Hepimiz Hz. Adem'densek, Hz. Adem'in lisanı nedir?
 

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
09 Eylül 2010, 01:27:10
11605 Mesaj 2461 Konu Gönderen: 1753 Üye
Son üye: badimcan
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Dini Sohbetler  |  Soru-Cevap  |  Hepimiz Hz. Adem'densek, Hz. Adem'in lisanı nedir? 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] 2
Gönderen Konu: Hepimiz Hz. Adem'densek, Hz. Adem'in lisanı nedir?  (Okunma Sayısı 918 defa)
enuşa
Aktif Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 257



« : 03 Haziran 2009, 11:52:22 »

  Hepimiz ademdensek ,ademin lisanı nedir?
Logged

''nE gElmEk vArDıR Ne De gİtmEk ( M.ibn-i Arabi )''
yaAqsa
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : 03 Haziran 2009, 17:42:55 »

Hz. Ademin lisanı yeryüzüne inmeden önce cennetdeyken  Arapça imis....dolayısıyla Allahın esyayı Ademe yeryüzüne inmeden önce öğrettiğini de göz önünde bulundurursak yeryüzüne indiğinde de muhtemelen Arapça konusmaya devam etmistir kendine öğretilen sekliyle...



daha sonraları HUCURAT 13 te de denildiği gibi insanlar milletleri ve kabilelere ayrılmıs ve dillerde doğal olarak farklılık göstermistir..günümüzde yüzlerce dil çesidinin kullanılması da bu acıklamaya uygunluk gösterir..



hucurat 13 - Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli ve en üstününüz O'ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, herşeyden haberdar olandır.
Logged
Ukab
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1107



« Yanıtla #2 : 03 Haziran 2009, 20:11:44 »

hz ademin cennette lisanının ne olduğuna dair dini bir metin (ayet veya hadis) varmı? daha insanlar kavimlere bile ayrılmamaışken, diller ve lehçeleri oluşmamışken, arapça??? merak ettim. Haşr den sonra insanların cennette arapça konuşacaklarına dair rivayetlere rastlamıştım ama, hz ademin cennette arapça konuştuğunu hiç duymadım, kaynak verirseniz memnun olurum.

allaha emanet olunuz
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
yaAqsa
Ziyaretçi
« Yanıtla #3 : 04 Haziran 2009, 07:22:42 »


kardesim,

"cennet ehlinin dili arapçadır " diye bir hadisin varlığını kabul edersek ve Adem (a.s) da cennette kaldığına göre  dilinin arapça olması muhtemel bir durumdur..neyse fazla uzatmadan mehmet paksu ya kulak verelim sevgideğer kardesim;


Alıntı
Cennette hangi dili konuşacağız?
Mehmet Paksu köşesinde çok sık sorulan bu soruyu cevapladı.

“Öldükten sonra âhirette, inşaallah Cennette Arapça mı konuşacağız? Yoksa her Müslüman kendi dilini mi konuşacaktır?" Her ikisi de mümkün ve olabilir. Cenab- ı Hakkın kudreti açısından bakıldığında hiçbir engel ve zorluk söz konusu değildir.



Cennetin şartlı bütünüyle farklıdır, bu âleme benzemez. Bu âlemde sebepler ve hikmetler geçerlidir. Burada bir şeyin vücuda gelmesi için mutlaka bir sebebin olması gerekir. Mesela, karın yağması için kış mevsiminin gelmesi, havanın bulutlu olması, sıcaklığın belli ölçüde düşmesi gibi sebepler lazım. Ama diyelim ki, Cennette kar yağmasını isteyecek olsak, kışa da gerek yoktur, buluta ve soğuğa da gerek yoktur.



Çünkü âhiret âlemi ve Cennet dârü'l-kudrettir. Orada sebeplerin sözü ve etkisi geçerli değildir. Cennet hakkındaki bir âyet bir genel kuralı hatırlatıyor: "Orada canların çektiği ve gözlerin hoşlandığı her şey vardır."(Zuhruf Suresi, 71) Buna göre mesela, bir Endonezya'lının canı kendi dilini konuşmak isterse, neden verilmesin veya İspanyol bir Müslüman Cennette İspanyolca konuşmayı aruz etse neden engellensin? Fakat bunlarla birlikte bu konudaki nakillere baktığımızda şu bilgilere de ulaşıyoruz.



Peygamberimiz bir hadislerinde, kendisinin Arap milleti içinden çıktığını, Kur'ân'ın Arap diliyle nâzil olduğunu ifade ederken, "Cennet ehlinin konuştukları dil Arapçadır" (Feyzü'l-Kadir, Hadis no:225 ) diyor. Arapça, belâgat, edebiyat, fesahat ve zenginlik bakımından dünya dillerinin en güzelidir. Aynı zamanda ses, âhenk ve cümle yapısı bakımından da diğer diller arasında ayrı bir yeri vardır.



Cenâb-ı Hak da kendi kelâmını Arapça indirmiştir. Peygamberimiz de zaten bu dili konuşuyordu, kendi kavminin dilini... Bu hadisi bazı âyetler de destekliyor. "Uyarıcılardan olasın diye apaçık bir Arapça lisan ile Kur'ân'ı senin kalbine Cebrail indirdi." (Şuarâ Suresi, 195) "Biz hiçbir peygamberi kendi kavminin dilinden başkasıyla göndermedik ki, emrolunduklarını onlara apaçık anlatsınlar" (İbrahim Suresi, 4) meâlindeki âyet-i kerime de Peygamberimizin (a.s.m.) kendi kavmi olan Araplara kendi dilleriyle hak dini anlattığını bildirir.



Evet, Kur'ân'ın dili ve Peygamberimizin konuştuğu dil Arapça olunca, Cennet dilinin de Arapça olacağı gerçeği ortaya çıkar. Hz. Adem'in de yeryüzüne indirilmeden önce Cennette bulunduğunda Arapça konuştuğu rivayet edilir.



Ayrıca bu dili Peygamberimizden (a.s.m.) başka diğer peygamberler de konuşurdu. Meselâ, Hz. Nuh, Hz. Hud, Hz. İsmail, Hz. Sâlih, Hz. Şuayb Arapça konuşuyorlardı. Ayrıca Kastalânî, Hz. ¬işe'den "Cennet ehli Muhammed Aleyhisselâmın diliyle konuşacaklar" rivayetini kaydeder. (Mevâhib-i Ledünniye, 1:276, 6 Mektubat, s.406) Bediüzzaman ise Mektubat'ta İmam-ı Âzam'ın bir fetvasının hikmetini açıklarken şöyle bir ifadeye yer verir:



"Bir rivayette lisan-ı ehl-i Cennetten sayılan Fârisî lisanı..." (Mektubat s. 406)

Bu açıklama ile yukarıdaki nakiller bir arada düşünülecek olsa şöyle bir neticeye varmak herhalde yanlış olmaz: Esas itibariyle Cennet lisanı Arapçadır; fakat Farsça da konuşulabilir. Cenab-ı Hak her iki dili de Cennet lisanı olarak yaratabilir.
Logged
Ukab
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1107



« Yanıtla #4 : 04 Haziran 2009, 09:27:44 »

   Öncelikle bu konuyu başlattığı için rahva kardeşime teşekkür ediyorum. Güzel bir konu, verdiği bilgilerden dolayı filistine özgürlük kardeşime de teşekkür ediyorum. Konuya gelecek olursak:

"Uyarıcılardan olasın diye apaçık bir Arapça lisan ile Kur'ân'ı senin kalbine Cebrail indirdi." (Şuarâ Suresi, 195) "Biz hiçbir peygamberi kendi kavminin dilinden başkasıyla göndermedik ki, emrolunduklarını onlara apaçık anlatsınlar" (İbrahim Suresi, 4)

1-Bu ayetler hz ademin lisanının Arapça olduğuna delalet etmez, aksine, İbrahim suresinden delil getirilen ayette de belirtildiği gibi, her rasul ve nebi kavminin dili üzere tebliğ ve irşadda bulunmuştur. O kavmin lisanı ne ise, vahiyde o dilde gelmiştir. Mesela bizler şimdi değilde, hz peygamberin doğumundan önce bu konuyu konuşuyor olsaydık, şunu mu diyecektik “Cennette İbranice konuşulacak ve hz ademin dili de İbranicedir” ?

2-Kelam uleması vahyi ifade ederken 3 kısma ayırır, a- Allahın Cebrail a.s bildirmesi, b- Cebrail a.s hz peygambere bildirmesi, c- hz peygamberin insanlara bildirmesi. Şimdi şuara suresini böyle delil getirirsek farkında olmadan, haşa, allah’a da lisan isnat etmiş oluruz. Gerek şuara 195 gerekse başka ayetlerde “biz bu kuranı Arapça indirdik” der. O zaman Allahın lisanı Arapçamı? Vahyin Arapça gelmiş olması, kendisinden önceki vahiylerinde, İbranice ve aramice ve bilmediğimiz başka dillerde gelmiş olması, hz ademin lisanının Arapça, İbranice, aramice veya diğer dillerde olduğunu bize göstermez. Allah Teala vahyi Cebrail a.s’a sessiz ve harfsiz ilka etmiştir. Böylece  Allahın lisanı ve konuşması bizim gibi olmaz, Allah vahyi Cebrail a.s’ın hz peygambere Arapça getirmesini murat etmiştir, hz peygamberde aldığı vahyi, sesli ve harfli olarak duyurmuştur. Görüldüğü üzere bunlar tamamen ayrı ve başka şeyler.

3-Bir başka konu ise hz ademin ahirette müminlere ihsan olunacak cennetten çıkarılıp çıkarılmadığı ihtilaflı konudur, hatta cennet ve cehennemin hal-i hazırda var olduğu bile ihtilaflıdır, ancak, biz ehl-i sünnet olarak, cennet ve cehennemin şu anda var olduğunu, hz ademinde o cennetten çıkarıldığına inanırız. Fakat, konuyu iyi araştırmadan bazı şeyleri yazarsak hata ederiz, mesela hz ademin ilk konuşması cennette mi oldu, yer yüzünde mi? Hz ademin lisanının Arapça olduğu görüşünde olanların, hiçbir kaynak getirmeksizin, atladıkları noktada budur zaten, şimdi hz ademin yaratılmasının ve ilk konuşmasının geçtiği bakara suresindeki ayetlere bir bakalım.

Bakara 30. Hatırla ki Rabbin meleklere: Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım, dedi. Onlar: Bizler hamdinle seni tesbih ve seni takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek insanı mı halife kılıyorsun? dediler. Allah da onlara: Sizin bilemiyeceğinizi herhalde ben bilirim, dedi.
31. Allah Adem'e bütün isimleri, öğretti. Sonra onları önce meleklere arzedip: Eğer siz sözünüzde sadık iseniz, şunların isimlerini bana bildirin, dedi.
32. Melekler: Yâ Rab! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz, senin bize öğrettiklerinden başka bizim bilgimiz yoktur. Şüphesiz alîm ve hakîm olan ancak sensin, dediler.
33. (Bunun üzerine: ) Ey Âdem ! Eşyanın isimlerini meleklere anlat, dedi. Adem onların isimlerini onlara anlatınca: Ben size, muhakkak semâvat ve arzda görülmeyenleri (oralardaki sırları) bilirim. Bundan da öte, gizli ve açık yapmakta olduklarınızı da bilirim, dememiş miydim? dedi.
34. Hani biz meleklere (ve cinlere): Âdem'e secde edin, demiştik. İblis hariç hepsi secde ettiler. O yüz çevirdi ve büyüklük tasladı, böylece kâfirlerden oldu.
35. Biz: Ey Âdem! Sen ve eşin (Havva) beraberce cennete yerleşin; orada kolaylıkla istediğiniz zaman her yerde cennet nimetlerinden yeyin; sadece şu ağaca yaklaşmayın. Eğer bu ağaçtan yerseniz her ikiniz de kendine kötülük eden zalimlerden olursunuz, dedik.


Bu ayetlere baktığımızda (dileyen tefsirlerine de bakabilir) hz ademin yaratılış yeri “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” yeryüzüdür ayrıca rahman suresi 14. ayete de bakılabilir. Ayetlerin akışına baktığımızda ise hz ademin cennete, Havva annemizle cennete alınışı “Biz: Ey Âdem! Sen ve eşin (Havva) beraberce cennete yerleşin”  ancak bu ayette yani 35 ayette vuku bulur. Oysaki hz ademin yaratılması 1 konuşması, meleklerle imtihan edilmesi, isimlerin kendisine öğretilmesi vs cennete girişinden önce ve ittifakla yeryüzündedir.


4-Eğer hz ademin lisanı Arapça olsaydı, yeryüzündeki bütün dillerde Arapça kelimeler ağırlıkla hissedilirdi veya Arapça kelimeler olurdu, oysaki, ekseri görüşe göre adem ismi bile Arapça değildir. 2.

5-“ Hz. Adem'in de yeryüzüne indirilmeden önce Cennette bulunduğunda Arapça konuştuğu rivayet edilir. “ Bende ibrizde geçen, bakın kaynakta veriyorum, başka bir rivayet nakledeyim, Fas'lı bir ümmi olan Abdülaziz Debbağdan, Abdullah bin Mübarek’in el-ibriz de nakline göre: hz ademin lisanı bebeklerin lisanıdır. Bebeklerin lisanı ise kur’an daki hurufu mukatta harfler gibi, tek başına harflerin isimler ifade etmesidir.
Buda bir görüş, doğrusunu Allah bilir, ama, bütün doğan bebekler, hangi ırk ve dinden anne babanın bebeği olursa olsun, hep aynı sesleri çıkarırlar, zamanla aldıkları terbiye ve telkinlerle bir dil öğrenir, bebek olarak kullandıkları ifadeleri bırakırlar. Küçük bir bebek “s” harfi çıkarınca susadı der anne babası ona su verir ama, yetişkin bir insan aynı harfi çıkarsa kimse ona su vermez. (bunu Türkçeye göre örnek olsun istedim)

Sonuç: Ahirette müminlerin varış yeri olan cennette Arapça konuşulacak olması, hz ademin yaratılışta yer yüzünde ve cennette Arapça konuştuğu anlamını taşımaz. Hz ademin lisanının “galiba Arapça” denmesiyle, “mutlaka” Arapça denmesi arasında ciddi fark var. Benim bu yazdıklarımın tamamı “mutlaka Arapça” görüşüne karşıdır.


Hepiniz Allaha emanet olunuz. (cevabı acele yazdığım için cümle düşüklükleri ve yazım hataları olabilir kusura bakmayınız)



Dipnotlar:
1-
Elmalı: Allah katında Âdem'in kıymetinin başlangıcı, beşerî üremenin başlangıcı, din, ilim ve dilin başlangıcı, vazife ve kardeşliğin başlangıcı, sosyolojinin başlangıcı, hukukun başlangıcı vardır…
"Ben çamurdan bir insan yaratacağım. Onu(n şeklini) düzeltip, ona ruhumdan üflediğim zaman, derhal ona secdeye kapanın." (Sa'd, 38/71-72)…
"Onu düzenle(yip insan şekline koydu)ğum ve ona ruhumdan üflediğim zaman, hemen ona secdeye kapanın." (Hicr, 15/29)…
Bundan Hz. Âdem'in dilin esası olan isimleri birdenbire bir anlatma ile bilmiş olmayıp, terbiyenin sırrı hükmünce bir yetenek ile az çok bir tedriç (azar azar ilerleme) içinde belleyeceği anlaşılır. Ve burada, bu öğretimin geçmişinin takdiri ve bizzat Âdem'in kendine özgü sıfatı açıklanıyor ki, bu sıfat beşer türünün mahiyet ve ilk fıtratı demektir. Zira Âdem bu türün ilk ferdidir ve türe ait duyguların aslı ondan miras kalmıştır…
Acaba bu cennet yeryüzündeki cennetlerden biri mi idi? Böyle zannedenler olmuştur. "Filistin'de yahut Fâris ile Kirmân arasında bir cennet idi. İnişi de oradan Hindistan'a nakliydi." denilmiştir. Fakat bunlar şöyle bir istidlâl ile söylenmiştir: Çünkü Âdem'in yaratılışı yeryüzünde olduğunda ittifak vardır ve bu kıssada semaya yükselmesi zikredilmemiştir… Şu halde "Cennet", ahirette müminlerin varacağı sevap evidir ki, şimdi mevcut, fakat dünyada görüşten gizlenmiştir. Ve "Cennet" denilince Kur'ân dilinde bilinen budur. Âdem'in cennette oturması hali, ahiret âleminin meydana gelişine benzer bir ilk oluştur. Ve bu durum bize göre bir makul âlemdir.

Seyit Kutub: Demek ki, Allah'ın yüce iradesi şu yeryüzünün dizginlerini kâinatın bu yeni varlığına teslim etmek, burayı onun eline vermek istiyor. Bakara-30
Yüce Allah bu hatırlatmanın arkasından insanların ve cinlerin hangi hammaddelerden yaratıldığını açıklıyor. İnsanoğlunun yaratılış hammaddesi de bir başka yaratıktır, yani sertçe dokunulduğunda ses veren, çınlayan kuru balçıktır. Kuru balçık, çamurdan ya da topraktan yaratılma sürecinin bir halkası olabileceği gibi insanın ve toprağın aynı elementlerden oluştuğu gerçeğini vurgulayan sembolik bir ifade de olabilir.
"Modern bilim, insan organizmasının, toprağın içerdiği elementleri aynılarını içerdiğini kanıtlamıştır.  Rahman-14

2
Elmalı: "Âdem" isminin "üdme"den veya "edîmü'l-ard"dan türemiş (ef'alü) vezninden Arapça bir kelime olduğu rivayet olunuyorsa da A'cemî (yani Arapça olmayan) ve (fâalü) vezninde olması tercih edilir. Zemahşerî, Beydavî, Ebu's-Suûd ve diğerleri gibi muhakkikîn (tahkikciler)in tercihi budur. İmam Şa'bî bunun "azer" ve "a'zer" gibi İbranî dilinden olduğunu ileri sürmüş, Süryanice'de de "Adem"in "toprak" demek olduğunu söylemiştir. Bazıları da bunun aslı "hâtam" vezninde Süryanice olduğuna ileri sürmüştür ki, bu şekilde dilimizdeki "adam" telaffuzu asla daha uygun olmuş olur.

Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
yaAqsa
Ziyaretçi
« Yanıtla #5 : 04 Haziran 2009, 11:48:44 »

Alıntı
Sonuç: Ahirette müminlerin varış yeri olan cennette Arapça konuşulacak olması, hz ademin yaratılışta yer yüzünde ve cennette Arapça konuştuğu anlamını taşımaz. Hz ademin lisanının “galiba Arapça” denmesiyle, “mutlaka” Arapça denmesi arasında ciddi fark var. Benim bu yazdıklarımın tamamı “mutlaka Arapça” görüşüne karşıdır.

yanlıs anlasılmadığım için tesekkür ederim..zaten ilk mesajımda "imiş" ekini kullanmıstım.
 
sevgideğer kardesim;
 
 ortada "cennet ehlinin lisanı arapçadır" diye bir hadis ulasmıs bizlere ve Adem (a.s) ile Havva annemiz yasak meyveyi cennette yemis ve tevbe etmisse "CENNETTE ARAPÇA KONUSMUS OLABİLİRLER" TEZİ DOĞRU DEĞİL MİDİR?
 
doğru değilse eğer cennette arapcadan baska bir dil konustuğuna dair delil getirmek gerekir..
 
en doğrusunu Allah bilir..selametle
Logged
yaAqsa
Ziyaretçi
« Yanıtla #6 : 04 Haziran 2009, 13:15:43 »



bu konu hakkında verilebilecek en iyi cevap su ayettir;




kehf 22- Ey Muhammed, kimileri "Onlar üç kişi idi, dördüncüleri köpekleridir", kimileri "beş kişi idiler, altıncıları köpekleridir" diyeceklerdir. Bu sözler karanlığa taş atmaktır. Kimileri de ` yedi kişi idiler, sekizincileri köpekleridir" diyeceklerdir. De ki; "Onların sayısını hepimizden iyi Rabb'im bilir. " Onlar hakkında derine dalan bir tartışmaya girme ve bu olay konusunda hiç kimseye bir şey sorma.

Bu gençlerin sayıları hakkında tartışmaya girmenin hiçbir yararı yoktur. Sayılarının üç, beş, yedi ya da daha fazla olması farketmez. Onların durumu Allah'ı ilgilendirir ve onlara ilişkin kesin bilginin kaynağı Allah'tır. Bir de olayın meydana gelişini görenler veya olaya ilişkin doğru bir rivayeti okuyanlar doğrusunu bilirler. Şu halde sayılarını tartışmanın gereği yoktur. Sayıları az da olsa çok da olsa onların durumu ile amaçlanan sonuç, çıkarılması istenen ibret dersi gerçekleşmiştir.

Bunun için Kur'an-ı Kerim Peygamber Efendimize -salât ve selâm üzerine olsun- insanın akli enerjisinin kendisine yarar sağlamayan konularda harcanmasını önlemeye ve müslümanları kesin bir bilgiye sahip olmadıkları konulara dalmaktan alıkoymaya ilişkin İslâm düşünce yöntemi uyarınca bu konuda tartışmaya girmemesi ve onlar hakkındaki tartışmaya taraf olan herhangi birisinden bu konuda bir şey sormaması yönünde bir direktif veriyor. Üzerinden uzun bir zaman geçen bu olay Allah'ın bilgisini ilgilendiren bir gaybtır. Şu halde ona ait bilgiyi Allah'a bırakmak gerekir.

Geçmişte kalmış gaybı tartışmaya ilişkin bu yasaklama yer almışken, gelecek zamanın kapsamında olan gayb ve o esnada meydana gelecek olaylar hakkında şimdiden bir hüküm vermemeye ilişkin bir yasak yeralıyor. Çünkü insan, bir şekilde gözleriyle görmediği sürece, gelecekte nelerin olacağını bilemez.


FİZİLAL İL KURAN

******************************


KEHF 22. “Karanlığa taş atar gibi, "Mağara ehli üçtür, dördüncüleri köpekleridir" derler, yahut, "Yedidir, seki-zincileri köpekleridir" derler. De ki: "Onların sayısını en iyi bilen Rabbimdir. Onları pek az kimseden başkası bilmez. "Bunun için, ey Muhammed! Onlar hakkında, bu kısaca anlatılanın dışında, kimseyle tartışma ve onlar, hakkında kimseden bir şey sorma.”



       Rabbimizin bu âyetlerinde kendilerine sunduğu mesajı anlamaya çalışmak yerine kendilerini hiç mi hiç ilgilendirmeyen konularda insanların tartışmalarına şahit oluyoruz. Gayba taş atar gibi, karanlığa taş atar gibi diyecekler ki, bu gençler üç kişiydiler ve dördüncüleri köpekleriydi. Kimileri de diyecekler veya diyorlar ki beş kişiydiler bunlar, altıncıları köpekleriydi. Sanki gayba taş atar gibi ne dediklerini, ne söylediklerini bilmiyorlar. Kendilerince gûya kıssada Allah’ın boş bıraktığı bölümleri doldurmaya çalışıyorlar. Sanki Allah o bölümleri bilememiş, ya da unutmuş gibi. Onların sayıları yedidir sekizincisi de köpekleri.



       Evet tartışmalarının konusu bu. Onlar üç kişiydiler. Bu sayıları çok önemliydi ya sanki. Yaptıkları o kadar önemli değildi, çoktan unutmuşlardı yaptıklarını. Kıyamları, imanları, teslimiyetleri o kadar ö-nemli değildi. Bazıları da onlar şu kadardı da filan demeye çalışıyorlar. Halbuki Rabbimiz bu kıssasıyla bize onların sayısından öte şöyle diyor: Onlar bir gruptu, haydi bakalım onlara sizler de katılın. Siz de onların yanında, onların kıyam makamında yerlerinizi alın diyor.



Hani tavaf da böyledir değil mi? Bir hareket var, devam ediyor biz de ona katılacağız. Çünkü o harekete katılmamız onu artırmayacak, ona belli bir şekil kazandırmayacaktır, ama ona benim katılmam bana kazandıracaktır. İşte tıpkı onun gibi Ashab-ı Kehf bir grup olarak tanıtılıyor ve bize sen de gir onların içine deniliyor. Haydi siz de Rabbim Allah deyin. Hayata O’ndan başka program yapıcı tanımıyo-rum deyin. Onlarla beraber olun. Tıpkı onların uyuduktan sonra hayata dönüşleri gibi, sizler de uyanıp hayata dönün. Yıllardır uykudaydınız, dalgındınız, kitaptan, sünnetten uzaktınız, haydi uyanın artık. Sizin neyinize gerek onların sayıları, ya da o mağarada ne kadar kaldıkları?   



      Oysa onlar bu yaptıklarıyla gayba taş atıyorlardı. Yâni karanlıkta göz kırpıyorlardı. Asla bilemeyecekleri, bilmeleri mümkün olmayan bir konu üzerinde söz söylüyorlardı. Size neydi bundan? Ama bunu önce kendimize söylemek zorundayız. Allah için şöyle bir düşünelim.

Acaba bizler de şu anda bize hiç mi hiç lâzım olmayan konular üzerinde böyle münâkaşa ettiğimiz olmuyor mu? Nenize lâzım bunlar deniliverse ne diyeceğiz? Yâni o konuda Allah bir şey dememiş, peygamber bir açıklamada bulunmamışsa nemize gerek de konuşuyoruz onları?



Öyleyse bizim susmamız gereken konuları iki ana grupta toplayabiliriz.

Birisi; bize kulluk sağlamayan, bizi cennete götürücü olmayan, cehennemden kurtarıcı olmayan konular.
İkincisi; evet İslâm’ın o konuda bir şeyler söylediği, ama bizim bilmediğimiz konularda da susacağız. İslâm’ın o konuda ne dediğini bilmeden konuşuyorsak, gabya taş atmaktan başka bir şey yapmadığımızı bilmek zorundayız.

Yok köpekleri şöyleydi, yok adları böyleydi, yok yaşları böyleydi… Birileri de şöyle diyor; bırakın tartışmayı, onlar yedi kişiydiler, sekizincileri de köpekleriydi.



       Bu son ifade ya o kimselerin tartışmalarının ve sözlerinin ve zırvalarının devamıdır, yahut da bu Allah’a ait onların gerçek sayılarıyla alâkalı bilgidir. İbni Abbas efendimizden bir rivâyet var: Der ki onların sayıları yedidir ve sekizincileri de köpekleridir. Baksanıza Rabbimiz onların sayılarını bilen çok az kimse var diyor, işte ben bu az kimselerdenim. Eğer bu rivâyet doğruysa, sahihse o zaman bunların sayıları yedidir, sekizincileri de köpekleridir.



De ki onların sayılarını ancak Rabbin bilir ve onların sayısını bilen çok az insan vardır. Yine bilen Allah oldu. Peki Allah onu bilir, onu bilir, onu bilir de neyi bilmez söyleyin. Ne yiyeceğimizi mi? Nasıl bir yeme modelinden yana olacağımızı mı? Nerelerden kazanıp, nerelerde harcayacağımızı mı? Nasıl bir hukuktan yana olacağımızı? Nasıl bir siyasal yaşam takip edeceğimizi mi? Neyi bilmez Allah? Elbette Allah her şeyi bilir. Ama bakın bu sûre ısrarla bunu gündem ya-pıyor.



       Öyleyse ey peygamberim! sen bu anlatılanlar dışında, Rabbinin sana beyan buyurduğu bu açık ifadelerin dışında bu konuda kimseyle tartışmaya girme ve bu konuda da kimseden fetva isteme. Bu konuda bu açıkça verilen bilgiler dışında hiç kimseden bir bilgi sorma. Hiç kimseyle bu konuda tartışmaya girme.



İşte Kehf ashabının durumu bu kadardır. Sana lâzım olan kadarını, size lâzım olan bölümü Allah çok açık ve net bir biçimde anlatmıştır, gerisiyle ilgilenme. İşte bir mağara, işte Allah için kıyam eden gençler, işte Allah’ın onları koruması ve işte yüz yıllar sonra Rabbinin onları hayata tekrar geri döndürmesi. Sen bunları düşün ve problemleri bununla çözüme kavuştur.

BESAİRUL KURAN


**********

ilk insanın lisanını hepimizden iyi Rabbim bilir....


bos konusmus isek Allah affetsin,bağışlasın..selametle
Logged
faik 29
Aktif Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 160


« Yanıtla #7 : 04 Haziran 2009, 16:01:50 »

bencede arapça çünkü kuran arapça olarak indirildi ve ölunce de bütün sorular arapca sorulacak   ve bütün insanlar dogarken ana dilleri arapcaymiş saglam bir arkadaş söyledi . eger yanında1yada2 sene kımse ana dılını konuşmasa  arapca konuşmaya başlarmış.
Logged
Ukab
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1107



« Yanıtla #8 : 04 Haziran 2009, 19:02:05 »

           Filistine Özgürlük kardeş, yazılarını parça parça okuyup cevaplıyacağım.

           F.Ö: Hz. Ademin lisanı yeryüzüne inmeden önce cennetdeyken  Arapça imis....dolayısıyla Allahın esyayı Ademe yeryüzüne inmeden önce öğrettiğini de göz önünde bulundurursak yeryüzüne indiğinde de muhtemelen Arapça konusmaya devam etmistir kendine öğretilen sekliyle...

   Bak canım kardeşim sen bu ilk yazında “imiş” desende, burada seninde atladığın nokta şu idi, Allah hz ademi bakara suresindeki ayetlere göre (onları burada tekrar yazmayacağım) sonradan cennete koydu. Yani yeryüzünde yarattı (bakara 30, rahman 14, sa’d 71-72), isimleri öğretti (bakara 31) meleklerle imtihan etti (bakara 31-32-33), secde emri oldu (bakara 34, hicr 29) sonra Havva annemizle cennete alındı (bakara-35, araf-19), cennette yasak meyveyi yedi cennetten çıkarıldı (bakara-36, araf-20-25), tevbe etmesi için gerekli kelimeler kendisine öğretildi (bakara 37), oysaki ben senin bu ilk yazından, hz adem cennette yaratıldı, orada isimleri öğrendi, orada sınandı, sonrada cennetten çıkarıldı. Bu sıralama ayetlere açıkça ters olduğu için ben sana kaynak sordum. Umarım sende bunu şimdi farketmiştirsin.

   Birde demişsin ki, cennette başka dil konuşulduğuna dair delil getirmek lazım, canım kardeşim sen Mehmet beyin yazısından iktibas yaparken, onun sona doğru bir rivayet daha var dediğini okumuşsundur “oda Farisi lisanı” yani şu durumda sen kendi iktibasınla çelişmiş olursun. Konumuza dönecek olursak, atladığın nokta şudur, biz burada cennette insanların dilinin ne olduğunu konuşmuyoruz, yer yüzünde yaratılan sonra cennete alınan hz ademin ilk önce lisanının ne olduğunu konuşuyoruz. Bunlar apayrı şeyler. Sonra:

   1- Ben türkiyede yaşıyor ve Türkçe konuşuyorum, hicaza gitsem orada, tarzanca da olsa Arapça konuşacağım, biz hicaza gittiğimizde bir şeyi işaret edip “bu kaç lira” demiyoruz, “haza kem riyal” diyoruz. Şimdi benim bulunduğum yerlerin şartlarına icabet etmem, benim asıl lisanımı Arapça yaparmı?
   2- Sonra cennette yeryüzündeki dilini konuşmasına engel olan nedir, bu Allahın kudretine uzakmı? Ona kalırsa cennette yasak varmı? Ama hz ademle eşine bir şey yasaklanmış. Yani hz ademin cennetteki durumu tamamen çok özel, istikbalde olacak şeylerden tamamen bağımsız, nev-i şahsına münhasır bir istisna-i durum, bunu normal cennet hayatıyla değerlendirmek doğru olmaz, hangi ayet veya hadiste cennete alınanların oradan çıkarılabileceğini okudun? Ama hz adem çıkarıldı, demek ki bu tamamen genelden ayrı bir durum.
   3- Şunuda unutmamak lazım, bizlerin burada yazdıklarını okuyan insanlar, bizlerden dolayı yanlış bir bilgiye sahip olabilirler, ben bu nedenle senin kaynak vermeni istedim. Bu nedenle de yazında gördüğüm ve benim bilgilerime göre düzeltilmesi gereken ki “ben eğer kuran ve hadisten başka bir şey söylüyorsam lütfen beni dinleme”, bazı noktaları görmeni istedim.


   Şimdi kehf 22 ile ilgili veya ashab-ı kehf olayına gelince, ben bir kardeşin olarak sana şunları diyeceğim, bu ayetle bizlerin konuştuğu sebeb-i nuzül açısından ayrı şeyler, eğer sen o ayetlerin sebebi nuzüllerine baksaydın, bu ayetin ehli kitapla olan ihtilafla alakalı olduğunu görürdün, bu ihtilafın gerekçesi ise, dini metinlerindeki farklılıklardır, bu farklı metinlerin ilahi kavramlar gibi ortaya konulmuş olmasına Allah Teâlanın cevabı o ayetlerdir. Onlar sözlerini Allaha isnat ediyorlardı, oysaki burada konuşanlar hamdolsun Müslüman ve ortak bir metne iman ediyor, sen yukarıda verdiğim hangi ayete itiraz edebiliyorsun? Tersi olsa sen yazsan ben hangisine itiraz edebiliyorum? Birde aklıma gelmişken, dikkat etmemi istediğin yerleri istersen büyük harfle yazma, internet ortamında büyük harfle yazmak “bağırmak, ses yükseltmek” olarak algılanıyor, ama ben senin gibi edepli bir arkadaşın bu niyetle yazmadığından eminim.

   Sonuç: Kur’an ayetlerine ve tefsirlerine ve selef ulemasına baktığımızda, hz adem yeryüzünde yaratılmış, burada Allah ona ruhundan üflemiş, burada isimleri öğretmiş, burada meleklerle imtihan edilmiş, üstünlüğü meleklerce de anlaşıldıktan sonra, cennete alınmış, sonra cennetten tekrar yeryüzüne döndürülmüştür. Bir başka konu ise, hz ademin zaten yaratılış nedeni yeryüzünde Allahın halifesi olmak, böyle olunca da isterse cennette o yasaklanan şeyden yemeseydi bile nihayetinde yaratılış gayesi için gene yer yüzüne indirilecekti. İşte bu cennet hayatıyla insanlar Allahın ikramının büyüklüğünü ataları vasıtasıyla böylece anladılar. Artık dünya hayatının güzelliğine kapılmamaları için bir gerekçeleri oldu, nefsin isteklerine dur diyebilmek için gerekçeleri oldu.

   Hepiniz Allaha emanet olunuz, fasıkların sertacı meczub…
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Ukab
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1107



« Yanıtla #9 : 04 Haziran 2009, 19:05:08 »

yazıyı gönderdikten sonra aklıma geldi, bu konularla ilgili, insan yayınlarından çıkan, hulasatul ahbar-alemin yaratılışı ve hazreti muhammedin sav zuhuru, isimli güzel bir kitap var, orada hz ademin lisanından bahsetmez, arada zayıf rivayetlerde var ama ben o kitabı bir fizikçiye okuttuğumda, bana şunu demişti "çok enteresan burada anlatılanlar ve yaratılış süreleri, bizim fizik kuramlarıyla çok paralel"

tekrar allaha emanet olunuz.
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
yaAqsa
Ziyaretçi
« Yanıtla #10 : 04 Haziran 2009, 20:15:18 »


Alıntı
Şimdi kehf 22 ile ilgili veya ashab-ı kehf olayına gelince, ben bir kardeşin olarak sana şunları diyeceğim, bu ayetle bizlerin konuştuğu sebeb-i nuzül açısından ayrı şeyler, eğer sen o ayetlerin sebebi nuzüllerine baksaydın, bu ayetin ehli kitapla olan ihtilafla alakalı olduğunu görürdün, bu ihtilafın gerekçesi ise, dini metinlerindeki farklılıklardır, bu farklı metinlerin ilahi kavramlar gibi ortaya konulmuş olmasına Allah Teâlanın cevabı o ayetlerdir. Onlar sözlerini Allaha isnat ediyorlardı, oysaki burada konuşanlar hamdolsun Müslüman ve ortak bir metne iman ediyor, sen yukarıda verdiğim hangi ayete itiraz edebiliyorsun? Tersi olsa sen yazsan ben hangisine itiraz edebiliyorum?
 
Birde aklıma gelmişken, dikkat etmemi istediğin yerleri istersen büyük harfle yazma, internet ortamında büyük harfle yazmak “bağırmak, ses yükseltmek” olarak algılanıyor, ama ben senin gibi edepli bir arkadaşın bu niyetle yazmadığından eminim.

sevgideğer kardesim;
 
yanlısımı gösterip düzelttiğin için tesekkür ederim..
 
ben bu ayetleri buraya asmadan önce üç adet tefsirden okudum ve buraya astım..
 
benim  kehf 22 yi örnek vererek anlatmak istediğim sudur;
 
bana göre Hz. Ademin dilinin ne olduğu" sorusu aynı  su soruya benzemektedir;
 
"Hz.Ademin cennetdeyken yediği yasak meyveli ağacın adı neydi?" yahut "ilk iki insan iki kisi olmasına rağmen nasıl dört adet kan grubu vardır"..
 
yani biz Ademin dilini bilmediğimiz zaman birseyler eksik mi kalacak?kulluğumuzu tam yapamayacakmıyız?
 
büyük  harf konusuna gelirsek yanlıs anlamadığın için ayrıca tesekkür eder,benim yazımın bağırma amaçlı değil vurgu amaclı olduğunu belirtmeden geçemeyeceğimi belirtmek isterim..
 
Alıntı
Sonuç: Kur’an ayetlerine ve tefsirlerine ve selef ulemasına baktığımızda, hz adem yeryüzünde yaratılmış, burada Allah ona ruhundan üflemiş, burada isimleri öğretmiş, burada meleklerle imtihan edilmiş, üstünlüğü meleklerce de anlaşıldıktan sonra, cennete alınmış, sonra cennetten tekrar yeryüzüne döndürülmüştür. Bir başka konu ise, hz ademin zaten yaratılış nedeni yeryüzünde Allahın halifesi olmak, böyle olunca da isterse cennette o yasaklanan şeyden yemeseydi bile nihayetinde yaratılış gayesi için gene yer yüzüne indirilecekti. İşte bu cennet hayatıyla insanlar Allahın ikramının büyüklüğünü ataları vasıtasıyla böylece anladılar. Artık dünya hayatının güzelliğine kapılmamaları için bir gerekçeleri oldu, nefsin isteklerine dur diyebilmek için gerekçeleri oldu.

bu sorununda acıklığa kavustuğunu,sonucta da hemfikir olduğumu,bir baska tartısma konularında da fikir alıs verisinde bulunmayı istediğimi de   belirtmeliyim..selametle
 
 
selametle..
 
Logged
Ukab
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1107



« Yanıtla #11 : 04 Haziran 2009, 20:27:40 »

berhudar ol, buda bir akış açısı, ama unutmamak lazım insanlar meşrep meşrep, senin önemsiz gördüğün bir başkasının zayıf noktası olabiliyor, eşari veya selefi anlıyaşa göre bazı kelami konular sorgulanmaz, allah öyle diyorsa öyledir derler, nedenini niçinini sormazlar, ama maturudi anlayışa görede bunlar sorulur, sorulur ama şüpheden dolayı değil, şüphenin kapısını kapamak için, tıpkı dedemiz ibrahim nebinin rabbini aklıyla araması gibi, tekrar selametle kal
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
enuşa
Aktif Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 257



« Yanıtla #12 : 04 Haziran 2009, 20:42:45 »

Gereksiz bir soru gibi görünsede hep beraber öğrenmiş olduk.
Teşekkürederim.
Logged

''nE gElmEk vArDıR Ne De gİtmEk ( M.ibn-i Arabi )''
yok
Ziyaretçi
« Yanıtla #13 : 03 Ocak 2010, 12:16:55 »

lütfen Konu Başlığındaki soruyu çıkartın

Logged
enuşa
Aktif Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 257



« Yanıtla #14 : 03 Ocak 2010, 12:46:05 »

Adı yok olan ziyaretci!
Konu açmak istiyorsanız üye olmanızı tavsiye aderim.Yok konu açamıyorum olan konularıda anlayamıyorum diyorsanız yapacak bişi YOK.
Saygılar
Logged

''nE gElmEk vArDıR Ne De gİtmEk ( M.ibn-i Arabi )''
Sayfa: [1] 2
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Dini Sohbetler  |  Soru-Cevap  |  Hepimiz Hz. Adem'densek, Hz. Adem'in lisanı nedir? « önceki sonraki »
    Gitmek istediğiniz yer: