MOLLA GÜRÂNİ ( 1410 - 1488m. )
 

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
19 Mayıs 2012, 09:14:34
12203 Mesaj 2639 Konu Gönderen: 1918 Üye
Son üye: isimbayz
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Önemli Åžahsiyetler  |  MOLLA GÜRÂNİ ( 1410 - 1488m. ) 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1]
Gönderen Konu: MOLLA GÜRÂNİ ( 1410 - 1488m. )  (Okunma Sayısı 419 defa)
smeyra
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 370



WWW
« : 19 AÄŸustos 2008, 18:25:10 »






       Osmanlı âlimlerinden ve büyük velî. Dördüncü Osmanlı ÅŸeyhulislâmı.

    İsmi, Ahmed bin İsmâil bin Osman Gürânî, lakabı Åžerefüddîn, Åžihâbüddîn ve

    Molla Gürânî'dir. Daha çok Molla Gürânî lakabıyla tanınıp, meÅŸhûr oldu.

    1410 (H.813) senesinde, Sûriye'nin Gürân kasabasına baÄŸlı bir köyde doÄŸdu.

    DoÄŸduÄŸu yere nisbetle "Gürânî" denilmiÅŸtir.



       Molla Gürânî, küçük yaÅŸta Kur'ân-ı kerîmi ezberledi. Sarf, nahiv,

    beyân, meânî gibi âlet ve kırâat ilmini öğrendi. Sonra ilim öğrenmek için

    BaÄŸdât, Diyarbakır, Hıns ve Hayfa ÅŸehirlerine gitti. On yedi yaşında iken

    de Åžam'a gidip, bir müddet oradaki âlimlerden ders alıp, ilim tahsîl etti.

    Åžam'dan Kâhire'ye gitti.Kâhire'de zamânın âlimlerinden ders alarak;

    kırâat, tefsîr, hadîs ve fıkıh ilimlerini öğrendi ve bu ilimlerde icâzet

    aldı. O devrin en meÅŸhûr âlimi İbn-i Hacer Askalânî'den hadîs ve fıkıh

    ilmine dâir eserler okudu. Bu hocasından okuduÄŸu eserler arasında, Sahîh-i

    Buhârî ve fıkıh ilminde meÅŸhûr eserler vardı.Hadîs ilminde İbn-i Hacer

    Askalânî'den icâzet aldı. Molla Gürânî bu ÅŸekilde çalışarak tahsîlini

    tamamladıktan sonra; tefsîr, kırâat, hadîs ve fıkıh ilimlerinde deÄŸerli

    bir âlim olarak yetiÅŸti.YavaÅŸ yavaÅŸ tanınmaya ve Kâhire'deki medreselerde

    ders vermeye baÅŸladı. Memlûk Devleti hükümdarları ile devletin ileri

    gelenlerinin kurdukları ilim meclislerine katılıp, münâzaralara girdi.

    İlmi ve fesâhati, güzel konuÅŸmasıyla kısa zamanda tanındı. Hattâ Kâhire'de

    herkese açık bir ders verdi. Dersini dinleyen âlimler, onun ilimdeki

    üstünlüğünü takdîr ettiler. Hocası İbn-i Hacer Askalânî ona icâzet

    verdikten sonra, Sahîh-i Buhârî'yi gâyet güzel bir mahâretle okuttuÄŸunu

    bizzat görüp, şâhid oldu. Bundan sonra hayâtının bir bölümünü Kâhire ve

    Åžam taraflarında geçirip İstanbul'a geldi. İstanbul'a geliÅŸi, hayâtında

    deÄŸiÅŸikliÄŸe yol açtı. Önce Şâfiî mezhebindeydi. Sonradan Hanefî mezhebine

    geçti.



       Molla Gürânî'nin İstanbul'a geliÅŸi şöyle vukû bulmuÅŸtur: O devrin

    meÅŸhûr Osmanlı âlimlerindenMolla Yegân hacca gittiÄŸinde, Kâhire'ye uÄŸradı.

    Orada Molla Gürânî'yi tanıyıp, onun dîne baÄŸlılığını ve ilimdeki yüksek

    derecesini görünce, İstanbul'a getirmek istedi. Lütuf ve iltifât

    göstererek istanbul'a gelmesini söyledi. O da bu teklifi kabûl edip, Molla

    Yegân ile birlikte İstanbul'a geldi. MeÅŸhûr âlim MollaYegân, hacdan dönüp

    İstanbul'a gelince, Sultan İkinci Murâd Hanın otağına gidip, bir sohbet

    yaptı. Sohbet sırasında Pâdişâh; "Gezip gördüğün yerlerden bize ne armaÄŸan

    getirdin?" diye sordu. Bunun üzerine Molla Yegân; "Tefsîr, hadîs ve fıkıh

    ilminde iyi yetiÅŸmiÅŸ bir âlim getirdim" dedi. "Åžimdi nerededir?" deyince;

    "Bâb-üs-seâdede beklemektedir" dedi. Bunun üzerine Pâdişâh, onu içeri

    getirmelerini söyledi. Molla Gürânî içeri girip, selâm verdi, el öptü.

    Sohbet sırasında Molla Gürânî'nin konuÅŸması ve hâli, pâdişâhın hoÅŸuna

    gitti. Onu önce, dedesi Murâd-ı Hüdâvendigâr Gâzî'nin eski kaplıcadaki

    medresesine sonra da Yıldırım Medresesine müderris tâyin etti. Böylece bir

    müddet bu vazifede bulundu.Bundan sonra da Sultan İkinci Murâd Hân, Molla

    Gürânî'yi oÄŸlu Åžehzâde Mehmed'in yâni Fâtih'in yetiÅŸtirilmesi ile

    görevlendirdi.



       Åžehzâde Mehmed (Fâtih), bu sırada Manisa'da emîrdi. Babası İkinci

    Murâd Hân, oÄŸlunun (Fâtih'in) yetiÅŸmesi ve eÄŸitilmesi için pekçok âlimi

    ona hoca olarak göndermiÅŸti. Fakat Åžehzâde Mehmed, zekî ve celalli

    olduÄŸundan, giden hocalar onu bir türlü derse yanaÅŸtıramamıştı. Bu sebeple

    pâdişâh İkinci Murâd Hân, oÄŸlunu yetiÅŸtirecek heybetli bir muallim

    arıyordu. Molla Gürânî'nin heybetli ve vakûr bir âlim olduÄŸunu görerek,

    sert tutumunu duyup, bu iÅŸ için onu tâyin etti. Onun iyi bir eÄŸitimden

    geçmesini istediÄŸini söyleyip, gerekirse dövebileceÄŸini de işâret etti.

    Bunun üzerine Molla Gürânî, Manisa'ya gönderildi. Molla Gürânî, Åžehzâde

    Mehmed'in (Fâtih'in) yetiÅŸmesi için ona ders vermeye baÅŸladı. Gördüğü

    gevÅŸeklik karşısında, vakûr ve sert tutumuyla, Åžehzâde Mehmed'in

    hırçınlığını yatıştırdı. Hattâ ders sırasında; "Darabtühû te'dîben"

    Terbiye etmek, eÄŸitmek için onu dövdüm mânâsındaki Arabca cümleyi dil

    bakımından incelettirdi, tahlîl ve tercüme ettirdi. Bu tutum karşısında

    Åžehzâde Mehmed derslere devâm edip, kısa zamandaKur'ân-ı kerîmi hatmetti

    ve ilim öğrendi. Pâdişâh İkinci Murâd Hân, oÄŸlu Åžehzâde Mehmed'in Kur'ân-ı

    kerîmi hatmettiÄŸini öğrenince, çok sevinip, hocasıMollaGürânî'ye fazla

    mikdârda mal ve parayı hediye gönderdi.



       Fâtih Sultan Mehmed Hanın yetiÅŸmesinde, Molla Gürânî'nin büyük emeÄŸi

    geçti. Bu bakımdan Fâtih, ÅŸehzâdeliÄŸinden beri hocasını çok sever, saygı

    ve hürmette kusûr etmezdi.



       Babası İkinciMurâd'dan sonra tahta geçen Fâtih Sultan Mehmed Han,

    Molla Gürânî'yi vezîr yapmak istedi. Molla Gürânî bu teklifi kabûl

    etmeyip; "Huzûrunuzda, size devlet iÅŸlerinde çok hizmet edenler vardır.

    Onların ciddî çalışmaları, sonunda vezîrliÄŸe, sadr-ı a'zamlığa kavuÅŸmak

    ideallerine baÄŸlıdır. Vezîriniz onlardan baÅŸkası olursa, kalbleri kırılır

    ve sultânımıza zarar gelir" dedi. Sultan bu sözü beÄŸendi ve onu kadısker

    yapmak istediÄŸini bildirince, bunu kabûl etti. Kâdılığa baÅŸlayınca, ayrıca

    müderrislik görevini de yürüttü. Daha sonra Bursa evkâf idâresi vazifesi

    ve kâdılık vazifesi ile Bursa'ya gönderildi. Bursa'da bir müddet bu

    vazifeleri yaptı. Sonra bâzı sebeplerle Anadolu'dan ayrılıp, Mısır'a

gitti.



       Molla Gürânî Mısır'a vardığında, Mısır Sultânı Kayıtbay'dan tam bir

    kabûl ve çok ikrâm, hürmet gördü. Bir müddet sonra FâtihSultanMehmed Hân,

    Mısır Sultânı Kayıtbay'a, Molla Gürânî'yi göndermesini ricâ etti.

    Kayıtbay, Fâtih Sultan Mehmed Hanın bu ricâsını Molla Gürânî'ye

    bildirerek; "Gitme, ben sana onunkinden daha çok ikrâm ve ihtirâm ederim"

    dedi. Molla Gürânî; "Evet inanıyorum, sizden çok fazla ikrâm gördüm.

    Ancak, benimle onun arasında baba ile oÄŸul arasındaki gibi büyük bir sevgi

    vardır. Aramızdaki bu hâdise ise, bir baÅŸka ÅŸeydir. Bu sebepten o, tabiî

    olarak kendisine meyledeceÄŸimi bilir. EÄŸer ona gitmezsem, sizin

    tarafınızdan gönderilmediÄŸimi zanneder ve aranıza bir düşmanlık

    girebilir." cevâbını verdi. Sultan Kayıtbay bu cevâbı beÄŸendi ve kendisine

    çok para ve yolda lâzım olabilecek eÅŸyâları verip, büyük hediyelerle Fâtih

    Sultan Mehmed Hana gönderdi.



       Molla Gürânî İstanbul'a gelince, Sultan ona çok hürmet gösterip,

    ikinci defâ Bursa kâdılığına tâyin etti. Sonra yeniden KadıaskerliÄŸe

    getirildi. Bu arada müderrislik ve eser yazmakla da meÅŸgûl iken, 1480

    (H.885) senesinde Åžeyhülislâmlık makâmına getirildi. Fâtih Sultan Mehmed

    Hân ona; maaÅŸ, hizmetçi ve diÄŸer yardımları yanında, çok hediyeler

    vererek, ikrâm ve hürmet gösterdi. Sekiz sene Åžeyhülislâmlık yaptı ve

    hakka, adâlete uymakta, titizlik göstererek, gayet güzel bir ÅŸekilde

    vazifesini yerine getirdi.



       Fâtih Sultan Mehmed Hana çok nasîhat eder, iÅŸlerinde yardımcı olurdu.

    Ona karşı duyduÄŸu samîmi sevgi ve alâka sebebiyle, yeri geldikçe tenkid

    etmekten, uyarmaktan çekinmezdi. Hattâ giydiÄŸi ve yediÄŸi ÅŸeylere dikkat

    etmesini, dâimâ dînin emirlerine uygun olmasını isterdi. Nasîhatlerini

    sert sözlerle söylemekten çekinmezdi.



       Molla Gürânî; heybetli, vakûr, sarsılmaz bir ilim haysiyetine ve

    ahlâkına sâhipti. Uzun boylu, gür sakallı, doÄŸru ve açık sözlüydü.

    Vezîrleri adlarıyla çağırır, Sultanın huzûruna girince, yüksek sesle selâm

    verip, müsâfeha yapardı.Dâvet edilmedikçe ve bayram günlerinden baÅŸka

    zamanlarda saraya gitmezdi. Bir defâsında bir Arafe günü, Sultan, Molla

    Gürânî'ye bir haberci göndererek; "Yarın bayramı kutlamak üzere teÅŸrif

    etsin, geç kalmasın." diye haber yollamıştı. Molla Gürânî, gelen

    haberciye; "Yağışlı günlerdir, her yer çamur. Gelirsek, kılık kıyâfet

    deÄŸiÅŸtirmek îcâb eder. Yarın bizi bağışlasınlar. Biz uzaktan duâ ederiz.

    Bayramı uzaktan kutlayalım." dedi. Haberci dönüp bu sözleri pâdişâha

    iletince, Pâdişâh; "Biz onların gelmesi ile bayram yaparız. Her ÅŸeye

    raÄŸmen gelmelerini bekliyoruz." dedi.Üzerlerinin çamur olmaması için de,

    sarayın selâmlığına kadar at ile girmesine izin verildi. Bunun üzerine

    dâveti kabûl etti. Molla Gürânî, devrin âlimlerine mütevâzî davranır ve

    onlara karşı kıskançlık göstermezdi. Hattâ resmî vazifelerde kendinden

    daha üst makamlara çıkan âlimleri takdîr ederdi. Müderrislikden resmen

    ayrıldıktan sonra da ilim öğretmeye devâm etti. Pekçok âlim yetiÅŸtirdi.

    Osmanlı âlimleri arasında ahlâkının üstünlüğü, ilmî hususlarda tâvizsiz

    olan ve ilme çok önem veren bir âlim bilinip öyle tanındı. Günlerini hep

    ders vermekle, kitap yazmakla ve ibâdetle geçirirdi. Bir defâsında

    talebelerinden biri, bir gece onun konağında kalmıştı. Hocası Molla

    Gürânî, yatsı namazından sonra Kur'ân-ı kerîm okumaya baÅŸladı. Başından

    baÅŸlayıp devamlı okurken talebesi bir müddet sonra uyuyakaldı. Sabaha

    doÄŸru uyanınca hocası Molla Gürânî'nin Kur'ân-ı kerîm okumaya devâm

    ettiÄŸini gördü. Sabahleyin o talebe bu durumu hizmetçilere anlatınca,

    hizmetçileri; "O, her gece böyle Kur'ân-ı kerîm okur ve bunu hiçbir

    sebeple terk etmez." demiÅŸtir. MollaGürânî, ayrıca çok hayır ve hasenât

    yapmıştır. Dört câmi, bir Dâr-ül-hadîs medresesi, bir hamam ve binâlar

    yaptırmıştır.



       Molla Gürânî, vefât ettiÄŸi 1488 (H.893) senesinin bahar mevsiminde

    bir bahçe satın aldı. Kışa kadar o bahçede kaldı. Vezîrler haftada bir bu

    bahçede ziyâretine gelirlerdi. Kış geldiÄŸinde iyice hâlsizleÅŸti.

    İstanbul'daki konağına göçtü. O günlerde bir sabah namazını kıldıktan

    sonra, kendisine bir yatak hazırlanmasını istedi. Yatak hazırlandı. KuÅŸluk

    namazını kıldıktan sonrakıbleye dönerek, saÄŸ yanı üzerine yattı. O gün,

    kendisinden Kur'ân-ı kerîmi, kırâat ilmini öğrenen hâfızların yanında

    toplanmasını istedi. Bu arzusu üzerine, talebelerine haber

    gönderildi.Onlar da yanına toplandılar. Talebelerine; "Üstünüzde olan

    hakkımı ödeme zamânı bu gündür. İkindi vaktine kadar benim üzerime

    Kur'ân-ı kerîm okumaya devâm ediniz, ikindiden fazla uzamaz." dedi. Hâfız

    talebeleri, Kur'ân-ı kerîm okumaya baÅŸladılar. Vezîrler durumu öğrenince,

    yanına geldiler. Vezîrler arasındaki Dâvûd PaÅŸa, Molla Gürânî hazretlerini

    çok sevdiÄŸi için, hâlini görünce dayanamayıp, aÄŸlamaya baÅŸladı.

    MollaGürânî onun aÄŸladığını görüp; "Niye aÄŸlar durursun ey Dâvûd!" dedi.

    Dâvûd PaÅŸa; "Sizi böyle zayıf görünce kendimi tutamadım." dedi. Bunun

    üzerine; "Ey Dâvûd, kendi hâline aÄŸla! Ben dünyâda rahat ve huzûr içinde

    yaÅŸadım. Allahü teâlâdan ümîdim odur ki, ömrümün sonunda da, son nefeste

    de selâmet üzere olurum." dedi.Sonra vezîrlere dönüp; "Benden Bâyezîd'e

    (İkinci Bâyezîd Hana) selâm söyleyin ve deyin ki, Adâlet üzere olsun,

    kulları himâye, beldeleri muhâfaza etsin. Namazımı bizzat kendisi

    kıldırsın ve borçlarımı, defnimden önce ödesin" dedi. Sonra; "Size

    vasiyetim olsun! Beni kabrin yanına koyunca, ayağımı tutun ve beni kabrin

    başına çekin, sonra kabre koyun." dedi. Öğle namazını îmâ ile kıldı.

    Sonra; "İkindi ezânı ne zaman okunacak?" dedi. İkindi vakti gelince,

    müezzinin ezân okumasını bekledi. Müezzin, Allahüekber diye ezân okumaya

    baÅŸlayınca, Molla Gürânî hazretleri; "Lâilâhe illallah" diyerek vefât

etti.

    Sultan İkinci Bâyezîd Hân, namazında bulundu ve borçlarını ödedi. Cenâze

    namazı çok kalabalık olup, İstanbul ahâlisi onun vefâtından dolayı gözyaşı

    döktü. Cenâzesi kabrin başına getirilince, vasiyetine raÄŸmen kimse

    ayağından tutup çekmeye cesâret edemedi. Cenâzesini bir hasır ile kabrin

    yanına çektiler ve kabre indirip defnettiler. Kabri,Aksaray-Topkapı

    arasındaki eski tramvay yolunun sol tarafında bulunan kendi yaptırdığı

    câminin önündedir.

       evliyalar Ansiklopedisi




Logged

Dertleri zevk edinmektir Alemde hüner,
Gamu_u şadi felek böyle gelmiş, böyle gider...
Sayfa: [1]
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Önemli Åžahsiyetler  |  MOLLA GÜRÂNİ ( 1410 - 1488m. ) « önceki sonraki »
    Gitmek istediÄŸiniz yer: