Ayetlerin İniş Sebepleri
 

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
11 Şubat 2012, 11:01:08
12196 Mesaj 2632 Konu Gönderen: 1918 Üye
Son üye: isimbayz
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Kur'an-ı Kerim  |  Yazılar  |  Ayetlerin İniş Sebepleri 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: 1 [2]
Gönderen Konu: Ayetlerin İniş Sebepleri  (Okunma Sayısı 5409 defa)
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #15 : 27 Şubat 2010, 22:31:42 »

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla,


104. Ey iman edenler, "râinâ" demeyin ve fakat "unzurnâ" deyin, kulak verin. Kâfirler için elim bir azâb vardır.

Atâ rivayetinde İbn Abbâs şöyle demiş: Araplar kendi aralarında "Bizi görüp gözetin." anlamında olmak üzere "râinâ" derlerdi. Yahudiler, ashab-ı kiramın Hazreti Peygamber (aleyhi ekmeluttehaya)'e de bu şekilde seslendiklerini duyunca bu çok hoşlarına gitti. Çünkü "râinâ" yahudi lisanında "İşit, işitmez olası!" manâsında çirkin bir küfür idi. "Biz şimdiye kadar Muhammed'e gizlice sövüyorduk, gelin artık açıkça sövelim. Bu küfür nasıl olsa onların sözü (ile aynı)" dediler ve "Ey Muhammed râinâ" deyip gülmeye başladılar. Ansardan Sa'd ibn Ubâde –başka bir rivayette  Sa'd  İbn Muâz [65]- yahudilerin dilini biliyordu. Yahudilerin Efendimize böyle deyip güldüklerini görünce durumu hemen kavradı ve: "Ey Allah'ın düşmanları, Allah'ın laneti size. Muhammed'in nefsi kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki sizden herhangi birinin Efendimize böyle söylediğini duyarsam boynunu koparırım." Dedi. Yahudiler: "İyi de bunu siz de söylemiyor musunuz?" dediler de Allah Tealâ: "Ey iman edenler, râinâ demeyin..." âyetini indirdi.[66]

Taberî, yahudilerden Hazreti Peygamber (aleyhi ekmeluttehaya)'e "râinâ" diyerek alay edenin Kaynukâ oğullarından Rifâa ibn Zeyd ibn et-Tâbût olduğunu kaydediyor.[67]



105. Kitab ehlinden kâfirler ve müşrikler Rabbınızdan size hiç bir hayır in­dirilmesini istemezler. Allah ise rahmetiyle kimi dilerse onu mümtaz kılar. Allah en büyük lütuf ve inayet sahibidir.

Müfessirler derler ki: Müslümanlar, anlaşmalı oldukları yahudilere: "Gelin Muhammed'e iman edin." dediklerinde yahudiler: "Şu bizi çağırdığınız din bizim üzerinde olduğumuz dinden daha hayırlı değil. Aslında biz de onun hayır olmasını isteriz ama..." demişlerdi. Bunun üzerine onları yalanlamak için Allah Tealâ "Kitab ehlinden kâfirler ve müşrikler Rabbınızdan size bir hayır indiril­mesini istemezler." ayetini indirdi.[68]



106. Biz Azîmüşşan bir şeyi nesheder ya da onu unutturursak mutlaka on­dan daha hayırlısını veya bir mislini getiririz. Bilmedin mi ki Allah her şeye Kadir'dir!

Müşrikler nesh konusunda Hazreti Peygamber (aleyhi ekmeluttehaya)'e hücum edip "Görmüyor musunuz, Muhammed ashabına bir şey emrediyor, sonra onu onlara yasaklayıp tersini emrediyor. Bugün bir şey söylüyor, yarın ondan dönüyor. [69] Bu  Kur'ân filân değil, Muhammed onu kendiliğinden söylüyor. Görmüyor musunuz o çelişkili bir söz." demişlerdi. Bunun üzerine "Biz Azîmüşşan bir şeyi nesheder ya da onu unutturursak mutlaka ondan daha hayırlısını veya bir mislini getiririz. Bilmedin mi ki Allah her şeye Kadîr'dir?" [70] ve "Biz bir âyeti başka bir âyetin yerine değiştirdiğimiz vakit..." (en-Nahl, 101) âyetleri nazil oldu.[71]

Bu âyetin nüzulüne kıblenin Beytu'l-Makdis'ten Ka'be'ye çevrilmesi üzerine, yahudilerin, müslümanların namazlarında başka bir yöne döndürülmelerini çekemiyerek, hased, kin ve düşmanlıklarından "Muhammed bugün bir şey söylüyor, yarın ondan dönüyor, ashabına dilediğini helâl kılıyor, dilediğini haram ediyor. Bu Kur'ân filân değil, tamamen Muhammed'in sözü, onun için birbirini nakzediyor, çelişkili bir söz" demelerinin sebep olduğu da rivayet edilmiştir.[72]


Dipnotlar:

[65] Ebu Abdullah Muhammed ibn Ahmed el-Kurtubî, el-Câmiu li-Ahkâmi'i-Kur'ân, II,40.

[66] el-Vâhidî, Esbâbu'n-Nüzûl, s. 28.

[67] Taberî, Câmiu'l-Beyân, 1, 374-375. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/38.

[68] el-Vâhidî, Esbâbu'n-Nüzûl, s. 28. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/38-39.

[69] Abdullah ibn Ahmed   en-Nesefî,   Medâriku't-Tenzîl   ve   Hakâiku't-Te'vîl,   1,116.   

[70] el-Vâhidî, Esbâbu'n-Nüzûl, s. 28.

[71] el-Kurtubî, age. 1,451.

[72] Ebu'l-Ferec Cemaleddin Abdurrahman ibn Ali ibnu'l-Cevzî, Zâdu'l-Mesîr fî İlmi't-Tefsîr, r, 127; el-Kurtubî, age. Beyrut 1408/1988.11,43Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/39.
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #16 : 28 Şubat 2010, 16:54:42 »


Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla,


108. Daha önce Musa 'dan istendiği gibi Rasûlünüzden (mucizeler) talebinde mi bulunmak istiyorsunuz? Her kim küfrü imanla değiştirirse hiç kuşkusuz en kötü yola saparak dalâlete düşmüş olur.

Rivayete göre Kureyş müşrikleri: "Ey Muhammed, bizim için Safa tepesini altına çevir ve Mekke arazisini genişlet (ki sana iman edelim)." Demişlerdi de Musa (aleyhisselam)'ın kavminin ona "bize de onların ilâhı gibi bir ilâh yap." Tekliflerinde olduğu gibi Hazreti Peygamber (aleyhi ekmeluttehaya)'den mucizeler istemelerinin yasaklama sadedinde olmak üzere "Daha önce Musa'dan istendiği gibi Rasûlünüzden (mucizeler) talebinde mi bulunmak istiyorsunuz? Her kim küfrü imanla değiştirirse hiç kuşkusuz en kötü yola saparak dalâlete düşmüş olur." ayeti indi.[73]

İbn Abbâs'tan gelen bir rivayette Kureyş müşriklerinden Abdullah ibn Ebî Ka'b ve onunla birlikte bir grubun Hazret Peygamber (aleyhi ekmeluttehaya)'e bu teklifi yaptıkları, yukardaki tekliflere ilâve olarak "Genişletilecek Mekke arazisinde nehirler a-kıtmasım" dedikleri belirtilmektedir. İbn Abbâs'tan gelen başka bir rivayette de yahudilerden Râfi' ibn Huzeyme (veya Hureymile) ve Vehb ibn Zeyd'in Efendimiz (aleyhi ekmeluttehaya)'den gökten, okuyacakları bir kitab getirmesini ve (Mekke vadisinde) nehirler akıtmasını istedikleri ve bu âyetin bunun üzerine nazil olduğu belirtilmektedir.[74]

Ebu'l-Aliye'den rivayet ediliyor: Birisi Hz. Peygamber (sa)'e: "Ey Allah'ın elçisi, Bizim keffâretlerimiz de İsrail oğullarının keffaretleri gibi olsaydı." Demişti. Hazret Peygamber (aleyhi ekmeluttehaya) üç defa: "Ey Allahım, bunu asla istemeyiz." deyip şöyle devam etti: "Allah'ın size vermiş oldukları elbette İsrail oğullarına verdiklerinden daha hayırlıdır. Onlardan birisi bir suç işledi miydi hem o suçu, hem de keffâretini kapısında yazılı olarak bulur; o keffâreti yerine getirse dünyada, yerine getirmese âhirette rezil olurdu. Allah size İsrail oğullarına verdiklerinden daha hayırlısını vermiştir. Allah Tealâ: "Her kim bir kötülük işler ya da kendine zulmeder de sonra istiğfar ederse Allah'ı Gafur Rahim olarak bulur." Buyurmuştur. Beş vakit namaz ve Cum'a bir sonraki cum'aya kadar olmak üzere aralarındakine keffaretlerdir. Her kim bir kötülük düşünür de onu işlemezse onun aleyhine kötülük olarak yazılmaz, eğer işlerse bir kötülük olarak yazılır. Kim de bir iyilik yapmayı düşünür de yapamazsa onun lehine bir iyilik yazılır. Hem düşünür hem işlerse o iyilik onun lehine on iyilik olarak yazılır." buyurdu ve Allah Tealâ bu âyeti indirdi. Bu haberi İbn Cerîr ve İbn Ebî Hatim tahric etmişlerdir.[75]

Müfessirler bu rivayetler yanında bu âyetin nüzul sebebinde başka bilgilere de yer vermekteler:

Yahudiler ve müşrikler Hazreti Peygamber (aleyhi ekmeluttehaya)'den istekte bulunup "Musa'ya Tevrat'ın verilişi gibi bize gökten bir defada inecek bir kitap getir." dediler,

Abdullah ibn Ümeyye el-Mahzûmî: "Gökten bana bir mektup getir. İçinde "Alemlerin Rabbından İbn Ebî Ümeyye'ye. Bil ki Ben, Muhammed'i insanlara peygamber olarak gönderdim." yazılı olsun, dedi,

Suddî'den gelen rivayette "Allah'ı ve melekleri karşımıza getirmedikçe sa­na iman edecek değiliz." demişlerdi. İşte bunun üzerine Allah Tealâ "Daha önce Musa'dan istendiği gibi Rasûlünüzden (mucizeler) talebinde mi bulunmak istiyorsunuz? Her kim küfrü imanla değiştirirse hiç kuşkusuz en kötü yola saparak dalâlete düşmüş olur." âyetini indirdi.[76] Mucâhid'den gelen rivayette ise Hazreti Peygamber (aleyhi ekmeluttehaya)'in: "Tamam, istediğinizi getireceğim, ama yine de kâfirlikte ısrar ederseniz İsa'nın Mâidesi ashabının başına gelenlerin sizin de başınıza gelmesini kabul ediyor musunuz?" deyince bu isteklerinden vazgeçtikleri belirtilmektedir.[77]

Öyle anlaşılıyor ki iman etmek için, kendisine mucize geldiğinde gereğini yerine getirmek için değil de Hazreti Peygamber (aleyhi ekmeluttehaya)'i âciz bırakmak ve böylece onu insanların gözünden düşürmek İçin bu ve benzeri tekliflerde bulunanlar bu âyetin hükmü altına girmektedirler.[78]



109. Kitab ehli olanlardan çoğu hak kendilerine besbelli olduktan sonra içlerindeki hasedden ötürü sizi imanınızdan sonra kâfirlere çevirmek istediler. Allah 'in emri gelinceye kadar şimdilik onları bırakın, serzeniş de etmeyin. Şüphesiz Allah herşeye Kadir'dir.

Yahudiler Uhud gazvesinden sonra müslümanlara: "Başınıza gelenleri görmediniz mi? Eğer hak din üzere olsaydınız bunlar başınıza gelmezdi. Bizim dinimize dönün. Sizin için en hayırlı olan budur." Demişlerdi. İşte bunun üzeri­ne "Kitab ehli olanlardan çoğu sizi imanınızdan sonra kâfirlere çevirmek istediler..."  âyeti  nazil  Oldu.[79] Başka bir rivayette bu teklifi yapanların, içlerinde Finhâs'ın da bulunduğu bir grup yahudi olduğu ve Huzeyfe ibnu'l-Yemân ile Ammâr ibn Yâsir'e bu teklifte bulundukları belirtilmiştir.[80]

İbn Abbâs'tan rivayet ediliyor: Allah Tealâ Rasûlü'nü araplardan gönderdiği için arapları yahudiler içinde en çok hased edenler Huyey ibn Ahtab ve Ebu Yâsir ibn Ahtab idi ve güçleri yettiğince insanları İslâm'dan çevirmeye çalışırlardı. İşte Allah Tealâ bu âyeti bu sebeple ve onlar hakkında indirmiştir.[81]

Abdullah ibn Ka'b ibn Mâlik'ten rivayete göre ise Ka'b ibnu'l-Eşref, Hazreti Peygamber (aleyhi ekmeluttehaya)'i hicveder, Kureyş kâfirlerini şiirleriyle Efendimiz aleyhine tahrik ve teşvik eder, Efendimiz Medine'ye geldiğinde oradaki yahudiler ve müşrikler de Efendimize eziyet ederler; Hazreti Peygamber (aleyhi ekmeluttehaya) de onların hoş görülüp affedilmelerini emrederdi. İşte bu âyet bunun üzerine nazil olmuştur.[82]



113. Yahudiler: hristiyanlar bir şeye sahip değiller, dediler. Hristiyanlar da: yahudiler bir şeye sahip değiller, dediler. Halbuki hepsi de kitabı okuyorlar. Bilmeyenler de tıpkı onların dediklerini söyledi. Artık Allah ayrılığa düşmekte olduklarında kıyamet günü aralarında hükmünü verecektir.

İbn Abbâs anlatıyor: Necran hey'eti Hazreti Peygamber (aleyhi ekmeluttehaya)'le görüşmek üzere Medine'ye geldiklerinde yahudi hahamları bunların yanına geldiler ve Hazreti Peygamber (aleyhi ekmeluttehaya)'in  yanında nizâya tutuştular, sonunda yahudiler: "Siz din olarak hiçbir şey üzere değilsiniz." dediler ve İsa'yı ve İncil'i inkâr ettiler. Hristiyanlar da: "Asıl siz din adına hiç bir şey üzere değilsiniz." dediler, Musa ve Tevrat'ı inkâr ettiler de Allah Tealâ: "Yahudiler: hristiyanlar bir şeye sahip değiller, dediler. Hristiyanlar da: yahudiler bir şeye sahip değiller, dediler. Halbuki hepsi de kitabi okuyorlar..." âyetini indirdi.[83]

Haberi İbn İshâk ve İbn Ebî Hatim tahric etmişlerdir.[84]

Taberi, yahudi hahamlarından hristiyanlara karşı: "Siz din olarak hiçbir şey üzere değilsiniz." diyenin Râfi' ibn Huzeyme (veya Hureymile) olduğunu kaydetmiştir.[85]


Dipnotlar:


[73] Abdullah ibn Ahmed en-Nesefi, Medâriku't-Tenzîl ve Hakâiku't-Te'vîl, 1,117.

[74] el-Kurtubî, age. 11,49; Abdu'l-Fettâh el-Kâdî, Esbâbu'n-Nuzûl ani's-Sahâbe ve'1-Mufessirin, Kahire tarihsiz, s. 17-18.

[75] Taberî, Câmiu'l-Beyân, 1,385-386; Abdu'l-Fettâh el-Kâdî, Esbâbu'n-Nuzûl ani's-Sahâbe ve'l-Mufessirîn, Kahire tarihsiz, s. 18.

[76] el-Vâhidî, Esbâbu'n-Nüzûl, s. 28. Ayrıca bak: Taberî, Câmm'i-Beyân, 1,385.

[77] Taberî, câmiu'l-Beyân, 1,385.

[78] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/39-41.

[79] el-Vâhidî, Esbâbu'n-Nüzûl, s. 29; Abdullah ibn Ahmed en-Nesefî, Medâriku't-Tenzîi ve Hakâiku't-Te'vîi, 1,117.

[80] H. Tahsin Emiroglu, Esbâb-ı Nüzul, Konya 1965,1,77.

[81] Taberî, Câmiu'l-Beyân, 1,388-389.

[82] Ebu'l-Ferec Cemaleddin Abdurrahman ibn Ali ibnu'l-Cevzî, Zâdu'3-Mesîr fî İlmi't-Tefsîr, 1,131. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/41-42.

[83] el-Vahidî, Esbâbu'n-Nüzûl, s. 29; el-Kurtubî, age., 11,53.

[84] Abdulfettâh ei-Kâdî, Esbâbu'n-Nuzûl ani’s-Sahâbe ve'l-Mufessirîn, s. 18.

[85] Taberî, Câmiu'l-Beyân, 1,394. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/42.
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #17 : 21 Mart 2010, 22:10:58 »


Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla,


114.  "Allah'ın mescidlerinde O'nun adının anılmasını men'edenden, onların harap olmasına koşandan daha zâlim kimdir? Onların hakkı oralara korkak korkak girmekten başkası değildir. Dünyada rüsvaylık onlarındır, âhirette de yine onların azâb-ı azîm."

Bu âyet-i kerimenin kim hakkında indiğinde müfessirler ihtilâf etmişlerdir.

"Hristiyan namlardan Tatlus ve ashabı hakkında nazil olmuştur. İsrail oğullarına savaş ilân etmiş; onların eli silâh tutanlarını öldürmüş, kadınlarını esir etmiş, Tevrat'ı yakmış, Beytu'l-Makdis'i tahrip ederek oraya leşleri atmışlardı." Bu görüş Kelbî rivayetiyle İbn Abbâs'a aittir.[86]

Bazıları "Buhtunnasar hakkında indi. Çünkü o Beytu'l-Makdis'i tahrip etmişti." derken İbn Abbâs hristiyanlar hakkında nazil olduğunu söylemiştir. Âyetin hristiyanlar hakkında nazil olmasının vechi, Beytu'l-Makdis'i ellerinde tutan yahudilere düşmanlıklarından ötürü Babilli Buhtunnasar'a yardım ettikleri vâkıasıdır. Bu yardım onların Beytu'l-Makdis'i tahrip etmeleri anlamında kabul edilmiş oluyor ki Katâde de bu görüştedir ve Beytu'l-Makdis Hazreti Ömer zamanına kadar böyle tahrip edilmiş halde kalmış, Hazreti Ömer zamanında yeniden imar edilmiştir.

Üçüncü bir kavil olarak âyetin, Hudeybiye senesi Hazreti Peygamber (aleyhisselatu vesselam) ve müzminlerin müşrikler tarafından Mekke'ye sokulmamaları üzerine indiği söylenmiştir.[87]

Aslında âyetin lafzı genel olduğu için her ne zaman ve şekilde, hangi mescidden olursa olsun onlarda ibadeti engelleyip maddî ve manevî harabiyetlerine sebep olanlar bu âyetin hükmü altına girerler.[88]



115. Allah'ındır doğu da batı da. Nereye dönerseniz Allah 'in vechi orası­dır. Hiç şüphesiz Allah Vâsi'dir, Alîm'dır.

Amir ibn Rabîa'dan rivayet ediliyor ki o şöyle anlatmış: Karanlık bir gecede bir seferde Allah'ın Rasûlü (aleyhisselatu vesselam) ile beraberdik. Kıblenin neresi olduğunu bilemedik de herkes kendi hali üzere namaz kıldı. Sabah olunca durumu Hazreti Peygamber (aleyhisselatu vesselam)'e haber verdik de "Allah'ındır doğu da batı da. Nereye dönerseniz Allah'm vechi Orasıdir..." âyeti nazil oldu.[89]

Yine Tirmizî'de İbn Ömer'den rivayetle tahric olunan bir habere göre âyet, binit üzerinde namaz hakkında nazil olmuştur. Haber şöyledir:

Hazreti Peygamber (aleyhisselatu vesselam) Mekke'den Medine'ye gelirken yolda binitinin üzerin­de biniti ne tarafa dönerse o tarafa doğru nafile namaz kılıyordu işte "Doğu da Allah'ındır, batı da..." âyeti bunun hakkında nazil oldu.[90] Tirmizî bu hadisin hasen sahih olduğunu kaydetmiştir. Aynı haber Müslim tarafından da İbn Ömer'den rivayetle tahric edilmiştir.[91]

Bir de denilmiştir ki bir grup kıblenin ne tarafta olduğunu bulamamışlar da farklı farklı taraflara yönelerek namaz kılmışlardı. Sabah olunca (kıbleye göre)hatalı yönlere doğru namaz kıldıkları ortaya çıkmış ve bunda mazur görülmüşlerdi.[92]

Katâde der ki: "Nereye dönerseniz Allah'ın vechi orasıdır..." âyeti Necâşî hakkında inmiştir. Necâşî öldüğünde Hazreti Peygamber (aleyhisselatu vesselam) müslümanları Medine dışında Necâşî için cenaze namazı kılmaya çağırdı. Dediler ki: "Bizim kıblemizden başka yöne namaz kılan ve o halde ölen biri üzerine biz nasıl cenaze namazı kılarız!?" İsmi Ashame -arapçada Atıyye- olan Habeş kralı Necâşî ölünceye kadar Beytu'l-Makdis'e doğru namaz kılmıştı ve o Öldüğünde de müslümanların kıblesi Beytu'l-Makdis'ten Ka'be'ye çevrilmişti. İşte bu âyet bunun üzerine nazil oldu. Hazreti Peygamber (aleyhisselatu vesselam)'in ashabına Necâşî üzerine cenaze namazı kıldırması hicretin dokuzuncu senesi olmuştur.[93] İbn Abbâs'tan gelen rivayette Necâşî'nin vefatının Cibril tarafından Efendimiz (aleyhisselatu vesselam)'e bildirildiği ve onun üzerine cenaze namazı kılmalarının Allah tarafından emrolunduğu detayları da yer almaktadır.[94]

Dördüncü bir kavil olarak "Nereye dönerseniz Allah'ın vechi orasıdır..." âyetinin, Hudeybiye senesi Hz. Peygamber ve mü'minlerin müşrikler tarafından Mekke'ye girmelerinin engellendiği sırada ve "Allah'ın mescidlerinde O'nun adının anılmasını men'edenden, onların harap olmasına koşandan daha zâlim kimdir?" âyet-i kerimesi ile birlikte indiği söylenmiştir.[95]

Bütün bunlardan farklı olarak İbn Cüreyc'den gelen bir rivayete göre "Bana dua edin, duanıza icabet edeyim." (Mü'min 40/60) âyeti nazil olunca "Nereye doğru dua edelim dediler de bunun üzerine "Nereye dönerseniz Allah'ın vechi orasıdır." âyeti nazil oldu.[96]




Dipnotlar:


[86] el-Vahidî, Esbâbu'n-Nüzûl, s. 30.

[87] el-Kurtubî, age. II,53.

[88] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/43.

[89] Tirmizî, Tefsîru'l-Kur'ân, 2/3, hadis no: 2957. Tirmizî hadisin "ğarîb" olduğunu, ravilerinden Eş'as'in ise zayıf görüldü­ğünü kaydetmiştir.

[90] Tirmizî, TefsmTi-Kur'ân, 2/4, hadîs no: 2958.

[91] Müslim, Müsâfmn, 33, 37.

[92] Abdullah ibn Ahmed en-Nesefî, Medâriku't-Tenzîl ve Hakâiku't-Te'vîl, 1,120.

[93] el-Kurtubt age. II,56.

[94] el-vâhidî, Esbâbu'n-Nüzûl, s. 31

[95] el-Kurtubî, age. II,57.

[96] Taberî, Câmiu'l-Beyân, 1,402; 11,93. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/43-44.
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #18 : 22 Mart 2010, 22:27:37 »

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla,


116. Onlar, "Allah kendine çocuk edindi. " dediler. Hâşâ O bundan münezzehtir. Tam tersine göklerde ve yerde ne varsa O 'nun. Hepsi de O 'nun emrine râm olmuşlardır.

Bu âyet "Uzeyr Allah'ın oğludur." diyen yahudiler; "Mesîh Allah'ın oğludur." diyen Necran hristiyanları ve "Melekler Allah'ın kızlarıdır." diyen Arap müşrikleri hakkında nazil olmuştur.[97]



118. Bilmeyenler: "Ne olur, Allah bizimle söyleşse, konuşsa, yahut bize bir âyet gelse. " Dediler, Onlardan Öncekiler de tıpkı onların söyledikleri gibi söylemişlerdi. Kalbleri birbirine ne kadar da benzemiştir. Biz Azîmüşşan gerçekleri ikan sahibi olanlara âyetleri apaçık gösterdik.

Bu âyetin nüzul sebebi olarak hristiyanlar, yahudiler ve arap müşrikleri olmak üzere üç grup gösterilmişse de Taberî şu rivayeti tercih ediyor:

îbn Abbâs'tan naklediliyor: Yahudi Rafı' ibn Huzeyme (veya Hureymile), Rasûlullah (aleyhisselatu vesselam)'a: Eğer söylediğin gibi Allah katından gönderilmiş bir elçi isen o seni gönderen Allah'a söyle gelip bizimle konuşsun, konuştuğunu (kelâmını) duyalım." Demişti. Bunun üzerine Allah Tealâ bu âyeti indirdi.[98]



Dipnotlar:

[97] el-Vâhidî, Esbâbu'n-Nüzûl. s. 31. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/44.

[98] Taberî, câmiu'l-Beyân, 1,407.  Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/45.
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #19 : 01 Nisan 2010, 18:55:06 »


Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla,

119.  Muhakkak Biz azîmüşşan seni müjdeleyici ve uyarıcı olarak o hak ile gönderdik Cahîm ashabından (onların ölümden sonra nasıl olduklarını) sorma.

İbn Abbâs ve Muhammed ibn Ka'b el-Kurazî derler ki: Hazreti Peygamber (aleyhisselatu vesselam) "Keşke bir bilebilsem, babam ve annem ne yaptılar (ne yapıyorlar)?" dediği zaman kâfirlerin hallerini sormaktan "Muhakkak Biz azîmüşşan seni hak olarak, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Cahîm ashabından (onların ölümden sonra nasıl olduklarını) sorma." âyeti ile men'edildi.[99]

Taberî'deki rivayette Hazreti Peygamber (aleyhisselatu vesselam)'in bu temennisini üç kere söylediği, ancak âyet ile bundan men edilince bir daha ömrünün sonuna kadar ana-babasmı hiç zikretmediği de kaydedilmiş.[100]

Mukatil der ki: Hazreti Peygamber (aleyhisselatu vesselam):"Şayet Allah Tealâ yahudilere baskınını indirmiş olsaydı mutlaka iman ederlerdi." demişti. Bunun üzerine Allah Tealâ: "Cahîm ashabından (onların ölümden sonra nasıl olduklarını) sorma." âyetini indirdi.[101]



120. Ne yahudiler, ne hristiyanlar sen onların dinine uyuncaya kadar asla senden hoşnut olacak değillerdir. De ki: Allah 'm hidayeti, doğru yolun tâ kendisi odur. Eğer sana gelen ilimden sonra onların hevâlarına uyacak olursanandolsun ki senin için Allah'tan ne gerçek bir dost, ne de gerçek bir yardımcı yoktur.

Bu âyetin nüzul sebebi şudur: Yahudiler ve hristiyanlar barış istiyorlar ve Hazreti Peygamber (aleyhisselatu vesselam)'e, müslüman olacakları va'dinde bulunuyorlardı. Allah Tealâ bu âyet-i kerime ile onların, kendi dinlerine tabî olunmadıkça asla hoşnut olmıyacaklarını bildirip onlarla cihadı emretti.[102] Mukatil ise yahudi ve hristiyanlann, Hazreti Peygamber (aleyhisselatu vesselam)'i kendi dinlerine tâbi olmaya çağırmaları üzerine nazil olduğunu söylemiştir.[103]

İbn Abbâs ise bu âyetin de kıblenin tahvili ile ilgili olduğunu belirtip der ki: Medine yahudileri ve Necran hristiyanlan Hazreti Peygamber (aleyhisselatu vesselam) 'in onların kıblesine doğru namaz kılmasından son derece memnun idiler. Ama ne zaman ki Allah Tealâ kıbleyi Ka'be'ye çevirdi bu onlara ağır geldi ve Hazreti Peygamber (aleyhisselatu vesselam)'in onların dinine uymasından umutlarını kestiler ve Allah Tealâ da bu âyeti indirdi.[104]



Dipnotlar:

[99] el-vâhidî, Esbâbun-Nüzût, s. 31;el-Kurtubî, el-Câmiu li-Ahkâmi'1-Kur'ân, 11,64;   Abdullah   ibn  Ahmed  en-Nesefî,  Medâriku't-Tenzîl  ve Hakâiku't-Te'vîl 1,122.

[100] Taberî, Câmiu’l-Beyân, I,409.

[101] el-Vâhidî, Esbâbu'n-Nüzûl, s. 32; el-Kurtubî, el-Câmiu li-Ahkâmi'1-Kur'ân, 11,64. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/45.

[102] el-Kurtubî, ei-Câmiu ii-Ahkâmi'i-Kur'ân, I,481.

[103] Ebu'l-Ferec Cemaleddin Abdurrahman ibn Ali ibnu'l-Cevzî, Zâdu'l-Mesîr fî İlmi't-Tefsir, 1,138.

[104] el-Vâhidî, Esbâbu'n-Nüzûl, s. 32.   Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/46.
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #20 : 04 Nisan 2010, 14:34:38 »

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla,


121. Kendilerine kitab verdiklerimiz onu bihakkın okurlar. İşte ona iman edenler bunlardır. Kim ona küfrederse onlar da en büyük zarara uğrayanların tâ kendileridir.

Atâ ve Kelbî rivayetlerinde İbn Abbâs der ki: "Kendilerine kitab verdiklerimiz onu bihakkın okurlar..." âyeti "ashab-ı sefîne" hakkında, yani Ca'fer ibn Ebî Tâlib ile birlikte 32'si habeşli, 8'i de Şam rahiplerinden olmak üzere bir gemiye binerek Habeşistan'dan gelen ve ashab-ı sefine olarak bilinen 40 kişi hakkında nazil olmuştur.[105] İbn Abbâs'tan gelen ikinci bir rivayete göre ise yahudilerden müslüman olanlar hakkında nazil olmuştur.[106]



125. Hani beyti insanlar için bir toplantı yeri ve emin bir yer yapmıştık. "Siz de İbrahim 'in makamından bir namazgah edinin. " İbrahim ve İsmail 'e: "Evimi, tavaf edenler, kalanlar, rükû ve secde edenler için titizlikle temizleyin." diye kuvvetli emir vermiştik.

İbrahim'in makamı'nın neresi olduğu konusunda farklı rivayetler olmakla birlikte Ka'be'nin yanında Hıcr'deki makam olduğu konusundaki rivayetlerde adeta ittifak var gibidir. Sadece Taberî'de "Bugün size dininizi tamamladım." (Mâide, 5/3) âyetinin nüzulü ile ilgili rivayette (rivayet Şa'bî'dendir) bu âyet Arafe'de İbrahim'in makamı'nda nazil oldu." Denmektedir[107] ki Şa'bî bu rivayette tek kalmıştır.

Hazreti Peygamber (aleyhi ekmeluttehaya)'den rivayet olunduğuna göre Efendimiz Hz. Ömer (ra)'in elini tutmuş ve: "Bu (burası) İbrahim'in makamıdır." buyurmuştu. Ömer (ra): "Burayı namazgah edinmeyelim mi?" diye sordu. Efendimiz (sallallahu aleyhi vessellem): "Bununla emrolunmadım" buyurdu. Daha güneş batmadan "Biz beyt'i insanlar için bir toplanma yeri ve güvenli bir yer kıldık. Siz de İbrahim'in makamından bir namaz yeri (namazgah) edinin..." âyeti nazil oldu.[108]

Hz. Ömer'den rivayetle haberi Tirmizî şöyle tahric etmiştir:

Ömer der ki: "Ey Allah'ın elçisi, İbrahim'in makamı arkasında namaz kılsak." dedim, hemen "Siz de İbrahim'in makamından bir namaz yeri (namazgah) edinin..." âyeti nazil oldu.

"Ey Allah'ın elçisi, İbrahim'in makamından namazgah edinsen." dedim, hemen "Siz de İbrahim'in makamından bir namaz yeri (namazgah) edinin..." âyeti nâzîl oldu."[109]

Ebu Davud et-Tayâlisî'nin Müsned'inde bu rivayet biraz daha genişçe yer almış olup şöyledir:

Ömer der ki: Dört şeyde Rabbıma muvafakat ettim (ya da Rabbım benim arzuma muvafakat buyurdu):

"Ey Allah'ın elçisi, (İbrahim'in) makamı arkasında namaz kılsan." dedim; "Siz de İbrahim'in makamından bir namaz yeri (namazgah) edinin..." âyeti nazil oldu.

"Ey Allah'ın elçisi, kadınlarına Örtünmelerini emretsen. Çünkü yanlarına iyi insanlar da giriyor, günahkârlar da." dedim; "Onlardan bir meta istediğinizde bir Örtü arkasından isteyin." âyeti (Ahzâb, 33/53) nazil oldu.

"Hiç kuşkusuz Biz Azîmüşşân insanı süzülmüş bir hülâsadan, çamurdan yaratmışızdir." (Mü'minûn, 23/12) Ayeti nazil olduğunda "Yaratanların en güzeli Allah'ın şanı ne yücedir!" dedim, "Yaratanların en güzeli Allah'ın sânı ne yücedir!" (Mü'minûn, 23/14) âyeti nazil oldu.

Rasûl-i Ekrem'in temiz eşlerinin yanına girdim ve: "Ya Rasûlullâh'tan (o dünya hayatı ile ilgili) isteklerinize bir son verirsiniz ya da Allah sizleri, sizden daha hayırlı eşlerle değiştirir." dedim, "Eğer o sizi boşarsa yerinize Rabbının ona sizden daha hayırlı eşler vermesi umulur." (Tahrîm, 66/5) âyeti nazil oldu.[110]



Dipnotlar:

[105] el-Vâhidî, Esbâbu'n-Nüzûl, s. 32.

[106] Ebu'l-Ferec Cemaleddin Abdurrahman ibn Ali ibnu'l-Cevzî. Zâdu'l-Mesîr fî İlmi't-Tefsîr, 1,139. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/47.

[107] Taberî, Câmiu'l-Beyân, 1,422.

[108] Abdullah ibn Ahmed en-Nesefî, Medâriku't-Tenzîl ve Hakâiku't-Te'vîl, 1,124.

[109] Tirmizî, Tefsîru't-Kur'ân, 2/6-7, hadis no: 2959, 2960.

[110] el-Kurtubî, eî-Câmiu li-Ahkâmi'1-Kur'ân, 11,77. Ayrıca bak; Buhârî, Salât, 32.
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #21 : 06 Nisan 2010, 18:37:54 »

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla,


133.  "Yoksa ölüm Yakub 'un önüne geldiği vakit siz de orada hazır mıydınız..."

Mukâtil’den rivayet edildiğine göre bu âyet-i kerîme yahudilerin Hz. Peygamber (aleyhi ekmeluttehaya)'e: "Biliyor musunuz, Yakub (aleyhisselam), öldüğü gün oğullarına yahudiliği vasıyyet etmişti." demeleri üzerine nazil olmuştur.[111]



135. Dediler ki: Yahudi veya hristiyan olun ki hidayete eresiniz. De ki: "Hayır, muvahhid olarak İbrahim'in dinindeyiz. O, Allah'a şirk koşanlardan değildi."

İbn Abbâs anlatıyor: "Yahudi veya hristiyan olun ki hidayete eresiniz." Âyeti Medine yahudilerinin reisleri konumundaki Ka'b ibnu'I-Eşref, Mâlik ibnu's-Sayf, Ebu Yâsir ibn Ahtab ile Necran hristiyanları hakkında nazil olmuştur. Din konusunda müslümanlarla münakaşaya tutuşmuşlar, her grup kendilerinin Allah'ın dinine daha lâyık olduğu iddiasını ortaya atmış ve savunmuştu. Yahudiler: "Peygamberimiz Musa (aleyhisselam) peygamberlerin en üstünüdür, kitabımız Tevrat kitapların en faziletlisidir. Dinimiz dinlerin en üstünüdür." Dediler; İsa'yı, İncil'i, Muhammedi ve Kur'ân'ı inkâr ettiler. Hristiyanlar: "Peygamberimiz İsa (aleyhisselam) peygamberlerin en üstünü, kitabımız İncil kitapların en faziletlisi, dinimiz dinlerin en üstünüdür." Dediler; Muhammed (aleyhi ekmeluttehaya)'ı ve Kur'ân'ı inkâr ettiler. İki gruptan her biri mü'minlere: "Bırakın dininizi de bizim dinimiz üzere olun, çünkü yegâne hak din bu." dediler de bunun üzerine bu âyet indi.[112]

İbn Abbâs’tan gelen ikinci bir rivayette ise âyetin, şaşı Abdullah ibn Sûriyâ'nın Efendimiz (aleyhi ekmeluttehaya)'e: "Hidayet ancak bizim üzerinde olduğumuz dindir. Ey Muhammed bize tâbi ol ki hidayete eresin." demesi, hristiyanların da buna benzer sözler sarfetmeleri üzerine nazil olduğu iddia edilmiştir.[113]

Bu rivayette adı geçen İbn Sûriyâ'nın, diğerlerinin de bulunduğu ve hem birbirleriyle ve hem de Hazreti Peygamber'le (aleyhi ekmeluttehaya) tartıştıkları mecliste bu sözleri söylemiş olması ve birinci rivayette adı geçen yahudi âlimlerinin yanında İbn Sûriyâ'nın da bulunuyor olması ihtimal dahilindedir. Yani rivayetin birinde hey'etin bazı fertleri, diğerinde de kalanları zikredilmiştir. Şahıslar farklı olmakla birlikte meclis birdir.

Aslında bugün de değişen bir şey yoktur ve herhangi din üzere olursa olsun, insanlar ancak kendi dinlerinin hak, onun dışındaki bütün dinlerin bâtıl olduğuna inandıkları için kendi dinleri üzerinde kalmakta ısrar eder ve çoğunlukla bâtıl olan dinde kalarak hakka direnirler. O halde âyet, asr-ı saadetteki o tartışma meclisindeki yahudi ve hristiyan âlimlerle onlar gibi kendi dininde taassub sahibi her inkarcı hakkında geneldir. En doğrusunu Allah bilir.[114]



Dipnotlar:

[111] el-vâhidî, Esbâbu'n-Nüzûl, s. 32; Ferec Cemaleddin Abdurrahman ibn Ali ibnu'l-Cevzî, Zâdu'l-Mesîr fî İlmi't-Tefsîr, 1,149. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/48.

[112] el-vâhidî, Esbâbu'n-Nüzûl, s. 32-33.

[113] Bak: Taberî, Câmiu'l-Beyân, I, 440.

[114] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/48-49.
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #22 : 12 Nisan 2010, 15:54:49 »

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla,


136. Deyin ki: Biz, Allah'a, bize indirilene, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub 'a, ve torunlarına indirilenlere, Musa 'ya, İsa 'ya verilenlere ve peygamberler Rableri katından verilenlere iman ettik.

İbn Abbâs der ki: Bir grup yahudi Hazreti Peygamber'e (aleyhi ekmeluttehaya) gelip hangi peygamberlere inandığını sormuşlardı. Bunun üzerine bu âyet nazil oldu. Efendimiz (âyeti okurken) Hazreti İsa'ya gelince: "Biz, İsa'ya da ona inanana da iman etmeyiz." deyip geri döndüler, gittiler.[115]



138. Allah 'ın boyasıyla (boyanmışızdır). Allah 'dan daha güzel boyası olan kim ? Biz O 'na kulluk edenleriz.

İbn Abbâs der ki: Hristiyanlar, bir çocuk olduğu zaman doğumunun yedinci gününde onu "ma'mûdî" adını verdikleri bir suya sokarak çocuğu vaftiz ederler, "Bu, sünnet etmenin yerine geçen temizlemedir' der, sonra da: "Çocuk ancak bu suya sokulup vaftiz edildikten sonra gerçek hristiyan olur" derlerdi. İşte Allah Tealâ bunun üzerine "Allah'ın boyası... Allah'tan daha güzel boyası olan kim?" âyetini indirdi.[116]


Dipnotlar:

[115] el-Kurtubî, el-Câmiu li-Ahkâmi'l-Kur'ân, 11,96. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/49.

[116] el-Vâhidî, Esbâbu'n-Nüzûl, s. 33; Ebu'l-Ferec Cemaleddin Abdurrahman ibn Ali İbnu'l-Cevzî, Zâdu'l-Mesîr fî İlmi't-Tefsîr, 1,151. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/49.
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #23 : 23 Nisan 2010, 10:53:53 »


Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla,


142. İnsanlardan bir takım beyinsizler: "Üzerinde durdukları kıblelerinden çeviren nedir?" diyeceklerdir.De ki: "Doğu da Allah'ın batı da. O, kimi dilerse hidayete erdirir."

143. Böylece sizi vasat bir ümmet yapmışızdır ki insanlara karşı şâhidler olasınız, bu peygamber de sizin üzerinize tam bir şâhid olsun. Senin, üzerinde durageldiğin (Ka'be'yi) kıble yapmamız; o peygambere uyanları, ayağının iki ökçesi üzerinde geri döneceklerden ayırdetmemiz içindir. Gerçi bu, (kıblenin tahvili) elbette büyüktür ama Allah'ın doğru yola ilettiği kimseler hakkında değil. Allah imanınızı boşa giderecek değildir. Hiç şüphesiz Allah insanlara Rauf'tur; Rahim'dir.



İbn Cerîr'in Ebu Küreyb kanalıyla İbn Abbâs'tan rivayetinde o şöyle anlatıyor: Kıble Şam'dan (o zamanlarda Şam denilince bütün bir Suriye ve Filistin'i içine alan bölge kastedilmekteydi) Ka'be'ye çevrilince ki, Hazreti Peygamber (aleyhi ekmeluttehaya)'in Medine-i Münevvere'ye gelişinin 17, ayının başı olan Receb ayında olmuştu, Rifâa ibn Kays, Kürdüm ibn Amr, Ka'b ibnu'l-Eşref, Nâfi' ibn Ebî Nâfi'; başka bir rivayette Rafı' ibn Rafı', Ka'b ibnu'l-Eşref in antlaşmalısı (dostu) Haccâc ibn Amr, Rebî' ibn Rebf ibnu'l-Hukayk ve Kinâne ibn Ebi'l-Hukayk, Rasûlullah (aleyhi ekmeluttehaya)'a geldiler ve onu dininde fitneye düşürmek gayesiyle: "Ey Muhammed, sen İbrahim'in milleti ve dini üzere olduğunu zannederken seni üzerinde bulunduğun kıblenden çeviren nedir? Daha önceden üzerinde bulunduğun kıbleye dönersen sana tâbi olur ve seni tasdik ederiz." dediler de Allah Tealâ "Senin, üzerinde durageldiğin (Ka'be'yi) kıble yapmamız; o peygambere uyanları, ayağının iki Ökçesi üzerinde geri döneceklerden ayırdetmemiz içindir..."e kadar olmak üzere "İnsanlardan bir takım beyinsizler: "Üzerinde durdukları kıblelerinden çeviren nedir?" diyeceklerdir..." âyetlerini indirdi

Kelbî rivayetinde İbn Abbâs şöyle anlatıyor: Neccâr oğullarından Es'ad ibn Zürâre, Ebu Ümâme; Seleme oğullarından Berâ ibn Ma'rûr ve diğer bazı sahâbîler Medine'de kıble'nin Beytu'l-Makdis olduğu zamanlarda vefat etmişler, Hazreti Peygamber (aleyhi ekmeluttehaya) namazlarda (Beytu'l-Makdis'ten) Ka'be'ye yönelince bu sahâbîlerin yakınları Efendimiz (aleyhi ekmeluttehaya)'e gelerek: "Ey Allah'ın Elçisi, kardeşlerimiz ilk kıbleye doğru namaz kılarken vefat ettiler. Şimdi ise Allah seni İbrahim'in kıblesine çevirdi. O kardeşlerimizin durumu nasıl olacak?" diye sormuşlardı. Bunun üzerine Allah Tealâ: "Allah sizin imanınızı asla boşa giderecek değildir. Zira Allah hiç kuşkusuz insanlara Rauf tur, Rahîm'dir." âyetini indirdi.[117] Bu rivayet muhtasar olarak Ebu Davud et-Tayâlisî'nin Müsned'inde de yer almaktadır.[118]




Dipnotlar:


[117] el-Vâhidî, Esbâbu'n-Nüzûl, s. 33; Ebu Abduüah Muhammed ibn Ahmed el-Kurtubî, el-Câmiu li-Ahkâmi'l-Kur'ân, 11,101, 106; Abdullah ibn Ahmed en-Nesefî, Medâriku't-Tenzîl ve Hakâiku't-Te'vîl, 1,134.

[118] Bak: Ahmed Abdurrahman el-Bennâ, Minhatu'l-Ma'bûd fî Tertibi Musnedi't-Tayâlisî Ebî Dâvûd, el-Mektebetu'l-İsİâmiyye, (İkinci baskı) Beyrut1400,11,12. ; Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/49-50.
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #24 : 14 Mayıs 2010, 20:42:53 »

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla,


144. Biz azîmüşşan çoğu kere yüzünü göğe doğru evirip çevirdiğini muhakkak görüyoruz. Şimdi seni herhalde hoşnut olacağın bir kıbleye döndürüyoruz. (Namazda) yüzünü artık Mescid-i Haram tarafına çevir. Siz de nerede bulunursanız (namazda) yüzlerinizi o yana döndürün. Şüphe yok ki kendilerine kitab verilenler bunun, Rablerinden gelen bir gerçek olduğunu çok iyi bilirler. Allah onların yapacaklarından gafil değildir.


"Biz azîmüşşan çoğu kere yüzünü göğe çevirdiğini muhakkak görüyoruz. Şimdi seni herhalde hoşnut olacağın bir kıbleye döndürüyoruz. (Namazda) yüzünü artık Mescid-i Haram tarafına çevir..." Ayetinin nerede ve ne zaman indiği, Hazreti Peygamber (aleyhi ekmeluttehaya)'in Medine-i Münevvere'de ne kadar süreyle Beytu'l-Makdis'e doğru namaz kıldığı, kıblenin Beytu'l-Makdis'ten Ka'be'ye tahviline insanların tepkilerinin nasıl olduğu konusunda farklı rivayetler vardır.

Hâzin'in Lubâbu't-Te'vîl'de anlattığına göre Hazreti Peygamber (aleyhi ekmeluttehaya) bir gün Cibril'e: "Allah'ın beni Ka'be'ye döndürmesini çok isterdim. Çünkü orası babam (herhalde dedem demek istiyor) İbrahim'in kıblesiydi." Demişti. Cibrîl:

"Ben, senin gibi bir kulum. Sen, Allah katında en şereflisin, Allah katında yerin herkesten yüksek. Bunu Rabbindan sen istesen ya." Dedi, sonra da göğe urûc edip gitti. Hazreti Peygamber (aleyhi ekmeluttehaya)"Belki Cibril gelir ve çok istediği kıblenin Ka'be'ye çevrilişi haberini getirir" umuduyla gözünü hep gökyüzünde dolaştırırdı. İşte bunun üzerine Allah Tealâ "Biz azîmüşşan çoğu kere yüzünü göğe çevirdiğini muhakkak görüyoruz..." âyetini indirdi.[119]

Bu kıssayı Abdulfettâh el-Kâd de Beğavî'nin Meâlimu't-Tenzîl'inden naklen anlatmıştır.[120]

Suddî, insanların bu kıble tahviline nasıl tepki verdiklerini şöyle özetliyor:Hazreti Peygamber (aleyhi ekmeluttehaya) Beytu'l-Makdis'e doğru namaz kılarken bu Ka'be ile nesholundu. O, namazda Mescid-i Haram'a dönünce insanlar ihtilâfa düştüler: Münafıklar: "Bu adamlara ne oluyor. Bir zaman bir kıbleye doğru namaz kılıyorlar, sonra onu terkediyor ve bir başkasına yöneliyorlar." dediler. Müslümanlar: "Beytu'l-Makdis'e doğru namaz kılarken (kıble Ka'be'ye çevrilmeden önce) vefat eden kardeşlerimizin hali nasıl olacak? Allah bizden ve onlardan o namazları kabul edecek mi?" dediler. Yahudiler: "Muhammed vatanını özledi. Eğer bizim kıblemizde kalsaydı, bizim beklemekte olduğumuz peygamber olmasını umardık." dediler. Mekke'deki müşrikler de: "Muhammed dini konusunda şaşkınlık içinde ki kıblesinde size doğru döndü ve sizin ondan daha doğru yolda olduğunuzu bildi. Hiç merak etmeyin sizin dininize dönmesi de yakındır." Dediler de Allah Tealâ münafıklar hakkında "Gerçi bu, (kıblenin tahvili) elbette büyüktür .. ."e kadar olmak üzere "insanlardan bir takım beyinsizler: "Üzerinde durdukları kıblelerinden çeviren nedir?" diyeceklerdir..." âyetlerini, diğerleri hakkında da bunları takip eden âyetleri indirdi.

Kıblenin, Hazreti Peygamber (aleyhi ekmeluttehaya), Seleme oğulları mescidinde namaz kılarken -bu sebeple bu mescide mescidu'l-kıbleteyn denilmiştir-, öğle namazında, ikindi namazında, öğle namazından önce, öğle namazını kılıp bitirmişken, namaz dışında -ki bu sonuncu görüş daha çok tercih edilmektedir- nazil olduğu rivayet edilmektedir. Ayetin nüzul zamanı olarak hicretin ikinci senesinde ittifak olmakla birlikte Receb veya Şaban ayında olduğu ihtilâfı vardır. Muvatta'da Bedr gazvesinden iki ay kadar önce kaydı vardır. Ebu Hatim el-Büstî de oldukça kesin bilgiler vermektedir ki buna göre Hazreti Peygamber (aleyhi ekmeluttehaya), 17 ay 3 gün Beytu'l-Makdis'e doğru namaz kılmış, âyetin inişi Şaban ayının yarısında bir salı günü olmuştur.[121]

Katâde'den gelen bir rivayette Hazreti Peygamber (aleyhi ekmeluttehaya)'in Medine-i Münevve-re'ye gelişinden itibaren 16 veya 17 ay Beytu'l-Makdis'e doğru namaz kılmasının yahudilerce yanlış tefsir edildiği, yahudilerin "Muhammed namazında ne tarafa döneceğini bilemedi de bizim kıblemize döndü, -bazı rivayetlerde: Yakında bizim dinimize de döner.-" dedikleri ve bundan rahatsız olan Peygamber Efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) de devamlı başını göğe çevirip kıble konusunda kendisine yahudilerin bu tür ta'rizlerinden onu kurtaracak bir çıkış yolu bahşetmesi için Rabbına yakardığı ve işte "Biz azîmüşşan çoğu kere yüzünü göğe çevirdiğini muhakkak görüyoruz..." âyetinin bunun üzerine nazil olduğu zikredilmektedir[122] ki  doğrusu yahudilerden beklenen  bir davranıştır.

Katâde'den gelen başka bir rivayette Hazreti Peygamber (aleyhi ekmeluttehaya) Medine-i Münevvere'ye gelmeden önce iki sene kadar Ansar'in da Beytu'l-Makdis'e doğru namaz kıldıkları kaydı vardır.[123] Mücâhid'den gelen bir rivayette ise Hazreti Peygamber (aleyhi ekmeluttehaya)'in rahatsız olduğu belirtilen yahudilerin konuşmaları ve ta'rizleri farklı olarak veriliyor. Buna göre yahudîler: "Muhammed bizim kıblemize döndüğü halde bize muhalefet ediyor. (Bize muhalefet ediyor ama bizim kıblemize dönüyor)" Demişlerdi.[124]

İmam Mâlik'in Abdullah ibn Ömer'den rivayetle tahric ettiği bir haberde o şöyle demiştir: İnsanlar Küba mescidinde sabah namazında iken birisi gelip:" Rasûlullâh'a bu gece Kur'ân nazil oldu ve o, namazda Ka'be'ye yönelmekle emrolundu." Dedi, onlar da Ka'be'ye döndüler. Bu haber gelmezden Önce yüzleri Şam'a doğru İdi, Ka'be'ye çevirdiler.[125]

Müslim'de Enes'den gelen ikinci bir rivayette haberi getirenin Seleme oğullanndan birisi olduğu, sabah namazının birinci rek'atini kılmış ve rükûda oldukları ve ikinci rek'atte kıblenin Ka'be'ye çevrildiği, saflarını ve namazı bozmadan namaz içinde oldukları gibi Ka'be tarafına döndükleri fazlalığı vardır.[126]

Yine Mâlik'in Saîd ibnu'l-Museyyeb'den rivayetle tahric ettiği bir haberde o şöyle demiştir: Allah'ın Rasûlü (aleyhi ekmeluttehaya) Medine'ye geldikten sonra 16 ay Beytu'l-Makdis'e  doğru  namaz kıldı,  sonra kıble  Bedr gazvesinden  iki  ay  önce (Ka'be'ye) çevrildi.[127]

Saîd ibnu'l-Museyyeb'den mürsel olarak rivayet edilen bu haber iki kanalından Berâ ibn Azib'den de rivayet edilmiştir.

Ebu Bekr ibnu Ebî Şeybe kanalıyla gelen haberde Berâ ibn Azib şöyle anlatıyor: "Hazreti Peygamber (aleyhi ekmeluttehaya)'le birlikte 16 ay Beytu'l-Makdis'e doğru namaz kıldım. Nihayet Bakara'daki "Nerede bulunursanız (namazda) yüzünüzü onun (Mescid-i Haram'ın" tarafına çevirin..." âyeti nazil oldu. Ayet nazil olduğunda Hazreti Peygamber (aleyhi ekmeluttehaya) namazı bitirmişti. İçimizden birisi gitti ve henüz namazda olan ansardan bir gruba rastladı da onlara bu âyetin nazil olduğunu nakletti. Onlar da yüzlerini Beytullah'a çevirdiler.[128]

Berâ'dan Muhammed ibnu'l-Musennâ kanalıyla gelen ikinci haberde ise râvinin 16 ay veya 17 ay şeklinde bir tereddüdü vardır.[129] Aynı tereddüt Buhârî'deki rivayette vardır ve şöyledir:

Abdullah ibn Reca kanalıyla... Berâ ibn Azib'den rivayet olunuyor ki o şöyle anlatıyor: Allah'ın Rasûlü (sa) 16 veya 17 ay Beytu'l-Makdis'e doğru namaz kıldı ve fakat o, Ka'be'ye yöneltilmesini istiyordu. Allah Tealâ: "Biz azîmüşşan çoğu kere yüzünü göğe çevirdiğini muhakkak görüyoruz." Âyetini indirdi de Ka'be tarafına döndü. İnsanlardan bir takım beyinsizler -ki yahudilerdir- "müslümanları, üzerinde durdukları (Beytu'l-Makdis'e doğru o-lan) kıblesinden çeviren nedir?" dediler de "De ki Doğu da Allah'ındır, batı da. O, kimi dilerse onu dosdoğru yola iletir." Nazil oldu. Hz. Peygamber ile (yeni kıbleye doğru) namaz kılmış olan birisi namazın bitiminde çıktı ve ansardan bir grup ikindi namazını Beytu'l-Makdis'e doğru kılarlarken onlara uğradı. Berâ anlatmaya şöyle devam eder: Allah'ı şahid tutarak Allah'ın Rasûlü (sa) ile bir­likte Ka'be'ye doğru namaz kıldığını söyledi de onlar da Ka'be tarafına yöne-linceye kadar döndüler.[130]

Ebu Davud et-Tayâlisî' nin Müsned'inde Muâz ibn Cebel'den gelen riva­yette de Beytu'l-Makdis'e doğru namaz kılma süresi 17 ay olarak verilmiştir.[131]

Rivayetlerin çoğu Hazreti Peygamber (aleyhi ekmeluttehaya)'in, Medine'ye geldikten sonra Beytu'l-Makdis'e doğru namaz kılma süresini 16-17 ay olarak vermekle birlikte Taberî'nin kaydettiğine göre bu süreyi 9 veya 10 ay (Enes ibn Mâlik rivayeti), 13 ay (Muâz ibn Cebel rivayeti) olarak verenler de vardır.[132]

Hazreti Peygamber (aleyhi ekmeluttehaya) ve müslümanların namaz Mekke-i Mükerreme'de farz kılındığında Ka'be'ye doğru namaz kıldıklarında ise bir ihtilâf yoktur. Çünkü Ka'be, dedesi İbrahim'in kıblesiydi. Medine-i Münevvere'ye gelişi üzerine kıblenin Beytu'l-Makdis'e çevrilişinin Allah'ın emri ile mi, yoksaHazreti Peygamber (aleyhi ekmeluttehaya)'in içtihadı ile mi olduğunda ihtilâf vardır ki doğrusu ibadet konularında Hazreti Peygamber (aleyhi ekmeluttehaya)'in kendi arzusuyla hareket etmesi beklenmediğinden bunda da ilâhî bir işaret olması muhakkaktır. Belki bunun hikmetini, yahudi ve hristiyanları İslâm'a ısındırmak, veya İslâm toplumu ve devletinin kuruluş merhalesinde onların tepkilerini en azından yumuşatmak olarak tahmin edebiliriz. Ama şurası kesindir ki Allah Tealâ'dan bir işaret olmaksızın Hazreti Peygamber (aleyhi ekmeluttehaya) namazda yönünü Ka'be'den Beytu'l-Makdis'e çevirmiş olamaz.[133]




Dipnotlar:


[119] Alâuddîn Ali ibn Muhammed el-Bağdâdî el-Hâzin, Lubâbu't-Te'vîl fî Maâni't-Tenzîl, Beyrut tarihsiz, 1,93.

[120] Esbâbu'n-Nuzûl ani's-Sahâbe ve'1-Mufessirîn, s. 21-22.

[121] el-Kurtubî, el-Câmiu Ii-Ahkâmi'1-Kur'ân, 11,100-101.

[122] Taberî, Câmiui-Beyân, 1,400.

[123] Taberî, Câmiu'i-Beyân, II,4.

[124] Taberî, Câmiu'i-Beyân, II,13.

[125] Muvatta', el-Kıble, 4, hadis no: 6. Ayrıca bak: Buhârî, Salât, 32; Müslim, Mesâcid, 13.

[126] Müslim, Mesâcid, 15.

[127] Muvatta, el-Kıble, 4, hadis no: 7.

[128] Muslim, Mesâcid, 11.

[129] Müslim, Mesâcid, 12.

[130] Buhârî, Salât, 31.

[131] Ahmed Abdurrahman el-Bennâ, Minhatu'l-Ma'bûd fî Tertibi Musnedi't-Tayâlisî Ebî Dâvûd, el-Mektebetu'l-İslâmiyye, (ikinci baskı) Beyrut 1400, 11,12.

[132] Taberî, Câmiu'l-Beyân, 11,4.

[133] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/51-54.
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #25 : 29 Mayıs 2010, 06:51:01 »

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla


150. Hangi yerden çıkarsan yüzünü Mescid-i Haram'a doğru çevir. Nerede olursanız yüzlerinizi o yana döndürün. Tâ ki aleyhinizde insanların, içlerindeki zalim olanlarından başkasının bir hücceti kalmasın. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Tâ ki size olan nimetimi tamamlıyayım ve umulur ki siz de hidayete erersiniz.

Katâde'den rivayet ediliyor ki o şöyle demiş: Mekke müşriklerinin "Muhammed nasıl kıblemize dönmüşse yakında dinimize de dönecektir." demeleri üzerine bu ve devamındaki âyetler nazil oldu.[134] Katâde'den müşriklerin bu sözleri üzerine "Ey o iman etmiş olanlar, sabır ve namazla Allah'tan istiânede bulunun..." (Bakara, 2/152) âyetinin nazil olduğu da rivayet edilmektedir.[135]



154. Allah yolunda öldürülmüş olanlar için ölüler demeyin. Tam tersine onlar dirilerdir fakat siz şuurunda değilsiniz.


"Allah yolunda öldürülmüş olanlar için ölüler demeyin..." âyeti Bedr gazvesinde öldürülmüş olan mü'minler hakkında inmiştir. Bunlar muhacirlerden 6, ensardan da 8 olmak üzere 14 kişiydiler. (Muhacirlerden: Ubeyde ibnu'l-Hâris, Sa'd ibn Ebî Vakkâs'in kardeşi Umeyr ibn Ebî Vakkâs, Zu'ş-Şimâleyn diye meşhur olmuş olan Umeyr ibn Abdi artır ibni't-As, Sa'd ibn Leys oğullarından Akıl ibn Bukeyr Hz. Ömer'in kölesi Mihca\ Haris ibn Fihr oğullarından SafVân ibn Beyzâ; Ansar'dan: Sa'd ibn Hayseme, Mubeşşir ibn Abd ibni'İ-Munzir, Yezîd ibnu'l-Hâris ibn Kays, Umeyr ibnu'l-Humâm, Râfi' ibnu'l-Muallâ, Harise ibn Surâka, Haris ibn Rifâa'nın iki oğlu Avf ve Muavviz (ki anneleri Afrâ'ya nisbetle Afrâ'nın iki oğlu da denilir).[136] İnsanlar böyle Allah yolunda savaşta birisi öldürüldü mü "Filânca Öldü, dünya nimet ve lezzetleri de onun için gitti, sona erdi." derlerdi. Bu söz üzerine Allah Tealâ bu âyeti inzal buyurdu.[137]




Dipnotlar:


[134] Taberî, Câmiu'i-Beyân. 11,20.

[135] Ebu'I-Fercc Cemaleddin Abdurrahman ibn Ali ibnu'İ-Cevzî. Zadu'l-Mesîr fi Ilmi't-Tefsîr, 1,161. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/54-55.

[136] Bak: Hâzin, Lubâbu't-Te'vîl, 1,97.

[137] el-Vahidî, Esbâbu'n-Nüzûl, s. 34. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/55
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #26 : 30 Mayıs 2010, 05:46:35 »

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla,



158. Hiç şüphesiz Safa ve Merve Allah'ın şeâirindendir. İşte her kim o Beyi'i hacc veya umre kastı ile ziyaret ederse bunları tavafla sa'y etmesinde üzerine bir beis yoktur.Kim de gönlünden koparak bir hayır işlerse mükâfatını görür. Hiç kuşkusuz Allah Şâkir'dir, Alîm'dir.



Humeydî'nin Urve'den rivayetine göre o şöyle anlatıyor: Hazreti Aişe'nin yanında "Safa ve Merve Allah'ın Şeâirindendir. Her kim hacceder veya umre yaparsa o ikisi arasında tavaf (sa'y) etmesinde bir günah yoktur." âyetini okudum ve: "O ikisi arasında sa'y etmezsem aldırmam." dedim. Hazreti Aişe : "Ne kötü söyledin." dedi ve şöyle devam etti: "Ey kız kardeşimin oğlu, Müşellel’deki azgın Menât'a [138] tapınanların âdetinden biri de Safa ile Merve arasında sa'y yapmamaktı. Bunun üzerine Allah Tealâ: "Safa ve Merve Allah'ın şeâirindendir. Binaenaleyh her kim hacceder veya umre yaparsa o ikisi arasında sa'yetmesinde bir günah yoktur." âyetini indirdi de Allah'ın Rasûlü (aleyhi ekmeluttehaya) o ikisi arasında sa'y yaptı, müslümanlar da sa'y yaptılar. Süfyân'ın belirttiğine göre Mücâhid: "(O ikisi arasında sa'y yapmak sünnet idi (veya sünnet oldu)." demiştir.

Zührî der ki: Bunu Abdurrahman'ın oğlu Ebu Bekr'e naklettim, şöyle dedi: İşte ilim budur: İlim ehlinden bazı kimselerdem işittim, şöyle dediler: Araplardan Safa ile Merve arasında sa'y yapmayanlar: "Bu iki taş arasında sa'y yapmamız câhiliye işindendir." Diyorlardı. Ansar'dan olan diğerleri ise: "Biz ancak Beytullah'ı tavaf etmekle emrolunduk; Safa ile Merve arasında sa'y ile emrolunmadık." Demişlerdi. Bunun üzerine Allah Tealâ: "Safa ve Merve Allah'ın şeâirindendir..." âyetini indirdi. Abdurrahman'ın oğlu Ebu Bekr der ki: Herhalde bu âyet hem bunlar, hem onlar (yukarda zikrolunan iki grup) hakkında nazil oldu.[139]

Urve'den gelen rivayet Müslim tarafından datahric olunmuştur. Müslim'in rivayetlerinde bazı önemli ayrıntılar olduğu için ayrıca zikretmemiz uygun olacaktır:

Yahya ibn Yahya kanalıyla Urve'den onun da Hazreti Aişe'den rivayetinde şöyle diyor: Hazreti Aişe'ye dedim ki: "Ben öyle sanıyorum ki bir kişi Safa ile Merve arasında sa'y yapmazsa bu ona (onun haccına) zarar vermez." Hazreti Aişe: "Niçin?" diye sordu, ben: "Çünkü Allah Tealâ: "Safa ve Merve Allah'ın Şeâirindendir. Her kim hacceder veya umre yaparsa o ikisi arasında tavaf (sa'y) etmesinde bir günah yoktur." buyurmuştur." Dedim. Aişe: "Allah, Safa ile Merve arasında sa'y yapmayanın haccıni tamamlanmış saymaz. Eğer senin dediğin gibi olsaydı "o ikisi arasında sa'y etmesinde bir günah yoktur." Değil "o ikisi arasında haccetmemesinde bir günah yoktur." Buyururdu. Biliyor musun bu neden oldu? Bu âyet geldi çünkü Ansar câhiliye devrinde deniz kenarındaki İsaf ve Naile denilen iki put adına ihrama girerler, sonra gelir Safa ile Merve arasını tavaf eder, sonra da saçlarını traş ederek ihramdan çıkarlardı. İslâm gelince câhiliye devrinde Safa ile Merve arasında tavafları sebebiyle islâmlarında Safa-Merve arasındaki tavafı kerih gördüler de Allah Tealâ "Safa ve Merve Allah'ın Şeâirindendir. Her kim hacceder veya umre yaparsa o ikisi arasında tavaf (sa'y) etmesinde bir günah yoktur/' âyetini indirdi. Hazreti Aişe der ki: Bu âyetin inmesi üzerine Safa ile Merve arasında sa'y yaptılar.[140]

Urve'den gelen ikinci rivayette, yukardaki "Ansar'in, deniz kıyısındaki İsaf ve Naile putları adına ihrama girmeleri" yerine onların Menât adına ihrama girdikleri ve Hazreti Aişe'nin: "Allah'a yemin olsun ki Allah Safâ-Merve arasında sa'y yapmıyantn haccını tamam kılmaz." dediği belirtilmektedir.[141]

Urve ibnu'z-Zubeyr'den Müslim'in tahric ettiği üçüncü rivayette Zuhrî'nin ilâvesine de yer veriliyor ki şöyledir: Hazreti Peygamber (aleyhi ekmeluttehaya)'in eşi Aişe'ye: "Safa-Merve arasında sa'y yapmayana bir şey gerekmediğini sanıyorum. İkisi arasında sa'y yapmamama aldırmam" dedim. "Ne kötü söyledin kız kardeşim oğlu! Allah'ın Rasûlü (aleyhi ekmeluttehaya) o ikisi arasında sa'y yaptı, müslümanlar da yaptılar ve bu sünnet oldu. Müşellerdeki o azgın Menât adına ihrama girenler Safa-Merve arasında sa'y etmezlerdi. İslâm gelince Hazreti Peygamber (aleyhi ekmeluttehaya)'e bunu sorduk da Allah Tealâ "Safa ve Merve Allah'ın şeâirindendir. Her kim hacceder veya um­re yaparsa o ikisi arasında tavaf (sa'y) etmesinde bir günah yoktur." âyetini indirdi. Eğer senin dediğin gibi olsaydı "O ikisi arasında sa'y yapmamasında bir günah yoktur." şeklinde olurdu" dedi.

Zuhrî der ki: Ebu Bekr ibn Abdurrahman ibn Haris ibn Hişâm'a bunu zikrettim de çok beğendi ve: "İşte ilim budur." diye Hazreti Aişe'nin sözünü güzel ve yerinde bulduğunu belirtip şöyle devam etti: "İlim ehlinden baztlarından işittim: Safa-Merve arasında sa'y yapmayan araplar: "Bu iki taş arasında sa'y yapmamız câhiliye işindendir." Diyor, Ansar'dan olan diğer bazıları da: "Biz Beytullah'ı tavafla emrolunduk, Safa-Merve arasını tavafla emrolunmadık." Diyorlardı, bunun üzerine Allah Tealâ: ""Safa ve Merve Allah'ın Şeâirindendir..." âyetini İndirdi. Öyle sanıyorum Allah Tealâ hem onlar, hem bunlar hakkında bu âyeti indirdi.[142]

Urve'den gelen dördüncü rivayette ise yukardakilerden farklı olarak Hazreti Aişe'nin: "Allah'ın Rasûlü (aleyhi ekmeluttehaya) Safâ-Merve arasında sa'yi meşru kıldı. Hiç kimsenin bu ikisi arasında sa'yi terketme hakkı yoktur." Dediği kaydedilmektedir.[143]

İbn Abbâs'tan gelen ikinci bir rivayette Safa ve Merve'de câhiliye devrinde bulunan putlar sebebiyle mü'minlerin bu iki tepe arasında sa'y etmek istememelerinden bahsedilir, ki rivayetin tafsili şöyledir:

Amr ibnu'l-Hüseyn anlatıyor: İbn Ömer'e bu âyeti sordum. "İbn Abbâs'a git ve ona sor. Çünkü kalanlardan Muhammed (aleyhi ekmeluttehaya)'e indirileni en iyi bilen odur." dedi. Gittim ve ona sordum, şöyle dedi: Safa tepesi üstünde erkek suretinde bir put vardı. Adı İsaftı. Merve üzerinde de kadın suretinde bir put vardı, adı Naile idi. Ehl-i kitab bu ikisinin Ka'be'de zina ettiklerini ve bu sebeple Allah'ın onları taşa çevirdiğini, insanlar ibret alsınlar dîye de birer birer bu iki tepeye koyduğunu zannederlerdi. Zaman geçip insanlar bu kıssayı unutunca bu ikisi tapınılan birer tanrı oluverdiler de câhiliye halkı Safa ile Merve arasında sa'y ederken bu iki putu meshetmeye başladılar. İslâm gelip putlar kırıldıktan sonra müslümanlar câhiliye devrinde buraya konulan iki put sebebiyle Safa ile Merve arasında sa'yden hoşlanmaz oldular da bunun üzerine Allah Tealâ "Safa ve Merve Allah'ın Şeâirindendir. Her kim hacceder veya umre yaparsa o ikisi ara­sında tavaf (sa'y) etmesinde bir günah yoktur." Âyetini indirdi.[144]

Süddî'den gelen rivayette müslümanlann Safa ile Merve arasındaki sa'yden çekinme sebebi olarak câhiliye devrinde Safa ile Merve arasında putlar bulunup şeytanların, burada çalıp eğlenmeleri gösterilmektedir.[145]

Enes ibn Mâlik'ten gelen ve Buhâri tarafından tahric olunan bir haberde de bu çekintinin sebebi olarak Safa ile Merve'nin câhiliye şeâirinden olması gösterilir.[146] Ki bu rivayet şöyledir: Ahmed ibn Muhammed kanalıyla Asım'dan rivayete göre o şöyle diyor: Enes ibn Mâlik'e sordum: "Safa ile Merve arasında sa'yden hoşlanmaz mıydınız?", "Evet, Allah Tealâ: "Safa ve Merve Allah'ın şeâirindendir. Her kim hacceder veya umre yaparsa o ikisi arasında tavaf (sa'y) etmesinde bir günah yoktur." âyetini indi-rinceye kadar o ikisi câhil iye şeâirindendi." dedi.[147]

Ayetin nüzulü hakkında rivayet edilen bu sebepler farklı gibi görünseler de aslında meali birdir ve müslümanların, cahiliye devrinde, İslâm'ın değerlerine aykırı bazı uygulamaları çağrıştırdığı için Safa ile Merve arasında sa'ye sıcak bakmadıklarım, ancak Allah Tealâ'nın, artık iman kalblere yerleştiği için geçmiş hatıraların inananlara zarar vermeyeceğini, Safa ile Merve'nin bu olumsuz hatıralar yanında güzel hatıralar da sakladığı -bazı haberlerde geldiği üzere meselâ Hazreti İsmail'in (aleyhisselam) annesi Hâcer'in su bulma umuduyla bu iki tepe arasında gidip gelmesi gibi-, İslâm'ın da şeâirinden olduğu için sa'y edilmesi gerektiğini bildirdiğini ve müslümanların da bu ilâhî emre imtisaldeki titizliklerini anlatmaktadır.[148]




Dipnotlar:



[138] Müşellel Medine'ye yedi mil mesafede, deniz yönünden Kadîd'e ini­len bir dağdır. Buradaki Menâfi oraya ilk diken Huzâa kabilesinden Amr ibn Luhayy imiş. Ezd ve Gassân bu putu ziyarete gelip haccederlermiş.

[139] Ebu Bekr Abdullah ibn ez-Zubeyr el-Humeydî, el-Musned, tah: Habîbu'r-Rahmân el-A'zamî, Beyrut tarihsiz, 1,107; el-Kurtubî, el-Câmiu H-Ahkâmi'1-Kur'ân, 11,120.

[140] Müslim, Hacc, 259.

[141] Müslim, Hacc, 260.

[142] Müslim, Hacc, 261; Buharı, Hacc, 79.

[143] Müslim, Hacc, 262.

[144] el-vâhidî, Esbâbu'n-Nüzûl, s. 35.

[145] Aynı gerekçe ibn Abbâs'tan da rivayet edilmiştir. Bak: Taberî, Câmiu'I-Beyân, 11,28.

[146] el-vâhidî, Esbâbu'n-Nüzûl, s. 35-36.

[147] Buhârî, Hacc, 8.

[148] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/55-58.
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #27 : 31 Mayıs 2010, 18:24:25 »

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla,


159. Hakikat, indirdiğimiz o apaçık âyetlerimizi ve hidayeti, Biz, insanlara kitapta onu pek aşikâr bir surette bildirdikten sonra, gizleyenler, işte onların hali: Onlara hem Allah lanet eder ve hem lanet etmek şanından olanlar lanet ederler.


"Hakikat, indirdiğimiz o apaçık âyetleri ve doğruyu gizleyenler yok mu?..." âyeti Tevrat'taki recm âyetini ve Hazreti Muhammed (aleyhi ekmeluttehaya)'in durumunu gizleyen yahudi âlimleri hakkında nazil olmuştur. [149]

İbn Abbâs'tan gelen bir rivayete göre ise bu âyet, Seleme oğulları kardeşi Muâz ibn Cebel, Abdu'l-Eşhel oğullan kardeşi Sa'd ibn Muâz ve el-Hâris ibnu'l-Hazrec oğulları kardeşi Hârice ibn Zeyd'in bazı yahudi hahamlarına gidip Tevrat'taki bazı bilgileri sormaları, onların da gizleyerek onlara haber vermemeleri üzerine nâzil olmuştur.[150]



163. İlâhınız bir tek ilâhtır. Yegâne ilâh O 'dur, O Rahman ve Rahim.


İbn Abbâs anlatıyor: Kureyş kâfirleri Hazreti Peygamber (aleyhi ekmeluttehaya)'e: "Ey Muhammed, bize Rabbını vasfet ve onun nesebini haber ver." dediler de Allah Tealâ İhlâs Sûresini ve "İlâhınız bir tek ilâhtır. Yegâne ilâh O'dur, O Rahman ve Rahîm." âyetini indirdi.[151]




Dipnotlar:


[149] el-Vâhidî, Esbâbu'n-Nüzûl, s. 36.

[150] Taberî, Câmiu'i-Beyân, 11,32.  Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/58.

[151] Ebu'l-Ferec Cemaleddin Abdurrahman ibn Ali ibnu'l-Cevzî, Zâdu'l-Mesîr fi İlmi't-Tefsîr, 1,167; el-Kurtubî, el-Câmiu li-Ahkâmi'1-Kur'ân, 11,128.  Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/58-59.
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #28 : 01 Haziran 2010, 17:50:02 »


Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla,


164. Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardıca gelişinde, insanlara yarar şeyleri denizde akıtan (taşıyan) o gemilerde, Allah'ın yukarıdan indirip onunla yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği suda, deprenen her canlıyı orada üretip yaymasında, gökle yer arasında müsahhar rüzgârları ve bulutları evirip çevirmesinde akleden bir kavim için nice âyetler vardır.

Allah Tealâ Medine'de Hazreti Peygamber (aleyhi ekmeluttehaya)'e: "İlâhınız bir tek ilâhtır. Yegâne ilâh O'dur, O Rahman ve Rahîm." âyetini indirince Mekke'de Kureyş kâfirleri: "Bir tek ilâh bütün insanları nasıl kaplıyor,Bütün insanların hakkından nasıl geliyor?" dediler de bunun üzerine "Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında... aklı ile düşünen bir kavim için nice âyetler vardır." Âyeti nazil oldu.

Süfyân kanalıyla Ebu'd-Duhâ'dan rivayete göre ise Allah Tealâ, "İlâhınız bir tek ilâhtır. Yegâne ilâh O'dur, O Rahman ve Rahîm." Âyetini indirince müşrikler buna çok şaştılar ve "Bir tek ilâh mı? Eğer bu sözünde sâdık ise Buna bir delil getirse ya!" dediler de Allah Tealâ bu âyeti indirdi.[152]

Taberî'nin Saîd'den rivayetinde ise o şöyle anlatıyor: Kureyş, yahudilere: "Bize Musa'nın getirdiği mucizeleri anlatsanız." dediler. Yahudiler de onun yed-i beyzâ ve asâ mucizelerini anlattılar. Hristiyanlara: "Bize İsa'nın getirdiği mucizeleri anlatsanız." dediler, hristiyanlar da Hazreti İsa (aleyhisselam)'nın anadan doğma körü ve alatenliyi iyileştirdiğini, ölüleri Allah'ın izniyle dirilttiğini haber verdiler. Müşrikler bu sefer Hazreti Peygamber (aleyhi ekmeluttehaya)'e dönerek: "Allah'a dua et de Safa tepesini altına çevirsin ki yakînimiz artsın ve onunla silâhlar ve atlar satın alalım da düşmanlarımıza karşı daha bir güçlenelim ve onlara karşı seninle birlikte savaşalım." dediler. Hazreti Peygamber (aleyhi ekmeluttehaya) de Rabbından bunu istedi de ona şöyle vahyolundu: "Onlara istediklerini vereceğim ve Safa'yı altına çevireceğim. Ve fakat bundan sonra da yalanlamaya devam ederlerse onlara öyle bir azâb edeceğim ki âlemlerde hiç kimseye öyle azâb etmemişimdir." Hazreti Peygamber (aleyhi ekmeluttehaya) de: "Ey Rabbım, kavmimi benimle bırak, onları gün be gün hakka çağırmaya devam edeyim." dedi de Allah Tealâ "Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında... aklı ile düşünen bir kavim için nice âyetler vardır." âyetini indirdi.[153]



168. Ey insanlar, yeryüzündeki şeylerden helâl ve tayyib olmak şartıyla yeyin. Şeytanın adımlarına uymayın. Çünkü o, gerçekten size apaçık bir düşmandır.

"Ey insanlar, yeryüzündeki şeylerden helâl ve temiz olmak şartıyla yeyin..." âyeti Sakîf, Huzâa ve Müdlic oğulları'nın bazı hayvanları kendilerine haram kılmaları üzerine nazil olmuştur. Ancak âyetin gerek lâfzı ve gerekse hükmü geneldir.[154] Kelbî rivayetinde Müdlic oğullan yerine Amir ibn Sa'saa oğullan'nın adı geçmekte; haram kıldıkları hayvanlara bir açıklık getirilerek "Bahîra, Sâibe, Vasile ve Hâmî"yi kendilerine haram kıldıkları zikredilmektedir.[155] İbn Abbâs'tan gelen rivayette de Sakîf, Amir ibn Sa'saa oğullan, Müdlic oğulları ve Huzâa'dan bazılarının bahîra, Sâibe ve vasîle'yi kendilerine haram kılmaları üzerine onlar hakkında indiği kaydedilmektedir.[156]



Dipnotlar:


[152] El-Vâhidî, Esbâbun-Nuzûl, s. 36; el-Kurtubî, el-Câmiu li-Ahkâmi'1-Kur'ân, 11,129.

[153] Taberî, Câmiu'l-Beyân, 1137-38. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/59-60.

[154] el-Kurtubî, el-Câmiu H-Ahkâmi'i-Kur'ân, 11,139-140.

[155] el-vahidî, Esbâbu'n-Nüzûl, s. 36.

[156] Fahreddin er-Râzî, Mefatîhu’l-Ğayb, Tahran tarihsiz, V,2.  Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/60.
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
Sayfa: 1 [2]
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Kur'an-ı Kerim  |  Yazılar  |  Ayetlerin İniş Sebepleri « önceki sonraki »
    Gitmek istediğiniz yer: