Bediuzzaman Said Nursi Kimdir?
 

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
19 Mayıs 2012, 08:28:14
12203 Mesaj 2639 Konu Gönderen: 1918 Üye
Son üye: isimbayz
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Önemli Åžahsiyetler  |  Bediuzzaman Said Nursi Kimdir? 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1]
Gönderen Konu: Bediuzzaman Said Nursi Kimdir?  (Okunma Sayısı 828 defa)
aysenur
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 920


--Her Nefis oLumu TadacaktIr--


« : 12 Temmuz 2007, 00:59:25 »

Bediuzzaman Said Nursi Kimdir?

Said Nursi yakın geçmişimizde yetişmiş en büyük İslam alimlerinden vefikir adamlarındandır. 1873'te Bitlis'in Hizan ilçesine bağlı Nursköyünde dünyaya gelmiş, 1960'da Şanlıurfa'da Hakkın rahmetinekavuşmuştur. Genç yaşta edindiği dini ve pozitif bilimlerdeki derinbilgisi, devrin ilim çevreleri tarafından kabul görmüş, küçük yaştanitibaren dikkati çeken keskin zekası, kuvvetli hafızası ve üstünkabiliyetleri dolayısıyla "Çağının eşsiz güzelliği" anlamına gelen "Bediüzzaman" sıfatıyla anılmaya başlanmıştır.

Bediüzzaman Said Nursi, Doğu'nun en acil ihtiyacı olarak gördüğü eğitimproblemini çözmek için din ve eğitim bilimlerinin birlikteokutulabileceği ve Medreset-üz Zehra ismini verdiği bir üniversitekurulmasını sağlamak için 1907'de İstanbul'a gelmiştir. Derinbilgisiyle buradaki ilim çevresine de kendini çok kısa süre içindekabul ettirmiş, çeşitli gazete ve dergilerde makaleler yayınlatmış,hürriyet ve meşrutiyet tartışmalarına katılarak hükümete destekvermiştir.

Dönemin hükümeti, Said Nursi'nin üniversite ile ilgili dilekçesineilgi göstermemiştir. Hatta İstanbul'daki ilim adamlarının, talebelerin,medrese hocalarının ve siyasetçilerin ona olan ilgisinden rahatsızolmuş, Bediüzzaman'ın önce akıl hastanesine daha sonra da hapishaneyegönderilmesini sağlamıştır.

Said Nursi'nin serbest bırakılmasından kısa süre sonra 23 Temmuz1908'de II. Meşrutiyet ilan edilmiş. Bu dönemde Bediüzzaman meşrutiyetve hürriyet kavramlarının İslamiyet'e aykırı olmadığını anlatmak içinİstanbul'da çeşitli yerlerde konuşmalar yapmış, Doğu'daki aşiretreislerine Bediüzzaman imzasıyla telgraflar çekmiştir. Yayınladığı bumakaleler ve yaptığı konuşmalarda yatıştırıcı bir rol oynamasınarağmen, 1909'da 31 Mart olayına karıştığı iddia edilerek haksızithamlarla tutuklanıp, idam talebiyle yargılanmış, ancak beraatetmiştir.

Bediüzzaman bu olaydan sonra tekrar Doğu'ya dönmüş, I. DünyaSavaşında talebeleriyle milis kuvvet oluşturarak savaşa katılmıştır.Gönüllü alay komutanı olarak büyük yararlılıklar gösterdiği I. DünyaSavaşında Rusya'da esir düşmüş, üç yıl süren esaret hayatının sonundaSibirya'daki esir kampından kaçarak İstanbul'a gelmiştir.

İstanbul'da devlet büyükleri ve ilim çevreleri tarafından büyük birilgiyle karşılanan Bediüzzaman, Dar-ül Hikmet-i İslamiye (İslamAkademisi) azalığına tayin edilmiştir. Buradan aldığı maaşla kendikitaplarını bastırarak parasız olarak dağıtmaya başlamıştır. Said Nursidaha sonra İstanbul'un işgali sırasında işgalcilerin gerçek niyetleriniortaya koyan Hutuvat-ı Sitte (Şeytanın Altı Desisesi) isminde uyarıcıbir broşür hazırlamış, bu hareketi, İngiliz işgal kuvvetlerikomutanının emriyle ölü veya diri ele geçirilmek üzere aranmasına sebepolmuştur. Milli mücadeleyi savunmuş ve destek olmuştur. Bu hareketleriAnadolu'da kurulan Millet Meclisi'nin beğenisini kazanmış ve Ankara'yadavet edilmiştir. 1922'de Ankara'ya geldiğinde devlet merasimiylekarşılanan Bediüzzaman, kendisine yapılan Şark Umumi Vaizliği,milletvekilliği ve Diyanet İşleri Başkanlığı tekliflerini reddetmiştir.

Said Nursi 1925 yılında Şeyh Said isyanı çıktığında, olayla hiçbirilgisi olmadığı halde, Van'da inzivaya çekilmiş olduğu yerden alınarakBurdur'a, oradan da Isparta'nın Barla ilçesine sürgüne götürülmüştür.Bediüzzaman Risale-i Nur Külliyatı'nın büyük bir kısmını buradayazmıştır.

Nur Risalelerini önlerindeki en büyük engel olarak gören çevreler,1934 yılında daha yakından kontrol edebilmek amacıyla Said Nursi'ninIsparta'nın merkezine getirilmesini istemiştir. 1935 yılında isepolisler burada da çalışmalarına devam eden Said Nursi'nin oturduğuevde arama yapmış ve bütün kitaplarına el koymuştur. Bediüzzamanemniyete götürülerek sorgulanmış, ancak suç unsuru bir şeyerastlanmayınca serbest bırakılmıştır. Ancak birkaç gün sonra, yenitutuklamalarla birlikte Said Nursi ve Risale-i Nurlar hakkındasoruşturma başlatılmış, Bediüzzaman ve 120 Nur talebesi askeriaraçlarla Eskişehir Hapishanesine gönderilmiştir.

Bediüzzaman, vatana ihanet iddiasıyla yargılandığı dava süresincetutuklu kalmıştır. Daha sonra ise Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesi'ninverdiği kararla, Said Nursi'ye 11 ay hapisle birlikte Kastamonu'damecburi ikamet; on beş talebesine de altışar ay hapis cezasıverilmiştir.

Polis gözetimi altında mecburi ikamet için Kastamonu'ya getirilenSaid Nursi, 1943'te Isparta savcısından gelen talimat üzerine yenidentutuklanmıştır. Ağır hasta olmasına rağmen Ankara'ya oradan da trenleIsparta'ya getirilmiştir. Risale-i Nur ile ilgili davalarınDenizli'deki davayla birleştirilmesi üzerine ise Denizli'ye sevkedilmiştir. Denizli hapsi yine tecrit altında başlamış, çok zor şartlaraltında geçen yeni hapishane dönemi ve yargılama safhalarında daBediüzzaman, Risale-i Nur'un yazımına devam etmiştir. Sonrasında ise1944'te verilen beraat ve tahliye kararına rağmen, dönemin hükümetiSaid Nursi'nin Afyon'un Emirdağ ilçesinde zorunlu iskana tabitutulmasını emretmiştir.

Bediüzzaman burada hükümet binasının karşısında bir odayayerleştirilerek gözetim altına alınmıştır. Camiye gitmesine bilemüsaade edilmediği, devamlı takip ve gözleme tabi tutulduğu Emirdağsürgünü, Denizli hapishanesindekinden bile çok daha ağır ve zor şartlaraltında geçmiştir. Bu dönemde, hukuki yollarla Bediüzzaman'ı etkisizhale getiremeyen muhalifleri onu zehirleyerek öldürme yolunagitmişlerdir. Hayatı boyunca yirmi üç defa denenecek bu teşebbüslerinüçü Emirdağ sürgününde gerçekleşmiştir.

Bu zulümler yaşanırken Bediüzzaman'ın talebeleri tarafındanRisale-i Nurlar çoğaltılmış ve böylece Kuran tebliğinin geniş kitlelereyayılması sağlanmıştır. Özellikle de teksir makinelerinin kullanımıylabirlikte bu çalışmalar daha da hızlanmıştır.

1944'te Denizli Ağır Ceza Mahkemesinin beraat kararının Yargıtaytarafından onaylanmasıyla birlikte Bediüzzaman serbest bırakılmıştır.Ancak Risale-i Nurlar'ın her geçen gün yaygınlaşarak insanlara ulaşmasıdönemin hükümetini rahatsız etmeye başlamıştır. Ocak 1948'de Said Nursive on beş talebesi evlerinden ve işyerlerinden alınarak Afyonhapishanesine gönderilmiştir. Ancak tüm bu ağır ve zor şartlara rağmenBediüzzaman eserlerini yazmaya devam etmiştir.

Aralık 1948'de Said Nursi hakkında 20 ay ağır hapis cezası kararıverilmiş, ancak karar temyiz edilmiş ve Bediüzzaman lehine bozulmuştur.Ancak Yargıtay'ın bu kararına rağmen Afyon Ağır Ceza Mahkemesiyargılamayı uzatarak 20 aylık sürenin cezaevinde geçmesini sağlamıştır.Hak etmediği cezanın süresini tutukluluk haliyle dolduran Said Nursi,Eylül 1949'da serbest bırakılmıştır. Fakat Ankara'dan gelen bir emirlebu sefer de Afyon'da mecburi iskana tabi tutulmuş ve Emirdağ'a ancakAralık ayında dönebilmiştir.

Bediüzzaman'a 1951'de Emirdağ'da, bundan hemen bir yıl sonra daİstanbul'da, Gençlik Rehberi adlı kitabı nedeniyle birer dava dahaaçılmıştır. İstanbul'da yapılan duruşmada mahkeme lehte karar vererekdavayı sonuca bağlamıştır.

Ocak 1960'ta Ankara'ya girmesi polis tarafından engellenenBediüzzaman buradan Isparta'ya gitmiştir. Bu dönemde ağır hasta olan 83yaşındaki Said Nursi, daha sonra talebeleriyle birlikte Urfa'yagitmiştir. Burada, yürüyemeyecek kadar rahatsız olan Said Nursi'ninyerleştiği otele gelen polisler, İçişleri Bakanının emriyleBediüzzaman'ı Isparta'ya geri götürmeye çalışmışlardır. Said Nursi bubaskılar sürerken Hakkın rahmetine kavuşmuştur.

Yusuf Medresesi'nde Eğiten ve Eğitilen İslam Büyüğü

Tarih boyunca birçok Müslüman, Allah yolunda yaptıkları faydalıçalışmaların, Allah'ın tek ilah olduğunu anlatmalarının karşılığındainkarcı kesimler tarafından hapisle cezalandırılmıştır. Ama onlarınhapiste bulunmalarının nedeni bir suç işlemeleri, kanunlara karşıgelmeleri değildir. Müslümanların güzel ahlakı insanlar arasında hakimkılmasından ve dolayısıyla kendi kötülüklerinin ortaya çıkacağından,kötülüklerden elde ettikleri çıkar ve menfaatlerin yok olacağındankorkanlar, Müslümanlara hep iftiralar atmışlar, halkı ve resmimercileri onlara karşı kışkırtmışlardır.

Benzer olaylar Bediüzzaman'ın yaşamı boyunca da sık sıktekrarlanmıştır. Kendisi ve talebeleri Kuran ahlakını anlatmak içinhalisane bir çaba yürüten, mevki ve makam hırsı olmayan, siyasettenözellikle uzak duran, imansızlık akımlarına karşı insanları Kuran'ınsunduğu barış ve huzur ortamına davet eden, devletin bütünlüğüne vemilli ve manevi değerlerine zarar verenlere karşı mücadele edenkimseler olmalarına rağmen hep asılsız ve çirkin iftiralarla ithamedilmişlerdir. Bunun sonucunda ise haklarında soruşturmalar başlatılmışve yıllarca hapiste tutulmuşlardır. Her defasında ise aklanmışlar vehiçbir suçlarının olmadığı görülmüştür. Ancak bu esnada tutulduklarıhapishaneler onlar için birer Yusuf Medresesi olmuş, manevi dereceleri,samimiyetleri, kararlılıkları, birbirlerine olan bağlılıkları,ihlasları pekişmiş, güçlenmiştir.

Bediüzzaman'ın maruz kaldığı uygulamalar, kendisine atılaniftiralar Kuran ayetlerinin birer tecellisidir. Hayatı kısaca gözdengeçirildiğinde dahi Kuran'da aktarılan ve salih müminlerinkarşılaştıkları olayların çok benzerlerini yaşadığı ve bu olaylarakarşı Kuran'da haberleri verilen güzel ahlaklı müminler gibi davrandığıaçıkça görülebilir. Bu nedenle Bediüzzaman'ın hayatına kısaca bakmak,bugüne örnek olması açısından da faydalı olacaktır.

Bediüzzaman'ın Yusuf Medresesi'ndeki Hayatı

Bediüzzaman'ın hayatının büyük bir bölümünün hapishanelerde,sürgünde, gözaltında geçmesi onun ve talebelerinin inançlarında nekadar kararlı ve sabırlı olduklarını göstermiştir. Devletin ve milletinçıkarları için hizmet etmeye kendilerini adamış olmalarına rağmen, bazıçevrelerce hep devlete zarar vermeye çalışmakla suçlanmışlardır. Buçevreler iftiraları ile, daima devletin ve milletin yararını düşünen buinsanları, halkın gözünde zararlı insanlar olarak göstermeyi ve onlarıküçük düşürmeyi amaçlamışlardır. Örneğin, bu çevreler sahip olduklarıyayın organları ve benzeri vasıtalarla, Said Nursi ve talebelerinigizli ve dine dayalı cemiyet kurmak, rejime karşı çıkmak veCumhuriyet'in temel ölçülerini yıkmaya davranmakla suçlamışlardır.Bunun üzerine tevkif edilerek Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesi'neçıkarılmak üzere Said Nursi ile birlikte 120 Nur talebesi, o döneminbazı yazarlarının anlattığına göre, "sanki ihtilal çıkarmışlar gibi kamyonlarla elleri kelepçeli olarak" Eskişehir'e götürülmüşlerdir.

Bu arada belirtmekte fayda bulunmaktadır ki, tüm bu olaylar esnasındaTürk polisi ve Türk askeri daima vicdanlı davranmış, Bediüzzaman'a veNur talebelerine karşı samimi ve anlayışlı bir tavır göstermişlerdir.Bazı dinsiz çevrelerin kışkırtmaları ve yarattıkları infial nedeniyleonlar görevlerini yerine getirmek zorunda kalmışlar, ama hakkın yanındaolduklarını ifade etmekten de çekinmemişlerdir. Örneğin Bediüzzaman ve120 talebesini Eskişehir'e götürmekle görevli askeri müfrezeninkumandanı kelepçelerini çözerek ibadetlerini rahatça yerine getirmeleriiçin onlara imkan tanımıştır.

Bir başka önemli İslam mütefekkiri olan Necip Fazıl Kısakürek SonDevrin Din Mazlumları isimli kitabında Bediüzzaman'ın ve Nurtalebelerinin gözaltına alınmaları ile ilgili olarak şunları ifadeetmektedir:

Baskında Bediüzzaman ve talebelerine ait herşey ele geçtiği halde,ortada itham medarı olabilecek hiçbir şey yoktur. Böyleyken kendisiniberaat ettirmiyorlar da idamlık bir ithamın teselli mükafatı halinde,15 talebesiyle beraber hapse mahkum kılıyorlar. 105 talebe de beraatkararı alıyor.

Eskişehir Mahkemesi Bediüzzaman'a, Kuran-ı Kerim'den bazı ayetleritefsir ettiği için 11 ay hapis cezası vermiştir. Eskişehir hapsisırasında Bediüzzaman oldukça zor günler geçirmiştir. Onu ayrı birhücrede tecrit etmişler ve türlü zorluklar yaşatmışlardır. Bu hapissırasında Bediüzzaman'a uygulanan muamelelerden bazı örnekler çeşitlikaynaklarda şöyle aktarılmıştır:

120 talebesiyle Eskişehir hapishanesinde bulunan Said Nursi tam birtecrid içerisine alınarak, kendisine ve talebelerine çeşitli zulüm veişkenceler yapılıyor. Talebelerinden Zübeyir Gündüzalp'in anlattığınagöre 12 gün yemek verilmiyor.

Zaten bize idam mahkumu gözüyle bakıyorlardı. Hiçbir ziyaretçibırakmıyorlardı. 'Siz de idam olacaksınız bunlarla konuşursanız'diyorlardı. Geceleri pislikten, tahta kurularından, hamam böceklerindenuyumak kabil değildi.

Eskişehir Hapishanesi'nden tahliye olan Bediüzzaman Kastamonu'dakarakol karşısında bir evde oda hapsine alınmıştır. 8 sene sonra gelenDenizli Mahkemesi 20 ay hapis cezası vermiş, daha sonra BediüzzamanEmirdağ'a mecburi ikamete yollanmıştır.

Bütün bu olaylar sırasında sayısız işkence ve eziyete maruz kalmış,defalarca zehirlenmiştir. Son derece yaşlı ve hasta olan Bediüzzaman,özellikle soğuk, nemli ve havasız hücrelerde tutulmuştur. Hapishanegünlerindeki hatıralarını Said Nursi şöyle anlatmaktadır:

Pek basit bahanelerle kışın en şiddetli soğuk günlerinde benitutuklayarak büyük ve gayet soğuk iki gün sobasız bir koğuşta tecridiçinde hapsettiler. Halbuki ben küçük odamda günde birkaç defa sobayakarken ve daima mangalımda ateş tutarken, zafiyet ve hastalığımdanzor dayanabilirdim.

Bediüzzaman sözlerinin devamında, önceki bölümlerde de bahsettiğimizgibi, çektiği bu sıkıntıları hafifleten tesellinin mahkumların İslam'agirmeleri olduğunu söylemektedir.

Bediüzzaman'a Yapılan Suçlamalar

Dini ve manevi değerlerin yaygınlaşmasından hoşnut olmayan çevrelerSaid Nursi için de daimi taktiklerini uygulamışlar ve Bediüzzaman'ınhayırlı çalışmalarını engellemek için tüm halkı ve resmi mercileri onave Nur talebelerine karşı kışkırtacak şekilde bir karalama kampanyasınabaşlamışlardır. Dönemin muhalif gazeteleri Bediüzzaman ve talebelerialeyhinde propaganda ve uydurma yazılar yayınlamışlardır. Bazışahıslar, hayali iftira senaryoları için parayla tutulmuşlardır. Ancakher defasında mahkemeler Bediüzzaman'ı ve arkadaşlarını tüm busuçlamalardan beraat ettirmiş, çocukların dahi anlayacağı basit veacemice iftiralara tevessül edenler kendilerini kamuoyu nezdindeküçültmüşlerdir.

Bu çevrelerin düzenledikleri iftira ve saldırılar incelendiğindehemen hepsinin tarihte müminlerin karşılaştıkları iftiraların birerbenzeri oldukları görülmektedir. En başta "dini istismar ediyor" olmak üzere, "çevresindekileri kandırıyor", "sapkındır", "delidir", "ona uyanlar cahil kesimdir" suçlamaları... Bunlar Kuran'da defalarca dikkat çekilen, müminlere yöneltilen iftira ve suçlamalardan bazılarıdır.

Her mümin Kuran'daki, "Biz hangi ülkeye bir uyarıcı korkutucugönderdikse, mutlaka oranın refah içinde şımaran önde gelenleri:'Gerçekten biz, sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyi tanımıyoruz'demişlerdir." (Sebe Suresi, 34) ayetinde de belirtildiği gibikavmin önde gelenlerinin tepkisiyle karşılaşmıştır ve karşılaşacaktır.Bu, Allah'ın değişmeyen bir kanunudur ve bu tepkilere maruz kalmakmüminlerin doğru yolda olduklarının açık delilidir.

Kuran'ın yüzlerce ayetinde anlatılan bu suçlama ve saldırılarınBediüzzaman Said Nursi ve talebelerinin yaşamlarında da tecelli etmesi,izledikleri yolun doğru ve verdikleri mücadelenin etkili olduğunun açıkbir göstergesidir. Bu olaylarla, Kuran ahlakı yolunda mücadele verenbütün müminler karşılaşacaklardır. Allah bu gerçeği bir ayetinde şöylebildirir:

Yoksa sizden önce gelip geçenlerin hali, başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? (Bakara Suresi, 214)

Münafıkların Musallat Olması

Bediüzzaman'ı ve talebelerini durdurmak için kullanılanyöntemlerden birisi de, bu halis insanların arasına iki yüzlü kişilerinsokulmasıdır. Bu kişilerin görevi Bediüzzaman ve talebeleriyle ilgiligelişmeleri din düşmanlarına bildirmek ve daha sonra bu çevrelerinetkisi altındaki basında bu insanlar hakkında aleyhte yazılar çıkmasınısağlamaktır.

Bunun örneklerinden birisi 1964 yılında Cumhuriyet'te yayınlanan "İnanç Sömürücüleri"isimli yazı dizisidir. Kendisini dindar olarak gösterip, Nur talebeleriarasına sızan, defalarca Bediüzzaman'ın yanında bulunan Yılmaz Çetinerisimli şahıs, daha sonra bu mümin topluluğu hakkında akıl almaziftiralar ortaya atmıştır. Bediüzzaman bir sözünde aralarına giren bircasusu şu şekilde anlatır:

Hem bir dessas casus adam, Risale-i Nur talebeleri aleyhinde çalışıyordu ki, onları hapse attırsın. Bir gün -serbest olarak- "Ben bir ipucu bulamadım ki, bunları hapse soksam. Eğer bir ipucu bulsam, onları hapse sokacağım." diye ilân ettiği vakitten iki gün sonra bir iş yapıp, Risale-i Nur talebeleri yerinde, o adam iki sene hapse girdi.

Bediüzzaman, kendisine karşı düzenlenen bütün bu komplo, saldırı veiftiralara rağmen yürüttüğü mücadeleden hiçbir taviz vermemiştir. Onayapılanlar kendisinin ve talebelerinin şevkini ve kararlılığınıartırmaktan başka bir şeye yaramamıştır. Kuran'da vaat edildiği gibiinkar edenlerin tuzakları boşa çıkmıştır. Allah inkarcılarıntuzaklarının boşa çıkacağını ayetlerinde şöyle bildirir:

Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kafirleristemese de Allah, kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor.Müşrikler istemese de O dini (İslam'ı) bütün dinlere üstün kılmak içinelçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O'dur. (Tevbe Suresi, 32-33)

Andolsun, (peygamber olarak) gönderilen kullarımıza (şu) sözümüzgeçmiştir: Gerçekten onlar, muhakkak nusret (yardım ve zafer)bulacaklardır. (Saffat Suresi, 171-172)

Bediüzzaman tarih boyunca Allah yolunda zulüm görmüş samimi müminlerdenbiridir. Ancak bilinmelidir ki, bir müminin hayatı boyunca karşılaştığıher zorluk, her sıkıntı, işitmekten hoşlanmayıp da işittiği her söz veher iftira o müminin hayrınadır. Mümin tüm bunlara sabır gösterip,tevekkül ettikçe onun cennetteki mekanı daha da genişler, dahagüzelleşir, makamı daha da artar. Dünyada ise Allah müminlere üstünlükvaat etmiştir. Bu nedenle inkarcılar ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlaryaptıkları boşa gider. Hatta onlara cehennem azabı olarak geri döner.

Bediüzzaman'ın yanısıra İmam-ı Azam, İmam-ı Ahmed, İbn-i Hanbelgibi İslam büyükleri de başta Yusuf Medresesi olmak üzere birçoksıkıntı, işkence ve zulme maruz kalmışlar, "tutuklanarak", "sürülerek", "baskı altına alınarak"engellenmeye çalışılmışlardır. Bediüzzaman, Yusuf Medresesi'nde bulunanve çeşitli zorluklara göğüs geren İslam alimleri için şöyle der:

Hem kalbime geldi ki, madem İmam-ı A'zam gibi en büyük müçtehidlerhapis çekmiş ve İmam-ı Ahmed ibn-i Hanbel gibi bir büyük mücahide,Kur'an'ın bir tek mes'elesi için hapiste pek çok azap verilmiş. Veşikayet etmeyerek tam bir sabır ile sebat edip o mes'elelerde sükutetmemiş. Ve pek çok imamlar ve alimler, sizlerden pek çok ziyade azapverildiği halde, tam bir sabır içinde şükredip sarsılmamışlar. Elbettesizler, Kuran'ın birçok hakikatleri için pek büyük sevap ve kazançaldığınız halde pek az zahmet çektiğinize binler teşekkür etmekborcunuzdur.

Sonuç

Kuran'da haberleri verilen peygamberlerin ve geçmişte yaşamış olansalih müminlerin hayatlarına baktığımızda hep zorlu bir mücadele,sürekli bir ölüm veya yurtlarından ve evlerinden sürülme tehdidi,iftiralar, suçlamalar ve alayla karşılaşırız. Çünkü onlar Allah'ınemrine uymuşlar ve sadece dini kendileri yaşayarak kalmamış,imkanlarının ulaşabildiği en son noktaya kadar insanlara dini ve güzelahlakı anlatmışlardır. Bu samimi ve ciddi çabalarının sonucunda isebirçok insanın imanına vesile oldukları gibi, daha çoklarının dadüşmanlığını kazanmışlar ve dönem dönem zorluklarla dolu bir hayatyaşamışlardır.

Bu zorluklara göğüs geremeyenler, peygamberlerin gösterdiği güzel ahlakı, sabrı ve hamiyet-i İslamiye'yi gösteremeyenler ise "geride kalanlar"dan olmuşlar, dünya hayatına razı olarak ahiretlerini dünya için satmışlardır.

Ancak unutulmaması gereken çok önemli bir gerçek vardır: Allah tümzorlukları iyilerin ve kötülerin, temizlerin ve pislerin, samimilerinve sahtekarların, iman edenlerin ve dinsizlerin birbirlerinden ayırtedilmeleri için yaratır. Zorluklar karşısında Allah'ın hoşnut olacağıgüzel ahlakı gösterenler Allah'ın dostudurlar ve Allah dünyada veahirette dostlarına yardımını ve desteğini müjdelemektedir. Allah'ınbir ayetinde bildirdiği gibi "her zorlukla birlikte bir kolaylık vardır".

Kuran'da bildirilen bu müjdenin yanı sıra, Allah, müminlere kurulantuzakları mutlaka bozacağını, o tuzakların sahiplerini büyük birbozguna uğratacağını, inkar edenlerin müminlere hiçbir şekilde zararveremeyeceklerini bildirmektedir. Bununla ilgili ayetlerden bazılarışöyledir:

... Allah, kafirlere mü'minlerin aleyhinde kesinlikle yol vermez. (Nisa Suresi, 141)

Hani o inkar edenler, seni tutuklamak ya da öldürmek veya sürgünetmek amacıyla, tuzak kuruyorlardı. Onlar bu tuzağı tasarlıyorlarken,Allah da bir düzen (bir karşılık) kuruyordu. Allah, düzen kurucuların(tuzaklarına karşılık verenlerin) hayırlısıdır. (Enfal Suresi, 30)

Müminlerin yaşadıkları zorlukların ardından daima güzellik, hayır vebereket gelmiştir. Örneğin Hz. Yusuf hapisten çıktığında Mısır'ınhazinelerine yönetici olarak tayin edilmiştir, Allah Hz. Nuh'u veinananları zulmeden kavimlerini helak ettikten sonra bereketli biryerde konaklatmıştır, Hz. Musa'ya ve kavmine işkencelerde bulunarakonları yok etmek için uğraşan Firavun'un kendisi denizde boğularak yokolmuştur. Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) ise kendisine kurulantuzaklardan ve ölüm tehditlerinden sonra inananlarla birlikte hicretetmek mecburiyetinde kalmıştır. Ancak ardından Allah kendisine vemüminlerin üzerine rahmetini ve bereketini yaymış, müminler büyük birgüç kazanarak kötülerin ittifakını yenilgiye uğratmışlardır.

Allah, dünyada herkese yaptığının karşılığını gösterecektir; salihmüminleri de mutlaka üstün kılacaktır. Ancak asıl karşılık sonsuz veasıl hayatımız olan ahirettedir. Her insan, er ya da geç mutlaka birgün ölecektir. Herkes hiç beklemediği bir anda ölüm meleği ilekarşılaşacak ve işte o an, her insan gerçeği tüm çıplaklığı ilegörecektir. Herkes şundan emin olmalıdır ki, dünya hayatına razıolanlar, zorluklardan kaçanlar, keyiflerinin peşinden gidenler,rahatlarını bozmaktan kaçınanlar, istek ve arzularını Allah'ın rızasınatercih edenler, gelecek endişesi ile, haksız yere hapse atılmaktan veyasürülmekten korkarak dinlerini, ibadetlerini terk edenler ölümmeleklerini gördüklerinde hiç de dünya hayatında yaşadıklarınasevinemeyeceklerdir. Bu insanlardan hiçbiri, "İyi ki dünya hayatımdayan gelip yatmışım, dünya zevklerinin peşinde koşmuşum. Bunlar dayanıma kar kaldı" diyemeyecektir. Diyemediği gibi, tüm bu yaptıklarıonda tarifi ve geri çevrilmesi imkansız bir pişmanlığa neden olacak,hiçbir zaman hissetmediği kadar büyük bir yürek acısı ve çaresizlikhissi duyacaktır. Allah inkarcıların ahiretteki pişmanlıklarını şöylebildirmektedir:

Ateşin üstünde durdurulduklarında onları bir görsen; derler ki:"Keşke (dünyaya bir daha) geri çevrilseydik de Rabbimizin ayetleriniyalanlamasaydık ve mü'minlerden olsaydık." (Enam Suresi, 27)

Kitabı sol eline verilen ise; o da, der ki: "Bana keşke kitabımverilmeseydi. Hesabımı hiç bilmeseydim. Keşke o (ölüm herşeyi) kesipbitirseydi. Malım bana hiçbir yarar sağlayamadı." Güç ve kudretim yokolup gitti." (Hakka Suresi, 25-29)

Tüm hayatını Allah için yaşayan, Allah'ın rızasından vazgeçmediği içinhayatının büyük bir bölümünde zulüm gören, zorluk yaşayan, hepöldürülme tehlikesi altında kalan, insanlardan incitici ve alaycısözler işiten, iftiralara uğrayan, hatta hapis yatan bir mümin ise ölümmeleğini gördüğünde tüm hayatı boyunca yaşadığı zorluklar için büyükbir sevince kapılacaktır. Hatta kitap boyunca anlattığımız gibi mümin,zorluklarla karşılaştığı anda da çok büyük bir sevinç ve umut yaşar;çünkü tüm dünyadaki zorlukların sonunun hayır olduğunu, Allah'ın mutlakbir kolaylık ve üstünlük vereceğini bilir. Üstelik burada yaşadığızorlukların ahirette de bir güzellik ve kat kat artırılmış nimetlerolarak karşısına çıkmasını şiddetle umar. Bu nedenle inkar edenler,zorluk anında müminlerin tavrına şaşırır, onların neşesine ve gücüne,ümitvar yaklaşımlarına hayret ederler. Çünkü onlar müminlerinAllah'tan, onların ummadığı şeyleri umduklarını bilmezler.

Yusuf Medresesi, bu nedenle bir mümin için hem manevi bir eğitimyeri hem de ahiretteki güzelliklerin kapısını açan bir imtihanvesilesidir. Yusuf Medresesi'ne giren mümin, bu imtihanın hayırlasonuçlanmasını beklediği ve cenneti biraz daha fazla umabildiği içinbüyük bir sevinç duyar.

Müminler olaylara inkarcıların kavrayamadıkları bir gözle bakar veolayların iç yüzünü görebilirler. Onlar, zorluğun, ezanın,engellenmelerin asıl anlamını bilen, hayatlarını bu sırra göre yaşayaninsanlardır. Dolayısıyla, Allah'a samimi olarak iman eden, sadeceAllah'tan korkup sakınan, Allah'ı seven, Allah'ı dost edinen, insanlararasında dostluğun, sevginin, hoşgörünün, ümitvar olmanın,iyimserliğin, dayanışmanın, güzel ahlakın yayılması için gönüldenmücadele veren bir insanı, herhangi bir kötünün veya fesat peşindekibir insanın durdurabilmesi veya engelleyebilmesi kesinlikle mümkündeğildir.

İnkarcılar bilmelidirler ki ne yaparlarsa yapsınlar, tüm güçlerinide toplasalar, birbirlerine arka da çıksalar, dağları yerinden sarsacakkadar kapsamlı tuzaklar da kursalar, onlar müminlere hiçbir zararveremezler. Hatta her kurdukları tuzak, attıkları her iftira,söyledikleri her alaycı söz müminlerin hem dünyadaki hem de cennettekimekanlarının daha da güzelleşip zenginleşmesine vesile olur.

Bu sırrı bilen müminlere Allah Kuran'da şöyle müjde verir:

Hiç şüphesiz Allah, mü'minlerden -karşılığında onlara mutlakacenneti vermek üzere- canlarını ve mallarını satın almıştır...Allah'tan daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Şu haldeyaptığınız bu alışverişten dolayı sevinip-müjdeleşiniz. İşte 'büyükkurtuluş ve mutluluk' budur. Tevbe edenler, ibadet edenler, hamdedenler, (İslam uğrunda) seyahat edenler, rükû edenler, secde edenler,iyiliği emredenler, kötülükten sakındıranlar ve Allah'ın sınırlarınıkoruyanlar; sen (bütün) mü'minleri müjdele. (Tevbe Suresi, 111-112)

Alinti--harun yahya
Logged

¯¨´*·~-.¸¸,.-~*´Eğer Sizi Üzen Kişilere Halâ Selam
                                Verebiliyorsanız..
 Bu Vicdanınızın Sadaka'sıdır..¨-,.-~*´¨¯¨`*·~-.¸
Sayfa: [1]
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Önemli Åžahsiyetler  |  Bediuzzaman Said Nursi Kimdir? « önceki sonraki »
    Gitmek istediÄŸiniz yer: