdem âsî oldu» dedi, kâfir oldu demedi. Mü'minlerin de günahkârlarına:

— «Ey iman edenler tevbe ediniz» dedi. Demek ki günah ilşemekle kâfir olmazmış. Yoksa ey kâfirler derdi.

Altmış kadar sahabî'den —hem de Bedir harbine iştirak edenlerden— rivayet edilen şu yedi şeye dikkat ediniz. Zira bunlar sünen-i Hüdâdır.

a)  Cemaattan katiyyen ayrılmayınız, cemaattan ayrılmayınız, çıkmaymız. Cemaattan ayrılan cemaattan çıkar. «Yalnız kalan koyunu kurt yer» derler.

b)  Ehl-i kıbleye küfr, şirk ve münafıklıkla şehâdet etmeyiniz ve bunların iç âlemini Hakk'a bırakınız.

c)  Ehl-i kıbleden ölen herkesin cenaze namazını kılınız, beş vakit namazı ve cumayı bırakmayınız.

ç) Her iyi ve facirin arkasında namaz kılınız.

d)  Her emirle yani kumandanla düşmana karşı mücahede ediniz.

e)  Emirlerinize,  imamlarınıza kılıç  çekmeyiniz,  her ne kadar sizlere eza ve cefa ederlerse de.

f)  Bütün heva ve arzularınızdan uzak olunuz.

5.  MESELE:

Her cenaze —büyük ve küçük olsun- namazını kılınız.


İster iyi ister fâcir olsun cenaze namazını kılınız.
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
ene_meczub
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1127



« Yanıtla #11 : 25 Temmuz 2009, 12:40:45 »

6.  MESELE:

Her mü'min iyi bilmelidir ki hayır ve şer Allah'tandır ve haktır.

Zira Cibril    Aleyhisselâm iman    hadisinin sonunda şöyle demiştir :

«Şüphesiz ki, kaderin hayrı da, şerri de Allahtandır.»

Kazayı İlâhî'yi inkâr, küfürdür. Kaderiyye mezhebi kazayı İlâhiyye'yi inkâr ederler.

Cebriyye mezhebi ise,   kazayı   İlâhîyye'ye   itimatla kulluk fiilini yani ibadetleri terk ederler.
Ehl-i iman ise, inkâr ve itimad etmeyip ibadetten geri kalmaz. Mü'min der ki: Hayır ve şer benden sâdır olmuştur, fakat hayır ve şerrin takdiri Allah'tandır.

İbn-i Abbas'tan vaki rivayette Cenâb-ı Hak Hadîs-i Kudsîde buyuruyor ki:

«Ben, hayrı ve şerri yarattım. Müjdeler olsun o kimseye ki hayırları onun elinde yarattım. Yazıklar olsun o kimseye ki şerri de onun elinde yarattım.»

Binâenaleyh kul, ibadetleri ve hayırları işlediği zaman bunun Allah'ın takdiriyle olduğunu bilip şükrederse Allah'ın nimetlerine fazlasıyla nail olur. Kusur, kabahat ve günahları işlediği vakit bu da: Allah Teâlâ'nm razı olmadığı bir kaderidir diye inanip hemen tevbe etmelidir.

7.   MESELE:

Haksız yere hiçbir mü'minin üzerine silahla, kılıçla çıkmaya.

Zira Efendimiz Sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri: «Katil ve maktul Cehennemdedir» buyurmuşlardır. Çünkü ikisi de birbirini öldürmeyi kasdetmişlerdir.

Bir mü'min bir mü'mini hataen öldürürse ona diyet verir, kefaret yapar. Fakat mü'mini kasden öldürürse bununla gâvur olmaz. Fakat çok hem de çok büyük bir günahı irtikâb etmiştir.

8.   MESELE:

Mestlere meshetmek haktır.

Mukim olan bir gün bir gece mestini çıkarmadan abdest alır ve ayaklarına mesheder. Misafir kim olursa ol-

sun üç gün üç gece meshedebilir. Zaruret zamanında müddet kalkar, zaruret bitinceye kadar mesh edebilir. Çıplak ayağa mesh caiz değildir, bunu ancak Râfızîler yapar.
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
ene_meczub
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1127



« Yanıtla #12 : 27 Temmuz 2009, 21:37:47 »

9.  MESELE:

Emirlerin arkasında cuma ve bayram namazları haktır.

Zira sultanların kulakları kesik dahi olsa onlara itaat farzdır demişler ve onlara isyan caiz değildir. Adalet ederse sevaba erişir, zulmederse vebali, günahı kendine olur.

10.  MESELE:

iman, kullara Allah'ın atâsıdır. (ihsanı ve hediyesi)

Böyle demek haktır. Çünkü imanı Allah Teâlâ fazlı ve rahmeti ile kullarından istediğine verir.

İnsan dememelidir ki «Allah bana versin de ben de iman edeyim!» Bu söz Cebriyye mezhebinin sözüdür, çok sakınmalıdır.

«Bu iman hep benimle olmuştur, yani arzu ve dilek benimdir. Binâenaleyh burada atâ ve ihsan-i İlâhî yoktur» sözü de Kaderiyye mezhebinin sözüdür. Bundan da çok sakınmalıdır. En güzeli imamımızın dediği gibi, «İman Allah Teâlâ'nın atâsıdır, fazl u kerem ve ihsanıyla lütfetmiştir.»

Mevzu ile alâkalı âyet-i kerimeler pek çoktur. Allah Teâlâ buyurdu:

«İşte bu Allah'ın fazlıdır. Bunu dilediği kimseye verir ve Allah pek büyük fazl sahibidir.»1 es-Sâffet: 96.

İmandaki ikrar, yani kalb ile tasdik, dil ile ikrar kulun fiili olmakla mahlûktur. Fakat imana tevfîk, yani kula ikrar kabiliyyetini veren Allah'tır. Bu da (yani bu kabiliyyetin verilişi de) mahlûk değildir. Allah Teâlâ'nın sıfatları gayri mahlûk, kulun sıfatları ise mahlûktur. Marifet kuldan, ta'rîf ise Allah'tandır. Kulun bütün sıfatları mahlûk, Allah'ın bütün sıfatları da gayr-ı mahlûktur vesselam.

Kur'ân da öyle değil mi? Kulun okuması mahlûktur, fakat Kur'ân-ı Kerîm'in kendisi gayri mahlûktur. Lâ ilahe illallah kelimesi de Kur'ân'dadır.
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
ene_meczub
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1127



« Yanıtla #13 : 28 Temmuz 2009, 17:24:59 »

11. MESELE:

Mü'mine lâyık olan şöyle inanmasıdır: Kulun bütün fiilleri mahlûktur. Allah Teâlâ'nın ise ef'âl ve sıfatları gayr-i mahlûktur.

Çünkü ibadın bütün harekâtı dâim, baki ve kadim değildir, bugün varsa yarın yoktur, o kuvvet ve harekâtı veren Allah Teâlâ'dır. Namaz, oruç, zekât, hac kulun fiilidir. Lâkin bunu yapmağa kudreti veren Allah'tır. Nitekim Teâlâ şöyle buyuruyor:

sizi de,   yapageldiğiniz   şeyleri de «Halbuki Allah yaratmıştır.»   es-Saffat: 96.
 

Kul, fiilinin halikı değildir Bakınız: Ağzı kapamadan dudaklarınız birleşmeden bir mim harfini bile söylemek kulun elinden gelmez. Var gerisini sen kıyas eyle!..


12.  MESELE:

Mü'mine yakışan ve bilmesi gereken şeylerden birisi de şudur ki: Allah Teâlâ'nın kelâmı olan Kur'ân-ı Kerim mahlûk değildir.

Çünkü Kur'ân kelâmullahtır, Allah Teâlâ'nm sıfatıdır. Allah Teâlâ'nın sıfatları da gayr-i mahlûktur, yani mahlûk değildir, sonradan olma değildir, ezelîdir, ebedîdir. Mahlûk olan bizim okumamızdır. Her kim Kur'ân mahlûktur derse kâfir olur. İmam A'zam hazretlerinin görüşü de böyledir.

Hz. Ömer'in oğlundan gelen rivayette hulâseten: «Kur'ân'a mahlûk diyen bir kavme rast gelirseniz onlarla oturmayınız ve onlarla mücadele de etmeyiniz. Çünkü onlar, Allah-ı Azimüşşan'a kâfirdirler. Cennete giremez ve Cennetin kokusunu da duyamazlar. Onların misâli: Nasara (hristiyanlar) gibidirler, ki onlar İsa Aleyhisselâmın ölüleri dirilttiğini görünce ona Allah dediler. Halbuki o diriltme Allah Teâlâ'nın işidir.»

Âdem aleyhisselâmdan beri gönderilen semavî kitap lardan yüzü suhuf, dördü de büyük kitaplardır. 10 sayfa  Hz. Adem Aleyhisselâma, 50 sayfa Şit Aleyhisselâm'a, 30 sayfa İdris Aleyhisselâm'a,   10 sayfa İbrahim  Aleyhisselâm'a, gönderilmiştir ki hepsi 100 eder.

Tevrat Musa Aleyhisselâm'a, İncil İsa Aleyhisselâm'a, Zebur Davud Aleyhisselâm'a, Kur'ân da bizim Peygamberimize gönderilmiştir ki hepsi kelâmullahtır ve O'nun sıfatıdır, gayr-ı mahlûktur. Her kim bunlardan bir kelimesine mahlûk derse kâfirdir ve bunlara Cühemi mutezilî derler. Cenâb-ı Hak bu gibi hatalardan hepimizi muhafaza buyursun.

Bilmem dikkat ettiniz mi? Bir mü'min ne kadar günah işlese ve hatta adam öldürse —helâl demedikçe— gâvur olmaz da, Allah'ın kelâmına mahlûk deyince gâvur olur. Bak, itikad meseleleri ne kadar mühim. İmam Ahmed bu hususta bütün ümmet-i Muhammed'e canlı bir örnektir. O kadar sopa yediği halde hiçbir türlü Kur'ân mahlûktur dememiştir. Allah ona, engin rahmetinden versin.
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
ene_meczub
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1127



« Yanıtla #14 : 29 Temmuz 2009, 16:48:44 »

13.   MESELE:

Mü'mine lâyık olan, azab-ı kabri hak görmektir.

Zira kabir azabını inkâr eden dâlalet ve bid'at sahibidir, Mu'tezile mezhebine mensuptur. Ehl-i sünnet onları kabul etmezler. Zira kabir ya Cennet bahçesidir veya Cehennem çukurlarından bir çukurdur.

Her kim sûre-i Mülkü yani Tebâreke sûresini her gece okursa Allah Teâlâ ondan kabir azabını kaldırır.

Kur'ân-ı Kerîm'de Tâha sûresinin 124. âyetinde zikr olunan: «Dar bir geçim» kabir azabına işarettir denilmiştir.

14.   MESELE:

Kabirde münkereyn meleklerinin sorgusu da haktır.

Zira sual-i münkereyni inkâr eden, Kaderiyye mezhebine mensuptur ki dâlalet ve mudill'dirler.

Meyyit, kabrine konulduğu zaman gözleri gök renginde iki siyah melek gelip sorarlar:

— Sen hayatında kimi Allah tanıdın, Rabbin kimdir, Peygamberin kimdir, hangi dindensin, kitabın hangi kitaptır, kıblen nedir, neresidir? diye sorarlar.
Bunlara cevap, tabii ki dünyadaki haline göredir. Allah'a yönelmeyen, Peygamberi tanımayan veya sünnetine uymayan, dinine karşı saygılı olmayan, vazifesini yapmayan, kitabıyla amel etmeyen, dünyada iken kıbleye dönmeyen ve vakti varken onu ziyaret etmeyen acaba o gün ne diyecektir?

15.  MESELE:

îyi bilmelidir ki, ölüler, dirilerin duasından, sadaka ve haclarından faydalanırlar.

Her kim inkâr ederse ona mu'tezile denir, bid'at sahibidir. Mü'min olarak ölen ana ve babaya yapılacak dualar, sadakalar, hayırlar, haclar onlara erişir. Onlara her zaman Kur'ân-ı Kerîm, hatmi, devirler, 70.000 tehlil göndermek hemen her evlâdın vazifesidir. Her gün okuduğun Kur'ân'ın sevabından, yaptığın hayırlar ve hacların; sevabından onlara hediye etmek ne kadar güzel bir şeydir.

Hele her gün bir veya iki bin veya daha fazla tevhid çekip te her ayda veya iki ayda bir kere 70.000 tevhidin sevabını hediye edip göndermek ne kadar sevaptır. Azab da olsalar dahi bu hayırlar sebebiyle kurtulmaları ümid olunur.
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sayfa: [1] 2
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  İman, İtikad  |  Yazılar  |  Ehli Sünnet Akaidi (Mehmed Zahid Kotku R.Aleyh) « önceki sonraki »
    Gitmek istediğiniz yer: