Sufilerin Hal Tercümeleri
 

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
11 Şubat 2012, 12:38:06
12196 Mesaj 2632 Konu Gönderen: 1918 Üye
Son üye: isimbayz
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Önemli Şahsiyetler  |  Sufilerin Hal Tercümeleri 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] 2 3
Gönderen Konu: Sufilerin Hal Tercümeleri  (Okunma Sayısı 3805 defa)
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« : 10 Ekim 2009, 15:30:41 »

Selamün aleyküm..

Bu bölümde Kuşeyri Risalesinin birinci bölümü olan "Sufilerin Hal Tercümeleri" kısmını yazmaya çalışacağım. Kendisinden alıntı yapacağım eser Süleyman Uludağ'ın hazırladığı Dergah Yayınlarının 2003 yılındaki dördüncü baskısı olup Abdulkerim Kuşeyri'nin Kuşeyri Risalesidir. Bu bölüm kitabın 95 ve 144. cü sayfalarında yer almaktadır.

Üstad Ebu Ali Dekkak (ks)'a sordular: "Gereğince amel etmek imkanına sahip olmayınca, sufilerin ve velilerin sözlerini dinlemenin hiç faydası olur mu?","Evet!" dedi. "Onların sözlerini dinlemenin iki faydası var: Birincisi şu: Şayet dinleyici talip ise, himmeti kuvvetlenir, talebi ziyadeleşir. Diğeri de şu: Şayet dinleyicide ilmi gurur, kibir ve belik varsa,bunları terkeder, dava sahibi olmaz, iddiacılığı dışarıya atar. Bu takdirde eskiden yaptığı ve iyi gördüğü işlerin aslında fena olduğunu görür. Şayet kör değilse, kendini müşahede eder.[1]

Cüneyd'e (ks) sordular: "Sufilere ait rivayetleri, hikayeleri ve menkıbeleri dinlemenin mürid için ne faydası vardır?" Şöyle cevap verdi: "Sufilerin ve velilerin sözleri, ulu ve yüce Allah'ın askerlerinden bir askerdir. (Cündullah, Allah'ın ordusu ve askerleri deyimi için bk. Saffat,37/172, Fetih, 48/4-7; Müddessir, 74/31). Şayet müridin kalbi kırıksa, maneviyatı bozuksa bu asker onu takviye eder, mürid bu askerden imdat bekler, meded umar. Bu sözün doğruluğunun delili şu ayettir: "Hayı, biz sana resullerin haberlerini hikaye ediyoruz, onunla kalbini sabit ve kararlı hale getiriyoruz" (Hud, 11/20) yani Ya Muhammed (s.a.v)! Biz sana geçmişlerin kıssalarını gönlün rahatlasın ve kuvvetlensin diye anlatıyoruz." [2]

Hace Yusuf Hemadani'ye (ks) sordular: "Şu zaman geçer, bu taife gizli hale gelirse, selamete ermek için ne yapalım?" Demiş ki: "Sufilerin ve evliyanın sözlerinden hergün 7 yaprak okuyunuz. Gaflet sahiplerinin bunu vird edinmelerini farz-ı ayn olarak görüyorum." [3]

Bu sözlerin gereğini yapmak için bu konuyu açmak istedim. Bölümde 83 büyük sufinin hayatı anlatılmaktadır. Rabbim istifade edebilmeyi nasip etsin.


SUFİLERİN HAL TERCÜMELERİ


Sufi kardeşlerim –Allah sizi rahmet ve merhametine nail kılsın- iyi biliniz ki müslümaların en faziletli şahısları, Resulullah’ın (s.a.v) vefatından sonraki çağda: “Resulullah’ın (s.a.v) ashabı” unvanından başka bir isim almamışlardı. Hz. Peygamber’in sohbetinden daha faziletli bir şey bulunmadığından bu sohbette bulunanlara “Sahabe” adı verilmişti. Sahabenin yaşadığı çağdan sonraki asırlarda yaşayanlardan sahabe ile sohbet edenlere “Tabiun” ismi verilmişti. Tabiundan olan zevat bu ismi en şerefli bir unvan olarak görmüşlerdi. Tabiundan sonra gelenlere “Etbau’t-tabiin” adı verilmişti.


Bunlardan sonra halk ihtilafa düştü, dereceleri birbirinden farklı ve yekdiğerine zıt tipler ortaya çıktı. Bunun sonucu olarak dinin hükümlerine büyük bir dikkat ve hassasiyetle riayet eden insanlara zühhad ve ubbad (zahid ve abidler) adı verildi. Daha sonra bid’at mezhepleri ortaya çıktı. Her mezhep öbürü ile çekişmeye ve halkı kendisine davet etmeye başladı. Böylece her mezhep zahitler zümresinin kendi içinde bulunduğunu iddia etti durdu. Bunun neticesi olarak, “her nefeste Allah Teala ile olma” halini koruyan ve kendilerine arız olan gaflet musibetlerinden sakınmaya çalışan ehl-i sünnetin ileri gelenleri “Mutasavvıf” (ve meslekler içinde tasavvuf) adını alarak onlardan ayrılmışlardır. Bu zümrenin büyükleri hicri iki yüz senesinden evvel bu isimle meşhur olmuşlardır. Biz bu bölümde ilk tabakadan, son zamandaki tabakaya varıncaya kadar tasavvuf yolunun şeyhlerinden bir cemaatin adını zikrederek, Allah Teala’nın izni ile sufiliğin esaslarını ve adabını zikrederek, Allah Teala’nın izni ile sufiliğin esaslarını ve adabını belirtecek şekilde mutasavvıfların hal, hareket ve sözlerinden bahsedeceğiz. [4]


Dipnotlar:
[1] Nefahatü'l Üns,syf:48
[2] a.g.e, syf:48
[3] a.g.e, syf:50
[4] Kuşeyri (ks) bu bölümde 83 kadar sufiden bahsederek, bunların ne derece dini hükümlere saygılı ve hürmetkar olduklarını, şeriata ne kadar tazim ifade ettiklerini ifade eden hal, hareket ve sözleri üzerinde durmaktadır.

Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #1 : 10 Ekim 2009, 18:53:21 »

1.İBRAHİM BİN EDHEM (Öl. 161/777)

Zahit sufilerin Ebu İshak İbrahim bin Edhem bin Mansur (r.a) Belh bölgesindedir. Bir Melik’in oğlu (prens) idi. Bir gün ava çıkmış, ininden çıkardığı bir tilkiyi veya tavşanı takip ederken birden hatiften gelen bir ses ona: “Ey İbrahim sen bunun için mi yaratıldın? Bu işi yapmaya mı memur kılındın?” diye hitap etmiştir.sonra eğerinin ön kaşından bir ses ona: “Vallahi sen ne bunun için yaratıldın, ne de bunu yapmakla emrolundun!” dedi. Bunun üzerine atından indi, babasının çobanlarından birine rastladı. Çobanın suftan yapılmış cübbesini aldı, sırtına giydi, atı ile birlikte yanında bulunan her şeyi çobana verdi. Sonra sahranın yolunu tuttu ve Mekke’ye geldi. Burada Süfyan-ı Sevri  (ks) (Öl.169/785) ve Fudayl bin İyaz (ks) (Öl. 187/802) gibi zahitlerle dostluk kurdu, daha sonra Şam’a geldi ve burada vefat etti.

İbrahim bin Edhem, orak biçmek ve bağ bekçiliği yapmak gibi işlerde çalışır ve elinin emeği ile geçinirdi.

Naklederler ki; çölde yolculuk yaparlarken rastladığı bir adam ona İsm-i A’zam’ı öğretmiş. O da bu isimle dua edince Hızır (a.s)’ı görmüş. Hızır (a.s) O’na; “Allah’ın İsm-i A’zam’ını sana kardeşim Davud (a.s) talim etmişti.” Demişti.

İbrahim bin Beşşar anlatıyor:”İbrahim bin Edhem’le arkadaşlık etmiştim. Bu işe nasıl başladın diye sordum. O da yukarıda geçen menkıbeyi anlattı.

İbrahim bin Edhem vera’ bahsinde şanı yüce bir zat idi. Şöyle dediği nakledilir: “Yiyeceğin helal ve temiz olsun da zararı yok; gece namazı kılma, gündüz nafile oruç tutma.”

Ekseriya şöyle dua ettiği nakledilir: “Rabbim, beni günahtaki zilletten taattaki izzete naklet!”

İbrahim bin Edhem’e “Et pahalıdır” dediler. “Almamak suretiyle eti ucuzlatınız.” Dedi ve şu şiiri okudu:

“Benim için pahalı olan şeyi terk ederim. Böylece fiyatı yükselen şey çok ucuzlar.”

Ahmed bin Hadraveyh (ks) anlatıyor: “Bir gün İbrahim bin Edhem Kabe’yi tavaf eden bir adama dedi ki: İyi bil ki altı dik ve sarp yokuşu tırmanmadan salih insanlar derecesine ulaşamazsın: Birinci olarak nimet ve refahın kapısını kapatıp, şiddet ve sıkıntı kapısını açacaksın. İkinci olarak, izzet kapısını kapatıp zillet kapısını açacaksın. Üçüncü olarak, rahat kapısını kapatıp çalışma ve çabalama kapısını açacaksın. Dördüncü olarak, uyku kapısını kapatıp uykusuzluk kapısını açacaksın. Beşinci olarak zenginlik kapısını kapatıp fakirlik kapısını açacaksın. Altıncı olarak, yaşama emeli kapısını kapatıp ölüme hazırlanma kapısını açacaksın.”

İbrahim bin Edhem (ks) üzüm bağını beklerken bir asker geldi ve “Bize üzüm ver.” Dedi. İbrahim bin Edhem (ks),”Bağın sahibi üzüm vermek için bana izin vermedi.” Dedi. Bunun üzerine asker kamçısıyla İbrahim bin Edhem (ks) hazretlerini dövmeye başladı. İbrahim bin Edhem (ks), başını eğerek : “Vur ! çoktan beri Allah’a itaatsizlik edip duran şu kafaya durma vur!” dedi. Bu sözü duyan asker şaşırdı kaldı ve oradan savuşup gitti.

Sehl bin İbrahim (ks) diyor ki: İbrahim bin Edhem (ks)’le dost idik. Bir kere hasta olmuştum. Elinde bulunan her şeyini benim için harcadı. Sonra iştahım açıldı, tekrar yiyecek istedim. Eşeğini satarak parasını bana harcadı. İyileşmeye başlayınca, “Ey İbrahim, eşek nerede?” dedim. “Sattık.” Dedi. “Peki ama ben şimdi neye bineceğim?” dedim. “Sırtıma kardeşim” dedi ve beni üç konak sırtında taşıdı.
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #2 : 11 Ekim 2009, 07:46:28 »

2. ZUNNûN MISRÎ (Öl. 245/859)

Sufilerden Ebu’l-Feyz Zunnûn Mısrî’nin (ks) adı Sevban bin İbrahim’dir. Feyz bin İbrahim olduğunu da söylenir. Babası Nevbi (Kızılderili) idi. Tasavvufta emsalinden üstündü. İlim, edep, hal ve vera’ bakımından zamanında tek idi. Kendisini Halife Mütevekkil’e gammazlamaları üzerine halife onu Mısır’dan Bağdat’a getirtti.

Zunnûn Mısrî (ks) Halife’nin yanına gelince ona va’z etti. Halife ağlamaya başladı ve ikramda bulunarak onu Mısır’a geri gönderdi. Mütevekkil, yanında vera’ sahipleri zikredilince ağlar ve “Vera’ sahipleri zikredileceği zaman derhal Zunnûn Mısrî (ks) ‘yi anarak işe başlayın” derdi.

Zunnûn Mısrî (ks) zayıf-nahif bir adamdı, rengi kırmızıya çalardı. Sakalı ağarmamıştı. Ahmed bin Muhammed’in Said bin Osman’dan şunu naklettiğini duymuştum: Zunnûn Mısrî (ks) der ki: Bütün sufi sözleri şu dört cümle etrafında döner durur. Allah’ı sevmek, az (ve önemsiz dünya)dan nefret etmek, nazil olan Kur’an’a uymak, durum kötüye doğru değişecek diye endişelenmek” (Hubb-i celil, buğz-ı kalil, ittiba-i tenzil, havf-i tahvil).

Zunnûn Mısrî (ks) der ki: “Aziz ve Celil olan Allah’ı seven ve O’na aşık olanın alametleri, Allah sevgilisine (s.a.v) ahlakında, fiillerinde, emirlerinde ve sünnetlerinde tabi olmaktır.”

Zunnûn Mısrî (ks)’ye adi adam kimdir? Diye sorulunca, “Allah’a giden yolu bilmeyen ve öğrenmek için çabalamayandır.” Diye cevap vermişti.

Yusuf bin Hüseyin (ks) diyor ki: “Birgün Zunnûn’un meclisine gitmiştim, Salim Mağribi de orada idi. Salim: Ey Zunnûn, tevbe edip nefsini ıslah etmene sebep ne idi? Diye sordu. Zunnûn Mısrî (ks) : Çok acaip, anlatsam dinlemeye takat yetiremezsin, dedi. Salim : İbadet ettiğin Allah’a yemin vererek söylüyorum, durumu bize anlat, dedi. Bunun üzerine Zunnûn Mısrî (ks) dedi ki: Bir kere bir kasabaya gitmek üzere Mısır’dan ayrılmak istemiştim. Sahrada yolculuk yaparken bir yerde uyumuştum. Gözlerimi açınca, altında uyuduğum ağaçta bulunan bir yuvadan kör bir tarla kuşunun düştüğünü görmüştüm. Kuş düşer düşmez yer yarıldı, içinden biri susam, diğeri su dolu iki kavanoz çıktı. Kuş bundan yemeye, ondan içmeye başladı. Bunu görünce bu kadarı bana kafidir, dedim. Hemen tevbe ettim. Tevbem kabul edilene kadar Kerim olan Allah’ın kapısından ayrılmadım. “

Zunnûn Mısrî (ks): “Yemekle dolan midede hikmet durmaz.” Demiştir. Zunnûn Mısrî’ye (ks) tevbeden sorulunca, “Avam günahtan tevbe eder, seçkinler (havas) gafletten tevbe eder.” Diye cevap vermişti
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #3 : 14 Ekim 2009, 10:14:08 »

3. FUDAYL BİN İYAZ (Öl. 187/802)

Sufilerden Ebu Ali Fudayl bin İyaz (ks) Horasan’ın Merv bölgesindedir. Semerkand’da doğduğu ve Ebiverd’de yetiştiği söylenir. 187/802’de Muharrem ayında Mekke’de vefat etmiştir.

Ebu Ammar’ın Fudayl bin Musa’ya dayanarak verdiği bilgiye göre Fudayl bin İyaz (ks) başlangıçta Serahs ile Ebiver arasında yol kesen bir şaki idi. Tevbe edip kendisini düzeltmesinin sebebi şu idi: Bir cariyeye aşık olmuştu. Cariyeyi görmek için duvara tırmanırken bir hafızın: “Mü’minlerin kalblerinin Allah’ın zikri karşısında huşu’ duymaları zamanı gelmedi mi?”(Hadid, 57/16 ) mealindeki ayeti okuduğunu duydu ve birden: “O an geldi Ya Rabb” dedi. Derhal geri döndü. Yolu bir harabeye uğradı. Geceyi burada geçirirken yakında bulunan bir insan topluluğundan birinin arkadaşlarına: “Buradan kalkıp gidelim”. Diğerlerinin ise, “Burada sabahı edelim. Çünkü gecenin bu saatinde Fudayl bizim yolumuzu keser.” Dediğini işitti. Fudayl bin İyaz (ks) bu hadise üzerine bir kere daha tevbe etti. Cemaate, emniyetle gidebileceklerini söyledi. Sonra Mekke’ye gelerek ölene kadar burada mücavir (Kabe’ye ve Allah’a komşu olma) hayatı yaşadı.

Fudayl bin İyaz (ks) demiştir ki: “Allah sevdiği kulun derdini çoğaltır, buğz ettiği kulunun dünyasını genişletir, onu zengin kılar.”

İbni Mübarek, “Fudayl vefat edince hüzün ortadan kalktı.” Demişti. Çünkü o daima mahzun yaşardı.

Fudayl bin İyaz (ks) der ki: “Dünya bütün süsü ile bana arz olunsa, bundan ötürü de hesaba çekilmeyeceğim temin edilse, yine de sizden biriniz bir leşin yanından geçerken değmesin diye elbisesini leşten koruduğu gibi, kendimi dünya pisliğinden korurdum.”

Fudayl bin İyaz (ks): “Riyakarım diye yemin etmem, riyakar değilim diye yemin etmemden daha hoşuma gider.”

Fudayl bin İyaz (ks) : “Halk için ameli (ve günah olan şeyleri) terk etmek riyadır, halk için amel (ve ibadet) etmek ise şirktir” demiştir.

Ebu Ali Razi (ks) anlatıyor: “Otuz sene Fudayl ile arkadaşlık yaptığım halde, oğlu Ali’nin öldüğü gün hariç ne güldüğünü, ne de gülümsediğini görmüştüm. O gün gülüşünün sebebini sorunca, Allah’ın benim için arzu ettiği bir işi ben nasıl arzu etmem.” Dedi.

Fudayl bin İyaz (ks), “Ben Allah’a karşı itaatsizlik ettiğimi, eşeğimin ve hizmetçimin huyundan ve bana itaatsizlik etmelerinden anlarım.” Demiştir.
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #4 : 16 Ekim 2009, 08:28:32 »

4. MARUF KERHİ (Öl. 200 veya 201/816)

Sufilerden Ebu Mahfuz Maruf bin Firuz Kerhi (ks), duası makbul şeyhlerdendi. Bağdatlılar “Maruf’un kabri tecrübe edilmiş bir deva (tiryak)dır.” Demişlerdir. Ali bin Musa Rıza (r.a)’nın azatlı kölesi idi.

Seriyyu’s Sakati(ks)’un üstadıydı. Birgün Seri Sakati (ks)’e, “Allah’tan bir hacet dileyeceksen, bana yemin ederek, Maruf-u Kerhi (ks)’un hürmetine iste.” Demiştir.

Üstad Ebu Ali Dekkak (r.a)’ın şunu anlattığını işitmiştim: “Maruf Kerhi hazretlerinin anne ve babası hristiyandı. O daha sabi iken onu öğretmenlerinden birine teslim etmişlerdi. Öğretmen ona Allah üçün üçüncüsüdür, dedikçe, o: Hayır, tektir, demiş, bu sebeple muallim onu iyice dövmüş. Maruf Kerhi (ks) de mektepten kaçmıştı. Bunun üzerine anne ve babası, keşke oğlan geri dönse de dini ne olursa olsun, bizde onun kabul ettiği dine girerdik, demeye başlamışlardı. Maruh Kerhi (ks) gitti, Ali bin Musa Rıza (ks)’nın önünde İslam’a girdi. Sonra evine döndü, kapıyı çaldı içerden, kim o, diye soruldu, gelen Maruf’tur, diye cevap verdi. Bunun üzerine annesi ve babası Müslüman oldular.”

Seri Sakati (ks) diyor ki; Maruf Kerhi (ks)’yi bir kere rüyada görmüştüm. Sanki o arşın altında bulunuyor ve Aziz ve Celil olan Allah da meleklerine hitaben: Bu kimdir, biliyor musunuz? Diye soruyor. Melekler Ya Rabb, sen daha iyi bilirsin, diye cevap veriyor. Hakk Teala da : Bu Maruf Kerhi’dir, aşkımdan sarhoş olmuştur. Bana kavuşuncaya kadar da ayılmaz.” Diyordu.

Maruf Kerhi (ks) diyor ki: “Davud Tai (ks)’nin sohbetinde bulunanlardan biri bana, sakın ameli terk etmeyesin, çünkü amel seni Mevla’nın rızasına yaklaştırır, dedi. Ben ; amelden kastın nedir? Diye sordum. Bana şu cevabı verdi: Devamlı olarak Rabbine itaat halinde olmak, Müslümanlara hizmet ve nasihatte bulunmak.”

Muhammed bin Huseyn (ks) babasından şunu işittiğini nakletmiştir: “ Bir defa ölümünden sonra Maruf Kerhi hazretlerini rüyamda görmüş ve Allah sana nasıl muamele buyurdu? Diye sormuştum. Beni af etti, diye cevap verdi. Peki, zühd ve vera’a riayet ettiğin için mi? Dedim. Hayır, vaiz İbni Semmak’ın nasihatini dinlediğim, fakr haline sıkı bir şekilde tutunduğum ve fukarayı sevdiğim için, dedi. Maruf Kerhi (ks)’un anlattığına göre İbni Semmak vaazı esnasında şöyle demişti: Bir kimse tamamiyle Allah’tan yüz çevirirse, Allah da ondan yüz çevirir. Bir kimse kalbi ile Allah’a yönelirse, Allah da ona rahmeti ile yönelir. Ayrıca bütün yaratıkların yüzlerini de ona yöneltir. Kim ara sıra Allah’a yönelirse, Allah da ona ara sıra merhamet eder. Bu söz kalbime tesir etti. Allah’a teveccüh ettim. Efendim Ali bin Musa Rıza (ks)’un hizmeti hariç bütün meşguliyetimi ve malımı terk ettim. Bu sözü efendim Ali Rıza (ks) anlatınca: “Eğer nasihat almak istersen bu sana kafidir.” Dedi.

Ölüm döşeğinde bulunan Maruf Kerhi (ks)’a vasiyette bulunmaz mısınız? Denildi, “Öldüğüm zaman şu gömleğimi sadaka olarak verin, çünkü dünyaya çıplak geldim, çıplak olarak gitmek istiyorum.” Dedi.

Maruf Kerhi (ks), içene Allah rahmet eylesin, diyen bir sucuya rastladı, oruçlu olduğu halde gitti.su aldı ve içti. Böyle hareket etmesinin sebebi sorularak, nafile oruca niyetli değil miydin? Denildi. “Evet öyle idim ama sakanın duası makbul olur diye ümit ettim.” Dedi.

Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #5 : 17 Ekim 2009, 18:58:25 »

5. SERİYYU’S SAKATİ (Öl. 257/870)
Sufilerden Ebu’l Hasan Seri bin Muğallas Sakati (ks), Cüneyd-i Bağdadi’nin (ks) dayısı ve şeyhidir, Maruf-u Kerhi’nin (ks) talebesidir. Tevhide ait bilgileri, yüce halleri ve vera’ bakımından zamanında tek idi.

Ebu’l Abbas bin Mesruk (ks) anlatıyor: “Bildiğime göre Seriyyu’s Sakati (ks) Maruf Kerhi’nin (ks) müritlerinden idi. Pazarda alış veriş yaparken Maruf Kerhi hazretleri, sabi bir yetimi elinden tutarak ona getirdi ve: Bu yetimi giydir,dedi. Seriyyu’s Sakati (ks) diyor ki: Çocuğa elbise aldım ve giydirdi. Maruf Kerhi hazretleri buna o kadar memnun oldu ki: Allah seni dünyadan nefret ettirsin, içinde bulunduğun halden kurtararak rahata kavuştursun, demekten kendini alamadı. Dükkandan ayrılırken dünyadan daha çok nefret ettiğim bir şey yoktu. Şimdi içinde bulunduğum hallerin hepsi Maruf Kerhi hazretlerinin duasının bereketinin eseridir.”

Cüneyd-i Bağdadi (ks) diyor ki: “Seriyyu’s Sakati (ks)’den daha fazla abid birini görmedim, ölüm döşeğinde yatması hariç 96 yaşına geldiği halde uzanıp yattığı görülmemiştir.”

Seriyyu’s Sakati (ks) ‘un şöyle dediği hikaye olunur: Tasavvuf üç mananın adıdır. Sufinin marifet nuru vera’ nurunu söndürmez. İrfanı arttıkça ameli fazlalaşır. Kitap ve sünnetin zahirine aykırı düşecek batıni bir ilimden dem vurmaz. Kerametlere sahip oluşu Allah’ın mahremiyet sırlarını ifşa etmesine yol açmaz.” (Sonum kötü olur, diye daima endişe eder ve keramete itimat etmez.)

Ebu Ali Dekkak (ks)’ın şöyle dediğini duydum:”Cüneyd-i Bağdadi (ks)’un şöyle dediği hikaye olunur. Birgün Seriyyu’s Sakati (ks) bana muhabbetten sordu, şöyle dedim: Bir kavme göre Allah’ın emirlerine uymak ve muvafakat etmektir, bir kavme göre diğergamlıktır. Bir kavme göre şöyledir, şöyledir. Bunun üzerine Seriyyu’s Sakati (ks) kolunun derisini çekti, fakat derisi hiç uzamadı, sonra izzet sahibi yüce Allah’a yemin ederim ki, şu deri şu kemik üzerinde Allah aşkından kurudu ve yapıştı, desem doğru söylemiş olurum, dedi ve bayıldı. Aslında esmer olduğu halde Seriyyu’s Sakati (ks)’unyüzü ayın on dördü gibi pırıl pırıl parlıyordu.” İşte Allah aşkı budur.

Seriyyu’s Sakati (ks)’un şöyle dediği hikaye olunur: “Yaptığım işlerden dolayı Allah’ın yüzümü karartacağından korktuğum için acaba kararmış mıdır endişesi içinde bir günde şu kadar defa burnuma baktığım olur.”

Seriyyu’s Sakati (ks),”Cennete giden kısa bir yol biliyorum.” Dedi. Cüneyd-i Bağdadi hazretleri sordu, bu yol nedir? Seriyyu’s Sakati (ks) cevap verdi: “Hiç kimseden bir şey isteme, (verildiği takdirde) hiç kimseden bir şey alma, hiç kimseye verecek birşeye sahip olma.”

Seriyyu’s Sakati (ks) birgün,”Bağdat’tan başka bir yerde ölmek istiyorum.” Dedi. Sebebi sorulunca: “Kabrim, na’aşımı kabul etmezde aleme rezil olurum, diye endişe ediyorum.” Dedi.

Seriyyu’s Sakati (ks) şöyle dua ederdi: “Allah’ım, beni dilediğin gibi cezalandır, ancak (Cemalini temaşaya mani olacak perde ve) hicap cezası ile cezalandırma.”

Cüneyd-i Bağdadi (ks) diyor ki; “Bir gün Seriyyu’s Sakati hazretlerinin yanına gittim, onu ağlar vaziyette gördüm. Neden ağlıyorsun diye sordum. Dedi ki: dün gece sabi bir kız geldi ve babacığım, bu gece çok sıcak, su dolu şu testiyi başının ucuna asıyorum, gerektiğinde içersin, dedi. Sonra gözüme uyku bastırdı ve uyudum. Rüyada, bütün insanların en güzeli olan bir cariyenin semadan indiğini gördüm. Sen kimin cariyesisin? Diye sordum. Testilerde soğutulmuş suları içmeyenin, diye cevap verdi. Hemen kalktım. Testiyi aldım yere vurdum ve kırdım.”

Cüneyd-i Bağdadi hazretleri diyor ki; “Ben bu testinin kırık parçalarını görmüştüm. Seri Sakati hazretleri, toprak üstünü kaplayına kadar bunları ne kaldırdı, ne de el sürdü.”
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #6 : 19 Ekim 2009, 20:02:23 »

6. BİŞR HAFİ (Öl. 227/841)


Zahit sufilerden Ebu Nasr Bişr bin Haris Hafi (ks), aslen Merv’den olup Bağdat’ta yaşamış ve burada vefat etmiştir. Ali bin Haşrem’in kız kardeşinin oğludur.227 (841) senesinde vefat etmiştir. Şanı büyük bir zat idi.
Tevbe ve nefis ıslahı yapmasının sebebi şu idi: Yolda halk tarafından ayaklar altında çiğnenen ve üzerinde Aziz ve Celil olan Allah’ın isminin yazılı olduğu bir kağıda tesadüf etti. Kağıdı yerden aldı ve bir dirheme satın alıp yanında bulundurduğu misk ile kokulandırdı ve bir duvarın yarığına koydu. Bu hadise üzerine uyuyan bir insanın rüyada gördüğü bir şekilde birisinin kendisine şöyle dediğini işitti: “Ey Bişr, sen ismimi güzel bir koku ile kokulandırdın. Hiç şüphen olmasın ki, ben de senin ismini dünya ve ahirette hoş bir koku ile kokulandıracağım.
Üstad Ebu Ali Dekkak (ks)’ın şunu anlattığını işitmiştim: “Bişr Hafi (ks) bir insan topluluğuna uğradı. Halk Bişr Hafi (ks)’i birbirine göstererek; “Gece sabaha kadar uyumayan ve üç günde birden fazla iftar etmeyen, yani bir öğün yemekle üç gün oruç tutan (Savm-ı Visal) adam işte şu zattır, dediler. Bu sözü işiten Bişr Hafi (ks) ağlamaya başladı. Neden ağlıyorsun? Diye sorulunca: Ben bir gece tamamiyle uykusuz kaldığımı hatırlamıyorum. İftar etmediğim bir gecenin gündüzünde oruç tuttuğumu bilmiyorum. Görüyorum ki, Hakk Sübhanehu ve Teala kulun yaptığı ve hak ettiği şeyden fazlasını sırf kendinden lütuf ve ihsan olmak üzere insanların kalbine ilham etmektedir, dedi. Sonra başlangıçta kendisini nasıl düzelttiğini  yukarıda geçtiği gibi anlattı.
Ebu Hatem diyor ki; “Bana ulaşan haberlere göre Bişr Hafi (ks) demiş ki; Rüyada Peygamber Efendimiz’i (aleyhi ekmeluttehaya) gördüm. Bana dedi ki: “Ey Bişr biliyor musun, Allah seni neden emsaline üstün kıldı? Ben: Hayır, ya Resulallah, bilmiyorum, dedim. Şöyle buyurdu: Sünnetime tabi oldun, salih insanlar hizmet ettin, din kardeşlerine nasihatte bulundun, Ashabımı ve Ehl-i Beytimi sevdin de ondan. Seni iyi kulların mertebesine ulaştıran işte bu hareketlerindir.”
Bilal Havvas diyor ki; “Beni İsrail çölünde yolculuk yaparken aniden bir zatın yanımda yürüdüğünü farkettim; hayrete düştüm, sonra bu zatın Hızır (a.s) olabileceği kalbime ilham edildi. Bu zata, Hakk Teala’nın hakkı için söyle sen kimsin? Diye sordum. Ben kardeşin Hızırım dedi. Sana birkaç sualim var dedim. İstediğini sor, dedi. İmam Şafii (r.a) hakkında ne dersin? Dedim. O Evtad’dandır (doğuda,batıda,kuzeyde ve güneyde bulunan dört büyük veliden biridir), dedi. Peki Ahmed bin Hanbel (r.a) hakkında ne dersin dedim. O sıddık bir zattır, dedi. Bişr Hafi (ks) için ne dersiniz? Dedim. Ondan sonra onun gibi yaratılmamıştır, dedi. Seni görmeme vesile olan amelim nedir? Dedim. Annene yaptığın iyilik, dedi.”
Üstad Ebu Ali Dekkak (ks)’ın şöyle dediğini işitmiştim.: “Bişr-i Hafi (ks), Muafi bin İmran’ın evine gitti ve kapısını çaldı. Kim o? Diye sorulunca, Bişr Hafi diye cevap verdi. Evin içinden bir kızcağız: iki para verip ayağına ayakkabı alsan Hafi (yalınayak) lakabından kurtulursun.”(Meşhur olmaktan uzak kalmış olursun) dedi.
İbni Cella (ks) diyor ki;” Zunnun’u gördüm, onun ibaresi (hikmetli) sözleri vardı. Sehl’i gördüm, onun işareti, (ibarenin daha ince şekli) vardı. Bişr Hafi’yi gördüm onun da vera’ı vardı.” İbni Cella’ya peki, bunlardan hangisine meylediyordun? Diye sorulunca:” Üstadımız Bişr Hafi (ks)’ye diye cevap verdi.
Naklederler ki, Bişr Hafi (ks)’nin canı senelerce bakla yemek istediği halde bunu yememişti. Vefatından sonra rüyada görülmüş ve Allah Teala sana nasıl muamelede buyurdu? Diye sorulmuş. O da” Mağfiretine mazhar kıldı ve “Ey yemeyen ye! Ey içmeyen iç! Diye hitap etti.” Demiştir.
Bişr Hafi (ks) “Kırk yıldır canım kebap istiyor, fakat onu alacak, saf, helal bir para bulamadım.” Demiştir.
Bişr Hafi (ks) ‘ye sordular: Ekmeği ne ile yersin? Şöyle dedi: Afiyet sözünü zikrediyor ve onu ekmeğime katık yapıyorum.”
Adamın biri yukarıda geçen menkıbeyi Bişr Hafi (ks)’ye anlatarak bunun manasını sordu. Bişr Hafi (ks): “Helal israfı taşımaz”(yani zaruret miktarından fazla yenen yiyeceklerin helal olması kolay olmaz.) dedi.
Bişr Hafi  hazretleri rüyada görüldü ve “Allah sana nasıl muamele yaptı? Diye soruldu. “Beni affetti. Cennetin yarısını bana helal kıldı ve şöyle buyurdu: Ey Bişr, ateş parçası üzerinde secde etsen, senin için kullarımın kalbinde vücuda getirdiğim mevkiin şükrünü eda edemezsin.” Dedi.
Bişr Hafi (ks): “Halkın kendisini tanımalarını arzu eden kimse, ahiretin zevkini bulamaz.” Demiştir.
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #7 : 23 Ekim 2009, 20:41:18 »


7. HARİS MUHASİBİ (Öl. 243/857)

Sufilerden Ebu Abdullah Haris bin Esed Muhasibi (ks) ilim, vera, muamele ve hal bakımından eşi bulunmayan bir zat idi. Aslen Basralı olup (243/857) senesinde Bağdat'ta vefat etmiştir.

Derler ki: Kendisine babasından bin dirhem miras kaldığı halde bir kuruş bile almadı. Bunun sebebi olarak babasının kaderi inkar ettiği gösterilir. Bu sebeble Haris Muhasibi (ks) babasının mirasında birşey almamayı vera'ın icabı görmüştü. Sahih bir rivayetle Nebi (aleyhi ekmeluttehaya)'den " Aralarında din farkı bulunanlardan yekdiğerine mirasçı bulunamaz." hadisi nakledilmiştir.

Muhammed bin Mesruk (ks) diyor ki: "Haris Muhasibi (ks) vefat ettiğinde bir dirheme bile muhtaç bulunuyordu, halbuki babası ölünce geriye birçok mal, mülk ve akar bırakmış fakat Haris Muhasibi (ks) bundan birşey almamıştı."

Üstad Ebu Ali Dekkak (r.a)'ın şunu anlattığını duymuştum: "Haris Muhasibi (ks) helal oluşu şüpheli bulunan bir yemeğe elini uzatınca parmağının ucundaki bir damar hareket eder,bunun üzerine o da yemeği yemekten kaçınırdı."

Ebu Abdullah bin Hafif (ks); "Şeyhlerimizden beş şahsa uyunuz, geriye kalanların hallerini kendilerine teslim ediniz. Bunlar, Ebu Muhammed Ruveym (ks), Ebu'l Abbas bin Ata (ks), Haris bin Esed Muhasibi (ks), Cüneyd bin Muhammed (ks), Amr bin Osman Mekki (ks)'dir. Çünkü bunlar ilim ile (marifet ve) hakikatleri telif etmişlerdir."(Şeriatle tasavvufu uzlaştırmışlardır.)

Haris Muhasibi (ks) şöyle demiştir; "Bir kimse batınını murakabe ve ihlasla sağlamlaştırırsa Allah onun zahirini mücahede ve sünnete tabi olma hali ile süsler."

Cüneyd-i Bağdadi (ks)'nin şöyle dediği hikaye olunur: "Birgün Haris Muhasibi (ks) bana uğradı, kendisinde açlık alameti gördüm. Amca, evimize girip birşeyler almak istemez misin? dedim. Olur, dedi. Eve girdi. Mutfağa girip birşeyler hazırlamak istedim. Evde bir düğünden gönderilen yemek vardı.Getirdim. Kendisine takdim ettim. Bir lokma aldı ve onu defalarca ağzında sağa sola yuvarladı. Nihayet kalktı, lokmayı ağzından çıkardı. Bir deliğe attı ve savuşup gitti. Birkaç gün sonra kendisini görünce, o şekilde hareket etmesinin sebebini sordum. Dedi ki: Tabiki, O zaman aç idim. Evinde yemek suretiyle seni memnun etmek ve gönlünü almak istedim, fakat benimle Allah Teala arasında bir alamet (akit) vardır. Bu alamet, helal olması şüpheli bir yiyeceği boğazımdan geçirmemesi şeklindedir. O gün Allah, o lokmayı yutma imkanını bana vermedi. O yemek size nereden gelmişti? Yanımızdaki evde düğün olmuştu. Onlar göndermişlerdi, dedim ve ilave ettim, bugün evimize buyurmaz mısınız? Olur, dedi ve içeri girdi. Evde kuru ekmek parçaları vardı. Onları takdim ettim. Yedi ve: Bİr fakire (dervişe) birşey takdim edeceğin zaman böylesini takdim et, dedi." (Sufiler düğün yemeğini yemeyi takva ve vera'a uygun görmezler.Çünkü düğünlerde oyun ve eğlence vardır).
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #8 : 25 Ekim 2009, 10:37:46 »

8. DAVUD TAİ (Öl. 165/781)

Zahit sufilerden Ebu Süleyman Davud bin Nusayr Tai (ks) tasavvufta şanı büyük olan bir zattır.

Yusuf bin Esbat (ks) diyor ki: "Davud Tai (ks)'ye 20 dinar miras kalmış, bununla yirmi sene geçinmişti."

Üstad Ebu Ali Dekkak (r.a)'tan duydum: "Davud Tai (ks)'nin zühd sebebi şu idi:Bağdat'ta gezmek adeti idi. Birgün yolda giderken, Emir Hamid Tusi'ini önünden gidip yol açan polislerin kendisini yolun kenarına ittiklerini gördü. Sağına soluna bakınca Hamid'i gördü. Bunun üzerine, bir dünya var ki; orada Hamid seni geçer, yuh ona, dedi. Sonra evinin bir köşesine çekildi. Bütün vaktini ibadete ve mücahedeye verdi."

Bağdat'ta fukaradan birinin, şöyle dediğini işittim: "Davud Tai (ks)'nin zühd sebebi, şu beyti okuyarak ölüsüne ağlayan bir kadını dinlemiş olması idi:

"Şimdi o yanaklarının hangisi çürümede ve o gözlerin hangisi akmada..."

Derler ki, onun zühd hayatına atılmasının sebebi şu idi: Ebu Hanife (r.a)'nin meclislerine devam ederdi. Birgün İmam A'zam (r.a) dedi ki: Ey Davud, biz alet ve edavatı (şer'i ilimleri) muhkem hale getirdik. Davud Tai (ks) sordu: Geriye ne kaldı? Ebu Hanife (r.a) cevap verdi: Onunla amel etmek. Davud Tai (ks) diyor ki: Ebu Hanife'nin bu ikazı üzerine uzlete çekilmem hususunda nefsim benimle çekişmeye başladı. Nefsime, hiçbir meselede konuşmamak şartı ile Ebu Hanife'nin meclislerine devam etmedikçe seni uzlete çekmem, dedim. Kimse ile konuşmamak şartıyla bu meclislere devam ettim. Bir meseleye cevap vermek durumunda kaldığım olurdu. Ben o mesele hakkında konuşmaya, susuz kalmış bir insanın soğuk suya duyduğu istekten daha şiddetli bir arzu duyar, fakat yine konuşmazdım. Bundan sonra Davud Tai (ks)'nin durumu bilinen şeklini aldı.

Derler ki: Hacamatçı Cüneyd, Davud Tai (ks)'den kan almıştı. Davud Tai hazretleri ona ücret olarak bir dinar verdi, Fazla oldu bu israf değil mi denilince, "Mürüvveti bulunmayanın ibadeti olmaz." dedi.

Gece yaptığı duada: "İlahi, senin derdin beni dünyevi dertlerden azat kılıyor ve uykumla arama giriyor." derdi.

Davud Tai (ks)'nin cariyesi bir kere ona: Ekmek istemez misiniz? diye sormuş. O da, "Ekmeği yiyip, tiridi içene kadar elli ayet okunur." demişti.

Davud Tai (ks) vefat ettiği gün salih insanlardan biri onu rüyada koşar vaziyette görmüş ve ne oldu, diye sormuştu. Davud Tai ( hazretleri de, "Şimdi zindandan kurtuldum" diye cevap vermişti. Adam uyanınca, Davud Tai (ks)'nin vefatını ilan eden halkın feryadının yükseldiğini duymuştu.

Adamın biri: Bana nasihat et, dedi. Davud Tai (ks): "Ölüm askeri seni öldürmek için beklemekte." dedi.

Adamın biri Davud Tai (ks)'nin yanına girmiş, güneş ışıklarının su testisinin üzerine düştüğünü görünce, müsaade ederseniz testiyi gölgeye koyalım, demiş, Davud Tai hazretleri bu zata demiş ki: "Bu testiyi buraya koyduğum zaman güneş yoktu, Allah'ın beni nefsimin arzuları peşinde yürürken görmesinden haya ederim."

Bir zat Davud Tai (ks)'nin yanına girmiş ve ona bakmaya başlamıştı. Davud Tai hazretleri bu zata: "Bilmiyor musun ki, veliler lüzumsuz konuşmalar kadar lüzumsuz bakışlardan da hoşlanmazlardı." demişti.

Ebu Rebi' Vasiti (ks), Davud Tai (ks)'ye : "Bana nasihat et" demiş. O da: "Dünyadan faydalanmamak suretiyle oruç tut, iftarın ölüm olsun, yırtıcı hayvanlardan kaçtığın gibi, insanlardan firar et." demişti.
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #9 : 13 Aralık 2009, 14:22:22 »

9. ŞAKİK BELHİ (KS) (Öl. 164/780)

Zahit sufilerden Ebu Şakik bin İbrahim Belhi (ks), Horasan şeyhlerindendir. Tevekkül konusunda ayrı bir üslup sahibiydi. Hatem Asamm'ın (ks) üstadıydı. Naklederler ki: Tevbe edip zühde atılışının sebebi şu idi. Şakik Belhi (ks), zenginlerden birinin oğluydu. Genç yaşta ticaret için Türk ülkesine gitmişti. Bir puthaneye girdi. Burada putlara hizmetçilik yapan birini gördü. Hizmetçi saçını sakalını traş etmiş, üzerine ergünavi bir elbise giymişti. Şakik Belhi (ks) hizmetçiye; “Şüphe yok ki senin yaratıcı, hayat sahibi, alim ve kadir bir mabudun var, ona ibadet et, zararı ve faydası olmayan bu putlara ibadet etme.” dedi. Hizmetçi ona şu cavabı verdi: “Eğer durum dediğin gibiyse, o Allah kendi memleketinde sana rızık vermeye kadir ise bunca sıkıntılara katlanarak ticaret için buraya kadar neden geldiniz?” bu söz üzerine uyanan Şakik Belhi (ks) zühd yolunu tuttu.

Şakik Belhi (ks) 'nin zühd hayatına atılışının sebebi olarak şu hadiseden de bahsedilir: “Bir kıtlık senesi oynayıp eğlenen şen ve şakrak bir köle gördü. Bütün halk geçim derdindeydi. Şakik Belhi (ks) köleye:”Bu ne neşe böyle? Halkın kuraklıktan ve kıtlıktan çektikleri sıkıntıyı görmüyor musun?” dedi. Köle: “Bundan bana ne? Efendimin hususi bir çiftliği var, muhtaç olduğum herşeyi buradan sağlıyorum,”dedi. Bunu üzerine Şakik Belhi (ks) intibaha geldi ve: “Bu hizmetçinin beyinin bir köyü var, efendi fakir bir mahluk iken, köle ona güvenerek rızık kaygısı çekmiyor. Mevlası zengin olan bir müslümanın rızık kaygısı çekmesi nasıl uygun olur!” dedi.

Hatem Asamm (ks) anlatıyor: “ Şakik Belhi (ks) zengin bir zat idi. Fütüvvet ve mürüvvet gösteriyor, malını cömertçe harcıyor, gençlerle düşüp kalkıyordu. Bu sırada Belh Emiri Ali bin İsa bin Mahan idi. Emir köpeğini alarak ava gitmekten hoşlanırdı. Bir gün köpeklerinden birini kaybetmişti. Köpeğin bir adam tarafından çalındığı fesatçılar tarafından iddia edildi. Bu adam Şakik Belhi (ks)'in komşusu idi. Adam aranmakta olduğunu duyunca korktu ve kaçtı. Eman dileyerek Şakik Belhi (ks)'nin evine girdi. Şakik Belhi (ks) kalktı, Emirin yanına gitti ve: “Bu adamın yakasını bırakın, köpek benim yanımdadır, 3 güne kadar size teslim edeceğim,” dedi. Adamın yakasını bıraktılar. Şakik Belhi (ks), Emirin yanından ne yapacağını düşüne düşüne ayrıldı. 3. gün olunca Şakik Belhi (ks)'nin dostlarından olup o sırada seferde bulunan bir zat Belh'e dönmüş, yolda boynunda halka bulunan bir av köpeği bulmuş, bunu Şakik Belhi (ks)'ye hediye etmeliyim, zira o gençlerle düşüp kalkıyor, diye düşünmüş, köpeği almış ve Şakik Belhi (ks)'ye getirmişti. Şakik Belhi (ks) köpeği görünce bunun kaybolan köpek olduğunu anladı ve memnun oldu, köpeği aldı, Emir'e götürdü ve taahhüdünden kurtuldu. Bu hadise üzerine Allah (c.c), Şakik Belhi (ks)'ye bir uyanış nasip etti, yaptıklarına tevbe etti ve zühd yolunu tuttu.

Hatem Asamm (ks)'ın şöyle dediği hikaye edilir: “Cephede Türklere karşı Şakik Belhi (ks) ile savaşıyorduk. O gün, vücuddan ayrılıp düşen başlar, kırılan mızraklar ve parçalanan kılıçlardan başka Bir şey görünmüyordu. Şakik Belhi (ks) bana dedi ki: “Ey Hatem, bugün kendini nasıl buluyorsun, eşinle zifafa girdiğin gece gibi bulabiliyor musun?”, “Vallahi böyle bulamıyorum kendimi”, dedim. Bunun üzerine:  “Vallahi ben bugün gerdek gecesinde olduğum gibiyim,”dedi. Sonra kalkanını başının altına koyup saflar arasında uyudu, hatta horultusunu bile duymuştum.”

Şakik Belhi (ks) der ki: “Bir insanı tanımak isterseniz, bir Hakk'ın, bir de halkın ona vaadettiği şeye bakınız. Bu kişi bu iki şeyden hangisine kalben daha fazla güvenmekte!”

Şakik Belhi (ks), “Bir insanın takvası şu 3 şeyde belli olur: Alışında, terk edilişinde ve sözünde.” (Müttakinin yaptığı mübah, terk ettiği haram veya mekruh, konuştuğu hak olur.)
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #10 : 15 Şubat 2010, 16:08:20 »

10. BAYEZİD BİSTAMİ ks (Öl. 243/848 veya 261/874)
[/b]

Sufilerden Ebu Yezid Tayfur b. İsa Bistami (sultanu'l arifin), mecusi iken müslüman olan bir şahsın torunudur. Üç kardeş idiler. Adem, Tayfur (Bayezid), ve Ali. Hepsi de abid ve zahid insanlar olmakla beraber Ebu Yezid (ks) hal bakımından bunların en ulusu idi.

Bayezid Bistami (ks)'ye, bu marifeti hangi şeyle buldun? Diye sorulmuş. O da, “Aç karın ve çıplak bedenle.” diye cevap vermiştiç

Bayezid Bistami (ks) demiştir ki: “Otuz senemi mücahede ile geçirdim. Bu müddet esnasında ilimden ve ilme tabi olmaktan daha çetin bir şeye rastlamadım. Ulemanın ihtilafı olmasaydı (tek içtihad üzre) kalakalırdım. Mücerref ve saf tevhid hariç, diğer hususlarda alimlerin ihtilaf etmesi rahmettir.”

Bayezid Bistami (ks)'nin vefat etmeden evvel Kur'an'ı Kerim'i baştan sona kadar ezberlediği, nakledilir.

Ummi Bistami: “Babamın şöyle dediğini işitmiştim: Bir gün Bayezid Bistami (ks) bana; Kalk, kendi veliliğini teşhir eden adama gidelim ve haline bakalım, dedi. Zühd ile meşhur olan bu zatın yanına vardık. Adam evinden çıktı, mescide geldi ve kıble cihetine tükürdü. Bunu gören Bayezid Bistami hazretleri, adama selam bile vermeden dehal geri döndü ve Rasulullah (aleyhi ekmeluttehaya)'ın riayet ettiği edeplerden bir edep konusunda bile bu kişiye güvenilmezken iddia ettiği velilik mertebesine nasıl güvenilir, dedi.”

Bayezid Bistami (ks) demiştir ki; “Yemek külfetinden ve kadın ihtiyacından beni kurtarması için Allah Teala'dan niyaz etmek istemiştim. Sonra kendi kendime, Rasulullah (aleyhi ekmeluttehaya) bile Allah'tan böyle bir şey istemediği halde benim istemem nasıl caiz olur? Dedim ve bu yolda dua etmekten vazgeçtim. Sonra Hakk Sübhanehu ve Teala kadın sıkıntısından beni kurtardı. O kadar ki, karşıma çıkan kadın mı, duvar mı, farkedemez oldum.”

Ummi Bistami diyor ki:” Babam Bayezid Bistami (ks)'e zühdünün ve sülukunun başlangıcı hakkında sorulmuş. O da: “Zühdün bir tek menzili yoktur ki, bir tek cevap vereyim, demiş. Niçin? Sorusuna ise şu cevabı vermişti : Çünkü ben zühdde 3 gün kaldım, dördüncü günde zühdden çıktım: İlk gün dünya ve dünyada oluşan şeylere karşı zahid (ilgisiz,değer vermeyen,isteksiz) oldum. İkinci gün ahirete ve orada bulunan şeylere karşı zahid oldum. Üçüncü gün Allah'tan başka ne varsa hepsine karşı zahid oldum. Dördüncü gün olunca bana Allah'tan başka Bir şey kalmadı. İlahi aşk beni şaşkına döndürdü. O zaman hatiften gelen bir sesin bana : Ey Bayezid, bizimle birlikte bulunmaya takatin yetmez, dediğini işittim ve maksadım işte bu idi, dedim. Aynı ses bu sefer: Maksadına eriştin, istediğini buldun, diye hitap etti.”

Bayezid Bistami (ks)'e soruldu: Allah yolunda karşılaştığın en çetin şey ne oldu? “Tasviri mümkün değil” dedi. Nefsine reva gördüğün muamelenin en kolayı ne oldu? Diye soruldu. “İşte bunu izah edeyim.” dedi. “Bir kere nefsimi taate ve ibadete davet ettim. Fakat davetimi kabul etmedi. Bunun üzerine onu bir sene su içmekten meneyledim.”

Bayezid Bistami (ks) diyor ki: “Otuz seneden beridir her namaz kılışımda, belime sardığım zünnarı koparıp atmak isteyen bir mecusiyim, itikadı içinde olduğum halde namaz kılmaktayım.”

Musa bin İsa (ks) diyor ki: “Bayezid Bistami (ks)'nin şunu söylediğini babam bana anlatmıştı. Bir adamın havada bağdaş kurup oturacak kadar kerametlere sahip olduğunu gözlerinizle görseniz, o adamın  Allah'ın emirlerini, nehiylerini ve hudutlarını muhafaza ve şeriata riayet hususunda nasıl hareket ettiğini  tetkik edene kadar aldanmayınız.”

Ummi Bistami babasının şöyle dediğini hikaye eder: “Kalenin duvarlarının dibinde Hakk Sübhanehu ve Teala'yı zikretmek için Bayezid Bistami hazretleri bir defa sehattaki kaleye gitmiş, fakat zikir yapmadan sabaha kadar orada kalmıştı. Bunun sebebini sorunca dedi ki: Çocukluğumda ağzımdan çıkan hoş olmayan bir kelimeyi hatırladım da onun için (böyle bir dille) Hakk Sübhanehu ve Teala'yı zikretmekten haya ettim.”
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #11 : 16 Şubat 2010, 21:12:53 »

11. SEHL TUSTERî  ks (Öl. 273/886 veya 283/896)
[/B]


Sûfierden Ebu Muhammed Sehl bin  Abdullah Tusteri (ks) vera ve muamele sahalarında sûfiler zümresinin zamanında benzeri bulunmayan imamlarındandır. Birçok kerametleri vardı. Hacca gittiği sene Mekke´de Zunnûn Mısri (ks) ile görüşmüştü.

Sehl bin  Abdullah Tusteri (ks) diyor ki: “Daha üç yaşımda iken kalkar ve sabaha kadar uyumayan dayım Muhammed bin Süvâr´ın nasıl namaz kıldığına bakardım. Dayım bana, git, uyu, çünkü kalbimi meşgul ediyorsun, derdi.”

Ömer bin Vâsıl Basri, Sehl b. Abdullah (ks)'tan şunu nakletmiştir: “Bir gün dayım bana: Seni yaratan Allah´ı zikretmek istemez misin? diye sordu. İsterim ama onu nasıl zikredeyim, dedim. Dedi ki: Yatağına girip sağa sola döndüğünde dilini oynatmaksızın kalbin ile üç kere: Allah beni ve davranışlarımı görmektedir, de. Buna üç gün devam ettim, sonra durumu kendisine arzettim. Bu sefer bana, bunu her gece yedi kere söyle, dedi. Yedi gece bunları söyledim, sonra durumu kendisine bildirdim. Bu sefer bana, bunu her gece on bir kere söyle, dedi. Dediğini yaptım. Bunun neticesi olarak kalbim bu işten zevk almaya başladı. Bir sene sonra, dayım bana, öğrettiğimi iyi muhafaza et ve kabre girene kadar buna devam et, çünkü bu, dünya ve âhirette senin için faydalıdır, dedi. Buna senelerce devam ettim. Bunun neticesi olarak sırrım (ruhum) bu işten haz almaya başladı. Sonra bir gün dayım bana: Ey Sehl, Allah bir kimse ile birlikte bulunur, ona nazar kılar ve onun yaptıklarına şâhid olursa, acaba o kimse Hakk Taâlâ´ya âsi olur mu? Günahtan sakın, dedi. Issız sadasız yerlerde halvete çekilmeye başladım. Sonra beni mektebe gönderdiler, fakat ben himmet ve gayretimin dağılmasından endişe ettiğim için muallime, her gün bir saat ders aldıktan sonra geri dönmemi şart koşun, dedim. Mektebe bu şekilde devam ettim ve altı veya yedi yaşımda iken Kur´an´ı ezberledim. On iki yaşıma ayak basıncaya kadar sadece arpa ekmeği yiyerek oruç tuttum. Sonra on üç yaşımda iken kafam bir meseleye takıldı kaldı. Aileme, bu meseleyi halletmek için beni Basra´ya gönderin, diye yalvardım. Basra´ya geldim, buranın âlimlerine meseleyi sordum. Fakat hiç biri beni tatmin edici bir şey söyleyemedi. Ebu Habib Hamza bin Abdullah Abadânî (ks) adıyle tanınan bir zât ile görüşmek için Basra´dan Abadân´a geldim. Sorumu sordum,(ve kalp secdesi nedir, dedim. Bk. Münavi,I,238) cevabını aldım. Âdabı ile edeplenmek ve sözlerinden  faydalanmak için bir müddet onun yanında kaldım. Sonra Tuster'e döndüm. Sadece bir dirhem ile satın alınan bir farak (16 farak, 120 batman) miktarında arpa ile iktifa edecek kadar gıdamı azalttım. Bu arpa öğütülüyor ve benim için pişiriliyordu. Hergün seher vakti bir ukiyye katıksız saf arpa ekmeği ile tuzsuz ve katıksız iftar ederdim. Bu bir dirhem bana bir sene kâfi gelirdi. Sonra üç, daha sonra beş, ondan sonra yedi, ondan sonra onbeş ve en sonra yirmi günde sadece bir iftar yapmaya azmettim. Bundan sonra seyahata çıktım, senelerce diyar diyar dolaştıktan sonra Tûster´e döndüm ve geceleri sabaha kadar ibadetle ihya ettim.

Sehl bin Abdullah (ks) demiştir ki: “İster günah, ister sevap olsun kulun şeriata uymadan işlediği fiiller nefsin arzusunu tatminden başka netice vermez. Şeriate uyularak işlenen fiiller nefs için azaptır”.
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #12 : 17 Şubat 2010, 19:38:21 »

12.EBU SÜLEYMAN DARANİ ks (Öl. 215/830)

Sûfî zâhidlerden Ebu Süleyman Abdurrahman bin Atiyye Darâni (ks) Şam´ın köylerinden Darrânlı olup (215 /830) senesinde vefat etmiştir.

Ebu Süleyman hazretleri demiştir ki: “Gündüz iyi amel eden geceleyin, gece iyi amel eden gündüzleyin yaptığının mükâfatını görür. Nefsanî bir arzuyu samimi olarak terkedenin gönlünden Allah bu arzudan dolayı kulunu cezalandırmayacak kadar kerem sahibidir.”

Yine nakledildiğine göre Ebu Süleyman hazretleri, “Bir kalbe dünya gelip yerleşirse, âhiret oradan göç edip gider,” demiştir.

Ebu Süleyman Darânî (ks) der ki: “Nice defalar sûfiler taifesine mahsus bir nükte ve hikmet kalbime düşer de Kitap ve Sünnetten iki âdil şahit bunun doğruluğuna şahitlik etmedikçe, bunları günlerce kabul etmem.” (Sûfilerden bir söz ve bir hikmet işitirim, bu çok hoşuma gider, fakat nefsim beni aldatır, diye âyet ve hadisten iki âdil şahit bulmadıkça bu sözü kabul etmem.)

Ebu Süleyman hazretleri, “Amellerin en faziletlisi nefsin zıddına hareket etmektir.” demiştir.

Ebu Süleyman hazretleri, “Her şeyin bir alâmeti vardır, ilâhî inayetten mahrum kalmanın alameti ağlamayı terk etmektir.”

Ebu Süleyman hazretleri der ki: “Allah'a karşı vazifelerini yapmaya mani olan karın tokluğudur.” demiştir.

Ebu Süleyman hazretleri : “Herşeyin bir pası vardır. Kalpteki nurun pası olan aile veya mal veya çocuk gibi şeylerin hepsi senin için uğursuzluk ve talihsizliktir.»

Ebu Süleyman Darani (ks) diyor ki: “Soğuk bir gece mihrabda bulunuyordum, soğuk beni muzdarip kılmıştı, bir elimi ısıtmak için koynuma soktum, diğeri dua için uzatılmış halde açıkta kaldı. Gözüme uyku bastırmıştı. Hatiften bir ses: Ey Ebu Süleyman; şu uzanan ele nasibini koyduk, öbürü de uzanmış olsaydı, o da kısmetini alırdı, dedi. Bunun üzerine hava ister soğuk olsun, ister sıcak olsun iki elimi çıkarmadan dua etmeyeceğime nefsime karşı and içtim.”

Ebu Süleyman hazretleri demiştir ki: “Bir gece uyku bastırdığı için virdimi terkederek uyumuştum, rüyada âhu gözlü bir huri bana: Sen uyuyorsun, halbuki beş yüz seneden beri ben senin için yetiştiriliyorum, dedi.”

Ahmed bin Ebu´l-Havarî diyor ki: “Bir defa Ebu Süleyman´ın yanına gittim, onu ağlar vaziyette buldum. Neden ağlıyorsun? deyince, şöyle dedi: Ey Ahmed, niçin ağlamayayım, karanlık ortalığı kaplıyor, mahabbet ehli dizleri üzere çöküyor, yanakları üzere ve secde-gâha göz yaşları damlıyor. Bunlar böyle olduğu zaman Hakk Sübhanehü ve Teâlâ Hazretleri tecelli ederek şöyle nida eder: Ey Cebrail, kullarımı murakabe etme sıfatıma yemin ederim ki, kim kelâmım Kur´an´dan zevk alır, rahat ve huzurunu beni zikretmede bulursa, ben onların halvette yaptıkları bu hallere vâkıf olurum, iniltilerini işitirim, ağlamalarını görürüm. Ey Cebrail, bu haldeki kullarıma bu ağlama nedir? Sevenin sevdiklerine eza ve cefa verdiğini hiç gördünüz mü?, diye neden nida etmiyorsun. Gece karanlığı bastırdığı zaman inleyerek bana sığınan bir zümreyi azaba ve hesaba çekmem nasıl yakışık alır? Zatım´a yemin ederek diyorum ki, kıyamet günü bana geldikleri gün, Kerîm (asîl) olan yüzümden perdeyi kaldıracağım. Böylece onlar beni, ben de onları temaşa edeceğim”
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #13 : 18 Şubat 2010, 15:52:33 »

13. HATEM'UL-ASAMM ks (Öl. 237/851)

Sufi zahidlerden Ebu Abdurrahman Hatim bin Unvan veya Horasan şeyhlerinin büyüklerinden olup Hatim bin Yusuf Asamm adı ile de tanınmaktadır. Şakîk-i Belhi (ks)'nin talebesi, Ahmed bin Hadraveyh (ks)'in üstadı idi. Derler ki: O Asamm (sağır) değil idi, bir kere sağır imiş gibi hareket etmiş, onun için sağır adını almıştı.

Üstad Ebu Ali Dekkak (r.a.)'in şöyle dediğini işittim: "Bir kadın geldi ve Hâtem'den bir mesele sordu, kazara o sırada kadın yellenmiş ve bundan dolayı da çok mahcup olmuştu. Hâtem kadına, yüksek sesle konuş, zira ben çok ağır işitiyorum, demiş ve kadına sağır olduğu kanaatini vermiş, kadın da bu işe memnun olmuş ve kendi kendine: Muhakkak ki, yellendiğimi duymamıştır, demişti. Bu hadiseden sonra Hâtem´in adı sağıra (asamm) çıkmıştı."

Hazreti Hâtem diyor ki: "Hiç bir sabah yoktur ki, Şeytan bana ne yiyeceksin, ne giyineceksin, nerede ikâmet edeceksin? dememiş ve benden şu cevabı almamış olsun: ölümü yiyeceğim, kefeni giyeceğim, mezarı mesken edineceğim!"

Aynı senedle nakledildiğine göre, Hâtem hazretlerine: Ne istersin? diye sorulmuş. "Akşama kadar afiyette olmak isterim," demiş. Her gün afiyette değil misin? denilmiş. O da: "Afiyette olduğum gün, günâh işlemediğim gündür," demişti.

Hâtemu'l-Asam (ks)'ın şöyle dediği nakledilmiştir: "Bir gaza esnasında düşmandan bir şahıs beni yakaladı, boğazlamak için yere yatırdı. Böyle iken bile gönlüm onunla meşgul olmadı. Tersine Allah Taâlâ'nın hakkımdaki hükmünün ne olacağını düşünmekte idim. Düşman beni kesmek için çizmesinden bıçağını çekmeye uğraşırken birden serseri bir ok boğazına saplandı, onu öldürdü."

Hâtem hazretlerinin şöyle dediği rivayet edilir: "Bizim bu (tasavvuf) mezhebimize giren, ölümün şu dört nevini kendine mal etsin-. Beyaz ölüm, bu açlıktır; kara ölüm, bu halkın eza ve cefasına tahammüldür; kızıl ölüm, bu heva ve hevese karşı koyarken her nevi şaibeden uzak halis ameldir; yeşil ölüm, bu yama üzerine yama atılmış hırka giymektir".
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #14 : 19 Şubat 2010, 19:13:39 »

14.YAHYA BİN MUAZ RAZÎ ks (Öl. 258/871)

Sufi zahidlerden Ebu Zekeriyya Yahya bin Muaz Razî (ks), vaiz zamanında eşi bulunmayan yegâne bir velî idi. Recâ konusunda özel bir üslûb ile konuşmuştur. Marifet hakkında sözleri vardır. Belh'e gitmiş, bir müddet orada ikâmet ettikten sonra Nişabur'a dönmüş ve 258 (/871) senesinde vefat etmiştir.

Yahya bin Muaz (ks): "Verâ' sahibi olmayan nasıl zâhid olur? Önce sana ait olmayan şeye karşı verâ' sahibi ol, sonra sana ait olan şeyde zühd göster," demiştir.

Yine bu senedle Yahya bin Muaz (ks) der ki: "Çok tevbe edenlere (tevvâbîn) aç kalmaları, bir tecrübedir. Zâhidlerin aç kalmaları, nefislerine tatbik ettikleri bir siyasettir. Sıddîk olanların aç kalmaları kendilerine ve ziyafettir."

Yahya bin Muaz Râzî (ks), "Fevt (dinî ve ahlâkî bir şeyi ifa etmeyi elden kaçırmak, fırsatı kaybetmek), mevtten daha zordur. Çünkü fevt Hakk'tan ayrı düşmek, mevt (ölüm) halktan ayrılmaktır," demiştir.

Yahya bin Muaz hazretleri der ki: "Nefsi her zaman, o zamana ait en faydalı ve en uygun şeyle meşgul etmekten daha büyük kazanç olamaz."

Derler ki: Yahya bin Muaz (ks) Belh'te zenginliğin fakirlikten üstün olduğu konusunda konuşmuş, bundan dolayı kendisine otuz bin dirhem ihsan olunmuş, bunun üzerine şeyhlerden biri kendisine: Allah bu malı sana mübarek kılmasın, demiş. Sonra Nişabur'a gitmek üzere oradan ayrılmış. Yolda soyguncuların eline düşmüş ve parayı bunlara kaptırmıştı. (Böylece ilâhî bir ihtarla fakirliğin zenginlikten üstün olduğunu idrâk etmiş, şeyhin duası bu şekilde tecelli etmişti).

Yahya bin Muaz (ks) : "Bir kimse açıkça değil de içinden ve gizlice Allah'a hıyanet ederse, Allah onun ar ve namus perdesini yırtar ve kendisini rezil eder," demiştir.

Yahya bin Muâz Râzi (ks) der ki: "Şerli insanların seni tezkiye etmeleri, senin için bir kusurdur. Seni sevmeleri ise, senin için bir ayıptır. Sana muhtaç olan senin nezdinde zelil olur." (Şu halde zelil olmamak için zâhid olmak icabeder)
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
Sayfa: [1] 2 3
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Önemli Şahsiyetler  |  Sufilerin Hal Tercümeleri « önceki sonraki »
    Gitmek istediğiniz yer: