İskender Ali Mihr Kimdir?
 

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
19 Aralık 2014, 18:47:59
12260 Mesaj 2680 Konu Gönderen: 1923 Üye
Son üye: ukalaulema
Maneviyat.com  |  GENEL KÜLTÜR  |  Bilinçli Yaşam  |  Sağlıklı Yaşam  |  İskender Ali Mihr Kimdir? 0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] 2 3 ... 6
Gönderen Konu: İskender Ali Mihr Kimdir?  (Okunma Sayısı 50813 defa)
ene_meczub
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1127



« : 03 Ekim 2009, 10:05:28 »

                                             İSKENDER ALİ MİHR (İSKENDER EVRENOSOĞLU)

         Kıymetli forum üye ve okuyucuları;

         Sizlerinde hatırlayacağı gibi, yakın zaman dilimi içerisinde, Ali AKIN – Yaşar Nuri ÖZTÜRK ve Zekeriya BEYAZ ile ilgili “iki” yazı kaleme almıştım. Yakın çevremdeki insanlardan ve forum okuyucularımızdan bazı arkadaşlar, bu yazılan yazılardan daha önce ve bu yazıları yazdığım zaman dilimleri içerisinde, İskender Evrenosoğlu ile alâkalı bilgimin olup olmadığı, bu şahıs ile ilgili bir yazı yazıp yazmayacağımı defaâten sordular.

         Ben şahsen kendisini 1996 yılında TV kanallarındaki iddialarından tanımaktaydım. Zihnimde kalan bilgilere göre, böyle bir yazı yazmak ve çok net bir kanaat belirtmek doğru olmayacağı için, ciddi bir araştırma yapmadan böyle bir yazıyı yazmanın uygun olmayacağını düşündüm. Çünkü aradan uzun zaman geçmişti ve İskender Evrenosoğlu iddialarından vazgeçmiş olabilirdi. Ayrıca İskender Evrenosoğlu zaten o dönem katıldığı TV programlarında bana göre görüşlerini ispat edememişti. Yakınımdaki kardeşlerimden gelen talepler doğrultusunda, İskender Evrenosoğlu hakkında bir yazı yazmak gereği oluştu. Aradan geçen 13 yılı da göz önüne alarak, fikirlerinde değişiklik olmuş olabilir düşüncesiyle yeniden yaptığım araştırmalar neticesindeki kanaatlerimi, sizlerle paylaşmak istiyorum.

         1996 yılında katıldığı programlarda, İskender Evrenosoğlu’nun Arapça bilmemesi, tecvid kurallarını bilmemesi gibi gerçekten önemli olan konular üzerinde çok durulmuştu. Evet, bu gerçekten çok önemliydi. Çünkü kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim Arapça’ydı. Ayrıca Arapça çeviri metinlerine itiraz eden birisi, zorunlu olarak Arapça’yı da çok iyi bilmesi gerekmekteydi. Ama ben bu konular üzerinde hiç durmayacağım. Ben kendisinin Arapça ve tecvid kurallarını bilmemesinden ziyade, insanlara sunduğu fikirlerini kısmen değerlendirmeye çalışacağım. Böylece, ön yargıdan uzak, objektif ve yalnızca Allah (c.c) rızası için bir yazı yazmış olabilirim diye düşünmekteyim.

         Bir kişiyle aynı dinin mensubu olarak, din konuşabilmek için, dinin kaynaklarında uzlaşmak gereklidir. İskender Evrenosoğlu’nun yazılarına baktığımda, her ne kadar mevcut çevirileri kabul etmese de, Kur’an-ı Kerim’i kabul ettiğini gördüm. Ancak okuduğum yerlerde Hazreti Muhammed (s.a.v) efendimizin hadisleri ile ilgili sözlerine rastlayamadım. Yaptığı iş ve düşüncelerinde, Allah’ın (c.c) peygamberi Hazreti Muhammed (s.a.v) hiç yokmuş gibi görmek, ondan bağımsız hareket etmek ve aldığı kararlarda O’nu (s.a.v) dikkate almayanların, bütün işleri batıldır. Yaptıkları da boşa gider.

1 Ey iman edenler! Allah'ın ve Resûlünün önüne geçmeyin. Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah işitendir, bilendir. 2 Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamber'in sesinin üstüne yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygamber'e yüksek sesle bağırmayın; yoksa siz farkına varmadan amelleriniz boşa gidiverir. (49, Hucurat/1-2)

         Bir toplulukta, peygamberinin (s.a.v) sesinden daha yüksek bir sesle konuşulmasına razı olmayan Allah (c.c), hiç O’nun (s.a.v) devre dışı bırakılmasından razı olur mu? O’nun (s.a.v) huzurunda sesini yükseltenlerin amelini boşa çıkarıp kabul etmeyen Allah (c.c), O’nu (s.a.v) dikkate almayanın amelini kabul eder mi? Hucurat suresindeki bu ayeti İskender Evrenosoğlu’da “Allah'a ulaşmayı dileyenlerin adab'a riayeti emrolunuyor. Peygamber'in sesinden daha yüksek sesle ve bağırarak O'nunla konuşulmaması emrolunuyor. Cezası ise amellerin heba olması.” Diye açıklamaktadır.


         Bu noktadan sonra biz kendisiyle, Kur’an-ı Kerim’i aramızda hakem tayin edip, İskender Evrenosoğlu’nun fikirlerini ele almaya çalışacağız.

         İskender Evrenosoğlu, Risaletün Nur isimli bir kitabın, kendisine Allah (c.c) tarafından yazdırıldığını 1996 yılında da iddia etmişti. Adı geçen kitabın önsözünde de bu iddiasını tekrarlamaktadır. İskender Evrenosoğlu’nun bu fikri aslında apaçık Allah’a (c.c) meydan okumaktır. Çünkü aşağıdaki ayet-i kerimede Rabbimiz şöyle buyurur:

قُللَّئِنِ اجْتَمَعَتِ الإِنسُ وَالْجِنُّ عَلَى أَن يَأْتُواْ بِمِثْلِ هَـذَا الْقُرْآنِلاَ يَأْتُونَ بِمِثْلِهِ وَلَوْ كَانَ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ ظَهِيراً

De ki
: Andolsun, bu Kur'an'ın bir benzerini ortaya koymak üzere insan cin bir araya gelseler, birbirlerine destek de olsalar, onun benzerini ortaya getiremezler. (17,İsra /88)

         Bu ayete İskender Evrenosoğlu tefsirinde şu manayı verir “Kur'ân, baştan aşağı bir mucizedir. İnsanlar hiçbir devrede Kur'ân'ın sırlarının hepsini çözebilecek bir vasfa kavuşamayacaklardır. Kur'ân'ın bir benzerinin insanlar, cinler veya herhangi bir mahlûk tarafından vücuda getirilmesi hiçbir şekilde mümkün olamaz.”

         Kendisinin verdiği anlam, ayetle aslında bire bir uyuşmasa bile, genel anlamda kendisi de, peygamberimize vahyedilen Kur’an-ı Kerim’in bir benzerinin hiçbir şekilde ortaya getirilebilmesinin imkânsız olduğunu kabul etmektedir. Madem ki insani gayretlerle, Kur’an-ı Kerim gibi bir kitap meydana getirilemez, Allah (c.c) Kur’an-ı Kerim gibi, ilâhi bir vahiy kitabını bir daha gönderir mi?

         Bunun olabilmesi için, Kur’an-ı Kerim’in ve getirdiği hükümlerin bozulması söz konusudur. Bu konu hakkında ise Allah (c.c) şöyle buyurur:

إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَإِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ
Kur an'ı kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz koruyacağız. (15,Hicr/9)

         Bu ayet ile ilgili, İskender Evrenosoğlu’nun tefsirinde şu açıklama yapılmıştır “Hicr Suresinin 9. âyet-i kerimesi, diğer âyetler arasında özel bir yeri olan önemli bir âyettir. Bu âyetle ortaya açık ve kesin bir sonuç çıkmaktadır: Kur'ân-ı Kerim, Allah'ın muhafazası altındadırŞeriat kitapları hep nebîlere indirilmiştir. Hz. Nuh'a, Hz. İbrâhîm'e, Hz. Musa'ya, Hz. İsa'ya ve son olarak Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e, Allahû Tealâ şeriat kitabı indirmiştir. Ve kıyâmete kadar da Allah'ın O'na indirdiği şeriat, kâinatı idare edecektir. 14 asır evvel indirilen Kur'ân-ı Kerim, ilk indirildiği hüviyetiyle hâlâ hükümfermadır ve kıyâmete kadar da bu vasfını koruyacaktır. Çünkü Peygamber Efendimiz (S.A.V), kendisine şeriat kitabı indirilen Son Nebî'dirMuhammed (A.S), sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası olmamıştır (değildir). Fakat Allah'ın Resûl'ü ve Nebîler'in (Peygamberler'in) Hatemi'dir (Sonuncusu). Allah, herşeyi en iyi bilendir.

         Bu açıklamalara baktığımızda, kendisi de Kur’an-ı Kerim’in ilâhi koruma altında olduğunu, ilk günkü etkinlik ve yetkinliğine sahip olduğunu beyan etmektedir. Öyleyse, Allah sana neden bir kitap yazdırsın?

         Kur’an bütün ihtişamıyla ortadayken, kendisinin müminlere bir öğüt olduğunu söylerken, manevi hastalıklara şifa olduğunu söylerken ve hidayet kaynağı olduğunu söylerken, Allah’ın (c.c) sana kitap yazdırdığını söylemen, Allah’a (c.c) meydan okumak değil de nedir? Allah’a (c.c) yalan iftirada bulunmak değildir de nedir?

         Allah (c.c) Kur’an da kimlere ne yazdırdığını (vahiy olarak) bildirmektedir. Bunların tamamıda peygamberdir. Allah (c.c) sana bir şey yazdırdıysa, senin peygamber olman lazım. Oysa sen “Mehdi, Zamanın İmamı ve Mürşid-i Kâmil” olduğun iddiasındasın. Biz bunları da ayrıca ele alacağız.

         Allah’ın (c.c) peygamberleri, kendilerine gelen vahyi insanlardan saklamamışlardır. Oysaki İskender Evrenosoğlu’nun kendi beyanına göre “RİSALET NURLARI benim için son derece değerli Allah’ın büyük lûtfu keremiyle yazdırdığı sohbet niteliğinde bir kitaptır. 1976 senesinde yazdırılmaya başlanmıştır. Kitabın bir sır olarak saklanması emredildiği cihetle 1986 senesine kadar kitabı kasamda muhafaza altına aldım

         Bu metinden de açıkça görülüyor ki, bu kitap 10 yıl insanlardan bir kasada saklanmış. Allah’ın (c.c) hangi peygamberi kendisine gelen bir vahyi 10 yıl saklamıştır? Peygamberler gizli tebliğde bulunmuşlar, ancak vahyi saklamamışlardır. Buradan da açıkça görülüyor ki, İskender Evrenosoğlu’nun kendisine Allah (c.c) tarafından yazdırıldığını iddia ettiği kitap, sünnetullahla terstir.

         Allah’ın (c.c) Kur’an-ı Kerim’de, arıya vs vahyettiğini söylemesi, bu Allah’ın (c.c) arıya kitap verdiği ya da yazdırdığı anlamına gelmez. Çünkü Allah (c.c) Şems suresinde de “nefse vahyettik/ilham ettik” demektedir. O zaman yarattığı tüm insanların sayısınca, onlara kitap yazdırmış olması gerekir. Peki, öyleyse bu kitaplar nerede?

         İskender Evrenosoğlu, Allah’ın (c.c) insanlara kitap yazdırıp yazdırmamasını, Kur’an-ı Kerim’den veya hadis-i şeriflerden delil getireceğine, kendisine bazı saygı değer, tasavvuf ve cemaat önderlerinin sözlerini delil olarak getirerek şöyle demektedir “Allah kuluyla konuşamaz, Kitap yazdıramaz, İlham veremez diyorlar. Ne yazık ki onların sözlerinin neye dayalı olarak söylendiğini burada yazamayacağız. Çünkü sözlerinin dayandığı hiçbir ispat vasıtası yok.”

         Biz her şeyden önce elhamdulillah müslümanız. Bir şeyh efendinin müritliğinden önce, Hazreti Muhammed (s.a.v) efendimizin ümmetiyiz. Adına tasavvuf dediğimiz şey, bizi Allah’a (c.c) kulluğa, Rasulü’ne (s.a.v) ümmetliğe sevk ediyorsa, bu tasavvuf anlayışını kabul edebiliriz. Ama adına tasavvuf denilerek önümüze konulan şey bunlar değilse, biz o tasavvuftan uzağız. Bu nedenle Allah’ın (c.c) ve peygamberinin tasdik etmediği bir fiil ve hâli, hangi tasavvuf büyüğü söylerse söylesin, biz onu kabul etmeyiz. Ancak şunu söyleriz, Allah’ın evliyası bu sözünde hata etmiştir. Bu hata ise onun velayetinden bir şey alıp götürmez. Allah’ın (c.c) kullarıyla nasıl konuştuğu, Kur’an-ı Kerim’de şöyle ifade edilir:

وَمَا كَانَلِبَشَرٍ أَن يُكَلِّمَهُ اللَّهُ إِلَّا وَحْياً أَوْ مِن وَرَاء حِجَابٍ أَوْ يُرْسِلَرَسُولاً فَيُوحِيَ بِإِذْنِهِ مَا يَشَاءُ إِنَّهُ عَلِيٌّ حَكِيمٌ

Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla veya perde arkasından konuşur, yahut bir elçi gönderip izniyle ona dilediğini vahyeder. O yücedir, hakîmdir. (42, Şura/51)

         İskender Evrenosoğlu’nun kendisi tefsirinde bu ayet ile ilgili şu açıklamayı yapar “Şura Suresinin 51. âyet-i kerimesi çok önemli bir âyet-i kerimedir. Vahyin, peygamberlerle bitmediğini, kıyâmete kadar devam edeceğini çok açık bir şekilde ifade etmektedir. Allah'ın bir insanla konuşması sadece vahiy yoluyla olur. Yani kim Allah'la karşılıklı konuşabiliyorsa, sual sorabiliyorsa Allah'tan cevap alabiliyorsa ve Allah lütfedip ona cevap veriyorsa bu karşılıklı konuşmadır. Bunun adı tezekkürdür. Bu ilham değildir.”

         Şahsen birçok kere, başka inançlardan da olsa, Allah’la (c.c) konuştuğunu söyleyen insanlarla görüştüm. Hepsinden bir ricada bulundum ve dedim kibenim buna inanmamı istiyorsan, sana zahmet sen tekrar Allah’la (c.c) bir konuşta, benim dedemin adını öğrenip bana cevap verir misin?” Buna şimdiye kadar cevap veren olmadı. Belki İskender Evrenosoğlu yada onun bağlılarından bu özelliğe sahip olan birisi varsa cevap verebilir!!!

         Şimdi biz yukarıda, peygamberlere verilen vahiy ile ilgili açıklamada bulunduk. Tekrar aynı detaya girmeyeceğim. Burada Allah (c.c) peygamberine vahyin nasıl ulaştığını söylemişken, bir sonraki ayet bunun delilidir. İskender Evrenosoğlu bunu peygamberlerin haricindeki, birçok insana da ait bir durum olarak açıklar. Yukarıda Şura Suresi 51. ayeti tek başına verdik, şimdi ise 52. ayetle birleştirerek veriyoruz.

51 Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla veya perde arkasından konuşur, yahut bir elçi gönderip izniyle ona dilediğini vahyeder. O yücedir, hakîmdir. 52 İşte böylece sana da emrimizle Kur'an'ı vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu kullarımızdan dilediğimizi kendisiyle doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz ki sen doğru bir yolu göstermektesin.

         İskender Evrenosoğlu tefsirinde 52. ayeti yalnızca sana vahyettik diye geçiştirir. Şimdi kendisi bunu delil getirip, Abdülkadir-i Geylani’nin şu sözünü nakleder “Görülüyor ki Abdülkadir Geylâni Hz.ne de Allahu Tealâ "RİSALE-İ GAVSİYE" ismiyle bir kitap yazdırmış. Allah kendisine "GAVSI AZAM" diye hitap ediyor. Ve de Allah’ı gördüğü kesin...

         Halbuki Kur’an-ı Kerim, vahyin geliş şeklini Şura 51. ayette şöyle tasnif etmiştir ki, bu manada İskender Evrenosoğlu’da hem fikir olmakla beraber, tefsir ederken farklı yorumlamaktadır. Yani ayetin mealinde bizimle aynı manayı vermiştir:

             a-   ancak vahiy yoluyla (kalbe ilka etmek, aracısız bildirmek)
             b-   veya perde arkasından konuşur
             c-   yahut bir elçi gönderip izniyle ona dilediğini vahyeder.

         Şimdi buradaki kulun Allah’la (c.c) muhataplığı içerisinde, hangi şekilde Allah’ı (c.c) gördüğünü söylebilirsiniz? Halbuki, İskender Evrenosoğlu’nun iddiasına göre, Abdulkadir-i Geylani hazretlerinin Allah’ı (c.c) (Haşa) gördüğü kesin!!!

         Başka bir ayete bakalım, insanlar bu dünya hayatında Allah’ı (c.c) görebilirler mi?;

وَلَمَّا جَاء مُوسَى لِمِيقَاتِنَا وَكَلَّمَهُرَبُّهُ قَالَ رَبِّ أَرِنِي أَنظُرْ إِلَيْكَ قَالَ لَن تَرَانِي وَلَـكِنِ انظُرْإِلَى الْجَبَلِ فَإِنِ اسْتَقَرَّ مَكَانَهُفَسَوْفَ تَرَانِي فَلَمَّا تَجَلَّىرَبُّهُ لِلْجَبَلِ جَعَلَهُ دَكّاً وَخَرَّ موسَى صَعِقاً فَلَمَّا أَفَاقَقَالَ سُبْحَانَكَ تُبْتُ إِلَيْكَ وَأَنَاْ أَوَّلُ الْمُؤْمِنِينَ

Musa tayin ettiğimiz vakitte (Tûr'a) gelip de Rabbi onunla konuşunca "Rabbim! Bana (kendini) göster; seni göreyim!" dedi. (Rabbi): "Sen beni asla göremezsin. Fakat şu dağa bak, eğer o yerinde durabilirse sen de beni göreceksin!" buyurdu. Rabbi o dağa tecelli edince onu paramparça etti, Musa da baygın düştü. Ayılınca dedi ki: Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim, sana tevbe ettim. Ben inananların ilkiyim. (7, Araf /143)

         Bu ayetin tefsirinde İskender Evrenosoğlu ise şu yorumu yapar “İnsan, fizik vücuduyla; 6 âlemden bir tanesini teşkil eden, zahirî âlemin bir parçasıdır. Baş gözleri, zahirî âlemin standartlarına göre yaratıldığı için onunla, sadece zahirî âlemdeki olaylar, varlıklar görülebilir. 6 tane âlem, iç içe yaşar. Bu âlemlerdeki hiçbir mahlûk, diğerini, kendilerine verilen hassalarla tespit edemez. Bu yüzden insan, baş gözünün görme hassasıyla Allah'ı göremez. Allah'ı görmek için kalp gözüne ihtiyaç vardır.”

         Kendisi de meal olarak bizimle aynı çeviriyi yapmıştır. Fakat yukarıdaki gibi farklı bir yorum gerçekleştirmiştir. Allah’ın (c.c) isimlerinden birisinin ez-Zahir (c.c) olduğunu unutarak, şu fiziki yani zahiri âlemden Allah’ı (c.c) soyutlamaktadır. Böylece farkında olmadan, Allah’ı (c.c) gözle görülmeyen “Batıni” âlemle sınırlamak hatasına düşmüştür. Bu hatasını da belirttikten sonra, zaten yorumunda da, normalde insanın Allah’ı (c.c) göremeyeceğini kabul ederek, kalp gözü açılanların göreceğini iddia eder. Bizde o zaman kendisine sorarız, Hazreti Musa gibi kendisine kitap verilen ulûl azm bir peygamberin kalp gözü kapalı da, Abdulkadir-i Geylani’nin mi kalp gözü açık? Allah (c.c) kendisine kitap verdiği peygamberinden cemalini gizleyip de, evliyasına mı kendisini gösterecek? Sonra ayette Allah (c.c) açıkça “sen beni göremezsin” derken, sen nasıl kalp gözü açıklar görebilir dersin?

         Sözleri Allah’ın (c.c) kitabıyla açıkça çelişen birisinin, hangi sözüne, hangi akıl sahibi itibar edebilir? Ben bu konularda henüz hadisi şerifleri delil getirmiyorum. Oysaki sen Abdulkadir-i Geylani ve diğer zevatın sözünü delil getirirken, onların sözlerini farkında olmadan peygamberin sözlerinden daha muteber hale getirmektesin. Senin bu yaptığından Allah (c.c) razı olur mu?

         Bu sözlerden ne Allah (c.c), ne peygamberleri (aleyhimüsselam), ne de ismini zikrettiğin o zatlar razı olur. Mücedditliği bütün tasavvuf ehlince kabul gören İmam-ı Rabbani hazretleri, İskender Evrenosoğlu’nun bu iddialarına bakalım ne diyor:

   Süâl: Evliyânın “rahmetullahi aleyhim ecma’în”, mahlûklara âid bilgileri, çok vakt yanlış oluyor ve kalbine doğan bilginin tersi, hâsıl oluyor. Meselâ, bir kimsenin bir ay sonra öleceğini veyâ yolcunun geleceğini haber veriyorlar. Bunlar olmuyor. Bunun sebebi nedir?

   Cevâb: Velînin kalbine gelen bilgi, haber verilen iş, çok def’a şartlara bağlı olur. O Velî, o ânda, o şartları anlıyamaz. O şeyin, şartsız olarak, her hâlde meydâna geleceğini sanır. Bundan başka (Levh-i mahfûz)da yazılı, ileride olacak bir işi, ârife [ya’nî Velîye] gösterirler. Fekat o iş, değişdirilebilen, silinip yeniden yazılabilen şeylerdendir. (Kazâ-i mu’allak) gibidir. Ârif, o işin, bir şarta bağlı olduğunu, silinebilecek şeylerden olduğunu anlıyamayıp, elbette hâsıl olacağını sanır ve gördüğünü haber verir. Böylece, o iş de, hâsıl olmıyabilir.

         Delil getirdiğin bir diğer isim Said-i Nursi ise, ilhamların, bir kanaat olduğunu aşağıdaki sözleriyle ifade eder:

   Kur'ân'dan ilham olunan Resâili'n-Nur bu asrın mânevî ve müthiş hastalıklarına şifa olmakla meydana çıkmaya başlamasından, bu âyet ona hususî remzettiğine bana kanaat veriyor. Ben kendi kanaatimi yazdım; kanaate itiraz edilmez. (Birinci Şua: Burada ilhamı, kalpteki kanaat olarak nitelendirmektedir.)

   Amma vahiy ve kelâmullahın ism-i has ve onun en bâhir misal-i müşahhası olan Kur'ân'ın nücumlarına ism-i has olan "âyet" namı öyle ilhâmâta verilmesi, hata-yı mahzdır. (29. mektup, burada ilhamın kuran ayetleri gibi kesinliğinin olmadığı söyleniyor)

         Şimdi birde bakalım, Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şerifler bu vahiy ve ilham olayına ne diyor:

7 Nefse ve ona birtakım kabiliyetler verene, 8 Sonra da ona iyilik ve kötülükleri ilham edene yemin ederim ki, (91, Şems)

68 Rabbin bal arısına: Dağlardan, ağaçlardan ve insanların yaptıkları çardaklardan kendine evler (kovanlar) edin. 69 Sonra meyvelerin her birinden ye ve Rabbinin sana kolaylaştırdığı yaylım yollarına gir, diye vahyetti. Onların karınlarından renkleri çeşitli bir şerbet (bal) çıkar ki, onda insanlar için şifa vardır. Elbette bunda düşünen bir kavim için büyük bir ibret vardır. (16, Nahl)

111 Hani havârîlere, "Bana ve peygamberime iman edin" diye vahyetmiştim. Onlar (da), "İman ettik, bizim Allah'a teslim olmuş kimseler (müslümanlar) olduğumuza sen de şahit ol" demişlerdi. (5, Maide)

7 Biz, senden önce de, kendilerine vahiy verdiğimiz kişilerden başkasını peygamber olarak göndermedik. Eğer bilmiyorsanız bilenlerden sorunuz. (21, Enbiya)

93 Allah'a karşı yalan uydurandan yahut kendisine hiçbir şey vahyedilmemişken "Bana da vahyolundu" diyenden ve "Ben de Allah'ın indirdiği âyetlerin benzerini indireceğim" diyenden daha zalim kim vardır!... (6, En’am)

Riyazüs Salihin 396: Abdullah ibn Utbe ibni Mes’ud der ki: Ömer ibni Hattab (Allah Ondan razı olsun) şöyle derken işittim:
Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) zamanında Allah tarafından gelen vahiy sayesinde insanlar her halleriyle yargılanmak durumundaydılar. Bugün vahiy kesilmiştir. Bunun için biz sizleri şu anda apaçık belli olan davranışlarınız sebebiyle hesaba çekeriz. Dolayısıyla bize iyi davranışlar gösteren kimseyi güvenilir kimse bilir ona yaklaşırız. Onun gizli hallerinden hiçbir şeyi araştırmak bize düşmez. O gizli hallerinin hesabını Allah görür. Bize karşı kötü davranışlar sergileyen bir kimseyi de güvenilir bulmayız. Niyetinin iyi olduğunu söylese bile kendisinden emin olmaz ve kendisini doğrulamayız. (Buhari, Şehadet 5)

Riyazüs Salihin 115: Enes (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Allah vahyi Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)’in vefatından önceye kadar indirdi. Öyle ki; vahyin çok geldiği bir anda Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) vefat etti. (Buhârî, Fedâil 1; Müslim, tefsir 2)

Riyazüs Salihin 361: Enes (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’in vefatından sonra Ebu Bekir, Ömer (Allah Ondan razı olsun)’ya : Ümmü Eymen (Allah Ondan razı olsun)’ya gidelim, Rasulullah’ın ziyaret ettiği gibi bizde onu ziyaret edelim, dedi. İkisi beraber oraya geldiklerinde Ümmü Eymen ağladı.
Onlar da:
-Niçin ağlıyorsun, Allah katındaki nimetin Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) için çok daha hayırlı olduğunu bilmiyor musun? dediler. Ümmü Eymen’de:
-Ben Rasulullah vefat etti diye ağlamıyorum. Allah katındaki nimetlerin Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) hakkında daha hayırlı olduğunu biliyorum. Fakat ben vahyin kesilmiş olmasından dolayı ağlıyorum, deyince Ebu Bekir ve Ömer (Allah Ondan razı olsun)’de duygulandılar ve hep birlikte ağlamaya başladılar. (Müslim, Fezailüs Sahabe 3)


         Şimdi burada vahiy ve ilham etmeyle ilgili bazı ayetleri ve hadis-i şerifleri verdik. Bunlardan hangisi Allah’ın peygamberleri haricindeki kullarına kitap yazdırdığını gösteriyor? Hâlbuki Kur’an-ı Kerim daha öncede belirttiğimiz gibi, muhtelif yerlerde vahiy, ilham gibi kelimeleri kullansa bile, kitap vermek gibi olan vahyi, kitap verilen kişileri belirterek, diğerlerinden ayırmıştır. Bu şekilde vahiyle muhatap olanların tamamı da peygamberdir. Sonra bu kişiler Allah'ın (c.c) şeytanla da konuştuğunu unutmasınlar. Bu durumda Allah (c.c) şeytana da kitapmı yazdırdı? Adına ilham dediğimiz şey ise, Allah’ın (c.c)  sevdiği kullarını iyiye yönlendirmesinden, doğruyu yaptırmasından ve kötülüklerden uzak durmasını sağlamaktan başka bir şey olmamakla birlikte, asla kitap yazdırmak değildir. Yaşamları üzerine ayetlerin indiği sahabelerin, vahyin kelimesine dair sözlerini yukarıda birlikte okuduk. Onlar ise, peygamber efendimizin vefatı ile birlikte vahyin kesildiğini açıkça söylemektedirler. İlk dönem müslümanlarının inancı demek ki buydu. Bu insanlardan ise Tevbe Suresi 100. ayette Rabbimiz (c.c) razı olduğunu belirtiyor. Bu ayet ile ilgili İskender Evrenosoğlu şu yorumu yapmaktadır “O sabikûn-el evvelîn (evvelki hayırlarda yarışanlardan salâh makamında iradesini Allah'a teslim ederek irşada memur ve mezun kılınanlar): Onların bir kısmı muhacirînden (Mekke'den Medine'ye göç edenlerden) bir kısmı ensardan (Medine'deki yardımcılardan) ve bir kısmı da onlara (ensar ve muhacirîne) ihsanla tâbî olanlardandı. (Sahâbe irşad makamına sahip oldukları için onlara tâbî olundu). Allah, onlardan razı ve onlar da O'ndan (Allah'tan) razıdır. Onlara Allah, altlarından ırmaklar akan cennetler hazırladı ve orada ebediyyen kalacaklardır. İşte bu, en büyük (azîm) mükâfattır.”

         Kendisinin beyanına göre madem sahabenin tamamı makam-ı irşaddır, acaba onlardan Allah (c.c) bize kitap yazdırdı sözü çıkmış mıdır? Ayrıca onların vahyin kesildiğine dair olan sözlerini artık reddetmeye cesarette edemez. Hele ki, Allah (c.c) onlardan razı olmuşken.

         Mehdilik olayına gelince de, yukarıdaki meselelerin son kısmı hariç, hazret-i peygamberin görüşüne başvurulmadı. Eğer, hazreti peygamberlerin sözlerinin bir önemi yoksa, Everenosoğlu’nun mehdilik iddiası da yersiz ve boş olur. Allah (c.c) kitabında mehdiden bahsetmez. Eğer Allah’ın (c.c) peygamberlerinin sözlerini burada delil kabul ediyorsan, yukarıdaki iddialarının tamamından dönmen lazım. Buna da Evrenosoğlu’nun karar vermesi gerekmektedir.

         İmamlık olayı da yine aynı şekildedir. Ama ben kendisinin bir mürşid-i kâmil olup olmadığı noktasında şunları söylemek istiyorum. Allah’ın Rasulü’nü (s.a.v) devre dışı bırakan, onun sünnetinden uzaklaşan hiç kimsenin Allah’ın velisi olma ihtimali yoktur. Çünkü Kur’an-a göre;

31 (Resûlüm! ) De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir. 32. De ki: Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki Allah kâfirleri sevmez. Al-i İmran (3)

31 De ki: “Eğer siz Allah'ı seviyorsanız, o taktirde bana tâbi olunuz ki Allah da sizi sevsin ve sizin günahlarınızı mağfiret etsin (sevaba çevirsin). Ve Allah "Gafur"dur, "Rahîm"dir.” 32 De ki: "Allah'a ve Resûl'e itaat ediniz." Bundan sonra eğer dönerlerse, o taktirde muhakkak ki Allah, kâfirleri sevmez. (Bu mealde Evrenosoğlunun kendi çevirisi)

         Allah’ın (c.c) peygamberine uymamanın hükmünü, Allah (c.c) kafirlik olarak hükmederken, İskender Evrenosoğlu’nun bu konudaki kararı “Allahû Tealâ, önce tâbiiyeti ve günahların sevaba çevrilmesini sonra da resûle itaati istemektedir. Resûle itaat etmeyen, yoldan çıkan insanlara Allahû Tealâ "fasıklar" demektedir. Onların tanıtıcı vasıfları emirlere itaat etmemektir.”

         Allah’ın (c.c) kâfir olur dediğine, bir kişi fasık olur diyebiliyorsa, bu kişinin Allah’a (c.c) itaatinden söz etmek mümkün değildir. Kur’an yalnızca Allah’ın evliyasından bahsetmez, şeytanın evliyasından da bahseder;

اللّهُ وَلِيُّ الَّذِينَ آمَنُواْ يُخْرِجُهُم مِّنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّوُرِوَالَّذِينَ كَفَرُواْ أَوْلِيَآؤُهُمُ الطَّاغُوتُ يُخْرِجُونَهُم مِّنَالنُّورِ إِلَى الظُّلُمَاتِ أُوْلَـئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَاخَالِدُونَ

257. İman edenler Allah’ın velisidir, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlere gelince, onlar tağutun (şeytanın) evliyasıdır, onları aydınlıktan alıp karanlığa götürür. İşte bunlar cehennemliklerdir. Onlar orada devamlı kalırlar. Bakara (2)

Allah, âmenû olanların (Allah'a ulaşmayı dileyenlerin) dostudur, onları (onların nefslerinin kalplerini) zulmetten nura çıkarır. Ve kâfirlerin dostları taguttur (onlar, şeytanı dost edinirler, şeytan kimseye dost olmaz), onları (onların nefslerinin kalplerini) nurdan zulmete çıkarırlar. İşte onlar, ateş ehlidir. Onlar, orada ebedî kalacak olanlardır. (Bu mealde Evrenosoğlunun kabul ettiği meal, ancak, ne hikmetse şeytanın evliyalığı olayına gelince onu tefsir edememiş.)

         Başka zaman ayetlerde, orijinal ifadenin baz alınması gerektiğini şiddetle savunan Evrenosoğlu, burada evliya kelimelerini dost diye çevirerek geçiştirmiş. Buna da el insaf demek lâzım.

          Sonuç olarak şeytanın kendi evliyalarına neler yaptırdığını Kur’an-ı Kerim’in lisanıyla sizlere şöyle anlatmak istiyorum;

Şeytan, kendilerine yaptıklarını süslü göstermiş de onları doğru yoldan alıkoymuş. Bunun için doğru yolu bulamıyorlar. (Neml 27/24)

Fakat kalpleri iyice katılaştı ve şeytan da onlara yaptıklarını câzip gösterdi. (En’am 6/43)

Allah'a andolsun, senden önceki ümmetlere de (peygamberler) göndermişizdir. Fakat şeytan onlara işlerini süslü gösterdi (Nahl 16/63)

Şeytan onlara yaptıkları işleri güzel gösterip onları doğru yoldan çıkardı. Oysa bakıp görebilecek durumdaydılar. (Ankebut 29/38)

Hani şeytan onlara yaptıklarını güzel gösterdi (Enfal 8/48)

Onlara: Allah'ın indirdiğine (Kitab'a) ve Resûl'e gelin (onlara başvuralım), denildiği zaman, münafıkların senden iyice uzaklaştıklarını görürsün. (Nisa 4/61)

onlara peygamberler gönderdik. Ne zaman bir peygamber onlara nefislerinin arzu etmediğini (ilâhî hükümleri) getirdi ise bir kısmını yalanladılar, bir kısmını da öldürdüler. (Maide 5/70)


         Bunları da söyledikten sonra, İskender Evrenosoğlu’nun dinin hükümleriyle ilgili görüşlerini değerlendirmeye almayı dahi doğru bulmuyorum. Bana göre İskender Evrenosoğlu ne bir Resul, ne bir Nebi, ne Mehdi, ne asrın İmamı ve ne de bir Mürşid-i Kâmil değildir. Kendisi, etrafına topladığı insanların vebalini sırtına yüklenmiş bir insandır. Ben şahsen, kendisinin bir deli, yada Ali Kalkancılar gibi istismarcı bir sahtekâr olduğunu düşünmüyorum. Ama “şeytan kendisine yaptıklarını sevimli göstermişbir insan gözüyle bakıyorum. Ayetlere baktığımızda, bu Kur’an’ın tanımıdır. En iyimser diyebileceklerim ise ancak bunlardır. Başka düşünce ve tespitlerini incelemeye ise hiç gerek yoktur. Çünkü buradaki sapma her şeye bedel. Allah (c.c) korusun, bu şekilde inanan insan, imandan çıkar. İmanı olmayanın ameli düzgün olsa ne çıkar?

         Siz değerli okuyucularıma da özellikle son olarak, tekraren diyorum kiBiz her şeyden önce müslümanız. Bir şeyh efendinin müritliğinden önce, Hazreti Muhammed (s.a.v) efendimizin ümmetiyiz. Kâmil Mürşitler O’(s.a.v) nun ilminin ve manevi yönünün varisleridir. Alimlerimiz ise zahiri ilminin varisleridir. O (s.a.v) nun varisleri olanlarda, peygamberin yolundan asla ayrılmazlar. Adına tasavvuf dediğimiz şey, bizi Allah’a (c.c) kulluğa, Rasulü’ne (s.a.v) ümmetliğe ve uymaya sevk ediyorsa, bu tasavvuf anlayışını kabul edebiliriz, doğrudur ve güzeldir. Ama adına tasavvuf denen şey bunlar değilse, Şeyh, Allah’tan (c.c) vahiy alan, kendisine kitap verilen birisi ise, biz o tasavvuftan da o şeyhten de uzağız. Bu nedenle Allah’ın (c.c) ve peygamberinin tasdik etmediği bir fiil ve hâli, hangi tasavvuf büyüğü söylerse söylesin, biz onu da hatıra kabul etmez, hata etmiştir deriz.

         İskender Evrenosoğlu’na ve bağlılarına, Rabbimin en kısa sürede hidayet, iman-ı kâmile ve kalbi selim ile birlikte, peygamberi ahlâk vermesini temenni ettiğimi ifade etmek istiyorum.

         Selam ve dua ile Allah’a emanet olunuz.
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
ene_meczub
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1127



« Yanıtla #1 : 19 Ekim 2009, 16:53:29 »

Öncelikle Araf Suresi 175 ayetin sebebi nuzulüne bakmakta fayda var;

Bu âyet-i kerimenin Ümeyye hakkında ve fakat neden nazil olduğu hakkındaki açık bilgiyi de yine Abdullah ibn Amr ibnu'l-As'dan gelen şu rivayetten öğreniyoruz: Abdullah ibn Amr ibnu'1-As ve Zeyd ibn Eşlem anlatıyor: Bu âyet-i kerime Ümeyye ibn Ebi's-Salt hakkında inmiştir. O, geçmiş kitapları okuyan birisiydi. Bu okuduklarından biliyordu ki Allah o zamanda mutlaka bir elçi gönderecek. Ancak o, gönderileceğini beklediği bu elçinin kendisi olacağını umuyordu. Ne zaman ki Allah Tealâ onu değil de Hz. Muhammed (sa)'i elçisi olarak gönderdi, onu çekemeyip peygamberliğini inkâr etti ve işte bunun üzerine bu âyet-i kerime nazil oldu.Vahidî, Esbâbun-Nüzûl s. 157.

İbn Asâkir'in Saîd ibnu'l-Museyyeb'den rivayetinde o şöyle anlatıyor: Ümeyye ibn Ebi's-Salt Bahreyn'e gitmişti. Hz. Peygamber (sa) onun haberlerini alıyordu. Orada sekiz sene kaldıktan sonra geldi, Hz. Peygamber'e rastladı. Etrafında ashabından bir cemaat da vardı. Allah'ın Rasûlü (sa) onu müslüman olmaya çağırdı ve kendisine sonuna kadar Yasin Sûresini okudu. Efendimiz okumasını bitirince Ümeyye ayağını sürüyerek yerinden sıçradı, Kureyş de peşinden. "Ey Ümeyye, ne dersin?" dediler. "Şehadet ederim ki o hak üzeredir." dedi. "Peki ona tabi olacak mısın?" diye sordular, "Bir düşüneyim." dedi. Sonra kalkıp Şam'a gitti ve Bedr gazvesinden sonra geldi. Müslüman olmak istiyordu. Ancak kendisine Bedr'de öldürülen müşrikler haber verilince "Eğer gerçekten peygamber olsaydı akrabalarını öldürmezdi." deyip müslüman olmaktan vazgeçti, Taife gitti ve orada öldü. Bunları anlattıktan sonra Saîd ibnu'l-Museyyeb der ki: İşte onun hakkında Allah Tealâ "Onlara, âyetlerimizi verdiğimiz halde onlardan sıyrılan ve şeytanın arkasına taktığı ve sonunda azgınlardan olan o kimsenin haberini anlat." âyet-i kerimesini indirdi.  Suyûtî, ed-Durm'i-Mensûr, m,609; Alûsî, age. IX,111.

Bu nuzul nedenine baktığımızda, Allah (c.c) ayette kastedilen kişi ve kavme hususi bir vahiy göndermemiştir. Kişi  kesbi bir yolla Allah'ın (c.c) ayetlerini öğrenmiş ve kabul ettikten sonra, hakikatten rücu etmiştir. Kur'an-ı Kerimde "Ayetlerimiz onlara açıkça okunduğu zaman Ahkaf 47" gibi pek çok ayette bu kişilere hususi bir vahiy değil, Allah'ın ayetlerinin kendilerine ulaşmış olması kastedilir.

Nitekim Araf 176 ve 177 aayetler verdiğiniz ayeti konusal olarak tamamlayan ayetlerdir. Onlarıda okuduğumuzda bu konu dahada net anlaşılacaktır;
174. Belki inkârdan dönerler diye âyetleri böyle ayrıntılı bir şekilde açıklıyoruz. 175. Onlara (yahudilere), kendisine âyetlerimizden verdiğimiz ve fakat onlardan sıyrılıp çıkan, o yüzden de şeytanın takibine uğrayan ve sonunda azgınlardan olan kimsenin haberini oku. 176. Dileseydik elbette onu bu âyetler sayesinde yükseltirdik. Fakat o, dünyaya saplandı ve hevesinin peşine düştü. Onun durumu tıpkı köpeğin durumuna benzer: Üstüne varsan da dilini çıkarıp solur, bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte âyetlerimizi yalanlayan kavmin durumu böyledir. Kıssayı anlat; belki düşünürler. 177. Âyetlerimizi yalanlayan ve kendilerine zulmetmiş olan kavmin durumu ne kötüdür!


Ayet-i Kerimenin sıyak sıbak bağlantısınıda göz önüne aldığımızda, az önce yukarıda verdiğimiz bilgilerde olduğu gibi, burada hususen peygamber gibi Allah'tan (c.c) vahiy almış birisinden değil, İlahi vahiyle muhatap olmuş, müfessirlerin ekseri görüşüne görede hz Musanın ümmetinden bir bilge ve o bilgenin yaşadığı topluluk kastedilmektedir. Zaten Sebebi Nuzule de bu yaklaşım uygun düşmektedir.

Allah'a (c.c) emanet olunuz.
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
fanidünya
Aktif Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 154



« Yanıtla #2 : 19 Ekim 2009, 19:08:05 »

Bu konu başlığı altında şunları söylemek istiyorum bazıları kelimelere kendince manalar katıp ve '' Hz.Muhammed son rasul, son nebi ve son peygamberdir'' diyen müslümanları Kuran-ı Kerime şirk koşmakla  itham etmekten, sözle saldırmaktan vazgeçsinler..Müslümanları şirkle ve kafirlikle itham etmekten ateşten kaçar gibi kaçsınlar..Eğer itham ettikleri karşısındakinde yoksa bu onlara döner...  ..Lütfen bu uyarı ve tavsiyelerimizi de dikkate almalarını rica ediyoruz.
Logged

Cehalet felakettir, amelsiz ilim ise vebal! Silkinelim, atalet ve cehaleti yenelim.

Prof. Dr. Mahmud Es'ad COŞAN (Rh.A)
ene_meczub
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1127



« Yanıtla #3 : 17 Kasım 2009, 11:07:44 »

Es Selamu Aleykûm

13 Kasım 2009 tarihinde “Bekir” Rumuzlu arkadaşımız “İskender Evrenosoğlu” ile ilgili yazdığımız yazıya bir cevabi yazı yazmış. Yazısını ancak okuyabildim ve dilimizin döndüğü kadarıyla cevabi bir yazı yazmanın doğru olacağına kanaat getirdim.

Bekir arkadaşım öncelikle bazı şeyleri sana anlatmam lazım. Biz buraya yazı eklerken, senin tahmininden çok daha fazla araştırma yapıyoruz. Bu araştırmalar sonucunda elde ettiğimiz verileri okuyucu tarafından anlaşılmasında zorluk olmayacak şekilde burada yayınlıyoruz. Yada yazıyı uzatacak ve detay olarak gördüğümüz noktaları yayınlamıyoruz. Diğer bir nokta ise, yazının muhataplarını rencide etmemeye, kırıp dökmemeye azami gayreti gösterip, gördüğümüz yanlışlıkları ihtar ediyoruz.

Şimdi İskender Evrenosoğlu Yunus Suresi 74. Ayetle ilgili bir konuşmasında şöyle anlam vermektedir “Biz her kavme resûllerimizi peş peşe göndeririz” ayete bu anlamı verdikten sonra kendisinin de bu asırda gönderilen Resul olduğunu ve herkesin kendisine biat etmesinin zaruretini ifade eder.

Bu ayete kendisinin hazırladığı tefsirindeyse “Sonra onun arkasından onların kavimlerine resûller gönderdik” diye anlam vermektedir. Ben şahsen verdiği farklı anlamlar üzerinde durmayacağım, yani verdiği anlamlar tezat demeyeceğim. Ama aklıma gelen birkaç soruyu size yada sizin gibi başka bağlılarına sormadan da geçemeyeceğim. İlk verdiği meali doğru kabul edersek;

a- Madem Allah (c.c) her devirde her kavme Resûl göndermekte, bu asırda diğer kavimlere gönderdiği Resûller kimler?

b- Eğer denilirse ki Allah (c.c) her asırda bir Resul gönderir, öyleyse Hazreti Muhammed (s.a.v) efendimizle İskender Evrenosoğlu arasındaki Resuller kimlerdir?

c- Sahabe arasında bu iddiada bulunan olmuş mudur?

d- Museyleme gibileri ile İskender Evrenosoğlunun iddiaları arasında ne gibi farklılık vardır.

e- İskender Evrenosoğlu’nun iddialarını doğru kabul edersek, Museyleme de Resul olabilir. Bu durumda gerek peygamber efendimiz (s.a.v) ve gerekse sahabe neden onunla savaştı?

Biz her zaman söylüyoruz, ayet meallerine bakarken dikkat edilmesi gereken bazı hususlar var diye. Siz yada İskender Evrenosoğlu bu ayetlerin öncesine ve sonrasına hiç baktınız mı? Bu ayetin öncesinde Hz. Nuh’tan (a.s) bahsedilmekte, kendisinden sonra yani tufandan sonra Allah’ın (c.c) kavimleri nasıl tekrar uyardığından bahsedilmekte ve bu ayetten sonra ise, firavuna da Hz Musa ve Harun’un (aleyhimüsselam) gönderildiği anlatılmaktadır. Siz bu konuyla alakalı yukarıdaki sorulara cevap verirseniz memnun oluruz.

Hadislere yaklaşımına gelince, biz ilk yazımızda da bu konudaki tutarsızlığını ifade etmiştik. O kısımları tekraren okumanızı öneririm. Siz hadislerin Kur’an-ı Kerime uyanlarını kabul ettiğini söylemişsiniz. Bu durumda Kur’an-ı Kerimde bulunmayan bir konuyla alakalı hadislere nasıl yaklaştığını da söyleyebilirmisiniz? Oradaki ölçüsü nedir? Şu iddia ettiğiniz Mehdilik meselesi Kur’an-ı Kerimde olmayan, yalnız hadisi şeriflerde bulunan ve zatı hakkında ittifak edilemeyen hadislerce bilinen bir olaydır. Bu durumda sizin mehdilik meselesini de kabul etmemeniz gerekmektedir. Çünkü;

Şiaya göre Mehdi oniki imamın sonuncusudur. MS 869 tarihinde doğmuş ve bir müddet sonra kaybolmuştur. Daha sonra tekrar insanlar arasına dönmüş ve büyük kayboluşu gerçekleşmiştir. Şia inancında kıyamete yakın tarihte İmam Muhammed Mehdi tekrar gelecektir. Yani daha net anlaşılması için, geldiği dönemde, annesi ve babası olmayacak, daha önceden yaşamış bir zat gelecektir.

Ehl-i Sünnet’e göre ise, Hz. Mehdi ya peygamber efendimizin (a.s) soyundan gelecek, yada amcası Hz Abbas’ın soyundan gelecektir. Yada Hz Mesih’in ahir zamanda geliş adı, Mehdidir. Burada Hz Mehdinin kimliği noktasında çok ciddi ihtilaf vardır. Bir başka nokta ise, Hz. Mehdi ile Hz. İsa (a.s) aynı dönemde zuhur edeceklerdir. Bu durumda tarih boyunca Mesih’lik ve Mehdilik iddia eden çok olmuşsa da, onların döneminde ortaya çıkacak olan, Deccal bir türlü ortaya çıkmamıştır. Madem kendisi Mehdidir, Hz Mesih ve Deccal nerede?

Yine hadis-i şeriflerden bilindiğine göre, Hz Mehdinin döneminde kıyamet savaşı denilen bir savaş olacaktır. İskender Evrenosoğlu ordusunu bu savaşa Amerika Birleşik Devletlerin demi hazırlamaktadır?

Kısaca Mehdilik ve Hadis anlayışınıza değindikten sonra, Hacet namazı kılıp Allah’a (c.c) soru sormaktan bahsetmişsiniz. Bu yaptığınızın Kur’an-ı Kerimden delili nedir merak ettim. Madem sizlerin böyle yetenekleri var, size soru yönelten arkadaşa bende katılıyorum. Konuşun ve ben kimim bir cevap verin.

Hepinizi muhabbetle selamlıyor, sırat-ı müstakimden ayrılmamanız ve ayrılmamam için dua ediyorum.

Allah’a (c.c) emanet olunuz.
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
gulen
Ziyaretçi
« Yanıtla #4 : 26 Ocak 2010, 02:43:03 »


Tamam inşallah anlıyorum, Allah'ın kulu olmanın en önemli özelliklerinden ikisi sabretmek ve şükretmektir. Ve sabretmek için reçete sanırım Allah'a yonelmek diye veriliyor.
 
Peki Allah'a yönelmek nasıl birşey?
 
Allah'a yonelmekle ilgili ayet de verebilir misiniz?
Logged
ene_meczub
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1127



« Yanıtla #5 : 26 Ocak 2010, 02:48:38 »


Sad suresi 44 ayete baktığımızda Eyyüb'ün (a.s) daima Allah'a (c.c) yönelen bir kul olduğunu söyler. Bu durumda bende size, onun hayatını okumanızı öneririm. Böylece onun hakkında Rabbimizin (c.c) neden "O, ne iyi kuldu! Daima Allah'a yönelirdi" dediğini anlamış oluruz. Müsadeniz olursa geç oldu çıkmayı düşünüyorum, gündüz devam etsek bir mahsuru varmı?
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
ene_meczub
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1127



« Yanıtla #6 : 27 Ocak 2010, 10:12:51 »

Va Aleykûm Selam Güzel Misafirimiz;

Yönelmekle ilgili verdiğiniz izahatlara eklenmesi ve yanlış anlamaya mahal olmaması için şunları söylemek zorundayız.

Öncelikle Fecr suresinden verdiğiniz örnek haşrı anlatan ayetlerin konusal bütünlüğü içerisinde yer almakta ve zuhuru ahirette olacaktır. Bu dünya hayatında bir hedeftir, ancak o ayet ahirette haşri anlatan ve “ve ce erabbuke vel melekü saffen saffe” diye başlayan, haşri anlatan, cehennemliklerin halini ve ahvalini anlattıktan sonra, imanla huzura ve sukuna kavuşmuş insanların, rablerinden razı olduklarını, rablerinin de onlardan razı olduğunu, ahiret yurduna öylece geldiklerini ifade eder. “Ey mutmain olmuş nefis, dön artık rabbine, sen ondan razı o senden razı, kullarımın arasına gir, cennetime gir” diye bitmektedir.

Bu ve benzeri ayetleri Allahın (c.c) zatına yöneliş gibi algılamak büyük bir hata olur. Bu durumda Allaha bir mekan, zaman ve yön tayin etmiş olmak durumunda kalırız. Oysaki o Allah (c.c) zamandan, mekândan ve yönden beridir. Umarım ve eminim ki sizde böyle düşünüyorsunuzdur. Bu durumda bu yönelmeyi zata doğru değil, zatın rızasına doğru bilmek ve kabul etmek gerekir. Nitekim sizin verdiğiniz Fecr Suresindeki Ayetin öncesindeki ve sonrasındaki ayetler bize bunu göstermektedir. Böylece Eyyub (a.s) hayatında daima Allah’ın (c.c) rızasına uygun hareket eden, bunun genel anlamının ise Allah’a yöneliş olduğunu anlıyoruz.

Şeytana gelince o ne kadar sırat-ı mustakim üzerine oturursa otursun, yine sizin verdiğiniz Hicr suresinin 41 ayetinden sonra gelen 42. Ayeti ve konusal bütünlük olsun diye önceki ayetleri de okumakta fayda var:

39. (İblis) dedi ki: Rabbim! Beni azdırmana karşılık ben de yeryüzünde onlara (günahları) süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım!
40. Ancak onlardan ihlâslı kulların müstesna.
41. (Allah) şöyle buyurdu: "İşte bana varan dosdoğru yol budur."
42. "Şüphesiz kullarım üzerinde senin bir hakimiyetin yoktur. Ancak azgınlardan sana uyanlar müstesna."

Bu ayetlerden de anlaşılmaktadır ki, rabbimiz burada istikamet üzere olma yolunu kendisine olan samimiyet ve sadakat olarak ifade eder. İblis ise o samimi kulların haricindekilere, yaptıklarını güzel göstereceğini ifade eder. Rabbimiz ise o samimi kullar üzerinde iblisin bir hakimiyetinin olmadığını 42. Ayette açıklar. Evet bir sırat-ı mustakim var, ama bu Allah’a karşı, peygamberine karşı samimiyettir. Her fiilini o peygambere benzetmek ve her halinde Allahın (c.c) rızasına uygun hareket etmektir.

Allahın (c.c) rızasını, Allaha (c.c) yönelmeyi, Allaha (c.c) kul olabilmeyi, Muhammed (s.a.v) gittiği yolun haricinde aramanın sonu hüsran olur. Aşağıdaki ayet-i kerimeler sorduğunuz sorulara bir cevap olsun, bizlerinde tefekkür dünyasına renk katsın. Allah’a (c.c) emanet olunuz.

Ahzab 21 Andolsun ki, Resulullah, sizin için, Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.

Al-i İmran 31. (Resûlüm! ) De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir. 32. De ki: Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki Allah kâfirleri sevmez.

Ahzab 36. Allah ve Resûlü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.

Necm 2. Arkadaşınız (Muhammed) sapmadı ve bâtıla inanmadı. 3. O, arzusuna göre de konuşmaz. 4. O (bildirdikleri) vahyedilenden başkası değildir.

Hucurat 1. Ey iman edenler! (iş ve Hükümlerinizde) Allah'ın ve Resûlünün önüne geçmeyin. Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah işitendir, bilendir. 2. Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamber'in sesinin üstüne yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygamber'e yüksek sesle bağırmayın; yoksa siz farkına varmadan amelleriniz boşa gidiverir.

Ahzab 29 Eğer Allah'ı, Peygamberini ve ahiret yurdunu diliyorsanız, bilin ki, Allah, içinizden güzel davrananlar için büyük bir mükâfat hazırlamıştır.

Ahzab 57. Allah ve Resûlünü incitenlere Allah, dünyada ve ahirette lânet etmiş ve onlar için horlayıcı bir azap hazırlamıştır.

Ahzab 35 Müslüman erkekler ve müslüman kadınlar, mümin erkekler ve mümin kadınlar, taata devam eden erkekler ve taata devam eden kadınlar, doğru erkekler ve doğru kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, mütevazi erkekler ve mütevazi kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, Allah'ı çok zikreden erkekler ve zikreden kadınlar var ya; işte Allah, bunlar için bir mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
ene_meczub
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1127



« Yanıtla #7 : 28 Ocak 2010, 12:58:17 »

Va Aleyküm Selam Güzel İnsan;

Benim zannıma göre ise, kavramların bütününe yüklediğimiz anlamlar farklı değil, ama bazen göz görmek istediğini görüyor.

Benim Fecr suresi ile ilgili söylediğimi dikkatle tekrar okumanızı öneririm. O ayetlerin dünyada bir hedef olduğunu, o hitapların ise zuhurunun ahirette olduğunu belirttim. Bu Kur’anın açıklamasıdır. Yoksa nefsin tezkiyesi ve tezhibinin ahirette olacağını asla söylemedik. Bununla ilgili müfessirler demişlerdir ki;

Nefs-i mutmainneye bu hitap ne zaman yapılacaktır? Bu hususta üç görüş vardır: Ölüm zamanında olması, öldükten sonra dirilme zamanında olması, hesap tamamlandığında olmasıdır. Sözün akışına göre, en açığı da bu denilmiştir. Çünkü sözün gelişi bunun da "Ne olaydı hayatım için takdim etmiş olaydım." sözünün söylendiği günde ve ona karşılık olarak söylendiğini göstermektedir. (bknz Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır)

Nefsin şeytandan ilham aldığına gelince, yanlış okumamışsam siz böyle demişsiniz, bu olaya tek taraftan bakmak gibi olmuş. Çünkü Rabbimiz (c.c) Şems Suresinde şöyle buyurur:

7. Nefse ve ona birtakım kabiliyetler verene,8. Sonra da ona iyilik ve kötülükleri ilham edene yemin ederim ki, 9. Nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiştir.

Bu ayete baktığımızda Rabbimiz (c.c) nefse iyiyi ve kötüyü ilham ettiğini ve onu tezkiye edenin (benzer bir ayet Ala 14) kurtuluşa erdiğini bildirir. Yani yalnızca şeytanın vesvesesi ve telkini yoktur. Sonra bu telkin Nefsin bütün kademeleri içinde geçerli değildir.  Yusuf Suresi 53. Ayette geçen Emmare ve Kıyamet Suresinin başında belirtilen Levvame olan nefis bu sınıfta mütalaa edilebilir.

İhlas sahibi kulları anlatırken de nefsin afetlerinin tamamen tasfiye edildiği demişsiniz ki, buna açıklık getirmek lazım, insan nefsini ne kadar tezkiye ederse etsin, günahlardan beri olmaz. Olursa bütün insanlar melekleşmiş olur. Sahabe hakkında Tevbe Suresinin 98 olabilir ayette “Allah onlardan razı oldu” dendiği halde, Hz Peygamber (a.s) veda hutbesinde “siz ufak tefek işlerinizde şeytana uyarsınız” demiştir. Biz burada madem peygamber böyle demiştir “Sahabenin daha sonra birbiriyle savaşması da buna örnektir” biz bunu böyle kabul ederiz.

Yani bir kişi nefsini tezkiye etse dahi, nefsin afetlerinden beri değildir. Bunu böyle bilmek gerekmektedir. Allah’a giden yolun üzerine oturmaya gelince de, dediğimiz gibi yol bir tanedir, algılamada değişiklik olabilir. Yol Hz Muhammed (s.a.v) efendimizin yoludur. Nitekim Yasin suresinin başında Rabbimiz efendimizin sıratı müstakim üzere oduğunu belirtmiştir “muhakkak sen dos doğru bir yol üzeresin – ala sıratımmustakim” şeytanda bu yol üzere durur, ona uyanları saptırır, Hz Ömer (r.anh) efendimiz gibilerini görünce yolu açıp kaçar gider, Allah’ın (c.c) samimi kullarına ise onun bir tesiri yoktur. Bundan başka yollar ortaya koymak Kurana aykırıdır vesselam.

Bizim dinimizin “Teslim” dini olması meselesine gelince, Bizim diniz İslam “Selam-Selamet” dinidir. İslam kelimesinin anlamına tekrar bakarsınız inşallah. Allah’a (c.c) iman edenlere “Mümin” Allah’a (c.c) teslim olanlara ise “Müslim” demişizdir. Sizde galiba bunu kastettiniz.

Yine teslimiyeti anlatırken “vechimle sana kul olmak istiyorum” demişsiniz. Vech yüz demektir. Yazınızın akışına göre burada bedenimle demek istediniz galiba. Biz ise Zatın ve Sıfatlarının (c.c) karşısında benlik ortaya koymayı terki edep biliriz. Yani sözleriniz bir noktaya kadar tamam, ama tasavvufi düşünceye göre derinleştirirsek söylemeye gerek yok.

Rabbimiz el Hadi’dir hidayete erdirir, O’nun dilemesi olmadan, O ol demeden kimse kimseyi hidayete erdiremez, nitekim; İşte bu, Allah'ın âyetlerindendir. Allah kime hidayet ederse, işte o, hakka ulaşmıştır, kimi de hidayetten mahrum ederse artık onu doğruya yöneltecek ne bir mürşit nede bir dost bulamazsın. Kehf/17

Furkan suresinden verdiğiniz örneğe gelince, o ayetleri biraz öncesinden alalımda mana bütünlüğü olsun, insanlar o Kuranı neden unutmuş daha iyi anlayalım:

26. İşte o gün, gerçek mülk (hükümranlık) çok merhametli olan Allah'ındır. Kâfirler için de pek çetin bir gündür o.
27. O gün, zalim kimse (pişmanlıktan) ellerini ısırıp şöyle der: Keşke o peygamberle birlikte bir yol tutsaydım!
28. Yazık bana! Keşke falancayı (bâtıl yolcusunu) dost edinmeseydim!
29. Çünkü zikir (Kur'an) bana gelmişken o, hakikaten beni ondan saptırdı. Şeytan insanı (uçuruma sürükleyip sonra) yüzüstü bırakıp rezil rüsvay eder.
30. Peygamber der ki: Ey Rabbim! Kavmim bu Kur'an'ı büsbütün terkettiler.
31. (Resûlüm!) İşte biz böylece her peygamber için suçlulardan düşmanlar peydâ ettik. Hidayet verici ve yardımcı olarak Rabbin yeter.

Ayetleri konusal bütünlüğü içerisinde ele aldığımızda, Peygamberden başka bir önder, lider, dost edinenlerin, vahyin bütünlüğünden ve ahenginden uzaklaşıp, şeytana uyduğu açıkça görülmektedir. Bu ayetlerde gösteriyor ki, yol Hazreti Muhammed (s.a.v) efendimizin yoludur, bundan başka yol aramak hüsrandır ve Kurandan uzaklaşmaktır.

Mehdi Resul ile kimi kastettiğinizi söylememişsiniz, bu nedenle bu cümleniz ile ilgili bir söz söylemeyeceğim, çünkü daha önce mehdilikle ilgili bu konuda, daha önceki mesajlarda düşüncemizi ifade etmiştik.

Son paragrafınıza gelince, İskender Ali Mihr hakkında google’da bir taratma yapsanız, konuya en objektif yaklaşan, İskender Ali Mihr’i hicv etmeyen yazıların başında bizim yazdığımız yazının geldiğini görürsünüz. Biz burada insanların ayıp ve kusurlarını araştırmak işini değil, insanlara varsa hatalarını gösterip ahiretlerini ziyan edip, o dehşetli günde hüsran olanlardan olmamalarını hedefliyoruz. Eğer ayıpları ortaya koymak isteseydik, hakkında söylenen ve ses kayıtları bulunan nice gayrı ahlaki mesele var siz daha iyi bilirsiniz. Ama bizim yaptığımız insanları küçük düşürmek değil, yanlış yapıyorsun, doğrusu bu demeye çalışmak.

Takım tutar gibi gelip kimileri, olmadık sözler söylerlerse “ben Allah’la konuşuyorum” gibi cümleler kurarsa, elbette ki bizde yanlış olduğunu söylemek durumunda olacağız. Küfredenleri söylemiyorum artık, zaten o tür mesajları siliyoruz.

İlk defa sizin gibi birisi bu konuya yazı yazdı. Umarım bundan sonra yazanlarda sizin üslubunuzu kullanırlar. Sırf Allah’ın (c.c) rızasına yönelik görüşmeler olur.

Allah (c.c) sizden de razı olsun güzel insan…
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
ene_meczub
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1127



« Yanıtla #8 : 02 Şubat 2010, 16:43:25 »

Va Aleykûm Selam Edepli İnsan;

Toprağa hangi tohum düştü de, mahsule dönüşmedi ki?

İnsan ne ekerse mutlaka onu biçiyor. Buraya gelen arkadaşlar, belirli kurallar içerisinde yazışma yoluna giderlerse, elbette ki o ilmilik içerisinde karşılık görüyorlar. Ancak gelen insanlar, karşılarındakileri, sırf kendileri gibi düşünmedikleri için, inanmadıkları için, cahil cuhela yerine koymaya kalkarlarsa, buna müsaade edilmesine Allah’ta (c.c) kulları da razı gelmez.

Yazınızı başından sonuna kadar dikkatle okudum. Soluklanıp ara vermek istemeniz bence de isabetli bir davranış olmuş. Çünkü; biz her halimizi iki adil şahit’e yani “Kur’an ve Sünnet’e” arz ederiz. Eğer bu iki adil şahit halimizi güzel görürse o fiili işleriz, görmezse Tövbe eder, yolumuza devam ederiz.

Hani siz demişsiniz ya; Edebi, haddi aşıp kavga edeceksek ve Kur'an-ı buna hakem göstereceksek bize yakışmaz diye düşünüyorum…

Bizde edebin ve haddin aşılmasını istemeyiz, fakat biz konuşmalarımızda Kur’an ve Sünnet’i hakem tayin ederiz. Bu nedenle, yazıp yazmamakta serbestsiniz, sizin kararınızdır. Rabbimiz (c.c) kitabında buyurur ki:

Nisa 61 Onlara: Allah'ın indirdiğine (Kitab'a) ve Resûl'e gelin (onlara başvuralım), denildiği zaman, münafıkların senden iyice uzaklaştıklarını görürsün.

Ahzab 36. Allah ve Resûlü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.

Bizlerde bu ve benzeri bir çok ayetin ve burada nakletmeyeceğimiz hadis-i şeriflerin gereği, ortada bir ihtilaf varsa, bunu Kitab’a ve Sünnet’e havale ederiz. Doğal olarak sizinle yazılarımızda bu merkezde olacaktır.

Ateistlerin “Allah’tan bir şey isteyin” sözüyle bizim sözlerimizi aynı teraziye koymuşsunuz. Ayrıldıkları noktayı size söyleyeyim, ateistin karşısındaki müslümanın “ben Allah’la (c.c) konuşuyorum” iddiası yoktur, meseleleri Allah’ın (c.c) varlığını ispat yada red dir. Oysaki; bizim yazışmamızda, Allah’ın (c.c) varlığını tartışma bahis konusu olmazken, Allah’la (c.c) konuştuğunu iddia eden birisine, buyur konuş demektir. Nitekim Hazreti Şems te bizimle aynı tepkiyi göstermektedir. Yazılarda buda mevcuttur. Bugün birisi yine “ben Allah’la (c.c) konuşuyorum” iddiasında olsa ona da tavrımız benzeri olacaktır.

İskender Ali Mihr kimseye bana tabi olun demedi sözünüzü hayretle okudum. Ben 1996 yılında bizzat kendi ağzından “Ceviz Kabuğu” programında herkesin kendisine tabi olmak zorunda olduğunu söylediğini biliyorum. İnanmayan hacet namazı kılsın sorsun diye ilavesi var.

Doğal olarak, bana tabi olun diye kimseye daveti yok sözü asla doğru değildir. Aksine insanların kendisine tabi olmalarını, şüphesi olanın hacet namazı kılmasını istiyor. Umarım bunu sizde fark etmişsinizdir.

Siz kendisini her ne kadar Mürşid, Mehdi gibi ünvanlarla vasfederseniz vasfedin. Eylemleri peygamberlik iddiasından başka bir şey değildir. Hukuken kişinin fiilini kendisinin nasıl nitelediği değil, hukukun o fiili nasıl nitelediği önemlidir.

Şundan emin olunuz ki, bizim niyetimizde halistir. Bu konuya yaklaşımımızdan ve İskender Ali Mihr’e yönelik yazımızda kendisini küçük düşürecek bir yola başvurmamamızdan bellidir. Uslubumuz bunu ortaya koymaktadır. Eğer buraya gelenler, meydan okumaz ve hakarete yönelik yazılar yazmazlarsa, bizim metodumuzda değişmez ve değişmeyecektir. Ben İskender Ali Mihr’in bağlılarının sözlü sataşmaları neticesinde bazı sorular sormuştum. O metni ve soruları aşağıya tekraren yazıyorum. Bunlar hakkındaki düşüncelerinizi bizimle paylaşırsanız memnun olurum:

13 Kasım 2009 tarihinde “Bekir” Rumuzlu arkadaşımız “İskender Evrenosoğlu” ile ilgili yazdığımız yazıya bir cevabi yazı yazmış. Yazısını ancak okuyabildim ve dilimizin döndüğü kadarıyla cevabi bir yazı yazmanın doğru olacağına kanaat getirdim.

Bekir arkadaşım öncelikle bazı şeyleri sana anlatmam lazım. Biz buraya yazı eklerken, senin tahmininden çok daha fazla araştırma yapıyoruz. Bu araştırmalar sonucunda elde ettiğimiz verileri okuyucu tarafından anlaşılmasında zorluk olmayacak şekilde burada yayınlıyoruz. Yada yazıyı uzatacak ve detay olarak gördüğümüz noktaları yayınlamıyoruz. Diğer bir nokta ise, yazının muhataplarını rencide etmemeye, kırıp dökmemeye azami gayreti gösterip, gördüğümüz yanlışlıkları ihtar ediyoruz.

Şimdi İskender Evrenosoğlu Yunus Suresi 74. Ayetle ilgili bir konuşmasında şöyle anlam vermektedir “Biz her kavme resûllerimizi peş peşe göndeririz” ayete bu anlamı verdikten sonra kendisinin de bu asırda gönderilen Resul olduğunu ve herkesin kendisine biat etmesinin zaruretini ifade eder.

Bu ayete kendisinin hazırladığı tefsirindeyse “Sonra onun arkasından onların kavimlerine resûller gönderdik” diye anlam vermektedir. Ben şahsen verdiği farklı anlamlar üzerinde durmayacağım, yani verdiği anlamlar tezat demeyeceğim. Ama aklıma gelen birkaç soruyu size yada sizin gibi başka bağlılarına sormadan da geçemeyeceğim. İlk verdiği meali doğru kabul edersek;

a- Madem Allah (c.c) her devirde her kavme Resûl göndermekte, bu asırda diğer kavimlere gönderdiği Resûller kimler?

b- Eğer denilirse ki Allah (c.c) her asırda bir Resul gönderir, öyleyse Hazreti Muhammed (s.a.v) efendimizle İskender Evrenosoğlu arasındaki Resuller kimlerdir?

c- Sahabe arasında bu iddiada bulunan olmuş mudur?

d- Museyleme gibileri ile İskender Evrenosoğlunun iddiaları arasında ne gibi farklılık vardır.

e- İskender Evrenosoğlu’nun iddialarını doğru kabul edersek, Museyleme de Resul olabilir. Bu durumda gerek peygamber efendimiz (s.a.v) ve gerekse sahabe neden onunla savaştı?

Biz her zaman söylüyoruz, ayet meallerine bakarken dikkat edilmesi gereken bazı hususlar var diye. Siz yada İskender Evrenosoğlu bu ayetlerin öncesine ve sonrasına hiç baktınız mı? Bu ayetin öncesinde Hz. Nuh’tan (a.s) bahsedilmekte, kendisinden sonra yani tufandan sonra Allah’ın (c.c) kavimleri nasıl tekrar uyardığından bahsedilmekte ve bu ayetten sonra ise, firavuna da Hz Musa ve Harun’un (aleyhimüsselam) gönderildiği anlatılmaktadır. Siz bu konuyla alakalı yukarıdaki sorulara cevap verirseniz memnun oluruz.

Hadislere yaklaşımına gelince, biz ilk yazımızda da bu konudaki tutarsızlığını ifade etmiştik. O kısımları tekraren okumanızı öneririm. Siz hadislerin Kur’an-ı Kerime uyanlarını kabul ettiğini söylemişsiniz. Bu durumda Kur’an-ı Kerimde bulunmayan bir konuyla alakalı hadislere nasıl yaklaştığını da söyleyebilirmisiniz? Oradaki ölçüsü nedir? Şu iddia ettiğiniz Mehdilik meselesi Kur’an-ı Kerimde olmayan, yalnız hadisi şeriflerde bulunan ve zatı hakkında ittifak edilemeyen hadislerce bilinen bir olaydır. Bu durumda sizin mehdilik meselesini de kabul etmemeniz gerekmektedir. Çünkü;

Şiaya göre Mehdi oniki imamın sonuncusudur. MS 869 tarihinde doğmuş ve bir müddet sonra kaybolmuştur. Daha sonra tekrar insanlar arasına dönmüş ve büyük kayboluşu gerçekleşmiştir. Şia inancında kıyamete yakın tarihte İmam Muhammed Mehdi tekrar gelecektir. Yani daha net anlaşılması için, geldiği dönemde, annesi ve babası olmayacak, daha önceden yaşamış bir zat gelecektir.

Ehl-i Sünnet’e göre ise, Hz. Mehdi ya peygamber efendimizin (a.s) soyundan gelecek, yada amcası Hz Abbas’ın soyundan gelecektir. Yada Hz Mesih’in ahir zamanda geliş adı, Mehdidir. Burada Hz Mehdinin kimliği noktasında çok ciddi ihtilaf vardır. Bir başka nokta ise, Hz. Mehdi ile Hz. İsa (a.s) aynı dönemde zuhur edeceklerdir. Bu durumda tarih boyunca Mesih’lik ve Mehdilik iddia eden çok olmuşsa da, onların döneminde ortaya çıkacak olan, Deccal bir türlü ortaya çıkmamıştır. Madem kendisi Mehdidir, Hz Mesih ve Deccal nerede?

Yine hadis-i şeriflerden bilindiğine göre, Hz Mehdinin döneminde kıyamet savaşı denilen bir savaş olacaktır. İskender Evrenosoğlu ordusunu bu savaşa Amerika Birleşik Devletlerin demi hazırlamaktadır?

Kısaca Mehdilik ve Hadis anlayışınıza değindikten sonra, Hacet namazı kılıp Allah’a (c.c) soru sormaktan bahsetmişsiniz. Bu yaptığınızın Kur’an-ı Kerimden delili nedir merak ettim. Madem sizlerin böyle yetenekleri var, size soru yönelten arkadaşa bende katılıyorum. Konuşun ve ben kimim bir cevap verin.

Hepinizi muhabbetle selamlıyor, sırat-ı müstakimden ayrılmamanız ve ayrılmamam için dua ediyorum.

Allah’a (c.c) emanet olunuz.
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
ene_meczub
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1127



« Yanıtla #9 : 02 Şubat 2010, 19:59:09 »


va aleykum selam güzel insan:

Yanlış anlamışsınız, özellikle mehdilik konusu bizim dikkatimizi çekmiyor, bu İskender Ali Mihr ve bağlıları tarafından iddia ediliyor.

Bir şeyi tashih etmenizi istirham edeceğim; öncelikle bizim terazimiz küçük değildir, çünkü biz aklımızı ve benliğimizi değil, defaatle belirttiğimiz gibi Kur'an ve Sünnet'i terazi edinmişizdir. Biliyorum siz bunu kastetmediniz, ama sözleriniz öyle anlaşılıyor. Bu nedenle sözlerinizi ya tashih yada anlaşılır hale getirirseniz isabetli olur.

Bir insan La ilahe illallah Muhammeden Rasulullah diyorsa, O kişi Allah'ın velisidir. Bunu diyen herkeste bunu hedefler, yapacağı amel-i salih ile ilmi yakin kesbetmeyi kasteder, bu yolda ilerleyenlere ebrar ve mukarrebun denir,bu zatların halleri "vakıa, insan, mutaffifin" surelerinde övülmüştür.

 
Hulasayı kelam, Allah'a (c.c) iman eden, habibi edibini (s.a.v) peygamber bilen ve tebliğine eksiksiz iman eden herkes Allah'ın (c.c) velisidir.

Al-i İmran 68. İnsanların İbrahim'e en yakın olanı, ona uyanlar, şu Peygamber (Muhammed) ve (ona) iman edenlerdir. Allah müminlerin velisidir.

Bakara 257. Allah, inananların velisidir, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlere gelince, onların dostları da tâğuttur, onları aydınlıktan alıp karanlığa götürür. İşte bunlar cehennemliklerdir. Onlar orada devamlı kalırlar.

Meryem 96 İman edip de iyi davranışlarda bulunanlara gelince, onlar için çok merhametli olan Allah, (gönüllerde) bir sevgi yaratacaktır.

Bu kavramları daha sonra gündeme alabiliriz. Bu bölümde konumuz İskender Ali Mihr'in görüşleridir. Bizde bazı maddeler halinde bunları ele aldık, en son bağlılarından gelen cevaplar doğrultusunda bunları maddeler halinde sorulaştırdık ve sizede ilettik, sizce bir sakıncası yoksa o sorular hakkındaki düşüncelerinizi beyan etmenizi istirham edeceğim

Allah'a (c.c) emanet olunuz.
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
ene_meczub
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1127



« Yanıtla #10 : 02 Şubat 2010, 23:36:31 »

Selamun Aleykum Güzel İnsan

Keşke bu yazınıza da daha öncekiler gibi Allah’ın (c.c) selamı ile başlasaydınız. Konumuzun bereketine, niyetimizin tashihine delalet ederdi.

Bu ve önceki yazılarınızdan anlıyorum ki, siz sorulan sorular hakkında görüş beyan etmeyi düşünmüyorsunuz. Eğer yanılıyorsam, görüşlerinizi yazarak bunu ortaya koyabilirsiniz.

Siz bizim Ehli Kur’an olmadığımızı nereden biliyorsunuz? Biz her zaman Kur’an ve Sünnet’e ram olmak ümidiyle yaşıyoruz. Oysaki Rabbimiz Kitab-ı Keriminde buyurur ki:

Hucurat 12. Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır.

Sizi hüsnü zanna davet ediyorum. Sizin kendinize ait bir teraziniz olabilir, bu tamamen sizin tercihiniz. Siz bu teraziniz ile varlığı hakikinin karşısında hüküm ve irade ortaya koyabilirsiniz ama biz, bizim Rabbimizden (c.c) başka bir şeyimiz yoktur. Onun terazisi karşısında terazi ortaya koymayı terki edep biliriz.

Kur’an kendini açık ve Arapça bir kitap olduğunu bir çok ayette beyan eder. Hazreti Peygamber bu Kuran’ın en güzel yorumunu yaşayarak yapmıştır. Her şey ilk günkü tazeliği ile ortadadır. Bu durumda hiçbir şeyi yeniden keşfetmek gibi bir durumumuz yoktur.

Al-i İmran 191. Ayet-i söylemişsiniz o ayet-i öncelikle buraya yazalım, bakalım bizde olmayan bu vasıf neymiş:

Onlar, ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken (her vakit) Allah'ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler (ve şöyle derler:) Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tesbih ederiz. Bizi cehennem azabından koru !

Siz bizim Allah’ı (c.c) zikretmekten gafil olduğumuzu nereden biliyorsunuz? Tefekkürde bulunmadığımızı nereden biliyorsunuz? Siz bilirsiniz ama sui zanda bulunmamanızı öneririm. Evet devam edelim.

Bizim terazimiz Kurandır demem acaba hangi ayetle örtüşmüyor onu yazabilirseniz memnun olurum. Oysaki önceki yazımda ben size:

Ahzab 36. Allah ve Resûlü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.

Eğer isterseniz bu ayetleri çoğaltabiliriz de. Biz bu ve benzeri ayetler varken, bizim terazimiz Kuran ve Sünnet değildir demeyiz, diyemeyiz. Siz derseniz buda sizin tercihiniz. Bu durumda sizi ikaz etmeyi, huzuru ilahide mahcup ve pişman olacağınız noktasında sizi uyarmayı bir borç bilirim:

Nisa 61 Onlara: Allah'ın indirdiğine (Kitab'a) ve Resûl'e gelin (onlara başvuralım), denildiği zaman, münafıkların senden iyice uzaklaştıklarını görürsün.

Velilik tanımımın Kuran’a uymadığını söylemişsiniz. Farkında değilsiniz ama o tanım bana değil, Kurana ait:

Al-i İmran 68. Allah müminlerin velisidir.

Bakara 257. Allah, inananların velisidir.

Allah (c.c) kitabında böyle diyecek ve siz aksini iddia edeceksiniz!!! Bende Rabbimi bırakıp, sizin sözünüze itibar edeceğim öylemi? El insaf demek lâzım. Yunus suresinden verdiğiniz örneğe gelince, lütfen ayetleri eksik kopyalamayın, yani konusal bütünlüğünden ayırmayın. 64. ayetle birlikte yeniden buraya yazıyorum:

62. Bilesiniz ki, Allah'ın evliyalarına korku yoktur; onlar üzülmeyecekler de. 63. Onlar, iman edip de takvâya ermiş olanlardır. 64. Dünya hayatında da ahirette de onlara müjde vardır. Allah'ın sözlerinde asla değişme yoktur. İşte bu, büyük kurtuluşun kendisidir.

Bu ayetlerde Rabbimiz (c.c) evliyalarına ait iki vasfı belirtip, onlara her iki hayatta da ihsan edileceğini müjdelemektedir. Bu ayetlerde geçen iki vasıf ise yine iman etmek ve takvalı yaşamaktır. Bu vasıflarda bizim önceki yazımızdaki ifadelerimizi destekler.

Sizin âmenudurlar yorumunuza gelince, zaten parentez içerisinde ölmeden önce Alah’a ulaşmayı dileyenlerdir sözüne hiç değinmiyorum, çünkü ayette öyle bir kelime geçmiyor, bu tamamen sizin yorumunuz. Siz يِا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ (ya eyyühellezine amenu – ey Allaha iman edenler) bu hitapları nasıl oluyor da amenu olanlar diye değiştiriyorsunuz? Enfal Suresinin 27-28-29 ayetlerinin sebebi nuzulüne bir bakalım, o zaman siz mi, yoksa biz mi Allah’ın ayetini nefsi hevamıza göre tevil ediyoruz:

27. Ey iman edenler! Allah'a ve Peygamber e hainlik etmeyin; (sonra) bile bile kendi emanetlerinize hainlik etmiş olursunuz. 28. Biliniz ki, mallarınız ve çocuklarınız birer imtihan sebebidir ve büyük mükâfat Allah'ın katındadır. 29. Ey iman edenler! Eğer Allah'tan korkarsanız O, size iyi ile kötüyü ayırdedecek bir anlayış verir, suçlarınızı örter ve sizi bağışlar. Çünkü Allah büyük lütuf sahibidir.

Enfal Suresinin 27-28-29 ayetlerin sebebi nuzulü: Ebu Lübâbe ibn Abdulmünzir hak¬kında nazil olmutur. Şöyle ki:
Rasûlullah (sa), Kurayza oğulları kalesini 21 gece kuşatmış. Bunalan Kurayzalılar Hz. Peygamber (sa)'den "Daha önce Hz. Peygamber (sa) ile anlaşmalı olan Nadîr oğulları yahudileri ile aynı şartlarla anlaşıp Şam topraklarındaki Ezruât ve Eriha'daki kardeşlerinin yanına gitmelerine izin verilmesini" istemişler. Rasûlullah (sa) da "Sa'd ibn Muâz'ın hükmüne razı oluncaya kadar onlara bu hakkı vermiyeceğini" bildirmiş. Kabul etmemişler ve "Bize Ebu Lübâbe'yi gönder." demişler. Ebu Lübâbe onlara karşı dostça davranırmış. Çünkü ailesi, malı ve çocukları onların yanında imiş. Allah'ın Rasûlü (sa) Ebu Lübâbe'yi onlara göndermiş. Ona gelmişler ve: "Ey Ebu Lübâbe, ne dersin, Sa'd ibn Muâz'ın vereceği hükme razı olalım mı?" diye sormuşlar, o da boğazına işaret ederek onun vereceği hükmün onların öldürülmeleri olacağını ima ile "Razı olmayın." Demiş.[40] Ebu Lübâbe bizzat kendisi: Vallahi ayaklarım oradan ayrılmadan Allah'a ve Rasûlü'ne ihanet ettiğimi anladım." demiştir. İşte onun hakkında bu âyet-i kerime nazil olunca Ebu Lübâbe Mescid-i Nebeviye giderek kendisini bir mescidin direklerinden birine bağlamış ve: "Allah'a yemin olsun ki ölünceye veya Allah tevbemi kabul edinceye kadar hiçbir yiyecek ve içecek tatmıyacağım." demiş. Yedi gün (bir rivayette de dokuz gün) ne bir şey yemiş, ne bir şey içmiş ve sonunda bayılmış. Sonra Allah Tealâ tevbesini kabul buyurmuş da müjdelemeye gelmişler ve: "Ey Ebu Lübâbe, tevben kabul edildi."
demişler ve onu, kendisini bağladığı direkten çözmek istemişler. "Hayır, Allah'a yemin ederim ki bizzat Allah'ın Rasûlü gelip beni çözmedikçe kendimi bu direkten çözmeyeceğim." demiş; Allah'ın Rasûlü (sa) gelip onu kendisini bağladığı direkten çözmüş. Ebu Lübâbe: "Tevbemin tamamlanması ancak bu günahı işlediğim kavmimim topraklarını terketmem ve malımdan Allah ve Rasûlü yolunda sadaka olarak vermek suretiyle olduğu gibi kurtulmamla olacak." demiş de Efendimiz (sa): "Ey Ebu Lübâbe, malının üçte birini tasadduk etmen Sana yeter." buyurmu41] Vahidî, age (esbab-ı nuzul) s. 162-163; İbnu'1-Esîr, Usdu'1-Ğâbe, VI.266.

Şimdi ayetleri ve sebebi nuzulünü okuduğumuzda, ayetin anlamı çok net ortada. Ben Rasulullahın (s.a.v) ve ashabın açıklamasına mı itibar edeyim sanamı? Bu ayetlerin bu anlama gelmediğini o zaman peygamberin açıklamalarından buyurun isbat edin. Bu arada evliyaların kimler olduğunu ashab peygambere sormuşta, Rasul (s.a.v) “görüldüklerinde Allah’ın anılmasına sebep olunan kimselerdir” demiş. Ayetin tefsirlerinde bu bilgiye ulaşabilirsiniz.

Şirk kavramına verdiğiniz anlama ise hiç değinmeyeceğim. Allah kullarına Şah damarlarından daha yakındır. Bunu unutmayın.

Biz bahsettiğiniz siteyi inceledik ve yazımızı öyle yazdık zaten. Yazımızı eğer tamamen okuduysanız bunu görürdünüz.

Eğer efendiniz, İskender Ali Mihr bu soruları cevaplamak isterse, bu forum onada açıktır, buyurup gelebilir. Yada sizler sorarsınız, aldığınız cevapları bize iletirsiniz, yada sizler cevaplarsınız, nasıl uygun görürseniz.

Allah’a (c.c) emanet olunuz.
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
ene_meczub
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1127



« Yanıtla #11 : 03 Şubat 2010, 18:19:14 »

Va aleykum selam

Yine anlayamamış olmanızdan kaynaklanan bir duruş. Selam vermemiş olmanızdan neden etkilenelim, ama bu durumu size aktarmış ve doğal olarak uyarmış olmamız size neden garip geliyor?

Elbette ki bu şekilde yazışmayla bir sonuca varmamız mümkün olmayacak. Siz kendi zannınızı, din bu diye karşımıza koyuyorsunuz. Bizde bu durumda bazı sorular soruyoruz. Bu soruları metnin en sonuna tekrar ekleyeceğim. Siz bizim her bir kelimemiz üzerine yazı yazmak yerine, size ve grubunuza yöneltilen soruların cevaplarını yazmaya çalışsanız daha güzel olur. Siz ise bu soruları yanıtlamak yerine, konuyu değişik bir mecraya çekmeye çalışıyorsunuz. Bu durumda bizim ne söylememizi bekliyorsunuz ki?

Biz sizin hakkınızda bize göre uyarıcı, size göre sui zan yapmışız gibi bir cümle kurmuşsunuz. Siz hiç tanımadığınız birisi hakkında olumsuz kelimeler sarf edeceksiniz ve bu sui zan olmayacak. Biz Allah’ın (c.c) rızası için sizi uyardık, siz buna teşekkür etmeniz gerekirken, kendinizi savunmaya çalışıyorsunuz.

Al-i İmran 191 ayet ve benzeri konularda ortaya koyduğumuz metinlerin yanlışlığını sizin zannı galibinize göre değil, Kuran ve Sünnet delillendirmenizi rica ediyorum. Sizin fikirlerinizi ve terminolojinizi doğru kabul ediyor olsaydık, bu konuşmaları yapıyor olurmuyduk?

Siz Allahın (c.c) ayetlerini nefsi hevanıza göre tevil edip, parantez içerisinde eklemelerle bunu böyle anlayacaksın diyorsunuz. Bunun kabul edilebilir bir istek olmadığını anlamakta ise zorlanıyorsunuz.

İnsanın bir şeyi tefekkür ve tezekkür eylemesi müteşabih ayetlerin anlamlarına erişebileceği anlamına gelmez. Nitekim Rabbimiz aynı ayetin devamında:

Halbuki Onun tevilini ancak Allah bilir. İlimde yüksek pâyeye erişenler ise: Ona inandık; hepsi Rabbimiz tarafındandır, derler. (Bu inceliği) ancak aklıselim sahipleri düşünüp anlar

Tabi bu ayetinde sebebi nuzulünün ne olduğuna zahmet edip bakarsanız, ayet-i daha iyi anlayacağınızdan eminim.

İnsanın velayete adım atmasına gelince bakalım Hazreti Peygamber bu konuda ne diyor:

ـ4663 ـ3ـ وعن أبى هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنْه قال: ]قالَ رَسُولُ اللّهِ #: قَالَ اللّهُ تَعالى: مَنْ عَادَى لِي وَلِيّاً فَقَدْ آذَنْتُهُ بِحَرْبٍ، وَمَا تَقَرَّبَ اليّ عَبْدِي بِشَىْءٍ أحَبَّ الىَّ مِنْ أدَاءِ مَا افْتَرَضْتُ عَلَيْهِ، وََ يَزَالُ عَبْدِي يَتَقَرَّبَ اليّ بِالنَّوافِلِ حَتّى أُحِبُّهُ، فإذا أحْبَبْتُهُ كُنْتُ سَمْعَهُ الَّذِى يَسْمَعُ بِهِ. وَبَصَرُهُ الَّذى يُبْصِرُهُ بِهِ وَيَدَهُ الَّتِى يَبْطَشُ بِهَا. وَرِجْلُهُ الَّتِى يَمْشِى بِهَا، وإنْ سَألَنِى أعْطَيْتُهُ، وإنِ اسْتَعاذَنِى أعَذْتُهُ، وَمَا تَرَدَّدْتُ عَنْ شَىْءٍ أنَا فَاعِلُهُ تَرَدُّدِى عَنْ قَبْضِ نَفْسِ عَبْدِى الْمُؤْمِنِ، يَكْرَهُ الْمَوْتَ وَأكْرَهُ مَسَاءَتَه

3. (4663)- Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
"Allah Teâla hazretleri şöyle ferman buyurdu: "Kim benim veli kuluma düşmanlık ederse ben de ona harp ilan ederim. Kulumu bana yaklaştıran şeyler arasında en çok hoşuma gideni, ona farz kıldığım (aynî veya kifaye) şeyleri eda etmesidir. Kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşmaya devam eder, kulum sonunda sevgime erer. Ben bir kulumu sevdim mi artık ben onun işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı olurum. Benden birşey isteyince onu veririm, benden sığınma talep etti mi onu himayeme alır, korurum. [Buhârî, Rikak 38.]

Ben Hazreti Peygamber (s.a.v) efendimizi dinlediğimde, O’na (s.a.v)  kulak verdiğimde, Kuran’a müracaat ettiğimde, sizden duyduğum cümleleri duymuyorum. Velayetin birinci şartı İman etmek, bu yolda süluk edip ilerlemek ise, Takva ehli olup Farzları ve Nafileleri yerine getirmekle olur. Sizin tespit ve söylemleriniz ne Kuran’a nede Rasulullah’ın Sünnetine asla uymuyor.

El Hak kitapta bir eksiklik yok, zaten Kuran bana Hazreti Muhammede (s.a.v) uymamı, O’nu (s.a.v) örnek almamı, iş ve hükümlerimde Onun (sav) önüne geçmememi söylüyor. Bu nedenle bende sizin sözlerinizi Kuran ve Sünnete havale ediyorum. Siz neden bundan rahatsız oluyorsunuz? Siz sebebi nuzul dediğimiz metinlerin hadis olduğunu fark edemiyorsunuz galiba. Hadisler olmasa, siz İskender Ali Mihr’e mehdi diyemezdiniz. Mehdilik kavramı Kuran’da değil, hadislerde geçen bir olgudur.

Siz Enfal 29 ayette geçen insanlara “şirktedirler” derseniz, size söyleyeceğim sözlerin okuyucular tarafından iyice anlaşılması için ayet-i buraya yeniden yazıyorum:

29. Ey iman edenler! Eğer Allah'tan korkarsanız O, size iyi ile kötüyü ayırdedecek bir anlayış verir, suçlarınızı örter ve sizi bağışlar. Çünkü Allah büyük lütuf sahibidir.

Allah’ın (c.c) iman edenler dediği zümreye müşrik dediğiniz için, sizin bu sözlerinize cevabımız, sizin Tövbe etmedikçe küfre girdiğiniz, kafir olduğunuz ikazı olacaktır. Herkim sizin gibi söz söylüyorsa onlarda küfre girmiş olur. Allahum Mahfazna!!!

Yunus 62-63-64 ayetlerle ilgili zannınızı değil delilinizi soruyorum. Rabbimiz o ayette evliyalarını “İman ve Takva” özellikleriyle tanıtıyor. Bakara suresinde Takva ehlinin özellikleri ise aşağıdaki gibidir:

1. Elif. Lâm. MÎm. 2. O kitap (Kur'an); onda asla şüphe yoktur. O, müttakîler (sakınanlar ve arınmak isteyenler) için bir yol göstericidir. 3. Onlar gayba inanırlar, namaz kılarlar, kendilerine verdiğimiz mallardan Allah yolunda harcarlar. 4. Yine onlar, sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler; ahiret gününe de kesinkes inanırlar. 5. İşte onlar, Rablerinden gelen bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenler de ancak onlardır.

Burada takva sahibi olanların tanımını Allah (c.c) yapmış, sizin amenunuzla gerçi uyuşmuyor ama napalım, biz Rabbimizin (c.c) sözlerine itibar ederiz.

Zümer suresinden verdiğiniz örneğe gelince, o ayet sahabelerle alakalı değil, bütün müminlerle ilgilidir. Oysaki sahabe efendilerimizle ilgili Rabbimiz şöyle buyurmuştu:

Tevbe 100. (İslâm dinine girme hususunda) öne geçen ilk muhacirler ve ensar ile onlara güzellikle tabi olanlar var ya, işte Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah'tan razı olmuşlardır. Allah onlara, içinde ebedî kalacakları, zemininden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük kurtuluştur.

Bu ayete baktığımızda mesele hiçte sizin dediğiniz gibi değildir. Müslüman oldukları için Allah (c.c) ashabdan razı olmuş ve onları cennetiyle müjdelemiştir. Allah’ın (c.c) rızasını elde etmelerinin bir başka nedeni ise:

Tevbe 88. Fakat Peygamber ve onunla beraber inananlar, mallarıyla, canlarıyla cihad ettiler. İşte bütün hayırlar onlarındır ve onlar kurtuluşa erenlerin kendileridir.

Bu ayette ise, inanmış olmaları, peygambere (s.a.v) uymaları, fi sebilillah Allah’ın (c.c) yolunda cihad eylemeleri kurtuluş nedenleridir.

Son olarak eğer siz gerçekten Allah’a (c.c) kavuşmayı, O’na (c.c) yaklaşmayı, alıcılarınızın açılmasını ve gerçekten Allah’ı (c.c) zikredenlerden olmayı diliyorsanız neden Allah’a (c.c) ve Peygamberine itaatten yüz çevirip İskender Ali Mihr’e kul oluyorsunuz?

Ahzab 21 Andolsun ki, Resulullah, sizin için, Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için güzel bir örnektir

Al-i İmran 31. (Resûlüm! ) De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir. 32. De ki: Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki Allah kâfirleri sevmez.

Ahzab 29 Eğer Allah'ı, Peygamberini ve ahiret yurdunu diliyorsanız, bilin ki, Allah, içinizden güzel davrananlar için büyük bir mükâfat hazırlamıştır.

Ahzab 57. Allah ve Resûlünü incitenlere Allah, dünyada ve ahirette lânet etmiş ve onlar için horlayıcı bir azap hazırlamıştır.

Lütfen vaktiniz olmadığı zaman yazmayın. Vaktinizin olduğu zaman yazın ve bütün okuyucuların merakla bekledikleri şu aşağıdaki soruları yanıtlayın, böylece bizlere faydası olacak bir şeyi yapmış olursunuz (hacet namazı meselesine soruları cevapladığınızda geleceğim):

a- Madem Allah (c.c) her devirde her kavme Resûl göndermekte, bu asırda diğer kavimlere gönderdiği Resûller kimler?

b- Eğer denilirse ki Allah (c.c) her asırda bir Resul gönderir, öyleyse Hazreti Muhammed (s.a.v) efendimizle İskender Evrenosoğlu arasındaki Resuller kimlerdir?

c- Sahabe arasında Rasullük iddiasında bulunan olmuş mudur?

d- Museyleme gibileri ile İskender Evrenosoğlunun iddiaları arasında ne gibi farklılık vardır.

e- İskender Evrenosoğlu’nun iddialarını doğru kabul edersek, Museyleme de Resul olabilir. Bu durumda gerek peygamber efendimiz (s.a.v) ve gerekse sahabe neden onunla savaştı?

f- Tarih boyunca Mesih’lik ve Mehdilik iddia eden çok olmuşsa da, onların döneminde ortaya çıkacak olan, Deccal bir türlü ortaya çıkmamıştır. Madem kendisi Mehdidir, Hz Mesih ve Deccal nerede?

g- Yine hadis-i şeriflerden bilindiğine göre, Hz Mehdinin döneminde kıyamet savaşı denilen bir savaş olacaktır. İskender Evrenosoğlu ordusunu bu savaşa Amerika Birleşik Devletlerin demi hazırlamaktadır?
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
ibni teymiye
Aktif Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 80


« Yanıtla #12 : 03 Şubat 2010, 22:20:27 »

Toprak neden anlamıyorsun! Adamların verecek cevabı olsa verirler, boş yere lafı eveleyip gevelemeyin...

İskenderci arkadaş sende verecek cevabın yoksa burada propaganda yapıp işi çığrından çıkarma


Nur 47. (Bazı insanlar:) "Allah'a ve Peygamber'e inandık ve itaat ettik" diyorlar; ondan sonra da içlerinden bir gurup yüz çeviriyor. Bunlar inanmış değillerdir.

Ahzab 66. Yüzleri ateşte evrilip çevrildiği gün: Eyvah bize! Keşke Allah'a itaat etseydik, Peygamber'e de itaat etseydik! derler.

Enfal 20. Ey iman edenler! Allah'a ve Resûlüne itaat edin, işittiğiniz halde O'ndan yüz çevirmeyin.

En'am 93. Allah'a karşı yalan uydurandan yahut kendisine hiçbir şey vahyedilmemişken "Bana da vahyolundu" diyenden ve "Ben de Allah'ın indirdiği âyetlerin benzerini indireceğim" diyenden daha zalim kim vardır! O zalimler, ölümün (boğucu) dalgaları içinde, melekler de pençelerini uzatmış, onlara: "Haydi canlarınızı kurtarın! Allah'a karşı gerçek olmayanı söylemenizden ve O'nun âyetlerine karşı kibirlilik taslamış olmanızdan ötürü, bugün alçaklık azabı ile cezalandırılacaksınız!" derken onların halini bir görsen!
Logged

وَمَا يَنطِقُ

عَنِ الْهَوَى {3} إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَى {4}
(Peygamber) hiç bir şeyi kendi nefsinin hevasından yapmaz. O vahiy üzere hareket eder 53/3-4
ene_meczub
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1127



« Yanıtla #13 : 04 Şubat 2010, 16:26:16 »

Va Aleykum Selam

Rahman ve Rahim Olan Allahın (c.c) Adıyla.

Sığınırım Allah'a, ilahi huzurdan kovulup sonsuza değin rahmetten mahrum kalacak ve inananları Allaha kulluktan alı koymaya çalışacak olan şeytanın şerrinden "Araf 16. İblis dedi ki: Öyle ise beni azdırmana karşılık, and içerim ki, ben de onları saptırmak için senin doğru yolunun üstüne oturacağım.".

Sığınırım Allah'a, O nun mülkünde büyüklük taslamaktan "Araf 13. Allah: Öyle ise, "İn oradan!" Orada büyüklük taslamak senin haddin değildir. Çık! çünkü sen aşağılıklardansın! buyurdu.

Sığınırım Allah'a, nefsime hoş gelecek şeylerden ötürü,zelil ve hakir olana uyup Allah'tan gafil olmaya, "Araf 17. "Sonra elbette onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım ve sen, onların çoklarını şükredenlerden bulmayacaksın!" dedi.

Sığınırım Allah'a, bildiğim ve bilmediğim tüm kötü huylarımdan.

Allahın selamı, ihsanı ve ikramı, lutfu ve keremi, inayeti ve hidayeti, affı ve mağfireti, O nun marifeti ilahiyesine talip olanların ve müminlerin üzerine olsun.

Hamd insanı en güzel bir surette yaratan, ilmi marifete mülaki kılan, nimetlerini bilmekte ve saymakta acze düşülen, ariflerin mertebelerini marifetlerine göre yükselten, her ilim sahibinin fevkınde alim sıfatı ile tecelli edip duran, sevdiği seçtiği o razı olduğu kullarına kendi zatından ve rızasından başka bir gaye göstermemekle onları diğer insanlara üstün kılan celal ve cemal sahibi rahman ve rahim olan Allah'a mahsustur. Ki o kendini sena ettiği gibi yücedir.

Tesbih ve tenzihde mülk ve melekut alemlerinin hükümranı olan, ilmi ile her şeyi ihata edip kuşatan, ehli ile arasından perdeleri kaldırıp onları kesretten vahdete suluk ettiren, varlığı ile ehlinin gönüllerini aşka garkeden, kalpleri itminana erdirmekle saliklerin gözüne maşuka sürmesi çeken, bir tene iki can gömen, bizleri irşad alemleri davet için efendimiz Hz Muhammed Mustafa’yı (s.a.v). gönderen Arşı Azim’in Rabbinedir.

Salat ve dahi selam ise yaratılmışların en şereflisi olan, sebebi mevcudat, tabibi kulubuna, efdalul beşer, enbiyanın sertacı, asfiyanın burhanı hatemen nebiyyin vel mürselin Hz Muhammed Mustafa s.a.v. efendimize, onun Ehli Beytine, alu ashabına, kıyamete dek onların izinden gideceklere, cümle mümin ve müminelere ve hasseten efendimizin irşad sancağını kıyamete dek dalgalandıracak olan ulemayı kirama ve evliyayı mukarrebun ve mürşidi kamilin büyüklerimizin üzerine olsun.

Allah’a (c.c) sonsuz hamd, Sevgilisi Hz Muhammed (s.a.v) efendimize salat-u selam eyledikten sonra, selama selamla mukabele edip, kelama kelamla devam ediyoruz.

Öncelikle durumu asli mecrasına çekip, bu konuşmaların sebebine dönmemiz gerekiyor. İlk yazımızda biz İskender Ali Mihr’in görüşlerini kaynaklarıyla inceleyip istifadenize sunmuş ve görüşlerimizi belirtmiştik. Bilahare forumu ziyaret eden İskender Ali Mihr ve bağlılarının sözlü hakaret ve sataşmaları olmuştu. Bu sataşmalardan küfür ve hakaret içerikli olanların yazılarını kaldırmış, müddei (iddiacı) olanların iddialarını bırakmıştık. Foruma ziyarette bulunan son iki İskender Ali Mihr bağlılarından “Gülen ve Umutlu” isimli arkadaşlar, daha seviyeli yaklaşmış, hakaret ve küfredenler gibi davranmayıp, daha objektif olarak olaya yaklaşmışlardır.

Bu kişiler ise, sorulan sorulara cevap vermek yerine, olayı başka mecralara çekmeye gayret ettikleri gözlemlenmiştir. Bunu yazılarından görmeniz mümkün. Örneğin son yazısında Umutlu şöyle diyor:

Değerli kardeşlerim görüyorum ki sizlere yazdığım mesajlarda kalbinize ulaştırmak istediklerimde yetersiz kalmışımBelki de okuyan bambaşka insanların kalbinde yeşerecek Allah'a ulaşmayı dilemeniz konusunda atmaya çalıştığım tohumlar. (Umutlunun sözleri bitti)

Biz arkadaşlardan özellikle bazı soruları cevaplamalarını rica etmiştik. Son yazısında umutlu bu soruları cevaplamaya çalışmışsa da, kısmen duyduklarını dile getirdiğini görmekteyiz. Yani bunları cevap olarak kabul etmemiz mümkün değil, halbuki kendileri bu soruların cevaplarının sitelerinde olduğunu söylemişlerdi, en azından oradan bulup kopyalıyabilirlerdi. Bu sorulara bilahare değineceğim.

Biz şimdiye kadar bütün yazılarımızda ifade ettik ki; Kur’an ve Sünnet aramızda hakemdir. Eğer bir meselemiz olduğunda, biz meselemizi bu şekilde çözmezsek, bu münafıklıktan başka bir şey değildir. Rabbimiz (c.c) kitabında daha öncede tekrar ettiğim gibi şöyle buyuruyor:

Nisa 61 Onlara: Allah'ın indirdiğine (Kitab'a) ve Resûl'e gelin (onlara başvuralım), denildiği zaman, münafıkların senden iyice uzaklaştıklarını görürsün

Ahzab 36. Allah ve Resûlü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.

Konunun uzamaması ve dağılmaması için yalnızca bu iki ayet-i kerimeyi sizlerle paylaşıyorum. Bu iki ayette de açıkça görülüyor ki, iman edenler meselelerini kitap ve hadisle çözer. Buna kişi yaklaşmaz bundan yüz çevirirse, Kur’an bunu münafıklık olarak nitelendirmektedir. Allah’ın (c.c) ve Rasulü’nün (s.a.v) gösterdiğinden daha güzel bir yol asla yoktur. Hz Peygamberden daha iyi hiç kimse Allah’a (c.c) kulluk etmemiştir ve edemezde. Bizi yaratma amacını Rabbimiz (c.c):

Zariyat 56 Ben İnsanları ve Cinleri yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım. Buyurmaktadır.

Ayet-i Kerimeden açıkça anlaşılıyor ki, insanın yaratılışta ki biricik gayesi Allah’a (c.c) kulluktur. Mademki insanın yaratılma maksadı bu, hangi akıl sahibi Hz Muhammed (s.a.v) efendimizden daha iyi kulluk ettiğini veya edebileceğini iddia edebilir. Doğal olarak yaratılış gayemizi ifa için, Hz Peygambere uymak bizler için zorunludur. Bu bağlamda Rabbimiz Kitabında şöyle buyurmuştur:

Al-i İmran 31. (Resûlüm! ) De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir. 32. De ki: Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki Allah kâfirleri sevmez.

Eğer gerçekten bir kişi Allah’ı (c.c) sevdiğini, O’na (c.c) ulaşmak istediğini iddia ediyorsa, bu iddianın doğrumu yanlış mı olduğunu anlamanın tek yolu, o iddia sahibinin söz ve davranışlarının Peygamber Efendimize uyup uymadığına bakmaktır. Ayette geçtiği gibi Rabbimiz (c.c) sevgisini doğrulamayı, Efendimize (s.a.v) uymaya bağlamıştır. Al-i İmran suresinin 31. ayet-i indiğinde, bazı münafıklar bundan yüz çevirmiş, Peygambere (s.a.v) uymak nefislerine ağır gelmiştir. Bunun üzerine Rabbimiz 32. ayet-i indirmiş ve Peygambere (s.a.v) uymamanın hükmünü küfür olarak açıklamıştır. Yani Efendimizin (s.a.v) hikmüne muhalefet eden münafıklık anlayışı bugüne ait değil, 1430 yıl öncesine aittir. O dönemde de vardı. Rabbimiz Kuran’da müminleri şöyle tarif eder:

Hucurat 15. Müminler ancak Allah'a ve Resûlüne iman eden, ondan sonra asla şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla savaşanlardır. İşte doğrular ancak onlardır.

İşte Allah’ın (c.c) müminleri tarif etme şekli ve kaydı. İnsanlar Peygambere (s.a.v) tabi olmazsa, ahirette ne olacağını Rabbimiz (c.c) bize bildiriyor:

Ahzab 66. Yüzleri ateşte evrilip çevrildiği gün: Eyvah bize! Keşke Allah'a itaat etseydik, Peygamber'e de itaat etseydik! derler.

İşte ahirette pişman olanlardan olmamaları için, biz bu arkadaşları ve böyle düşünenleri uyarıyoruz. Müslüman olmamızın gereğini yerine getiriyor, ahirette başkaların pişman bizimde mesul olmamamız için hakkı ve hakikati söylüyoruz. Ayet ve hadisler bu kadar açık ve netken, “aslında o öyle değil, şöyle şöyle diyerek”, yeni bir din anlayışı ve yaşayışı ortaya koyanlara Rabbimiz bakın ne diyor:

Hucurat 16. De ki: Siz dininizi Allah'a mı öğretiyorsunuz?... Biz bundan Allah’a (c.c) sığınır, Allah’tan haya ederiz. Biz Allah ve Rasulünün karşısında haddimizi bilir, neye hükmederlerse işittik ve itaat ettik deriz. Allah (c.c) cümlemizi Peygamberinin yolundan ayırmasın. Âmin

Ahzab 21 Andolsun ki, Resulullah, sizin için, Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için güzel bir örnektir

Ahzab 57. Allah ve Resûlünü incitenlere Allah, dünyada ve ahirette lânet etmiş ve onlar için horlayıcı bir azap hazırlamıştır.


Hacet Namazı Meselesi

Öncelikle insanın namaz kılmasından daha güzel ne olabilir? Şimdi Umutlunun bu hacet namazıyla ilgili delilini önce buraya yazalım:

Bakara 45. Sabır ve namaz ile Allah'tan yardım isteyin. Şüphesiz o (sabır ve namaz), Allah'a saygıdan kalbi ürperenler dışında herkese zor ve ağır gelen bir görevdir.

Ayette istenen şey, kulların kararsız kaldıklarında, sıkıntıya düştüklerinde, Allah’ın (c.c) yardımının kendilerine ulaşması için namaz kılmalarının istenmesidir. Nitekim Bedir harbinde Hz Peygamber hususen namaz kılmıştır. Bu çok güzel bir şey. Ancak, Namaz kılıp Allah’ın (c.c) insanla konuşması istenirse, bu işte apayrı bambaşka bir şeydir. Bu ayette vurgulananla, İskender Mihr’ci ziyaretçilerin yapılmasını istedikleri şey aynı değildir.

Şunu deselerdi; “siz istihare namazı kılıp yatın, rüyanızda hakikati görürsünüz”. Bu kabul edilebilir bir şeydi. Ama arkadaşların bizden istedikleri; “hacet namazı kılın Allah’la konuşun, o size söylesin” Aklı Selim ile bu ayrımı görmenizi, farketmenizi rica ediyorum. Bu ikisi aynı şey değil ki. Doğal olarak söylediğiniz ayet, yaptığınız fiili desteklemez. Allah (c.c) namazla benden yardım isteyin diyor. Ben sizinle o namazda konuşacağım demiyor ki? Lütfen bu iddialarınızdan rücu edin. Allah’ın (c.c) söylemediği bir şeyi Allah (c.c) söylüyormuşcasına insanlara konuşmayın. Bunun hesabını asla veremezsiniz.


İskender Ali Mihr’e Vahiy Gelmesi Meselesi

Bu konuda öncelikle şu ayet-i okumanızı öneriyorum:

En'am 93. Allah'a karşı yalan uydurandan yahut kendisine hiçbir şey vahyedilmemişken "Bana da vahyolundu" diyenden ve "Ben de Allah'ın indirdiği âyetlerin benzerini indireceğim" diyenden daha zalim kim vardır!... Kendisine vahyedilmediği halde, bir kişinin bana Allah’tan vahiy geldi demesinin vebali çok büyük. Hz Peygamberin vefatından sonra, sahabe nesli bakın vahiy hakkında ne düşünüyordu:

Riyazüs Salihin 396: Abdullah ibn Utbe ibni Mes’ud der ki: Ömer ibni Hattab (Allah Ondan razı olsun) şöyle derken işittim:
Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) zamanında Allah tarafından gelen vahiy sayesinde insanlar her halleriyle yargılanmak durumundaydılar. Bugün vahiy kesilmiştir. Bunun için biz sizleri şu anda apaçık belli olan davranışlarınız sebebiyle hesaba çekeriz. Dolayısıyla bize iyi davranışlar gösteren kimseyi güvenilir kimse bilir ona yaklaşırız. Onun gizli hallerinden hiçbir şeyi araştırmak bize düşmez. O gizli hallerinin hesabını Allah görür. Bize karşı kötü davranışlar sergileyen bir kimseyi de güvenilir bulmayız. Niyetinin iyi olduğunu söylese bile kendisinden emin olmaz ve kendisini doğrulamayız. (Buhari, Şehadet 5)

Riyazüs Salihin 115: Enes (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Allah vahyi Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)’in vefatından önceye kadar indirdi. Öyle ki; vahyin çok geldiği bir anda Rasûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) vefat etti. (Buhârî, Fedâil 1; Müslim, tefsir 2)

Riyazüs Salihin 361: Enes (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’in vefatından sonra Ebu Bekir, Ömer (Allah Ondan razı olsun)’ya : Ümmü Eymen (Allah Ondan razı olsun)’ya gidelim, Rasulullah’ın ziyaret ettiği gibi bizde onu ziyaret edelim, dedi. İkisi beraber oraya geldiklerinde Ümmü Eymen ağladı.
Onlar da:
-Niçin ağlıyorsun, Allah katındaki nimetin Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) için çok daha hayırlı olduğunu bilmiyor musun? dediler. Ümmü Eymen’de:
-Ben Rasulullah vefat etti diye ağlamıyorum. Allah katındaki nimetlerin Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) hakkında daha hayırlı olduğunu biliyorum. Fakat ben vahyin kesilmiş olmasından dolayı ağlıyorum, deyince Ebu Bekir ve Ömer (Allah Ondan razı olsun)’de duygulandılar ve hep birlikte ağlamaya başladılar. (Müslim, Fezailüs Sahabe 3)

Hadis-i Şerifler sahihdir. Konunun uzmanlarına sorabilirsiniz. Bakınız sahabe dahi Hz Peygamberin vefatından sonra vahyin kesildiği inancında. Onların inanışı da bu. Şimdi birisi çıkar bana vahyedildi derse siz ne yaparsınız? Sahabe Hz Peygamberin vefatından sonra, bana vahyedildi diyenlerle savaştı. Açın İslam Tarihi kitaplarından bunları okuyunuz lütfen. Şimdi lütfen bu vahiy iddiasından vazgeçin. Yarin Allah’ın (c.c) huzurunda perişan olmanızdan korkuyoruz.

Siz yazınızda, Hz Peygamberin vefatından sonraki halifelerin Resul olduğunu söylüyorsunuz. Ama bakın onlar, Hz Ebu Bekir Hz Ömer vahyin kesildiğini söylüyor.

Siz Tasavvuf büyüklerini bu konuda ortaya örnek olarak sürüyorsunuz, bakın o tasavvuf büyükleri neler söylüyor:

Şems-i Tebrizi: Biri dedi ki: Hiç Allah'la konuşur musun? Öteki, «Evet konuşurum» dedi. «Senin yalanın şimdi açığa çıktıdedim. Yalan şimdi bu saatte meydana çıkacak. Onu sıkıştırdım, dedim ki: Şimdi o sana cevap versin. «Bu zor iştirdedi. Dedim ki: Bu önce de zor idi ama sen kolay dedin. Makalat-ı Şems-i Tebrizi

Erzurumlu İbrahim Hakkı: Bizim Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem odur ki: Peygamberlerin sonuncusudur, ondan sonra peygamber gelmez, şeriatı kıyamete dek bâkidir; ortadan kaldırılmaz, değiştirilmez, hükümleri bozulmaz…

Said-i Nursi: Birden hatıra geldi ki: Bu üç farkın sırrı ise Risaletü'n-Nur'un mertebesi üçüncüde olmasıdır. Yani vahiy değil ve olamaz. Hem umumiyetle dahi ilham değil, belki ekseriyetle Kur'ân'ın feyziyle ve medediyle kalbe gelen sünuhat ve istihracat-ı Kur'âniyedir. (1. Şua)

Müfrit bir kısım ehl-i tasavvuf, ilhamı, vahiy gibi zanneder ve ilhamı vahiy nev'inden telâkki eder, vartaya düşer. Vahyin derecesi ne kadar yüksek ve küllî ve kudsî olduğu ve ilhâmat ona nisbeten ne derece cüz'î ve sönük olduğu, On İkinci Sözde ve i'câz-ı Kur'ân'a dair Yirmi Beşinci Sözde ve sair risalelerde gayet kat'î ispat edilmiştir. (29. Mektup)

İmam-ı Rabbani:   Süâl: Evliyânın “rahmetullahi aleyhim ecma’în”, mahlûklara âid bilgileri, çok vakt yanlış oluyor ve kalbine doğan bilginin tersi, hâsıl oluyor. Meselâ, bir kimsenin bir ay sonra öleceğini veyâ yolcunun geleceğini haber veriyorlar. Bunlar olmuyor. Bunun sebebi nedir?
Cevâb: Velînin kalbine gelen bilgi, haber verilen iş, çok def’a şartlara bağlı olur. O Velî, o ânda, o şartları anlıyamaz. O şeyin, şartsız olarak, her hâlde meydâna geleceğini sanır. Bundan başka (Levh-i mahfûz)da yazılı, ileride olacak bir işi, ârife [ya’nî Velîye] gösterirler. Fekat o iş, değişdirilebilen, silinip yeniden yazılabilen şeylerdendir. (Kazâ-i mu’allak) gibidir. Ârif, o işin, bir şarta bağlı olduğunu, silinebilecek şeylerden olduğunu anlıyamayıp, elbette hâsıl olacağını sanır ve gördüğünü haber verir. Böylece, o iş de, hâsıl olmıyabilir.

Konunun uzamaması ve dağılmaması için bu kadarı yeterlidir sanırım. Özellikle Said-i Nursi Hazretleri, yazdığı kitabın Allah’tan (c.c) gelen bir vahiy değil, Kur’an-ı Kerimi Tefekkür etmenin neticesi olduğunu açıkça söylemektedir. Vahiyle ilgili detaylı bilgi için, konunun başındaki yazımızın ilgili paragrafına bakmanızı rica ediyorum.

Yazdığınız bazı ayet meallerine gelince,:

Maide 105. Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda olunca sapan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır. Artık O, size yaptıklarınızı bildirecektir.

Bu ayetle neyi anlatmak istediniz anlayamadım. Ben mi size, siz mi bana zarar vereceksiniz? Eğer şunu diyorsanız, siz ne söylerseniz söyleyin ben halimin doğru olduğunu biliyorum! Bunu size daha öncede söyledim bu sizin takdiriniz, ben yalnızca sizi hata yaptığınız noktasında uyarabilirim tıpkı Efendimin (s.a.v) bütün insanlığı uyardığı gibi:


İbrahim 44. Kendilerine azabın geleceği, bu yüzden zalimlerin: "Ey Rabbimiz! Yakın bir müddete kadar bize süre ver de senin davetine uyalım ve peygamberlere tâbi olalım" diyecekleri gün hakkında insanları uyar.

Yazdığınız diğer bir ayet ise Zümer Suresinin 17 ayetine gelince, bu ayet daha öncede söylediğim gibi, bütün insanlara hitap etmektedir. Zaten bir insan batıldan yüz çevirmişse, Allaha (c.c) yönelmiş demektir. Akıl ve mantık bunu gerektirir. Her kimde Allah’a (c.c) itaatten kaçınırsa, iblise yönelmiş demektir.

Bakara suresinin 38 ayetini yazmışsınız. Bu ayet Hz Âdem ve Havva validemizin cennetten çıkarıldığı kıssanın içerisindedir. Ne olmuştu orada, Allah (c.c) kullarını cennetten çıkarmıştı. Bu bağlamda inen bir ayettir. Bu olayı anlatır ve elbetteki Hidayet Allah’tandır. El Hadi olan Allah (c.c) dür. O’nun dilemesi olmadan hiç kimse, bir başka kimseyi hidayete erdiremez, nitekim Rabbimiz şöyle buyurur:

Kehf 17 Allah kime hidayet ederse, işte o, hakka ulaşmıştır, kimi de hidayetten mahrum ederse artık onu doğruya yöneltecek bir mürşid nede bir dost bulamazsın.

Eğer siz bu ayetlerden Allaha (c.c) ulaşmayı açıklamak istiyorsanız, ben size yazılarımda bunun nasıl olduğunu ayet ve hadisle söylemiştim, bunu tekrar etmekte fayda görüyorum:

Ahzab 21. Andolsun ki, Resulullah, sizin için, Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için güzel bir örnektir…. Şimdi Allah’ın (c.c) ve Rasulünün örnekliği sizi Allah’a (c.c) ulaştıramıyormu?

Yada bunu size öğretebilecek ve Kuranı Kerimde 2 ayette “ehli zikre sorun” diye yönlendirildiğimiz ama Allah’tan (c.c) vahiy almayan bir alim yeterli gelmiyormu? Allah’tan (c.c) vahiy almayan bu alimler nasıl yeterli gelmiyor? Yeterli gelmiyorlarsa 1400 yıldır yaşayan insanların durumu ne olacak?

Bir kudsi Hadiste bakın Allaha (c.c) yaklaşmak, Allah’ın (c.c) sevdiği kul olmak nasıl oluyormuş, birlikte okuyalım:

3. (4663)- Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
"Allah Teâla hazretleri şöyle ferman buyurdu: "Kim benim veli kuluma düşmanlık ederse ben de ona harp ilan ederim. Kulumu bana yaklaştıran şeyler arasında en çok hoşuma gideni, ona farz kıldığım (aynî veya kifaye) şeyleri eda etmesidir. Kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşmaya devam eder, kulum sonunda sevgime erer. Ben bir kulumu sevdim mi artık ben onun işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı olurum. Benden birşey isteyince onu veririm, benden sığınma talep etti mi onu himayeme alır, korurum. [Buhârî, Rikak 38.]

İnsanların Allah’a (c.c) nasıl yaklaşacağını, haşa kim Allah’tan (c.c) daha iyi bilebilir. İşte burada hadisi şerifte bu işin oluş şekli açıklanmış ve sahabede bu şekilde Allah’a (c.c) ulaşmıştır. Bu yolda bozulmamamı oldu ki, haşa Allah (c.c) yeniden düzenleme yapsın? Siz zaten Efendimiz (s.a.v) şeraitinin kıyamete kadar baki olduğunu kabul ediyorsunuz. Değişmeyeceğini ve bozulmayacağını söylüyorsunuz. O’nun (s.a.v) metodundan başka metodu öyleyse neden arıyorsunuz?

Sorularımıza verdiğiniz cevaba gelince, kusura bakmayın ama siz sorulara cevap vermek yerine önce bildiğinizi okumuş, sonra yuvarlak kelimelerle cevapları geçiştirmiş, satır aralarında mesaj vermişsiniz. Halbuki biz sizden, eğer bize fayda vermek istiyorsanız önce soruları net bir biçimde cevaplamanızı istemiştik umarım tekraren soracağım sorulara, bundan sonra cevap verir, karşılıklı yazışmanın gereğini yerine getirirsiniz. Biz size sorduk ki;

a- Madem Allah (c.c) her devirde her kavme Resûl göndermekte, bu asırda diğer kavimlere gönderdiği Resûller kimler? Sizde şöyle demişsiniz;

Her kavimdeki resuller İbrahim 4 gereğince o kavimdekilere kendi lisanlarıyla hitab eder ve onları Allah'ın dinine davet eder. Allahu Teala hak ve adaletin sahibidir… Eğer her kavimde bir resul olmasa bu, o topluluklara yapılmış bir haksızlık olurdu… Şimdi diğer kavimlerdeki resuller Allah'a ulaşmayı dilemiş, bir mürşide tabi olup irşad olmuş sonra da kendisi irşadla vazifelenmiş Allah dostlarıdır. (umutlunun cevap özeti bitti)

Biz size Allah (c.c) Resul gönderir mi? Bunu sormuyoruz. Bizim sorumuz gayet net, bu asırda diğer kavimlere gönderilmiş olan Resuller kimler? İskender Mihr’e birisi tabiyetim kabul odlumu? Şu an 51.000 zikirdeyim ama namaz kılmıyorum diye sorduğunda, kendisi gözlerini kapatarak, bilmiyorum soracağız demiş, haşa Allah’a (c.c) sormuş ve cevabını; evet kabul olunmuşsunuz… diyerek vermişti. Bir kişinin tabiyetinin kabulünün Allah’a (c.c) (haşa) soruyorda, milyonlarca insanın tabiyetine vesile olacak bir soruyu neden soramıyor? Bunun içinde gözünü yumsun sorsun, ben özellikle rica ediyorum. Madem bu yeteneği var, bu asırda diğer kavimlerdeki Resuller kimler bunu açıklasın.

Siz laf arasında İskender Mihr’in peygamberlik iddia etmediğini söylemişsiniz. Bu sizin söylemenizle değil, onun fiilinin ne olduğuyla alakalıdır. Siz demişsiniz ki, “mevlanaya, saidi nursiye, İbrahim hakkı hazretlerine yazdırdığı gibi bir sohbet kitabıdır.” Saidi Nursinin görüşünü yukarıda ilettik. O kitabının ne vahiy nede ilham yoluyla yazdırılmadığını, Kuran’dan esinlendiğini söylüyor. Madem bu isimleri ortaya sürüyorsunuz, bu zatlardan hangisi kendisini Allah’ın (c.c) Resulü olarak ilan etmiş? Hiç birinin böyle bir iddiası yok, onların tek iddiası ve hedefi Allah’ın razı olduğu kul olmaktır. Aksine Resullük iddialarını varsa buyurun ispat edin. Son olarak demişsinizki; “ilerde dinlerin birleşmesi esnasında bu resullere görevler düşecektir”. İşte bu Resuller kimler onları buraya yazın bitsin bu konu.

b- Eğer denilirse ki Allah (c.c) her asırda bir Resul gönderir, öyleyse Hazreti Muhammed (s.a.v) efendimizle İskender Evrenosoğlu arasındaki Resuller kimlerdir? Bu soruya diyorsunuz ki:

peygamber Efendimiz(s.a.v)den sonra sırasıyla 4 halife devrin imamlığına vekalet etmiştir. Sonraki isimlerden  Yunus Emre hz. kendi çağının mesela imamıydı ki  şiirleriyle adeta hizmeti devam etmekte Allah ondan razı olsun. Saidi Nursi hz.yaşadığı dönemde devrin imamıydı mesela. Kardeşlerimizden çok isim duymuştum ama şu an hatırladıklarım bunlar (Umutlunun cevabı bitti)

Bakınız, biz size devrinin imamı kimdir diye sormuyoruz. Her devirde Her kavme gönderilmiş olması gereken Resuller kimler? Diye soruyoruz. Sorumuzun gayet anlaşılır ve net olduğunu düşünüyorum. Şimdi verdiğiniz şu isimlerden hangisiBen Allah’ın Resulüyüm demiş? Sizi iddianızı ispata davet ediyorum. İskender Mihr tıpkı yukarıda söylediğim gibi gözünü yumsun ve sorsun. Bu isimleri öğrensin ve bize iletin lütfen. Biz bu soruyu neden soruyoruz!!! Verdiğiniz ve vereceğiniz insanların eserlerine bakacağız, bakalım hangisi İskender Mihr gibi bir Resullük iddiasında bulunmuş? Bu sorulara cevap veremeyeceğiniz için, konuyu değiştirmeye ve kaçamak cevaplar vermeye çalışıyorsunuz. Bu durumda sizin samimiyetinizden şüphe etmek durumunda kalırız. Sorumuz açık Hz Peygamberden bu tarafa her kavme gelmiş olması gereken Resuller kim? Burada yalnızca İslam ümmetinden isimler vermişsiniz, her kavme derken yer yüzünde yaşayan bütün toplulukları kastediyorsunuzdur umarım.

c- Sahabe arasında Rasullük iddiasında bulunan olmuş mudur? Bu sorumuza diyorsunuzki:

Sahabe iken resullük iddia eden olursa o yoldan çıkmış demektir… Şimdi bir önceki sorunuzdan bir metni tekrar buraya ekliyorum:

peygamber Efendimiz(s.a.v)den sonra sırasıyla 4 halife devrin imamlığına vekalet etmiştir (umutlunun sözü bitti)

Şimdi bu iki yazınızı yan yana getiriyorum, bir diyorsunuz 4 halife imam (resul) bir diyorsunuz iddia ederse yoldan çıkmış olur!!! Biraz tutarlı olun lütfen. Madem yazınızın devamında Hz Peygamberin zamanında başka beldelere giden sahabelerin resul olduğunu iddia ediyorsunuz, o zaman o sahabelerin hangisi bu iddiada bulunmuş sözleriyle buyurun ispatlayın. Hangi sahabe ben Allah’ın Resulüyüm demiş, burada belirtin…

d- Museyleme gibileri ile İskender Evrenosoğlunun iddiaları arasında ne gibi farklılık vardır.

Gördüğüm kadarıyla bu soruya verecek cevabınız yok. Ben size söyleyeyim Museyleme Medineyede gelmiştir. Hz Peygamberle de görüşmüştür. Beni kendine vekil seç, senden sonra yerine beni bırak bende sana tabi olayım demiştir. Oda Allah’tan vahiy aldığını, kendisine elektrik geldiğini iddia etmiştir. Peki Allah’tan vahiy aldığını iddia edenlere peygamber ve sahabe ne yapmış, savaş ilan etmiş. Umarım bu ve benzeri iddiada bulunmuş ve sahabenin savaşmış olduğu diğer müddei leri en kısa zamanda araştırırsınız.

e- İskender Evrenosoğlu’nun iddialarını doğru kabul edersek, Museyleme de Resul olabilir. Bu durumda gerek peygamber efendimiz (s.a.v) ve gerekse sahabe neden onunla savaştı?

Bu soruya da cevap verememiş ve Hacet namazı demişsiniz. Hacet namazını yukarıda anlattım. Namazla Allah’tan (c.c) yardım istemek başka, Allah’la (c.c) haşa konuşmak başka. Okuyucular lütfen bu ayrımı iyi düşünsünler. Sahabeden bir kişinin Allah’la (c.c) konuşmak kastıyla böyle bir fiili yoktur. Varsa buraya yazın buyurunuz.

Şimdiye kadar bunu açıklamak istemedim. Ben bu konuyla ilgili iki defa istihare namazı kıldım. Bu namaz bir farkla sizin Hacet namazı dediğinize benziyor. Aradaki fark, bu namazı kılan haşa Allah’la (c.c) konuşmaz, bir rüya görür. Benim gördüğüm rüyada Zamanın Kutbu Başka birisiydi. İskender Mihr ve etrafındaki insanlarda ateşlerde yanmaktaydılar.

Siz şimdi buna itiraz edeceksiniz. Ama olsun, bilinmesinde fayda var.

f- Tarih boyunca Mesih’lik ve Mehdilik iddia eden çok olmuşsa da, onların döneminde ortaya çıkacak olan, Deccal bir türlü ortaya çıkmamıştır. Madem kendisi Mehdidir, Hz Mesih ve Deccal nerede?

İyi madem Mesih ve Deccalin gelişini kabul ettiniz. 35 yıldır bekliyorsunuz ve hazırlanıyorsunuz öyleyse. Hasan Mezarcıda ben Mesihim demişti. Mehmet Ali Ağcada diyor. Ne yapacağız, mehdi çıkmış, bunlardan biriside mesihdir, yakında deccalde çıkar. Buraya başka bir yazıyla hadislerden mehdinin nelerle ilgileneceğini yazacağız. Bakalım İskender Ali Mihr bu fiilleri icra ediyormu?

g- Yine hadis-i şeriflerden bilindiğine göre, Hz Mehdinin döneminde kıyamet savaşı denilen bir savaş olacaktır. İskender Evrenosoğlu ordusunu bu savaşa Amerika Birleşik Devletlerin demi hazırlamaktadır?

Bu dinlerin birleşmesi ve mehdilikle ilgili ayrı bir yazı yazmamız lazım. Cevabınızda amacının bu olduğunu söylemişsiniz. Bedirdeki insanların kim olduğuna bir bakın, talimli olup olmadıklarını ondan sonra söyleyin.

Görüldüğü gibi sorularımızın cevabı yoktur. Olacağını da zannetmiyorum. Resul diye verilen birkaç kişinin eserlerini ve hayatını her kes biliyor. Bunlardan asla ve asla Resullük iddiası zuhur etmemiştir. Eğer bu iddialarınızda samimi ve ciddi iseniz. Sizleri bu isimleri buraya yazmaya davet ediyorum. Mehdilik Yazısında buluşmak üzere.

Selam Allah’ın (c.c) kulları üzerine olsun. Sözlerime Allah’ın (c.c) kitabından bazı ayetlerle son veriyorum.

Şeytan, kendilerine yaptıklarını süslü göstermiş de onları doğru yoldan alıkoymuş. Bunun için doğru yolu bulamıyorlar. (Neml 27/24)

Fakat kalpleri iyice katılaştı ve şeytan da onlara yaptıklarını câzip gösterdi. (En’am 6/43)

Allah'a andolsun, senden önceki ümmetlere de (peygamberler) göndermişizdir. Fakat şeytan onlara işlerini süslü gösterdi (Nahl 16/63)

Şeytan onlara yaptıkları işleri güzel gösterip onları doğru yoldan çıkardı. Oysa bakıp görebilecek durumdaydılar. (Ankebut 29/38)

Hani şeytan onlara yaptıklarını güzel gösterdi (Enfal 8/48)

Onlara: Allah'ın indirdiğine (Kitab'a) ve Resûl'e gelin (onlara başvuralım), denildiği zaman, münafıkların senden iyice uzaklaştıklarını görürsün. (Nisa 4/61)

onlara peygamberler gönderdik. Ne zaman bir peygamber onlara nefislerinin arzu etmediğini (ilâhî hükümleri) getirdi ise bir kısmını yalanladılar, bir kısmını da öldürdüler. (Maide 5/70)


Not: Ben bu yazıyı yazarken gülen rumuzlu arkadaş yazısını eklemişti. Gördüğünüz gibi yazı zaten baya uzundu. Onun yazısını ayrıca değerlendireceğimi bilmenizi isitiyorum.
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
ene_meczub
Ukab
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1127



« Yanıtla #14 : 04 Şubat 2010, 17:39:32 »

Gülen Rumuzlu Arkadaşa (vas)

Yazına kısmen baktım ve sizede daha önce sorduğumuz soruya cevap vermek yerine grubunuzun propagandasını yapmaya çalışmışsınız. Bakın başka forumlardada mihr cilerin bu tür davranışlarını görüyorum. Devamlı sözü başka konulara çekmeye ve çok fazla sayıda ziyaretçi akışı sağlayıp, başka başka yazılar yazıp konuyu bütünen dağıtmaya çalışıyorlar, buna asla müsade etmeyeceğimizi söylemem gerekiyor, umarım anlıyorsunuzdur.

Eğer siz gerçekten samimiyseniz, bu işi kolaylaştıralım ve sizede daha önce sormuş olduğumuz soruları cevaplayın. İnsanların tepkisinden bahsediyorsunuz. Bu tepkiler iki taraflı var. Bir kısım biz bu yazıyı açtığımız için bize yapılıyor. Diğer tepki ise, buraya gelen mihrcilerin yalnızca propaganda yapmaya çalışıp, sorulara yanıt vermemelerinden kaynaklanıyor, siz cevap verdinizde sizi kim eleştirdi?.

Eğer siz bu yönteminize devam ederseniz siz bilirsiniz, maksadınıza belki ulaşmış olursunuz, ama soruları cevaplamaktan kaçındığınızı insanlar görecektir.

Şimdi yazınıza mukabelede bulunmayıp, sizede daha önce sorduğumuz soruları aşağıya yazıyorum, ister siz, ister umutlu, ister iskender mihr, isterse başka birisi gelsin ve cevaplasın. ABD oradaysa forum ve sorular burada, ilk 3 soruya vereceğiniz isimlerle ilgili umutluya yazdığım cevabı iyi okuyunuz. Çünkü vereceğiniz isimlerin eserlerinden bunların ispatını da isteyeceğim. Mesela umutlu bazı sahabe ve islam büyüğünün isimlerini verdi, şimdi onların bunu iddia ettiklerini sözleriyle ispat etmesi gerekiyor:

a- Madem Allah (c.c) her devirde her kavme Resûl göndermekte, bu asırda diğer kavimlere gönderdiği Resûller kimler?

b- Eğer denilirse ki Allah (c.c) her asırda bir Resul gönderir, öyleyse Hazreti Muhammed (s.a.v) efendimizle İskender Evrenosoğlu arasındaki Resuller kimlerdir?

c- Sahabe arasında bu iddiada bulunan olmuş mudur?

d- Museyleme gibileri ile İskender Evrenosoğlunun iddiaları arasında ne gibi farklılık vardır.

e- İskender Evrenosoğlu’nun iddialarını doğru kabul edersek, Museyleme de Resul olabilir. Bu durumda gerek peygamber efendimiz (s.a.v) ve gerekse sahabe neden onunla savaştı?

f- Tarih boyunca Mesih’lik ve Mehdilik iddia eden çok olmuşsa da, onların döneminde ortaya çıkacak olan, Deccal bir türlü ortaya çıkmamıştır. Madem kendisi Mehdidir, Hz Mesih ve Deccal nerede?

g- Yine hadis-i şeriflerden bilindiğine göre, Hz Mehdinin döneminde kıyamet savaşı denilen bir savaş olacaktır. İskender Evrenosoğlu ordusunu bu savaşa Amerika Birleşik Devletlerin demi hazırlamaktadır?
Logged

Canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Gel şefaat eyle kemter kuluna, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sen Hak peygambersin şeksiz gümansız, Sana uymayanlar gider imansız.
Aşık yunus neyler dünyayı sensiz, Adı güzel kendi güzel Muhammed
Sayfa: [1] 2 3 ... 6
Maneviyat.com  |  GENEL KÜLTÜR  |  Bilinçli Yaşam  |  Sağlıklı Yaşam  |  İskender Ali Mihr Kimdir? « önceki sonraki »
    Gitmek istediğiniz yer: