Kaybolan Namazdan Özetler
 

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
12 Mart 2010, 06:15:08
9568 Mesaj 2218 Konu Gönderen: 1224 Üye
Son üye: hulu_hulya
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Fıkıh, İlmihal  |  Yazılar  |  Kaybolan Namazdan Özetler 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1]
Gönderen Konu: Kaybolan Namazdan Özetler  (Okunma Sayısı 194 defa)
şahı merdan
Dinle Neyden
Aktif Üye
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1035



« : 28 Haziran 2009, 10:19:02 »
Bu mesajı alıntı ile cevaplaAlıntı

[JUSTIFY]Allaha ibadet etmekte birkaç yön vardır. Bunlardan birincisi “Dini vecibelerin yerine getirilmesi”, ikincisi ise “Allah aşkı ile yanan aşıkların, maşukasına kavuşması, onunla söyleşip, aşkını ilan etmesi”. Namazda bu ilanın zirveye çıktığı, coşkun gönlün sukun bulduğu, kanayan yaraların iyileştiği, çorak gönüllerin suya kavuştuğu, cansız bedenlerin ab-ı hayatı ve karanlık geceyi aydınlatan nurlu sabah gibidir.

Şunu unutmamamız gerekirki, aldığımız gıdalarla cismimizi bedenimizi geliştirir büyütürüz, işte ibadetlerimizde ruhumuzun gıdasıdır. Ruh ve gönül alemide bu gıdalarla gelişir ve büyür. Etrafınıza bir bakın, nice şeklen büyümüş ama ruhen çocuk kişiler göreceksiniz. Kim bilir belki bizlerde böyleyiz. Nasılki aldığımız gıdalar neticesinde bedenimiz büyüdü şekil değiştirdi, olgunlaştı ve bize sorup danışmadan buluğ çağına girdi, işte ruhi gıdalarla insan “kemalata” doğru bir gelişim göstermeye başlar, bu gıdalarla ruh geliştikçe birde bakılırki, tıpkı birden akıl baliğ olunduğu gibi, insanın gaybi alemle olan bağı kendi iradesinin dışında değişik bir seyre girer. Bu tamamen irademizin dışında cereyan eder. Bunun sonucunda insan tıpkı şu ayetteki “Nur 37. (İşte) nice adamlar (var)dır ki onları ne ticaret, ne de alış-veriş, Allah'ı anmaktan, namazı dosdoğru kılmaktan, zekatı vermekten alıkoyamaz. Onlar, (dehşetinden) kalplerin ve gözlerin halden hale geçeceği bir günden korkarlar” vasıfları elde eder. Bu ayette ifade edilen vasıflara ulaşan bir kişinin isteyeceği ne olabilirki? Ayetin son kısmına dikkat edin lütfen, orada hem kalbin hemde gözün idrak etmesinden, anlamasından, algılamasından ve ürkmesinden bahseder. İşte, kalb idrak edermi diye düşünenlere Allahın cevabı. Yalan dünya diyip dururuz ama bilmeyizki “yalan dünyanın derdide, sevincide yalandır”. Derdi ve sevinci baki olan ise ebedi alemdir.

   Ebedi mutluluk ve huzuru ahirette beklemek çok doğru bir yaklaşım değildir. Eğer bizler hayatımıza “Rabbimizi” dahil etmişsek, bu hayatta O’nu tanıyıp bilmişsek, kalblerimiz O’nun varlığıyla sukun bulmuşsa, soruyorum sizlere “bu dünyada artık neyi ister, neyi ararsınız?”

Euzubillahimineşşeytanirracim

Sığınırım Allah'a, ilahi huzurdan kovulup sonsuza değin rahmetten mahrum kalacak ve inananları Allaha kulluktan alı koymaya çalışacak olan şeytanın şerrinden;

" İblis dedi ki: Öyle ise beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onları saptırmak için senin doğru yolunun üstüne oturacağım Araf 16.".

   Sığınırım Allah'a, O nun mülkünde büyüklük taslamaktan;

" Allah: Öyle ise, "İn oradan!" Orada büyüklük taslamak senin haddin değildir. Çık! çünkü sen aşağılıklardansın! buyurdu. Araf 13.

   Sığınırım Allah'a, nefsime hoş gelecek şeylerden ötürü, zelil ve hakir olana uyup Allah'tan gafil olmaya;

" "Sonra elbette onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım ve sen, onların çoklarını şükredenlerden bulmayacaksın!" dedi. Araf 17.

   Sığınırım Allah'a, bildiğim ve bilmediğim tüm kötü huylarımdan.


Bilindiği gibi ibadetlerin hem görünen yönleri, hemde kalbi boyutları vardır. İbadetlerimizi yaparken yerine getirdiğimiz hareketler bu görünen yöne, içimizde taşıdığımız niyetler ise kalbi boyutuna aittir. Şeklen tamam olan ibadetlerin kalbi boyutu yoksa bu ibadet nasıl makbul olabilir? Birde düşünürsek, namazın dışındaki farzlarından biriside “niyet ise”.

   İşte bu niyetimiz cismen döndüğümüz kıbleye kalbende bir dönüştür. İç alemimiz daha cismimiz kıbleye dönmeden kıbleye yönelmemiş ve onu bulmamışsa bizim kıldığımız namazın hali nicedir? Oysaki içimizdeki niyet cismimizide kıbleye döndürür, kalbimizide. Niyetin doğru olmadığı bir kıbleye yönelme yalnızca şekilden ibarettir.

   İç alemin kıbleye yönelmediği bir namazın namaz olduğunu düşünmek mümkün değildir. Ruhsuz cisim nasılki hayat sahibi değilse, niyetsiz ve iç alemin kıbleye dönmediği bir namazda, Allah’ın cc sevip kabul edeceği bir namaz değildir.

   Kurban ibadetinde dahi kesilen kurbanların ne kanı nede eti Allah’a ulaşmazken yalnızca samimiyet ve niyetler Allah’a ulaşabiliyor. Bu ulaşmanın mekansal olmadığı aşikardır, bu Allah’ın samimi ibadeti kabul edeceğinin bir göstergesidir. Öyleyse iç alemin kıbleyi tutmadığı, samimiyet ve niyetin olmadığı bir namazın şekli kısmı nasıl Allaha ulaşır? Namazda yakalanmaya çalışılan bu dönüşüm aslında diğer ibadetlerede etki etmektedir. Düşünün günde 5 defa namazla iç alemini Allah’a döndüren birisinin diğer ibadetlerinde gönlünün Rabbisine bağlaması hiç zor olurmu?

Allah cc cümlemize öncelikle kalben kıbleye dönmeyi, iftitah tekbirinin dilden önce gönlümüzce alınmasını ve iç alemimizde yankılanmasını, kalbi hareketle kıyamın ruhumuzda olmasını, cismani bedenden önce benliğimizin ruku ve secdeye kapanmasını, bunların akabinde bedenimizin bunları yerine getirmesini ve hayatımızda 1 defada olsa böyle kamil bir namazı kılmayı bizlere nasip eylesin. Amin

Aşık Yunus bir beyitinde şöyle der “Er yarın Hak divanında belli olur” Bu dünya hayatında cismi ve ruhu ile Hak’kın divanına duramayanlar, Hak’kın divanı kurulduğunda elbette zelil ve hakir, mahcup ve pişman, mecalsiz ve perişan, nihayetinde ise şefaatsiz kalacaklardır.

“namaza karşı isteksizlik ve üşengeçlik münafıklık alametidir”. Namaza karşı ortaya çıkan tavrımızın aslında bizim nasıl bir renge sahip olduğumuzu ortaya çıkardığı hepimizce malumdur. Nasılki müminin bir boyası vardır “Bakara 138. (De ki:) "Biz Allah'ın (İslam) boyasıyla boyanmışızdır. Boyası Allah'ınkinden daha güzel olan kim olabilir ki? Biz ancak O'na kulluk edenleriz.", münafıkların ve müşriklerinde bir boyası vardır. Karanlıkta renkleri seçmek için nasıl ışık gerekli ise, mü’min ve münafıkların birbirlerinden ayırt edilmesinde “nur” olan namaz bir ayırt edicidir. Hepimizce malum olduğu gibi, efendimizin gölgesi yoktu. Onun En Nur cc’den aldığı Risalet nuru nasılki cismani bedenine güneş ışığından baskın geliyorduysa, Namazla nurlanan mü’minlerin halleride Muhammedi s.a.v halle hallenecektir. O s.a.v namazına ne kadar hassas ve düşkünse, onun ayak izinden gitmeyi şeref bilen ümmetide aynen öyle hassas ve dikkatli olacaktır. O s.a.v. ayak izleri bir bakmışızki bizleri nereye götürmüş biliyormusunuz? Küfür, inkar, nifak ve münafıklık ikliminden almış, iman beldesine, selam beldesine ulaştırmış. “Ahiretin nasılki bir sır’at-ı varsa, dünyanın sır’at-ı’da namazdır. Vazifesi ise mümin ve olmayanı ayırt etmek.” Allahu alem “doğrusunu Allah bilir”

Ey Allaha kulluk kapısında beklemeyi şeref kabul eden kardeş! Namaz mü’minin vasfı ve sıfatı olursa, namazsızlık kimin veya kimlerin vasfı ve sıfatı olur? Bunu söylemeye insanın dili varmıyor, eli yazmıyor. Bizler namazın önemini Allah c.c ten daha iyi anlatabilecek değilizki, yeni bir şeyler söyleyelim? Derdi dünyaya ram olan gönle Rahmanın sözünü anlayamamak dert olmamışsa, dertsizi dertlendirmek kudretide bizde yoksa, neyi anlatalım? “Ahkaf 26… Onlara, kulak(lar), gözler ve gönüller de vermiştik. Fakat ne kulakları, ne gözleri, ne de gönülleri hiç bir şeyde kendilerine fayda vermedi.” Burada şunu yapmak lazım, gelin bu konuyu kalbinize sorun, o sizi mutlaka duyup dinleyecektir, hatta size cevapta verecektir. Ama siz onu duyarmısınız veya dinlermisiniz “yarin başına geleceklerden habersiz olan bu kul, onuda bilmez”. Demeyin sakın, kalp beni duyup ve konuşurmu? “Yasin 65. O gün onların ağızlarını (kapatır) mühürleriz; yaptıkları şeyleri elleri bize söyler, ayakları da şahitlik eder.”,  “Fussilet 20. Nihayet oraya geldikleri zaman, (dünyada) yaptıkları şey hakkında kulakları, gözleri ve derileri onların aleyhine şahitlik edecektir.”, “Zilzal 4-5. O gün (yer) senin Rabbinin kendisine bildirdiği haberleri anlatacak.”

   Azalar konuşuyor, yer konuşuyor da gönül sizle niye konuşmasın?

Namazla tüm güçlükler aşılır, namazla Allaha yaklaşılır, namazla kötü haller iyiye çevrilir, “ezanla doğulur, namazla yaşanır, sala ile ölünür.”
   Böylesi bir ömrün sahibi kulluk makamına yükselmiştir, içi nur cismide nur olmuştur, tıpkı “nurun ala nur gibi” Her halinden bellidir namazını kıldığı. Kulluk makamında mutlu ve huzurlu, secde nişanı alnında parıl parıl parlamakta, gönlü ise rabbisinin nazargahı olmuştur.

   Tüm dünyanın zinetleri sizin olsa ve hepsini ortaya koysanız acaba bunun hangisini satın alabilirsiniz? Hiç boşuna uğraşmayınız, bunlar satılmıyor “Allah tarafından veriliyor, isteyin sizede versin.”

Allah’ı anmak, unuttukça hatırlamak. Gafletten kurtuldukça Yad etmek. Çölde suya hasret su diye sayıklamak gibi, Allaha ihtiyaç duymak. Sevenin sevdiğini sayıklaması gibi, O’na özlem duyarak İsmini söylemek. Beşerin yanık türkülerine inat Mevlaya ayrılık ağıtı yakmak. Tek çaresi kavuşmak olan, aşkı ilahiye kapılmak. Kulum hitabına mazhar olabilmek için Mabudun kapısında beklemek. “Senin Allah’ı zikrettiğinde, O’nunda seni zikrettiğini tüm zerrelerinle bilmen. Ebul Hasan Harkani”

   Namazın Allah’ı zikretmekle, O’nu anmakla bağı nerede dersen, Allah’la bağlantısı olmayan ne var ki demek gerekmez mi? Bütün ibadetlerimizde Allah’ı hatırlamazmıyız? İlim öğrenmekte Allah’ı anmaktır, güzel namaz kılmak için fıkıh bilgisi öğrenmezmiyiz? İmanımızı kuvvetlendirmek için ve iman dairesinin dışına çıkmamak ve namazlarımızı zayi etmemek için kelam ilmi öğrenmez miyiz? Kur’an okumakta bir zikirdir. Namazda Kur’an okumazmıyız? Bunlar öyle iç içe konularki birbirlerinin devamı, öncesi ve sonrası, renklerin ara tonu gibidir.

Namazdan önce ve sonra yapılan zikirler, kılınacak namazı daha güzelleştirirken, namazla elde edilen huzur halinin muhafazasını sağlar. Ayeti kerimelerdede okudukki “münafıklar allahı az zikrederlerdi” oysa müminlerin hali hiçte böyle değildir, “Ahzab 41 Ey iman edenler, Allah’ı çokça zikrediniz” Allah’ı çok zikreden mümin namazını kılar, namazdan önce ve sonrada Rabbisini zikretmeye devam eder. Alem zikrediyor kul nasıl zikretmez. Reşehatta Necmeddin Kübreverdiden rivayetle şöyle denir “Allah'ın zat ismi «hâ - he» harfinden ibaret olup başındaki «elif» ve «lam» harfleri tarif edatıdır, işte her nefeste bu harf ve isim cereyan eder. Sahibi ister farkında olsun, ister olmasın. O şey ki, içinde o isim cereyan etmez, hayata müstehak değildir. Şu halde bütün canlıların nefes alış ve verişleri, bilen ve bilmeyen için hep o isimledir. Marifet yolcusuna düşen borç ise bu inceliği bilmek ve her nefeste Allah ile olarak huzuru elde tutmaktır.

   Dünyanın hallerine aldanmadan, ona kapılıp rabbisini unutmadan yaşayan “Allahın zakir kullarına ne mutlu”

Namaz Sahiplerine Allah Yardım Eder

Bakara 153. Ey iman edenler! Sabır ve namazla (Allah'tan) yardım isteyin. Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.

   Bunu yapıyormuyuz? Namazla Allah’a yönelip ki bu yönelmeden kastedilenin ne olduğunu biliyoruz, Allahtan böyle bir yardım istedikmi? Bunlar uzak olduğumuz şeyler. Halbuki mü’minin Rabbi’sine en yakın olduğu an namaz değilmidir? Birisine özel bir şey söyleyecekseniz gidip kulağına fısıldamıyormusunuz? Bunu yapabilmek için en uygun zamanı ve yakınlığı ayarlamıyormusunuz? Namaz ise kulun Rabbisine en yakın olduğu an değilmidir? Orada rabbisinden istemeyecekte nerede isteyecek?

   Yine buradada iç alemimiz öne çıkmaktadır. Şöyleki; “Meryem 1. Kaf, Ha, Ya, Ayn, Sad. 2. (Bu), Rabbinin kulu Zekeriyya'ya rahmetinin anılmasıdır. 3. (O,) Rabbine gizli bir seslenişle yalvarmıştı. 4. Demişti ki: "Rabbim hakikaten artık benim kemik(lerim) gevşedi (zayıfladı, eridi) saçım başım ağardı. Rabbim! Sana dua etmekle hiç bedbaht (ve mahrum) olmadım.", işte bizlere Zekeriya a.s ruh halini gösteren ayetler. Rabbinden daima ümitvar. Pişmanda değil. Nereye ve nasıl müracaat edeceğini bilen bir kul. Ayette ifade edildiği gibi bu olay Zekeriya a.s’a Allahın rahmetinin anılmasına bir sebeptir, bizde böyle yaparsak neden o rahmetle muamele edilmiyelim. Bu kıssaya bir hikaye gözüyle bakarsak elbette bunu göremeyiz. Bu kıssada Allah c.c rahmetinin büyüklüğünden, rahmetine talip olanların ruh hallerini gözlerimizin önüne seriyor. Şimdi şaşmak lazım görüpte okuyamayanlara.


Namaz Sahipleri Ahiretten Ümitvardırlar/Onları Teselli Eden Allahtır.
İnsan duyu organlarıyla bedensel olarak etrafındaki temas ettiği şeylerle nasıl bir etkileşim içerisinde ise, iç alemide o olaylardan öylece etkilenir. Örneğin güzel bir yemek yediğinizde beden onu tadar ama iç alemde onla hoşnud olur. Bu nefsani bir duygu olsada iç alemle alakalıdır. Yine kulağa hoş gelen bir ses duyduğumuzda bunu beğenir ama iç alemdeki hoşnutlukla bunu isteriz. Canımızın yandığı anlarda böyledir, dişimiz ağrır ama diş ağrısının iç alemdeki etkisi neticesinde diş doktorundan daima korkarız. Oysaki aslında korkulacak bir şey olmadığınıda biliriz. Bunun gibi dış alemle etkileşimleri örneklemek ve bu örnekleri çoğaltmak pek tabiî ki mümkündür.

   Düşünelim şimdi, hayatımızda yaşadığımız bir çok olay bizlerin zihnini ne kadar meşgul etmektedir. İçimiz daralmakta, ruhumuz bunalmaktadır. Hayat anlamsız, görüntü bulanık ve renksizdir. Oysaki iç alemiyle rabbisine yönelen birisi namaza başladığında, gönül alemindeki hoşnutluğun boyutunu tahmin etmek ne mümkün. Bu şekilde kılınan bir namaz sahibini elbette teselli edicidir. Gönül Rabbisiyle bağlantı kurduğundan dolayı memnun ve hoşnud olmuştur. Rabbisinin onu terk etmeyeceği ve onu yakınlığından ayırmıyacağını bilir, buruk gönlüne ilahi bir nefha düşer “Duha 1-2-3. Kuşluk vaktine, karanlığı çöküp sükun bulduğu zaman geceye andolsun ki, (Rasulüm!) Rabbin seni (müşriklerin dediği gibi) terketmedi ve (sana) darılmadı. 4. Elbette senin sonraki (hayatın), evvelkinden (ahiretin dünyadan) daha hayırlı olacaktır. 5. Elbette Rabbin (nimetlerini) verecek, sen de hoşnut olacaksın.” Bu ilahi nefha ile rahatlayan kalb aslında peygamberi bir halle hallenmektedir. Peygamberin haline ve gönül iklimine mülaki olmayan bir kalbin hali nicedir? Tüm bu yaşananlar “aşıkların ve ariflerin sultanı, rahmet peygamberi olan Hz. Muhammed Mustafa s.a.v efendimizin yolundan gitmeye talip olanlara onun iklimine açılan bir kapıdır, o kapının anahtarı ise namazdır” O’nun haliyle hallenen, O’nun kıldığı gibi bir namazı kılmayada namzed olur. O haleti ruhiye ile kılınan bir namaz “mü’minin miracı olur” çünkü, her büyük sıkıntının ardından mirac gibi bir lutuf gelir. Tüm bunları idrak eden bir kalpte artık ne bir gam nede bir keder kalır. Böyle bir kalpte bu dünyaya ait ne bir elem nede bir sevinç bulunamaz. Kul artık rabbisinden razı ve hoşnuttur. Nasıl olmasınki “Bu dünyanın kendisi gibi kederide sevincide yalandır, yokolup gider. Kalıcı olan Ezeli ve Ebedi olanın varlığına mülaki olan kalpteki iman, muhabbet ve sevgidir.”

namaz bir müjdelenme vesilesidir. Allah peygamberlerine bazı müjdeleri namazla vermiştir. Peki kamil bir namaz kılarken aslında bizlerinde nelerle müjdelendiğini biliyormuyuz? Eğer iç alemimizi temiz tutup pak edebilsek, peygamberi iklimin ilahi nefhalarını muhafaza edebilsek, bizlerde nelerle müjdelendiğimizi duyar ve işitebilirdik. Ama eğer böyle bir namazı kılıyorsak, kılabiliyorsak, işitmesekte olur. Er yada geç müjdelendiğimiz nimetlere erişmeyecekmiyiz? Hiç şüphesizki Allah c.c. mutlak vaadinde durandır.

   Selam olsun sahibine hayrı dokunacak namazı kılanlara, selam olsun namazla müjdelenenlere, selam olsun güvenlik ve huzur beldesi cennete gireceklere.

eğer bizler gerçekten namaz kılarsak, kılmayı istersek, bundada sabredersek Allah bizlerin günahlarını hem affeder, hemde bizleri bundan korur. Nasıl korur dememek lazım, buda Allahın işidir, sürekli hayatımız birilerinin işlerine karışmakla geçtide ne oldu? Hiçbir şey, bari burada Allahın işine karışmayalım, O mutlak her şeye gücü yetendir, O korurum derse korur. Hani nefsine galip gelemeyenler vardıya bakın Allah ne diyor “Yusuf 53 Hiç şüphesizki nefis kötülüğü emreder durur. Ancak Rabbimin korudukları müstesna” Eğer kul gerçekten samimi olursa Allah onun nefsinin bu kötü yönlerindende onu koruyacaktır. Yeterki samimi olalım. Bu konuda ehlullah buyurmuşlarki “Bir kimse hakkı istemede samimi olmazsa, bin mürşidi kamil bir araya gelse o kişi, hakka vasıl olamaz.”

   Selam olsun, namazınca korunan ve namazını koruyanlara.

Namaz İmar Edicidir

Tevbe 18. Allah'ın mescidlerini ancak, Allah'a ve ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekatı veren, (İslam'a uygun yaşamak için) Allah'tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte, onların doğru yola erenlerden olmaları umulur.

   Ey namazla İmar edilmek isteyen kardeş. Ayeti kerimedende anlaşıldığı üzere namaz kılınan mescitleri namazını dosdoğru kılanlar yapar ve onarırlar. Aslında bu özellik onlara namazca kazandırılmış bir özelliktir. Namazla imar olmayan, namazgahı imar edermi? Namaz kılınan yer yalnızca bir mekanmı? Kalbte kılınan namaz yokmu? Orasıda bir mescit sayılmazmı? İşte kalbini imar etmeyen, nefsini temizlemeyen, iç alemi mamur olmayan, hangi aşkla mabedini imar edecek?

   Kişinin iç imara kalbini açtığı an, namazdır. Onlarada selam olsun.

Namaz Temiz Bir Nesli/Namazsızlık Kötü Bir Nesli İfade Eder
İbrahim 40. "Ey Rabbim! Beni ve neslimden (gelenleri) de namazı gereği gibi kılanlardan eyle. Ey Rabbimiz! Duamı kabul buyur."

İbrahim 37. "Ey Rabbimiz! Ben çocuklarımdan bazısını, mukaddes ev (Beytullah)ın yanında, ekinsiz (çorak) bir vadiye yerleştirdim. Ey Rabbimiz! Namazı dosdoğru kılsınlar (diye böyle yaptım)…

Meryem 59. Kendilerinden sonra arkalarından öyle kötü bir nesil geldi ki namazı bıraktılar ve şehvetlerine uydular. İşte (bunlar), azgınlıklarının cezasına uğrayacaklardır.

Günümüz insanı yeni nesilden şikayetçi. Nesilden değilsede çocuklarından şikayetçi. Eğer bizler bu şikayetlerimizde gerçekten samimi olsaydık bunun temelinde namazın terki olduğunu bilirdik. Bir tarlaya tohumu bıraksanız, ama onu hiç sulamasanız, su yerine oraya tuz saçsanız, tarladaki tohumunuz ürüne dönüşürmü sanıyorsunuz? Çocuklarımızı namaza alıştırmaz ve teşvik etmez isek, farkında olmadan bir kurt adam büyütürüz. Nasıl derseniz, uykusu bölünmesin der sabah namazına uyandırmayız. Bünyesi zayıf der oruç tutturmayız. İnfakta bulunurken yanımızda bulundurmaz, bazende onun eliyle infak edip, onu veren el olmaya alıştırmayız. Büyüklermize karşı saygısız olur, ona ileride büyüklerine nasıl davranacağını böylece öğretir ve böylece onu dini hayattan uzaklaştırırız. O ise büyür ve tatmaya başladığı dünya nimetlerine dört elle sarılır, bencilleşerek kendisinden başkasını düşünmez hale gelir, yani dolunay görmüş kurt adam olur. Sonrada deriz “bu niye böyle oldu”, sizce neden öyle oldu? Eğer bu kötü gidişe dur demek istiyorsak, küçüklerimize namaz kılmalarını telkin ve teşvik etmeliyiz.

Namaz İstişare Ettirir

Şura 38. (Onlar) Rab'leri(nin çağrısı)na gelirler, namazı dosdoğru kılarlar. İşleri aralarında danışma iledir. (Onlar) kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden de (Allah için) harcarlar.

   Yine toplumsal bir hastalığın altında namazsızlık yatmaktadır. Namaz kılan müminler uzman oldukları konularda bile istişare ederek etraflarındaki insanların gönüllerini hoş ederler. Allahın kulunun gönlünü hoş edenden Allah hoşnut olmazmı? Bu gün aile müessesesindeki tartışma nedenlerinden bir taneside istişaresizliktir. Evin beyi hanımının kendisinden habersiz bir şey yapmasına müsaade etmezken, kendisi bunu yapmaz ve “senden izinmi alacağım” der ve kalp kırar. Bunun temeli namazsızlıktır. Namaz kılan bir mümine böyle yapmak yakışmaz. Peygamber efendimiz her zaman istişareye önem verirdi. İstişaresiz yaptığı işler çok azdır. O’ki “vahiy üzere hareket ettiği” halde ümmetine örnek olduğu için istişare etmeyi tercih ederdi. Eğer bizlerde O peygamberin ümmeti olmak istiyorsak, istişareyi şiar edinmemiz gerekmezmi? Böylece bir çok sorunumuzun ortadan kalktığını göreceğiz.

   Peygamberi bir yaşam için ve küçüklerimize örnek olmak için istişare edelim.

Bayezid-i Bistami k.s: Ömrüm boyunca, Allahü teâlâya lâyıkıyla ibâdet edebilmeyi, namazımı lâyıkıyla kılabilmeyi arzu ettim. Bu arzu ile, belki güzel namaz kılarım diye sabaha kadar namaz kıldım. Fakat kıldığım bütün namazları O'na lâyık olarak bulmuyordum. Nihâyet, Allahü teâlâya şöyle yalvardım: "Yâ Rabbî! Sana lâyık şekilde tam ve kusursuz olarak hiç namaz kılamadım. Kıldığım bütün namazlar hep Bâyezîd'e yakışır şekilde oldu. Beni ve ibâdetlerimi kusurlarımla birlikte kabûl eyle."
Moderatöre Bildir   Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sayfa: [1]
Maneviyat.com  |  İLİM MECLİSİ  |  Fıkıh, İlmihal  |  Yazılar  |  Kaybolan Namazdan Özetler « önceki sonraki »
    Gitmek istediğiniz yer:  

    + Hızlı Cevap
    Hızlı cevap'ı kullanarak hemen mesaj gönderebilirsin. Gülümseme ve kod kullanabilirsiniz.
    KalınİtalikAltını ÇizÜstü Çizgili|Işıldayan YazıGölgeli YazıKayan Yazı|Formatlı YazıSola DayalıOrtalanmışSağa Dayalı|Yatay Çizgi|Yazı Tipi BüyüklüğüYazı Tipi
    Resim EkleSite Adresi EkleE-Posta Adresi EkleFTP Adresi Ekle|Tablo EkleTabloya Satır EkleTabloya Sütun Ekle|Üst YazıAlt YazıDaktilo tarzı yazı|Kod EkleAlıntı Ekle|Liste Ekle
    Gülümseme Göz kırpan Kahkaha Sırıtan Kızgın Üzgün Şaşırmış Karizmatik Ney Masum Dil çıkaran Utandım Sustum Kararsız Öpücük Ağlayan