|
ece
Ziyaretçi
|
 |
« : 27 Nisan 2008, 20:19:48 » |
|
On ikinci ve on üçüncü yüzyıllarda Endülüs'te ve Şam taraflarında yaşamış büyük velîlerden ve "Şeyh–i Ekber" diye meşhûr olan Muhyiddin İbn Arabî, bir tepeye çıkar ve ayağını yere vurarak "Sizin taptığınız, benim ayağımın altındadır." diye bağırmaya başlar. Tabiî orada bulunanlar bu sözün küfrü gerektiren bir söz olduğunu zannederler. Zamanın ulemâsı da bu sözün zâhirine bakarlar ve Muhyiddin İbn Arabî' “hâşâ "Allah ayağımın altındadır" dedi." diye değerlendirirler. İdam edilmesine karar verilir. Şam halkı, bu hükmün etkisinde kaldıklarından ve onun büyüklüğünü anlayamadıklarından kabrinin bile yerinin belli olmaması için kimsenin bilmediği bir yere defnederler. Muhyiddin İbn Arabî Hazretleri, pek çok şeyi keşif ve keramet yoluyla haber verdiği gibi, bir gün kabrinin meydana çıkarılacağını "Şeceret–ün–Nu'mâniyye fî Devleti'l–Usmâniyye" eserinde şu meşhur sözleriyle haber verir: "İzâ dahale's–sîn ile'ş–şın zahara kabru Muhyiddîn." ("Sin" "Şın"a girince, Muhyiddin'in kabri meydana çıkar.) Yavuz Sultan Selim Han, Muhyiddin İbn Arabî Hazretleri'nden takriben üç asır sonra Şam'ı fetheder. Muhyiddin İbn Arabî Hazretleri'nin kabrinin nerede olduğunu sorar. Hiç kimse bilmemektedir. Sultan Selim Han, İbn Arabî'nin sözünü bildiğinden araştırılmasını emir buyurur. Nihayet bir çoban şöyle bir haber getirir. "Onun kabrinin nerede olduğunu bilmiyorum; lakin devamlı koyunlarımı otlattığım merada bir yer var ki, sürüde bulunan o kadar hayvandan hiçbirisi ne oradan ot yiyor, ne de oraya ayak basıyorlar. Oranın otları her sene baharda kendi hâlinde büyüyor ve zamanı gelince de kuruyup gidiyor." Sultan Selim Han derhal orayı kazdırır. Bir de bakarlar ki, Muhyiddin İbn Arabî Hazretleri'nin mübarek nâşı, sanki daha yeni defnedilmiş gibi taptaze duruyor. Sultan Selim Han hemen o büyük velinin nâşını çıkarttırıp, orayı temizlettirir, kabrin üzerine de güzel bir türbe yaptırır. Böylece Muhyiddin İbn Arabî'nin asırlar öncesinden verdiği "Sin" den maksadın Sultan Selim, "Şın"dan maksadın da Şam olduğu anlaşılır. Peki, böylesine büyük bir Allah dostunun "Sizin taptığınız, benim ayağımın altındadır" diyerek, bu sözüyle (hâşâ) Allah'ı kastetmesi mümkün müdür? Bu imkânsız olduğundan, elbette bu sözde bir hikmet aramak gerekirdi. Sultan Selim işte bu meseleyi de açığa çıkarmak için, Muhyiddin İbn Arabî'nin bu sözü nerede söylediğini araştırır. Nihayet orayı da buldurur ve kazmalarını emreder. Bütün şehir halkı toplanmış merakla ne olacağına ve oradan ne çıkacağına bakmaktadır. Tamamlanınca bir de baktılar ki, kazılan yerde içi çil çil altın dolu bir küp bulunuyor. Böylece bu mesele de anlaşılmış olur. Demek ki Muhyiddin İbn Arabî Hazretleri, yaptıkları her işi ve ameli Allah için değil, sırf menfaat ve çıkar için yapanlara, "Siz yaptığınızı Allah için değil para için yapıyorsunuz. Öyleyse siz paraya tapıyorsunuz. Sizin taptığınız da benim ayağımın altındadır." buyurarak hem onlara vaaz etmiş, hem de hazinenin yerini işaret etmiştir. Fakat o gün maalesef onu anlayamamışlardır.
|