Mevlana’yı dünyevileştirmek!
ETMEDuydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun etme
Başka bir yar başka bir dosta meylediyorsun etme.
Sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı
Hangi hasta gönüllüyü kasdediyorsun etme.
Çalma bizi bizden bizi gitme o ellere doğru
Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun etme.
Ey ay felek harab olmuş alt üst olmuş senin için
Bizi öyle harab öyle alt üst ediyorsun etme.
Ey makamı var ve yokun üzerinde olan kişi
Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun etme.
Sen yüz çevirecek olsan ay kapkara olur gamdan
Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun etme.
Bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan
Gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun etme.
Âşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer
Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun etme.
Ey cennetin cehennemin elinde olduğu kişi
Bize cenneti öyle cehennem ediyorsun etme.
Şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize
O zehiri o şekerle sen bir ediyorsun etme.
Bizi sevindiriyorsun huzurumuz kaçar öyle
Huzurumu bozuyorsun sen mahvediyorsun etme.
Harama bulaşan gözüm güzelliğinin hırsızı
Ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun etme.
İsyan et ey arkadaşım söz söyleyecek an değil
Aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun etme…
Son yıllarda bir sebepten hepimiz çok mutluyuz. Çünkü bizlerin çok sevdiği Hz. Mevlana her kesim tarafından tanınmaya, sevilmeye başladı. Bu da bizim gururumuzu okşuyor. İlk önce ben bildim. İlk önce ben sevdim sevincini yaşatıyor. Sözleri her yerde söyleniyor. Sema gösterileri, Mesnevi toplantıları, şiir söyleşileri, hakkında yazılan romanlar bir furyadır gidiyor. Okuma gurupları, dinletiler tiyatral anlatılar bir yana. Artık yüzükler, küpeler kolyeler bile hazretin temsili figürü ile süsleniyor. Tıpkı muhafazakârlık gibi sanki bu durumda, içi boşalarak artıyor, katlanarak çoğalıyor. Neredeyse insanlar göğsünde taşıdığı cevşen gibi, efsunlu bir tılsım, fikri ve dini bir aksesuar yarattılar kendilerine. Derinliğini bilmeden yaptıkları diğer işlemler gibi.
Acı olan bildikleri tek bir şey olması;
“Gel. Ne Olursan Ol. Yine Gel.” Başka ne söylüyor bu zat. Neler tavsiye ediyor. İşimize gelenlerden başka daha ne önerileri var bilen yok. Hayat hikâyesini herkes bir tarafından tutuyor ve istediği yere doğru uzatıyor Bir de cüretkâr yakıştırmalar yapıyorlar ki…
Aralarındaki manevi derinliği, uhrevi kardeşliği, Allah sevgisinde yarışı ve rekabeti bilmedikleri Şems ile. Algıların sığlığı, dünyaların darlığı bunu gerektiriyor olmalı. Ne altın dövücü sarrafın zikir melodisi. Ne Allah diyen çekicin tıngırtısı umurlarında değil. Ne kadar pervasız olduklarından habersizler. Nerede durulmalı, ne kadarı konuşulmalı bilemeyenlerin, tahtırevan olarak kullandığı bir yol mu oluşturuluyor acaba?
İnsanın iç dünyasındaki mistik kıpırdanmalarını en basit yolla tatmin etmesine üzülmeden edemiyor insan. Kurdukları dini veya felsefi dünyanın şartları çok hafif. Kuralları çok basit. İstediğin gibi hayatına devam ediyorsun. Hiç bir zorluğa katlanmıyorsun. Yeni sorumluluklar almıyorsun. Namaz gibi oruç gibi, nafile ibadetler gibi hiçbir aktiviteyi programına dâhil etmeyerek, sadece severek cennet umudunu pekiştiriyorsun. Bütün bunlarla kendilerini dindar ve huzurlu hissedenler yanılıyorlar.
Oysa bilmiyorlar mı? Hayran oldukları hoşgörünün kaynağı İslam dinidir. Güzel olan önce İslam’ın güzelliğidir. Ve dinimizin bizden istedikleri başka şeyler de vardır. Her hatayı affedileceği umuduyla işlemek pervasızlık değil midir? Yalama olan yanlışları yüzlerini kızartmaz artık. Bir şey anlatmak istediğinizde size hacı olan dedelerini kuran okuyan ninelerini tespih taneleri gibi sıralarlar. Ya da kalplerinin çamaşır suyuna bastırılmış temizliklerinden bahseder dururlar…
Mevlana’yı dünyevileştirerek veya kendilerini sadece Mevlana’yı severek uhrevileştirmekle yanlış yapmaktadırlar. Bu durum gerçek Müslüman olmak için yeterli değildir. Hakikati talep edenlere yolu kaybetmemeleri için önce refik sonra tarik tavsiye edilir. Bulunan yoldaş nereye gidiyorsa oraya gidilir. Doğruya doğru, Peygamberi ışığı takip ederler. Konuştukları kelam yalnızca Allah kelamıdır. Davranışlarında da O’nun rızasını gözetirler. Mevlana ve Şems de böyledir. Allah için dostturlar, Allah için yoldaş. Birbirlerine daima Hakk’ı ve hayrı tavsiye ederler. Koca bir külliyata sığmayan hayatı, bilgiyi, emeği, yamalı bir aşk hikâyesine bağlayanlara üzülünmelidir. Hoş görü istismar edilmemelidir. Hz Mevlana kulluğuyla Müslümanlığıyla daha çok hatırlanmalıdır.
BETÜL ŞATIR
http://myakwa.wordpress.com/hikayeler/mevlana%E2%80%99yi-dunyevilestirmek/