|
aysenur
|
 |
« : 30 Ekim 2007, 11:13:54 » |
|
<!-- / icon and title --> <!-- message --> BEDİÜZZAMANCA BİR YAKARIŞ
Ey Rabb-i Rahîmim ve ey Hâlık-ı Kerîmim! Benim sû-i ihtiyarımla ömrümve gençliğim zayi olup gitti. Ve o ömür ve gençliğin meyvelerindenelimde kalan, elem verici günahlar, zillet verici elemler, dalâletverici vesveseler kalmıştır. Ve bu ağır yük ve hastalıklı kalb vehacâletli yüzümle kabre yakınlaşıyorum. Bilmüşahede, göre göre, gayetsür'atle, sağa ve sola inhiraf etmeyerek, ihtiyarsız bir tarzda, vefateden ahbap ve akran ve akaribim gibi, kabir kapısına yanaşıyorum.
O kabir, bu dâr-i fâniden firâk-ı ebedî ile ebedü'l-âbâd yolundakurulmuş, açılmış evvelki menzil ve birinci kapıdır. Ve bu bağlandığımve meftun olduğum şu dâr-ı dünya da, kat'î bir yakîn ile anladım ki,hâliktir gider ve fânidir ölür. Ve bilmüşahede, içindeki mevcudat dahi,birbiri arkasından kafile kafile göçüp gider, kaybolur. Hususan benimgibi nefs-i emmâreyi taşıyanlara şu dünya çok gaddardır, mekkârdır. Birlezzet verse, bin elem takar, çektirir. Bir üzüm yedirse, yüz tokatvurur.
Ey Rabb-i Rahîmim ve ey Hâlık-ı Kerîmim! “Her gelecek olan yakındır”sırrıyla ben şimdiden görüyorum ki, yakın bir zamanda, ben kefenimigiydim, tabutuma bindim, dostlarımla veda eyledim. Kabrime teveccühedip giderken, Senin dergâh-ı rahmetinde, cenazemin lisan-ı haliyle,ruhumun lisan-ı kàliyle bağırarak derim: "El-aman, el-aman! Ya Hannân!Yâ Mennân! Beni günahlarımın hacâletinden kurtar!"
İşte kabrimin başına ulaştım, boynuma kefenimi takıp kabrimin başındauzanan cismimin üzerine durdum. Başımı dergâh-ı rahmetine kaldırıpbütün kuvvetimle feryad edip nidâ ediyorum: "El-aman, el-aman! YâHannân! Yâ Mennân! Beni günahlarımın ağır yüklerinden halâs eyle!"
İşte, kabrime girdim, kefenime sarıldım. Teşyîciler beni bırakıpgittiler. Senin af ve rahmetini intizar ediyorum. Ve bilmüşahede gördümki, Senden başka melce ve mence yok. Günahların çirkin yüzünden vemâsiyetin vahşî şeklinden ve o mekânın darlığından, bütün kuvvetimlenidâ edip diyorum:
"El-aman, el-aman! Ya Rahmân! Yâ Hannân! Yâ Mennân! Yâ Deyyân! Beniçirkin günahlarımın arkadaşlıklarından kurtar! Yerimi genişlettir!İlâhî, Senin rahmetin melceimdir ve Rahmeten li'l-Âlemîn olan Habibin,Senin rahmetine yetişmek için vesilemdir. Senden şekvâ değil, belkinefsimi ve halimi Sana şekvâ ediyorum.
"Ey Hâlık-ı Kerîmim ve ey Rabb-i Rahîmim! Senin Said ismindeki mahlûkunve masnuun ve abdin, hem âsi, hem âciz, hem gafil, hem cahil, hem alîl,hem zelîl, hem müsi', hem müsin, hem şakî, hem seyyidinden kaçmış birköle olduğu halde, kırk sene sonra nedamet edip Senin dergâhına avdetetmek istiyor. Senin rahmetine iltica ediyor. Hadsiz günah vehatîatlarını itiraf ediyor. Evham ve türlü türlü illetlerle müptelâolmuş,
Sana tazarru ve niyaz eder. Eğer kemâl-i rahmetinle onu kabul etsen,mağfiret edip rahmet etsen, zaten o Senin şânındır. ÇünküErhamürrâhimînsin. Eğer kabul etmezsen, Senin kapından başka hangikapıya gideyim? Hangi kapı var? Senden başka Rab yok ki dergâhınagidilsin. Senden başka hak mâbud yoktur ki ona iltica edilsin..
Kaynak: 17. Lem’a
Kelimeler: Sui ihtiyar: İradenin kötüye kullanılması
Dalalet:Hak yoldan ayrılmak
Hacalet: Sıkılma, utanma
Bilmüşahede: Göre göre
İnhiraf: Sapma
İhtiyarsız: irade elinde olmadan
Akaribim: akrabalarım
Dâr-ı fani: Fani yurt
Firak-ı ebedi: ebedi ayrılık
Ebedül âbâd: Bayındır yapılmış ebedi hayat
Hâlik: helak olucu
Mekkar: Hileci
Lisan-ı hal: Hal dili
Lisan-ı kâl: Dil lisanı
İntizar: Bekleme
Melce: İltica edilen, sığınılan
Mence: kurtuluş veren
Şekvâ: Şikayet
Masnuun Sanat eserin
Müsi: İsyan eden
Nedamet: Pişmanlık
Avdet: Dönüş
Hatiat: Hatalar
Evham: Kuruntu
İllet: Hastalık <!-- / message --><!-- sig --> __________________
|