Ashab-ı Suffe
 

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
23 Mayıs 2012, 11:21:21
12203 Mesaj 2639 Konu Gönderen: 1918 Üye
Son üye: isimbayz
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Peygamberimiz (sav) ve Ashabı Kiram  |  Yazılar  |  Ashab-ı Suffe 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1]
Gönderen Konu: Ashab-ı Suffe  (Okunma Sayısı 1217 defa)
ene_meczub
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1127



« : 30 Mayıs 2009, 21:19:34 »

Ashab-ı Suffe

   
[JUSTIFY]Varlık aleminin başlangıcından bu güne, bu günden kıyamete kadar var olacakların sayısınca Allah’a hamd ederim. Kum deryalarındaki kumların sayısınca, denizlerde, ırmaklarda ve okyanuslardaki suların damlaları miktarınca Allah’a hamd ederim. Dünyanın var oluşundan bu güne, bugün den kıyamete kadar yağacak yağmurların sayısınca Allah’a hamd ederim. Dünyanın var oluşundan bu güne, bugün den kıyamete kadar varolacak bitkilerin sayısınca, onların mahsüllerinin sayısınca, var olan ve var olacak ağaç yapraklarının sayısınca Allah’a hamd ederim. Varlığın aldıkları ve alacakları nefesler sayısınca, söyledikleri sözler ve harfler sayısınca, Allahın ilmindekilerin sayısınca Allah’a hamd ederim. Misli miktarda da efendimize salat-u selamda bulunduktan sonra, sizlere Ashab-ı Suffe hakkında derimki:



   Bir peygamber sevdasının adıdır ashab-ı suffe. Gökteki yıldızlar topluluğunun içerisinden seçkin bir yıldız kümesinin adıdır ashab-ı suffe. Kıyamete kadar Kur’an ve Peygamber hizmetkarlarının ortak adıdır (1) ashab-ı suffe. Mescid-i Nebevinin gonca güllerinin adıdır ashab-ı suffe. Peygamber mescidin de sayıları 70 civarında olan, peygamber okulunun öğrencilerinin adıdır ashab-ı suffe. Allahın elçisinin elçi göndermekte öncelik gösterdiği elçilerin adıdır ashab-ı suffe. Peygamberi temsilen yönetici olarak gönderilenlerin adıdır ashab-ı suffe. Mescid-i nebevi de, Ebu Bekir-i Sıddık radıyallahu anh’ın girdiği kapıdan ilk görülen yerin adıdır ashab-ı suffe. Sıddık-ı ekberin peygamber mescidin de ilk görmeyi arzuladığı zümrenin adıdır ashab-ı suffe. Ümmetin fakirlerinin, gariplerinin ve muhtaçlarının bidayetteki adıdır ashab-ı suffe (2). Yünden başka giyecek libasları olmayanların adıdır ashab-ı suffe.

   Onlar (r.anhüm) hakkında mutlaka sizlerinde söyleyeceği birkaç söz vardır.

Dipnotlar:   
1-3. Müjdeler olsun size, ey ashabı Suffe. Ümmetimden her kim ki, sizin bulunduğunuz hal üzerinde, ona razı olarak sebat ederse, işte o kimse kıyamet gününde Benim arkadaşlarımdan biri olur. Ravi: Hz. İbni Abbas (r.anhüma) Ramuzül Ehadis Sayfa 7 – Musannif Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi – Mütercim Abdülaziz Bekine.

2-2067 - Fudâle İbnu Ubeyd (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalatu vesselâm) halka namaz kıldırırken, bazı kimseler açlık sebebiyle kıyam sırasında yere yıkılırlardı. Bunlar Ashâb-ı Suffe idi. (Medine'de misâfireten bulunan) bedeviler, bunlara delirmiş derlerdi. Efendimiz namazdan çıkınca yanlarına uğrar ve:
"Eğer (bu çektiğiniz sıkıntı sebebiyIe) Allah indinde elde ettiğiniz mükâfaatı bilseydiniz, fakirlik ve ihtiyaç yönüyle daha da artmayı dilerdiniz" derdi."
Tirmizi, Zühd 39, (2369).[/JUSTIFY]
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
enuşa
Aktif Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 257



« Yanıtla #1 : 30 Mayıs 2009, 21:36:30 »

Allah razı olsun.
İslâm Târihi’nde örnek ve öncü bir eğitim yuvası olmuştur.
Logged

''nE gElmEk vArDıR Ne De gİtmEk ( M.ibn-i Arabi )''
tebrizi
Aktif Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 376


Onlar,boş söz (ve iş)lerden yüz çevirirler..(23/3)


« Yanıtla #2 : 17 Nisan 2010, 19:32:58 »

   En çok hadis rivayet eden sahabelerden Ebu Hureyre (ra) ve Ebu Said el-Hudri (ra) “Eshab-ı Suffe”dendir. (Tecrid-i Sarih Tercümesi, 7:46)

   Bizzat peygamberimiz (sav) Ehl-i Suffe’nin ihtiyaçlarını gidermek ve onlara iman ve hikmet dersi vermek için çalışmıştır. Suffe ehlinin ihtiyaçlarını Beytül-mâle ve kendisine gelen malların büyük kısmını onlara ayırırdı. Sahabelerine suffe ehlini evlerine götürerek misafir etmelerini tavsiye ederdi. Bu sebeple bunlara “Edyâfu’l-müslimîn” Müslümanların misafirleri adı verilmiştir. (Buhari, Rikak, 17)

Peygamberimiz (sav) suffede bulunan sahabelerin her şeyi ile daha ziyade de ilim ve ibadet hayatı ile yakından ilgilenmekteydi. Bir gün peygamberimiz (sav) mescide girdi ve sahabelerin bir kısmını ibadet ile bir kısmının da ilim öğrenmek ile meşgul olduğunu gördü ve son derece memnun oldu. Önce ibadet edenlerin yanına geldi ve onlara “Siz gayet güzel bir şeyle meşgul oluyorsunuz. Yaptığınız en güzel ibadet ve hayırdır” buyurdu ve onları teşvik etti. Sonra ilim müzakeresinde bulunan sahabelerinin yanına geldi ve “Şunlar Kur’an okuyor ve ibadet ediyorlar. Allah bunlara dilerse verir, dilerse vermez. Ama sizler ilim öğreniyorsunuz ve öğretiyorsunuz. Sizin yaptığınız daha hayırlıdır. Şüphesiz ben de Allah tarafından sizlere muallim olarak gönderildim” buyurarak ilim öğrenenlerin yanına oturmuştur. Bu iki topluluk Ashab-ı Suffeden olup gündüzleri mescitte ilim ve ibadetle meşgul olur geceleri de “Suffe”yi yatakhane olarak kullanırlardı. (Ebu Davud, Büyu’, 36)

Başta Kur’ân-ı kerim olmak üzere okuma ve yazma, fıkıh ve hadis öğreniyorlardı. Öğretmenleri de başta peygamberimiz (sav) olmak üzere Abdullah b. Mesut, Übeyy b. Ka’b, Muaz b. Cebel, Ebu’d-Derdâ, Ubade b. Samit gibi sahabenin ileri gelenleriydi.

Ashab-ı Suffa içinde Kur’an-ı Kerimin hıfzına çalışanlara “Kurra” denirdi. Peygamberimiz (sav) bunları çevre kabilelere “Muallim” olarak görevlendirirdi. “Raci” ve “Bi’r-i Maune” bölgesinde irşat için çevre kabilelere gitmekte olan 70 Kurrâ kalleşçe pusuya düşürülerek şehit edilmiş ve bu olay da Kur’an-ı Kerimin bir kitap haline getirilmesi için sebep teşkil etmişti.


Kureyşin ileri gelenleri peygamberimize (sav) gelerek yanında bulunan köleler ve fukara-i müsliminden olan sahabelerden Selman, Ammar, Bilal-i Habeşi ve Suheyb-i Rumî gibi kendisini dine ve imana adamış olan sahabeleri yanından uzaklaştırma şartı ile iman edeceklerini ve peygamberimize yardımcı olacaklarını ifade etmişlerdir. Bunun üzerine yüce Allah “Rablerinin rızasını isteyerek sabah akşam ona dua edenleri sakın yanından uzaklaştırayım deme. Sana onların hesabı sorulacak değildir. Yoksa zalimlerden olursun” (En’am, 6:52) buyurdu. Bu ayetin “Ashab-ı Suffe” hakkında nazil olduğu rivayet edilir.

Peygamberimiz (sav) bu ayetin nüzulünden sonra “Allah’a hamd-ü senalar olsun ki, beni ümmetimin dünyaca fakirleri ve köleleri ile oturmam konusunda nefsime sabır ve sebat verdi. Hayatım sizinledir, ölümüm de sizinle beraber olacaktır” (Ebu Davud, İlim, 13) buyurarak sahabelerine sahip çıktı.   

Peygamberimiz (sav) Ashab-ı Suffe hakkında “Sizlere müjdeler olsun ey Ashab-ı Suffe! Sizler ve sizden sonra size benzeyenler kıyamette benim arkadaşlarım ve kardeşlerim olacaklardır” (Ramuze’l-Hadis İbn-i Abbas’tan (ra))    buyurmuştur.
Logged

"Kul oldum,kul oldum,kul oldum!Ben Sana hizmette iki büklüm oldum.Kullar azad olunca şad olur;ben Sana kul olduğumdan dolayı şad oldum"
(Mevlana)
_selma_
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1272



« Yanıtla #3 : 18 Nisan 2010, 09:30:44 »

çok teşekkürler Allah razı olsun sizlerden.çok güzel bir konu...
müsadenizle bu kanuda ben de bir yazı eklemek istiyorum..acizane...

ASHÂBI SUFFA

Kıble, henüz Kâbe tarafına çevrilmeden önce idi. Mescid-i Nebevî'nin kuzey duvarında, hurma dallarıyla bir gölgelik ve sundurma yapıldı. Buna Suffa denilirdi. Burada kalan Müslümanlara da "Ashâb-ı Suffa" ismi verildi.

Mescid-i Şerifin Suffasında kalan bu Sahabîlerin, Medine'de, ne meskenleri, ne de aşiret ve akrabaları, hiç bir şeyleri yoktu. Âileden uzak, dünya meşgale ve gâilesinden âzâde ve tam mânâsı ile feragatkâr bir hayata sahib idiler. Kur'an ilmi tahsil eder, Resûl-i Ekrem Efendimizin va'z ve derslerini dinleyerek istifâde ederlerdi. Ekseriya, oruçlu bulunurlardı.

Vakitlerini Resûl-i Kibriyanın huzurunda geçiren bu mübârek zümre, Efendimizden hep feyz alırdı. Resûl-i Ekremin medresesine Allah için nefsini vakfetmiş fedakâr, ilim aşığı talebeler idiler. Peygamber Efendimiz tarafından tespit edilen muâllimler, kendilerine Kur'an öğretirlerdi. Bunlardan yetişenler, Müslüman olan kabilelere Kur'an öğretmek ve Sünnet-i Resûlullahı beyân etmek için gönderilirlerdi. Bu cihetle de kendilerine "kurra" denilirdi. Suffa ise bu itibarla "Dârü'l-Kurra" diye anılmıştır.

Sayıları 400-500 kadar olan mütevazi fakat feyizli bir hayata sahib bulunan bu güzide Sahabîler, bir irfan ordusu idiler. Bütün mesâilerini Kur'an ve Sünnet-i Resûlullahı öğrenmeye hasretmişken, gerektiğinde gâzâlara da katılırlardı.
İçlerinden evlenenler, Suffe'den ayrılırlardı. Fakat, yerlerine başkaları alınırdı.

Bu güzîde Sahabîler ne ticâretle, ne bir sanatla meşgul olmazlardı. Mâişetleri Resûl-i Kibriyâ Efendimiz ve Sahabîlerin zenginleri tarafından temin edilirdi. Bu hususu, Suffa'nın baş talebelerinden biri olan Ebû Hüreyre Hazretleri kendisinin çok hadis rivâyet etmesini garipseyenlere karşı verdiği cevapla pek güzel ifâde etmiştir:

"Benim, fazla hadîs rivâyet edişim garipsenmesin! Çünkü; Muhacir kardeşlerimiz çarşıdaki, pazardaki ticâretleriyle, Ensar kardeşlerimiz de tarlalardaki, bahçelerdeki ziraatlarıyla meşgul bulundukları sırada Ebû Hûreyre, Peygamberin (a.s.m.) mübârek nasihatlarını hıfzediyordu."430

Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, Ashab-ı Suffa'nın hem tâlim ve terbiyesi, hem de mâişeti ile çok yakından ilgilenirdi. Onlarla daima oturur, sohbet eder, alakadar olurdu. Zaman zaman da onlara, "Eğer, sizin için Allah katında, neyin hazırlandığını bilseydiniz, yoksulluğunuzun ve ihtiyacınızın daha da ziyâdeleşmesini isterdiniz"431 diyerek, bu meşguliyetlerinin son derece mühim ve mübârek olduğunu ifâde buyururlardı.

Resûl-i Ekrem Efendimiz, evvelâ bu mübârek cemaatın ihtiyacını gidermeye çalışırdı. İcabında, Hâne-i Saâdetlerinin ihtiyaçlarıyla ikinci derecede meşgul olurdu. Bir kere Hz. Fâtıma (r.a.), el değirmeni ile un öğütmekten yorulduğundan şikâyet ederek bir hizmetçi istediğinde Efendimiz ciğerpâresini reddetmiş ve şöyle buyurmuştu:

"Kızım! Sen ne söylüyorsun? Ben henüz Ehl-i Suffa'nın mâişetini yoluna koyamadım."432
Bir gün, Ashab-ı Suffanın başlarına durmuş, hallerini tedkikten geçirmişti. Fukaralıklarını, çekmekte bulundukları zahmetleri görmüş, şöyle buyurarak onların kalplerini hoş etmişti:

"Ey Ashab-ı Suffa! Size müjdeler olsun ki; her kim şu sizin bulunduğunuz hal ve sıfatta ve bulunduğu durumdan razı olarak bana mülâki olursa, o benim refiklerimdendir."433

Resûl-i Kibriyâ Efendimize herhangi bir şey getirilince, "Sadaka mı, yoksa hediye mi" diye sorardı.

Getirenler, "Sadakadır" cevabını verirlerse, onu el sürmeden Ashab-ı Suffaya ulaştırırdı. "Hediyedir" cevabını verirlerse onu kabul eder ve Ashab-ı Suffaya da ondan hisse ayırırdı. Çünkü; Kâinatın Efendisi, Peygamber Efendimiz (a.s.m.) sadaka kabul etmez, sadece hediye kabul ederdi.

Bir gün adamın biri, tabakla hurma getirmişti. Adama, "Sadaka mıdır? Hediye midir?" diye sordu. Adam,

"Sadakadır" cevabını verince, Peygamber Efendimiz onu doğruca Suffa Ehline gönderdi. O sırada torunu Hz. Hasan, Peygamber Efendimizin önünde bulunuyordu. Tabaktan bir hurma alıp ağzına götürünce, Resûl-i Kibriyâ Efendimiz derhal müdâhale etti ve onu ağzından çıkarttırdı. Sonra da, "Biz Muhammed ve ev halkı [Ehl-i Beyti] sadaka yemeyiz, bize sadaka helâl değildir!" buyurdu.434

Şu âyetin Ashab-ı suffa hakkında nâzil olduğu da rivâyet edilmiştir.435

"Sadakalar, kendilerini Allah yolunda hizmete adamış fakirler içindir ki, onlar yeryüzünde dolaşıp hayatlarını kazanmaya fırsat bulamazlar. Onların hallerini bilmeyen kimse, istemekten çekindikleri için, onları zengin sanır. Ey Habibim, sen onları yüzlerinden tanırsın. Yoksa onlar insanlardan ısrarla birşey istemezler. Ve siz her ne bağışta bulunursanız, şüphesiz Allah onu hakkıyla bilir."436

Tam mânasıyla Allah yoluna kendilerini vakfetmiş bulunan bu güzide Sahabîler, Resûl-i Kibriyâ Efendimizin hiç bir nasihatını, hiç bir hitabesini kaçırmazlardı. Dâima orada hazır bulunur, irad edilen hitabeleri ve öğütleri hıfzedip diğer Sahabîlere de naklederlerdi. Bu bakımdan İslâmî hükümlerin muhafaza ve naklinde Ehl-i Suffa'nın pek müstesna hizmet ve gayretleri vardır. Kur'an nûrunun kısa zamanda âlemin her tarafına sürâtle yayılmasında bu ilim heyetinin büyük payı vardır. Bu bakımdan İslâm tarihinde Ehl-i Suffâ müstesnâ bir yer işgal eder.

Bir ilim müessesesi olan Suffanın, has bir talebesi Ebû Hüreyre kendileriyle ilgili bir hâdiseyi şöyle anlatır:


"Açlıktan yüzü koyun yatıyordum. Bazen de karnıma taş bağlıyordum. Bir gün halkın gelip geçtiği bir yol üzerinde oturdum. O sırada oradan Resûlullah geçiyordu. Vaziyetimi anladı ve 'Ey Ebû Hüreyre,' diye seslendi.
"'Buyur, yâ Resûlâllah,' dedim.
"'Haydi gel,' buyurdu.
"Beraber gittik. Eve girdi. Ben de girmek için izin istedim. Müsaade ettiler. Ben de girdim. Bir kapta süt buldu. 'Bu süt nereden geldi?' diye sordu.

"'Falâncalar hediye olarak getirdiler' diye cevap verdiler. "Sonra da, 'Ey Ebû Hüreyre, Ehl-i Suffaya git, onları bana çağır!' diye emretti.

"Ehl-i Suffa, İslâmın misafirleriydi. Ne âileleri, ne de mal mülkleri vardı. Resûlullah'a bir hediye geldiği zaman hem kendisine ayırır, hem de onlara gönderirdi. Kendisine, ehline verilmesi için gönderilen sadakaların tamamını onlara gönderir, katiyyen kendisine bir pay ayırmazdı.

"Resûlullahın Ehl-i Suffayı dâveti beni üzdü. Ben, bu kaptaki sütü tek başıma içer de, bununla epeyce bir müddet idare ederim, diye umuyordum. Kendi kendime, 'Ben elçiyim. Suffa ehli gelince onlara sütü ben taksim ederim' dedim. Bu durumda sütten bana hiçbir şey kalmayacağını biliyordum. Fakat, Allah Resûlunün emrini yerine getirmekten başka çare de yoktu.
"Gidip, onları çağırdım. Geldiler. Müsâade isteyip oturdular.

"Peygamberimiz (a.s.m.), 'Ebû Hüreyre, kabı al ve onlara süt ikrâm et' buyurdular.

"Süt kabını alıp, dağıtmaya başladım. Herbiri kabı alıyor, doyuncaya kadar içiyor, sonra arkadaşına veriyordu. Suffa ehlinin sonuncusu da içtikten sonra, kabı Resûlullaha verdim. Aldı. İçinde sadece azıcık süt kalmıştı. Başını kaldırarak bana bakıp gülümsedi ve 'Ebû Hüreyre,' dedi.
"'Buyur, yâ Resûlallah,' dedim.
"'Süt içmeyen ikimiz kaldık,' buyurdu.
"'Evet, yâ Resûlallah' dedim.
"'Otur sen de iç' buyurdular. Oturup içtim.
"'Biraz daha iç', dedi. İçtim. Yine içmem için ısrar etti. 'Daha daha,' diyordu. Nihayet, 'Seni hak din ile gönderen Allah'a yemin olsun ki, içecek yerim kalmadı' dedim.
"'O halde bardağı bana ver' buyurdu. Verdim. Allah'a hamd ve senâ etti. Sonra Besmele çekerek geri kalanını da kendisi içti."437
Kainatın Efendisi (ASM), Salih Suruç

430. Tecrid Tercemesi, 7/47
431. M.Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili 2/941
432. Tabakât, 8/25
433. M.Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili 2/941
434. Müslim, 3/117
435. M.Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili 2/940
436. Bakara Sûresi, 273
437. Buhari, 4/89; Tirmizi, 4/648-649
Logged

Sayfa: [1]
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Peygamberimiz (sav) ve Ashabı Kiram  |  Yazılar  |  Ashab-ı Suffe « önceki sonraki »
    Gitmek istediğiniz yer: