Ebul Hasan Harkani Hazretleri (k.s)
 

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
11 Şubat 2012, 19:58:51
12196 Mesaj 2632 Konu Gönderen: 1918 Üye
Son üye: isimbayz
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Önemli Şahsiyetler  |  Ebul Hasan Harkani Hazretleri (k.s) 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: 1 [2]
Gönderen Konu: Ebul Hasan Harkani Hazretleri (k.s)  (Okunma Sayısı 3180 defa)
_selma_
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1272



« Yanıtla #15 : 19 Aralık 2009, 12:05:39 »

Ebü'l-Hasan-ı Harkânî hazretleri vefâtları yaklaştığında; "Kabrimi derin kazın. Yatacağım yer, hocam Bâyezîd hazretlerinin mezarından aşağıda bulunsun." diye vasiyet etti. Bu vasiyetini yaptığı gece Harkan'da vefât etti. Toprağa verildiği günün akşamı, çok kar yağdı. Ertesi gün baş ucuna, büyük ve beyaz bir taşın dikildiğini gördüler. Mezarın çevresinde, sâdece bir arslanın ayak izleri vardı.

Kim kabrinin üzerine elini sürerek, cenâb-ı Hak'tan maksadının hâsıl olmasını istese, Allahü teâlânın izniyle duâsının kabûl edildiği ve hâlis kalple yapılan duâların da kabûl olduğu çok görülmüştür.

Bir rivâyete göre Ebü'l-Hasan Harkânî, Kars'ın fethine katılmış ve kale önlerinde şehit düşmüştür. Kars'ta, Hasan Harkânî'nin kabrinin bulunmasıyla ilgili çeşitli rivâyetler vardır
. Evliyâ Çelebi, Seyahatnâme'sinde bir rivâyeti şöyle nakletmektedir:

Kars kalesi Osmanlılar tarafından Üçüncü Murâd Han devrinde tekrar geri alınınca, kale tâmirâtı Lala Mustafa Paşaya verilmişti. Tâmirâtın yapıldığı sırada askerlerden Hâfız Osman isimli hal sâhibi biri rüyâsında Hasan-ı Harkânî'yi gördü. Ona;

"Oğlum Hâfız Osman! Uzun müddetten beri toprak altında yatmaktayım. Paşana söyle, kabrimi ayan edip açığa çıkarsın, okunacak Fâtihalardan nasîbdâr olayım." dedi. Ertesi gece Hâfız Osman aynı rüyâyı tekrar gördü. Fakat cesâret edip Paşaya söyleyemedi. Üçüncü gece de aynı rüyâyı gördü. Ebü'l-Hasan Harkânî, mütebessim çehresiyle bu defâ şöyle dedi:

"Yavrum Hâfız Osman! Gördüğün rüyâlar sâdık rüyâlardır. Yalnız makâmımın nerede olduğunu, evvelki rüyâlarında söylemediğim için, seni tereddütte bıraktım. Bunun için de paşaya söylemeye cesâret edemedin. Şimdi dikkatlice dinle târif ediyorum. Yarın hemen Paşaya çık ve söyle. Kars Kale içi mahallesinde Kağızman Kapısı'na girdiğinde yirmi iki adım gün batı tarafına gidersin, son adımın altında benim tabutum bulunur. Üzerimdeki kül ve toprak yığınlarını temizledikten sonra, hâlis topraktan üç arşın eşin. Sandukam meydana çıkar. Tekrar Kars Kalesine doğru on sekiz adım götürür oradan da üç arşın derinliğinde hâlis topraktan kabrimi eşer oraya defnedersiniz. Baş ucuma bir de câmi inşâ edersiniz."

Hâfız Osman gördüğü bu sâdık rüyâyı ertesi gün Paşaya büyük bir heyecanla anlattı. Paşa bu askerini kucakladıktan sonra;

"Yâ evlâdım! Sen de mi bu rüyâyı gördün? Evet oğlum, bir pîrî fânî, bana da bu husûsu defâlarca rüyâda buyurdularsa da senin tafsilâtlı rüyân gibi olmadığından büyük tereddüt ve endişe içindeydim. Bihamdillah bu telaşlı endişeden beni kurtardın." dedi.

Ertesi gün Lala Mustafa Paşa bir tamim yayınladı. Bütün halk ve askerî erkân, tekbir sesleriyle rüyâda târif edilen yere geldi. Kazma işi tamamlanıp tabut çıkınca, Mustafa Paşa ulemânın müsâdesiyle açtı. Tabuttan hoş bir koku yayıldı. Arkasındaki yaş hırka bile henüz çürümemişti ve savaş sırasında yaralanan sağ bacağı ile sol pazusuna bağlanan mendillerden, hâlâ kan damlamaktaydı.Üzgün Durum sultana bildirilince, Üçüncü Murâd hemen bir türbeyle yanına câmi yaptırılmasını emretti.


Ebü'l-Hasan Harkânî'nin asıl türbesi Harkân'dadır.

devamı gelecek inş...
Logged

_selma_
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1272



« Yanıtla #16 : 19 Aralık 2009, 13:16:36 »


Ebü'l-Hasan Harkânî' Hazretlerinin kabri


Ebü'l-Hasan Harkânî'(R.A) CAMİİ
Logged

_selma_
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1272



« Yanıtla #17 : 20 Aralık 2009, 12:20:35 »

SÖZ DİNLEYEN KAZANIR

Bir kâfilede bulunan insanlar, Ebü'l-Hasan Harkânî hazretlerinin huzûruna gelip; "Yollar korkuludur. Bize bir duâ öğretiniz." diye istirhâm edince; buyurdu ki:

"O zaman, Ebü'l-Hasan'ı hatırınıza getiriniz!" Bu söz, gelenlerin hoşlarına gitmedi. Yolda eşkıyâ, önlerine çıktı. Hepsinin mal ve metâlarını aldı. Yalnız, Ebü'l-Hasan-ı Harkânî hazretlerini hatırlayan bir kimsenin malına zarar gelmedi. Bu hâle arkadaşları şaşıp, sebebini sorduklarında;

"Ebü'l-Hasan-ı Harkânî'yi hatırladım ve kurtuldum."
cevâbını aldılar. Gelip durumu Ebü'l-Hasan hazretlerine anlattılar. Ve; "Biz Allah'tan yardım istedik, eşkıyâlar bizi soydu. Fakat seni hatırlayıp, senden yardım isteyen şu arkadaş kurtuldu. Bunun hikmeti nedir?" diye sordular.

"O arkadaşınızı kurtaran, Allahü teâlâdır. Günahkâr ağızdan çıkan duâyı cenâb-ı Hak kabûl etmez. Bunun için siz Allah'a yalvardığınız zaman duânız kabûl olmadı. Bu arkadaşınız beni hatırlayıp imdât isteyince, ben de Rabbime duâ ettim; "Yâ Rabbî! Şu kulunu içinde bulunduğu belâdan kurtar." dedim. Rabbim benim duâmı kabûl ettiği için, o arkadaşınız kurtuldu. Mesele bundan ibârettir."
buyurdu.

ANNEYE HİZMET

Ebü'l-Hasan-ı Harkânî hazretleri şöyle anlatır:

"İki kardeş vardı. Her gece sırayla annelerinin hizmetiyle uğraşır, diğeri Allahü teâlâya ibâdet ederdi. Bir akşam, Allahü teâlâya ibâdet eden kardeş, yaptığı ibâdet, duyduğu hazdan dolayı çok memnun oldu. Bu sebepten ertesi gün kardeşine;

"Bu gece de anneme sen hizmet et, ben ibâdet edeyim."
dedi. Kardeşi kabûl etti. İbâdet ederken secdede uyuya kaldı ve o anda bir rüyâ gördü. Rüyâsında bir ses ona;

"Kardeşini affettik, seni de onun hâtırı için bağışladık."
deyince, genç; "Ben, Allahü teâlâya ibâdet ediyorum. Kardeşim ise anneme hizmet ediyor. Fakat beni, onun yaptığı amel yüzünden bağışlıyorsunuz." dedi. Ses ona;

"Evet, senin yaptığın ibâdetlere bizim hiç ihtiyâcımız yok. Fakat kardeşinin annene yaptığı hizmetlere, annenin ihtiyâcı vardı."
d
edi."

ilk baştan beri okuduğumuz bu konunun kaynakları;


1) Nefehât-ül-Üns Tercümesi; s.337
2) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye (49. Baskı); s.375, 948, 1031, 1067, 1070
3) Keşf-ül-Mahcûb; s.268
4) Hadâik-ül-Verdiyye; s.105
5) Behcet-üs-Seniyye; s.16
6) Reşahât; s.14
7) Müjdeci Mektuplar; s.225
Karizmatik Eshâb-ı Kirâm; s.150
9) Rehber Ansiklopedisi; c.4, s.323
10) Sefînet-ül-Evliyâ; s.74
11) Mecâlis-ül-Uşşâk; No: 6
12) Heft İklim; No: 837
13) Riyâd-ül-Ârifîn; s.47
14) Hazînet-ül-Asfiyâ; c.1, s.522
15) Makâmât-ı Ebû Saîd Ebü'l-Hayr; s.53
16) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.5, s.39

http://www.islamvetasavvuf.org/kutuphane/node/4199

NOT:
Alıntı
Ebü'l-Hasan Harkânî'nin asıl türbesi Harkân'dadır.
KONUYA GÖRE BÖYLEYDİ AMA SONRADAN ÖĞRENDİĞİM BİLGİLERE GÖRE;

Ebul Hasan Harkani hazretlerinin kabrinin aslen karsta olduğuna dair meşayihin icması var.anadoluda selçukluların ilk fethettiği yer 1030 civarı karstır. bu tarihte hazretin yaşadığı dönemler.olduğu bildiriliyor.

Allah'ın izniyle Allah dostlarından Ebü'l-Hasan Harkânî'nin hayatı ile ilgili olan bu bölümü bitirdik ama keşke bitmeseydi çok güzeldi gerçi şimdiye kadar buraya eklenen Allah dostlarının hayatlarının hepsi çok güzeldi.Daha başka bilgileri olan kardeşlerimiz varsa,bizimle paylaşırsa seviniriz.

RABBİM ŞEFAATLERİNE NAİL EYLESİN HAYATLARINDAN ÖRNEK ALMAYI NASİP ETSİN.

Allah(c.c.)'a emanet olunuz...
Logged

karslı
Ziyaretçi
« Yanıtla #18 : 20 Aralık 2009, 14:22:47 »


Yazınızı büyük bir beğeni ile takip ettik. Siz bizleri memnun ettiniz, Allah'u Teala hazretleride sizi memnun etsin.
Logged
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #19 : 20 Aralık 2009, 22:40:19 »

KÜMBET

Durumu anlatarak, karşısındaki adamı yumuşatmaya çalışıyor; fakat bir türlü ikna edemiyordu. Çaresizlik, elini-kolunu bağlıyordu. Adam, lâftan anlayan biri değildi, oysa onun için kaç gece kalkıp dua etmişti. Son bir gayretle sesini yumuşatıp öyle konuştu:

- Cemal Bey, bize bir hafta daha müsaade edin, yurdumuzun kira borçlarının tamamını ödeyeceğiz.

- Bu müsaadeyi vereli kaç hafta oldu Ahmet Bey! Seni severim; ama para işi başka. Bir senedir bu lâfları dinliyoruz, sizin bu yalanlarınızdan…

Mal sahibi, yine başa dönmüş ve hakaretlerini sıralamaya başlamıştı. Ahmet Bey, ‘yalan’ kelimesinden sonrasını duymadı. Kulak zarları sanki bu tür hakaretleri duyurmama emri almış gibiydi. Cemal Bey, ağzına gelen her şeyi söylemiş ve kapıyı çarpıp gitmişti. Ahmet Bey’in zihninde Cemal Bey’in son cümlesi kaldı:

- Ahmet Bey, daha fazla bekleyecek sabrım kalmadı. Paramı alamazsam, tahliye taahhütnamesini devreye sokar ve sizi bütün şehre rezil ederim.

Ahmet Bey ve dostları, çaresizliğin ezikliğini yaşıyordu. Toplandıkları küçük tuhafiye dükkânı herkese dar geliyordu. Dayandığı masa âdeta onu taşıyamaz hâle gelmiş, her şey etrafında dönmeye başlamıştı. Burada daha fazla durmak olmazdı. Kendini dışarı attı. Kavak ağaçlarını okşayarak gelen bir sonbahar rüzgârı, yüzündeki sıkıntı terlerini soğuttu. Gökyüzüne baktı. Mavilikte adacıklar oluşturan dağınık pamuk yığınları ona, dertlerinin de parçalanacağı hissini veriyordu. Derin bir nefes aldı. Dudaklarından, “Kul sıkışmayınca Hızır yetişmez, Allah kerîmdir.” sözleri döküldü. Şehrin ana caddesini adımlamaya başladı.

Bu küçük Anadolu şehrine geleli henüz dört ay olmuştu. Bir önceki günün borcunu ödemek için, yeni borç bulmakla geçmişti zamanı. Belini doğrultmaya zaman bulamamış, bir elin parmaklarını geçmeyen yârenleriyle ileriye dönük bir hayır kapısını aralayamamıştı. Dışarı çıkması iyi olmuş, biraz rahatlamıştı. Etrafına baktığında, şehrin dış mahallesine kadar yürümüş olduğunu fark etti. Birçok eski binanın bulunduğu şehrin bu bölümlerine daha önceden hiç gelmemişti. Yüz metre kadar ileride bir kümbet; duruş ve mimarisiyle âdeta kendini davet ediyordu. Oraya doğru ilerledi. Yaklaştıkça kümbet daha aydınlık görünmeye başladı. Gönlü bir hayli rahatlamıştı. Türbenin kapısına vardığında, ruhunda tam bir sükûnet hâsıl olmuştu.

Kümbet kapısının yanına asılmış levhada; “Serveri Alperâni Pîran Ebu’l-Hasan Harakânî” yazıyordu. Burası adını sık duyduğu ve ziyaret etmeye niyetlendiği Harakânî Hazretleri’nin makamıydı. Pişmanlık içinde söylendi: “Söyleneni yapmazsan, işte hazret seni çârnâcâr ayağına getirir.”

Bu şehre geleceği zaman, gönül eri hocasını ziyaret etmiş ve ondan dua istemişti. Hocası da: “Anadolu kutlu bir yerdir. Orada her dağın, tepenin, şehrin maddî sahiplerinin yanında mânevî sahipleri vardır. Gittiğiniz yerde Gavs-ı Âzam mertebesinde ve tasarrufu zamanımızda da devam eden Harakânî Hazretleri bulunmaktadır. Varınca onu ziyaret edin. Dara düşünce de, onun tasarrufuna başvurmaktan çekinmeyin.” demişti. Bu tavsiyeyi, bu zamana kadar nasıl hatırlamadım, diye kendi kendine kızdı; ama artık yapacak bir şey yoktu.

Yavaş adımlarla kümbetin etrafını dolaştı. Küçük pencereler, içeriyi göstermeyecek kadar tozluydu. Duvara yapıştırılan levhada, Harakânî Hazretleri’nin kısa biyografisi yazılıydı: “Alparslan’dan yaklaşık 40 yıl önce 1033’te Anadolu’ya giren ve Yahniler Dağı’ndaki muhaberede şehit düşen Serveri Alperâni Pîran lâkabıyla anılan Ebu’l-Hasan Harakânî, (buraya) Anadolu’nun mânevî fethinde bulunmak üzere gelmişti. Buhara’nın Rey kasabasının Harakan köyünde yaşamış olan Ebu’l-Hasan Harakânî vasiyeti üzerine şehit düştüğü yere defnedilmiştir.”

“Harakânî, diğerkâmdı; dertlinin derdiyle ilgilenmeyi severdi. Gerçek kulluğun, kula hizmetten geçtiğini bilenlerdendi. Harakânî der ki: Bir kalbde üzüntü varsa, o kalb benim kalbimdir.”

Kendinden bir şeylerin bu satırlara gizlendiği hissine kapıldı Ahmet Bey. Dertleşecek birini bulmuş gibi sevindi. Bu zât, iç dünyasında kopan fırtınalardan ne kadar haberdârdı.

Kırık gönlünü tamir edecek mânevî mimar burada mıydı? Gönül eri hocasının dedikleri aynen çıkıyor muydu? Artık doğru yere yönlendirildiğinden emindi. Kalın tahta kapının kilitli olup olmadığını düşünmeden, kendini bekleyen bir dostun hânesine girer gibi, “Bismillahirrahmânirrahîm” diyerek kapıyı açtı. Küçük kapıdan ancak eğilerek içeri girebildi. Doğrulunca, karşısında bütün azametiyle bir alperen kabrinin durduğunu gördü. Tozlu camlardan sızan ışık, içeriyi tam aydınlatmasa da, nurânî aydınlık âdeta güneşe ihtiyaç bırakmıyordu.

“Esselâmü alayke ey Allah dostu!” diyerek başını sandukanın siyah taşlarına dayadı. “Bir kalbde üzüntü varsa, o kalb benim kalbimdir, diyen ey koca Gavs-ı Âzam, şu yaralı gönüllerimize, neslimize, merkadin olan şu topraklara himmet. Sen hangi niyetle gelip buralarda şehit olduysan, bizler de aynı niyetle buralara geldik.”

Ahmet Bey, gönlündekileri paylaştı Harakânî Hazretleri’yle. Aynı dertten bîzar iki kalbin hâlleşmesi uzadıkça uzadı. Tâ ki bir dost gelip onu Harakânî’nin huzurundan kaldırana kadar. Ahmet Bey, yurda nasıl geldiğini, kimin getirdiğini hatırlamıyordu.

Bir dostu ‘namaz’ dedi, kıldı; ‘teheccüt’ dedi, kalktı...

Kendini hâlâ kümbette ve Harakânî’nin sandukasına başını dayamış gibi hissediyordu. Gece boyunca yarı uyanık hâlde yurdun kira ücreti ve Harakânî’nin kendini kabulü arasında gitti geldi.

Sabah namazından sonra gözleri dalmıştı. Uyandığında geceki hâlet-i ruhiyesinin geçtiğini anladı. Toparlandı. Eşyalarını yerleştirirken masanın üzerinde küçük bir paket gördü. Arkadaşlar gerekli parayı bulmuşlar, diye sevindi. Hemen odasından çıkıp arkadaşı Hasan’a merakla sordu:

- Parayı kim getirdi?

- Bilmiyorum Hocam. Akşamdan beri ben buradayım, odanıza kimse girmedi.

- Hayırdır inşallah. Tam ihtiyacımız kadar para var masanın üzerinde. Ben de sizler bulup getirdiniz diye düşündüm.

- Kimse gelmedi hocam, eminim bundan.

Sonra aklına gönül eri hocasının söylediği sözler geldi. Evet, o doğru söylemişti. Harakânî Hazretleri’nin, maddî-mânevî tasarrufu devam ediyordu.   

İlhan İşler   

Sızıntı dergisinden alıntıdır.
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #20 : 29 Mayıs 2010, 05:14:46 »

Sordular:

-Dervişlik nedir?

Dedi:

- Üç şeyden oluşan bir denizdir. Birincisi takva, ikincisi cömertlik ve üçüncüsü de yüce Allah'ın, yarattığı insanlara ihtiyaç duymamaktır.



---------------


Şeyh (Allah O'ndan razı olsun), sufilerden sordu:

-Siz kime derviş dersiniz?

Dediler ki:

-Dünyadan haberi olmayan (ilgisi bulunmayan) kişidir.

Şeyh dedi:

- Öyle değildir; aksine derviş, içinde endişesi olmayan, konuştuğu halde konuşulmayan, gördüğü halde görülmeyen (fark ettiği halde farkedilmeyen), duyduğu halde duyulmayan, yediği halde yediğinden lezzet almayan, hareket ve sakinliği bulunmayan ve sıkıntısı ve mutluluğu olmayan kişidir, işte derviş budur.




Seyr ü Sülûk Risalesi, Sufi Kitap, sayfa:103, yazıda bahsedilen Şeyh ve "Dedi" diye işaret edilen zat; Şeyhü'l-Meşayih Ebu'l Hasan Harkâni hazretleridir.
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #21 : 30 Mayıs 2010, 04:44:54 »

Sordular:

-Garip kimdir?

Dedi:

-Vücudu bu dünyada gurbette olan kimse garip sayılmaz; aksine garip, gönlü teninde garip olan ve başı gönlünde garip olan kimsedir.



------------------------


Büyük biri, Şeyh'e dedi:

-Himmet et, kitaplarım perişan oldu.

Dedi:

-Sende himmet et ki, layık olduğu şekliyle Dostun adını anayım veya O'ndan bana geldiği şekliyle iki rekat namaz kılayım.




Seyr ü Sülûk Risalesi, Sufi Kitap, sayfa:104, yazıda bahsedilen Şeyh ve "Dedi" diye işaret edilen zat; Şeyhü'l-Meşayih Ebu'l Hasan Harkâni hazretleridir.
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
halidi
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 850


hamuş


« Yanıtla #22 : 31 Mayıs 2010, 17:03:07 »

Sordular ki:

-Mürid kimdir?

Dedi:

-Kapıdan içeri girdiğinde pirin kendisiyle ilgilenmesi gerekmeyen kişidir.

Mürid o kimsedir ki, pir meclisinde,ayakkabıların konduğu yerde olsa dahi, oturduğu her yerde halinden memnun kişidir. Annenin kurabiyeye yağ sürerek çocuğu kandırdığı gibi, kandırılması gereken kişi mürid olamaz.




Seyr ü Sülûk Risalesi, Sufi Kitap, sayfa:104, yazıda bahsedilen Şeyh ve "Dedi" diye işaret edilen zat; Şeyhü'l-Meşayih Ebu'l Hasan Harkâni hazretleridir.
Logged

“Madem ki Şam ve Mekke'de senin işinin düğümü açılmadı, o halde bundan sonra Hindistan yolunda sabahtan akşama kadar durmadan yürü.”

Hazreti Pir Zülcenaheyn Mevlana Halid-i Bağdadi kaddesallahu sırrahulaziz
Sayfa: 1 [2]
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Önemli Şahsiyetler  |  Ebul Hasan Harkani Hazretleri (k.s) « önceki sonraki »
    Gitmek istediğiniz yer: