Ayetlerin İniş Sebepleri
 

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
21 Ağustos 2014, 03:22:32
12260 Mesaj 2680 Konu Gönderen: 1923 Üye
Son üye: ukalaulema
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Kur'an-ı Kerim  |  Yazılar  |  Ayetlerin İniş Sebepleri 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] 2
Gönderen Konu: Ayetlerin İniş Sebepleri  (Okunma Sayısı 16091 defa)
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« : 25 Ekim 2009, 11:09:35 »

1- FATİHA SÛRESİ


Fatiha Sûresinin nerede ve ne zaman nazil olduğu konusu ihtilaflıdır ve bu konuda değişik rivayetler vardır.Hz. Ali (ra)'den rivayete göre O şöyle demiştir: "Fâtihatu'l-Kitâb Mekke'de Arş'ın altında bir hazineden nazil olmuştur".Bu rivayete bakarak usulcüler, Mücahid'in "Fatiha Sûresi Medine'de nazil olmuştur." sözünü hatalı görürler. Ayrıca Übeyy ibn Ka'b'den gelen sahih bir rivayette de Fatiha, Kur'ân'dan ilk nazil olanlar arasındadır ve o, es-Seb'u'l-Mesânî'dir. "Sana es-Seb'u'l-Mesâni'yi verdik" mealindeki âyeti içinde bulunduran el-Hicr sûresinin mekkî olduğunda ise hiç ihtilâf yoktur.[1]

İbn Abbâs, Katâde ve sahabenin çoğu da bu görüştedirler.

Übeyy ibn Ka'b'den gelen rivayete ek olarak Sa'lebî tefsirinde Amr ibn Şurahbîl'den gelen bir rivayete de yer verilir. Bu rivayette ise Fatiha Sûresinin ilk nazil olan sure olduğu ileri sürülmektedir.Amr ibn Şurahbîl şöyle anlatıyor: "Kur'ân'dan ilk nazil olan "el-Hamdu lillâhi Rabbi'l-âlemîn"dir. Şöyle ki: Hazreti Peygamber (aleyhi ekmeluttehaya) Hz. Hatice'ye gizlice "Bana (aklıma) bir şey karışmış olmasından korktum." demişti. Hz. Hatice: "O da ne ki? Nereden böyle bir korkuya kapıldın?" diye sorunca Efendimiz (aleyhi ekmeluttehaya): "Yalnız olduğum bir sırada "Oku!" diye bana seslenildiğini duydum." dedi. Sonra Hz. Peygamber Varaka ibn Nevfel'e gidip durumu anlatınca Varaka: "Sana bu seslenme tekrar vuku bulacak olursa olduğun yerde kal, kaçıp orayı terketme, iyice dinle." dedi. Hz. Peygamber de öyle yaptı. Cibril geldi ve O'na: "Rahman ve Rahîm Allah'ın adıyla. El-hamdu lillâhi Rabbi'l-âlemîn" de, dedi. Bu haberin isnadı Ebu Sâlih'den, o da İbn Abbâs'tan şeklinde İbn Abbâs'a çıkarılmaktadır.[2]

Bu haber Fâtiha'nın Hz. Peygamber (aleyhi ekmeluttehaya)'e ilk nazil olan vahyin Fatiha olduğu anlamına gelmese bile herhalde Efendimiz (aleyhi ekmeluttehaya)'e ilk nazil olanlar içinde Fatiha'nın da bulunduğuna delâlet etmektedir.

Ebu'l-Leys Nasr ibn Muhammed es-Semerkandî'nin tefsirinde, surenin yarısının Mekke'de, kalan yarısının da Medine'de nazil olduğuna dair garip bir görüş de nakledilmiştir.[3]

Ancak rivayetler arasını te'lif sadedinde bazı âlimler de "Sûre bir kere Mekke'de namaz farz kılındığında, bir kere de Medine'de kıble Beytu'l-Makdis'den Ka'be'ye çevrildiğinde olmak üzere iki defa nazil olmuştur." derler.[4]


DİPNOTLAR


[1]   Nizamuddîn ei-Hasen ibn Muhammed en-Neysâbûrî, Garâibu'l-Kur'ân ve Rağâibu'l-Furkân (Taberî Tefsiri kenarında), Kahire, Bulak 1323, i, 72.

[2]  el-Fahru'r-Râzî, et-Tefsîru'l-Kebîr, Tahran tarihsiz (Dâru'l-Kutubi'l-İlmiyye), 1,177.

[3]  Ebu Abdullah Muhammed ibn Ahmed el-Kurtubî, el-Câmiu li-Ahkâmi'l-Kur'ân, Beyrut 1408/1988,1,82.

[4]  Şihâbuddîn es-Seyyid Mahmûd el-Alusî el-Bagdâdî, Ruhu'l-Ma'ânî fî Tefsîri'i'l-Kur'âni'l-Azîm ve's-Seb'i'l-Mesânî, Îhyâu't-Turâsi'l-Arabî, Beyrut tarihsiz, 1,33. ;Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/13.
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #1 : 25 Ekim 2009, 11:16:04 »

2- BAKARA SÛRESİ


Ayetlerinin sayısı bilittifak 286 olan Bakara Sûresi Medine-i Münevvere'de inen sûrelerden olup içinde Mekke'de nazil olan âyet yoktur ve nüzulü en uzun süren sûredir.[1]

1-4- Elif. Lam. Mîm. İşte bu kitab, onda hiçbir şüphe yoktur. Muttakîler için hidâyetin tâ kendisidir. O muttakîler ki ğayba iman eder, namazı ikame eder ve kendilerine rızık olarak verdiğimizden infâk ederler. Ve onlar sana indirilmiş olana da senden önce indirilmiş olana da iman ederler. Ahirete de onlar îkân sahibidirler.

El-Firyâbi ve İbn Cerir'in Mücahid'den rivayetle tahric ettiklerine göre Bakara Sûresinin ilk dört âyeti mü'minler, onları takip eden iki âyeti kâfirler, ondan  sonraki  13  âyet de münafıklar hakkında nazil olmuştur.[2] 

Bazıları da şöyle diyor:İlk dört âyet özellikle Ehl-i kitab mü'minleri hakkında, Kur'ân’a imanları sebebiyle nazil olmuştur. Allah Tealâ, Kur'ân'da, onların gizlemekte olduklarını haber verince bu kitabın Hz. Muhammed'e (aleyhi ekmeluttehaya) Allah katından indirilmekte olduğunu anlamış, Hz. Muhammed'in (sallallahu aleyhi ve sellem) peygamberliğine iman etmiş, Kur'ân'da nazil olan hakikatleri de tasdik etmişlerdi.[3]

Dipnotlar:

[1] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/14.

[2] Celâluddin Abdurrahman ibn Ebî Bekr es-Suyûtî, Lubabu'n-Nukûl fî Esbâbi'n-Nuzûl, (Tefsîru'l-Celâleyn hamisinde), Kahire tarihsiz, 1/8; Taberî, Câmiu'I-Beyân, İ,80.

[3] Taberî, Câmiu'l-Beyân, 1,79. ; Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/14
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #2 : 26 Ekim 2009, 17:08:49 »



Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla,
6-7. Şurası muhakkak ki o küfretmiş olanları inzâr etsen de inzâr etmesen de birdir, iman etmezler, Allah, onların kalblerini de kulaklarını da mühürlemistir. Gözlerinin üzerinde de bir perde var. Onlaradır azâb-ı azim.

îbn Abbâs (r.a) Bakara 6. âyetinin Hz. Peygamber zamanında Medine civarında bulunan Yahudiler hakkında inmiş olduğunu söylemektedir. Onlar, Hz. Muhammed'in(aleyhi ekmeluttehaya), Allah'ın onlara ve bütün insanlara gönderdiği son elçi olduğunu herkesten daha iyi bildikleri halde onu (herkesten önce tasdik edip ona iman etmeleri gerekirken tam tersine) onu yalanladıkları için onları azarlamak ve suçlamak üzere Allah Tealâ bu âyeti indirmiştir,

İkrime (r.a) veya Saîd ibn Cübeyr'in (r.a) yine İbn Abbâs'tan (r.a) naklettiklerine göre Bakara Sûresinin başından itibaren 100 âyet birer birer isimlerini ve neseblerini saydığı Yahudi hahamları ile Evs ve Hazrec kabilelerinden münafıklar hakkında inmiştir. Taberî, konuyu uzatmamak için bu kimselerin isimlerini vermediği­ni söyler. [4]

İbn Cerir'in İbn İshâk kanalıyla İbn Abbâs'tan (r.a) tahricine göre bu iki âyet Medine Yahudileri hakkında inmiştir.[5] İbn Abbâs'tan (r.a) gelen bir rivayette ve Kelbî'nin söyledikleri de bu görüşle örtüşmektedir. Onlar da bu âyetin Huyey ibn Ahtab, Ka'b ibnu'l-Eşref ve benzerleri gibi Yahudi ileri gelenleri hakkında nâzil olduğunu söylemektedirler.

Yine îbn Cerir'in er-Rebi' ibn Enes'den (r.a) tahricine göre bu iki âyet Bedr gazvesinde öldürülen müşriklerin kumandanları (ileri gelenleri) hakkında inmiş­tir.[6]

Ancak âyet-i kerimede bunların hiçbiri ismen belirtilmemekle onlar ve tarih boyunca, kıyamete kadar onlar gibi olanlar hakkında bu âyetler inmiştir demek en toplayıcı görüş olacaktır.[7]

Dipnotlar:

[4] Taberî, Câmiu'l-Beyân, 1,84.

[5] Suyûti Lubâbu'n-Nukûi, 18-9.

[6] Suyûtî, Lubâbu'n-Nukûl, 1/9.

[7] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/14-15.
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #3 : 27 Ekim 2009, 23:24:50 »

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla,

8. İnsanlardan öyleleri vardır ki iman etmiş olmadıkları halde "Allah 'a ve âhiret gününe iman ettik. " derler. Halbuki onlar mü 'minler değillerdir.


Müfessirler. bu âyet-i kerimenin münafıklardan bir topluluk hakkında indiğinde ve bu âyette zikredilen sıfatların münafıkların sıfatı olduğunda ittifak etmişlerdir.

İbn Cerîr Taberî'nin Tefsirinde İkrime veya Saîd ibn Cübeyr'in İbn Abbâs'dan rivayetine göre "İnsanlardan kimileri de vardır ki mü'minler olma­dıkları halde Allah'a ve âhiret gününe iman ettik, derler." Âyetinde Evs ve Hazrec'den münafıklarla onlar gibi olanlar kastedilmektedir. İbn Abbâs, Übeyy ibn Ka'b'den naklen bunların isimlerini de zikretmiştir.[8]

İbn Abbâs'tan gelen başka bir rivayette ise bu âyetin, mü'minlerle karşılaş­tıklarında iman ve tasdik üzere olduklarını izhar edip "Biz, kitabımızda Muhammed'in vasıflarını buluyoruz." diyen, birbirleriyle başbaşa kaldıkları zaman ise bunun aksi davranan ehl-i kitab münafıkları hakkında nazil olduğu söylenmektedir ki Abdullah ibn Übeyy, Muattib ibn Kuşeyr ve Vucd ibn Kays bunlardandır.[9]

Dipnotlar:

[8] Taberî, Câmiu'i-Beyân, 1,90.

[9] el-Fahru'r-Râzî, et-Tefsîru'l-Kebîr, Tahran tarihsiz (Dâru'l-Kutubi'l-İlmiyye), 11,61.
Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/15.


Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #4 : 17 Kasım 2009, 13:29:34 »

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla,

11-12. Kendilerine "Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın." denildiği zaman "Biz ancak ıslah edicileriz. " derler. Dikkat ediniz! onlar muhakkak bozguncula­rın ta kendileridir de, durumlarının şuurunda değillerdir.

"Onlara: Yeryüzünde fesat çıkarmayın, denildiğinde, Biz ancak ıslah edici­leriz, derler." Ayetinde her ne kadar kıyamete kadar gelecek münafıklar kaste­dilmekte ise de Hz. Peygamber(sallallahu aleyhi ve sellem) zamanında yaşamış münafıklar hakkında inmiş­tir. Bu âyetin nüzul sebebininde Selman (r.a)'dan "Bunlar henüz gelmediler." dediği rivayet edilmişse de herhalde Selman (r.a), bu âyetin nüzulüne sebep olanların ölü­münden sonra böyle söylemiş olmalıdır. Zaten Selman(r.a)'ın bu sözü "Bu âyette belirtilenler daha önce geçmemiştir." şeklinde anlaşılmaz veya bu sıfatta olan kimselerin daha sonra gelmeleri, geçmişte benzerlerinin olmasına mani değildir.[10]

Dipnotlar:

[10] Taberî, Câmiu'l-Beyân, 1,97. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/16.
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #5 : 13 Aralık 2009, 14:53:06 »


Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
14. Onlar, iman etmiş olanlara kavuştukları zaman "İman ettik." derler. Şeytanlarıyla başbaşa kaldıklarında ise "Emin olun biz (onlarla) alay edicileriz." derler.

Vahidî ve Sa'lebî'nin Muhammed ibn Mervan ve Suddî Sağîr kanalıyla İbn Abbâs (r.a)'tan tahric ettiklerine göre bu âyet Abdullah ibn Ubeyy ve arkadaşları hakkında nazil olmuştur. Şöyle ki:

Bir gün dışarı çıkmışlardı. Allah'ın Rasûlü (aleyhi ekmeluttehaya)'nün ashabından bir grup karşılarından geliyordu. Abdullah ibn Übeyy: "Bakın, dedi şu beyinsizleri siz­den nasıl çevireceğim."

Gelip Hz. Ebu Bekr (r.a)'in elini tuttu ve: "Merhaba ey Sıddîk, Temîm oğulla­rının efendisi ve İslâm'ın şeyhi, Allah'ın Rasûlü ile mağaradaki ikinin ikincisi, malını ve canını Rasûlullah yolunda cömertçe harcayan!" dedi.

Sonra Hz. Ömer (r.a)'in elini tutup: "Merhaba ey Adiyy ibn Ka'b oğullarının efendisi, Allah'ın dininde en güçlü ve Faruk, Allah'ın Rasûlü yolunda malını ve canını cömertçe harcayan!" dedi.

Sonra Hz. Ali (k.v)'nin elini yakalayıp: "Merhaba ey Allah Rasûlü'nün amcası oğlu, Rasûlullah'ın damadı, Allah'ın Rasûlü dışında bütün Haşim oğullarının efendisi!" dedi ve ayrıldılar.

Abdullah, arkadaşlarına: "Neyi nasıl yaptığımı gördünüz değil mi? Onları gördüğünüz zaman aynen benim yaptığım gibi yapın; onlara övgüde bulunun." dedi.

Müslümanlar Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)'in yanına dönüp İbn Übeyy ile aralarında geçeni O'na haber verdiler de bu âyet-i kerîme nazil oldu.

Ancak bu rivayetin isnadı vâhîdir. Çünkü Süddî Sağîr yalancıdır. Kelbî ve Ebu Salih de zayıftırlar.[11]

Yine Kelbî'nin Ebu Salih'ten, onun da İbn Abbâs (r.a)'tan rivayetine göre ise bu âyet yahudilerin durumu hakkında inmiştir. Buna göre "iman edin" emrinin muhatabları yahudiler, "insanların iman ettiği gibi" ifadesindeki insanlar da Abdullah ibn Selâm (r.a) ve ashabı gibi müslüman olan yahudilerdir.[12]

İbn Abbâs (ra.)'tan gelen bir rivayete göre de bu âyet Abdullah ibn Übeyy, Muattib ibn Kuşeyr ve Cedd ibn Kays gibi yahudi münafıkları hakkında nazil olmuştur. Onlar, mü'minlerle karşılaştıkları zaman iman ve tasdiklerini gösteri­yorlar "Biz Muhammed'in niteliklerini, vasıflarını kitabımız Tevrat'ta buluyo­ruz." diyorlardı. Ancak içleri böyle değildi ki birbirleriyle yalnız kaldıklarında aksini konuşuyorlardı. [13]

Dipnotlar:

[11] Suyûtî, Lubâbu'n-Nukûl, 1/9-10.

[12] Ebu Abdullah Muhammed ibn Ahmed el-Kurtubî, el-Câmiu Ii-Ahkâmi'1-Kur'ân, Beyrut 1408/1988,.1,143.

[13] Fahreddin er-Râzî, Mefâtfhu'1-Ğayb, 11,61.

Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/16-17.
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #6 : 12 Ocak 2010, 22:16:29 »

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla,

19. Yahut onların hali gökten boşanan yağmura tutulmuşun hali gibidir ki onda karanlıklar, gök gürültüsü ve şimşek çakışı vardır. Ölüm korkusuyla yıldı­rımlardan parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Allah kâfirleri çepeçevre kuşatan­dır.


İbn Cerîr'in Suddî el-Kebîr kanalıyla İbn Abbâs'tan (r.a), İbn Mes'ûd'dan (r.a) ve sahabeden bazılarından rivayetle tahricine göre Medine münafıklarından iki kişi Allah'ın Rasûlü'nden (aleyhi ekmeluttehaya) müşriklere kaçmışlardı. Yolda Allah'ın, içinde şiddetli gök gürültüsü, şimşek ve yıldırımlarla zikrettiği yağmura yakalandılar. Her yıldırımda yıldırım kulaklarına girecek de kendilerini öldürecek korkusuyla parmaklarıyla kulaklarını tıkıyorlar; her şimşek parıl damasın da onun şavkında yürüyorlar, şimşek çakmayıp da bir şey göremez oldukları zaman da yürüyerek (eski) yerlerine geliyorlardı. (Sonunda iyice bizar olup "Ah bir sabaha çıksak! Hemen Muhammed'e (aleyhi ekmeluttehaya) gelip elimizi eline koyalım (tekrar O'na İmanla biat ede­lim)." demeye başladılar. Gerçekten de sabah olunca Hazreti Muhammed'e (aleyhi ekmeluttehaya) gelip yeniden  iman  ettiler, ellerini Efendimizin eline koyup biat ettiler ve iyi müslümanlar oldular.

Allah Tealâ Medine'den müşriklere katılmak üzere çıkan bu iki münafığın durumunu Medine'deki münafıklar için bir mesel kıldı: Hazreti Peygamber'in (aleyhi ekmeluttehaya) meclisinde hazır bulundukları zaman Hz. Peygamber'in (aleyhi ekmeluttehaya) kendileri hakkında bir şey (vahiy) nazil olduğunu söylemesinden veya herhangi bir şeyle adlarının anılmasından ve öldürülmelerinden korkarak Medine'den çıkan o iki münafığın parmaklarıyla kulaklarını tıkadıkları gibi kulaklarını parmaklarıyla tıkıyorlardı. Şimşek önlerini aydınlattığında yani malları, çocukları çoğalıp bir ganimet elde ettiklerinde veya bir fetih ele geçirdiklerinde o iki münafık nasıl şimşek çaktı­ğında onun aydınlığında yürüyor idiyseler bunlar da o aydınlıkta yürüyorlar; "Muhamed'in (aleyhi ekmeluttehaya) dini gerçekten doğru bir din İmiş" diyorlar ve o dinde devam ediyorlar; önleri aydınlık olmayıp karardığında da dikile kalıyorlar yani mallan ve çocukları helak olup başlarına bir belâ geldiğinde ise "Bu, Muhammed'in (aleyhi ekmeluttehaya) dini yüzünden." diyor ve şimşek çakmayıp da karanlıkta kalan İki münafığın yaptığı gibi bunlar da dinden dönüp kâfirler oluyorlardı.[14]

Saîd ibn Cubeyr'den başka bir nüzul sebebi rivayet ediliyor. O demiş ki: Bu âyet yahudiler hakkında nazil olmuştur. Allah'ın Rasûlü'nün (aleyhi ekmeluttehaya) çıkışını bekliyor ve onunla araplara karşı zafer kazanacakları, araplara galebe çalacakla­rı umudunu izhar ediyorlardı ama çıkınca onu inkâr ettiler. İşte Hazreti Peygam­ber'in (aleyhi ekmeluttehaya) çıkışını beklemeleri (aydınlanmak üzere) ateş yakmalarına, çıkışından sonra inkâr etmeleri de yaktıkları ateşin aydınlığının zevaline benzetilmiştir.[15]


Dipnotlar:

[14] Suyûtî, Lubâbun-Nukûl, 1,10-11; Taberî, Câmiu'l-Beyân, 1,119.

[15] el-Fahru'r-Râzî, et-Tefsîru'1-Kebîr, 11,74. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/17-18
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #7 : 15 Şubat 2010, 16:32:27 »


Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla,

23. Eğer kulumuzun üzerine indirdiğimizden şüphe ediyorsanız haydi onun benzerinden siz de bir sûre getirin. Allah 'in dışında şâhidlerinizi de çağırın eğer (sözünüzde) sâdıklar iseniz.


Müşrikler Kur'ân'ı işittikleri zaman: "Bu, Allah'ın sözüne benzemiyor. Biz doğrusu onun Allah kelâmı olduğundan şüpheliyiz." demişlerdi de âyet bunun üzerine nazil oldu [16]

Elbetteki bu müşriklerin ilk Örnekleri asr-ı saadette Kur'ân'ın ilk muhatabları olan Mekke müşrikleri olmakla birlikte Kur'ân'ın bu meydan oku­ması kıyamete kadar bütün inkarcılar hakkında geçerlidir.[17]



Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla,

26. Hiç şüphesiz, bir sivrisinek olsun, daha üstündeki olsun herhangi bir şe­yi Allah mesel getirmekten çekinmez. Artık iman edenler onun, Rablerinden bir gerçek olduğunu bilirler. Kâfirler ise "Allah bu misal ile neyi murad etmiştir? " derler. Allah onunla bir çoğunu dalâlette bırakır. Yine onunla bir çoğunu hidâ­yete ulaştırır. Onunla ancak fâsıkları dalâlette bırakır.


İbn Cerîr'in kendi isnadlarıyla Süddî'den tahricinde Abdullah ibn Mes'ûd ve diğer bazı sahabeden rivayetine göre Allah Tealâ, Bakara 17 ve 18'de müna­fıklarla ilgili iki misali verdiğinde münafıklar: "Allah böyle misaller vermeye­cek kadar yücedir." dediler de "İşte onlar gerçekten hüsrana uğrayanlardır." (Bakara 27)'ye kadar olmak üzere "Hiç şüphesiz Allah, sivrisinek ve onun öte­sinde bir şeyi misal getirmekten haya etmez..." âyetini indirdi.[18]

Vâhidî'nin  İbn Mes'ûd'dan rivayetine göre ise Allah Tealâ, müşriklerin ilâhlarını zikredip "Ey insanlar bir misal verildi, şimdi onu dinleyin. Allah'ı bırakıp da tapındıklarıniz bunun için bir araya gelseler bile bir sineği bile yara­tamazlar. Sinek onlardan bir şey kapsa, bunu ondan geri de alamazlar. İsteyen de âciz, kendinden istenen de." (Hacc, 73) ve müşriklerin ilâhlarının tuzaklarım zikredip onların tuzaklarını örümcek yuvası gibi olmakla niteleyip "Allah'ın dışında dostlar edinmiş olanların misali örümceğin misali gibidir ki örümcek bir yuva edinmiştir. Halbuki yuvaların en çürüğü hiç kuşkusuz örümceğin yuvası­dır." (Ankebût, 41) buyurunca müşrikler: "Görüyor musunuz Muhammed'e İndirdiklerinde Allah sinek ve Örümceği misal veriyor. Acaba bu kadar değersiz şeyleri misal getiren tanrı nasıl bir tanrıdır ki! Bir tanrı bunu yapar mı?" dediler de Allah Tealâ: "Hiç şüphesiz Allah, sivrisinek ve onun ötesinde bir şeyi misal getirmekten haya etmez..." âyetini indirdi. Bu rivayetin isnad zincirinde bulunan Abdulğanî gerçekten vâhî bir râvidir.[19] Bu rivayet Vâ­hidî'nin Esbâbu'n-Nüzûl’ünde İbn Abbâs'tan rivayetle yer almaktadır.[20]

Hasen ve Katâde de şöyle diyorlar: Allah Tealâ kitabında sinek ve örümce­ği zikredip müşriklerin yapmakta olduklarına bunları misal getirince Yahudiler güldüler ve: "Doğrusu bu Allah kelâmına hiç benzemiyor." dediler de bunun üzerine Allah Tealâ bu âyeti indirdi.[21]

Abdurrezzâk da tefsirinde Katâde'den rivayetle şöyle diyor: Allah Tealâ, (Kur*ân'da sinek ve örümceği zikredince müşrikler: "Acaba sinek ve örümceğin nesi var da (Kur'ân'da) anılıyorlar?" dediler de Allah Tealâ bunun üzerine bu âyeti indirdi.

İbn Ebî Hatim'in Hasen'den rivayetine göre ise "Ey insanlar bir misal ve­rildi, şimdi onu dinleyin. Allah'ı bırakıp da tapındıklarınız bunun için bir araya gelseler bile bir sineği bile yaratamazlar..." âyeti nazil olunca müşrikler: "Bu ne biçim misal?" veya buna benzer bir şeyler söylediler de Allah Tealâ bunun üzerine bu âyet-i kerimeyi inzal buyurdu

Bu rivayetlerden birincisi isnad açısından daha sahih olması yanında sûre­nin başında geçenlere de daha uygundur. Aslında diğer rivayetlerde Allah'ın sinek ve örümceği misal getirmesine müşriklerin karşı çıktığı ve onların buna hayretlerini belirtmeleri üzerine bu âyetin indiğinin söylenmesi âyetin medine'de nazil olmuş olmasıyla da uyuşmamaktadır.

Yukardaki rivayetlerden en uygunu Vâhidî'nin rivayet etmiş olduğu sinek ve örümcek misallerine Yahudilerin itiraz ve hayretlerini ifade eden rivayettir.[22]



Dipnotlar

[16] Ebu Abdullah Muhammed ibn Ahmed el-Kurtubî, el-Câmiu li-Ahkâmi'1-Kur'ân, Beyrut 1408/1988. 1.161.

[17] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/18.

[18] Taberî, Câmiu'l-Beyân, 1,138.

[19] Suyûtî, Lubâbu'n-Nukûl, 1,11-12.

[20] el-vâhidî, Esbâbu'n-Nüzûl, Beyrut 1985 (İkinci baskı), s. 21-22.

[21] Ebu Abdullah Muhammed ibn Ahmed el-Kurtubî, el-Câraiuli-Ahkâmi*l-Kur'ân,  Beyrut  1408/1988»  1,168;  Abdullah ibn Ahmed en-Nesefî,  Medâriku't-Tenzîl ve Hakâiku't-Te'vîl, tahkik: Mervan Muhammed eş-Şe'âr, Beyrut 1416/1996,1,73.

[22] Suyûtî, Lubâbu'n-Nukûl, 1,13.

Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/19-20.
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #8 : 16 Şubat 2010, 22:16:36 »



27. Onlar ki Allah 'ın ahdini onu te 'kidle sımsıkı bağladıktan sonra bozar­lar, Allah'ın, birleştirilmesini emrettiğim keser, koparırlar, yeryüzünde bozgun­culuk yaparlar. İşte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.

"Onlar ki kesin kesin söz verdikten sonra Allah'ın ahdini bozarlar..." âyeti, ehl-i kitabın kâfirleri ve münafıkları, özellikle de Hazreti Peygamber (aleyhi ekmeluttehaya)'ın ashabı mu­hacirler arasına karışan Yahudi hahamları, onlara yakın duran İsrailoğulları kalıntıları ve şirki üzerinde ısrar eden münafıklar hakkında inmiştir.[23]



41. Yanınızdakini doğrultucu olarak gönderdiğime iman edin, onu inkâr edenlerin ilki siz olmayın. Ayetlerimizi az bir baha ile değişmeyin. Ancak bana korunun.

Hasen ve bazı müfessirler diyorlar ki:

Yahudi hahamları, Hazreti Peygamber (aleyhi ekmeluttehaya)'ın Tevrat'taki vasıflarını değiştirip bunun için bir ücret yani rüşvet alıyorlardı. Bu âyetle bundan men'edildiler.

"Yahudi hahamları dinlerinin halka öğretme karşılığında ücret alırlardı. Bu âyetle bu yasaklandı" da denilmiştir.

Bu âyet-i kerime her ne kadar İsrailoğullarına mahsus ise de bu konuda on­lar gibi davranan herkes bu âyetin hükmüne girer. Yani bir hakkı değiştirmek veya iptal etmek için rüşvet alan veya öğretmesi vacip olan bir şeyi bir ücret almaksızın Öğretmekten veya kendisinden bir başkasının edâ edemiyeceği bir ilmi yine ücret almaksızın edâ etmekten kaçınan kimseler bu âyetin hüküm ve tehdidi altına girer.[24]   



42. Sizler bilip dururken hakkı bâtıla karıştırıp hakkı gizlemeyin.

Ebu'l-Aliye der ki: Yahudiler: "Muhammed peygamber olarak gönde rilmiştir ama bizden başkalarına." demişlerdi. İşte onların "Muhammed pey gamber olarak gönderilmiştir." sözleri hak, "bizden başkalarına gönde rilmiştir." sözleri ise bâtıldır.[25]




Dipnotlar:

[23] Taberî, Camiu’l-Beyân, 142-143.

Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/20.

[24] Ebu Abdullah Muhammed ibn Ahmed el-Kurtubî, el-Câmiu li-Ahkâmi'l-Kur'ân, 1,228-229.

Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/21.

[25] Ebu Abdullah Muhammed ibn Ahmed el-Kurtubî, el-Câmiu li Ahkâmi'l-Kur'ân, 1,233.

Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/21.
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #9 : 17 Şubat 2010, 20:22:20 »


Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla,


44. Sizler insanlara iyiliği emredersiniz de kendilerinizi unutur musunuz? Halbuk kitabı da okuyorsunuz. Halâ akletmiyecek misiniz?

Vahidî ve Sa'lebî'nin Kelbî kanalıyla İbn Abbâs'tan rivayetlerine göre o şöyle demiştir: Bu âyet Medine yahudileri hakkında nazil oldu. Onlardan birisi, müslüman hısım akraba ve süt kardeşlerinden birine: "Üzerinde olduğun din ve bu adamın -Hz. Muhammed'i (aleyhi ekmeluttehaya) kastediyorlar- emrettiklerinde sebat et. Çünkü onun işi haktır, doğrudur." demişti. Yani insanlara bunu emrediyor ve fakat kendileri yapmıyorlardı.[26]

İbn Abbâs'tan gelen bir rivayete göre ise yahudi hahamları yahudilere Tev­rat'a tabi olmalarını emreder ve fakat kendileri Hz. Muhammed (aleyhi ekmeluttehaya)'in Tev­rat'taki vasıflarını inkâr etmek suretiyle Tevrat'a aykırı davranırlardı.

İbn Cureyc der ki: Yahudi hahamları, cemaatlerini Allah'a tâate teşvik eder ve fakat kendileri ma'sıyetlerden sakınmazlar, rahatça günah işlerlerdi.

Bazıları da: Yahudi hahamları halkı sadaka vermeye çağırıp teşvik eder ve fakat kendileri cimri davranırlardı.[27]

Bütün bu vecihler netice itibariyle bir veya birbirine yakın, birbiriyle çe­lişmeyen sebeplerdir. Aslında âyet Yahudi hahamları (din adamları) hakkında ise de onların bu ve benzeri kabilden işleri ile fiillerinin birbirini tutmaması sıfatında onlara benzeyen herkes âyetin hükmüne dahildir.[28]



48. Ve öyle bir günden korunun ki o günde hiç kimse hiç kimse adına bir şey ödeyemez, ondan hiçbir şefaat kabul olunmaz, ondan bir fidye alınmaz, on­lara yardım da edilmez.

Müfessirlerin kaydettiklerine göre bu âyetin nüzul sebebi şudur: İsrail oğul­lan: ''Bizler Allah'ın oğulları, dostları ve peygamberlerinin çocuklarıyız ve ba­balarımız bize şefaatçi olacaklardır." diyorlardı. Allah Tealâ da onlara, kıyamet günü onlardan fidyenin de şefaatlerin de kabul edilmeyeceğini bildirdi.  [29] Bir rivayette de onların “Bizler Allah'ın dostu olan İbrahim'in evlâtlarıyız. O, Allah'ın rızası için kes­meye yatırdığı İshak'ın babasıdır. Bize şefaat eder ve bizi azâbdan kurtarır." dedikleri, babalan ile kini kastettikleri açık olarak belirtilmiştir.[30]



62. Şüphe yok ki iman etmiş olanlar, yahudiler, hristiyanlar ve sabitler; kim Allah'a ve âhiret gününe iman eder, bununla beraber sâlih amelde bulunursa elbette onların Rableri katında ecirleri vardır. Hem onlara bir korku da yoktur, onlar üzülecek de değillerdir.

İbn Ebî Hatim ve el-Adenî"nin îbn Ebî Necîh kanalıyla Mücâhid'den tahric ettiklerine göre O şöyle anlatmış: Selman dedi ki: Rasûlullâh (aleyhi ekmeluttehaya)'a daha önce birlikte bulunduğum din sâliklerini sordum. Onların dualarını, ibadetlerini zik­rettim. Bunun üzerine "Hiç şüphesiz iman etmiş olanlar; Yahudi, hristiyan ve sâbiîlerden Allah'a ve âhiret gününe iman etmiş ve sâlih amel işlemiş olanlar..." âyeti indi.

Yine İbn Ebî Hatim'in tahricinde Mücâhid'den gelen rivayette Selmân şöy­le anlatıyor: Allah'ın Rasûlü (aleyhi ekmeluttehaya)'ne, daha önce içlerinde bulunduğum din men­suplarını sordum ve dedim ki: "Ey Allah'ın elçisi, namaz kılıyorlar, oruç tutu­yorlar, sana iman ediyorlar ve senin peygamber olarak gönderileceğine şehadet ediyorlardı." Bunun üzerine Allah Tealâ bu âyeti indirdi.[31]

Vahidî'nin de Mücâhid'den rivayetle zikrettiğine göre Selman, Rasûlullâh (aleyhi ekmeluttehaya)'a daha önceki ashabının kıssasını anlattığında Efendimiz: "Onlar cehennemdedirler." buyurmuştu. Selman diyor ki: Sanki o anda dünyam karardı ama hemen akabinde "Hiç şüphesiz iman etmiş olanlar; Yahudi, hristiyan ve sâbiîlerden Allah'a ve âhiret gününe iman etmiş ve sâlih amel işlemiş olanlar...ve onlar mahzun da olmayacaklardır." âyeti nazil oldu da sanki üzerimden bir dağ kalktı.

Vahidî'nin Esbâbu'n-Nüzûl'ünde ise rivayet "Selman'in Hz. Peygamber'e manastırlarda kalanların kıssasını anlattığı ve Hz. Peygamber'in de "Onlar cehennemdedirler." buyurduğu" şeklindedir.[32]

İbn Cerîr ve İbn Ebî Hatim de Süddî'den rivayet ederler ki bu âyet Selman'in İslâm'dan önceki ashabı hakkında nazil olmuştur.[33]

Süddî'den gelen rivayet Vahidî'de şöyledir:

"Hiç şüphesiz iman etmiş olanlar; Yahudi, hristiyan ve sâbiîlerden Allah'a ve âhiret gününe iman etmiş ve sâlih amel işlemiş olanlar..." âyeti Selman el-Fârisî'nin ashabı hakkında nazil olmuştur. Selmân, Hz. Peygamber (aleyhi ekmeluttehaya)'e geldi­ğinde ashabının (bırakıp geldiği arkadaşlarının) ibadetlerini ve nasıl çalıştıkları­nı haber verip şöyle dedi: "Ey Allah'ın elçisi, namaz kılıyor, oruç tutuyor, sana iman ediyor ve senin peygamber olarak gönderileceğine şehadet ediyorlardı." Selmân'in, arkadaşlarına olan bu övgüsü bitince Allah'ın Rasûlü (aleyhi ekmeluttehaya): "Onlar cehennemliklerdendir." buyurdu da Allah Tealâ: "Hiç şüphesiz iman etmiş olan­lar; Yahudi, hristiyan ve sâbiîlerden Allah'a ve âhiret gününe iman etmiş ve sâlih amel işlemiş olanlar..." âyetini indirdi ve Hz. Peygamber: "ve onlar mah­zun da olmayacaklardır." Kadar okudular.[34]

İbn Abbâs, İbn Mes'ûd ve diğer bir takım sahabeden gelen rivayetlerde Selmân'in bırakıp geldiği arkadaşlarının Cündişapur halkının ileri gelenlerinden olduğu bilgisi de vardır.[35]

Taberî, tefsirinde Musa ibn Harun kanalıyla Süddî'den rivayetle hadiseyi çok daha detaylı bir biçimde şöyle vermektedir:

"Hiç şüphesiz iman etmiş olanlar; Yahudi, hristiyan ve sâbiîlerden Allah'a ve âhiret gününe iman etmiş ve sâlih amel işlemiş olanlar..." âyeti Selman Fârisî'nin arkadaşları hakkında nazil olmuştur. Selman (İran'da) Cundişapur şehrin­den ve şehrin ileri gelenlerinden idi. Kralın oğlu ile arkadaş idiler ve yedikleri ayrı gitmez kardeşler gibiydiler. Birlikte ava da çıkarlardı. Bir gün yine ava çıkmışlardı. Av esnasında gizlenmiş bir eve rastladılar, kapısından baktıklarında içerde önündeki mushafı okuyan bir adam gördüler. Adam hem okuyor, hem ağlıyordu. Sordular: "Bu da nedir?" adam: "Bu kitapta ne olduğunu öğrenmek isteyen sizin durduğunuz yerde durmaz. Eğer öğrenmek istiyorsanız, girin içeri, size öğreteyim." dedi. Yanına girdiler, adanı: Bu, Allah katından gelmiş bir kitaptır. Onda, kendisine itaati emretmiş, karşı gelinmesini yasaklamış: Zina etmiyeceksin, insanların mallarını bâtıl yollarla almıyacaksın, buyurmuş" deyip kitapta olanları anlatmış. Bu kitap Allah'ın İsa'ya indirdiği İncil imiş. İki genç bundan etkilenerek bu adama (rahibe) tabî olmuşlar. Rahib: Bundan sonra (put­perest olan) kavminizin kestiklerini yemek size haramdır, demiş. İki genç bu rahibe gelip gitmeye ve öğrenmeye devam etmişler.

Nihayet bir bayram günü yemekler yapılmış, ileri gelenler ve halk kralın sofrasında toplanmış ve kralm oğlu da bu sofraya davet edilip de gelmeyince kralın oğlunun hristiyan olduğu ortaya çıkmış, kral oğlunu hristiyan yapan rahi­bi çağırtmış ve sürgün etmiş. Rahib iki gence: 'İşte ben gidiyorum. Musul'da bir manastırda 60 mü'minle birlikte Allah'a kulluk ediyoruz. Eğer imanınızda sâdık iseniz siz de gelin." Demiş. İki genç de peşinden gitmeye karar veriyorlar ancak kralm oğlunun yol hazırlıkları uzayınca Selman sabredemeyip yalnız başına yola çıkar Musul'daki o manastıra gelir ve görür ki hristiyanlığına sebep olan rahib burada rahiplerin başıdır ve buradaki rahibler de dinlerinin emirlerini yerine getirmede çok titizler. Selman da onlara uyar ve günler böyle geçerken baş rahib Selman'a: "Yavrum sen gençsin. Bu kadar çok ibadet etme, korkarım usanırsın. Onun için nefsine ibadeti biraz hafiflet." der. Selman sorar: "Benim yaptığım mı yoksa senin şu emrettiğin mi daha hayırlı?" Başrahib: "Elbette senin yaptığın" der ve Selman bu minval üzere Allah'a ibadete devam eder.

Bir gün manastırın başrahibi Beytu'l-Makdis'i ziyarete karar verir, onun teklifiyle Selman da onunla birlikte yola çıkar. Yolda kötürüm birine rastlarlar. Onun "Ey rahiblerin efendisi bana merhamet et ki Allah da sana merhamet et­sin" dileğine iltifat etmezler ve yola devam ederler. Beytu'l-Makdis'e gelince başrahib Selman'ı serbest bırakır ve "Bu mescide bütün dünyadan âlimler gelir­ler, çık, onları dinle, onlardan öğren" der. Selman bir gün başrahibin yanına üzgün olarak döner. Sebebini sorunca da: "Bizden öncekiler, peygamberler ve onlara tabî olanlar bütün hayırları alıp götürmüşler." der. Başrahib: "Yok hayır öyle değil, bir peygamber daha kaldı ki tâbîleri oun tâbîlerİnden daha hayırlı bir peygamber yok. Çıkacağı zaman da bu zamandır. Ben, ona yetişeceğimi sanmı­yorum ama sen gençsin, belki sen ona yetişirsin. O, Arap ülkesinde çıkacaktır. Eğer ona yetişirsen ona iman et, ona tabî ol" der. Selman: "Bana onun alâmetle­rinden birini söyler misin?" deyince başrahib: "Sırtında peygamberlik mührü vardır, kendisine hediye edileni yer, ama sadakayı yemez." der.

Beytu'l-Makdis'ten çıkarlar, dönüş yolunda o kötürüme yine rastlarlar. Kö-türümün: "Ey rahiblerin efendisi, bana merhamet eyle ki Allah da sana merha­met eylesin" seslenişi üzerine merkebinden ona doğru eğilir, kötürümü tutar ve yere çalar, onun için dua eder, sonra da: "Allah'ın izniyle kalk." der, adam Selman'ın gözleri önünde sapasağlam ayağa kalkar. Selman şaşkın şaşkın bakı-nırken rahib yoluna devam eder ve gözden kaybolur gider. Selman şaşkınlığın­dan uyanıp rahibi ararsa da bulamaz. Yolda Kelb oğullarından iki arapla karşıla­şır, onlara kaybettiği rahibi sorar, onlar da Selman'ı (öyle anlaşılıyor ki köle olarak satmak üzere) yanlarına alarak Medine'ye getirirler. Selman'ı Medine'de Cüheyne kabilesinden bir kadın hayvanlarına çobanlık yapması için satın alır ve Selman, kadının ikinci bir kölesi ile münavebeyle çobanlık yapmaya başlarlar. Selman'ın bir yandan da kulağı çıkmasını beklediği peygamberin haberindedir. Beklediği haber bir gün çoban arkadaşıyla gelir: "Bugün Medine'ye peygamber olduğunu iddia eden birisi geldi" der. Hayvanların başına arkadaşını koyan Selman hemen Medine'ye gelir, Efendimiz'in çevresinde dolanmaya başlar. Selman'ı gören ve niyyetini anlıyan Efendimiz elbisesini omuzundan aşağı bı­rakır da nübüvvet mührü meydana çıkar, mührü gören Selman Efendimiz'in yanına gelir, onunla konuşur, sonra çıkar gider, bir dinara bir kuzu ve bir miktar ekmek alır Efendimiz'e getirir. Allah'ın Rasûlü: "Bu nedir?" diye sorunca da: "Sadakadır." . der. Efendimiz: "Bizim ona ihtiyacımız yoktur, götür, müslümanlar yesin." buyurur. Selman yine çıkar gider ve tekrar başka bir dinar­la bir miktar ekmek ve et satın alıp Efendimiz'e getirir. Onun: "Bu nedir?" soru­suna bu sefer "Hediyedir" cevabı verir. Efendimiz: "Otur o halde." buyurur ve birlikte yerler.

Konuşma sırasında Selman, arkadaşlarından bahseder, onları anlatır ve: "Ey Allah'ın rasûlü, namaz kılar, oruç tutar, sana iman eder ve senin peygamber olarak gönderileceğine şehadet ederlerdi." der. Selman'ın, arkadaşlarına olan övgüleri bitince Efendimiz: " Ey Selman, onlar cehennem ehlindendir." buyurur da bu Selman'a çok ağır gelir. Kaldı ki Efendimiz'e: "Eğer onlar sana yetişmiş olsalardı mutlaka seni tasdik eder ve sana tabî olurlardı." da demişti. İşte bunun üzerine Alalh Tealâ "Hiç şüphesiz iman etmiş olanlar; Yahudi, hristiyan ve sabitlerden Allah'a ve âhiret gününe iman etmiş ve sâlih amel işlemiş olanlar..." âyetini indirir.

Taberî, tefsirinde Selman'ı ihtidaya götüren hadiseleri bu şekilde tafsilâtlı bir şekilde verdikten sonra Müsennâ kanalıyla İbn Abbâs'tan gelen bir rivayete daha yer verir ki buna göre "Hiç şüphesiz iman etmiş olanlar; Yahudi, hristiyan ve sâbiîlerden Allah'a ve âhiret gününe iman etmiş ve sâlih amel işlemiş olan­lar..." âyetinden sonra Allah Tealâ "Her kim İslâm'dan başka bir din isterse asla ondan kabul edilmeyecektir." (Ali İmrân, 3/85) âyetini indirmiştir ki bu da bi­rincisinin Selman'ın, arkasında bırakıp geldiği ve Hz. Muhammed'in bi'setini bekleyip de ona yetişmeden ölen o hristiyanlar hakkında müjdeyi ihtiva etmekle birlikte Efendimiz'in bi'setinden sonrakiler hakkında ikinci Ali İmrân âyetiyle nesholunduğu düşüncesini akla getirmektedir.[36]



Dipnotlar:

[26] Suyûtî, Lubâbu'n-Nukûl, 1,13; el-Vâhidî, Esbâbu'n-Nüzul, Beyrut 1985 (İkinci baskı), s. 22.

[27] Ebu Abdullah Muhammed ibn Ahmed ei-Kurtubî, el-Câmiu li-Ahkâmi'1-Kur'ân, 1,248.

[28] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/21-22.

[29] Ebu Abdul­lah Muhammed ibn Ahmed d-Kurtubî, el-Câmiu Ii-Ahkâmi'1-Kur'ân, 1,259.

[30] H. Tahsin Emiroğlu, Esbab-ı Nüzul, Konya, 1965. 1,43. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/22.

[31] Abdulfettâh ei-Kâdî, Esbâbu'n-Nuzûl ani's-Sahâbe ve'İ-Mufessirîn, Kahire tarihsiz (Birinci baskı), s. 13.

[32] el-vâhidî, Esbâbu'n-NüzûL Beyrut 1985 (İkinci baskı), s. 22.

[33] Suyûtî, Lübabu'n-Nukul, 1,13-14.

[34] el-vahidî, Esbâbun-Nuzûi, s. 22-23.

[35] Bak: el-Vâhidî, Esbâbu'n-Nüzûl, s. 23.

[36] Taberî, Câmiu'i-Beyân, 1,254-257 ibn Hişâm da Selman el-Fârisî'yi ihtidaya götüren hâdiseleri bundan daha tafsilâtlı olarak İbn İshâk'tan naklen zikreder. Bak: es-Siretu'n-Nebeviyye, Tahkik: Mustafa es-Sakâ, İbrahi el-İbyârî, Abdulhafîz Şelebî, Kahire 1375/1955, 1,214-220. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/22-26.
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #10 : 18 Şubat 2010, 16:44:42 »


Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla,


75. Artık onların size inanacaklarını umar mısınız? Halbuki onlardan bir zümre vardı ki Allah 'ın kelâmını dinlerlerdi de akılları aldıktan sonra onlar bunu bile bile tahrif ederlerdi.

Müfessirlerin çoğu, "Şimdi (ey mü'minler), onların size inanacaklarını mı umuyor, bekliyorsunuz!? Oysa ki onlardan bir grup Allah'ın kelâmını işitir de onu iyice anladıktan sonra bile bile onu tahrif ederlerdi." Âyet-i kerîmesi Tevrat'taki recm âyeti ile Hazreti Muhammed (aleyhi ekmeluttehaya)'in vasıflarını değiştiren (yahudi âlimleri) hakkında inmiştir.[37]



76. İman edenlere kavuştuklarında inandık, derler. Birbirleriyle yalnız kal­dıklarında ise Allah 'in size açtığı şeyi, mü 'minler onunla Rabbiniz katında kuvvetli delil getirsinler diye mi onlara söyleyip duruyorsunuz? Buna aklınız ermiyor mu? Derler.

İbn Humeyd kanalıyla İbn Abbâs'tan naklediliyor: Yahudiler mü'minlere rastladıklarında "Biz de iman ettik, yani arkadaşınız Muhammed Allah'ın elçisidir ama sadece size." derler, birbirleriyle yalnız kaldıklarında böyle diyenlere çıkışır: "Araplara bunu söylemeyin. Unuttunuz mu onlara karşı bu peygamber hakkı için diye Allah'tan fetih ve zafer dileğinde bulunurdunuz. Meğer bu peygamber bizden değil onlardanmış." derlerdi. İşte bunun üzerine Allah Tealâ "(Yahudi münafıkları) iman edenlere kavuştukları zaman inandık, derler. Birbiriyle yalnız kaldıklarında ise Allah'ın size açtığı şeyi mü'minler onunla rabbınız katında aleyhinize kuvvetli delil getirsinler diye mi onlara söyleyip duruyorsunuz, buna aklınız ermiyor mu? derler." âyetini indirdi.[38]

Mücahid'den rivayet ediliyor: Hazreti Peygamber (aleyhi ekmeluttehaya) Kurayza oğullarını kalelerinde kuşattığı zaman kalenin altından yahudilere: "Ey maymun ve domuzların kardeşleri, ey tâğûta tapanlar!" diye seslenmişti. Bunu duyan yahudiler: "Bu adam bunları nereden biliyor? Muhammed'e bunları kim haber verdi? Bu söz, başka değil ancak sizden çıkmıştır." dediler de Allah Tealâ bu âyetleri indirdi.[39]



79. Kitabı elleriyle yazıp da sonra onu az bir baha ile satabilmek için "Bu Allah katımdandır. " diyenlere yuh olsun. Vay ellerinin yazdıklarından başlarına geleceklere, vay şu kazanmakta oldukları yüzünden onlara!

"Kitabı elleriyle yazıp da sonra bu Allah katındandır... diyenlere yuh olsun." Âyeti Hazreti Peygamber (aleyhi ekmeluttehaya)'in sıfatını değiştiren, niteliklerini tebdil edenler hakkında inmiştir.

Kelbı'nin verdiği bilgi şöyledir: "Rasûlullâh (aleyhi ekmeluttehaya)'ın kitaplarındaki vasfını değiştirdiler. Kitaplarında o, orta boylu, esmer olarak zikredilirken onu buğday benizli düz (kıvırcık değil) saçlı ve uzun boylu yaptılar. Arkadaşlarına ve kendilerine tabî olanlara da: "Ahir zamanda gönderildiğini iddia eden şu peygambere bakın; kitabımızda zikredilen vasıflara uymuyor." dediler. Haham ve bilginlerin diğer yahudiler için olmıyan bir takim menfaatleri vardı ki eğer Hazreti Peygamber (aleyhi ekmeluttehaya)'in kitaplarındaki gerçek vasıflarını açıklarsalar bu menfaatlerinin elden gideceğinden korkmuş ve Hazreti Peygamber (aleyhi ekmeluttehaya)'in, kitaplarındaki vasıflarını değiştirmişlerdi.[40]

Neseî ve İbn Ebî Hatim rivayetlerinde Efendimiz (aleyhi ekmeluttehaya)'in vasıfları ile ilgili olarak verilen bilgiler biraz daha farklı ve detaylıdır. İbn Abbâs'tan gelen rivayette o şöyle demiştir: Bu âyet yahudi hahamları hakkında inmiştir. Hazreti Peygamber (aleyhi ekmeluttehaya)'in Tevrat'taki vasıflarını "Gözleri sürmeli, orta boylu, kıvırcık saçlı, güzel yüzlüdür." şeklinde bulmuşkan çekememezlikten ve azgınlıklarından (sapıklıklarından) bunları elleriyle silip yerine o uzun boylu, mavi gözlü, düz saçlıdır." yazdılar.[41]


Dipnotlar:

[37] el-Vâhidî, Esbâbu'n-Nüzûl, Beyrut 1985 (İkinci baskı), s. 24. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/26.

[38] Taberî, Câmiu'l-Beyân, 1,293.

[39] İbn Kesîr, Tefsîru'1-Kur'âni'l-Azîm, tahkik: Muhammed İbrahim el-Bennâ, Muhammedi Ahmed Aşûr, Abdulaziz Cuneym, İstanbul (Kahraman Yayınları), 1984,1,166. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/26-27.

[40] el-Vâhidî, Esbâbu'n-Nüzûl, Beyrut 1985 (ikinci baskı), s. 23.

[41] Abdulfettâh el-Kâdî, Esbâbu'n-Nuzûl ani's-Sahâbe ve'1-Müfessirîn, Kahire tarihsiz (Birinci baskı), s. 14. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/27.
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #11 : 22 Şubat 2010, 20:55:38 »


Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla,

80. "Sayılı günlerden başka bize kat'iyyen ateş dokunmayacak." Dediler. De ki; Allah katından bir ahid mi elde ettiniz? Ki Allah ahdinden asla caymaz. Yoksa Allah 'a karşı bilmeyeceğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz?

İbn Abbâs'tan rivayet ediliyor: Hazreti Peygamber (aleyhi ekmeluttehaya) Medine-i Münevvere'ye geldiğinde yahudiler; "Bu dünya hayatı yedi bin senedir. İnsanlar âhirette, dünyadaki her bin sene için âhiret günleriyle bir gün azâb olunacaklar, bu da sadece yedi gün demektir ki bu yedi günün sonunda azâb kesilecek, sona erişecektir." diyorlardı. Onların bu sözleri üzerine "(İsrailoğulları): Sayılı bir kaç gün dışında bize azâb dokunmayacaktır, dediler. "De ki..." âyeti nazil oldu.[42] Bu, aynı zamanda Mücâhid'in de kavlidir.[43]

Yahudilerin, âhirette kendilerine dokunacak azabın ancak buzağıya tapındıkları gün sayısınca yani sadece 40 gün olacağını iddia ettikleri ve bu âyetin bu sebeple nazil olduğu rivayeti de vardır ki Katâde ve İbn Abbâs'tan rivayet edilmiştir.[44]

Yine azabın kırk gün olacağını söyleyen ve fakat bunu Tevrat'a dayandırdıklarını belirten başka bir rivayet şöyledir: Tevrat'ta, cehennemin 40 yıllık yürüyüş genişliğinde olduğu ve yahudilerin bir günde bir yıllık yol kat'ederek cehennemi kırk günde geçecekleri ve böylece cehennemdeki kalışlarının biteceği yazılı imiş. Bu da Dahhâk tarafından İbn Abbâs'tan rivayet edilmiştir.

Yine İbn Abbâs'tan buna benzer başka bir rivayet daha geliyor: Yahudiler zannediyorlar ki Tevrat'ta şöyle yazılı bulmuşlar: Cehennemin iki ucu arası 40 senelik yoldur. Yolun sonunda Zakkum ağacına ulaşılır. Yahudiler diyorlar ki: İşte biz, Zakkum ağacına ulaşıncaya kadar azâb göreceğiz. Biz zakkum ağacına ulaşınca azâb sona erecek ve cehennem de helak olacak." İşte Allah Tealâ, yahudilerin bütün bu iddialarını yalanlamak üzere "(İsrailoğulları): Sayılı bir kaç gün dışında bize azâb dokunmayacaktır, dediler. De ki..." âyetini indirdi.[45]



85. Sonra sizler, yine onlarsınız ki kendilerinizi öldürüyor, içinizden bir fırkayı, onları yurtlarından çıkarmak size haram kılınmış olduğu halde (hem çıkarıyor, hem de) size esirler olarak geldiklerinde kendileriyle fidyeleşir (esir mübadelesi yapar, yine onların yurtlarında kalmalarına müsaade etmezsiniz. Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıyorsunuz da bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz?

"Onları yurtlarından çıkarmak size haram kılınmış olduğu halde (hem çıkarıyor, hem de) size esirler olarak geldiklerinde kendileriyle fıdyeleşir (esir mübadelesi yapar, yine onların yurtlarında kalmalarına müsaade etmez)siniz." âyeti yahudilerden Kaynukâ, Kurayza ve Nadîr oğulları hakkında nazil olmuştur. Kaynukâ oğulları, Kurayzalıların düşmanı idiler. Ensardan Evs kabilesi Kaynukâ oğullan ile antlaşmalı; Hazrec kabilesi de Kurayzalıların antlaşmalısı idiler. Nadîr oğulları Evs ve Hazrec ile kardeş iken Nadîr oğulları ile Kurayzalılar da kardeştiler. Sonradan aralan bozuldu, aralarında savaş ve sonunda birbirlerinden esir olanlar oldu. Savaş bitince esirleri karşılıklı olarak fidye karşılığı serbest bıraktılar da Allah Tealâ bundan dolayı onları kınama sadedinde bu âyeti indirdi.[46]

89. Ne zaman ki onlara Allah katından, yanlarında olanı tasdik edici bir kitab geldi, ki daha evvel kâfirler aleyhine Allah'tan bir fetih istiyorlardı. İşte o tanıdıkları şey (Kur'ân veya Hz. Muhammed) kendilerine gelince onu inkâr ettiler. Artık Allah'ın laneti kâfirlerin tepesine.

İbn Humeyd kanalıyla Asım ibn Ömer ibn Katâde'den, onun da şeyhlerinden rivayetinde şöyle anlatmışlar: "Daha evvel kâfirler aleyhine Allah'tan bir fetih istiyorlardı. İşte o tanıdıkları şey (Kur'ân veya Hz. Muhammed) kendilerine gelince onu inkâr ettiler. Artık Allah'ın laneti kâfirlerin tepesine." âyeti vallahi bizim ve onların hakkında yani ensar ve onların komşuları olan yahudiler hakkında indi. Câhiliye devrinde bir süre biz onlara galip gelmiştik, biz putperest, onlar ise kitab ehli idiler. "Bir peygamber gönderilmesi zamanı geldi, gönderilmesinin gölgesi üzerinize düştü. O peygamberle birlikte Ad ve İrem'in katledildiği gibi sizi katledeceğiz, öldüreceğiz." derlerdi. Allah Tealâ Rasûlü'nü Kureyş'ten gönderip biz de ona iman edince o peygamberi inkâr ettiler [47]

Yine İbn Humeyd'in... İbn Abbâs'tan naklettiğine göre Hazreti Peygamber (aleyhi ekmeluttehaya) peygamber olarak gönderiImezden önce yahudiler Evs ve Hazrec'e karşı onunla fetih umudu taşıyorlar; o gelince onunla birlikte Evs ve Hazrec'e galip gelecekleri umudunu dile getiriyorlardı. Ama Allah Tealâ onu kendilerinden değil de araplardan gönderince onu ve hakkında daha önceden söylemekte olduklarını da inkâr ettiler. Muâz ibn Cebel ve Selime oğullan kardeşi Bişr ibn el-Berâ ibn Ma'rûr: "Ey yahudiler topluluğu, Allah'tan korkun ve müslüman olun. Siz daha önceden bize karşı, bizler müşriklerken Muhammed ile üstün gelme umudunuzu dile getiriyordunuz. Bize onun peygamber olarak gönderileceğini siz haber vermiş, sıfatlarını bize yine siz söylemiştiniz." dediler. Nadîr oğulları kardeşi Selâm ibn Mişkem: "Bize bildiğimiz, tanıdığımız bir şey getirmedi. O bizim size söylediğimiz peygamber de değil." dedi de Alalh Tealâ: "Ne zaman ki onlara Allah katından yanlarında bulunanı tasdik eden bir kitab geldi, ki daha evvel küfredenlerin aleyhine Alalh'dan onunla fetih ve zafer istiyorlardı. İşte tanıdıkları o şey kendilerine gelince onu inkâr ettiler. Artık Allah'ın laneti o kâfirlerin tepesine." ayetini indirdi.[48]

İbn Abbâs anlatıyor: Hayber yahudileri ile Gatafan arasında savaş vardı ve Hayber yahudileri ne zaman Gatafan'la karşılaşsalar yeniliyorlardı. Sonunda:  "Ey Allahımız, Ahir zamanda çıkarmayı va'dettiğin o ümmî peygamber hakkı için senden bizi muzaffer kılmanı diliyoruz." duasına sığınmayı kararlaştırdılar ve Gatafan'la karşılaşınca bu duayı yaptılar da yapılan savaşta Gatafan'ı bozguna uğrattılar. Allah Tealâ, onların duasında geçen Hazreti Muhammed (aleyhi ekmeluttehaya)'i peygamber olarak gönderince onun peygamberliğini inkâr ettiler de bunun üzerine Allah Tealâ: "Daha önce (o peygamberin adını kullanarak, onun hakkı için diyerek) kâfirlere karşı zafer isterlerken... İşte Allah'ın laneti böyle kâfirleredir." âyetini indirdi. [49]



Dipnotlar:


[42] el-Vâhidî, Esbâbu'n-Nüzûi, s. 23.

[43] Ebu Abdullah Muhammed ibn Ahmed el-Kurtubî, el-Câmiu li-Ahkâmı'1-Kur'ân, 11,9-10.

[44] el-Kurtubî, age. 11,7, 9.

[45] el-Kurtubî, age., 11,9-10. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/28.

[46] el-Kurtubî, age., II,16. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/29.

[47] İbn Hişâm, es-Sîretu'n-Nebeviyye, Tahkik: Mustafa es-Sakâ, İbrahim el-îbyân, Abdulhafîz Şelebî, Kahire 1375/1955, 1,211; Taberî, Câmju'l-Beyân, 1,325.

[48] Taberî, Câmiu'l-Beyân, 1,325.

[49] el-Vahidî, Esbâbu'n-Nüzûl, s. 24. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/29-30.
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #12 : 23 Şubat 2010, 18:23:00 »

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla,


94. De ki: Allah yanında âhiret yurdu insanların değil de yalnız sizinse, sâdıklardan iseniz haydi ölümü temenni edin.

Yahudiler, Allah Tealâ'nın cenneti yalnız İsrailoğulları ve onların çocukları için yarattığını sanıyorlardı. Bunun üzerine bu âyet nazil oldu.[50]


97. De ki: Her kim Cebrail 'e düşman olursa (kahrından gebersin!) Çünkü kendinden öncekileri tasdik edici ve mü 'minler için sırf bir hidayet ve müjde olan Kur'ân’ı Allah 'in izniyle senin kalbinin üstüne o indirmiştir.


98. Kim Allah'a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail'e, Mîkâîl'e düşman olursa şüphesiz Allah da o kâfirlerin düşmanıdır.


Dipnot:

[50] Ebu'l-Ferec Cemaleddin Abdurrahman ibn Ali İbnu’l-Cevzi, Za’du’l-Mesir fi ilmi’t-Tefsir, Beyrut, 1384/1964, 1, 116. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/30.
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #13 : 24 Şubat 2010, 17:23:58 »


Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla,


99. Andolsun ki Biz sana apaçık âyetler indirdik. Onları/âşıklardan başkası inkâr etmez.

Müfessirler bu âyetlerin yahudiler hakkında, İsrailoğullarından yahudilere cevap olarak nazil olduğunda ittifak halindedirler. Ancak yahudilerle müslümanlar arasında bu âyetlerin nüzulüne ilişkin olarak rivayet edilen hadisenin kahramanları ile oluş şekli ve yeri üzerinde rivayetler arasında bazı farklılıklar vardır. Bu rivayetleri şöylece sıralıyabiliriz:

İbn Abbâs hadiseyi şöyle anlatıyor: Yahudiler Hazreti Peygamber (aleyhi ekmeluttehaya)'e geldiler ve: "Ey Ebu'l-Kasım, sana bazı şeyler soracağız. Eğer bunlara cevap verebilirsen sana tabî olacağız; haber ver bize, sana meleklerden kim geliyor? Çünkü hiçbir peygamber yoktur ki Rabbı katından risaleti ve vahyi ona bir melek getirmesin. Senin (sana Rabbından vahy getiren) dostun kimdir?" dediler. Efendimiz: "Cibril'dir." dedi. Yahudiler: "O, savaşı, kıtali indiren melektir ve o bizim düşmanımızdır. Eğer yağmuru ve rahmeti indiren Mikâîl'dir, deseydin sana tabî olacaktık." dediler de Allah Tealâ: "De ki: Her kim Cibrîl’e düşman olursa... Allah kâfirlerin düşmanıdır." âyetlerini indirdi.[51] Bu hadisi Tirmizi de tahric etmiştir.[52]

Taberî'deki İbn Abbâs rivayeti biraz değişik ve daha detaylıdır. Şöyle ki:

Bir yahudi cemaati Hazreti Peygamber (aleyhi ekmeluttehaya)'in yanına geldiler ve: "Ey Ebu'l-Kasım, sana bazı şeyler soracağız. Onları ancak bir peygamber bilebilir." Dediler. Efendimiz: "Ne isterseniz sorun ve fakat Yakub'un oğullarından aldığı Allah'ın zimmetini kılın, Allah adına söz verin: Ben size bir şey söylerim de siz onu bilecek olursanız (söylediğim şey sizin bildiğinizle uyuşursa) İslâm üzere bana tabî olacaksınız." buyurdular. Onlar da kabul ettiler "Tamam bu sözü sana veriyoruz." dediler. Efendimiz tekrar: "Sorun dilediğinizi." buyurdular. "Sana soracağımız dört şeyi bize haber ver: Tevrat indirilmezden önce İsrail'in kendisine haram kıldığı yiyecek hangisiydi? Bize haber ver. Kadının suyu ile erkeğin suyu nasıldır? Onlardan çocuk nasıl erkek, nasıl dişi olur? Bize haber ver. Uykudaki şu ümmî peygamberi ve meleklerden dostunun kim olduğunu bize haber ver." dediler. Allah'ın Rasûlü (aleyhi ekmeluttehaya): "Unutmayın Allah adına söz verdiniz. Size bunları haber verirsem bana tabî olacaksınız." diye tekrar hatırlattı da onun istediği ahdi ve misakı verdiler. Efendimiz şöyle cevap verdi: "Tevrat'ı Musa'ya indiren Allah adına; biliyor musunuz İsrail hastalanmış, hastalığı uzamış ve eğer Allah bu hastalığına şifa verirse en sevdiği yiyecek ve içeceği kendisine haram kılacağı adağında bulunmuştu. En sevdiği yiyecek deve eti, en sevdiği içecek de deve sütü idi, değil mi?" Yahudiler: Allah için evet." dediler. Efendimiz: "Allah'ı size şahit tutuyorum, yegâne ilâh olan, Musa'ya Tevrat'ı indiren Allah adına erkeğin suyunun beyaz ve kalın, kadının suyunun sarı ve ince olduğunu, hangisi üstün gelirse çocuğun o cinsten olup ona benzediğini; binaenaleyh erkeğin suyunun kadının suyuna üstün gelmesi halinde Allah'ın izniyle çocuğun erkek olacağını, kadının suyunun erkeğin suyuna üstün gelmesi halinde de Allah'ın izniyle çocuğun kız (dişi) olacağını biliyor musunuz?" diye sordu, "Ey Allahım, evet." Dediler. Efendimiz: "Allahım şahit ol!" buyurdu ve şöyle devam etti: "Musa'ya Tevrat'ı indiren Allah adına şu ümmî peygamberin gözünün uyuduğunu ama kalbinin uyumadığını biliyor musunuz?" Onlar: "Allah için evet." dediler, Efendimiz de: "Ey Allahım şahit ol!" dedi. Yahudiler: Şimdi de bize söyle bakalım, meleklerden dostun kim? Buna cevabına göre sana uyacak, ya da senden ayrılacağız." Dediler. Efendimiz: "Benim dostum Cibril'dir. Allah hangi peygamberi göndermişse Cibril onun dostudur." Buyurdular. Yahudiler: İşte şimdi senden ayrılıyoruz. Şayet meleklerden dostun Cibril'den bir başkası olsaydı sana uyar ve seni tasdik ederdik." Dediler. Efendimiz: "Onu tasdikinizi engelleyen nedir?" diye sordu, şöyle dediler: "O bizim düşmanımızdır. O öyle bir melek ki ancak şiddeti ,harbi, zorluğu ve kan dökmeyi getirir." Dediler de Allah Tealâ "Kendilerine kitab verilenlerden bir güruh sanki onlar bilmiyorlarmış gibi Allah'ın kitabını sırtlarının arkasına atmışlardır." kadar olmak üzere "De ki: Her kim Cebrail'e düşman olursa (kahrından gebersin!) Çünkü kendinden öncekileri tasdik edici ve mü'minler için sırf bir hidayet ve müjde olan Kur'ân'ı Allah'ın izniyle senin kalbinin üstüne o indirmiştir..." Âyetlerini indirdi.[53] Ebu Dâvûd et-Tayâlisî'nin Müsned'inde aynı rivayet vardır ve bu hâdise üzerine bu âyetle birlikte bir de "Gazab üstüne gazaba döndüler." (Bakara, 2/90) âyetinin indiği ilâvesi vardır.[54]

Aynı hadise Hz. Ömer'den de rivayet edilmiş ve bu sefer hadisenin içinde Hz. Ömer'in kendisi de var. Hz. Ömer'den değişik kanallardan ufak tefek farklarla rivayet edilen hadisenin rivayetlerdeki farklılıkları birleştirilirse şöyle bir anlatım ortaya çıkıyor:

Ömer'in Medine'nin yukarısında bir bahçesi vardı. Oraya arada bir giderdi. Yolunun üzerinde yahudilerin Tevrat okudukları bir yer vardı ve Ömer bahçesine giderken arada bir oraya girer, onları dinler ve Tevrat'ın Kur'ân'a, Kur'ân'in Tevrat'a uygunluğuna hayret edermiş. Onlar da: "Ey Ömer, Bize senden daha sevgilisi yok." derler. "Niye?" diye sorduğunda da: "Çünkü senin arkadaşların bizi hor görüyor, bize eziyet veriyorlar, sen ise bize geliyorsun ve bizi kaplıyorsun. Senin bizim dinimize girebileceğini umuyoruz." derlermiş. Ömer de: "Ben size, Allah'ın kitabının birbirini tasdik etmesinden hoşlandığım için; Tevrat'ın Kur'an'a uygunluğundan, Kur'ân'in Tevrat'a uygunluğundan hoşlandığım için geliyorum." dermiş. Hz. Ömer şöyle anlatıyor: Bir gün ben yine onlarla beraberken dönüp bir de baktım ki Allah'ın Rasûlü (aleyhi ekmeluttehaya) oranın kapısına gelmiş. O'na yöneldim, yanına geldim ve yahudilere: "Allah adına ve size indirdiğ kitap hakkı için O'nun Allah'ın Rasûlü olduğunu biliyor musunuz?" dedim. Efendileri: "Allah'ın adını vererek sordu, haber verin ona." dedi. Onlar da: "Sen bizim efendimizsin, sen söyle." dediler. Efendileri: "Biz biliyoruz ki O Allah'ın elçisidir." dedi. Ben: "Eğer onun Allah'ın elçisi olduğunu biliyor ve tabî olmuyorsan bu durumda onların helake en müstehak olanı sensin." dedim. Bu sefer hepsi birden söze girişip: "Ama senin arkadaşının dostu olan melek bizim düşmanımız olandır. Meleklerden birisi bize düşman, biri de bizimle barışık." dediler. Ben: "Meleklerden kim düşmanınız, kim sizinle barış içinde?" diye sordum. "Düşmanımız Cibril'dir. O, sertlik, katılık, zor ve ağır yükler ve zorlaştırma meleğidir." dediler. "Sizinle barış halinde olan kimdir?" dedim, "Mikâîl'dir. O, rahmet, yumuşaklık, bolluk ve kolaylaştırma meleğidir." dediler.

Ben: "Peki bunların Allah katında yerleri ve mertebeleri nedir?" diye sor­dum, "Cibril Allah'ın sağında, Mikâîl de solundadır." dediler. "Şahit olun, Allah'ın sağındakine düşman olan solundakine de düşmandır, solundakine düşman olan sağındakine de düşmandır. Her kim ikisine de düşman ise Allah'a da düşmandır. Size Allah adına şehadet ederim ki Cibril'in, Mikâîl'le barışık olana düşmanlık etmesi; Mikâîl'in de Cibril'in düşmanıyla barış halinde olması ona helâl olmaz. O ikisi ve onlarla beraber olan (diğer melekler) hep birden düşman olanlara düşmandırlar, barış halinde olanla da barış içindedirler." dedim, sonra kalkıp yahudilerle aramda geçen konuşmaları haber vermek üzere Rasûl-i Ekrem (aleyhi ekmeluttehaya)'in yanına vardım, bir de ne göreyim Cibril benden önce gelmiş ve haber vermiş. Efendimiz beni karşıladı ve "Ey Hattâb'ın oğlu, biraz Önce bana gelen âyetleri okumıyayım mı?" diye sordu. Ben: "Evet, oku." deyince de: "De ki kim Cİbrîl'e düşman ise... Onları ancak fasıklar inkâr eder." âyetlerini tilâvet buyurdu. Ben: "Seni hak ile gönderen Allah'a yemin ederim ki ben buraya ancak yahudilerin sözlerini haber vermek üzere gelmiştim. Bir de gördüm ki Habîr, -Latîf olan Allah benden önce sana haber vermiş." dedim. Ömer der ki: O andan itibaren gördüm ki ben, Allah'ın dini hakkında (Ona bağlılıkta)  taştan daha katıyım.[55]

Abdurrahman ibn Ebî Leylâ'dan gelen bir rivayette diğerlerinden çok farklı bir ayrıntı var ki o da yahudilerle tartışan Hz. Ömer'in, onların "Senin şu arkadaşının bahsettiği Cibril bizim düşmanimizdir." Demeleri üzerine "Her kim Allah'a, meleklere, rasullere, Cibril'e ve Mîkâîle düşmansa hiç kuşkusuz Allah da kâfirlerin düşmanıdır." Dediği ve bu mealdeki âyetin Ömer'in lisanı üzere indiğidir (Tabeii Câmiu'i-Beyân, 1,348-349). En doğrusunu Allah bilir.

İbn Abbâs'tan rivayet ediliyor: Yahudilerin âlimlerinden İbn Sûriyâ el-Katyûnî, Allah'ın Rasûlü (aleyhi ekmeluttehaya)'ne: "Bize bildiğimiz bir şey getirmedin, sana bir âyet nazil olmadı ki onlarda sana tabî olalım." demişti. İşte bunun üzerine "Hiç şüphesiz Biz sana apaçık âyetler indirdik. Onları ancak fâsık olanlar inkâr eder." ayeti indi.[56]

Yine İbn Abbâs'tan bu İbn Sûriyâ'nm Fedek yahudilerinden olduğu da be­lirtilerek daha detaylı bir rivayet vardır ki şöyledir:

Fedek yahudilerinin âlimlerinden Abdullah ibn Sûriyâ adında birisi vardı. Hz. Peygamber (aleyhi ekmeluttehaya)'le tartışıyordu, Hz. Peygamber'in hak peygamber olduğuna dair kesin deliller karşısına çıkmaya başlayınca (bunlardan kurtulmak üzere) "Gökten sana hangi melek geliyor?" diye sordu. Efendimiz: "Cibril, Allah hangi peygamberi göndermişse Cibril onun dostudur." Buyurdu. İbn Sûriyâ: "O meleklerden bizim düşmanımızdir. Şayet Mikâîl deseydin sana iman ederdik. Cibril azabı, savaşı ve şiddeti indirir. Bize defalarca düşmanlık etmiştir, bu da bize zor geliyor. (Bir defasında) Allah, peygamberimize vahy gönderip bildirdi ki Beytu'l-Makdis, Buhtunnasar denilen bir adamın elleriyle tahrip edilecektir ve Allah, Beytu'î-Makdis'in tahrip olunacağı zamanı da bize haber verdi. Haber verilen vakit gelince biz İsrailoğullarından güçlü kuvvetli birisini Buhtunnasar'ı bulup öldürmesi için gönderdik. Buhtunnasar'ı aramak üzere Babil'e gitti, orada (Buhtunnasar'ı) miskin, gücü kuvveti olmıyan bir çocuk halindeyken buldu ve Öldürmek üzere yakalamışken Cibril buna mani oldu, gönderdiğimiz o güçlü kuvvetli adamımıza: "Eğer Rabbımız sizin helakinize izin vermişse (sizin helakinize izin veren Rabbımız ise) bu güçsüz çocuğun bunda ne dahli olabilir ki!? Ve eğer böyle değilse şu miskin çocuğu hangi hakla öldüreceksin?" dedi. Bu söz aklına yatan adamımız da onu tasdikle çocuğu bırakıp bize geri döndü. O çocuktan başkası olmıyan Buhtunnasar büyüyüp güçlendi, bize savaş açtı ve gelip Beytu'l-Makdis'i tahrip etti. İşte bunun için biz Cibril'i kendimize düşman saydık." dedi de Allah Tealâ bu âyet-i kerîmeyi indirdi.

Mukatil'den gelen rivayette yine Cibril'in yahudilerce düşman ilân edildiği belirtilirken gösterilen gerekçe biraz daha farklı ve gariptir: Yahudiler: "Cibrîl bizim düşmanımızdır. Çünkü peygamberliği bizden birine getirmekle emrolunmuşken o gitti bizim dışımızda birine getirdi." dediler de Allah Tealâ bu âyeti indirdi.[57]

İbn Abbâs'tan gelen bir rivayette konu, "Sana ruhu soruyorlar, de ki: Ruh, Rabbımın emrindendir ve size ilimden pek az bir şey verilmiştir." (İsrâ, 17/85) âyetinin inmesiyle ilişkilendiriliyor. Şöyle ki:  Yahudiler, Hz. Peygamber (aleyhi ekmeluttehaya)'e: "Bize ruhu haber ver; ruh nedir ve ruh, Allah'tan bir şey iken cesedde olan ruha nasıl azâb olunur?" diye sordular. O zamana kadar Hz. Peygamber (aleyhi ekmeluttehaya)'e bu hususta bir şey nazil olmamış olduğu için Efendimiz (aleyhi ekmeluttehaya) bir cevap vermediler. Bunun üzerine Cibrîl geldi ve "Sana ruhu soruyorlar, de ki: Ruh, Rabbımın emrindendir ve size ilimden pek az bir şey verilmiştir." dedi. Hz. Peygamber (aleyhi ekmeluttehaya) de onlara bunu haber verdi, yahudiler: "Bunu sana kim getirdi?" diye sordular. Hz. Peygamber (aleyhi ekmeluttehaya) onlara: "Allah katından bunu bana Cibrîl getirdi," deyince onlar: "Vallahi bunu sana ancak bizim düşmanımız söylemiş." dediler de bunun üzerine Allah Tealâ: "De ki: Kim Cebrail'e düşman olursa (bilsin ki) kendinden evvelkileri tasdik edici ve mü'minler için bir hidayet ve müjde olan Kur'ân'ı Allah'ın izni ile senin kalbine o indirmiştir." âyet-i kerimesini indirdi.[58]

Bu rivayetlerden anlaşılıyor ki her üç âyet de yahudiler ve onlar gibi sudan bahanelerle Allah'ın son peygamberinin getirdiği hakkı kabul etmemekte direnenler hakkında ve bir çeşit onların imanlarına fazla tama etmemek gerektiği uyarısıyla birlikte onların yalanlarını, sudan bahanelerini ve gerçek durumlarını mü'minlere haber vermek, bir de onların imansızlıkta özürleri olmadığını beyanla onları azarlamak üzere nazil olmuştur.[59]


Dipnotlar:

[51] el-vâhidî, Esbâbu'n-Nüzûl, s. 24-25.

[52] e1-Kurtubî, age. II,26. Ayrıca bak: Ahmed ibn Hanbel, Musned, 1-274.

[53] Taben. câmiu'l-Beyân, 1,342

[54] Ahmed Abdurrahman el-Bennâ, Minhatu'l-Ma'bûd fi Tertîbi Musnedi't-Tayâlisî Ebî Dâvûd, el-Mektebetu'1-IsIâmiyye, (İkinci baskı) Beyrut1400,11,11-12.

[55] Taberî, Câmiu'l-Beyân, 1,343-345. Ayrıca bak: el-Vâhidî, Esbâbu'n-Nüzûl, s. 25.

[56] el-Vâhidî, Esbâbu'n-Nüzûl, s. 26; Abdullah ibn Ahmed en-Nesefî, Medâriku't-Tenzîl ve Hakâiku't-Te'vîl, 1,112.

[57] el-Vâhidî, Esbâbu'n-Nüzûl, s. 26.

[58] Taberî, age. XV,105.

[59] Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/31-35.
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #14 : 26 Şubat 2010, 15:25:39 »

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla,


100. Onlar ne zaman bir ahid ile bağlandılarsa onlardan bir grup onu bo­zup atıvermedi mi? Hayır, aksine onların çoğu iman etmezler.


İbn Abbâs'tan rivayet ediliyor ki "Onlar ne zaman bir ahid ile bağlandılarsa onlardan bir grup onu bozup atıvermedi mi?..." âyetinde kastedilen Mâlik ibn es-Sayf (İbnu's-Sayt da denilirmiş)'dır. "Allah'a yemin olsun ki kitabımızda Muhammed'e iman edeceğimize dair bizden ne bir ahid alınmıştır ne bir misak." demişti. Bunun üzerine bu âyet-i kerime nazil oldu.


Mamafih bir kişi yerine Hazreti Peygamber (aleyhisselatu vesselam) gelince onun nübüvvetini inkâr eden bütün yahudilerin bu âyetin nüzul sebebi olduğu da söylenmiştir [60]



102. Şeytanların, Süleyman 'in mülkü aleyhine uydurup takip ettikleri şeylere uydular. Halbuki Süleyman asla kâfir olmadı. Fakat o şeytanlar kâfir idiler ki insanlara büyücülüğü ve Bâbil'deki iki meleğe, Hârût ve Mârût'a indirilen şeyleri öğretiyorlardı...


Yahudiler, bir süre Hazreti Peygamber (aleyhisselatu vesselam)'e Tevrat'taki hususları sordular, ama baktılar ki Hazreti Muhammed (aleyhisselatu vesselam) onların Tevrat'ta bildiklerini onlardan daha iyi biliyor; Tevrat'takileri sormaktan vazgeçip büyü ile ilgili şeyler sormaya ve bu konularda onunla tartışmaya başladılar da Allah Tealâ "Şeytanların, Süleyman'ın mülkü aleyhine uydurup takip ettikleri şeylere uydular. Halbuki Süleyman asla kâfir olmadı. Fakat o şeytanlar kâfir idiler ki insanlara büyücülüğü ve Bâbil'deki iki meleğe, Hârût ve Mârût'a indirilen şeyleri öğretiyorlardı." ayetini indirdi. [61]


İmrân ibnu'l-Hâris anlatıyor: Bir gün İbn Abbâs'ın yanında oturuyorduk. Bize şöyle anlattı: Şeytanlar gökten (gök ehlinden) bazı haberleri çalmaya çalışırlardı. Onlardan birisi bir doğru kelime yakalar ve onun doğruluğu tecrübe edilirse ona yetmiş kelime daha katar ve insanların kalblerine yayardı. Hz. Süleyman buna muttali olunca o şeytanların insanlara yaydığı yalanlan toplatıp oturduğu kürsünün altına gömdürdü.


Hazreti Süleyman (aleyhisselam)  ölünce şeytanlardan birisi insanların yoluna çıkıp: "Size Süleymanm en iyi korunan, bir misli ve benzeri olmıyan hazinesini göstereyim mi?" dedi. İnsanlar "evet göster" deyince: "İşte orada, kürsüsünün altında." Dedi. Kazıp o şeytanların uydurdukları yalanları çıkardılar ve: "Bunlar Süleymanm ümmetleri büyülediği büyüdür." Dediler. İşte Allah Tealâ Süleyman'ın bu konuda mazur olduğunu, bu büyünün ona değil de şeytanlara ait olduğunu bildirmek üzere "Süleyman'ın hükümranlığı hakkında onlar şeytanların uydurup söylediklerine tabî oldular..." âyetini indirdi.


Muhammed ibn İshak der ki: Allah'ın Rasûlü (aleyhisselatu vesselam), Hazreti Süleyman (aleyhisselam)'i Allah'ın elçileri arasında zikredince bazı yahudi hahamları: "Muhammed, Davud'un oğlunu peygamber sanıyor. Halbuki o sadece bir büyücüydü." dediler de bunun üzerine Allah Tealâ: "Süleyman kâfir olmadı ve fakat şeytanlar kâfirdiler. .." âyetini İndirdi.[62]


Kelbî der ki: Şeytanlar, Hz. Süleyman'ın kâtibi Asaf in dilinden ve "Bu, melek Asaf ibn Berhıyâ'nın bildikleridir." diyerek büyü yazdılar ve bu büyüyü de Hz. Süleyman'ın hükümranlığı Allah tarafından kendisinden alındığında Süleyman'ın haberi olmadan onun namaz kıldığı yere gömdüler. Hz. Süleyman ölünce de oradan çıkartıp insanlara: "Süleyman size bununla hükmediyordu. Bunları öğrenin (ki siz de insanlara hükmedebilesiniz.)" dediler. İsrail oğulları âlimleri bunu öğrenince: "Allah korusun, bunlar Süleyman'ın ilmi değil" dediler. İsrail oğullarının ayak takımı ise "Bu Süleyman'ın ilmidir." Dediler ve peygamberlerin kitaplarını terkederek bunları öğrenmeye yöneldiler. Böylece bu büyülerin ayıbı Hazreti Süleyman' (aleyhisselam)a yüklenmeye başladı ve insanlar arasında yayıldı. Tâ ki Allah Tealâ Hazreti Muhammed (aleyhisselatu vesselam)'i peygamber olarak gönderdi de Allah Tealâ ona, peygamberi Süleyman'ın Özrünü, yayılan bu büyünün ona değil şeytanlara ait olduğunu, Süleyman'a atılan bu iftiradan onun berî olduğunu "Süleyman'ın hükümranlığı hakkında onlar şeytanların uydurup söylediklerine tabî oldular..." âyetiyle bildirdi.


Hz. Süleyman'dan hükümranlığının nasıl alındığına dair bilgiye de Taberî'de raslıyoruz. O şöyle zikrediyor:


İbn Abbâs'tan nakledildiğine göre Hazreti Süleyman (aleyhisselam), bir keresinde çok sevdiği hanımı Cerâde'nin kabilesi lehine bir hüküm vermiş ve daha sonraları bu sebeple de mihnete duçar olmuş:O, tuvalete gideceğinde veya bir hanımı ile birlikte olmak istediğinde krallık mührünü hanımı Cerâde'ye emanet edermiş. Bir gün yine mührü Cerâde'ye bırakıp tuvalete gitmiş. Şeytan hemen Süleyman kılığında Cerâde'ye gelip ver mührümü demiş ve mührü alıp parmağına takmış. Mührü parmağına takınca bütün ins, cin ve şeytanlar ona boyun eğmişler. Biraz sonra gerçek Süleyman Cerâde'ye gelip yüzüğünü isteyince Cerâde: Yalan söylüyorsun, sen Süleyman değilsin." Demiş ve Hazreti Süleyman (aleyhisselam) da bu şekilde krallığın elinden gittiğini anlamış.


İşte o günlerde şeytanlar "Bunlar Asaf ibn Berhıyâ'nın kral Süleyman için ilim hazinelerinden alarak yazdıklarıdır." Başlığıyla büyü kitapları yazmışlar, bunları Süleyman'ın mührü ile mühürleyip sonra da onun kürsüsünün altına gömmüşler. Daha sonra Hazreti Süleyman (aleyhisselam) bir şekilde hükümranlığını tekrar kazanmış ve şeytanların insanlar arasında yaymaya çalıştıkları büyücülüğü kaldırmış­sa da çok geçmeden vefat etmiş ve insanlar arasında Hazreti Süleyman (aleyhisselam)'ın büyücü olduğu bilgisi şeytanlar tarafından tekrar canlandırılarak Hazreti Peygamber (aleyhisselatu vesselam)'in bi'setine ve bu konudaki "Süleyman'ın hükümranlığı hakkında onlar şeytanların uydurup söylediklerine tâbi oldular..." âyetinin nüzulüne kadar devam etmiştir.[63]


Hasîfe'den rivayete göre o şöyle anlatmış: Bir ağaç bittiğinde Süleyman (aleyhisselam) ona: "Sen hangi hastalığın ilâcısın?" diye sorar, ağaç da "şu şu hastalığın ilâcıyım." Dermiş. Harûbe (keçiboynuzu) ağacı bittiğinde ona: "Sen neyin ilâcısın?" diye sormuş, o da: "Ben senin evinin harab olması için bittim." demiş. Süleyman: "Benim evimi mi tahrib edeceksin?" deyice ağaç "evet" demiş. Hazreti Süleyman  (aleyhisselam) da: "Sen ne kötü ağaçsın." demiş ve çok geçmeden ölmüş. İnsanlar hastalarına "Keşke Süleyman gibi olaydı." demeye başlamışlar. Şeytanlar da bunu alarak bir kitap yazmışlar, bunu Süleyman'ın namaz kıldığı yere koymuşlar, sonra da insanlara: "Size Süleyman'ın neyle tedavide bulunduğunu gösterelim." demiş, gidip o yazdıklarını ve Süleyman'ın namazgahına koyduklarını çıkarmışlar. İçinde büyü ve muskalar varmış. İşte bunu beyan etmek üzere Allah Tealâ "Süleyman'ın hükümranlığı hakkında onlar şeytanların uydurup söylediklerine tabî oldular..." âyetini indirmiştir.


Sırrî der ki: Hazreti Süleyman (aleyhisselam) zamanında insanlar büyü yazar ve onu öğrenmekle meşgul olurlardı. Hazreti Süleyman (aleyhisselam) bunu engellemek için yazılan büyüleri toplatıp kürsüsünün altına gömdürdü ve insanların büyü ile meşgul olmalarını da yasakladı. Hazreti Süleyman (aleyhisselam) ölüp de onun büyü yazılı kitapları toplatıp büyüyü yasakladığını bilenler de gidince şeytan, bir insan suretine bürünüp israil oğullarından bir grubun yanına geldi ve: "Şimdiye kadar hiç yemediğiniz ve ebediyyen yiyemiyeceğiniz bir hazineyi size göstereyim mi?" dedi. "Evet" dediler. "Süleymanın kürsüsünün altını kazın." Dedi. Kazdılar ve o kitapları bulup çıkardılar. Şeytan: "İşte Süleyman cinlere, insanlara, şeytanlara ve kuşlara bunlarla hükmetti." Dedi. İsrail oğulları bu kitapları aldılar, öğrendiler ve işte bu yüzden büyü en çok yahudiler arasında bulunur. Allah Tealâ, peygamberi Süleyman (aleyhisselam) 'ın bu iftiradan berî olduğunu beyan etmek üzere işte "Süleyman'ın hükümranlığı hakkında onlar şeytanların uydurup söylediklerine tabî oldular..." âyetini indirdi. [64]



Dipnotlar:

[60] el-Kurtubî, age. 11,28; Taberî, Câmiu'I-Beyân, 1,351. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/35.

[61] Taberî, Câmiu'l-Beyân, 1,353; Ebu'l-Ferec Cemaleddin Abdurrahman ibn Ali ibnu'l-Cevzî, Zâdu'l-Mesîr fî İlmi't-Tefsîr, 1.120.

[62] el-Kurtubî, age. II,30.

[63] Taberî, Câmiu'l-Beyân, 1,354, 357, 358.

[64] el-Vâhidî, Esbâbu'n-Nüzûl, s. 2-28. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 1/35-38.
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
Sayfa: [1] 2
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Kur'an-ı Kerim  |  Yazılar  |  Ayetlerin İniş Sebepleri « önceki sonraki »
    Gitmek istediğiniz yer: