Ya maymundan, ya ensest ilişkiden (mi?)
 

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
22 Mayıs 2012, 11:40:07
12203 Mesaj 2639 Konu Gönderen: 1918 Üye
Son üye: isimbayz
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Dini Sohbetler  |  Soru-Cevap  |  Ya maymundan, ya ensest ilişkiden (mi?) 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1]
Gönderen Konu: Ya maymundan, ya ensest ilişkiden (mi?)  (Okunma Sayısı 2166 defa)
lazyoner
Aktif Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 199


100 yıl sonraki halim :)


« : 09 Ağustos 2009, 02:38:08 »



2009 Darwin yılı... 12 Şubat da Darwin Günü...
Kenarda köşede bazı yazılar yayımlanıyor. Kimileri Darwin övgüleriyle dolu, kimileri de Darwin yergileriyle...
Bilimsel yorumlar, gerçekte, bilimsellik kazanma iddiasındaki önesürümler olmaktan çıkıp birer 'dogma' değeri kazandığında, tartışmanın yerini ister istemez övgüler ve yergiler alacaktır. Alıyor da nitekim.
* * *
Bir bilimsel yorum, ne zaman kibirle hâlelenir?
Hiç kuşkusuz ki hesaba çekilemez bir yetkinlik iddiasında bulunduğu zaman.
Ve/veya
Varlık karşısısındaki tevazûunu kaybettiği zaman.
Bu yüzdendir ki Darwin sözkonusu olduğunda, bizler, kendimizi bir bilim adamı ve yorumlarıyla karşı karşıya bulmayız. Karşımızda bütün heybetiyle duran Darwinciliktir.
Varlık karşısındaki tevazûunu kaybetmiş Darwincilik.
Ve hiç mübalağa etmeden işaret etmek zorundayım ki Darwinciler Darwincilikte Darwin'i geçmişlerdir. Bilhassa başlangıçta 'bilimsel' olmak iddiasıyla öne sürülmüş yorumları, 'dinsel' hâle getirmek açısından.
Kuram, sözde din karşıtlığıyla bir ideolojik araca dönüştüğü/dönüştürüldüğü için, dinsel bir mahiyet almıştır. Çünkü Darwin'in kuramı, Darwincilerin elinde ve tabii ki zaman içerisinde, insanın kökenini Adem-Havva kıssasıyla açıklamak kadar 'dinsel' sayılabilecek bir öğreti hâline dönüşmüştür.
Artık insanlığın inanç tarihinde iki yorumun takipçileri tartışmaktadır: İnsanın Adem'le Havva'dan türediğine inanan müminler ile insanın maymundan türediğine inanan müminler.
Bu bakımdan evrim kuramı, popüler kültürde, bir inanç, bir itikad meselesidir. Çünkü müminleri ve kâfirleri vardır.
* * *
Karşıtlarının bilimdışına itilmekle tehdit edildiği bir "örgütlenmiş yorumlar kadrosu"yla başa çıkmak, bir bilim adamının yorumlarını hesaba çekmekle mukayese edilemez elbette. İşin içine 'inanç' girdi mi tartışmadan uzak durmalı. Çünkü düşüncenin değil, duyguların alanına girilmiş olmaktadır. Sadece duyguların mı? Bilimadamı kılığında dolanan inanç bodyguardlarının alanına da...
Taraftarlarının duygularını canlı tutmakla (yani istismar etmekle) görevli inanç-adamlarının her hâlukârda korumak zorunda oldukları bir piyasanın varlığı kaçınılmazdır.
Thomas Kuhn'un tabirini ödünç alarak söylemek istersem, paradigma-içi düşünmekte ısrar eden akidecilerle doludur tarihin sînesi.
Bütün işleri, ideolojileri adına pazarda teneke çalmak olan bu inanç adamları, gürültü çıkarmanın binbir yolunu bilirler. Bu yüzdendir ki düşüncenin ve sağduyunun sesi pazarda ya duyulamaz ya da çok geç duyulur. İnanç pazarında. İdeoloji pazarında. Bilim pazarında.
Bu yüzden Darwincileri iknâ etmek Darwin'i iknâ etmekten daha zordur; tıpkı Marxçıları iknâ etmenin Marx'ı iknâ etmekten daha zor olduğu gibi.
* * *
Adem-Havva kıssasından hareketle insanın kökenini açıklama teşebbüslerine gelince, tartışmalara kılavuzluk etmesi gereken ilk ilke şu olmalıdır:
— Dinî metinler bilimsel yargılar ortaya koymayı amaçlamazlar!
Meselâ Kur'an tarihten söz eder, tarihî malzemeler kullanır, ama kendisi bir tarih metni değildir. Güneşten, aydan, yıldızlardan söz eder, insanın dikkatini gökyüzüne çeker ve fakat kendisi bir astronomi metni değildir.
O hâlde ikinci ilkeyi de ilân edebiliriz:
— Bilimsel metinler dinsel yargılar ortaya koymayı amaçlamazlar!
Demek oluyor ki bilimsel yorumların dogma hâline gelmesi, inancın konusu yapılması, yanlılarının mümin, karşıtlarını münkir ilân edilmesi abestir.
* * *
Bilimsel bilginin koşulları ile dinî bilginin koşulları birbirinden farklıdır. İlki isbat gerektirir, ikincisi gerektirmez. Argümanlarının 'burhanî' değil, 'iknaî' olması yeterlidir.
İslâm Düşünce Tarihi, din ile bilim arasındaki yorum farklılıklarını uzlaştırmanın tarihidir aslında. Bu nedenle bilimsel (burhanî) olmak iddiasıyla öne sürülen yorumlara sözde dinî temeller bulmaya çalışan bilimadamları nasıl şiddetli eleştirilere maruz kalmışlarsa, kesinliği (hiç değilse kendi döneminde) isbat edilmiş açıklamalara din'in zahiri yorumları adına karşı çıkan dinadamları da benzer eleştirilerin konusu olmuştur.
Gazalî'nin kendi döneminde Aristocu bilimin yanlılarına yönelttiği eleştiriler, dinî düşüncenin koşullarını tayin etmek bakımından değil sadece, aynı zamanda bilimsel düşüncenin koşullarını tayin etmek bakımından da fevkalâde önemlidir. Çünkü o devrin Aristocu düşünürleri doğabilimlerinde ancak 'inanç' sayılabilecek yorumların 'burhanî' (bilimsel) olduklarını iddia ediyorlardı. Ya da din hakkında, Tanrı hakkında bilimsel (kesin ve müsbet/pozitif) yargılar öne sürebileceklerini iddia ediyorlardı.
Gazâlî'nin tüm söylediği, "Kadim Yunan'ın inançlarını biz bugün 'bilim' olarak kabul etmek zorunda değiliz. İnsanların kıyamet günü bedenen mi, ruhen mi dirilecekleri (haşr-ı cismanî) meselesi dinin konusudur, bilimin değil" demekten ibarettir.
"Mantık ve Matematik bilmeyenler bizi anlayamazlar, bizle tartışacak olanların Mantık ve Matematik bilmesi gerekir" diyerek o devrin müslümanlarını küçümseyenlere Gazalî'nin cevabı gayet ibret-âmizdir: "Ben Mantık da, Matematik de biliyorum. Hadi buyurun, şu tartışmayı baştan alalım!"
* * *
Biz bu konuya başka bir açıdan yaklaşacağız.
Önce tesbit:
İnsanın kökenini açıklamak bakımından, Adem-Havva kıssası zahirî yorumuyla öne sürülmeye aslâ elverişli değildir. Çünkü bu zahirî yorum, ilksel bir ensest ilişkiyi varsaymadan insanın soyunu türetmeye imkân vermez.
Cenab-ı Hak, ensest aracılığıyla, yani erkek kardeşle kız kardeşi aynı yatağa sokmak suretiyle insan soyunu türetmekten münezzehtir.
İnanan zekâların, maymundan türetmek ile erkek ve kız kardeşlerin izdivacından türetmek arasında ne denli soylu bir fark olduğunu göstermeleri gerekir. Değilse, susmalıdırlar.
Sonra soru:
"İnsan soyunun türemesi için ensest ilişki zorunluydu. Zaruret hâlinde haramlar mübah olur" diyecek olan ilâhiyât ulemasına soruyorum:
Zaruretler kullar içindir. Haramlar da, mübahlar da. Cenab-ı Hak için zaruret mi vardı, ki insanın soyunu sonradan haram edeceği bir yolla türetmeyi dileyip Adem ile Havva'nın çocuklarının, yani erkek-kız kardeşlerin izdivacına izin verdi?!?
Düşünecek olanlar düşünsün, ben kendi yorumumu bildiriyorum:
Dinî metinleri bilimselleştirmek ne kadar yanlışsa, bilimsel yorumları dinselleştirmek de o denli yanlıştır.
Lâkin bu yanlışa/yanlışlara insanın ihtiyacı var. Çünkü sorun, insanın insanı aldatma isteğinde değil, bizâtihi insanın aldanma isteğinde.
Söyleyin bakalım, aranızda aldanmak istemeyen bir yalancı var mı?
 
Dücane Cündioğlu
http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?i=15440&y=DucaneCundioglu


YORUMLARINIZI BEKLİYORUM. . .
Logged
enuşa
Aktif Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 257



« Yanıtla #1 : 10 Ağustos 2009, 23:38:25 »

Yazarın ne demek istediğini kendi düşüncesinin tam anlamıyla ne olduğunu anlayamadım.(yorgunluktan olsa gerek yada hz Ademe kadar bilimsellik dinsellik üzerine çok şey bilmediğimden)
Maymundan geldiğine bilim noktasından bakıp bunu onaylayan varsa hayırlı olsun hayatta başarılar.Hz. Âdem’den Peygamber Efendimize gelinceye kadar bütün peygamberler hak dini tebliğ etmişlerdir. Dinin temeli olan îman esasları hep aynı kalmıştır. Fakat şeriat dediğimiz, ibadet ve dünyaya ait işlerde Hz. Âdem’den Peygamberimize kadar her devrin icaplarına, insanların ihtiyaçlarına göre bazı hükümler değişerek gelmiştir. Cenab-ı Hak her devrin insanının yaşayışını ve menfaatini gözeterek her ümmete ayrı bir şeriat göndermiştir. Mâide Sûresinin 48. âyetinde bu hususta, “Sizin her biriniz için Biz bir şeriat ve açık bir yol tayin ettik” buyurulur.
Bediüzzaman da bu meseleyi şöyle izah eder: “Asırlara göre şeriatlar değişir. Belki bir asırda kavimlere göre ayrı ayrı şeriatlar, peygamberler gelebilir ve gelmiştir. Hâtemü’l-Enbiya’dan (a.s.m.) sonra şeriat-ı kübrası (büyük şeriatı) her asırda, her kavme kâfi geldiğinden muhtelif şeriatlara ihtiyaç kalmamıştır.”
Meselâ, Yahudiler ancak havralarda, sinagoglarda, Hıristiyanlar sadece kiliselerde ibadet edebilirlerken, biz Müslümanlar her yerde namaz kılabiliyoruz. Yine sığır ve koyun gibi hayvanların iç yağları Hz. Musa’nın şeriatında haramken, bizim dinimizde helâldir
Hz. Âdem ise ilk insan ve ilk peygamberdir. Allah ona da bir din ve bir şeriat göndermiş ve öğretmişti. O da Allah’ın kendisine gösterdiği şekilde hareket ediyordu. Cenab-ı Hak, Hz. Âdem’in çocuklarının birbirleriyle evlenmesini de bir zaruretten dolayı helâl kılmıştı. Çünkü insan neslinin artması gerekiyordu. Başka insan da olmadığına göre, bir zaruret olarak kardeşlerin birbirleriyle evlenmesi gerekiyordu. Bu âdet bir süre devam etti, fakat insanlar çoğalınca böyle bir evliliğe ihtiyaç ve zaruret kalmadı ve bu tatbikat da kalkmış oldu.
Daha daha başka açıklaması vardır.Arkadaşlar buyrun...
Logged

''nE gElmEk vArDıR Ne De gİtmEk ( M.ibn-i Arabi )''
lazyoner
Aktif Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 199


100 yıl sonraki halim :)


« Yanıtla #2 : 11 Ağustos 2009, 02:09:29 »

Düşüncenizi belirttiğiniz için teşekkürler.Ben de sizinle aynı fikirdeyim.Dücane Cündioğlu bir kıyaslama yapıp akıl yürütmüş.Ona göre ensest ilişki ile insan neslinin çoğalması gayri ahlaki bir durum.Dolayıısyla Allah Teala'nın bunu helal kılmayacağını düşünüyor.Yazara göre ensest ilişkiden türeme ile maymundan türeme arasında bir fark yok.Hatta ensest ilişki daha ağır bir ithamdır diyor.Yani yazar burada maymundan türemeyi doğrulamıyor maymundan geldik de demiyor.Şunu demeye çalışıyor: Ben ensest ilişkiden türemektense maymundan türemeyi yeğlerim.Evrim teorisini kabul etmiyor ama ilahiyatçıların ve diğer din adamlarının/alimlerinin "ensest türeme" açıklamasını Darwnizme göre daha seviyesiz bir yaklaşım olarak değerlendiriyor yazar.

Benim düşüncem ise şudur ki İslam dini bir akıl dinidir.Hz.Adem ve havva ilk insanlar olduğuna göre insan nesli onların soyundan gelmek zorundadır.Dolayısıyla insanlar Hz.Adem ile Havva'nın çocuklarının birbirleri ile ilişkilerinden çoğalarak nesillerini devam ettirmişler.Allah Teala Kuran-ı Kerim'de ensest ilişkiyi kötü ve çirkin bir eylem olarak addetmiyorki.Haram elbette kılıyor bundan uzak durun bu size haram kılındı buyuruyor ama sodom ve gomore halkı gibi veya Lut kavminde yapılan eşcinsellik türü insan fıtratına ters, insanlık dışı hal ve hareketleri lanetlerken ensest ilişkiyi bunlarla bir tutmuyor.

Yani sonuç olarak ensest ilişkiden türemenin gayri ahlaki bir durumu söz konusu değildir.İlk insanların böyle ilişki içine girmeleri gayet normal bir durumdur.Allah isteseydi Hz.Adem ve Havva ile birlikte birçok insanı doğmadan yaratırdı.O halde bunun da bir hikmeti vardır.

Diğer arkadaşlarımızın yorumlarını bekliyoruz. . .Herkesin bu konuda birşeyler söylemesini rica ediyorum.Belki bu yazılanlardan daha mantıklı ve gerçekçi yaklaşımlar olabilir...
Logged
drmetefiridin
Ziyaretçi
« Yanıtla #3 : 26 Mart 2010, 14:25:30 »

internete adildüzen dergisin de adem ve havva adlı yazıyı okuyabilirsiniz.
Logged
faik 29
Aktif Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 169


« Yanıtla #4 : 31 Mart 2010, 14:33:31 »

allah akıl vermiş. kıtap vermiş  adamların derdı nerden geldıgımız degıl allahın varlıgını nasıl inkar ederiz bunun başka izahı yok.  bızler ademden gelelım onlara inananlar maymundan gelsın benım için hava boş. kendılerı bılır.  bır ara ölümden sonra dırılışe  inanıyormusunuz .dıye sanatçılara sordular bazıları evet bazıları hayır demişti  ben bunu  komşu abımızvardı onunla paylaşırken dedık i   yoksa sorun yok   pekı ya varsa.    s.a
Logged
lazyoner
Aktif Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 199


100 yıl sonraki halim :)


« Yanıtla #5 : 01 Nisan 2010, 19:31:32 »

Alıntı sahibi: faik29
allah akıl vermiş. kıtap vermiş  adamların derdı nerden geldıgımız degıl allahın varlıgını nasıl inkar ederiz bunun başka izahı yok.  bızler ademden gelelım onlara inananlar maymundan gelsın benım için hava boş. kendılerı bılır.  bır ara ölümden sonra dırılışe  inanıyormusunuz .dıye sanatçılara sordular bazıları evet bazıları hayır demişti  ben bunu  komşu abımızvardı onunla paylaşırken dedık i   yoksa sorun yok   pekı ya varsa.    s.a

a.s faik kardeş mesele ademden maymundan gelme meselesi değil konuyu dikkatli bir şekilde okursanız ana fikri anlarsınız yoksa elbette biz de hz.adem'in sulbünden geldiğimize inanyoruz yanlış anlaşılmasın.sadece başlığa bakarak değerlendirme yapmayalım.
Logged
lazyoner
Aktif Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 199


100 yıl sonraki halim :)


« Yanıtla #6 : 01 Nisan 2010, 23:04:46 »

Alıntı sahibi: drmetefiridin
internete adildüzen dergisin de adem ve havva adlı yazıyı okuyabilirsiniz.

yazınızı okudum fakat şu ayette anlatılmak isteneni yanlış yorumlamışsınız:
Araf189:Öyle bir mabuttur ki sizi tek bir kişiden yarattı, ülfet ve ünsiyet etmesi için ondan da eşini halketti. Derken erkek eşine yaklaşınca eşi, hafif bir yük taşımıya ve onunla gidip gelmeye başladı. O yük ağırlaşınca ikisi de, bize azası tam ve iyi birevlat verirsen şüphe yok ki biz de şükredenlerden oluruz diye Rablerine dua ettiler.

Görüldüğü gibi ayette geçen "eş" sözünden kasıt "kadın"dır."O" diye bahsedilen ise "erkek"tir.Bu bağlamda kadın, erkekten yaratılmıştır ve ilk erkek de Hz.Adem olduğuna göre ilk yaratılan da Hz.Adem'dir.




Logged
Sayfa: [1]
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Dini Sohbetler  |  Soru-Cevap  |  Ya maymundan, ya ensest ilişkiden (mi?) « önceki sonraki »
    Gitmek istediğiniz yer: