Aziz Mahmud Hüday(k.s)'den Bir Kıssa
 

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
19 Mayıs 2012, 08:27:47
12203 Mesaj 2639 Konu Gönderen: 1918 Üye
Son üye: isimbayz
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Önemli Åžahsiyetler  |  Aziz Mahmud Hüday(k.s)'den Bir Kıssa 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1]
Gönderen Konu: Aziz Mahmud Hüday(k.s)'den Bir Kıssa  (Okunma Sayısı 439 defa)
_selma_
Editör
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1272



« : 29 Ekim 2009, 17:03:08 »

 
Yıl bir 1975. Öğle namazına yakın bir vakitte Hazret-i Pîr'intürbesi önüne nûr yüzlü, buğday tenli ve tıknaz boylu bir gençgelmişti. O an tesâdüfen Azîz Mahmûd Hüdâyî Câmii'nin imâmına rastladıve:
"-Efendim! Ben Azîz Mahmûd Hüdâyî'yi görmeye geldim! Kendisiyle nasıl görüşebilirim? Acabâ şu an burada mıdır?" diye sordu.
Böyle bir suâl karşısında şaşıran imâm Muharrem Efendi:

"-Oğlum! Evet Azîz Mahmûd Hüdâyî burada!" dedi.
Hazret-i Pîr'in orada olduğunu duyan genç, sevinçle:

"-Lütten beni onunla görüştürünüz!" dedi.

Fakat buna bir mânâ veremeyen Muharrem Efendi, türbenin yanında olduklarından tekrar:
"-Oğlum! Azîz Mahmûd Hüdâyî burada!" dedi.

Genç de, talebini tekrarladı:
"-O zaman benimle görüştür! Ben onunla görüşmek istiyorum!" dedi.

Muharrem Efendi, hâlâ gencin hâlinden bir şey anlamadığından mes'eleyi çözebilmek için:
"-Evlâdım! Sen Azîz Mahmûd Hüdâyî'yi tanıyor ve biliyor musun" diye sordu.
Yüzügibi sînesi sâf olan delikanlı da, lafın böyle uzayıp gitmesine vemuhâtabının kendisini neden Mahmûd Hüdâyî ile görüştürmek istemediğinehayret ederek:
"-Ben Azîz Mahmûd Hüdâyî'yi yakından tanıyorum. Beniburaya o dâvet etti. Biz onunla ziyâret husûsunda sözleşmiştik. Benimgeleceğimden haberi var." dedi.Sözün burasında Muharrem Efendi,mes'elenin farklı bir vechesi ve sırlı bir nüktesi mevcûd olduğununihâyet idrâk etti ve merakla sordu:
"-Evlâdım! Nasıl sözleştiniz?"
Genç anlatmaya başladı:

"-Efendimben 1974 Kıbrıs harekâtında paraşütle indirilen komando grubundandım.Biz, ordumuzun denizden, Rumlar'ın da Beşparmak dağlarından karşılıklımücâdelelerini sürdürdükleri bir hengâmda paraşütlerle atladık. Ancakhava pek rüzgârlı olduğundan her birimiz bir tarafa savruluyorduk. Bende düşman hatlarına düştüm. Ağaçlık bir mevkîde iki yandan gelencehennemî bir ateş altında kaldım. Ne yapacağımı bilemez bir haldebüyük bir şaşkınlık içindeyken karşıma uzun boylu, heybetli ve nûryüzlü ihtiyar bir baba çıktı. Bana tatlı ve mütebessim bir çehre ilebaktı ve:

"-Oğlum! Burası düşman hattıdır. Ne işin var burada? Niçin tek başına bu hatta girdin?"
dedi.
Ben de:
"-Baba! Ben gelmedim, rüzgâr buraya düşürdü." dedim.
Nûr yüzlü ihtiyâr, hafifçe başını salladı:

"-Bende harbe geldim. Sizden evvel gönderildim. Buraları çok iyi bilirim.Hangi birliktensin oğlum? Gel seni onların yanına götüreyim!" dedi.
Birliktemüthiş bir ateş topu altında yola koyulduk. O mübârek insan, gâyetsâkin bir yolda yürüyormuşçasına rahattı. Her hâli beni ayrı birşaşkınlığa sevkediyordu. Bana ismimi, nereli olduğumu v.s. birçoksuâller sordu. Ben de istediği cevapları verdikten sonra iyice merakedip kendisini sordum:

"-Baba! Ya sen kimsin?"
O da:
"-Oğlum! Bana Azîz Mahmûd Hüdâyî derler.
" dedi.
Sonra:
"-Baba!Sen bana çok büyük bir iyilikte bulundun? Şâyet memlekete sağ-sâlimdönersem, bir vefâ borcu olarak seni ziyâret etmek isterim. Adresiniverir misin?" dedim.
O güzel yüzlü mübârek insan, adres olarak sadece:
"-Oğlum! Üsküdar'a gelip kime sorsan beni sana gösterirler!" dedi.
Buarada birliğime gelmiştik. Minnet, muhabbet ve hürmetle bu güzelinsanın elini öptüm. Kendisiyle vedâlaştım. Sonra da kumandanımınyanına gittim.
Beni bir anda karşısında gören kumandanım, pekşaşırdı. Benim o ateş çemberinden nasıl olup da kurtularak birliğimeulaştığıma hayretle haykırdı:
"-Buraya nasıl gelebildin?"
Ben de:
"-Beni, yaşlı, güzel bir baba getirdi." dedim.

Harbbittikten sonra memleketime döndüm. Ancak Azîz Mahmûd Hüdâyî'nin banayapmış olduğu iyilik hiçbir vakit aklımdan çıkmadığı için bir vefâborcu olarak nihâyet ziyâretine niyetlenip Üsküdar'a geldim. Sorduğumkimseler:
"O mübârek bir zâttır" diyerek burayı târif ettiler."

Bu arada sükût edip derin bir nefes alan genç, Muharrem Efendi'ye önceki talebini tekrarladı:
"-Efendim! İşte Azîz Mahmûd Hüdâyî ile böyle tanıştık. Artık himmet edin de beni kendisiyle görüştürün!" dedi.

Böylecemes'eleyi bütün yönleriyle öğrenen Muharrem Efendi, şâhid olduğu bumânevî manzara karşısında pek duygulandı. Yalvarırcasına gözlerininiçine bakan delikanlıya bir müddet hiçbir şey diyemedi. Sonra dakendini toparlayıp içli bir sesle âdetâ kekeleyerek hulâsaten:
"-Evlâdım!Azîz Mahmûd Hüdâyî, hayatta olan bir kimse değil, 1543-1628 yıllarıarasında yaşamış bulunan büyük bir Allâh dostudur. Herhalde seni burayaFâtiha okuman için çağırmış olmalıdır! İşte türbesi!" diyebildi.

Bucevabı duyan vefâkâr ve imanlı genç, daha o an öğrendiği hakîkatüzerine son derece müteessir oldu. Kendisini görmek niyet ve hasretiylegeldiği ve hayatını borçlu olduğu büyük velînin sadece türbesiylekarşılaşmıştı. Harp sahasının o müthiş hengâmında yaşadığı mânevîtasarrufun daha yeni yeni farkına vardı ve bir çağlayan hâlindehıçkırmaya başladı. Ellerini yüzüne kapadı; uzun bir müddet içli içliağladı
http://www.hayatname.com/forum/dini_kissalar_olaylar/aziz_mahmud_hudayden_bi_kissa-t1521.0.html;msg60743;topicseen#new
Logged

Sayfa: [1]
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Önemli Åžahsiyetler  |  Aziz Mahmud Hüday(k.s)'den Bir Kıssa « önceki sonraki »
    Gitmek istediÄŸiniz yer: